Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 441 gedikli

    مرتاد [مُرْتاد]

    Türkçe-Arapça Sözlük > gedikli

  • 442 girişmek

    حاول [حاوَلَ]
    Anlamı: bir işe, bir şeye başlamak için hazırlık yapmak, ele almak

    Türkçe-Arapça Sözlük > girişmek

  • 443 heba

    1. سدى [سُدًى]
    Anlamı: hiçbir işe yaramadan yok olma, boşa gitme
    2. عبث [عَبَث]
    Anlamı: hiçbir işe yaramadan yok olma, boşa gitme

    Türkçe-Arapça Sözlük > heba

  • 444 hevesli

    مريد [مُرِيد]
    Anlamı: bir şeye veya bir ışe istek duyan olan, istekli

    Türkçe-Arapça Sözlük > hevesli

  • 445 kalkışmak

    حاول [حاوَلَ]

    Türkçe-Arapça Sözlük > kalkışmak

  • 446 kapkaççı

    1. أزعر [أَزْعَر]
    Anlamı: belli etmeden para vb. şeyleri çalıp kaçan (kimse)
    2. حرامي [حَرَامِيّ]
    Anlamı: belli etmeden para vb. şeyleri çalıp kaçan (kimse)
    3. خطاف [خُطَّاف]
    Anlamı: belli etmeden para vb. şeyleri çalıp kaçan (kimse)
    4. سارق [سارِق]
    Anlamı: belli etmeden para vb. şeyleri çalıp kaçan (kimse)
    5. سلاب [سَلَّاب]
    Anlamı: belli etmeden para vb. şeyleri çalıp kaçan (kimse)
    6. لص [لِصّ]
    Anlamı: belli etmeden para vb. şeyleri çalıp kaçan (kimse)
    7. متقاعس [مُتَقَاعِس]
    8. متلكئ [مُتَلَكِّئ]
    9. متهاون [مُتَهَاوِن]
    10. مسترق [مُسْتَرِق]
    Anlamı: belli etmeden para vb. şeyleri çalıp kaçan (kimse)
    11. مقصر [مُقَصِّر]
    12. مهمل [مُهْمِل]

    Türkçe-Arapça Sözlük > kapkaççı

  • 447 maharetli

    1. بارع [بارِع]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    2. تقن [تِقْن]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    3. ثقيف [ثَقِيف]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    4. حاذق [حاذِق]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    5. عبقري [عَبْقَرِيّ]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    6. ماهر [ماهِر]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    7. مبرز [مُبَرِّز]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    8. متفنن [مُتَفَنِّن]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    9. مجيد [مُجِيد]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    10. مفتن [مُفْتَنّ]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    11. نابغة [نابِغَة]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    12. نجيب [نَجِيب]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta
    13. نحرير [نِحْرِير]
    Anlamı: eli işe yatkın, becerikli, usta

    Türkçe-Arapça Sözlük > maharetli

  • 448 şaşırmak

    Türkçe-Arapça Sözlük > şaşırmak

  • 449 uygulamalı

    1. تطبيقي [تَطْبِيقِيّ]
    2. عملي [عَمَلِيّ]

    Türkçe-Arapça Sözlük > uygulamalı

  • 450 uz

    1. بارع [بارِع]
    Anlamı: işe yatkın, becerikli
    2. تقن [تِقْن]
    Anlamı: işe yatkın, becerikli
    3. جميل [جَمِيل]
    Anlamı: iyi, güzel
    4. حاذق [حاذِق]
    Anlamı: işe yatkın, becerikli
    5. متفنن [مُتَفَنِّن]
    Anlamı: işe yatkın, becerikli
    6. مجيد [مُجِيد]
    Anlamı: işe yatkın, becerikli
    7. نحرير [نِحْرِير]
    Anlamı: işe yatkın, becerikli

    Türkçe-Arapça Sözlük > uz

  • 451 yeni

    1. جديد [جَدِيد]
    2. حادث [حادِث]
    3. حديث [حَدِيث]
    4. مبتدئ [مُبْتَدِئ]

    Türkçe-Arapça Sözlük > yeni

  • 452 acele

    "1. hurry, haste, undue haste. 2. urgent. 3. hurried, hasty (action). 4. in a hurry, hastily; urgently. - acele in a hurry. -ye boğmak /ı/ to do (something) hastily and carelessly. - etmek to be in a hurry. -ye gelememek (for someone) to refuse to do something hastily. -ye gelmek (for a job) to be done hastily and carelessly. -ye getirmek /ı/ 1. to act or do (something) quickly (in order to deceive someone). 2. to do (something) hastily and carelessly. - ile in a hurry, hastily. - işe şeytan karışır. proverb Haste makes waste. -si yok. colloq. There is no hurry about it."

