Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 301 iyi

    s. zf. ve is.
    1. 好的; 有益的: \iyi adam 好人 \iyi fikir 好主意 \iyi ilâç 良药 \iyi haber 好消息 \iyi alâmet 好兆头 Arkadaşı ile iyi bir ilişki kurdu. 他同朋友建立了良好的关系。
    2. 有利可图的, 盈利的: \iyi bir ticaret 一笔赚钱的生意 Bugün iyi bir alışveriş yaptı. 他今天做了笔划算的交易。
    3. 充足的, 足够的: İyi yağmur yağdı. 下了一场透雨。Dünkü maçta takımlar iyi çekiştiler. 在昨天的比赛中, 两个队争抢得很激烈。Ağzını bozunca bir iyi dayak yedi. 他刚一骂人, 就挨了一个大嘴巴。
    4. 合适的, 恰当的: \iyi bir cevap 恰当的答案
    5. (身体)好的, 健康的: Anan, baban iyiler mi? 你父母可好?İyi misiniz? 你好!
    6. 熟练的, 技艺高的: Çinceniz çok iyi. 您的汉语说得真好!İyi satranç oynayabilir misiniz? 您下棋下得好吗?Ata iyi biner. 他善于骑马。
    7. 顺利的: İşler iyi yürüyor. 工作进行得很顺利。
    -i \iyi etmek 1) 治愈, 使康复: O ilâç beni iyi etti. 那副药治好了我的病。Hastayı Allah iyi eder, ücreti doktor alır. 成́ 生死由天定, 收钱是医生。 2) 做得正确(得体、适当、适时): Burası çok güzel bir yer. Ne iyi ettik de geldik. 这儿是一个非常美丽的地方, 我们真来对了。Tiyatromuz bu oyunu oynamakla iyi ediyor. 我们剧院上演这出戏正是时候。Ona yardım etmekle iyi ettin. 你帮他帮对了。 3) 俗́ 抢劫, 洗劫; 偷东西 4) 俗́ 给: Varsa bana iki yüz yuan iyi et, yoluna çıkacağım. 你要有钱就给我两百块钱, 我要去接他。 5) 俗́ (赌博时)赢钱 6) 俗́ 灌醉, (以毒品)使飘飘然 7) 俗́ 奸污 8) 干掉, 吃掉: Fındığı, fıstığı, leblebiyi 10 dakikada iyi etti. 就10分钟, 他就把榛子、花生和炒鹰嘴豆全都干光了。-e \iyi geçinmek 和睦相处: O aileyle iyi geçinseydin başın ağrımazdı her hâlde. 你要是能同那一家和睦相处, 你肯定就不会伤脑筋了。-e \iyi gelmek 1) 有益于, 有效, 见效: Buranın havası ona iyi geliyor. 这里的气候对他有益。Bu ilâç iyi geldi. 这药挺见效。Güneş sağlığına iyi geliyor. 晒太阳有益你的健康。 2) 合适, 合身, 适合: Bu elbise size iyi geldi. 这件衣服你穿合身。Potin ayağıma iyi geldi. 这双统鞋我穿着合脚。Palto üstüne iyi geldi. 裤子他穿合身。\iyi gitmek 1) (事情)发展顺利: İşler iyi gidiyor. 一切进展顺利。 2) -e 适合, 合身: Bu renk size iyi gitmiyor. 这种颜色和你不配。\iyi gözle bakmamak 对某人没有好感 \iyi gün 好日子, 安逸的阳光 \iyi gün dostu 只能同安乐不能共患难的朋友, 酒肉朋友 \iyi gün görmek 过好日子 \iyi gün görmüş 曾经富有的 \iyi haber alan 消息灵通人士 \iyi hâl 良好的品行 \iyi hâl belgesi (或 kağıdı) \iyi boş (ama) 好是好, 不过(提异议时候用) \iyi hissetmemek 感到不舒服: Kendimi iyi hissetmiyorum. 我感到不舒服。\iyi kalpli 好心肠的, 心地善良的 \iyi karşılanmak 受欢迎: Toplumda, bencillik iyi karşılanmayan bir davranıştır. 在社会上, 自私自利是一种不受欢迎的行为。\iyi ki 幸好, 还好, 幸亏: İyi ki, o günkü acı ile ölmemişsiniz. 还好, 我们那天没有疼死。İyi ki, size uymadım. 幸亏我没有听你的。\iyi kötü 不太好也不太差的, 凑合的, 勉强说得过去的, 马马虎虎的, 可怜巴巴的, 好歹: İyi kötu bir cevap verdi. 他勉强作了个答复。İyi kötü geçinip gidiyor. 他日子过得马马虎虎。Dosdoğru teyzemin evine gidecktim, iyi kötü barınacak bir yer… 本来我要直接去我姨妈家, 好歹也是个藏身的地方。\iyi niyet 善意, 好意, 诚意; 斡旋, 调停: Bu söz onun iyi niyetini gösteriyor. 这一番话表明了他的诚意。\iyi olmak 1) 康复, 痊愈: Allaha şükür çocuk iyi oldu. 谢天谢地, 孩子的病好了。Elindeki yanık iyi oldu. 他手上的烫伤好了。Hasta iyi oldu. 病人康复了。 2) 适时, 恰当: O burada iken gelmeniz iyi oldu. 他还在这儿, 你来得正好。O zamana kadar kızımız bir iş öğrenir ve başkalarına hizmet etmeye alışırsa iyi olur. 在那之前, 我们的女儿最好学点儿本事, 习惯替别人干活儿。 3) -e 合适, 合身: Palto bana iyi oldu. 这裤子我穿合身。\iyi ruhlu 善良的, 好心肠的; 善意的 \iyi saatte olsunlar (穆斯林神话中的)精灵。鬼怪; 坏人: İyi saatte olsunlara inanmam. 我不信鬼。Aman yavaş söyle, iyi saatte olsunlar duyarsa mahvoluruz. 千万可小点儿声说, 要是让坏人听了去我们可就惨了。 (Biri için) \iyi söylemek 说(某人的)好话, 夸奖, 赞扬: Onun için pek iyi söylüyorlar. 人们对他交口称赞。\iyi uyum sağlanmak 头头是道: koskoca bir \iyi uyum sağlanmış "yeni" kanıtlar 颇为头头是道的“新”论据 \iyi vardım (表示固执的语气)我偏偏, 我就: -Niçin bu işi yapmadın. -İyi vardım da yapmadım. --这件事你怎么没做? --我就不做! \iyi varmak (尽管固执但)到底还是, 总算还是, 终于: İyi vardımız da ona haber vermediniz. (还好)你总算还是没有告诉他。\iyi yapmak 作得对, 做得好: İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. 您常常骂孩子, 这样做不好。İyi yaptınız da geldiniz. 您来了, 这就对了。\iyi yürekli 好心肠的, 心地善良的 \iyiden \iyiye 完全, 实在, 彻底: Altıncı kata vardığımızda soluğu iyiden iyiye kesilmişti. 我们爬6楼的时候他已经实在是上气不接下气了。İyiden iyiye sabah oldu. 已经天光大亮了。Kaşalotzâde iyiden iyiye marizlenmiş. 那蠢货挨了一顿臭揍。\iyisi 最好, 上策是: İyisi bu işe karışmamaktır. 最好不介入此事。\iyisi mi 最好, 上策是: İyisi mi bu işten vazgeçmeli. 抛开此事才是上策。Kuru gürültüye kimse pabuç bırakmaz, iyisi mi şurada can ciğer ahbabız, alçaktan görüşüp anlaşalım. 大家都镇静!最好我们还是好朋友, 好好谈谈, 和解了吧!\iyiye çekmek 往好里想 \iyiye iyi kötüye kötü demek 是好说好, 是坏说坏; 有一说一, 有二说二; 说实话; 直言不讳 \iyiyi kötüden ayırmak 知道好歹: İyiyi kötüden ayıracak yaşa geldin. 你已经到了能知道好歹的年龄。
    ◆ İyi akşamlar! 晚上好!İyi dost kara günde belli olur. 患难见真情。İyi günler! 你好!日安!İyi iş (doğrusu) 这叫什么事?!咄咄怪事!İyi (或 temiz) iş altı ayda çıkar. 好事多磨。İyi işler! 祝事业顺利!祝生意兴隆!İyi kılık insanı gösterir. 人靠衣装, 佛靠金装。İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir. 人要走运, 不知哪块云彩会下雨。İyi yolculuklar! 一路顺风!

    Türkçe-Çince Sözlük > iyi

  • 302 kadar

    阿́
    e.
    1. (表示程度)像…一样: aslan \kadar kuvvetli 像狮子一样有力的 Bu çocuk öteki çocuk kadar akıllı. 这个孩子和那个孩子一样聪明。Gözümde sinek kadar değeri yok. 在我眼里, 他狗屁不是。Hırsıza yataklık etmek de hırsızlık kadar büyük suçtur. 窝藏盗贼与盗贼同罪。
    2. (表示大小、尺寸)像…一样: bacak \kadar çocuk 小不点儿 avuç içi \kadar yer 巴掌大的地方
    3. (表示数量)像…一样: doyacak \kadar yemek 吃饱 Bütün söyleyeceklerim bu kadar. 我要说的就这么多, 我说完了。Ne kadar parası varsa bu işe yatırmıştı. 他把所有的钱都投在了这笔生意上。
    4. -e (表示时间或空间的终点)直到, 在…之前: bu akşama \kadar 今天晚上之前 Saat ona kadar sokaklarda gezdi. 他在街上一直逛到了10点。Sabaha kadar gözünü yummadı. 他一夜没有合眼。Ben herifçioğluna bir mariz attım ölünceye kadar tadını unutamazsın. 我把这狗东西揍了一顿, 让他一辈子都忘不了。
    5. 大约, 将近: Bir hafta kadar önce onu görmüştüm. 我在大约一周前见过他。Bahçede iki yüz kadar ağaç var. 园子里有大约200颗树。
    is. (表示数量)如此, 这样: bildiğim \kadarıyla 据我所知 Ben o kadarını düşünmemiştim. 我没想过那么多。Beş yüz dolar istiyorsun! O kadarını veremem. 你竟然要500美元!我给不了那么多。Her gün içki, her gün kumar, bu kadarı da fazla. 他每天又是喝酒, 又是赌博, 真是太过份了。

