Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 281 görünme

    is. görünmek 的动名词: Bir yandan adama hoş görünmeye çalışıyorlar, diğer yandan ise kuyusunu kazıyordu. 他一方面显得宽容此人, 另一方面又拆他的台。Paranın dibi görünmeye başladı. 钱快用完了。

    Türkçe-Çince Sözlük > görünme

  • 282 göz

    is.
    1. 眼睛: \göz bankası 眼库 \göz doktoru 眼科医生 \göz kadehi 洗眼杯
    2. (孔、洞、植物芽眼、某些水果上的凹部、护墙或圆屋顶上的圆孔、天窗、泉眼、伤口、疮口等)眼状物: iğnenin \gözü 针鼻 köprünün \gözü 桥孔, 桥洞 çıban \gözü 疮口
    3. 分隔空间, 隔层, 分格, 房间: çantanın \gözleri 皮包隔层 Bu evde üç göz var, iki oda bir muftak. 这套房子有3间: 两个房间, 一个厨房。Dama tahtasında 64 göz var. 国际象棋盘上有64个方格。
    4. 抽屉: yazıhanenin \gözleri 写字台的抽屉
    5. 天平盘: terazinin \gözleri 天平盘
    6. 看见: \göz alanı (或 alımı) 视力, 视野
    7. 眼光, 看法: birine kardeş \gözüyle bakmak 视某人为兄弟 birine kötü \gözle bakmak 认为某人是坏人 birini hilekâr \gözlerle bakmak 认为某人是骗子 birşeye iyi iyi \gözle bakmak 看中某物
    8. 狠毒的眼光(迷信者认为会给人带来伤害)
    9. 宠爱, 偏爱, 关心, 关注
    10. 心愿, 心思, 愿望, 欲望: Onun hiç bir şeyde gözü yoktu. 他干什么都没有心思。Zenginlikte gözüm yok. 我无心发财。
    ◇ \göz açamamak 未能抓住时机 \göz açıp kapamadan 转瞬之间, 转眼之间, 刹那间: Kavgacılardan biri göz açıp kapamadan tabancasını ateşlemişti. 一转眼的工夫, 有一个打架者开了枪。\göz açıp kapayıncaya kadar 转瞬之间, 转眼之间, 刹那间: Üzülme, bir buçuk sene pek uzun bir zaman değil, göz açıp kapayıncaya kadar gelir. 别难过, 一年半的时间也不算长, 很快就会过去。Göz açıp kapayıncaya kadar akıntıya kapılmıştık. Kurtulmanın imkânı yoktu. 转瞬之间我们就被卷入急流, 无法摆脱了。\göz açmak 1) 醒来 2) 出生 3) 注意 4) 抓住时机 5) 喘口气, 歇口气, 喘息: Çalışmaktan göz açamıyorum. 我忙得连喘气的时间都没有。 6) 瞪大眼睛, 瞪 \göz açmaya vakit olmamak 忙得没有空闲时间 -e \göz açtırmamak 不给机会, 使无暇顾及, 不给喘息机会: Bütünleme sınavlarında gözcü öğretmen öğrencilere göz açtırmamışlardır. 在毕业考试中, 监考老师没给学生们任何机会。\göz alabildiğine 一望无际的: \göz alabildiğine yeşil uzanan çayır 满目葱绿的牧场 Evlarimizin önü göz alabiğine kırdı. 我家的前面原来是一望无际的原野。\göz almak 使人眼花缭乱, 使人目不暇接, 使人目眩: Bu yeni bina gerçekten göz alır. 这座新的大厦真得很壮观。Yapının heybeti göz alıyor. 这座建筑之雄伟令人吃惊。\göz ardı etmek 不给予必要的重视, 不在意 \göz aşınalığı 点头之交, 一面之交: Kendisi ile dostluğum yok, sadece göz aşınlığım var. 他和我不是朋友, 点头之交而已。Onu bir yerde görmüştüm, göz aşınalığım var. 我曾经在某个地方见过他, 有一面之交。\göz aşınası 点头之交的, 一面之交的 -e \göz atmak 1) 瞥一眼: Ali çalılığa bir göz attı ve hendekte, hâlâ yeşil ve sık yapraklı bir meşe dalının altında kuzuya benzer bir şey gördü. 阿里朝灌木丛里投了一瞥, 看见一株橡树浓密的仍然翠绿的枝桠下面的沟里, 有一样东西, 似乎是一只羊羔。 2) 浏览: Bügün gazete başlıklarına ancak göz atabildim. 今天我只能浏览了一下报纸的标题。İki dosyaya aceleyle bir göz atıyor. 我草草地把两份文件浏览了以下。 3) 眺望, 张望: Bir açığa çıkınca duruyor, dört yana bir göz atıyordu. 他一露面, 四处张望了一下。Esen Hanım pencereden iskeleye bir göz attı. 艾森太太在窗前朝码头望了望。 4) 觊觎: Güzel, duru sesiyle şarkı söylerken mandolin çalıyor, ara sıra bilgine gizlice göz atıyordu. 漂亮的姑娘边弹边唱, 歌声清脆悦耳, 并不时地向秀才暗送秋波。