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > acele

  • 453 bakılmak

    "/a/ 1. impersonal passive to look at; to gaze at. 2. (for a child, a sick person, a thing) to be looked after, be cared for: Çocuğa iyi bakıldı. The child was well cared for. 3. (for something) to be attended to, be tended to, be seen to: O işe bakıldı. That task´s been seen to. 4. impersonal passive to pay attention to, heed, listen to. "

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > bakılmak

  • 454 bugün

    today.-lerde in these days. - bana (ise) yarın (da) sana. proverb What has happened to me, may happen to you. -e bugün unquestionably, sure enough (used in emphatic speech). -den tezi yok right away. - yarın at any time, soon. -den yarına 1. for future generations. 2. within a short time.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > bugün

  • 455 derviş

    "1. dervish. 2. humble person; tolerant person. -in fikri ne ise, zikri de odur. proverb What a person has on his mind comes out in his conversation."

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > derviş

  • 456 dokuz

    nine. - ayın çarşambası bir araya gelmek colloq. (for a lot of pressing business) to come all at once. - babalı colloq. (one) whose father is unknown. - canlı very hardy, not likely to die. - doğurmak to fret and be frantic (while waiting for something). - doğurtmak /a/ to rush (someone), bring pressure on (someone). - fırın ekmek istemek colloq. to need more time and experience (for competence). - körün bir değneği the only support (of a large household). - köyden kovulmuş ostracized, expelled. -unda ne ise, doksanında da odur. colloq. He will always be the same./He will never improve. - yorgan eskitmek/paralamak to have a very long life.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > dokuz

  • 457 Halep

    Aleppo. - çamı Aleppo pine, Jerusalem pine. - çıbanı Aleppo boil, Aleppo button, Oriental sore. - orada ise arşın burada. colloq. Well, prove it! - yolunda deve izi aramak to try to find a needle in a haystack.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > Halep

  • 458 her

    "every, each. - an at any moment. - aşın kaşığı busybody, meddler, interloper. - bakımdan in every respect. - bir each, every single. - biri each one, every one (of). - biri başka bir hava çalmak for everyone (in a group) to behave and think differently from everyone else (in that group); for everyone to have a different opinion. - boyayı boyadık da fıstıki mi kaldı? colloq. Even though we´ve yet to do the fundamental things, you´re already talking about the finishing touches. - boyaya girip çıkmak colloq. to have worked at many different jobs. - daim always. - defa/defasında each time. - dem always. - dem taze 1. young-looking, vigorous for his/her age. 2. evergreen (plant). - derde deva cure-all, panacea. - durumda no matter what, in any case. - gördüğü sakallıyı babası sanmak colloq. to be easily fooled by appearances. - gün every day. - güzelin bir kusuru/huyu vardır. proverb Even the most attractive people and things have their drawbacks. - hal see herhalde. - halde see herhalde. - halü kârda see herhalükârda. - havadan çalmak 1. to be versatile. 2. to claim to be knowledgeable about many different things. - horoz kendi çöplüğünde/küllüğünde öter/eşinir. proverb A person will lay down the law on the turf that is his/her own. - hususta in all respects, from all points of view, in every way. - ihtimale karşı keeping every possibility in mind; just in case. - işe burnunu sokmak to poke one´s nose into everything. - işin başı sağlık. proverb The success of a project is greatly dependent on the good health of those involved in it. - işte bir hayır vardır. proverb Everything we experience in life has its positive side. - kafadan bir ses çıkmak for everyone to be talking all at once. - kim whoever. - kim olursa olsun no matter who it is, whoever it may be. - koyun kendi bacağından asılır. proverb The trouble people get themselves into is usually of their own making. - kuşun eti yenmez. proverb Not every person will bend to your will. - nasılsa somehow or other. - ne whatever. - nedense somehow, for some reason or other. - ne hal ise anyhow, anyway. - ne ise 1. so anyhow. 2. whatever the cost. 3. Anyway,.../Let´s forget it. - ne kadar although, however much. - ne pahasına olursa olsun at any cost. - nerede wherever. - ne zaman whenever. - şey everything. - şeye burnunu sokmak to poke one´s nose into everything. - tarafta all around, everywhere, on all sides. - taraftan from everywhere. - tarakta bezi olmak to have a finger in every pie. - tarladan bir kesek random talk. - telden çalmak 1. to be versatile. 2. to claim to be knowledgeable about many different things. - yerde everywhere. - yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. proverb Everybody cherishes his own way of doing things. - yiğidin gönlünde bir aslan yatar. proverb Everybody cherishes an ambition. - yokuşun bir inişi, her inişin bir yokuşu vardır. proverb All problems eventually get worked out. - zaman always."