    Türkçe-Çince Sözlük > kadar

  • 303 kafa

    is.
    1. 头部, 脑袋: \kafa kaldırmak 抬头 \kafa boşluğu 颅腔 \kafa çıkışı 体́ (足球中的)头球
    2. 智力, 理解力; 记忆力
    3. 观念, 头脑: Bu kafa ile hayatta başarı sağlayamaz. 以这种观念不可能在生活中取得成功。
    4. 顶部, 顶端: çivinin \kafasi 钉子帽
    5. 儿童游戏中使用的弹子
    ◇ \kafa adamı 善于动脑的人 \kafa ağrıtmak 废话连篇使人烦 \kafa atmak 用头撞 -le \kafa bulmak 取笑, 嘲弄, 拿某人开玩笑 \kafa büyük, içi biş, tut kulağından çifte koş 金钱玉其外败絮其中; 驴粪蛋表面光: İşe yarar biri değil; kafa büyük, içi boş, tut kulağından çfte koş. 他是个废物, 金钱玉其外败絮其中。\kafa cilâlamak 俚́ 喝酒 \kafa çekmek 俚́ 喝酒 \kafa değil, balkabağı 傻瓜 \kafa değiştirmek 改变看法, 改变主意, 改变观念 \kafa dengi 意见相同的人, 见解相同的人, 志同道合的人, 相处默契的人: O bizimle kafa dengi olamaz. 他和我们不可能成为一路人。\kafa göz yarmak 露怯, 现眼 \kafa işçisi 脑力劳动者, 白领 \kafa \kafaya vermek 碰头, 磋商 \kafa kalmamak (因劳累而)头脑麻木, 头昏脑胀 \kafa koparmak 1) (风)猛吹 2) (买卖中)骗人, 宰人 3) (赌博中)赢光(对手) \kafa patlamak 绞尽脑汁, 冥思苦想: Sen sabahtan akşama kadar rahat rahat oturyoursun, ben kafa patlatıyorum. 你一天到晚养尊处优, 我得操碎了心。\kafa sahipleri 脑力劳动者 -e \kafa sallamak 随声附合, 言听计从; 同意, 认可 \kafa şişirmek (因吵闹)使人心神不宁, 使人头错脑涨, 使人感到烦燥: Hukuki bir konuyu size anlatarak kafa şişirecek değilim. 我不会大讲法律, 让你们心烦。\kafa tutmak 不屈服, 不顺从, 抵抗, 反抗: Amirine kafa tutan memur işinden oldu. 目无上司的职员已经被开除。Hocalara, âmirlere, büyüklere kafa tutmak sökmez. 不可以无视尊长。Sana kafa tutmağa kalkıyor ama bir sıkımlık canı olduğunu unutuyor. 他要起来和你斗, 岂不知他已经没有力气了。\kafa ütülemek (或 tütsülemek) 唠叨使人烦: Akşam akşam kafa ütüleme. 天色已晚, 你别唠叨了好不好?Sabah sabah kafa ütüledi bu çocuk yahu. 这孩子, 一大早就叽叽喳喳个没完。\kafa yağı 俚́ 精液 \kafa yapmak 1) (因吸毒而)飘飘欲仙, 感到飘飘然: Bu esrardır, içersen kafa yaparsın. 这是大麻, 吸了以后你就会飘飘欲仙。 2) 开玩笑, 逗乐, 寻开心: Git, benimle kafa yapma. 走开, 别拿我寻开心!\kafa yok 笨蛋, 没脑子: Adamda hiç kafa yok! 他这个人一点脑子也没有!\kafa yormak (使)绞尽脑汁, (使)劳神费心, (使)冥思苦想: Bilim adamları buluşları kafa yorarak yaparlar. 科学家搞发明可是绞尽脑汁。\kafadan atmak 信口开河, 胡诌: Bilmem kafadan atmaya başladığının farkında mısın? 我不知道你是否发现他正在胡说八道。\kafadan bir ses çıkmak 心想, 琢磨: Haydutları buradan nasıl kaçıralım? diye her kafadan bir ses çıkmış. 他们心里在琢磨: “我们怎么才能把这些强盗赶出去呢?”\kafadan gayri müsellâh 谑́ 笨蛋, 傻货 \kafadan kontak 俚́ 做事无章法的, 做事不加考虑的: Herif kafadan kontak, boş ver! 这家伙是个疯子, 甭理他!\kafadan sakat 谑́ 笨蛋, 傻货 -in \kafası almamak 1) 不懂, 不明白, 不理解: Kafam bu sözleri hiç almıyor. 这些话我一点儿也听不懂。 2) (因劳神过度而)头脑麻木, 头昏脑胀 3) 不相信: O, bu suçu nasıl işler, kafam almıyor. 他怎么会犯下这个罪?我不相信。\kafası atmak 生气, 发火 -in \kafası bozulmak 发火, 生气, 气晕了头: Kafası bozuldu, işi bırakıp gitti. 他顿时大怒, 甩手而去。-in \kafası bulanmak 犯糊涂, 不知所措, 想不清楚 -in \kafası çalışmak 思路清楚, 脑筋灵活: Murat’ın matematiğe kafası iyi çalışır. 穆拉特学数学脑筋很活。-in \kafası dönmek 1) (因喝酒而)昏头, 头晕 2) 气昏头, 十分生气 -in \kafası dumanlanmak 1) 略带醉意, 微醉 2) 糊涂: Kafam dumanlandı. 我被搞糊涂了。-in \kafası dumanlı 1) 略带醉意的, 微醉的 2) 糊涂的: Lüzumsuz birçok şeylerle de zaten dumanlı bulunan kafamı yoruyorum. 我的脑子本来就被一些杂七杂八的事弄糊涂了, 可是还得劳神。-in \kafası durmak (因劳累而)头脑麻木, 头昏脑胀: Aynı şeyleri düşünmekten kafam durdu. 我一直在考虑这些问题, 脑袋都木了。-in \kafası gitmek 掉脑袋: Eğer onu öldürseydin o vakit kafan giderdi. 当时要是你杀了他, 你的脑袋早搬家了。-in \kafası işlemek 思路清楚, 脑筋灵活 -in \kafası izinli olmak 俚́ 一时糊涂, 走神 \kafası kalın 笨的, 头脑迟钝的 -in \kafası kalınlaşmak 头脑变迟钝: Kafası kalınlaştı. 他的头脑变得迟钝了。-in \kafası karışmak 心烦意乱, 心神不宁: Kafam karıştı, düşünemiyorum. 我的脑子很乱, 想不清楚。-in \kafası kazan (gibi) olmak 脑袋发胀, 心烦意乱, 心神不宁: Gürültülü odada çalışmaktan kafası kazan olmuş. 在乱哄哄的屋子里工作使他头昏脑胀。Yorgun ve kafam kazan gibi olduğu hâlde bir türlü uyamıyorum. 虽然很累, 而且头昏脑胀, 但我怎么也睡不着。 -in \kafası kızmak 发火, 生气, 气愤: Kafası kızınca ağzına geleni söylemeye başladı. 他一生气就开始胡说八道。-in \kafası olmamak 愚笨, 迟钝 -in \kafası rahat olmak 问心无愧: Kafam rahat olunca yüreğim de açılır. 我问心无愧, 也就心满意足了。-in \kafası şişmek 脑袋发胀, 心烦意乱, 心神不宁: Geldi geleli bir düziye söylüyor, artık kafam şişti. 他一来就一直说个不停, 说得我脑袋都大了。Sokaktaki çocukların bağırışmalarından kafam şişmişti. 街上孩子们的吵闹声搅得我心烦意乱。(-in, -e) \kafası takılmak 专注于某事, 长时间考虑某事: Kafam bu düşünceye takılıp kaldı. 我脑子里一直在想这个问题。-in \kafası taşa çarpmak 碰壁, 自食苦果: Sonunda kafası taşa çarptı, tüm serveti duman oldu. 他最后碰了壁, 全部财产都搭进去了。-in \kafası tavana vurmak 大吃一惊 -in \kafası yerinde olmamak 无法正常思考, 思路混乱, 头昏脑胀: Çok yoruldum, kafam yerinde değil, bu konuyu sonra tartışalım. 我很累, 思路不清, 这个问题我们以后再讨论吧。-in \kafası yerine gelmek 打起精神, 集中精力, 理清思路 -in \kafasına dank etmek (或 demek) 猛醒, 觉悟, 顿悟, 恍然大悟: Ne zamandan beri söylüyorum, nihayet bugün kafasına dank etti. 我把嘴皮子都快磨破了, 今天他终于明白过来了。\kafasına girmek 1) 被接受, 被相信: Söylediklerim kafasına girdi, bana inandı. 他接受了我的说法, 相信我了。 2) 记住 -i \kafasına koymak 决心做某事, 打定主意做某事: Ama kızcağızın içine kurt düşmüş. Kardeşlerini kurtarmayı kafasına koymuş. 但是, 女孩儿觉得很不安, 决心去救她的哥哥们。Kızını sana vermeyi kafasına koydu. 他打算把女儿嫁给你。Murat, pilot olmayı kafasına koymuş. 穆拉特决心当飞行员。\kafasına sığmamak 无法理解, 难以领会, 弄不明白, 搞不清楚 -in \kafasına söz girmemek 1) 不听规劝, 不接受他人意见, 顽固, 倔强 2) 轻视, 小看, 不重视 -in \kafasına takılmak 被牢记, 被铭记: Sözleri kafama takılmıştı. 他的话印在了我的脑海里。-in \kafasına taş vurmak 挨当头一棒, 遭受重大挫折 -in \kafasına uymak 屈从, 迎合, 顺从 \kafasına vur, ekmeğini elinden al 怎么说怎么是(指毫无主见、不善言辞、任人摆布的人) \kafasına vura vura 强行地, 强迫地, 不管三七二十一: Kafasına vura vura çarpım cetvelini ezberletti. 他硬逼着他背会了乘法表。-in \kafasına vurmak (酒)上头, 使大醉 -in \kafasında canlanmak 想起, 回忆起 \kafasında şimşek çakmak 1) 如五雷轰顶 2) 产生灵感; 突然想起 -i \kafasında tutmak 记住, 铭记在心 -in \kafasında yaşatmak 想象: Bu kadının üç sıralı dantelle süslenmiş başlığı, ipek önlüğü ve siyah dantelli boyun atkısıyla Germain'in kafasında yaşattığı ciddî ve düzenli dul imgesi arasında pek az ilişki vardı. 这个女人头戴镶了三层花边的帽子, 腰扎绸围裙, 系着黑绸头巾, 和热尔曼想象中严肃端庄的寡妇很不相称。-i \kafasından çıkarmak 忘记, 抛到脑后 -i \kafasından geçirmek 考虑, 思索, 思考 \kafasından uçup gitmek 忘记, 忘得一干二净, 想不起来 -in \kafasını altüst etmek 使乱了方寸: İşte bu ihtimal kafasını altüst etti. 就是这种可能使他乱了方寸。-in \kafasını bozmak 使发怒 -in \kafasını dinlemek 远离烦恼: Dünyada kafamı dinlemek için sığınacak hiçbir yer kalmadı. 在这个世界上, 我找不到一个地方可以远离烦恼。\kafasını (duvardan) duvara vurmak 后悔不迭, 后悔莫及 \kafasını ezmek 消除苗头, 消除隐患 \kafasını geriye çevirmek 回头: Kızdan uzaklaşırken kafasını geriye çevirir, gözü kıza saplı kalırdı. 他离开这位姑娘时向后转过头, 眼睛直勾勾地看着姑娘。-in \kafasını işletmek 考虑, 思考, 动脑筋 \kafasını kaldırmak 反抗, 对抗, 抵制, 起义 \kafasını kaldırmamak 埋头于, 专注于 \kafasını kaşıyacak vakti olmamak 忙得团团转, 忙得无暇顾及其它的事情 -in \kafasını kızdırmak 使大怒, 激怒, 惹恼 -in \kafasını koparmak 骗光某人的钱财 -in \kafasını kullanmak 动脑筋, 用脑子 -in \kafasını kurcalamak 使考虑, 使费心, 萦绕在心头: Herkesin kafasını kurcalayan bir yığın sorun var. 每个人都有一大堆问题需考虑。Kafasını kurcalayan şeyleri unuttu. 他已经把萦绕在心头的事情忘得一干二净。-in \kafasını sokmak 躲避, 躲藏, 栖身于: Bazen yapayalnız, kafasını sokacak bir damdan mahrum, aç, avare dolaşmış. 他经常孤苦一人, 居无定所, 饿着肚子到处游荡。-in \kafasını su üstünde tutmak 防范于未然; 预则立, 不预则废: Ayağımızı yorganımıza göre uzatırsak, kafamızı her zaman su üstünde tutarız. 如果我们能量入为出, 我们就能永远立于不败之地。-in \kafasını şişirmek 使脑袋发胀, 使心烦意乱, 使心神不宁: Sabahleyin geldi, akşama kadar oturup derdini yandı, ben de hatır için ses çıkarmayıp dinledim, fakat kafamı şişirmedi dersem yalan olur. 他一大早就来了, 一直坐到晚上, 诉说他的烦恼, 我也是出于礼貌, 一声不吭地听他说, 要说我心里不烦, 那是假话。-in \kafasını taştan taşa çarpmak (或 vurmak) 后悔得用头撞墙, 非常后悔, 悔不当初, 后悔莫及: Ders yılı başından itibaren düzenli çalışmadı, şimdi kafasını taştan taşa vuruyor. 开学以来他没有好好学习, 现在非常后悔。-in \kafasını tırmalamak 困扰: Sualler gece geç vakte kadar kafasını tırmaladı durdular. 这些问题一直到深夜仍然困扰着他。\kafasını toplamak 1) 醒酒: O daha sarhoş, kafasını toplayıp öğle olmadan dükkânını açmaz. 他还醉着呢, 不到中午不可能醒过酒来开店。 2) 认真思考, 冥思苦想, 绞尽脑汁 -in \kafasını ütülemek 使心烦意乱: Sabahtan beri dikine tıraşla kafamı ütüledi. 一大早他就执拗地唠叨个没完, 搅得我心烦意乱。-in \kafasını vurmak 旧́ 斩首 \kafasını yarıp gözünü çıkarmak 笨手笨脚 -in \kafasını yarmak 打得头破血流 -in \kafasını yormak (使)绞尽脑汁, (使)劳神费心, (使)冥思苦想: Lüzumsuz birçok şeylerle de zaten dumanlı bulunan kafamı yoruyorum. 我的脑子本来就被一些杂七杂八的事弄糊涂了, 可是还得劳神。\kafasının bir tahtası noksan olmak 谑́ 脑子里少根弦 \kafasının dikine gitmek 一意孤行, 我行我素, 执迷不悟 \kafasının tası atmak 生气, 发怒 \kafaya almak 俚́ 1) 使碍事的人保持缄默 2) 找到行家里手 \kafaya dikmek 喝干, 一饮而尽 \kafayı abur çabur doldurmak 满脑子乱七八糟的东西 \kafayı bozmak 犯糊涂 -le \kafayı bulmak 1) 取笑, 嘲弄, 拿某人开玩笑 2) 俚́ 喝醉, (喝得)尽兴; (因吸毒而)飘飘然, 飘飘欲仙: Uzaktan üç kişinin, kafayı bulmuş olarak sallana sallana gelmekte olduklarını gördüm. 我看到远处有3个人醉醺醺东倒西歪地走了过来。\kafayı çatlatmak 发疯, 发狂, 精神失常, 疯疯癫癫, 失去理智 \kafayı çekmek 俚́ 喝酒: Kafayı fazla çekince çok parazit yapmaya başladı. 他喝多了, 开始胡说八道了。Önünde bir rakı şişesi, kafayı çekip kara kara düşünüyor. 他面前摆着一瓶酒, 正在借酒浇愁。\kafayı değiştirmek 改变看法, 改变主意, 改变观念 \kafayı dinlemek 沉思, 静思, 冥思 \kafayı dumanlamak 俚́ 喝醉, (喝得)尽兴, 发酒疯; (因吸毒而)飘飘然, 飘飘欲仙: Kafayı dumanladı. Yarım okkayı yuvarladı. 他喝得兴起, 把半奥卡酒一饮而尽。\kafayı tutmak 俚́ 大醉, 烂醉 \kafayı tütsülemek 俚́ 喝醉, (喝得)尽兴, 发酒疯; (因吸毒而)飘飘然, 飘飘欲仙: Hasan kafayı tütsülemişti, dili çözülmüştü. 哈桑喝多了, 话匣子也打开了。\kafayı üşütmek 俚́ 发疯, 发狂, 精神失常, 疯疯癫癫, 失去理智: Çok düşünme, karamsarlığa düşüp kafayı üşütürsün. 你别想得太多了, 否则你会悲观, 会发疯的。\kafayı (yere) vurmak 1) 生病卧床 2) 上床(睡觉): Ahmet köye varır varmaz kafayı yere vurdu. 艾哈迈德一到村里倒头便睡。Çok yorulmuş; saat dokuzda kafayı vurup yattı. 他太累了, 9点钟便睡了。