-e \göz aydına gitmek 向某人道喜: Oğlu Amerika’dan dönen Ali’ye göz aydına gittik. 阿里的儿子从美国回来了, 我们去向他道喜。\göz aydınlığı 欢乐 \göz bağı olmak 使分心, 使误会: Onun sözleri bana bir göz bağı olmuştu. 他的话使我分心。\göz banyosu 1) 洗眼 2) 【狎】看美人逍遣 \göz boyamak 欺骗, 欺诈, 文过饰非: Acem aslanı gibi ikide ortaya çıkıp göz boyuyor. 他经常冒充英雄好汉出来骗人。\göz boyayıcı 骗人的 \göz çıkarmak 搞糟, 办坏: Fazla mal, göz çıkarmaz. 成́ 手中有粮, 心中不慌。Kaş yapayım derken göz çıkardı. 成́ 好心办坏事。\göz dalmak 无目的地凝视 \göz değmek 受狠毒眼光的伤害(或刺激) \göz devirmek 怒目而视 -e \göz dikmek 1) 凝视, 仔细看 2) 觊觎, 垂涎: Başkalarının malına göz diker, komşularının yemişlerini çalarmış. 他总是觊觎别人的财产, 偷邻居的收成。Çin halkı, yurduna göz diken düşmanı güç birliği ile yendi. 中国人民万众一心, 打垮了觊觎中国领土的敌人。Kurtlar bir sürü koyuna göz dikmişler, ele geçirmek istiyorlarmış. 一群狼盯上了一群羊, 想夺过来。\göz doldurmak (或 doyurmak) 超常发挥, 使人看着过瘾, 使值得一看: Bu futbolcu antrenmanda göz doldurdu. 这名球员在练习中使人大饱眼福。\göz dumanlanmak 生气, 愤怒, 发怒 \göz eğlendirmek 使赏心悦目 \göz emeği 非常费眼的细活 -e \göz etmek 使眼色: Bana göz ederek "Sakın söyleme." dedi. 他给我使了个眼色, “千万别说”。Dayısı göz edince Ali, bizimle gelmekten vazgeçti. 阿里的舅舅给他使了个眼色, 阿里就不跟我们来了。-e \göz gezdirmek 浏览, 泛读, 走马观花: Dün akşam yazdıklarıma bu sabah bir göz gezdirdim. 今天早上, 我又看了一下昨天晚上我写的东西。Evin içine göz gezdirdim; her şey yerli yerindeydi. 我在屋里看了看, 所有的东西还在原来的地方。\göz göre göre 光天化日之下, 众目睽睽之下, 明目张胆地: Göz göre göre çocuğumu sana öldürtmem. 我不会让你在这光天化日之下杀死我的孩子。\göz görmek 看见 \göz \göz 1) 上面有许多孔洞的: Yaralarım göz göz oldu, elleme. 我的伤口上都是窟窿, 你别拿手摸。 2) 一间一间的 \göz \göze gelmek 目光相对, 互相看, 对视: Karşı karşıya oturup yalnız kaldığımız zaman göz göze gelmekten çekindiğini de hissettim. 我感觉到我们面对面坐下来单独相处时她不敢和我目光相对。Mustafa, kendisine "Aman, beni kurtar" der gibi bakan kızla göz göze geldi. 穆斯塔法和那姑娘四目相对, 那姑娘看着他, 似乎在说“救救我吧!”\göz \gözü görmemek 由于烟雾粉尘光线暗淡等原因什么也看不清: Kadın, kaptan kamarasının kapsını açık bıraktığından şimdi dumandan göz gözü görmüyordu. 那女人打开驾驶舱的舱门, 一股浓烟扑面而来, 顿时两眼什么也看不见了。Ortalık çok karanlıktı, göz gözü görmüyordu, el yordamıyla ilerlemeye çalıştım. 周围一片漆黑, 伸手不见五指, 我摸索着向前进。\göz hakkı 谁见有谁的一份: Çocuklar sizin göz hakkınız geliyor, merak etmeyin. 孩子们!你们每人都有一份, 都别着急!Gören gözün hakkı var. 成́ 见一面, 分一半。-i \göz hapsine almak 软禁, 监视: Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmenlerimi gevşetmiyordum. 由于妇女们的严密监视, 我就连衣领上的扣子都不能解开。\göz ısırmak 似曾相识: Yanımda oturan genci gözüm ısırıyor ama, nerede gördüm, kimdir hatırlamıyorum. 坐在我旁边的年轻人我似曾相识, 但是就是想不起来在哪儿见过他, 是什么人。\göz kalmak 渴望 \göz kamaştırmak 1) (光线等)耀眼, 眩 2) 转́ 使惊讶, 使赞叹不已: Çin’in teknik gelişmeleri göz kamaştırıyor. 中国的技术发展使人惊叹不已。Beijing, güzellikleriyle gerçekten de göz kamaştırıyordu. 北京之美也确实让人赞叹不已。\göz kapaklarını sıkmak 紧闭双眼: Genç kız korku ve istikrahla göz kapaklarını sıktı. 年轻姑娘恐惧而又厌恶地闭紧了双眼。