Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 321 kotarmak

    -i
    1. 装, 盛(食物)
    2. 准备饭菜: Anaları ocak başında yemek kotarıyordu. 他们的母亲正在灶前做饭。O beni vaktinden evvel acıkmış zannederek akşam yemeği için kotarabildiklerinin bir kısmını yarı çiğ, yarı pişmiş önüme sürüyor. 她觉得我早就饿了, 把一些可能是为晚饭准备的半生半熟的食物送到我眼前。
    3. 转́ 完成, 做完(某事): Annem yemeği pişirip kotardı. 我妈妈已经把饭做好了。Bir işi kotarmadan başkasına girişmemeli. 一件事没完成, 别去干另一件事。Bizim pişirip kotarmaya uğraştığımız işe yabancı eller de mi karışıyordu? 难道有外人要插手我们正在完成的这件事吗?

    Türkçe-Çince Sözlük > kotarmak

  • 322 koymak

    - ar (-i, -e)
    1. 放置, 安置, 摆放: Kitabı masanın üstüne koydu. 她把书放在桌上了。Sandalyesini pencerenin önüne koydu. 他把他的椅子放在窗户前。Çamaşırları sandığa mı koydunuz? 您把衣物放进箱子了吗?
    2. 安装: filmi makineye \koymak 安装胶卷
    3. 任命, 指派, 安插: Bu işe kimi koyacağız? 我们派谁干这事呢?Kızını bir bankaya koydu. 他把女儿安插到一家银行。
    4. 允许, 许可: Hastanın yanına kimseyi koymuyorlar. 他们不让任何人留在病人身边。Kitabı bütün gün elinden koymadı. 她成天书不离手。
    5. 添加: yemeğe biber \koymak 往菜里放辣椒 yemeğe tuz \koymak 往食物里放盐
    6. 签署, 署明: Anlaşmaya imza koydu. 他签署了协议。Mektuba tarih koydun mu? 你在信上署明日期了吗?
    7. 表现, 体现: Orduda yaşayan manerî kuvveti de meydana koyuyor. 这也体现出了军队中的精神力量。
    8. 触及, 触动: Bu söz ona çok koymuş. 这句话对他触动很大。Oğlunun ölümü ona çok koydu. 她儿子的死对她打击很大。
    9. (预算中)划拨, 分配: Bütçede bu giderler için ödenek koymamışlar. 据说他们没有在预算中为这些支出划拨经费。
    ◇ koyduğum yerde otlamak 成́ (对长期没有取得进展者说的)无所作为, 没有长进: A, sen de koyduğum yerde otluyorsun. 哎!你也不会有什么长进!koyup gitmek 离开
    ◆ Koydunsa bul! 该找到的地方都找遍了, 就是找不到。

    Türkçe-Çince Sözlük > koymak

  • 323 köprü

    is.
    1. 桥, 桥梁: tahta \köprü 木桥 demiryolu \köprüsü 铁路桥 Boğaziçi \köprüsü 海峡大桥 asma \köprü 吊桥 betonarme \köprü 钢筋混凝土桥
    2. 海́ 驾驶台, 桥楼, 舰桥
    3. 转́ 将两个事物相连结的事物
    4. 医́ (假牙的)桥
    5. 体́ (摔跤时为使肩部不着地用脚和头着地, 腰部向上挺的姿式)桥
    6. 体́ (背部离地, 用手、头或膝支撑地面)桥
    ◇ \köprü altı çocuğu 无亲无故, 无处藏身之人, 流浪汉, 流离失所的人 \köprü kurmak 体́ 搭桥 \köprüleri atmak 转́ 破釜沉舟, 背水一战, 孤注一掷: Tüm varlığı ile bu işe girdi; bütün köprüleri attı. 他孤注一掷, 把全部家产都投到这笔生意里了。
    ◆ Köprünün altından çok su aktı (或 geçti). 今非昔比, 时过境迁: Ama o gün, bugün köprülerin altından çok sular geçti. 然而今天的情况与那时的情况已大不一样了。