    Türkçe-Çince Sözlük > kafa

  • 304 kalıp

    - is.
    1. 铸模, 模子, 模型, 印模, 模板, 模具: \kalıpla basma resim 版画 \kalıptan dövme 技́ 模压成形, 模锻 ana \kalıp 样板, 靠模, 仿型模 dişi \kalıp 阴模, 下模 dökmeci \kalıpı 铸模 erkek \kalıp 阳模, 上模 harf \kalıpı 字模 pasta \kalıpı 蛋糕模子
    2. 楦子, 楦头: ayakkabı \kalıpı 鞋楦 şapka \kalıpı 帽楦
    3. 图案, 样式, 样板, (裁剪用的)纸样: \kalıp demiri (书籍封面的)压印图案 biçki \kalıpı 纸样 elbise \kalıpı 衣服纸样
    4. (一)块儿; 条块状物: \kalıp sigarası 旧́ 机制卷烟 bir \kalıp sabun 一块肥皂 iki \kalıp peynir 两块乳酪 sabun \kalıpı 肥皂块儿
    5. 转́ 外表, 外形, 外观: Kalıbına bakarsan, aslan gibi. 看他的样子挺威猛的。Kalıbı iri ama içi kof. 外强中干。Kalıbına bakan senin böyle kaba sovan olduğunu hiç tahmin etmez. 看外表谁也想不到你是这么外强中干。
    6. (在软的物体上留下的)痕迹, 印迹
    7. 旧́ 圈套, 骗局, 诡计
    ◇ \kalıp bağlamak 搭拱架, 搭临时穹顶支架 \kalıp gibi 1) 平整的, 规整的, 规矩的: Pantolon kalıp gibi ütülü. 裤子熨得非常平整。 2) 不动声色的 \kalıp gibi gelmek (或 oturmak) (衣服)刚好合身: Ceket kalıp gibi geldi. 上衣刚好合身。\kalıp gibi serilmek (因疲劳而)四肢舒展地躺 \kalıp gibi uyumak 睡得像根木头, 沉睡 \kalıp gibi yatmak 一动不动地躺着, 静卧 \kalıp kesilmek 1) 若无其事: Mandalın gürültüsü, kanadın gıcırtısını duyunca hemen yerine dönmüs, yatmış, kalıp kesilmişti. 他一听到门响, 立刻回去躺下, 像没事儿人一样。 2) 惊呆, 吓呆, 呆若木鸡 \kalıp kıyafet 外表, 外形: Ne adını sanını, ne kalbını kıyafetini, ne oturup kalkışını, ne huyunu beğenirim. 我不喜欢他的名声、他的相貌、他的言谈举止和他的脾气。\kalıpa çekmek 1) 楦(鞋帽等), 撑紧 2) 用模子定型 3) 俚́ 性交, 交媾 \kalıpa dökmek 2) 铸造, 浇铸 2) 转́ 想办法(解决) \kalıpa geçirmek 1) 楦(鞋帽等), 撑紧 2) 用模子定型 3) 俚́ 性交, 交媾 \kalıpa gelmek 旧́ 上当, 中圈套 \kalıpa koymak 1) 楦(鞋帽等), 撑紧 2) 用模子定型 3) 俚́ 性交, 交媾 \kalıpa vurmak 1) 楦(鞋帽等), 撑紧 2) 用模子定型 3) 俚́ 性交, 交媾 -in \kalıpı çıkmak 留下痕迹: Kar üstünde ayağın kalıbı çıktı. 雪地上留下了脚印。\kalıpı değiştirmek 俚́ 死 \kalıpı dinlendirmek 俚́ 死: İlâç verdiler, kan aldılar ise de fayda etmedi. Bir hafta sonra kalıbı dinlendirdi. 开了药, 抽了血, 可是不管用, 一个星期之后他还是死了。\kalıpı \kalıpına 严丝合缝, 大小刚好 \kalıpı kıyafeti yerinde 衣冠楚楚的, 一表人才的 \kalıpını almak 制模, 造型 -e \kalıpını basmak 1) 证实, 证明: Kızın namuslu olduğuna ikimiz kalıbımızı basarız. 我们俩都可以证明这个姑娘是正派的。 2) 热情支持 \kalıpını sökmek 拆拱架 \kalıpının adamı olmamak 徒有其表: Başkan hiçbir iş başaramadı, kalıbının adamı değilmiş. 总裁一事无成, 他原来徒有其表。\kalıptan \kalıpa almak 复制模型 \kalıptan \kalıpa girmek 1) 随机应变, 圆滑 2) 经常变换工作 3) (工作性质)经常变化
    ◆ Kalıp kıyafetle adam, adam olmaz. 人不能只靠外表。