\göz kapayıp açıncaya kadar 转瞬之间, 一眨眼的工夫 \göz kararı 用眼估算, 大致估计, 目测: Göz kararıyla attığından yemeğin tuzu az olmuş. 因为他是拿眼睛估摸着放的盐, 这道菜的盐好像是放少了。Göz kararıyla üç dört metre yüksekliğinde görülüyor. 看上去有三、四米高。\göz kararmak 晕倒, 昏倒; 头晕眼花, 眼前发黑 \göz kesilmek 全神贯注地看: Hokkabazın, şapkadan nasıl tavşan çıkardığını göz kesilerek seyretmiş ancak püf noktasını bir türlü anlayamamıştı. 他全神贯注地观看魔术师是怎样从帽子里变出兔子的, 可是关键的地方他怎么也弄不明白。\göz kırpmadan 1) 冷酷地, 冷漠地, 毫无同情地 2) 毫不犹豫地 \göz kırpmak 1) 眨眼 2) 使眼色: Ne demek istediğin anlaşılmadı, karanlıkta göz kırpıyoursun. 弄不明白你想说什么, 你这是在打哑谜。\göz kırpmamak 不睡觉, 没睡觉 \göz kızarmak 哭, 难过, 伤心 \göz korkutmak 吓唬, 恐吓, 威胁 -e \göz koymak 觊觎, 垂涎: Benim parama göz koydu. 他盯上了我的钱。Kız güzel, ona göz koyan, kaçırmak isteyen olabilir. 这姑娘真漂亮, 可能会有人对她心存不良, 要绑架她。Yusuf'nun beslengisine öteden beri göz koymuş. 他早就对尤素福的丫鬟垂涎三尺。-e \göz kulak olmak 1) 尽心尽力地关心(或关照、照看、守护、保护等): Çocuğa göz kulak oluverin. 你要好好照看孩子。 2) 留心, 留意: Şaşılacak şey, o kadar göz kulak olduğum hâlde farkında olmadım. 我是那么的留心, 可是没有发现什么可大惊小怪的事情。-e \göz kulak olunmak 尽心尽力地关心(或关照、照看、守护、保护等): Onlara göz kulak olunamadığından başlarına gelebilecek kazaları da düşününce insanın içi rahat olmaz. 一想到照看不过来他们会出什么事, 就让人放心不下。\göz kuyruğuyla bakmak 斜眼偷看 \göz nuru 1) 视力 2) 艰辛 \göz nuru dökmek 历经艰辛: Eski sanatkâr eserini, büyük bir sabır ve inaçla, göz nuru dökerek meydana getiriyordu. 以前艺术家要有很大的耐心和信心, 历经艰辛才能拿出他们的作品。\göz önü 眼前, 跟前, 近在眼前: Hemen beni gözünün önünden kaldırdılar. 他们立刻把我从他跟前带开了。\göz önünde 明显的, 明确的 \göz önünde bulundurmak 斟酌, 掂量, 认真考虑, 琢磨, 盘算 \göz önünde tutmak 斟酌, 掂量, 认真考虑, 琢磨, 盘算 \göz önüne almak 斟酌, 掂量, 认真考虑, 琢磨, 盘算 \göz önüne getirmek 1) 想起: Akşamki hâlini bir göz önüne getir. 你想想晚上的情景!O acı günleri göz önüne getirdiği zaman âdeta ağlamaklı oluyordu. 一想起那些苦难的日子, 他就想哭。 2) 斟酌, 掂量, 认真考虑, 琢磨, 盘算 \göz pekliği 胆量, 勇气, 勇敢 \göz sevdası 精神恋爱, 柏拉图式的爱情 \göz süzmek 1) 眯着眼, 多情地看, 卖弄风情地看 2) 眼皮发沉, 犯困 \göz ucundan bakmak 偷偷地看, 用眼角看, 悄悄地看 \göz ucuyla anlatmak 使眼色, 暗示 \göz ucuyla bakmak 斜眼偷看 -e \göz yummak 1) 闭眼, 睡着, 入睡: O gece göz yummadım. 那一夜, 我一宿没合眼。 2) 原谅, 宽恕, 睁只眼闭只眼, 宽容, 装看不见: İnsan buna bir hadde kadar göz yumabilir. 人对此的忍耐是有限度的。Bu harekete göz yumulursa başkalarına emsal olur. 如果对此视而不见, 大家都会效仿的。 3) 俗́ 断了念头, 失望, 绝望 4) 死亡, 去世 \göz yumup açıncaya kadar 转瞬之间, 一眨眼的工夫: Göz yumup açıncaya kadar bütün bahçeyi baştan başa temizlemişlerdi. 转眼之间, 他们就把花园打扫得干干净净。\gözden ayırmamak 考虑到, 顾及 \gözden bırakmak 忽视, 忽略, 不重视 \gözden çıkarmak 甘愿牺牲, 作出牺牲, 付出代价: Adamcağız eşeği iyileşsin diye keçiyi gözden çıkarmış, kesivermiş. 主人为了治好驴子的伤, 就把羊牺牲了, 把羊杀了。Seçim gezileri için bir buçuk miliyon doları gözden çıkarmıştı. 他为竞选旅行花了150万美元。\gözden çıkmak 变得不重要 \gözden düşmek 失宠 -i \gözden geçirmek 1) 阅读, 看 2) 考察, 研究; 仔细观察, 细看, 端详: Her yanımı büyük bir hayranlıkla gözden geçirdi. 他非常惊讶地把我仔仔细细地把我打量了一番。