Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 361 sadet

    - di 阿́ is. (谈论的)主题, 主要话题: Sadedim dahilinde değil. 这已经超出了我的话题。
    ◇ \sadete gelmek 回到主题上: Ne ise bunlar hep dedikodu. Sadede gelelim. 好了, 这些都是题外话。让我们回到主题上来。\sadete rücu etmek 回到主题上 \sadetten ayrılmak 偏离话题, 离开本题 \sadetten hariç 不涉及主题

    Türkçe-Çince Sözlük > sadet

  • 362 sair

    [sa:ir]
    阿́ s. 旧́ 其它的, 另外的: \sair eşya 其它物品, 其它东西 Onun sair işlerini bir dereceye kadar engelledi ise de ne zararı var! 就算是他的其它事情受到了一些耽搁, 那又有什么关系呢!

    Türkçe-Çince Sözlük > sair

  • 363 sarılmak

    1. sarmak 的被动态
    2. -e 缠绕, 盘绕
    3. -e 拥抱, 搂, 抱: ata \sarılmak 紧帖在马背上 ayağına \sarılmak 扑倒在某人的脚下 boğazına \sarılmak 掐住某人的脖子, 扑上去撕打 Hasan tiril tiril titriyor, anasına sarılıyordu. 哈桑搂着他母亲, 瑟瑟发抖。
    4. 尽全力着手进行, 着手干; 干, 进行, 从事; 全身心地投入: derslere \sarılmak 全身心地学习 işe \sarılmak 全身心地工作
    5. 抓起, 拿起, 把住, 抓住, 握住: kaleme \sarılmak 拿起笔, 着手写作 silâha \sarılmak 拿起武器 Zeki ve yuvarlak yüzlü bir çocuk, kendinden büyük kılıçına sarılmış, donuk donuk bakıyor. 一个脸圆圆的聪明小孩紧紧握住一把比他本人还大的刀, 呆呆地望着。

    Türkçe-Çince Sözlük > sarılmak

  • 364 satıcılık

    - ğı is.
    1. 销售业; 商贩(的行业), 营业员(的职业): seyyar \satıcılık 流动商贩业, 行商业
    2. 小买卖: Pazar yerlerinde satıcılıkla işe başlamış. 他在集市上以小买卖起家。

    Türkçe-Çince Sözlük > satıcılık

  • 365 sepet

    波́
    is.
    1. 篮, 篓, 筐, 箩, 匾: \sepet köprü 土石筐垒成的桥 \sepet örgü çardak 藤架 bagaj \sepeti 行李架 balon \sepeti 热气球吊篮, 悬篮, 吊舱 büyük terazi \sepet (捕甲壳类水生动物的)柳条笼, 铅丝笼 dikiş \sepeti 针线笸箩 evrak \sepeti 邮政专用信箱; 收件箱, 收信箱 huni \sepet 漏斗形大鱼网 kağıt \sepeti 字纸篓
    2. 捕鱼篓
    3. 球篮: \sepete atış 体́ 投篮
    4. 车身, 车体, 车厢; 车斗, 边斗
    s.
    1. 一篮, 一篓, 一筐, 一箩, 一匾: bir \sepet elma 一筐苹果
    2. 编制的, 用细条编制的: \sepet beşik 柳条编制的摇篮 \sepet bezek 花篮饰 \sepet sandığı 柳条箱, 板条箱
    -e \sepet havası çalmak 辞退, 解雇: Patron, işe geç gelmeyi alışkanlık hâline getirenlere sepet havası çalmış. 老板把那些总是上班迟到的人给开除了。-e \sepet havası vurmak 辞退, 解雇 \sepet kafalı 傻瓜 \sepet örene çöp vermek 助纣为虐 \sepet sargı 电́ 菱形绕阻 \sepeti çalıştırmak 动脑筋, 想办法 \sepette pamuğu olmamak 无知, 愚笨 \sepette pamuk 谑́ 学识, 知识