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > her

  • 459 insan

    "1. person, someone, human being, man. 2. the human race, man, mankind: Allah insanı yarattı. God created man. 3. decent person, upright person: İnsan gibi yaşamadı. He didn´t live as a decent person should. İnsan gibi çalış! Do your work as it should be done! 4. one, you: İnsan büyüğüyle öyle konuşmaz. One doesn´t speak that way to one´s superior. İnsana güven veren bir sesi var. He has a voice that inspires trust. 5. decent, upright, good (person): Yümni insan bir adam. Yümni´s a decent fellow. -ın adı çıkacağına canı çıksın./-ın/adamın/bir kimsenin adı çıkmadansa canı çıkması yeğdir/hayırlıdır. proverb It is better to die than to get a bad reputation. - beşer, kuldur (bazen) şaşar. proverb Nobody is perfect./Everybody makes mistakes. - eti yemek colloq. to backbite, slander a person. - evladı good person, decent person, person of integrity. - gibi decently, properly, in an acceptable way, like a human being. - hakları human rights. İ- Hakları Beyannamesi hist. the Declaration of the Rights of Man. İ- Hakları Evrensel Beyannamesi the Universal Declaration of Human Rights (made by the U. N.). - hali human nature. - hali. colloq. Human nature is just that way. - içine çıkmak to go out in public; to mix with people. - kıtlığı scarcity of capable people. - kıtlığında As there is no one better at this time,.... - konuşa konuşa/söyleşe söyleşe, hayvan koklaşa koklaşa. proverb Animals communicate by sniffing; people by talking. - kurusu 1. very thin person, bag of bones, scarecrow 2. very thin, (someone) who is nothing but skin and bones. - müsveddesi 1. sorry apology for a human being, sorry excuse for a human being (said of a morally contemptible person). 2. (someone) who is a sorry apology for a human being. - sarrafı 1. a good judge of people. 2. (someone) who is a good judge of people. - türü Homo sapiens. - yedisinde ne ise yetmişinde de odur. proverb A person´s character does not change with time. "

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > insan

  • 460 nerede

    "Where?/Where...?/Wherever...: Onlar nerede? Where are they? Nerede oturursak.... Wherever we sit.... - akşam orada sabah. colloq. He is under/feels no compulsion to return to his own home come bedtime./He doesn´t appear to have a home; come bedtime, he just spends the night wherever he happens to be. - bu bolluk?/- bu yoğurdun bolluğu? What makes you think this thing´ll be so easy to do?/It´s not as easy as you think! - hareket, orada bereket. proverb Industry (assiduous labor) begets plenty. - ise see neredeyse. - kaldı ki how (in the world) can...?: Bu işi bile yapamazken nerede kaldı ki o işi yapasın? As you can´t even do this job, how in the world can you do that one? -... nerede... (... -... nerede) How can you compare...?/... can´t be compared to...: Cevdet nerede, Şevket nerede? You can´t liken Cevdet to Şevket! Şalgam nerede, gül nerede? How can you compare a turnip to a rose?"

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > nerede

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.