Odaları gözden geçirdiğim zaman, bunların da bizim evlerimize benzediklerini farkettim. 我巡视了一下各个房间, 发现这些房间也和我们的家相似。 3) 检查: Ödevini gözden geçirdi; noksanlıklarını belirledi. 他把作业检查了一遍, 发现了一些差错。\gözden ırak olmak 在远方, 在远处, 去远方 -i \gözden kaçırmak 未发现, 漏过, 忽略: Hesap yanlışını gözden kaçırmışım. 我忽略了这个计算错误。\gözden kaybolmak 不见, 消失, 不露面: Kalabalık arasında onu bir kere gördüm sonra gözden kayboluverdi. 在人群中我曾看见过他一次, 后来他就无影无踪了。\gözden silinmek 不见, 消失, 不露面 \gözden sürmeyi çalmak (或 çekmek) 熟练地扒窃: Gözden sürmeyi çeker; cüzdanınınzdaki parayı bile çalabilir. 他是一个惯偷, 你们钱包里的钱他也能偷出来。Gözden sürmeyi çalıyorlar da senin bıraktığın şeyi hiç almazlar mı, boşuna arayıp yorulma. 他们都是些惯偷, 你放到明面上的东西, 他们能不拿吗?你就别白费力气去找了。\gözden uzak 人烟罕至的: ıssız, \gözden uzak yerler 渺无人烟, 人烟罕至的地方 \gözden uzak kalmak 躲避别人的目光: Kenara büzülmüş, gözden uzak kalmaya çalışıyor. 他龟缩在一边, 极力躲避别人的目光。\gözden uzaklaşmak 离开, 离去, 不见, 消失: Son günlerde göremedim; gözden uzaklaştı. 这几天我没见过他, 他不见了。\gözden yitmek 消失: Bekçi "Orada yatamazsınız, " diye bağırdı; onlar da yağmur altında gözden yittiler. “你们不要躺在这里。”看门人吼道。他们只好站起来消失在大雨之中。-i \göze almak 1) 考虑到, 注意到: Bunun getireceği riski göze almıştı. 他注意到了此事可能带来的危险。 2) 冒险, 敢于, 硬着头皮干: Ona, bir arkadaş sıfatıyle akıl öğretmek zahmetine katlanmayı göze almıştım. 我斗胆以同事的身分勉为其难地给他出了点儿主意。Tanımadığım bir kadını böyle bir sıkıntıya sokmayı göze alamam. 我不敢把这麻烦事托给一个我不了解的女人。\göze batmak 1) 碍眼, 显得不合适, 扎眼: Ortadaki masa pek göze batıyor. 中间这张桌子显得碍事。 2) 引人注目, 惹人关注 \göze çarpmak 引人注目; 被看到: Böyle güzel bir binekle gelen bir damat adayı pek göze çarpar. 骑这样的好马去求婚, 那才叫神气。Uzakta geniş bir ova, bu ovada yoksul kulübeler göze çarpar. 广袤的原野伸展到远方, 在那边可以看到一些穷人的木板屋。\göze diken olmak 遭人嫉妒, 讨人嫌 \göze gelmek 受狠毒眼光的伤害(或刺激): Hastalığının nedenini göze gelmiş olmasına bağladılar. 她们把他的病因归于受到毒眼的伤害。\göze girmek 受宠 \göze görünmek 1) 显现, 显出, 显露, 露面, 出现 2) (鬼神等)现身 \göze görünmemek 1) 不出现, 不露面, 藏匿 2) 不可见 -i \göze kestirmek 注意, 记住, 记下 \göze sokmak 1) 提醒 2) 强迫看, 硬塞给看: Görmek istemedikten sonra göze soksan yine görmez. 他不想看, 你硬给他看, 他也不看。\göze uyku girmemek 激动得不能入睡 \gözle görülmek 一目了然 \gözle kaş arasında 转瞬之间, 瞬间, 刹那间, 瞬息间, 一眨眼的功夫间: Çocuk gözle kaş arasında sokağa çıkmıştı. 这孩子, 一眨眼的工夫, 就跑到街上去了。-i \göz (üy) le yemek 1) 眼馋, 眼巴巴地看: Beyefendi, yeni gelen hizmetçiyi âdet gözle yiyecekti. 老爷死死地盯着新来的丫鬟, 恨不得一口吞到肚子里。 2) 恶狠狠地盯着 \gözler çukura gitmek (或 kaçmak) 双眼凹陷, 瘦弱不堪: Çoktandır görmemiştim, dün bir yerde rastladım, o ne hâl görseniz, gözler çukura gitmiş. 我好久没有看见他了, 昨天我在一个地方碰见了他, 你猜怎么着?他双眼凹陷, 骨瘦如柴。-in \gözler dışarı fırlamak 1) 大发雷霆 2) 惊恐万状 -in \gözleri açık gitmek 死不瞑目: Eğer gidermezsem, gözlerim açık gideceğim. 我要是去不成, 我死不瞑目。-in \gözleri açılmak 1) 睁开双眼, 醒来 2) 变精明, 明白过来, 知道好歹, 明白事理: Bu ana kadar senin bu güzelliğini göremeyen bir kör imişim. Şimdi kıskançlıkla gözlerim açıldı. 