    Türkçe-Çince Sözlük > köprü

  • 324 kuyu

    is.
    1. 井: \kuyu bileziği 石井栏 \kuyu suyu 井水 petrol \kuyusu 油井 su \kuyusu 水井
    2. 坑: kireç \kuyusu 石灰坑
    3. 转́ 陷阱
    ◇ \kuyu açmak 打井 \kuyu fındığı 一种榛子(在青的时候摘下埋在土里获得一种特殊味道的榛子) \kuyu gibi 1) 极深的 2) 低矮昏暗的地方 -in \kuyu kazmak 1) 挖井 2) 转́ 设陷阱: El için kuyu kazan, evvel kendi düşer. 成́ 害人先害已; 搬起石头砸自己的脚; 作茧自缚。-in \kuyusunu kazmak 转́ 使入圈套, 使陷于困境, 挖墙脚, 拆台: Bir yandan adama hoş görünmeye çalışıyorlar, diğer yandan ise kuyusunu kazıyordu. 他一方面显得宽容此人, 另一方面又拆他的台。Yüzden ağır durup arkadan benim kuyusunu kazacak! 他表面上不动声色, 背地里却要拆我的台。Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu. 成́ 善有善报, 恶有恶报。

    Türkçe-Çince Sözlük > kuyu

  • 325 küllenmek

    1. küllemek 的被动态: Ateşin üzeri küllendi. 火上覆盖了一层灰。Hepsi küllenmiş, işe yaramaz bir hâle gelmişti. 一切都化为灰烬, 无法再使用了。
    2. 转́ (痛苦, 厌烦等)平息, 减轻: Acısı küllendi. 他的痛苦慢慢缓解了。

    Türkçe-Çince Sözlük > küllenmek

  • 326 küsur

    [küsu:r]
    阿́ ç.is.
    1. 剩余物, 残余部分: Bu paranın küsurundan vazgeçelim. 这笔资金的余额我们就不要了。
    2. 零头, 零数: Bu işe on bin küsur lira harcadım. 这事儿我花费了1万多里拉。

    Türkçe-Çince Sözlük > küsur

  • 327 lâse

    is.
    1. (动物的)尸体; 腐臭食品
    2. 瘦弱的动物
    ◆ Lasenin bulunduğu yerde kargalar da bulunur. (或 Lâse nerede ise karga da oradadır.) 哪里有尸体, 哪里就有乌鸦。

    Türkçe-Çince Sözlük > lâse

  • 328 Nasdaq

    öz.is. 纳斯达克: Önceki gün New York Borsası Dow Jones endeksi gün içinde 290 puan, Nasdaq ise 144 puanlık düşüş yaşadı. 前天, 纽约股市道•琼斯指数一天内下降了290点, 纳斯达克指数下降了144点。

    Türkçe-Çince Sözlük > Nasdaq

  • 329 nasıl

    [na’sıl]
    (土́-阿́)
    s. 什么样的, 怎样的, 如何的, 哪一个: Nasıl adam? 什么样的一个人?Nasıl kâğıt istiyorsunuz? 您要什么样的纸?Sual nasıl ise cevap ta öyledir. 有其问必有其答。-nasıl kızdır? –Melek gibi. “她是个什么样的姑娘?”“像天使一样。”
    zf. 怎样, 如何 Ankara’ya nasıl geldiniz? 您是怎么到安卡拉来的?Ben dudaklarımın ucuna gelen bir suali nasıl sorduğumu, niçin sorduğumu bilmiyorum. 我不知道我怎么问到嘴边的问题和我为什么要问。
    ◆ Nasıl isterseniz. 请自便!

