Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 421 öyle

    I adj solche(r, s)
    II adv
    1) so
    \öyle ise wenn das so ist
    \öyle veya böyle so oder so
    birine \öyle gelmek jdm so vorkommen
    köpeği \öyle sık havlayan komşu der Nachbar, dessen Hund so oft bellt
    2) ( o denli) dermaßen
    3) \öyle mi? so?, ja?
    razısın demek, \öyle mi? du bist also einverstanden, ja?

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > öyle

  • 422 şeytan

    Teufel m, Satan m, Dämon m
    \şeytan kulağına kurşun! toi, toi, toi!
    \şeytana uymak in Versuchung kommen
    acele işe \şeytan karışır ( prov) Eile mit Weile
    hay aksi \şeytan! ( fam) Teufel noch mal!
    yüzünü \şeytan görsün! scher dich zum Teufel!, fahr zur Hölle!

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > şeytan

  • 423 şimdi

    1) jetzt, nun; ( şu anda) derzeit
    \şimdi ise und nun
    \şimdi sıra onda jetzt ist er dran
    \şimdiden sonra von jetzt [o nun] an
    \şimdiye kadar/dek bisher, bislang, bis jetzt
    \şimdiye kadarki bisherige(r, s)
    \şimdiye kadarki davranışı sein bisheriges Verhalten
    \şimdiye kadar böyle bir şey ile hiç karşılaşmadım! so etwas ist mir ja noch nie begegnet!
    2) ( az sonra) gleich
    3) ( az önce) eben; ( demin) vorhin
    4) ( artık) nun, nunmehr

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > şimdi

  • 424 yanaşmak

    vi
    1) sich nähern, anrücken
    2) naut anlegen (-e an)
    3) ( fig) o ( fam) sich einlassen (-e auf), sich hergeben (-e für)
    ben böyle şeye ( hiç) yanaşmam auf so was lasse ich mich (überhaupt) nicht ein
    böyle işlere yanaşma! gib dich für so etwas nicht her!
    4) ( fig) o ( fam)
    yanaşmamak Abstand halten
    bir işe yanaşmamak einer Sache unzugänglich sein

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > yanaşmak

  • 425 yaramak

    vi dienen, nutzen
    sağlığa \yaramak der Gesundheit dienen
    bu neye yarayacak ki? wozu soll das nutzen [o gut sein] ?
    bu ne işe \yaramak? wofür ist das gut?

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > yaramak

  • 426 yaramaz

    1) unnütz, nutzlos; (bir işe \yaramaz) unbrauchbar, ungeeignet (-e für), untauglich (-e für)
    2) ( çocuk için) unartig

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > yaramaz

  • 427 yarar

    1. vi 3. Aorist von yaramak
    2. I adj
    1) sağlığa \yarar der Gesundheit dienend
    2) ( elverişli) tauglich (-e für); ( uygun) geeignet; (işe \yarar) brauchbar
    II s
    1) ( fayda) Nutzen m
    birine \yararı olmak jdm von Nutzen sein
    2) ( menfaat) Interesse nt
    bu, senin kendi \yararınadır es liegt in deinem eigenen Interesse
    kamu \yararına im Interesse der Allgemeinheit
    3) ( kâr) Gewinn m, Profit m; ( çıkar) Vorteil m
    bir şeyden \yarar sağlamak Profit aus etw schlagen/ziehen
    ...in \yarar ve zararları die Vor- und Nachteile von...

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > yarar

  • 428 acemi

    1. أجنبي [أَجْنَبِيّ]
    Anlamı: bir yerin, br şeyin yabancısı
    2. أمة [أَمَة]
    3. جارية [جاريَة]
    4. دخيل [دَخِيل]
    Anlamı: bir yerin, br şeyin yabancısı
    5. زنيم [زَنِيم]
    Anlamı: bir yerin, br şeyin yabancısı
    6. طارئ [طارِئ]
    Anlamı: bir yerin, br şeyin yabancısı
    7. طالب [طالِب]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş
    8. طلاب [طُلَّاب]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş
    9. غريب [غَرِيب]
    Anlamı: bir yerin, br şeyin yabancısı
    10. فاتح [فاتِح]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş
    11. مؤسس [مُؤَسِّس]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş
    12. مبتدئ [مُبْتَدِئ]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş
    13. مبدئ [مُبْدِئ]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş
    14. مستهل [مُسْتَهِلّ]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş
    15. منشئ [مُنْشِئ]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş
    16. ناشئ [ناشِئ]
    Anlamı: bir ışin yabancısı olan, eli ışe alışmamış, bir ışı beceremeyen, ışinde ve mesleğinde ilerlememiş