以前我真是有眼不识金镶玉, 没有发现你的这种美德, 现在我明白了, 我真羡慕你!\gözleri ahu 有着一双美丽的大眼睛的姑娘, 可爱的姑娘: Gözleri ahuya vuruldu. 我迷上了一位可爱的姑娘。Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek. 命运使我爱上了一位美丽的姑娘。\gözleri ateş gibi parlamak 两眼冒火: Benzi limon gibi sararmaya, gözleri ateş gibi parlamaya başladı. 他脸色苍白, 两眼冒火。\gözleri baygın 目光呆滞的: \gözleri baygın bir ihtiyar 一个目光呆滞的老人 -in \gözleri baygınlaşmak 两眼发直, 双眼无神: Bir kadeh içine gözleri baygınlaştı. 他一杯酒下肚, 两眼就发直了。-in \gözleri bayılmak 犯困, 倦怠: Sütünü içince bebeğin gözleri bayıldı. 婴儿一吃奶就犯困。Hem gözleri bayılıyor hem de çene çalmaktan geri kalmıyordu. 他困得两眼都睁不开了, 可是聊兴依然很浓。-in \gözleri buğulanmak 泪眼朦胧, 眼睛发潮, 眼发花: Sürekli yazı yazdığımdan gözlerim buğulandı. 我一直在写稿子, 写啊写啊, 写得我眼睛都花了。-in \gözleri bulanık görmek 视力模糊, 老眼昏花 -in \gözleri bulunmak 泪眼朦胧, 眼睛发潮, 眼发花 -in \gözleri bulutlanmak 泪眼朦胧, 眼睛发潮, 眼发花: Çocuğun hayat hikâyesini dinleyince gözlerim bulutlandı. 听了那孩子的遭遇, 我的两眼湿润了。-in \gözleri büyümek 双眼圆睁, 瞪大双眼: Dehşetten gözleri büyümüştür. 他吓得瞪大了双眼。Koşa koşa gözleri büyümüş bir hâlde geldi, anladım ki birşey oldu. 他三步并做两步跑了过来, 两眼瞪得溜圆, 我明白出事了。-in \gözleri çakmak çakmak olmak (因发烧或生气)两眼通红: Ateşi kırk dereceye yükselince gözleri çakmak çakmak oldu. 他高烧40度, 烧得两眼通红。\gözleri çekik 眯着眼的 -in \gözleri çukura kaçmak 双眼凹陷, 瘦弱不堪: Yedi sekiz gün içinde kızcağız, süzülmüş, solmuş, gözleri çukura kaçmıştı. 七八天之内可怜的姑娘消瘦了, 脸上也失去了光泽, 两眼也凹陷了。-in \gözleri dalmak 呆呆地盯着 -in \gözleri dışarı fırlamak (或 uğramak) 1) 大发雷霆 2) 惊恐万状: Gözlerin dışarı fırlamış, yine ne var ayol, ne yaptılar sana? 你怎么吓成这样?啊!出什么事了?他们怎么着你了?-in \gözleri dike dike bakmak 两眼直不愣瞪地瞅着, 挑衅性地看着 \gözleri doldurmak 完美无缺, 洁净无瑕 -in \gözleri dolmak (或 dolu dolu olmak) 热泪盈眶, 两眼含泪: Onu uğurlarken gözlerim doldu. 我两眼含泪送别了他。\gözleri doyurmak 完美无缺, 洁净无瑕 \gözleri dönmek 1) (濒临死亡的人)翻白眼 2) (由于过分的欲望、生气等)无可奈何, 昏头昏脑, 实在没办法, 气急败坏 -in \gözleri evinden uğramak (或 fırlamak, oynamak) 瞪大眼睛, 睁大眼睛: Adam birden parladı, gözleri evinden fırladı. 此人突然发火, 双眼暴凸。Yüzü horoz ibiği gibi kıpkırmızı, gözleri evlerinden fırlamıştı. 他脸红得像鸡冠子, 两眼圆睁。-in \gözleri fal taşı gibi açılmak 眼睛瞪大, 眼睛睁大, 目瞪口呆, 惊呆: Hancının gözleri faltaşı gibi açılmış. 店主的眼睛瞪得像牛眼一样大。O zaman, meraklı komşularımızın gözleri fal taşı gibi açılır ve bizi soru yağmuruna başlarlar. 当时, 我们的那些好奇心颇大的邻居们眼睛圆睁, 暴风雨般地向我们问个不停。-in \gözleri fıldır fıldır dönmek 两眼滴溜溜地乱转, 肆无忌惮地看, 不怀好意地看: Çocuğun gözleri fıldır fıldır dönüyor, etrafında olup bitenleri iyice anlamaya çalışıyor. 这孩子两眼滴溜溜乱转, 想搞清楚周围发生了什么事。-in \gözleri fıldır fıldır etmek 两眼滴溜溜地乱转, 肆无忌惮地看, 不怀好意地看: Gözleri fıldır fıldır eden bir satıcı, çürük malı bize vermiş. 一个小贩两眼滴溜溜乱转, 把劣货卖给了我们。-in \gözleri fincan gibi olmak 眼睛睁得又大又圆: Yüzüne bakınca şaşırdım kaldım, gözleri fincan gibi olmuş, saçları dikilmiş, âdeta çıldırmış gibi. 我一看他的脸, 大吃一惊, 只见他两眼圆睁, 毛发矗立, 似乎要疯了。