    Türkçe-Çince Sözlük > nasıl

  • 330 ne

    is. 字母N的名称
    II
    - yi
    zm. 什么, 什么事, 什么东西: O sana ne söyledi? 他跟你说了什么?Bana ne vereceksin? 你要给我什么东西?
    s. 什么样的, 怎样的, 如何的, 哪一个的: Ne gün gelecekler? 他们哪一天来?Ne biçim davranış? 什么样的行为?Güzel heykel, ne yandan bakarsan, ne yana çevirirsen gene güzeldir. 好看的雕像不管你怎么看, 总是美的。Elimden ne kitaplar geçti! 什么样的书我没见过。Nedir onun adı? 他叫什么名字来着?
    zf. (用于感叹句中)多么, 何等; 如此, 这样: Ne güzel hava! 多么好的天气!Ne güzel çiçekler! 多么漂亮的花!Ne temiz çocuk! 多干净的孩子!
    s. ve zf. 为什么, 为何, 什么样的: Ne acele ediyorsun? 你急什么?Ne duruyorsun? 你干嘛站着?Bu ne kıyafet? 这叫什么服装?
    ünl. 什么, 怎么, 是吗, 怎么样: Ne, yıkıldı ha! 什么, 被推翻啦!
    (用于条件复合句中)所有东西, 任何东西: Ne istiyorsan onu al. 你想要什么, 就拿什么。Ne isterse yapar. 他为所欲为。Ne görse ister. 他见什么要什么。
    ◇ \ne âlemde 怎么样, 情况如何: Ne âlemdesiniz? (问候用语)您近况如何?\ne bana olsun \ne ele 自己不用又不肯让人, 占着茅厕不拉屎 \ne de olsa 无论如何, 不管怎样, 终究: Ne de olsa o bizden tecrübelidir. 不管怎么说, 他比我们有经验。\ne demeye 1) 为了, 为的是, 2) 在…方面, 就…来说 \ne diye 为什么, 为了: Ne diye buraya geldin. 你为什么到这里来了?Bu adam benimle ne diye uğraşıp durur. 这人干吗总是与我作对?\ne gezer 哪能, 哪里还会(还能), 怎么能行; 根本就没有; 一点也(不): Eskisinden daha berbat, iyileşmek ne gezer. 他比过去更糟糕了, 没有一点好转的迹象。\ne hacet 没有必要, 不需要 \ne haddine 哪能, 怎能(表示反对, 不同意, 疑问等): Böyle yazı yazmak onun ne haddine! 他哪能写这样的文章。Ne hâli varsa görsün. 他想怎么干, 就让他怎么干吧!\ne ile 为什么, 什么原因, 依据什么, 靠什么: Ne ile hükmediyorsun? 你为什么这样想?Ne ile yaşarsınız? 您靠什么生活?\ne ise 也好!行吧!好吧!只好如此!就这样吧: Ne ise, bari bundan öyle yapmayın. 好吧, 但下不为例。\ne kadar 多少, 多么; 到什么程度: Gölün üzerindeki nilüferlere bak, ne kadar güzel! 你看湖上的睡莲, 多美啊!Ne kadar sıcak! 多么热呀!\ne kadar … o kadar 有…, 就有…; 越…, 越…; 愈…, 愈…: Ne kadar çabuk gelirse, o kadar iyi olur. 他来得越快越好。\ne kadar olsa 不管怎么说, 不管有多少不足之处, 终究是: Eh ne kadar olsa anadır. Ben de acıdım. 唉不管怎么说, 她是母亲。我很同情。Ne mal olduğunu biliriz. 我们知道他是个不中用的坏东西。\ne ki, şu kadar ki 但是, 事实上 \ne mene 俗́ 哪些品种, 哪些式样 -in \ne olduğunu bilememek 不知所措 \ne olursa olsun 1) 在任何情况下, 不惜任何代价, 无论如何, 不管怎样; 管它三七二十一, 听其自然吧 2) 管他是谁, 管它三七二十一, 随它便好了!不必顾虑啦!听其自然吧!\ne selâm \ne sabah 恩断义绝, 视同陌路: O tartışmadan sonra aralarında ne selâm ne sabah hiçbir şey kalmamış. 自从那次争吵之后, 他们就恩断义绝, 视同陌路, 再也没有来往。\ne sularda 怎样, 如何: Sizin kovaladığınız iş ne sularda? 您的事情怎么样啦?\ne suretle 怎样, 如何 \ne var (ki) 但是, 事实上: Ne var ki, arkadaşlarını şaşırtmak, kendini göstermek, caka yapmaktı asıl amacı. 