    Türkçe-Arapça Sözlük > acemi

  • 429 aciz

    1. إعياء [إِعْياء]
    Anlamı: gücü bir ışe yetmez olanın durumu, güçsüzlük
    2. إفلاس [إِفْلاس]
    3. تفليس [تَفْلِيس]
    4. تفليسة [تَفْلِيسَة]
    5. تقصير [تَقْصِير]
    Anlamı: gücü bir ışe yetmez olanın durumu, güçsüzlük
    6. عي [عِيّ]
    Anlamı: gücü bir ışe yetmez olanın durumu, güçsüzlük
    7. قصور [قُصُور]
    Anlamı: gücü bir ışe yetmez olanın durumu, güçsüzlük
    8. عياء [عَيَاء]
    Anlamı: gücü bir ışe yetmez olanın durumu, güçsüzlük

    Türkçe-Arapça Sözlük > aciz

  • 430 âciz

    1. خريع [خَرِيع]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    2. عاجز [عَاجِز]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    3. عجيف [عَجِيف]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    4. عدم [عَدِم]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    5. عيان [عَيَّان]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    6. قعيد [قَعِيد]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    7. كليل [كَلِيل]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    8. متخاذل [مُتَخَاذِل]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    9. مرهق [مُرْهَق]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    10. مستضعف [مُسْتَضْعَف]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    11. مضنى [مُضْنًى]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    12. معوق [مَعُوق]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    13. معوق [مُعَوَّق]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    14. مقعد [مُقْعَد]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    15. ممنون [مَمْنُون]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    16. نحيف [نَحِيف]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    17. وان [وانٍ]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    18. واه [واهٍ]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz
    19. واهن [واهِن]
    Anlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz

    Türkçe-Arapça Sözlük > âciz

  • 431 aleyhtarlık

    1. تضاد [تَضَادّ]
    Anlamı: bir ışe, harekete veya düşünceye karşı olma
    2. معاكسة [مُعَاكَسَة]
    Anlamı: bir ışe, harekete veya düşünceye karşı olma
    3. مناقضة [مُنَاقَضَة]
    Anlamı: bir ışe, harekete veya düşünceye karşı olma

    Türkçe-Arapça Sözlük > aleyhtarlık

  • 432 amelî

    1. ذرائعي [ذَرَائِعيّ]
    Anlamı: işe dayanan, iş üstünde, tatbikî
    2. فعلي [فِعْلِيّ]
    Anlamı: işe dayanan, iş üstünde, tatbikî
    3. واقعي [واقِعِيّ]
    Anlamı: işe dayanan, iş üstünde, tatbikî

    Türkçe-Arapça Sözlük > amelî

  • 433 atak

    1. باسل [باسِل]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    2. جريء [جَرِيء]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    3. جسور [جَسُور]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    4. شجيع [شَجِيع]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    5. صنديد [صِنْدِيد]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    6. كمي [كَمِيّ]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    7. متجاسر [مُتَجَاسِر]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    8. مجترئ [مُجْتَرِئ]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    9. مستبسل [مُسْتَبْسِل]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    10. مغاوير [مَغَاوِير]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    11. مغوار [مِغْوار]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan
    12. مقدام [مِقْدام]
    Anlamı: cüretkâr, düşüncesizce her ışe atılan

    Türkçe-Arapça Sözlük > atak

  • 434 ayıklamak

    Türkçe-Arapça Sözlük > ayıklamak

  • 435 balıklama

    تهور [تَهَوُّر]

    Türkçe-Arapça Sözlük > balıklama

  • 436 başlamak

    1. أبدأ [أَبْدَأَ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek
    2. أنشأ [أَنْشَأَ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek
    3. أهل [أَهَلَّ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek
    4. ابتدأ [اِبْتَدَأَ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek
    5. استفتح [اِسْتَفْتَحَ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek
    6. افتتح [اِفْتَتَحَ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek
    7. بدأ [بَدَأَ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek
    8. طفق [طَفِقَ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek
    9. هل [هَلَّ]
    Anlamı: bir işe girişmek, çalışır, işler, yürür duruma girmek

    Türkçe-Arapça Sözlük > başlamak

  • 437 battal

    1. بطال [بَطَّال]
    Anlamı: işe yaramaz, kullanılmaz
    2. متبطل [مُتَبَطِّل]
    Anlamı: işe yaramaz, kullanılmaz

    Türkçe-Arapça Sözlük > battal

  • 438 bismillah

    بسملة [بَسْمَلَة]

    Türkçe-Arapça Sözlük > bismillah

  • 439 elverişli

    1. كفي [كَفِيّ]
    Anlamı: uygun, ışe yarayan
    2. لازم [لازِم]
    Anlamı: uygun, ışe yarayan
    3. ملائم [مُلَائِم]
    Anlamı: uygun, ışe yarayan
    4. مناسب [مُنَاسِب]
    Anlamı: uygun, ışe yarayan

    Türkçe-Arapça Sözlük > elverişli

  • 440 fiş

    1. رقعة [رُقْعَة]
    Anlamı: bir işe kılavuzluk etmek için yazılıp sınıflandırılan küçük kâğıt yapraklarından her biri
    2. لصيقة [لَصِيقَة]
    Anlamı: bir işe kılavuzluk etmek için yazılıp sınıflandırılan küçük kâğıt yapraklarından her biri

    Türkçe-Arapça Sözlük > fiş

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.