    Türkçe-Çince Sözlük > kalıp

  • 305 kalkmak

    1. 站立, 站起; 直立, 竖起, (动物)后脚直立: Annem yerinden kalktı, yanıma geldi. 母亲站起来, 走到我的身边。At, art ayakları üzerine kalktı. 马用后腿直立起来了。Saygı olsun diye kalktı. 他站起身来以示敬意。
    2. 起床: Kalk yavrum, işe geç kalacaksın. 起床吧!孩子, 你上班要迟到了!Sabah oldu, kalk. 天亮了, 起床吧!İstemeye istemeye, alt üst olmuş yataktan kalktım. 我极不情愿地从乱糟糟的床上爬了起来。
    3. 起身(离开), 动身, 起程; 发车, 起飞, 起锚; (鸟兽等被)惊起, 惊飞: Hepsi yerlerinden kalktı, sonra birer birer savuştular. 他们全都站了起来, 然后一个个溜之大吉。Bir tavşan kalktı. 一只兔子被惊起了。Tren saat onda kalktı. 火车已于10点发车。
    4. 痊愈: Hasta bir haftaya kadar kalkar. 病人一周左右的时间就可痊愈。
    5. 升起, 扬起: Balon kalktı. 气球升起来了。Tahterevallinin bir tarafı kalktı. 翘翘板的一端扬了起来。
    6. 搬迁: Dışişleri Bakanlığı buradan kalktı. 外交部已经从这里搬走了。
    7. 被取消, 被废除, 失效; 消亡, 灭亡: O yasa bu yıl sonunda yürürlükten kalkacak. 这项法律年底将被废除。Sıkıyönetim kalktı. 戒严已经取消。Bu âdet çoktan kalktı. 这种风俗早就没有了。
    8. 脱落; 消失: Yaranın kabuğu kalktı. 伤口的痂已经脱落。Güneşten bütün vücudunun derisi kalkmış. 太阳晒得他全身蜕了一层皮。Örtü kalktı. 盖布掉了。
    9. 被清除: Ortalıktan kar kalktı. 周围的积雪已经清除掉了。
    10. 被收割, 被收获: Ekinler kalktı. 庄稼已经收上来了。
    11. -e 试图, 企图: Hitler bütün komşu devletleri Almanya'ya ilhaka kalkmıştı. 希特勒企图把所有邻国并入德国版图。İkide birde kalkıp ziyafetler verir. 他动不动就请客吃饭。Şimdi de ticaret yapmaya kalktı. 现在他又试图做生意了。
    12. 起义, 造反, 叛乱: Osmanlı devrinde Arnavutluk ikide birde kalkardı. 奥斯曼时期, 阿尔巴尼亚人经常起义。
    ◇ kalk borusu 起床号 kalk gidelim etmek 俚́ 偷窃, 盗窃 kalk gidelim olmak 俚́ 丢失, 被窃: Bizim paket, kalk gidelim olmuş. 我们的包不见了。kalk gidelim yapmak 俚́ 偷窃, 盗窃 kalk git demek 驱逐, 赶走, 哄走: Ne yaparsın, Tanrı misafiri, kalk git denmez ki! 你能怎么办呢?他是真主的客人, 不能赶他走。kalkıp gitmek 站起来就走: Geldiğimiz dakikadan beri yüzünü ekşitip duruyorsun, eğer istemiyorsan kalkıp gidelim. 我们一来你就不高兴, 你要是不愿意, 我们起来走吧!kalkıp kalkıp oturmak 1) 坐立不安 2) 暴跳如雷, 生气, 发火: Bahçesinin harap olduğunu görünce kalkıp kalkıp oturdu. 他看到园子被毁之后气得暴跳如雷。kalkıp oturmak 1) 坐立不安 2) 暴跳如雷, 生气, 发火: Evin içinde kendi kendine kalkıp oturacağına git, ona bir ders ver, senin kim olduğunu anlayıp bir daha böyle meselelere karışmasın. 你就别在家里生闷气了, 你去教训教训他, 让他知道你是谁, 今后别管这种事。

    Türkçe-Çince Sözlük > kalkmak

  • 306 kalleş

    阿́ s. 不可靠的, 不守信的, 阳奉阴违的, 奸诈的: Kalleş bir adam, onunla hiç bir işe girişilmez. 他这个人靠不住, 绝对不能和他共事。Kalleştir, tıraşına boş ver. 他是个骗子, 他的谎话你别当真!

    Türkçe-Çince Sözlük > kalleş

  • 307 kapılanmak

    -e
    1. 就业, 从事…工作, 史́ 任新职: Sevmediğim bir işe hayat güvencesi nedeniyle kapılandım. 为了生计我从事了一项不喜欢的工作。
    2. 转́ 投靠, 投奔

    Türkçe-Çince Sözlük > kapılanmak

  • 308 karanlık

    s.
    1. 黑暗的, 昏暗的, 阴暗的: \karanlık renkler 深色 \karanlık bir orman 阴暗的森林 Karanlık gecede duvardan “pat” diye düşen tuğla aklımı aldı. 半夜三更, 啪嗒一声从墙上掉下来一块砖头, 吓了我一跳。
    2. 不清楚的, 不明朗的, 不明确的: Durum çok karanlık. 形势很不明朗。
    3. 神秘的, 诡秘的, 暗中的, 不为人知的: \karanlık işler 猫腻, 手脚 \karanlık düşünce 鬼花活 Bu olayın karanlık yanları var. 这次事件存在一些疑点。
    is.
    1. 夜色, 黑暗(的地方): Karanlıkta ancak el yardımıyla ilerleyebiyorduk. 黑暗中我们只能摸索着前进。Karanlıkta çalışılmaz. 摸黑没有办法干活。
    2. 不明朗, 疑点: Durumun karanlığını muhafaza ediyor. 形势仍不明朗。
    ◇ \karanlık basmak (或 çökmek) 天色变黑, 夜幕降临: Tekrar ana yola geldiğim zaman karanlık basmıştı. 等我再次回到大路的时候, 天已经黑了。\karanlık çökmeye başlamak 产生不祥的念头, 开始感到不安 \karanlık etmek 遮挡, 遮蔽 \karanlık görmek 悲观, 感到前景不妙 \karanlık oda 1) 黑暗的房间 2) 摄́ 暗房 \karanlıka gömülmek 1) 陷入一片黑暗, 周围一团黑 2) 转́ 陷入痛苦、苦难的境地 \karanlıka kalmak 赶夜路, 披星戴月: Karanlığa kalmamak için çok uğraştılar ama olmadı. 为了天黑之前到达, 他们费了不少劲, 可最终没有如愿。\karanlıka kubur (或 kurşun, tabanca) sıkmak 乱来, 胡来, 盲人骑瞎马: Etrafı incelemeden, ön hazırlıklar yapılmadan işe girişmek, karanlığa kurşun sıkmaktır. 不研究环境, 不做前期准备就做事等于是胡来。\karanlıkı deşmek (或 yırtmak) 在黑暗中极力分辨: Gözleriyle sokakların karanlıklarını yırtmaya uğraşarak sinirli bir telâş içinde çırpınıyordu. 她惊恐万状, 瞪大了眼睛在黑暗在大街上极力辨认方向。\karanlıkta 悄悄地, 偷偷地: Bizi karanlıkta oraya ektiler. 他们甩开我们偷偷地去那里了。\karanlıkta göz kırpmak (或 yummak) 打哑谜, 悄悄使眼色: Ne demek istediğin anlaşılmadı, karanlıkta göz kırpıyoursun. 弄不明白你想说什么, 你这是在打哑谜。\karanlıkta sıçramak 贸然行事, 冒险

    Türkçe-Çince Sözlük > karanlık

  • 309 karışmak

    -le
    1. 混合, 混杂; 汇合, 融入: Kum toprakla karışır, yağ su ile karışmaz. 沙和土能掺到一起, 油和水掺不到一起。Sarı boya maviyle karışınca yeşil renk elde edilir. 黄漆与蓝漆混在一起就变成了绿漆。Sakarya Karadeniz'e karışır. 萨卡里亚河汇入黑海。
    2. -e 加入, 投入: muharebeye \karışmak 投入战斗 O da konuşmalara karıştı. 他也参加了发言。
    3. nsz 交叉, 变得混乱, 变得杂乱: Ortalık karıştı. 周围混乱不堪。Saçları karışmış. 他的头发乱成一团。Kafam karıştı, düşünemiyorum. 我的脑子很乱, 无法思考。
    4. nsz 变得复杂, 变得难以理解: Konu karıştı. 问题复杂了。
    5. -e 参与, 干预, 干涉, 插手; 过问: Ben bu işe karıştım, ama pişman oldum. 我参与了这件事, 不过我后悔了。Sen bu işe karışma. 这件事你别管!Bunlarla oğlunuz uğraşır. Ben bunlara pek karışmam. 这些都是您儿子的事, 我不大过问。
    6. -e 插嘴: Ana baba beyninde konuşulanlara çocuklar karışmaz. 父母说话, 小孩子不要插嘴。
    7. -e 负责, 管辖, 做主: Bu işe belediye karışır. 这件事归市政府管辖。Evimizin işlerine anam karışır. 我家的事由母亲做主。
    ◇ karışanı görüşeni olmamak -in 无拘无束, 随心所欲, 自由自在, 爱干什么干什么: Karışanımız görüşenimiz yok; çok rahat bir yaşam sürüyoruz. 我们无拘无束, 活得非常自在。