实际上, 他真正的目的, 是哗众取宠, 表现自己, 炫耀自己。\ne yapar yapar (或 yapıp yapıp) 无论如何, 想方设法, 千方百计: Ne yapıp yapıp bu işi başarmalı. 必须要完成这项工作。\ne zaman 何时, 什么时候 \nedir ki 但是, 可是, 不过, 然而: Nedir ki onların sözü pek dinlenmez. 但是没有人听他们的话。\neler 各种各样的事, 各式各样的东西: Başıma neler geldi neler. 我经受过多少磨难。Bugün neler gördük.今天我们什么都见到了。\neler de \neler (或 \neler \neler de) maydanozlu köfteler 各种无稽之谈, 各种谎言, 种种瞎扯 \nesi var \nesi yoksa 所有的一切: Yıllardan beri adamın kanını emmiş, sonunda nesi var nesi yoksa yiyip bitirmişler. 多年来, 他们一直对这个人进行盘剥, 最后把他榨得一干二净。-in \nesine 与…有关: Neme lâzım?! 与我何干, 关我什么事?!Otomobil onun nesine! 汽车与他何干?Senin nene lâzım?! 与你何干?!关你什么事?!
    ◆ Ne alâ memleket! (表示责备、不满)啊, 好家伙!多么!真!Ne arar! 从何处?从哪里; 何必?何苦: Onda para ne arar? 他哪里来的钱?Ne arıyor? 关人什么事, 与他毫不相干: Sen burada ne arıyorsun, haydi çabuk eve! 你在这里干嘛, 快回家去吧!Ne çare! 唉, 有什么办法!毫无办法!Ne dedim de! (表示可惜)真遗憾!真可惜!唉: Ne dedim de seni dinlemedim! 真遗憾, 我没有听你的。Ne demek? 1) 什么意思?这是什么意思: Bu kelime ne demek? 这个词是什么意思? 2) 怎么可以, 难道可以这样做吗: Vazifeden kaşmak ne demek? 难道可以逃避自己的责任吗?Ne ekersen onu biçersin. 种瓜得瓜, 种豆得豆。Ne fayda? 为什么?为了什么目的?Ne idiği velirsiz. 谁知道他, 平民百姓一个。Ne imiş! 他是什么人物!Ne mi var? 你还问发生了什么事?Ne mümkün! (这)不可能: Görüp da sevmemek ne mümkün seni. Güzelsin, incesin, tatlısın, şensin. 只要见到你就不可能不喜欢你, 你是如此漂亮、温柔、可爱、快乐。Ne münasebet! 从何说起!毫无关系!当然不是!Ne o? 怎么啦?发生什么事?怎么一回事?这是怎么一回事: Ne o, sen de mi ağlıyorsun? 怎么, 你也在哭?Ne olacak! 1) 有什么可客气的!没有什么关系!不算什么! 2) 没有意思!没有什么价值!Ne olur (sun) ! 请!我请求!我恳求: Bunu ver ne olur! 请给这个吧!Ne olur sanki, sen de gelsen? 算是求你了, 你也来吧!Ne olursunuz bunu yapmayın! 请您千万不要做这事!Ne olur, ne olmaz. 以防万一, 以备万一。Ne oluyor? 1) 这里发生了什么事情? 2) 需要什么? 3) -e 与某人有什么关系: Ona ne oluyor? 这与他何干?Size ne oldu da karıştınız? 与您何干, 您为何干予?Ne öper, ne öptürür. 自己不用也不让别人用。占着茅坑不拉屎。Ne pahasına olursa olsun. 不惜任何代价, 无论如何要, 非…不可。Ne satıyorsun? 你说什么?Ne semavî! 天堂有什么好的!Ne umurun? 这关你什么事?这事与你何干?Ne üstüne lâzım? 干吗需要这个?Ne üstüme vazife? 这事与我何干?关我什么事?与我有什么关系?Ne var ne yok? 您近况如何?有什么新闻?Ne yaparsın ki (或 yapmalı ki) ! 唉!做什么好呢!怎么办呢!Ne yapalım!没有办法!无能为力!Ne yapsın! 唉!做什么好呢!怎么办呢: Ne yapsın, yola gelmezse açlıktan öleceğini anladı. 怎么办呢?他明白, 他要是再不悔悟, 会饿死的。Ne zaman? 何时, 什么时候?Ne (kadar) zamandan beri? 多久了?多长时间了?Ne zararı var 没关系!不要紧: Ne zararı var, ekmeğini çıkarıyor ya. 没关系, 他已能自食其力。Nem (-si) (var) ? 怎么啦?Neme lâzım? 关我什么事?与我有什么关系?Nenin nesidir. 这与我毫无关系。这完全不关我的事。Neye (niye) 为了什么?

