Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 341 orman

    is.
    1. 林, 树林, 森林: \orman ağaçları 森林树木 \orman alanı 林中空地 \orman kolcusu 营林员, 守林员, 护林员 \orman memuru 林务员, 营林员, 林区管理员 \orman oranı 森林的比例 \orman ürünleri 森林产品 \orman yangınları 森林火灾 balta görmedik (或 görmemiş) \orman 原始森林, 处女林 çam \ormanı 松树林 koru \ormanı 有人照管的林地 meşe \ormanı 橡树林 seyrek \orman 稀疏林, 疏林 sık \orman 密林 Bir ülkenin üçte biri ormanla örtülü ise o ülke ormanca zengin sayılmaktadır. 一个国家如有三分之一面积被森林覆盖, 那个国家是富林国家。Akdeniz bölgesi ormanları Türkiye ormanlarının %22'sini tutar. 地中海地区的森林占土耳其森林总数的22%。
    2. 转́ 很多的东西, 如林: bir mızrak \ormanı 枪林
    ◇ \orman baltalamak (或 taşlamak) 打听到, (用狡计等方法)得到, 诱取到(消息、情报等) \orman gibi 如林; 很浓的, 很密的(指头发、胡须等) (Tetrao) \orman kebabı 蒜烤肉块 \orman kibarı 谑́ 粗笨的人, 笨蛋, 蠢货, 熊样

    Türkçe-Çince Sözlük > orman

  • 342 ömür

    - mrü 阿́
    is.
    1. 生命, 性命; 寿命: uzun \ömür 长寿, 长生 Adamcağızın ömrü kısa imiş. 人的寿命是短促的。Çınarın ömrü uzun olur. 法国梧桐树的寿命是很长的。Ömrü yokmuş. 他命中注定短寿。
    2. 一生, 一世, 一辈子
    3. 生活的乐趣, 幸福
    4. 口́ (指非常漂亮、吸引人的人或物)妙极了, 真妙, 真漂亮: Vallahi ömürsün! 啊呀, 你真是漂亮极了!
    s. 转́ 奇怪的, 奇异的, 奇特的, 古怪的; 好玩的, 有趣的, 引起乐趣的, 逗人笑的: Doğrusu burası ömür yer. 的确这里是很好玩的地方。
    ◇ \ömür adam 1) 好人, 极可爱的人, 绝代佳人: Bu Sabri Bey çok ömür adammış doğrusu. 这个萨布里先生真的是一个很好的人!Eh! Hoca pek ömür adasın hani! 真棒!老师, 你是真的一个大好人。 2) 有点古怪的人 \ömür boyunca 一生, 一辈子: \ömür boyunca senelik gelir 经́ 终身年金 \ömür çürütmek 1) 白毁掉一生, 白断送生命: Ankara’ya gelinceye kadar yurdun en ücra yelerinde adeta ömür çürütmüştü. 在我来安卡拉之前, 在家乡那最偏远的地方我几乎是白活了一辈子。 2) 白浪费时间: Hami Bey devlet dairesinde kırk yıl ömür çürüttü. 哈米先生在国家机关白混了那么多年。\ömür geçirmek无忧无虑地生活, 随心所欲地生活; 生活得幸福美满; 享受生活 \ömür sürmek 生活, 过活: Babasından kalan miraşı har vurup harman savurmamış ve ölünceye kadar mutlu bir ömür sürmüştü. 他并没有肆意挥霍父亲留下的遗产, 一直到老过着幸福的生活。Elim hiç bir işe yaymadı. Ömür sürdüm faydasız. 我肩不能担, 手不能提, 这一辈子过得一点儿意思也没有。\ömür törpüsü 1) 极为繁重的(工作) 2) 口́ 好数落人的人, 好责难人的人, 好挑剔的人(指夫妻一方) \ömürde bir 非常难得的, 非常稀有的 \ömüre bedel 很宝贵, 贵如生命 \ömürü billâh 俗́ 从(不), 始终(不), 永远(不), 任何时候也(不): Ömrü billâh böyle bir eve sahip olamazdı. 他一辈子也没有住过这样的房子。Kocamdan ömrü billâh kötü bir lâf işitmemiştim. 我一辈子也没有听我丈夫说过粗话。\ömürü boyunca 一生, 一辈子: Ömrü boyunca çalıştı. 他工作了一辈子。Ömrümüz boyunca birbirimize yardımda bulunmak için yemin ettik. 我们发誓, 我们这一辈子要互相帮助。\ömürü Nuh 暮年, 活得很久 \ömürü oldukça 当他活着的时候: Ömrü oldukça anneme bakmak benin biricik görevimdir. 只要我母亲活一天, 照顾母亲就是我惟一的任务。\ömürü tükenmek 寿终正寝 \ömürü uzamak 1) 长生, 长寿 2) 成为耐久的, 成为坚固耐用的 \ömürü vefa etmemek 没有活到…就死了, 早逝, 短命, 短寿, 夭折, 夭亡: Çocuğunun okulu bitirdiğini görmeye adamın ömrü vefa etmemişti. 这个人英年早逝, 没有看到他的孩子毕业。-in \ömürünce 一生, 一辈子: Gördüğüm şeyi bütün ömrümce unutamayacağım. 我见到的东西一辈子也不会忘掉。\ömüründe 一生, 一辈子: Aile sevgisini, sıcak yuvayı, cıvıl cıvıl çocuk seslerini ömründe görmemişti. 他一辈子也没有享受过家庭的爱、温馨的家和孩子们叽叽喳喳的说笑声。Böylesini ömrümde görmemiştim. 一生中我还没有见过这种事。\ömüründe rahmama secde etmemiş 既不信神又不信鬼的人 \ömüründe unutmamak 记住一辈子, 永远不会忘记: Ona bir ders vereyim de ömründe unutmasın. 我好好教训他一顿, 让他一辈子记住。\ömürünü geçirmek 度过一生 \ömürünü harcamak 为…奋斗终身 \ömürünü sefalet içinde geçirmek 在艰难困苦中度过一生 \ömürünü tüketmek 无聊地消磨岁月 \ömürünü vermek 为…奋斗终身 \ömürünün sonuna kadar 至死, 一直到死
    ◆ Ömür boyu mutluluklar dilerim. 祝一生幸福。Ömürler olsun! (对吻手人的良好祝愿)长命百岁!Ömrüne bereket! 祝你长寿!谢谢: Hay ömrüne bereket; bu sıcak günde buz gibi ayran pek iyi geldi. 嘿!谢谢!这大热天的, 这冰镇酸奶真是太棒了!