    Türkçe-Çince Sözlük > sepet

  • 366 sevmek

    -i
    1. 爱; 爱戴; 爱慕: anasını \sevmek 爱母亲 yurdunu \sevmek 爱祖国 Murat çok baba bir adamdır, onu hepimiz severiz. 穆拉特是一个非常热心的人, 我们大家都很喜欢他。
    2. 爱恋: Bunlar birbirlerini severek evlendiler. 这两人相爱结婚了。
    3. 爱好, 喜欢: açık renkleri \sevmek 喜欢浅颜色 çiçekler \sevmek 喜欢花 Ali okumayı çok seviyor. 阿里非常爱读书。
    4. 抚爱, 抚摸: Gel çocuğum, seni biraz seveyim. 来吧, 孩子, 让我抱抱。
    5. 喜欢, 适宜: Bu ağaç nemli ortamı sever. 这种树适宜在湿润的地方生长。
    ◇ seve seve 高兴地, 喜悦地; 愉快地, 快乐地
    ◆ Sev beni, seveyim seni. 爱是相互的。Sev seni seveni hak ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultan ise. 宁要痴心爱我的村姑, 不要貌合神离的公主。Sevenin kuluyum, sevmeyenin sultanı. 宁要痴心爱我的村姑, 不要貌合神离的公主。Sevip (或 sevişip) dostuna, boşanıp kocana varma. 不可与婚外情人结婚, 亦不可与离婚丈夫复婚。Sevsinler! 【讽】太好了!

    Türkçe-Çince Sözlük > sevmek

  • 367 sıkı

    s.
    1. 窄的, 狭窄的; 紧的, 紧绷的: \sıkı ayakkabı 挤脚的鞋 beli \sıkı bir ceket 腰瘦的上衣 en \sıkı netice 直接的结果
    2. 满满的, 鼓鼓的: \sıkı bir denk 装得满满的马驮子 \sıkı muharebe hazırlığı 充分的战斗准备
    3. 严格的, 严肃的, 严谨的: \sıkı bir disiplin 严格的纪律 \sıkı bir emir 死命令 \sıkı bir imtihan 严格的考试 \sıkı bir kontrol altında bulunmak 处于严格的控制之下 \sıkı bîtaraf 严守中立的 \sıkı perhiz 严格规定的饮食
    4. 严厉的, 严格的: \sıkı bir yönetici 严厉的领导
    5. 紧张的, 匆促的; 激烈的: \sıkı tartışma 激烈的争论 Son günlerde işlerimiz çok sıkı. 最近几天我们的工作很忙。
    6. 吝啬的, 贪财的: eli \sıkı 吝啬的, 贪财的
    zf. 紧紧地: Pencereyi sıkı kapa. 把窗户关紧!
    is.
    1. 困境, 困难, 艰难: başı \sıkıda olan 有麻烦的人, 有困难的人
    2. 严厉的措施, 严厉的办法, 严格的规则
    3. 军́ 炮塞
    ◇ \sıkı ağızlı 嘴紧的, 能保守秘密的 \sıkı ahbap 亲密的朋友 \sıkı basmak 施加影响, 施加压力; 迫使, 强迫 \sıkı çalışmak 努力工作, 紧张地工作 \sıkı dostluk münasebeti 亲密友好的关系 \sıkı durmak 坚持住, 忍住, 坚守不动 \sıkı fıkı 紧密的, 密切相关的; 亲密的 \sıkı ise 如果有自信心的话, 如果相信自己的话 \sıkı rüzgar 大风, 强风 \sıkı \sıkı (ya) 1) 紧紧地, 严严实实地 2) 极其严厉地, 十分严厉地 \sıkı tutmak 紧紧抓住: işi \sıkı tutmak 认真着手工作, 抓紧工作 \sıkı yürümek 快速行走 \sıkı zamanlarda 在困难时期 \sıkıda kalmak 处于困境之中 \sıkıya alışmamak 不适应严格的纪律 \sıkıya almak 1) 限制, 约束 2) 按纪律办事 \sıkıya dayanmak 经受住艰难困苦 \sıkıya gelmek 陷入困境, 处于困境 \sıkıya koymak 整理就绪, 整顿好, 调整好 \sıkıyı vermek 惹麻烦 \sıkıyı yemek 受遣责, 受申斥

    Türkçe-Çince Sözlük > sıkı

  • 368 sınav

    is.
    1. 考试: bitirme \sınavı 毕业考试 bütünleme \sınavı 补考 giriş \sınavları 入学考试
    2. 转́ 考验: Evliliğin ilk yılları bir sınavdır. 结婚后的头几年是一场考验。
    ◇ \sınav vermek 参加考试, 应试 \sınava çekmek 进行考核, 测试 \sınava girmek 参加考试, 应试 \sınavda başarı göstermek 顺利通过考试 \sınavdan geçmek 参加考试, 应试: Ağabeyim işe girmeden önce sınavdan geçti. 我哥哥先通过考试再上班。\sınavına hazırlanmak 准备考试: Matematik sınavına hazırlanıyorum. 我在准备数学考试。\sınavlara katılmak 参加考试, 应试 \sınavları kazanmak 考试合格, 考试通过