    Türkçe-Çince Sözlük > ne

  • 331 neredeyse

    [ne'redeyse]
    zf. 马上, 眼看就要, 很快就要, 差一点儿, 几乎: Nerede ise ağlıyacak. 他差一点就哭了起来。Nerede ise yağmur yağacak. 马上就要下雨了。

    Türkçe-Çince Sözlük > neredeyse

  • 332 New York

    öz.is. 纽约(美国): Önceki gün New York Borsası Dow Jones endeksi gün içinde 290 puan, Nasdaq ise 144 puanlık düşüş yaşadı. 前天, 纽约股市道•琼斯指数一天内下降了290点, 纳斯达克指数下降了144点。

    Türkçe-Çince Sözlük > New York

  • 333 neyse

    [ne’yse]
    bağ. (表示勉强同意)好吧!行!成!只好如此!就这样吧: Ne ise, bari bundan sonra öyle yapmayın. 好, 算啦, 以后可不要这样做了!

    Türkçe-Çince Sözlük > neyse

  • 334 nokta

    阿́ is.
    1. 点, 圆点; 斑, 斑点; 小花点: beyaz zemin üzerine siyah \noktalar olan bir basma 白底上带黑点的印花布 harita üzerinde bir yeri bir \nokta ile göstermek 在地图上用圆珠笔点表示一个地方 Yeni giysimin üzerinde kırmızı noktalar var. 在我的新衣服上有不少红点点。
    2. 句号: Nokta basit veya birleşik her bildirim cümlesinin sonuna konur?句号加在简单的或复合的陈述句未尾。"Yağmur yağıyor" tümcesinin sonuna nokta koyunuz. 在“下雨了”的句子末尾加上句号。
    3. 数́ 小数点: Türkiye'de geçen yıl binde 14.8 olan yıllık nüfus artış hızı ise 1999'da binde 14.4'e inde. 去年土耳其人口年增长率为千分之14.8, 1999年则下降为千分之14.4。Ortalama yaşam süresi 2000 yılında erkeklerde ve kadınlarda yaklaşık 2.5 ay atacak. 到2000年男女平均寿命将增加两个月。
    4. 理́ 点: donma \noktası 冰点 erime \noktası 熔点 kaynama \noktası 沸点 kritik \nokta 技́ 临界点 kesişme \noktası 交(叉)点 dayanma \noktası 支点, 支承点
    5. 转́ 观点, 立场: \noktai nazar 观点, 看法 \noktai nazar ihilâfı 各种不同的观点 her \noktai nazardan 在各方面
    6. 点, 地点, 一定地方: arazî \nokta 军́ (定方位的)地物́ 标, 方位物, 方向标, 标定点 dağın en yüksek \noktası 山的最高点 hâkim \nokta 军́ 制高点, 制高地 hareket \noktası 出发的地点, 起点 hedef \noktası 军́ 瞄准点 ince \nokta 转́ 薄弱点
    7. (报告、谈话、思考的)点, 题目; 事情, 问题: Bu noktada oldanıyorsunuz. 在这点上您错了。Bu gibi noktalara dikkat etmeli. 应当关注这些问题。
    8. 军́ 岗, 岗哨, 所, 岗位: polis \noktası 警察岗亭
    ◇ \nokta değiştirmek 换岗 \nokta dikmek 布岗 \nokta koymak 结束谈话: Sözlerime burada nokta koyuyorum.我就说这些。\noktası \noktasına 完完全全地, 丝毫不差地, 不差毫厘地: Sakın söylediklerimin hepsine noktası noktasına inanma. 注意, 请你不要完全相信我所说的一切。\nokta olmak 俗́ 1) 使用麻醉剂 2) 发昏, 变傻; 入睡 3) 离开, 远去