    Türkçe-Çince Sözlük > ömür

  • 343 öveç

    - ci is. 两三岁的绵羊: Git kumandana söyle, öveş ise ucuz olursa iki tana de benim için alsın, anladın mı? 你去跟指挥员说, 要是两三岁的公绵羊便宜的话, 让他给我买两只, 你明白了吗?

    Türkçe-Çince Sözlük > öveç

  • 344 öz geçmiş

    is. 自传, 履历: Ağabeyime işe alınırken özgeçmişini sormuşlar. 他们录用我哥哥工作时, 询问了他的履历。Yarışmacıya kısaca özgeçmişini anlattırıyorlar. 他们让参赛者简要地讲一下自己的简历。

    Türkçe-Çince Sözlük > öz geçmiş

  • 345 özürlü

    s.
    1. 有正当理由的, 有可谅解理由的: Özürlü olduğu için işe gidemedi. 由于他有正当的理由没能去上班。Özürlüdür, gelemez. 他没能来是有正当理由的。
    2. 有缺陷的, 有缺损的, 有瑕疵的: \özürlü kumaş 有瑕疵的棉布 Bu çorap özürlü. 这袜子有瑕疵。

    Türkçe-Çince Sözlük > özürlü

  • 346 özürsüz

    s.
    1. 理由不充足的, 无正当理由的(指行为): \özürsüz işe gitmemek 没有正当理由不去上班
    2. 没有缺陷的, 无瑕疵的; 没有缺点的, 没有错误的: \özürsüz pürüzsüz 无可指摘的, 无可责难的 \özürsüz bir gömlek 无瑕疵的衬衫
    zf. 无缘无故地, 没有道理地, 没有理由地, 不合理地, 不适当地 \özürsüz geç kalanlar 没有任何理由迟到的人