    Türkçe-Çince Sözlük > karışmak

  • 310 karıştırma

    is. karıştırmak 的动名词: Bir gece Ali’nin evine hırsızlar girer. Köşe bucak karıştırmaya başlarlar. 一天夜里, 一伙儿盗贼进入阿里的家, 四处乱翻。Bir insanı daha böyle bir işe karıştırmaya gönlüm razı olmadı. 我不愿意再有人卷入这样一件事中来。

    Türkçe-Çince Sözlük > karıştırma

  • 311 karıştırmak

    (-i, -e, -le)
    1. karışmak 的使动态
    2. 掺入: çimentoya kum (或 çimentoyu kumla) \karıştırmak 在水泥中掺入沙子
    3. 使参与: Beni işlerine karıştırmaz. 他不会让我插手他的事。İşe polisi karıştırmadım. Son raddeye gelmedikçe de karıştırmak niyetinde değilim. 我还没通知警方。不到最后关头我不想让警察也来插手这件事。
    4. 搞乱, 混淆: İhtiyar, eski dostlarının adlarını karıştırıyor. 老人把老朋友们的名字搞混了。Masanın üzerini karıştırdılar. 他们把桌面搞得乱糟糟的。Siz düşle gerçeği birbirine karıştırıyorsunuz. 您把梦想和现实混为一谈了。
    5. 搅, 拌: çorbayı \karıştırmak 搅汤 iskambil kağıtlarını \karıştırmak 洗牌
    6. 搜索, 翻找: Ceplerimi karıştırdım, bozuk para bulamadım. 我翻遍所有的衣兜, 没有找到零钱。Tilkinin biri bir oyuncunun evine girmiş, pılısı pırtısı, nesi varsa hepsini karıştırmış. 狐狸溜进一个演员的家里, 乱翻他的东西。
    7. 随意翻看, 浏览: Eski kitapları karıştırmak, alır insanı başka yerlere götürür. 随意翻看旧书能够让人有一些新的发现。Yağmurlu günlerde orada oturuyor, çay içiyoruz, resimli mecmualar karıştırıyoruz. 下雨天我们就在那儿坐着, 喝着茶, 翻看着带插图的杂志。
    8. 研究, 推敲: İşi biraz karıştırınca, bütün pürüzler sırıttı. 对此事稍加推敲, 所有的不足就都显露出来了。

    Türkçe-Çince Sözlük > karıştırmak

  • 312 kekâh

    [kekâ:, kekâ:h]
    ünl. 太好了, 很好: Adamda iş yok güç yok, para ise çok, doğrusu ona göre yaşam kekâ! 他无所事事, 钱也不缺, 对他来说日子实在是太好了。