    Türkçe-Çince Sözlük > sınav

  • 369 sıvanmak

    nsz sıvamak 1 的被动态: Çocuğun elleri mürekkeple sıvandı. 孩子的双手沾满了墨水。Harç duvara sıvandı. 墙上抹上了灰泥。
    II
    ( nsz, -e)
    1. sıvamak 2 的被动态
    2. 转́ 准备, 开始: Yavaş yavaş işe sıvanmalı. 工作应当循序渐进。

    Türkçe-Çince Sözlük > sıvanmak

  • 370 sıyırmak

    -i
    1. 划破, 擦破; 打伤: Çark elini sıyırdı. 轮子擦破了他的手。Çocuğun attığı taş bacağımı sıyırdı. 这个孩子扔石头打伤了我的腿。
    2. 拽下来, 扯下来; 揭下, 抽出, 拔出; 剥下, 扒下: ağaç dalının kabuğunu \sıyırmak 扯下树枝皮 kılıcını \sıyırmak 拔剑 Okula geç kalmamak için geceliğimi hemen sıyırıp okul giysilerimi giydim. 为了上学不迟到, 我一把扯下睡衣, 换上了校服。Örtüyü birden bire sıyırdı. 他一下子拽掉了盖布。
    3. 吃光, 拿光: Ne buldu ise hepsini sıyırdı. 他把找到的东西都吃光了。
    4. - den 使摆脱, 使解脱: Onu bu bulaşık işten sıyırmak kolay değil. 要使他摆脱这件缠人的事不那么容易。

    Türkçe-Çince Sözlük > sıyırmak

  • 371 takdir

    [takdi:r]
    阿́ is.
    1. 赞成, 赞同; 赞许, 称赞
    2. 欣赏; (能够)理解
    3. 评估, 估价
    4. 判断; 判决, 裁决
    5. 天意, 命运: Takdir böyle imiş. 天意如此; 这是命中注定的。Takdir tedbir bozar. 成́ 谋事在人, 成事在天。Takdirle yazılan tedbirle bozulmaz. 人算不如天算; 天意不可违。
    6. (位格形式表示条件)如果: aksi \takdirde 反之, 否则, 相反 Bu takdirde gitmem. 如果这样, 那我就不去了。Yağmur yağdığı takdirde toplantı ertelenecek. 如果下雨, 会议就推迟。
    -i \takdir etmek (或 eylemek) 1) 赞成, 赞同, 同意; 赞许, 称赞: Onun çalışmasını takdir ederiz. 我们欣赏他的工作。 2) 欣赏, 充分理解: Yarın pazar karıcığım. İşe gitmek var, takdir edersin. 老婆, 明天是星期日, 我得上班, 你能理解的。Güçlük içinden olduğunu takdir ediyorum. 我充分理解他的难处。 3) 评估, 评价: arsanın kıymetini \takdir etmek 评估地价 4) 注定: Allah’ın takdir ettiğinden sakınma fayda etmez. 摆脱天意是徒劳无益的。\takdir hakkı 法́ 酌处权 \takdir kazanmak 受到称赞 \takdir yerini bulmak (注定发生的事情终于)发生 \takdir yektisi 法́ 酌处权 \takdiri ilâhî 命运 \takdirine bırakmak 听由决断, 任凭发落, 由某人酌情处置 -in \takdirini kazanmak 受到称赞: Âlemin saygı ve takdirini kazamış bir adamdır. 他是一个得到大家尊敬和喜爱的人。