    Türkçe-Çince Sözlük > özürsüz

  • 347 parazitsiz

    s.
    1. 无寄生虫的
    2. 不受干挠的, 无干挠噪声的: Dünyaya ne yapmak için gelmişse engelsiz, parazitsiz kendini o işe adayabiliriz. 如果是为了干什么事而来到这个世界上的话, 我们就可以毫无妨碍地、不受干挠地投身于那事业中去。

    Türkçe-Çince Sözlük > parazitsiz

  • 348 parmak

    is.
    1. 手指; 脚趾; (动物的)爪趾: \parmak emmek 嘬手指头 \parmak izi 指纹 \parmak kemiği 指骨; 趾骨 ayak \parmakları 足趾 baş \parmakı 拇指 ikinci \parmak (或 gösterme \parmakı, işaret \parmakı, şahadet \parmakı) 食指 küçük \parmak (或 serçe \parmak) 小手指 orta \parmak 中指 yüzük \parmakı (或 adsız \parmak) 无名指 Uzun, sinirli parmakları locanın kenarında uzanmış, boksörün kulağını koparıyordu. 青筋暴露的细长手指从包厢边上伸了出来, 揪着拳击手的耳朵。
    2. 辐条, 轮辐线
    3. 一英寸
    4. 旧́ 一指的长度(大约3厘米)
    5. 转́ 牵连, 关系: Bu işte onun parmağı da var. 这事与他也有牵连。
    6. 栏杆柱
    s.
    1. 一指宽的: Değneği iki parmak kısaltmalı. 要把拐杖截去两指宽。
    2. 一手指的: bir \parmak bal 一手指的蜂蜜
    ◇ \parmak atmak 惹麻烦, 惹事生非 -e \parmak basmak 1) 摁手印: bir kağıda \parmak basmak 在文件上摁手印 2) 使注意; 尖锐地提出, 突出强调: bir bahsin bir notasına \parmak basmak 特别注意一个问题的细节 Bu arada benim öteden beri gözüme çarpan bir noktaya şimdi parmak basacağım. 在这期间我要提请大家注意长久以来引起我关注的一点。\parmak bozmak (孩子们之间)吵架, 争吵 \parmak hesabı 1) 掰指头计算: \parmak hesabı yapmak 掰着指头算 2) 文́ 音节韵律 \parmak ısırmak 困惑莫解, 莫名其妙; 感到非常惊讶, 大吃一惊; 张口结舌: Şu çocuğun zekası karşısında herkes parmak ısırdı. 大家对这个孩子的智力都感到十分惊奇。\parmak ısırtmak 使目瞪口呆, 使大吃一惊: Bu küçük beldede kocaman işler göreceğini, herkese parmak ısırtacak eserler çıkaracağını zannediyordu. 他以为他会在这小小的城市里成就大事, 会写出令每个人都大吃一惊的杰作。\parmak kadar (年龄)小小的, 很小的: \parmak kadar çocuk 小不点儿的孩子 \parmak kaldı 差一点, 几乎 \parmak kaldırmak 举手 \parmak kapı (古代城堡的)狼牙闸门 -e \parmak karıştırmak 干涉, 干预, 插手, 过问 \parmak \parmak 指状的: Duvarda parmak parmak yağ lekeleri var. 墙上有指状的油渍。-e \parmak sokmak 干涉, 干预, 插手, 过问: Sen bu işe parmağını sokma. 你不要干涉此事。\parmak tatlısı 指状甜点 \parmak üzümü 一种长形白葡萄 \parmak yalamak 占便宜, 捞好处 \parmakı ağzında kalmak 困惑莫解, 莫名其妙; 感到非常惊讶, 大吃一惊; 张口结舌: Haftasına kalmadı, o sert şiş kayboldu, semirmeye başladım. Doktorların parmağı ağzında kaldı. 还不到一个星期, 那硬肿块消失了, 我开始发胖了。医生们都感到十分惊奇。-de \parmakı olmak 参与某事, 与某事有关系 -i \parmakına dolamak (或 sarmak) 1) 不停地纠缠: Halil'in yüreğinin yandığını anlayınca, onu parmaklarına doladılar, ateşini körüklemeğe başladılar. 当他们明白了哈利尔受到刺激后就缠住了他, 开始给他火上浇油。 2) (工作时)磨蹭, 磨洋工 3) 愚弄, 欺骗 -i \parmakında oynatmak 把(某人)玩弄于股掌之上 -i \parmakını ağzında bıraktırmak 使困惑莫解, 使莫名其妙; 使感到非常惊讶, 使大吃一惊; 使张口结舌: Bu ufak tefek kadının bu denli enerji küpü oluşu herkesin parmağını ağzında bıraktırmış. 这个小妇人有如此坚忍不拔的意志令大家惊讶不已。\parmakını bile oynatmamak (或 kıpırdatmamak) 连手指头都不想动一动, 一点也不关心, 袖手旁观 -e \parmakını karıştırmak 参与某事, 与某事有关系 -e \parmakını koymak 使注意 \parmakını yaranın üzerine basmak 指出问题的关键所在; 切中要害, 切中时弊 \parmakının ucunda (或 üzerinde) çevirmek 轻松自如地做(事情) \parmakla gösterilmek 屈指可数 \parmakla sayılacak kadar az 屈指可数的 \parmakla sayılmak 屈指可数 \parmakları çıkırdamak 弹指打响 \parmakları çıtlatmak 打响指 \parmaklarında ziller eksik 得意忘形, 狂喜 \parmaklarını yemek 非常喜欢吃 \parmaklarının üzerinde kalkmak 踮起脚
    ◆ Beş parmak bir olmaz. 五个指头不一样长。Parmağım içinde! 这事与我也有关!