    Türkçe-Çince Sözlük > kekâh

  • 313 kendi

    zm. 自己: Kendiniz gidin, başkasını yollamayın. 您自己去, 不要派别人!Kendisi gelsin. 让他自己来。Kendileri evde yoklar mı? 他们不在家吗?
    s. 自己的: \kendi evim 我自己的家 \kendi düşüncemiz 我们自己的想法
    ◇ \kendi adına 仅为自己, 仅出于自己的考虑; 以自己(个人)的名义, 代表自己: \kendi adına konuşmak 以个人名义发言 \kendi adına para bastıran ülke 独立印刷货币的国家 \kendi ağzıyla tutulmak 自相矛盾, 不打自招, 自己说走嘴, 自己说露了陷: Ben görmedim demişti; konuşma sırasında kendi ağzıyla tutuldu. 他说没看见, 可说话期间却露了馅。\kendi âleminde olmak 退隐, 不问世事 \kendi âleminde yaşamak 退隐, 不问世事 \kendi âlemine dalmak 独自坚持自己的看法 \kendi ayağıyla gelmek 1) 主动前来: Biz ona gelmesi için yalvarmadık ya! O kendi ayağıyla geldi. 我们并没有求他来呀!是他自己来的。 2) 得来全不费功夫 -in \kendi başına 1) 擅自地, 自作主张地: Kendi başına evlenme kararı vermiş. 他自作主张地决定结婚。Mesele çok nazik olduğu için kendi başıma bir teşebbüste bulunmaya cesaret edemedim. 兹事重大, 我不敢擅做主张。 2) 独自, 全凭自己: Kendi başına koca tarlayı ekip biçiyor. 他一个人耕种一大块土地。Küçük yaşta olmasına rağmen okula kendi başına gidip geliyor. 他年纪虽小却是独自一人上下学。\kendi başına buyruk 我行我素的 \kendi başını yemek 自我毁灭 \kendi bildiğini okumak 我行我素, 一意孤行, 自作主张 \kendi bildiğini yapmak 我行我素, 一意孤行, 自作主张 \kendi canına kıymak 自杀 \kendi çalıp \kendi oynamak 1) 自娱自乐, 独自快活: Oturduğu yerde kendi çalıp kendi oynuyor. 他坐在那里自娱自乐。 2) (只顾)自己闷头做事: Kendi çalıp kendi oynuyor, üst üste yanlışlık yapıyor. 他一个人闷着头干, 屡屡出错。\kendi derdine düşmek 自顾不暇: Bir çok sorunla karşılaştı, kendi derdine düştü. 他遇到了不少问题, 自顾不暇。Kadıncağız zaten kendi derdine düşmüş; bir de üzerine varmayın. 这小娘们本来就自顾不暇了, 你就别再逼她做什么事情了。\kendi derdine yanmak 自顾不暇 \kendi edip \kendi bulmak 自作自受, 自讨苦吃, 搬起石头砸自己的脚 \kendi eliyle 亲手 \kendi eliyle ayağına balta vurmak 搬起石头砸自己的脚 \kendi gelen 不请自到的, 意外到来而且令人惊喜的人或物, 不速之客, 意外之喜, 天降之喜: Kendi gelen küçük köpeği çocuklar çok sevmişlerdi. 孩子们很喜欢这只自己跑来的小狗。Kendi gelen bu gelir kaynağını çok iyi değerlendirmeliyiz. 这笔意外之财我们要好好花。\kendi gözünden sakınmak 1) 十分羡慕, 十分嫉妒 2) 十分重视, 十分珍爱: Seni ben kendi gözümden bile sakınırım. 我爱你胜过爱我自己的眼睛。\kendi gözünü \kendi bağlamak 自欺欺人, 掩耳盗铃: Bu hatadan vazgeçin, kendi gözünü kendin bağlama. 纠正错误吧, 不要自欺欺人了。\kendi hâlinde 本分的, 安分守己的, 老实巴交的, 文静的, 不爱惹事的, 沉默寡言的: \kendi hâlinde bir çocuk 一个老实巴交的孩子 Okula yeni gelen öğretmen kendi hâlinde genç bir hanımdır. 学校新来的老师是一个文静本分的年轻女士。-i \kendi hâlinde bırakmak 听之任之, 任其发展; 不加管理, 不加照料 -in \kendi hâlinde olmak 本分, 安分守己, 与世无争 -in \kendi hâlinde yaşamak 本分, 安分守己, 与世无争: Ben kendi hâlimde yaşarım. Yuvasındaki kuşa, kovanındaki arıya, benden zarar gelmez. 我安分守己, 与世无争, 不会伤害鸟窝里的鸟, 也不会伤害蜂房里的蜂。\kendi hâline bırakmak 放开, 放任, 听之任之, 任其发展; 不加管理, 不加照料: Canım o kadar üstüne varma, kendi hâline bırak. 亲爱的!你别这么逼他, 由他去吧!Bakımsız, kendi hâline bırakılmış bir mezarlığın yanından geçtik. 我们经过了一个荒芜的无人整治的坟场。Çocuğu yatılı okula yazdırdılar ama kendi hâline bıraktıkları için eski başarısını gösteremedi. 他们把孩子送进寄宿学校就不管了, 所以孩子的成绩不像过去那么好。\kendi havasına girmek 随心所欲, (独自一人)自由自在 \kendi havasına gitmek 随心所欲, (独自一人)自由自在 \kendi havasında olmak 随心所欲, (独自一人)自由自在: Murat kendi havasında; gönlünce hareket ediyor. 穆拉特自由自在, 想干什么就干什么。\kendi hesabına 根据自己的情况, 根据自已的观点, 从自己的角度, 以自己(个人)的名义, 代表自己: Ben kendi hesabıma konuştum. 我是根据自己的想法说的。\kendi içine kapanmak 闭门不出: Odasında kendi içine kapanır, arpacı kumrusu gibi düşünür. 他把自己关在房间里冥思苦想, 左右为难。\kendi ipini \kendi kesmek 自我毁灭 \kendi işini \kendi görmek 生活自理: Bu kış geçirdiği krizden sonra büstütün küngürdedi, kendi işini kendi göremez oldu. 今年冬天他突然发病后就完全瘫痪了, 生活不能自理。\kendi kabuğuna çekilmek 转́ 闭门谢客, 与外界隔绝, 不与人交际 \kendi karpuzunu \kendi kesmek 自力更生, 自己的事自己做 \kendi \kendi (si) ne 1) 自作主张地, 擅自地: Kendi kendine karar vermiş. 他自己做了决定。 2) 独自一人地: Kendi kendine mırıldanır gibiydi, dalgındı. 他自言自语地在那里发愣。Odamda kendi kendime kalacağım zamanı sabırsızlıkla bekliyordum. 我焦急地期待着能有时间独自一人在屋里呆一会儿。 3) 独立地, 靠自己地, 自主地 4) 自动地: Kapı kendi kendine açılıvermişti. 门忽然自己开了。\kendi \kendini yemek (或 yiyip bitirmek) 生闷气: İstemeyerek de olsa hocasının kalbini kırdığı için üzüntüsünden kendi kendini yiyip bitiriyordu. 他无意中伤了老师的心, 一个人暗自难过。\kendi \kendisine filim olmak 自娱自乐, 独自开心 \kendi \kendisine gelin güvey olmak 做梦娶媳妇, 过早乐观, 打如意算盘: Onların bu işten hiç haberi yok, sen kendi kendine gelin güvey oluyorsun. 这件事他们还一点儿也不知道, 你这是在做梦娶媳妇。\kendi \kendisine kızmak 生闷气, 自己生自己的气: Ancak, üzüntüsü arasında kendi kendisine de kızıyordu. 但是, 苦恼中他也有点儿生自己的气。\kendi \kendisini azarlamak 自责 \kendi \kendisini beslemek 自己养活自己: Koskoca şeyler oldunuz. Kendi kendinizi besleyebilirsiniz! 你们已经长大了, 可以自己养活自己了。\kendi \kendisini üzmek 自寻烦恼: Kendi kendinizi üzüyorsunuz. 您在自寻烦恼。\kendi \kendisini yemek 生闷气: Bu işin böyle olmasında baş sorumlu olduğumu düşünüp kendi kendimi yiyorum. 我认为这件事弄成这个样子全怪我自己, 我在生我自己的气。\kendi \kendisini yiyip bitirmek 生闷气 \kendi köşesinde yaşamak 独自生活, 孑然一身 \kendi kuyusunu \kendi kazmak 搬起石头砸自己的脚, 自掘陷井 \kendi nefsi 自然地, 自然而然的 \kendi payıma 我认为, 以我的看法, 至于我: Kendi payıma ben öyle birinin yardımını kabul etmezdim. 如果是我的话就不会接受这种人的帮助。Kendi payıma, ben bu işi doğru bulmuyorum. 我个人认为这件事不对。\kendi yağıyla kavrulmak 自己养活自己: Çok çalışmamız, kendi yağımızla kavrulmayı öğrenmemiz lâzım. 我们要努力工作, 学会自己养活自己。Kocası öldükten sonra uzun bir süre kendi yağıyla kavrulmak mecburiyetinde kalmıştı. 丈夫死后, 好长一段时间, 她不得不自己养活自己。\kendi yok Allahı var 事实上, 其实 \kendinde olmamak 1) 心不在焉, 心猿意马, 精神恍惚; 失去思考(判断等)能力 2) 昏迷, 失去知觉: Ateşi kırk dereceyi aşmıştı; zavallı kendinde değildi. 他发烧40多度, 已不醒人事了。\kendinden geçirmek 1) 使昏迷, 使失去知觉, 使不醒人事 2) 使异常欣喜, 使异常兴奋, 使激动万分, 使惊叹不已 \kendinden geçmek 1) 昏迷, 失去知觉, 不醒人事: Hasta kendinden geçmiş. 病人昏过去了。 2) 异常欣喜, 异常兴奋, 激动万分, 惊叹不已 \kendinden paha biçmek 设身处地地考虑, 从自己的角度考虑 \kendinden pay biçmek 设身处地地考虑, 从自己的角度考虑: İnsan öyle birisine gönül vermez. Kendinden pay biç, sen olsan sevebilir miydin? 谁也不会爱上那样的人。你设身处地地想想, 要是你, 你会爱他吗?\kendine çekmek 引人注目 \kendine dert etmek 1) 伤心, 难过, 心绪不佳, 伤感, 遗憾 2) 毁了自己, 伤害自己, 自寻死路: Dostuna tuzak kurmaya kalkan da çoğu zaman onunla birlikte kendine de dert eder. 欺骗朋友的人往往也毁了自己。\kendine etmek 毁了自己, 伤害自己, 自寻死路 \kendine gelmek 1) 苏醒: Ameliyattan ancak iki saat kadar sonra kendine gelebilmişti. 手术后只有大约两个小时他就苏醒过来了。 2) 明白过来, 变得清醒, 回过神来; 打起精神; 集中精神: Alın, için de bir parça, kendinize gelin! 拿着!喝一口, 提提神!Karartı uzaklaştıktan çok sonradır ki, Erol kendine gelebildi. 黑影走了好一会儿, 埃罗尔才回过神来。 3) 好转, 得到改善: Öyle yorulmuşum ki, yeni yeni geliyorum kendime. 我真是累坏了, 刚刚缓过劲来。-i \kendine getirmek 1) 使苏醒: Zavallıyı saatlerce kendine getiremediler. 他们花了几个小时也未能使这个可怜的家伙苏醒过来。 2) 使明白过来, 使变得清醒; 使打起精神; 使集中精神 3) 使好转, 改善 \kendine görev etmek 以…为己任: Ali düşkün insanlara yardımı kendine görev edinmiştir. 阿里以帮助失去劳动能力的人为己任。\kendine güven 自信: Başarıda kendine güvenin de katkısı var. 自信是取得成功的原因之一。\kendine güvenmek 自信: Bütün bunları söylerken kendine son derece güveniyordu. 他在说这番话的时候充满了自信。Kendisine çok güveniyordu, övünüyordu, ama boyunun ölçüsünü aldı. 他很自信, 也很自豪, 然而有自知之明。\kendine hâkim olmamak 情不自禁 \kendine has 特有的, 专有的, 专用的 -i \kendine ilinti yapmak 操心, 费神: Zavallı kadın her şeyi kendine ilinti yapıyor. 可怜的女人, 什么事都操心。\kendine kıymak 自杀 \kendine kollamak 自我保护, 保重自己: Kendini kolla. 你要多保重。-i \kendine mal etmek 占有, 据为已有, 侵吞, 剽窃: zaferi \kendine mal etmek 冒功 Kesinlikle, başkalarının fikirlerini bilgisayarla çalıp kendinize mal etmeyin. 你绝不要通过计算机剽窃他人的思想。\kendine Müslüman 自私的 \kendine reklâm yapmak 自我宣扬, 自吹自擂 \kendine süpürge sopası davet etmek 找揍 \kendine … süsü vermek 冒充, 假装, 装出…的样子, 摆出一副…的架势: Adam kendine müfettiş süsü veriyor. 此人摆出了一副监察大员的架子。Kendine polis süsü veren hırsız evi soymuş. 窃贼冒充警察洗劫了这一家。-i \kendine yedirememek (认为有失尊严、体面等而)无法忍受, 不能接受; 不肯, 不忍: Kaçmayı kendine yediremiyordu. 他不肯逃跑。\kendine yontmak 装自己的腰包, 只顾自己的利益: Ortak işlerde hep kendine yonttu; bizi hiç düşünmedi. 合伙做事的时候他总是只顾自己, 从来没有想过我们。\kendini adamak 牺牲, 献身: \kendii bilime adamak 献身科学 O kendini yurt hizmetine adadı. 他把自己奉献给了祖国。\kendi (si) ni ağır (a) (或 ağırdan) satmak 得意; 卖关子, 故作高深, 故弄玄虚: Bu işi yalnızca kendisi biliyor, diye kendini ağır sattı. 这件事只有他知道, 因此他又卖起关子来了。\kendii ahım şahım bir şey sanmak 自以为了不起 \kendini alamamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已, 情不自禁: Yüzü her zaman asık olan Murat bile gülmekten kendini alamadı. 就连一向板着脸的穆拉特也忍不住笑了起来。\kendi (si) ni aldatmak 自欺欺人: Onun seni sevdiğine inanmakla kendini aldatıyorsun. 你要是认为她爱你, 那是自欺欺人。- den \kendi (si) ni alıkoymamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Kendilerini gülmekten alıkoyamadılar. 他们忍不住笑起来。Kendisini ağlamaktan alıkoydu. 他强忍住没哭。\kendi (si) ni alkole vermek 嗜酒如命 - den \kendi (si) ni almamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Aksırmaktan kendini alamadı. 他忍不住打了个喷嚏。\kendi (si) ni aşağı görmek 自轻自贱, 自视不如人 \kendi (si) ni ateşe atmak 知难而进; 明知山有虎偏向虎山行; 往火坑里跳: Bakalım bu iş kendini ateşe attığına değer mi? 这件事值得你自己往火坑里跳吗?Bu çocuk bile bile kendini ateşe atıyor. 这孩子是自己眼睁睁地往火坑里跳。-e \kendi (si) ni atmak 1) 躲进: Yağmur yağarken kendimizi eve attık. 下雨时我们躲进了屋里。 2) 逃往: Adam pılıyı pırtıyı toplayınca kendini Paris’e attı. 他收拾好杂七杂八的行李逃到了巴黎。 3) 前往: Tütüncüye kendini nasıl attığımı bilemiyorum. 我都不知道我是怎么来到烟摊前的。\kendi (si) ni beğenmek 骄傲自大, 倨傲, 自视甚高, 目中无人: Bu kadın güzelmiş ama pek kendini beğenmiş bir şeymiş. 这个女人很漂亮, 但是很傲气。O sırada kendini beğenmiş birinin ortaya attığı fikir çok saçma idi. 当时一个目中无人的家伙提出了一个非常荒谬的想法。\kendi (si) ni bırakmak 1) 不修边幅, 随随便便: Hadi yüzünü yıka, tıraş ol... Ben senin hiç bu kadar kendini bıraktığını görmedimdi. 赶紧洗洗脸, 刮刮胡子, 我还从来没有见过你这样邋遢。 2) 专心于: O hatıralara kendini bırakıyor. 他完全沉浸在往事的回忆之中。 3) 气馁, 泄气 \kendi (si) ni bilmek 1) 头脑清醒, 明白: İnsanın kendi kendini bilmesi ve bulması bir bakımdan hiç de kolay değil. 人保持清楚的头脑并认识自我在某种意义上说并非易事。 2) 言行得体, 讲究分寸: İnsan iptida kendini bilmeli de sonra başkasına öğüt vermeli. 人先要自己行得正, 然后才能教导别人。O kendini bilmezin sözlerine kulak asma. 他不知道天高地厚, 他的话你别在意。 3) 记事: Kendimi bildim bileli bu ağaç buradaydı. 从我记事起这棵树就长在这里了。\kendi (si) ni bir şey sanmak 自视甚高, 夜郎自大, 自以为了不起 \kendi (si) ni bulmak 1) 实现自我, 发现自我, 认识(或体现)自己的个性: Ancak askerden gelip iş başlayınca kendini buldu. 他退伍参加工作之后才找到了自己的感觉。 2) 恢复 3) 苏醒 -e \kendi (si) ni çalmak 全心投入于, 全神贯注于, 全力做某事 \kendini çarp çarp 跌跌撞撞地: Her gece kör kandil olup o duvar senin bu duvar benim kendini çarpa çarpa evine zor dönebiliyor. 他每天晚上喝得烂醉, 跌跌撞撞好不容易才能回到家。\kendi (si) ni çekip çevirmek 言谈举止着装得体: Hocanın yanında öyle durulmaz; kendini çek çevir. 在老师跟前可不能这样, 你穿衣打扮、言谈举止都要把握住自己。(- den, -e) \kendi (si) ni dar atmak 1) 逃出: Bunun üzerine hepimiz kıyam ederek kendimizi kitapçı dükkânından dışarıya dar attık. 于是我们赶紧站起来从书店里逃了出来。 2) 躲到: Kıraathanenin dumanından, gürültüsünden kendini sokağa dar attı. 咖啡馆里乌烟瘴气, 人声嘈杂, 他赶紧逃到了街上。Yağmur başlayınca kendini eve dar attı. 一下雨, 他赶紧躲进了屋里。\kendi (si) ni dengede tutmak 1) 保持平衡 2) 保持平和心态, 不大喜亦不大怒, 喜怒不形于色 \kendi (si) ni dev aynasında görmek 自视甚高, 自高自大, 自以为了不起: Biraz para kazandı, kendini dev aynasında görüyor. 他挣了一点儿钱, 就自以为了不起。\kendisi (ni) dışarı atmak 出去, 外出: Sıcaktan afakanlar basınca kendisini dışarı attı. 他热得心烦意乱, 便跑了出去。Depremle birlikte ahali, don gömlek kendini dışarı atmıştı. 地震了, 居民们衣不遮体地逃了出去。\kendi (si) ni dinlemek 1) 犯疑心病 2) 独自一人默不作声: Yalnız kalınca kendini dinliyor; karamsar oluyor. 他自己一个人默默无语, 很是悲观。\kendi (si) ni dirhem dirhem satmak 得意; 卖关子, 故作高深, 故弄玄虚; 忸扭捏捏: Güzelim, akıllıyım diye kendini dirhem dirhem satıyor. 她自以为漂亮聪明而非常得意。Kendini dirhem dirhem satmak niyetinde isen o burada olmaz, seni tanımayan çevreye gidersen eh, belki bir süre aldanan olur. 在这里, 如果你想故弄玄虚, 连门儿都没有, 如果你去没人认识你的地方, 也许能骗人一时。Hâl böyle iken yine de bilmeyenlere karşı kendini dirhem dirhem satar. 到了这种时候他还会对那些不知情的人大卖关子。\kendi (si) ni ele vermek 露马脚, 露陷, 说走嘴 \kendi (si) ni fasulye gibi nimetten saymak 摆架子, 自以为了不起, 自命不凡: Düdük makarnası sen de, kendini fasulye gibi nimetten mi sayıyorsun? 蠢货!你有什么了不起?\kendi (si) ni göstermek 1) 展示自己(的优点、长处等): Hadi susmayın, gösterin kendinizi bakalım. 好了, 别抻着了, 你也给咱露一手。Ne var ki, arkadaşlarını şaşırtmak, kendini göstermek, caka yapmaktı asıl amacı. 实际上, 他真正的目的, 是哗众取宠, 表现自己, 炫耀自己。 2) 显现, 出现: Babam aylığını alamadığı günlerde aç kalmak korkusu da kendini gösteriyordu. 爸爸拿不到工资的那些天我们出现了挨饿的危险。\kendi (si) ni harcamak 耗尽毕生精力: Ana, evlâdı için kendini harcadı. 母亲为子女耗尽了毕生的精力。\kendi (si) ni hiç sıkmadan 毫不费力地, 轻轻松松地 \kendi (si) ni hissettirmek 使感觉到, 出现, 呈现 \kendi (si) ni ibadete vermek 献身宗教; 青灯古佛伴长夜 \kendi (si) ni içkiye vermek 借酒消愁 \kendi (si) ni işe vermek 献身事业 -e \kendi (si) ni kaptırmak 沉迷于, 专心于; 陷入: Müziğe kendini kaptırmış, göbeğini kıvratıyordu. 他沉醉于音乐之中, 手舞足蹈。Kamil kendini oyuna kaptırdı, hiç bir şeyi gözü görmüyor. 卡米尔专心看戏, 对任何其它事情都视而不见。Kendini ümitsizliğe kaptırdı. 他陷入绝望之中。\kendi (si) ni kaybetmek 1) 昏迷: Zavallı korkudan kendini kaybetmiş. 可怜人的给吓昏了。 2) 气昏了头 \kendi (si) ni kaynar kazana atmak 自讨苦吃: Veznedar yirmi milyon lira zimmetine geçirdiği zaman kendini kaynar kazana attı. 出纳员侵吞了2千万里拉, 这是自讨苦吃。\kendi (si) ni (kapıp) koyuvermek 1) 不修边幅, 放任自己, 放纵: Belki de benim başkasıyla evlenip gidişim üzerine hayattan soğudu, kendini koyuverdi. 也许是因为我与别人结婚了, 所以她对生活失去了热情, 放纵了自己。 2) 忘我地从事某事, 废寝忘食, 全身心投入 \kendi (si) ni kurtaramamak 不能自拔: Zavallı, içine battığı aşk deryasından kendini kurtaramadı. 这可怜的家伙, 陷入了情爱的泥潭, 不能自拔。\kendi (si) ni kuyuya atmak 投井自尽 \kendi (si) ni naza çekmek 卖关子: İstediğimizi yapacak, ama kendini naza çekiyor. 我们要他办的事他会办的, 只是要卖卖关子。\kendi (si) ni paralamak 做出极大的努力 - den \kendi (si) ni sakınmak 自我保护: Ağlar gözden, sahte sözden kendini sakın. 成́ 勿为谎言所欺, 勿为眼泪所骗。\kendi (si) ni satmak 自我吹嘘, 自吹自擂, 装模做样: Ahmet kendini satmasını bilir; çok az anladığı işin bile ustası kesilir. 艾哈迈德很会装模做样, 不太懂的事也充内行。\kendi (si) ni sıkmak 极力, 尽力, 努力 \kendi (si) ni tanıtmak 做自我介绍 \kendi (si) ni tarihe vermek 青史留名 \kendi (si) ni tartmak 自省, 掂量自己 \kendi (si) ni temize çıkarmak 表白自己, 表示清白 \kendi (si) ni toparlamak 1) 改善, 好转, 恢复 2) 集中精神, 振作起来: Âlemin ağzında sakız oldun ama hâlâ kendini toparlayamadın. 大伙儿都在笑话你呢!可你还是那么没精打采的。 3) 发福, 发胖 \kendi (si) ni toplamak 1) 改善, 好转, 恢复: Biraz yer, içerse belki iyileşir, kendini toplar. 她要是能吃点儿, 喝点儿, 也许会好起来。 2) 集中精神, 振作起来: Hans kendini toplamış, ayağa kalkmış. 汉斯振作起精神, 爬了起来。Utancından kendisini toplayamıyordu. 她羞得无地自容。 3) 发福, 发胖 \kendi (si) ni tutmak 自持, 克制; 忍耐: Kendini tutamayarak ağlamaya başladı. 他忍不住哭了。Kendini tutamayıp hazrete bir tokat aşk etti. 他忍无可忍, 扇了那家伙一个嘴巴子。\kendi (si) ni usta satmak 冒充行家 \kendi (si) ni üstün tutmak 自负, 自命不凡 -e \kendi (si) ni vermek (或 vurmak) 全心投入于, 全神贯注于, 全力做某事 \kendi (si) ni yerden yere vurmak 1) (痛苦地)挣扎 2) (因懊悔而)顿足捶胸 (\kendi) \kendi (si) ni yemek (或 yiyip bitirmek) 暗自伤心, 独自发愁, 生闷气: Bu borcun altından nasıl kalkacağım diye kendini yiyip durmuştu. 他为了还债而暗自发愁。\kendi (si) ni yitirmek 昏迷, 失去知觉 \kendi (si) ni zaptetmek 忍, 自我克制 \kendisi görmek 亲眼目睹, 亲眼看: Kendimiz görmeliyiz. 我们必须亲眼看看。-in \kendiine fenalık gelmek 难受, 不舒服; 失去知觉 -i \kendisine ilinti etmek 操心: Her şeyi kendine ilinti etme. 你别什么事都操心。-i \kendisine ilinti yapmak 操心: Zavallı kadın her şeyi kendine ilinti yapıyor. 这可怜的女人, 什么事都操心。-i \kendisine kılavuz (或 rehber) seçmek 以某人为偶像 - den \kendisini alamamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Adamın aczine şaşmaktan kendimi alamıyorum. 我不禁对此人的无能感到震惊。- den \kendisini dağıtmak 自我失控, 忘乎所以: Seyirciler Murat'ın attığı golleri görünce zevkten kendilerini iyice dağıtmışlardı. 观众们看了穆拉特的进球兴奋异常。-le \kendisini yormak 费心操持: Bu kabil işlerle kendinizi yormayınız. 您不要费力操持这种事了。
    ◆ Kendi düşen ağlamaz. 自作自受; 自认倒霉; 自食其果; 咎由自取。Kendi söyler kendi dinler. 只顾自己说自己的; 说什么没人懂或没人听; 唱独角戏。