    Türkçe-Çince Sözlük > nokta

  • 335 mahrem

    阿́
    s.
    1. 宗́ (伊斯兰教法典)禁止的, 不允许的; 禁婚的
    2. 秘密的, 机密的; 推心置腹的: \mahrem evrak 机密文件, 密件 son derece \mahrem 绝密的 Mahrem bir mektup aldım. 我收到了一封密信。
    3. (身体上)羞于裸露的
    is. 知己, 知心朋友, 知音
    zf. 秘密地, 机密地; 推心置腹地: Seninle mahrem konuşmak istiyor. 他想和你进行推心置腹地交谈。
    ◇ \mahrem işe koymak 使成为秘密, 保守秘密, 把…作为密件 \mahrem tutmak 1) 保守秘密 2) 对…禁婚

    Türkçe-Çince Sözlük > mahrem

  • 336 memnu

    -u 阿́ is. 禁止的, 不允许的: İnsan ise memnu olan şeye düşkündür. 人都热衷于追求被禁止的东西。
    ◇ \memnu meyve 1) 禁果 2) 转́ 被禁止的东西 \memnu mıntaka 旧́ 禁区, 禁地 \memnu olmak 禁止, 不准, 不允许: Cigara içmek memnudur. 禁止吸烟。

    Türkçe-Çince Sözlük > memnu

  • 337 mevki

    -i
    [mevki:]
    阿́ is. 旧́
    1. 地方, 场所, 所在地, 位置; 地区: dümen \mevkii 驾驶室, 操纵室 müstahkem \mevki 设防的地方; 要塞, 堡垒 Gelibolu civarında Akbaş mevkiinde bir cephane deposu vardı. 在盖里博鲁附近的阿克巴什有一个弹药库。
    2. 地位, 职位, 岗位: iktidar \mevkiine gelmek (或 geçmek) 取得政权 sorumlu \mevki 负责岗位, 重要职位 yüksek \mevki sahibi 身居高职的人, 上层人士 Senelerce devletin yüksek mevkilerinde bulundu. 多年来他担任过许多政府的要职。
    3. (影剧院里的)排, 行: birinci \mevkii tutmak 占第一行 İkinci mevki sıralar oldukça dolmuş, localardan ise ancak bir ikisi tutulmuş. 第二排座位已相当满, 而包厢仅包出了一两间。
    4. 状况, 情况, 状态; 处境; 情势: müşkül bir \mevkide bırakmak 使陷入困境 parlak \mevki 顺境 Müşkül mevkide kaldım. 我陷入了困境。
    5. (车、船的)等级: ikinci \mevki bir kompartıman (列车车厢的)二等包房
    6. 体́ 名次, 排位
    ◇ \mevki düşkünlüğü (或 hırsı) 钻营, 升官主义, 功名欲, 往上爬的思想行为 \mevki hastanesi 常设医院 \mevki komutanlığı 警备司令部, 卫戍司令部 \mevkiden sarkmak (船)随风漂流 \mevkie oturmak 担任职务 \mevkii icraya koymak 实现, 实行, 实施 \mevkii meriyete koymak 开始生效 \mevkii olmak 占有一席之地 \mevkiinde 恰当地, 适当地, 适时地, 及时地 \mevkiine göre 根据他的处境 \mevkiine kadar yükselmek 提高到…地位 \mevkiini sağlamlaştırmak 巩固自己的地位