    Türkçe-Çince Sözlük > takdir

  • 372 takılmak

    ( nsz, -e)
    1. takmak 的被动态: Geline takılan iğne annesinin armağanıydı. 新娘戴的饰针是她妈妈送的礼物。Kapıya kilit takılmış. 门上了锁。Oltama büyük bir balık takıldı. 一条大鱼上了我的钩。Sivrisinek bir örümcek ağına takılmış. 蚊子被粘到了蜘蛛网上。
    2. 戏弄, 捉弄; 逗弄; 嘲弄, 嘲笑, 讥笑, 说讽刺话: Ben öyle sanıyorum ki, siz şakacı bir kimsesiniz; insanlara takılmaktan pek hoşlanıyorsunuz. 我觉得您是个爱开玩笑的人, 很喜欢捉弄人。Oğluna takılmağı sever. 他喜欢逗儿子玩。
    3. 卷入, 参加; 卡住, 陷住; 被缠身: takılmadan okumak 不打磕巴地念 Biz de biçimsiz işe takıldık. 我们也卷入了这件不光彩的事。Bu probleme takıldı, onu bir türlü çözemiyor. 他被这个问题卡住了, 怎么也解决不了。Geyiğin boynuzları ağaçlara takılmış, aslan da kolayca yakalayıvermiş. 鹿的角卡在了树上, 狮子狠容易地把它一下捉住了。
    4. 耽搁很久, 滞留, 逗留; 消磨时光: Yolda arkadaşına takıldı. 路上被朋友耽搁了。Arada arkadaşları ile işyerinin yakınındaki küçük meyhaneye takılır, çakır keyfi olunca evin yolunu tutar. 他时常与朋友在单位附近的小酒馆泡上一会儿, 喝到略带酒意之后才回家。
    5. 铭记, 印入(心里、记忆中): Sözleri kafama takılmıştı. 他的话印在了我的脑海里。
    6. 追随不舍, 纠缠不休; 献殷勤, 追求: Kendisine takılmağa başladılar. 他们开始追求她。
    ◇ takılıp kalmak 1) 被耽搁; 消磨时光 2) 盯; 专注于: Çocuğun gözleri pencereye takılıp kalmıştı. 孩子的眼睛盯着窗子。Kafam bu düşünceye takılıp kaldı. 我脑子里一直在想这个问题。

    Türkçe-Çince Sözlük > takılmak

  • 373 talep

    - bi 阿́ is.
    1. 请求, 要求; 需要, 需求: arz ve \talep 供应与需求 haklı \talepler 合理的需要 hayatî \talepler 生活需要 iş \talepi 对工作的需求 işin \talepi 工作需要 toprak \talepi 领土要求 Müteaddit defa takviye kuvveti istemiş ise de bu taleplerine cevap verilmemiştir. 他们多次请求援兵, 但是无人理睬。
    2. 请求; 愿望, 心愿
    ◇ \talep etmek 请求, 要求 \talepte bulunmak 1) 要求 2) 请求

    Türkçe-Çince Sözlük > talep

  • 374 tıkanmak

    1. tıkamak 被动态: Borunun deliği tıkandı. 管子上的洞堵住了。İşe gidiş ve işten çıkış saatlerinde trafik tıkanıyor. 上下班时交通堵塞。
    2. 哽, 哽塞, 喘不过气来, 喘吁吁; 哽噎: gülmekten \tıkanmak 笑得喘不过气来 Anlatıkça heyecana geliyordu; nefesi tikanıyordu. 他越说越激动, 上气不接下气。Nefesim tıkandı. 我喘不过气来。
    3. - den 厌恶, 厌食

    Türkçe-Çince Sözlük > tıkanmak

  • 375 titremek

    ( nsz, - den)
    1. 颤抖, 哆嗦: heyecandan \titremek 激动得发抖 korkudan \titremek 吓得发抖 öfkeden \titremek 气得直哆嗦 sıtmadan \titremek 因寒热发作而打战 Cemil ise hırsından titriyor. 而杰米尔则气得发抖。Yapraklar ağaç üzerinde titriyor. 树上的叶子在摇曳。İçim titreyerek bekledim. 我心里忐忑不安地等着。
    2. - den 转́ 害怕, 感到恐惧
    3. (光线)忽明忽暗
    ◇ titreye titreye 哆哆嗦嗦地