    Türkçe-Çince Sözlük > kendi

  • 314 kesilmek

    1. kesmek 的被动态: Koyun kesildi. 羊宰了。Kavun kesildi. 瓜切开了。Kostüm kesildi, yarın prova edilecek. 衣服裁好了, 明天试穿。
    2. 结束, 停止, 暂停; (最终)决定: sütten \kesilmek (婴儿)断奶 Rüzgar kesildi. 风停了。Dersler kesildi. 课停了。Su kesildi. 停水了。Pazarlık kesildi. 谈判中断了。
    3. 被封锁, 被封断: Avrupa’ya kar yağıyormuş, yollar kesilmiş, soğuk sıfırın altına inmiş. 欧洲正在下雪, 道路中断了, 气温降到了零下。
    4. 变得(像…一样), 如同; 变成: Boruya üfleyince dağlar, taşlar koyun, keçi kesilir. 他对着管子一吹, 群山、岩石全都变成了绵羊和山羊。
    5. 变质, 凝结: Süt kesildi. 奶坏了。
    6. - den 缺少; 不想: Kuvvetten kesildi. 他没有劲了。Çocuk yiyip içmeden kesildi. 这个孩子水米不进。İştahtan kesildi. 他没了胃口。
    7. -e 俗́ 非常喜欢: Kesildim ben bu işe. 我非常喜欢这项工作。O kıza kesildim. 我非常喜欢那个女孩。
    8. 疲惫: Yokuşu çıkamadan kesildi. 坡没爬完他就没劲了。
    9. 俚́ -i (在赌场或娱乐场所)花费, 花销: Dün gece de yirmi bin dolar kesildik. 昨天夜里我们又花了两万美元。
    ◆ Kesilen baş (bir daha) yerine konmaz. 砍下的头放不回去; 覆水难收。