    Türkçe-Çince Sözlük > parmak

  • 349 pişirmek

    -i
    1. 烧, 烤, 煮(食物): ekmek \pişirmek 烤面包 kahve \pişirmek 煮咖啡 süt \pişirmek 煮牛奶 yemek \pişirmek 煮饭, 烧菜 Kahvesini de pek âlâ kendi pişirebilecekken eşinin önüne getirmesini bekler. 尽管他完全可以自己煮咖啡, 但他还是等着让妻子给端到面前。
    2. 焙烧(陶、瓷、砖等): çömlek \pişirmek 烧制陶器 tuğla \pişirmek 烧砖
    3. 转́ 学会, 领会, 掌握: Dersimi iyice pişirdim. 我已经较好地掌握了我的功课。
    4. 转́ 使熟; 使成熟: Feleğin nice cevir ve mihneti, nice aldanışlar, nice hayal ve ümit kırılışları beni pişirmeye kâfi gelmedi. 世上多少的折磨与忧愁, 多少回的上当受骗, 多少幻想与希望的破灭都没能足以使我成熟起来。
    5. 转́ 热死, 捂死, 闷死: Bu ceket beni pişirdi. 穿着这上衣快把我热死了。
    6. 引起痱子: Ter çocuğun kasıklarını pişirmiş. 孩子腹股沟里长了痱子。
    ◇ pişirip kotarmak 解决, 干完, 使结束: Annem yemeği pişirip kotardı. 我妈妈已经把饭做好了。Bizim pişirip kotarmaya uğraştığımız işe yabancı eller de mi karışıyordu? 难道有外人要插手我们正在完成的这件事吗?