-i \gözleri ile yemek 1) 眼馋, 眼巴巴地看: Karşısındaki insanı âdeta gözleriyle yiyordu. 他几乎是眼巴巴地瞅着对面的人。 2) 恶狠狠地盯着 (-in, -e) \gözleri ilişmek 瞥见, 看见: O sırada gözleri, masanın altında duran küçük bir şişeye ilişti. 正在这时, 她看见桌子下有一个小瓶子。-in \gözleri kamaşmak 1) 目眩: Işıktan gözlerim kamaştı. 在光线的照射下, 我的眼睛什么也看不见了。 2) 惊讶, 赞叹不已: Delikanlı, kral kızını görünce, güzelliği karşısında gözleri kamaşmış. 小伙子一见公主, 就被她的美貌迷住了。-in \gözleri kan çanağına dönmek 两眼通红: Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü. 他哭得两眼通红。-in \gözleri kanlanmak 两眼通红, 两眼充血 \gözleri kapalı 1) 不了解情况的, 漫不经心的 2) 粗枝大叶地, 自作聪明的 -in \gözleri kapanmak 1) 去世, 过世 2) 非常困倦 3) 双目失明 -in \gözleri kararmak 1) 两眼发黑: Gözlerim kararıyor, biraz sonra yüzükoyun kapaklanacağım gibi. 我的眼前发黑, 仿佛马上就要栽倒。 2) 头晕眼花: Açlıktan gözlerim kararıyor, sabahtan beri ağzıma bir lokma koymadım. 我饿得头晕眼花, 从一打早上起, 我就粒米未进。-in \gözleri kıvılcım saçmak 生气, 发火, 两眼冒火 -in \gözleri kızarmak 眼圈发红, 哭, 难过, 伤心: Söylemeye gerek yok, gözlerinin kızardığını görüyorum. 不必说了, 我看他眼圈已经红了。\gözleri kuyuda 两眼凹陷的(人) -in \gözleri nemlenmek 两眼含泪 -in \gözleri oynamak 生气, 发火 \gözleri önünde 当着某人的面: Derhal dışarıya deniz kıyısına götürülmüş, gözlerinin önünde suya altın bir yüzük atılmış. 立刻, 他被带到了外面, 带到了海边, 当着他的面, 一枚金戒指被扔进了大海。-in \gözleri parlamak 两眼放光, 眼前一亮: Cimri adam "para" sözcüğünü duyunca gözleri parladı. 吝啬的人一听钱字就两眼放光。İki kere gidip geldikten sonra gözleri parladı. Evi bulmuştu. 他在来回走了两次之后, 眼前一亮, 他找到家了。-in \gözleri sönmek 眼光暗淡, 两眼无光 -in \gözleri sulanmak 眼含泪水 -in \gözleri (süzüm süzüm) süzülmek 眼皮发沉, 犯困: Tahammülümüz kalmadı artık, gözlerim süzülüyor, ben gideyim. 我实在扛不住了, 困得两眼都睁不开了, 我要走了。-in \gözleri şişmek 双眼肿胀: Ağlamaktan gözleri şişmiş. 她哭肿了双眼。(-in, -e) \gözleri takılmak 盯, 直视: Ali'nin gözleri yerdeki kırmızı sarı çubuklu kilime takıldı. 阿里两眼直视着地上有红黄条纹的地毯。-in \gözleri toprağa bakmak 死期不远, 行将死亡 -in \gözleri uyku tutamamak 不能入睡, 睡不着, 失眠 -in \gözleri velfecri okumak 两眼狡猾机灵: Bu adam bana güven vermedi, gözleri velfecri okuyordu. 这个人我信不过, 他两眼狡黠。Satıcı çocuğun gözleri velfecri okuyor. 卖东西的小孩两眼狡黠。\gözleri yaş dolu 两眼含泪的: Gözleri yaş dolu. 她的两眼含满了泪水。\gözleri yaş içinde olmak 两眼含泪: Biraz sonra dönüp kocasına baktı, gözleri yaş içindeydi. 过了一会儿, 她回过头来, 看着丈夫, 两眼充满了眼泪。Mutlu Prens'in gözleri yaş içindeydi, yanaklarından da gözyaşları akıp duruyordu. 快乐王子眼里装满了泪水, 泪珠沿着他的脸颊流下来。-in \gözleri yaşarmak 1) 眼含泪水: Onun konuşması derdimi tazelemiş, gözlerim yaşarmıştı. 他的一番话触到了我的痛处, 我两眼含泪。 2) 受感动 -i \gözleri yaşartmak 1) 使眼含泪水: Bu söz Ali'yi yalnız kendi gözlerini yaşarttı. 这番话只能使阿里暗自饮泣。 2) 使受感动 -in \gözleri yol (lar) da kalmak 焦急地等候, 眼巴巴等待, 望眼欲穿: Atları hızlı sür ki köye pek geç varmasın, / Nişanlımın gözleri yollarda kalmasın. 你要快马加鞭, 到村里的时候可别太迟; / 我不会让我的未婚妻望眼欲穿。