    Türkçe-Çince Sözlük > kesilmek

  • 315 kesin

    s. 肯定的, 坚定的, 坚决的, 不可更改的, 最终的: \kesin bir cevap 肯定的答复 \kesin karar 最后的决定 \kesin önlemler 坚决的措施 \kesin söz 肯定的话
    ◇ \kesin bilgi 哲́ 确实性, 必然性 \kesin kes 明确的: Ben kesin kes cevap veremem sana cevap, o ise verir. 我还不能明确地答复你, 而他可以。\kesin olarak 断然地, 肯定的, 坚决地

    Türkçe-Çince Sözlük > kesin

  • 316 kısmet

    阿́
    is.
    1. 机会, 运气, 命运, 命中注定
    2. (女子的)姻缘, 缘分
    ünl. 天晓得: Yarın gelecek misiniz? -Kısmet! 您明天来吗?-天晓得!
    ◇ \kısmet beklemek 待字闺中: Şimdi genç değil, şöyle otuzunu aşmış, efendiden, ağır başlı bir kısmet bekliyor. 她现在已经不年轻了, 已经30多岁了, 还待字闺中, 等候她的白马王子。\kısmet kapısı 谋生的地方, 饭碗 \kısmet olmak 出现机会, 有机会, 有缘分: Kısmet olursa, gene görüşürüz. 如果有缘, 我们会再相见。Kaç zamandır size gelmek istiyorduk fakat kısmet olmadı. 我们早就想来看您, 但一直没有机会。\kısmetı açık 交好运的, 有福气的: Bu çocuğun kısmeti açık olacak. 这孩子将福星高照。\kısmetı açılmak 1) 走运, 交好运 2) 有人求婚 -in \kısmeti ayağına dolanmak 交好运, 发横财: Gel oğlum, kısmetin ayağına dolanmış da haberimiz yok. 过来, 小子!你发了横财也不告诉我们一声。-in \kısmeti ayağına (kadar) gelmek 交好运, 发横财: Şanssızlığı sebebiyle ayağına kadar gelen kısmeti kaçırmıştı. 由于不走运, 他错过了天上掉下来的馅饼。-in \kısmeti ayağıyla tepmek 与好运擦肩而过, 错失良机 -in \kısmeti bağlanmak (或 bağlı olmak) 1) 嫁不出去 2) 运气不佳 -in \kısmeti çıkmak 有人向女子求婚: Zavallı kızın kısmeti çıkmış, kendine sormadan, danışmadan hemen vermışler. 有人向这个可怜的姑娘求婚, 但他们未同她商量就立刻把她嫁出去了。Kısmetin çıkar çıkmaz seni verceğiz. 只要有人向你求婚, 我们就会把你嫁出去。\kısmeti kapalı 不走运的 \kısmeti olmak 有福气, 有运气: Balı parmağı uzun olan yememiş, kısmeti olan yemiş. 成́ 有福之人不在忙, 无福之人跑断肠。-in \kısmeti tepmek 与好运擦肩而过, 错失良机: Aslında kendi de şimdiye kadar bütün kısmetleri tepti. 实际上也是她自己错过了迄今为止的所有姻缘。-in \kısmetine mani olmak 1) 使不走运, 给带来晦气: Biraderzadeniz hem kendi kısmetini tepti, hem de benim kısmetime mâni olmak istiyor, bu ne zulüm! 你的侄子自己错失良机, 又想给我们带来晦气, 这叫什么事? 2) 使嫁不出去 -in \kısmetini ayağıyla tepmek 错失良机: Arkadaşı ortalığa çağırdı, bizimki kısmetini ayağı ile tepti. 他的朋友一声大喊, 坏了我们的事。\kısmetini bağlamak (用魔法)阻止结婚
    ◆ Kısmet ise gelir Hintten, Yemenden, kısmet değilse ne gelir elden? 谋事在人, 成事在天。Kısmet gökten zembille inmez. 幸福不会从天降; 一份耕耘, 一份收获。Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar. 命中注定八合粮, 休想高攀讨一升。

    Türkçe-Çince Sözlük > kısmet

  • 317 kip

    - ği
    is.
    1. 旧́ 状态, 情绪: Bu maddenin biçimi bir kiptir, ağırlığı ise sanlarından biridir. 这种物质的形状是一种状态, 重量则是一种属性。
    3. 语́ 语气: dilek \kipleri 虚拟式 emir \kipi 命令式 gereklik \kipi 必需式
    s. 俗́ 合适的, 适宜的, 相符的
    ◇ \kip gelmek 相符, 相吻合

    Türkçe-Çince Sözlük > kip

  • 318 kolay

    s. 容易的, 简单的, 简便的: \kolay iş 容易的事 \kolay ders 简单的课程 Yeni harflerin öğrenilmesi eskisinden kolaydır. 新字母比老字母容易学。
    zf. 容易地, 顺利地, 便利地: Evi kolay buldum. 我很容易地找到了家。Yolu bulmak kolay oldu. 他顺利地找到了路。
    is. 便利, 办法, 诀窍, 捷径: Her işin bir kolayı vardır. 每件事都有窍门。İşin kolayını buldum. 我找到了这件事的诀窍。
    ◇ \kolay değil 当然, 自然 \kolay gelmek 容易, 顺利: Kolay gele! (或 gelsin!) (对做某项工作的人们的祝愿语)祝工作顺利!\kolay \kolay (用于否定式)容易地, 轻而易举地, 便利地: Aklı başında bir kimse kolay kolay yolunu sapıtmaz. 一个正派的人是不会轻易学坏的。Bu işi kolay kolay başaramaz. 这件事不容易做成功。\kolayda 可用的, 可得到的, 可达到的; 方便处: İstediğiniz şey kolayda, hemen bulur veririm. 您要的东西可以得到, 我马上就找来给您。Şu kitap kolayda ise bana gösterir misiniz? 方便的话, 能把那本书给我看看吗?\kolayı olmak 有办法, 能找到办法 -in \kolayına bakmak 选择诀窍, 选择捷径 (Herhangi bir biçim) \kolayına gelmek (用…方式做)更方便, 更便利: Bu sorunu bankadan kredi alıp çözümlemek kolayımıza geldi. 我们从银行贷款很容易就解决了这个问题。-in \kolayına kaçmak 选择诀窍, 选择捷径 \kolayını aramak 找办法, 找窍门, 找诀窍: Yanlışını düzeltmek için bir kolayını aramaya başladı. 他开始想办法纠正错误。\kolayını bulmak 寻找办法, 寻找捷径: O da bir kolayını bulur, başkasına sürer. 他会找到一个办法, 并向他人推广。Nihayet o da kafese girdi, fakat bir kolayını bulup kurtulur. 他终于也进了班房, 不过他会想办法出来的。

    Türkçe-Çince Sözlük > kolay

  • 319 korkulu

    s.
    1. 可怕的, 令人担心的: \korkulu rüya (或 düş) 噩梦
    2. 危险的; 有风险的: \korkulu bir adam危险人物 \korkulu bir uçak yolculuğu 危险的飞行 Bu korkulu işe girişmeyin. 别干这种冒险的事。
    ◇ \korkulu rüya (或 düş) görmek 做噩梦: Korkulu rüya (或 düş) görmektense uyanık yatmak yeğdir (hayırlıdır). 与其担惊受怕, 还不如不去冒险。

    Türkçe-Çince Sözlük > korkulu

  • 320 koşmak

    - ar
    1. 奔跑, 跑: Çocuk koşarken düştü. 孩子在奔跑时摔倒了。Bir o yana bir bu yana koşuyor fakat bir türlü yolunu doğrultamıyordu. 他四处乱撞, 还是没找到路。Yaralı kedi can havliyle bir o yana bir bu yana koşuyor. 那只受了伤的猫拼命地到处乱跑。
    2. 跑向, 奔向: Koşa koşa gözleri büyümüş bir hâlde geldi, anladım ki birşey oldu. 他三步并做两步跑了过来, 两眼瞪得溜圆, 我明白出事了。Okula koşarak geldim, yorulmuşum. 我是跑到学校的, 累死我了。
    3. 奔波, 忙碌: Akşamdan beri ben koştum, biraz da onlar yorulsunlar. 我从晚上起一直在奔波忙碌, 你们该让他们费点神。
    4. 赛跑, 跑步比赛: 100 m.yi 9 saniyede koşunca herkesin ağzı açık kaldı. 他用9秒钟跑完了100米, 所有的人都目瞪口呆。Bugün hangi sporcular koşacak? 今天有哪些运动员参加赛跑?Doru at bugün koşmayacak. 栗色马今天不能参加比赛。
    5. 转́ 追赶, 追逐; 追踪, 跟踪: O kızların peşinden koşmak için yaratılmış mendebur bir çapkındır. 他是一个天生的、令人讨厌的追逐姑娘的色鬼。
    6. 爱好, 乐于: Murat çok baba bir adamdır, herkesin yardımına koşar. 穆拉特是一个非常热心的人, 大伙儿的事儿他都乐于帮助。
    7. 转́ 关注: İki yıldır bu işin peşinden koşuyorum. 对这件事我关注了整整两年。
    8. 转́ 迷恋: Ali bir kadının peşinden koşuyor. 阿里迷上了一个女人。
    ◇ koşar adım 1) 团体操中的慢跑动作 2) 快步地, 像跑一样地: Her sabah koşar adım giderdim mektebe. 过去每天早上我都是快步赶到学校。
    II
    - ar -e
    1. 作搭档, 作补充
    2. 给牲畜上挽具; 套上(牲畜): Arabacı atları arabaya koştu. 车夫把马车套好了。
    3. 提出条件, 提出要求: zora \koşmak 阻挠, 刁难, 为难 Sarfiyat hususunda bir şart koşmuyorlar. 在费用问题上他们没有提出任何条件。
    4. 让人做事: Ağzı dili yok birini buldular, her işe koşarlar. 他们找了一个自认倒霉的人, 什么事情都让他干。

    Türkçe-Çince Sözlük > koşmak

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.