    Türkçe-Çince Sözlük > pişirmek

  • 350 pişman

    [pişma:n]
    波́ s. 后悔的, 懊悔的, 悔改的; 可惜的
    ◇ (-i, -e) \pişman etmek 使后悔, 使懊悔; 使悔过, 使认错: bir kimseyi yaptığına \pişman etmek 使某人因为做了某事而感到后悔 dünyaya geldiğine \pişman etmek 使后悔来到这世上 -e \pişman olmak 后悔, 懊悔: Ben bu işe karıştım, ama pişman oldum. 我参与了这件事, 不过我后悔了。Pişman olmuş, şimdi yatağında kıvranıyor. 他追悔莫及, 扑倒在床上。Yapma sonra pişman olursun. 别那样做, 以后你会后悔的。

    Türkçe-Çince Sözlük > pişman

  • 351 pot

    is. Œ(因缝纫失误而出现的)褶子, 褶皱, 折裥 俚́ 扑克 Ž转́ 错误, 失误, 过失: \pot yeri 缺点, 欠缺, 不足之处 (扑克游戏中各家下的)底注
    ◇ (İş) \pot gelmek 不顺利, 出毛病, 失败: İşlerin doğru gitmeyen, pot gelen yerleri çok ise de, sorulunca söylenecek karşılıklar bulunmuştu. 即使事情出毛病的地方很多, 被问及的时候他们也找到了借口。\pot kırmak 失言, 说错话, 陷入尴尬境地, 胡说八道: Şahap efendi, kıpkırmızı kesilerek başını eğdi. Acaba bir pot mu kırmıştım? 夏哈普先生脸胀得通红, 低下了头。是不是我说错了什么?Zeynep daha söze başlarken pot kırdı. 泽耶普一说话就出错。\pot yapmak 打扑克
    II
    德́ is. 渡船, 轮渡: \pot başı 渡河口, 渡口, 渡头

    Türkçe-Çince Sözlük > pot

  • 352 puan

    法́ is.
    1. (各种体育比赛中的)得分
    2. (学生考试、作业的)分数; 学分
    3. (证券市场上的)点: Önceki gün New York Borsası Dow Jones endeksi gün içinde 290 puan, Nasdaq ise 144 puanlık düşüş yaşadı. 前天, 纽约股市道•琼斯指数一天内下降了290点, 纳斯达克指数下降了144点。
    4. 针脚
    ◇ \puan almak 得分, 得点 \puan hesabıyla yenmek 以比分取得胜利 \puan kazanmak 得分, 得点 \puan tutturmak 赢得所需的钱 \puan vermek 打分, 给分, 评分

    Türkçe-Çince Sözlük > puan

  • 353 pürüz

    is.
    1. 粗糙; 凹凸不平; 参差不齐; 鼓包, 疙瘩: cildin \pürüzleri 皮肤上的疙瘩; 封皮上的鼓包
    2. 转́ 困难, 障碍: Bu kadar pürüzü olan bir işe girmek doğru değildir. 进行这样一件障碍重重的事是不对的。Ž缺点, 缺陷, 毛病, 短处: İşi biraz karıştırınca, bütün pürüzler sırıttı. 对此事稍加推敲, 所有的不足就都显露出来了。
    ◇ \pürüz ayıklamak 清除障碍, 排除故障, 消除阻碍 \pürüz temizlemek 清除障碍, 排除故障, 消除阻碍

    Türkçe-Çince Sözlük > pürüz

  • 354 Rabbim

    ünl. 上帝, 真主: Rabbim! 上帝啊!真主啊!我的天啊!
    ◆ Rabbim bir arada kocatsın, dirlik düzenlik versin. (对新婚夫妇的祝福语)苍天保佑你们白头到老, 和睦美满。Rabbim bir daha göstermesin. 千万不要!可别!Rabbim esirgesin!真主保佑!千万不要!Rabbimin takdiri ne ise o olur. 一切遵从主的旨意。

    Türkçe-Çince Sözlük > Rabbim

  • 355 radde

    阿́ is. 等级, 程度: İşe polisi karıştırmadım. Son raddeye gelmedikçe de karıştırmak niyetinde değilim. 我还没通知警方。不到迫不得已的时候我不想让警察来插手这件事。
    ◇ \radde (sin) de (用于时间、数量)大概, 大约; 约, 约莫; 左右: Saat on raddelerindeydi. 那时是10点左右。Ayakta duramayacak raddede yorgunum. 我累得都快站不住了。