    Türkçe-Çince Sözlük > titremek

  • 376 tutulmak

    1. tutmak 的被动态: Eli ağır olduğu için fabrikada tutulmamıştı. 他干活儿磨磨蹭蹭, 厂子里没人喜欢他。Hırsız tutuldu. 小偷儿被抓住了。
    2. (天体)食: Ay tutuldu. 发生了月食。Güneş tutuldu. 发生了日食。
    3. -e 患(病); 受风, 着凉: ağır bir hastalığa \tutulmak 患重病 grip hastlığına \tutulmak 患流感 nezleye \tutulmak 伤风 şiddetli bir karın ağrısına \tutulmak 肚子痛得厉害 Boynu tutuldu. 他脖子受了风。Bu arada bir öksürük nöbetine tutulmuştu. 这时他发出一阵咳嗽。
    4. 变得僵硬, 变得麻痹, 不能动弹: Şaşkınlıktan dili tutulmuştu. 他吓得说不出话来。Bütün gün başımı kaldırmadan okudum. Boynum tutulmuş gibi. 我头也不抬地看了一整天书, 脖子僵硬, 好象受了风似的了。Her tarafım öylesine tutulmuştu ki, kolum kanadım kesilip bir köşeye seriliverdim. 我浑身动弹不得, 无能为力, 蜷缩在一个角落里。
    5. -e 爱恋, 钟情于, 爱上: kara sevdaya \tutulmak 陷入热恋 Güzel bir kıza tutulmuş. 他爱了上一个漂亮姑娘。Kumar belâsına tutuldu. 他赌博上瘾了。
    6. -e 厌烦, 讨厌; 不感兴趣: Bu işe gittikçe tutuluyorum. 我越来越讨厌这项工作了。
    7. -e 生气
    8. (嗓子)变得嘶哑, 失声, 失音: sesi \tutulmak (嗓子)变得嘶哑, 失声, 失音
    9. -e 身处(某种境遇、状态等), 落到, 陷入, 遭到, 遇到: yağmura \tutulmak 遇到雨 kararsızlığa \tutulmak 陷入犹豫 şaşkınlığa \tutulmak 吃惊 Korkudan titremeye tutuldu. 他吓得发抖。Adam sert yele tutulmuş ağaç gibi sallanıyor. 他像被大风吹着的树一样摇摇晃晃。Gemi korkunç bir fırtınaya tutuldu. 船遇上了可怕的风暴。
    10. 触及, 碰到: Elle tutulur, gözle görülür. 看得见, 摸得着。

    Türkçe-Çince Sözlük > tutulmak

  • 377 tüketici

    is. ve s. 消费者; 消费的: Çiftçi buğday üreticisi, kent halkı ise buğday tüketicisidir. 农民是小麦的生产者, 市民则是小麦的消费者。

    Türkçe-Çince Sözlük > tüketici

  • 378 varlık

    - ğı is.
    1. 存在, 生存: \varlık bilimi 哲́ 本体论 \varlık bilimsel 哲́ 本体论的 Varlık şuuru tayin eder. 存在决定意识
    2. 有生命的东西, 活的东西; 生物; 人; 存在的东西: bütün \varlık (lar) ile 全身心地 canlı \varlık 有生命的东西 yeryüzündeki \varlıklar 世间万物 İsim \varlıklara ad olan kelime. 名词是表示事物名称的词。
    3. 财产, 财富, 所有物: \varlık vergisi 财产税 sosyal \varlıklar 社会财富 Bütün varlığı bir apartmandı. 他的全部财产就是一套住宅。Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar. 国家保护历史、文化财富、天然资源和一切珍贵的物品。Tüm varlığı ile bu işe girdi; bütün köprüleri attı. 他孤注一掷, 把全部家产都投到这笔生意里了。
    4. 存在, 具备; 在, 位于
    ◇ \varlık göstermek 履行义务 \varlık içinde yaşamak 生活富裕, 小康生活 \varlık içinde yetişmek 过富裕的生活长大, 在丰衣足食中长大 \varlıkta darlık çekmek 没有可能动用财富
    ◆ Varlığa güvenilmez. 纵然家财千百万, 坐吃山空也完蛋。

    Türkçe-Çince Sözlük > varlık

  • 379 yaradılış

    is.
    1. 创造, 创建, 创立, 建立; 结构, 构造
    2. 天性, 生性; 本性, 本质; 性格, 性情; 气质: Onun yaradılışı bu işe elverişli değildir. 根据他的天性这工作不适合于他。Yaradılışlarına göre insanların kimi sinirli, kimi gevşek, kimi de ağırbaşlı olur. 按气质人有: 易冲动的, 冷漠的和理智的三种。Ağabeyimin kimseye ödün vermeyen bir yaradılışı vardı? 我哥哥的天性是不亏待任何人。
    ◇ \yaradılış itibariyle 按本性

    Türkçe-Çince Sözlük > yaradılış

  • 380 yatkın

    s.
    1. 倾斜的, 有斜度的
    2. 受吸引的, 向往的, 倾心的, 性喜的: tuluata \yatkın bir piyes 热衷于即兴戏剧
    3. 不用的, 闲的, 陈的, 不新鲜的(货物等); 放坏的, 有霉味的: \yatkın kumaş 放霉了的布匹 \yatkın mal 陈货
    4. 麻利的, 利落的, 熟练的, 有经验的; 敏捷的, 灵活的: Eli dikişe yatkın. 她是做针线活的好手。Eli işe yatkın. 他干活手脚很麻利。

    Türkçe-Çince Sözlük > yatkın

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.