    Türkçe-Çince Sözlük > mevki

  • 338 mum

    波́ is.
    1. 蜡烛
    2. 蜂蜡, 蜡
    3. 物́ 烛光(旧亮度单位): \mum kuvveti 光的强度
    4. 块, 筒, 罐, 柱: sis \mumu 发烟罐, 烟幕筒
    ◇ \mum adamak 许愿 -e \mum dikmek 白费蜡, 浪费 \mum direk 1) 直直的, 笔直的 2) 乖巧的, 温顺的, 不淘气的: Disiplin cezası alınca mum direk oldu. 挨了处分之后, 他学乖了。\mum dönmek 顺从, 听从, 服从, 听话, 变温顺 \mum duruşu 体́ 颈肩着地倒立 -i \mum etmek 使变得听话, 变得乖巧 \mum gibi 1) 直直的, 笔直的 2) 乖巧的, 温顺的, 不淘气的: Babası biraz sert çıkınca, çocuk mum gibi oldu. 他爸爸稍微一不高兴, 这孩子就老实了。 3) 干净的, 整洁的 4) 脸色变得苍白的, 脸色发白的 \mum gibi erimek 脸色变得苍白 \mum gibi oturmak (衣服)合身 \mum gibi sarı 黄的, 蜡黄的 \mum olmak 1) 变得听话, 变得顺从 2) 俚́ 同意, 满意: O bu işe çoktan mumdur, ama kendini naza çekiyor. 他早就同意这事了, 但他还在装腔作势。\mum yakmak 1) 点蜡烛 2) 上香, 点蜡烛(供奉) -e \mum yapıştırmak 1) 封蜡, 用蜡封口(盖戳) 2) 转́ 牢记, 记住: Bu söze bir mum yapıştırın. 这句话你要牢记在心。-i \muma çevirmek 使变得听话, 使变得乖巧 -i \muma döndürmek 使变得听话, 使变得乖巧: Bir hafta içinde o arsız çocuğu muma döndürdü. 一个星期之内, 他就把那个被惯坏的孩子给治住了。\mumla aramak 迫切寻找: Kısacası, böyle bir komşuyu mumla arasa bulamayacaktır. 总而言之, 这样的邻居打着灯笼也难找。-i \mumla aratmak 令人怀念过去的人(或物、事等): Yeni gelen müdür, eskisini mumla arattı. 新来的经理还不如原来的经理。Bu soğuk ev, eski küçük evimizi mumla aratıyor. 这个冰冷的家还不如我们原来的小屋。\mumu iki ucundan yakmak 超负荷工作: Yaşın ilerliyor eski gücün kalmadı. Mumu hâlâ iki ucundan yakmağa devam edersen, korkarım yatağa düşeceksin. 岁数不饶人, 你的力气已大不如从前了, 要是再超负荷工作, 我担心你会累垮的。
    ◆ Mum dibine ışık vermez. (或 Mum dibi karanlık olur.) 蜡烛照不亮自身的底部(指爱助人的人往往很少帮助他所亲近的人)。

    Türkçe-Çince Sözlük > mum

  • 339 mühür

    - hrü 波́ is.
    1. 印章, 官印, 公章: Elimi cebime soktum, mühürümü çıkarıp koydum. 我伸手到口袋里, 拿出图章, 盖上章。Okuması yazması olmayanlar mühür kullanır. 不识字的人用印章。
    2. 印章所盖的印记, 盖章
    ◇ \mühür altına almak 查封, 封闭 \mühür basmak 1) 盖章, 盖印 2) 封上, 封住, 印封, 查封, 封闭 \mühür gözlü 长着明亮的大眼睛的 \mühür kazmak 刻印章 \mühür mumu 火漆, 封蜡 \mühür vurmak 盖印 \mühürünü yalamak 不守诺言, 破坏协议
    ◆ Mühür kimde ise Süleyman odur. 谁有玉玺谁就是皇帝。

    Türkçe-Çince Sözlük > mühür

  • 340 münasip

    - bi
    [müna:sip]
    阿́ s. 适当的, 适宜的, 妥当的, 恰当的: \münasip fiat 适当的价格 Bu ev size münasip değil. 这房子不适合您。Kızına münasip bir kısmet aradı. 他为他女儿找过适当的姻缘。O şekilde yaşayacak olsam İstanbul daha mümasiptir. 我要是那样生活的话, 伊斯坦布尔更为合适。
    ◇ \münasip bir bahane ile 以一个适当的借口 \münasip bir şekilde (或 tarzda) 以一种适当的方式 \münasip bir zamanda 在适当的时候 \münasip bulmak (或 görmek) 认为恰当, 觉得恰当: Kendi çocukları hep kız olduğu için yeğeni Bilâl’i bu işe daha münasip gördü. 由于他自己的孩子都是女孩, 因此他认为做这件事他侄子比拉尔更合适。

    Türkçe-Çince Sözlük > münasip

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.