    Türkçe-Çince Sözlük > radde

  • 356 rapor

    法́ is.
    1. 报告, 汇报; 呈报: analiz \raporu 商́ 信用状 avarya \raporu 商́ 海损报告 bakım \raporu 空́ 保养报告 deniz \raporu 海损报告 gemi \raporu (船长的)航海报告 harp \raporları 作战报告 hasar \raporu 损失调查报告 hayat hikayesi \raporu (人的)简历报告, (楼房、工具、设备等的)使用情况报告 hekim \raporu 医生的报告 meteoroloji \raporu (书面)气象报告 mevki \raporu (气象船的)气象测量报告 muhtemel iaşe mevcut \raporu 军́ 给养报告 Hava raporunu dinledin mi? 你听了天气预报吗?Yanımdaki küçük masanın üstünde çabucak raporunu yazdı. 他在我身旁的小桌子上很快地写好了报告。
    2. 证明, 证(明)书, 证件: adli \rapor 法́ 医生证明; 法医鉴定 morg \raporu 验尸报告 muayene \raporu 诊断书 otopsi \raporu 医́ 验尸报告 Kaza geçiren ablama, doktor bir hafte işe gidemez raporu verdi. 医生给我遭受不幸的姐姐开了休假一周的证明。
    ◇ \rapor etmek (向上级)报告, 汇报, 呈报 \rapor getirmek 送报告, 送交报告 \rapor okumak 做报告, 作报告 \rapor ulaştırılması 报告的递交(转交) \rapor vermek 报告, 汇报: ağızdan \rapor vermek 口头汇报

    Türkçe-Çince Sözlük > rapor

  • 357 renk

    - gi 波́ is.
    1. 色, 颜色, 色彩: \renk ahengi 色彩平衡 \renk bilgisi 色彩知识 \renk cümbüşü 杂色 \renk dayanıklığı 色彩稳定性 \renk gözesi 色素细胞 açık \renk 浅色, 淡色 akaju \renki 红综色, 赤褐色 ana \renk 基色, 原色(指红、黄、兰三色) ara \renk 中间色, 过度色 bakır \renki 铜褐色 bakir \renkler 纯色 balmumu \renki 蜡黄色 baygın \renkler 暗淡的天然色彩 belirsiz \renk 模糊色彩 canlı \renkler 鲜艳的色彩, 亮色, 明快的色调 çevre \renkleri 底色 esas (或 ilkel) \renkler (太阳光线中的)七色 görevsel \renkler 实用色彩 hâkim \renk 主色 işaret (或 güvenlik) \renkleri (用于表示出入方向、安全信号等的)标记色 karanlık (或 koyu) \renkler 深色 orta \renk 中间色 ölgün (或 sönük) \renk 灰白色; 晦暗色 öz \renk 地方色彩 saf \renk 纯色 sağır \renk 不透明色 sağlam \renk 固定色, 不消褪的颜色 sıcak \renkler 暖色 soğuk \renk ler 冷色 som \renk (不明不暗的)正常色 tamamlayıcı \renk 互补色(由三种基色中的任意两种调合出的颜色) uyandırıcı \renk 重色 uyuşkan \renkler 调合色 yalama \renk 条色 yek \renk 单色的 yerel \renk 地方色彩 zayıf \renk 弱色 Birisi sütsüz çikolata renginde, uzun boylu, geniş omuzlu, Amerikan boksörlerine benziyordu. 其中一人有着无奶巧克力色的皮肤, 高高的个子, 宽宽的肩膀, 长得象美国的拳击手。Gökkuşağında bulunan yedi rengi sayabilir misin? 你能数出彩虹中的七种颜色吗?
    2. 转́ 形状, 式样; 性质, (本)性, 特征面貌; 转变: İşin rengi değişti. 事情的性质变了。
    ◇ \renk almak 变成…颜色 \renk (i) atmak 1) 褪色, 落色; 失去光泽: Kumaş rengini attı. 布褪色了。 2) (面色)苍白 \renk bağlamak 着色, 变成…颜色 \renki bozuk 脸色苍白的: Rengi bozuk. 他脸色苍白。\renk katmak 使生色, 增光, 添彩 \renk menk atmak 脸色苍白, 失去光泽 \renk \renk 1) 各种颜色的, 五光十色的, 五色斑斓的, 五彩缤纷的 2) 形形色色的, 各式各样的 \renk \renk cıvıltı 各种啾啾叫声 \renk \renk olmak 1) 染上各种颜色 2) 脸色起变化 3) 激动得无地自容 \renk vermek 使生色, 增光, 添彩: Bir gün de, işe daha fazla renk vermiş olmak için, eve büyükçe bir kutu getirdi ve bu kutuda dinamit olduğunu gizlice karısına söyledi. 一天, 为了对事情加以更多的渲染, 他把一个大大的箱子带回了家并悄悄地告诉他妻子说这箱子里面有炸药。- den \renk vermemek 隐藏思想感情, 不露声色: Fakat Hacı İlhami efendiyle kızını en çok çekemeyenler bile onların vakur bir vaziyet aldıklarını, her ne olursa olsun, ele güne renk vermediklerini itirafa mecbur oldular. 但是就连最不喜欢哈吉•伊尔哈米先生和他女儿的人也不得不说他们稳重, 无论如何都不会对外人透露他们的思想感情。\renke oynamak 轮盘赌 \renki atmak 1) 褪色, 掉色 2) 失色, (脸色)变苍白, 变暗淡 \renki çalık 1) 褪色的, 掉色的 2) 苍白的, 没有血色的 \renki çalmak (颜色)相似 \renki kaçmak 1) 褪色, 掉色 2) 失色, (脸色)变苍白, 变暗淡 \renki tutmak 颜色相符 \renki uçmak 1) 褪色, 掉色: Rengi uçmuş, kenarları yenmiş bir fotografı var. 他有一张褪了色的、边角都已磨损了的照片。 2) 失色, (脸色)变苍白, 变暗淡: Kadınlar da bu defa Tevfik'i dükkânın kapısında yakaladılar, aynı şeyi ona açtılar. Tevfik'in rengi uçtu, dudakları titredi. 这一回女人们在商店门口截住了泰夫菲克, 告诉了他同样的事情。泰夫菲克脸色大变, 嘴唇都发抖了。\renki uymak 颜色相符 \renkini belli etmemek 隐藏思想感情, 不露声色 \renkleri hafifletmek 使颜色变淡 \renkten \renke girmek 羞愧而脸变色, 害羞: Genç kız, renkten renge giriyor, verecek cevap bulamıyordu. 年轻姑娘的脸色一会儿红一会儿紫, 找不出应答的话语。