Nerdesin a çocuğum, akşam oldu, gözlerimiz yolda kaldı, niçin geç geldin? 我的孩子啊!你去哪儿了?天都黑了, 我们望眼欲穿, 你为什么来得这么晚?-in \gözleri yuvalarından uğramak (或 fırlamak, oynamak) 瞪大眼睛, 睁大眼睛 -in \gözlerinde fer kalmamak 眼球混浊, 视力减退, 眼力不济 -in \gözlerinde şimşek (ler) çakmak 大发雷霆, 气得发抖 (-in, -i) \gözlerinden okumak 察言观色, 揣摸某人的想法: Onu iteceğinden çekiniyor, çekingenliği gözlerinden okunuyor. 他不敢推它, 从他的眼神里可以看到一丝胆怯。Doktor, Esen hanımın içinden gelenleri gözlerinden okuyarak, söze karıştığına pişman oldu. 大夫从艾森太太的眼神里看出了她在想什么, 后悔自己的多嘴。-in \gözlerinden uyku akmak 犯困 -in \gözlerinden yaş boşanmak 哭泣 -in \gözlerinden yaş getirmek 使流泪 -in \gözlerine fer gelmek 两眼晶莹透彻 -in \gözlerine inanamamak 不敢相信自己的眼睛, 不敢相信是真的: Onu birden karşımda görünce gözlerime inanamadım. 我突然亲眼看见了他, 我都不敢相信自己的眼睛。-in \gözlerine kara su inmek 1) 眼睛因结膜炎而失明 2) 望眼欲穿: Beijing'de okuyan oğlumun yolunu gözlemekten gözlerime kara sular indi. 我儿子在北京读书, 我很想他, 望眼欲穿。-in \gözlerine mil çekmek 刺瞎, 使瞎眼 -in \gözlerine perde çekmek 弄不明白, 搞不清楚 -in \gözlerine perde inmek 失明 -in \gözlerine tutulmak 看中, 看上: Kahpenin gözlerine mi tutulmuş ne, sahabetçi çıkıyor. 他强出头, 是看上了这婊子还是怎么着?-in \gözlerine uyku girmemek 不能入睡, 睡不着, 失眠: Açlık yüzünden çocukların gözlerine de uyku girmemiş. 孩子们饿得也睡不着觉。O elemli günün gecesinde gözlerime uyku girmemiş, sabahı etmiştim. 在那个痛苦的夜晚, 我彻夜未眠, 一直熬到天亮。\gözlerini açmak 1) 醒来, 苏醒, 清醒: Ali gece gündüz yandı kavruldu, fakat nihayet gözlerini açtı. 阿里烧了一天一夜, 但是最后终于醒过来了。 2) 出生: Gözlerimi 1981'de Beijing'de açmışım. 我1981年生于北京。 3) 注意 4) 抓住时机 5) 喘口气, 歇口气, 喘息 6) 瞪大眼睛, 瞪 - den \gözlerini alamamak 目不转睛地看: Ali, Ahmet'ten bir türlü gözlerini alamıyordu. 阿里目不转睛地望着艾哈迈德。Sadi hem acele acele konuşarak fikirlerini bildiriyor hem de, gözlerini ileriye uçan bisikletlerden hiç alamıyordu. 萨迪一边急急地表白着, 一边紧盯着向前飞奔的自行车。\gözlerini bayıltmak 眯眼, 半睁眼 \gözlerini belertmek 翻白眼: Küçük, akı çok gözlerini belerterek ruh teslim etmiştir. 这小子两眼一翻断了气。\gözlerini boyamak 欺骗, 欺诈, 文过饰非 -e \gözlerini devirmek 怒视 -e \gözlerini dikmek 1) 凝视, 盯着, 仔细看: O, gözlerini tavana dikerek tek bir kelime söylemeden ruhunu teslim etmişti. 他两眼紧盯着天花板, 一句话没说就咽了气。 2) 妄想, 觊觎, 垂涎 \gözlerini fal taşı gibi açmak 瞪大眼睛, 睁大眼睛 \gözlerini içine çevirmek 沉思, 思考 \gözlerini kaçırmak 躲过某人的目光: Faruk gözlerini kaçırmak için yere bakarak kalktı. 法鲁克两眼看着地面站起来, 不敢正眼相看。Kadıncağızın elemle bakan gözlerinden, gözlerini kaçırmış. 他不敢正眼去看那女人哀伤的目光。-in \gözlerini kamaştırmak 1) (光线等)耀眼, 眩: Projektör, gözlerini kamaştırınca hendeğe yuvarlandı. 车灯照得他两眼什么也看不见, 一下子就掉到了沟里。 2) 转́ 使惊讶, 使赞叹不已: Şık giyimiyle herkesin gözlerini kamaştırdı. 他那一身时髦的衣装, 使所有的人瞠目结舌。-in \gözlerini kan bürümek 气得两眼通红: Ali'nin gözlerini kan bürümüştü. 阿里气得两眼通红。\gözlerini kapamak 1) 闭眼; 去世, 死亡: Babası gözlerini bir kapasa oğlanın hâli haraptır. 父亲要是死了, 这孩子的处境可就惨了。Dünyaya gözlerini açtığı gün babası gözlerini kapadı. 