    Türkçe-Çince Sözlük > renk

  • 358 revnak

    阿́ is. 旧́ 光辉; 光亮; 美丽, 漂亮; 华丽, 富丽堂皇: İşe daha fazla revnak vermiş olmak için eve büyükçe bir kutu getirdi. 为把事情办得更漂亮, 他把一个大大的箱子带回了家。

    Türkçe-Çince Sözlük > revnak

  • 359 rıza

    [rıza:]
    阿́ is.
    1. 同意, 赞成; 答应: Bu işe rızanız var mı? 您同意这件事吗?
    2. 要求, 愿望: \rızaya bağlı akitler 双方或多方认可的条约, 协议 Allah (或 Tanrı, Mevla, Hak) \rızası için 为了真主(或神)的意愿 Kendi rızasıyla gitti. 他自己要求走了。
    ◇ \rıza beyanı 1) 法́ 申诉 2) 判决 -e \rıza göstermek 同意, 赞成, 答应; 使听从, 使顺从: Yarım yamalak ıslahat tedbirlerine inanmaktansa kazaya rıza göstermek bana daha hoş görünür. 我认为与其相信那些盲目的改革措施, 不如顺其自然。\rızası olmak 征得同意, 求得许可 \rızasını almak 取得某人的同意 \rızasını vermek 同意, 答应

    Türkçe-Çince Sözlük > rıza

  • 360 Rufaî

    [rufa:i:]
    阿́
    öz.is. 鲁法伊派信徒: Bu işe Rufaîler karışır. 转́ 这事儿太复杂了, 谁也解决不了。
    s. 鲁法伊派的

    Türkçe-Çince Sözlük > Rufaî

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.