就在他出世的那天, 他父亲去世了。 2) 睁只眼闭只眼, 视而不见, 宽容: Canım biraz gözlerini kapa, hizmetçinin her kabahatini görürsen sonra kullanacak adam bulamazsın. 亲爱的!我看你还是睁只眼闭只眼算啦, 要是仆人们的毛病都让你看见了, 那么你今后就找不到可用之人了。 3) 睡觉 \gözlerini kırpmak 1) 眨眼: Durun, durun bu adam ölmemiş, gözlerini kırpıyor. 等等!这个人没有死, 他的眼睛还在动呢! 2) 使眼色 \gözlerini oymak 伤害, 对某人不客气 \gözlerini toprak doyursun 粗́ 贪得无厌的家伙, 贪心不足的 \gözlerini üstünden ayırmamak 目不转睛: Kadıncağız korku içinde baktı, gözlerini de üstünden ayırmadı. 那女人惊恐万状, 目不转睛地看着他。\gözlerini yere eğmek 神情沮丧: bir başına oturan, \gözlerini yere eğmiş bir kadıncağız...一个孤零零的、神情沮丧的女人 \gözlerini yummak 1) 闭眼, 睡着, 入睡 2) -e 原谅, 宽恕, 睁只眼闭只眼, 宽容, 装看不见 3) 俗́ 断了念头, 失望, 绝望 4) 去世, 死亡 \gözlerinin bağını açmak 提醒 \gözlerinin içi gülmek 喜形于色, 兴高采烈: O gün gözlerinin içi gülüyordu. Çünkü sınıfını başarıyla geçmiştir. 那天他兴高采烈, 因为他顺利地通过了升级考试。\gözlerinin içine kadar kızarmek 羞红脸, 羞愧得面红耳赤 \gözlerinin önünde canlanmak 如在眼前 \gözü aç (gözlü) 不知饱的, 贪得无厌的: Gözü aç birisi olmak istemeyiz. 我们不要做贪得无厌的人。\gözü açık 机警的, 警惕的; 精明强干的, 聪明的: Yeni aldığım çırak gözü açık birine benziyordu. 我新收的徒弟似乎是一个精明强干的人。\gözü açık gitmek 死不瞑目: Torunumun mühendis olduğunu görmeden ölürsem gözüm açık gider. 不看到我的孙子成为工程师, 我死不瞑目。\gözü açık rüya görmek 转́ 白日做梦 -in \gözü açılmak 1) 睁开双眼, 醒来 2) 变精明, 明白过来, 知道好歹, 明白事理: Günün birinde şıppadak gözünüz açılacak ama iş işten geçmiş olacak. 总有一天, 您会突然明白过来, 但是一切都晚了。\gözü ak 白眼狼: Ne gözü ak olduğunu bilmiyormuşsun gibi ondan hayır bekliyorsun. 难道你不知道他是一只白眼狼吗?还在指望他?\gözü akmak 眼睛受伤致盲: O kavgada iki gözü birden akmadan önce, çok gezer, çok dolaşırmış. 在那次争斗中, 他两眼受伤一下子全瞎了。听说在此之前, 他曾到过许多地方。\gözü alışmak 1) 眼睛适应环境的光线能看清起初看不清的东西 2) 转́ 司空见惯, 屡见不鲜, 习以为常 -i \gözü almamak 没有自信心, 缺乏信心, 心虚: Bu kadar yolu yaya olarak yürümeyi gözü almıyordu. 他觉得他不可能步行走这么远的路。-in \gözü ardında kalmak 放心不下, 操心: Niçin gözü ardında kalıyor, kocası var, evlâtları var, sağlığı da yerinde, artık merak edecek birşey kalır mı? 她还有什么可操心的?有丈夫, 有儿女, 身体也不错, 难道还有什么烦心的事?Şu oğlanı yetiştirmeden ölürsem gözüm ardımda kalacak. 我要是不把这个孩子抚养成人, 我死了也不安心。-in \gözü arkada kalmak 放心不下, 操心: Evde Berna var, gözüm arkada kalmaz. 家里有了贝尔娜, 我就放心了。Gözüm arkada kalmadan bırakıp gittim. 我放心地离去了。\gözü bağlı 1) 不了解情况的, 漫不经心的 2) 粗枝大叶地, 自作聪明的 \gözü bir şey görmemek 1) 一无所知 2) 不顾一切: Gözüm bir başka şey görmeden içeri daldım. 我不顾一切地跳了进去。-in \gözü birşeyde (或 bir şey üzerinde) olmak 注意到, 目光集中到 -in \gözü bulanmak 视力模糊, 视线模糊 \gözü büyük 幻想者 -in \gözü büyükte olmak 志向远大 -in \gözü büyümek 双眼圆睁, 瞪大双眼 -in \gözü çapkınlıkta 色迷迷的: Muşmula oldun hâlâ gözün çapkınlıkta. 你这个老家伙, 还是那么色迷迷的。-in \gözü dalmak 目光呆滞: Gözleri dalıp dalıp gidiyordu. 他走的时候两眼发直。Esen, elleri çenesinde gözü dalarak cevap verdi. 艾森两手托腮, 目光呆滞地应了一声。\gözü dar 吝啬的, 小气的 -in \gözü dışarda 1) 不安分的, 拈花惹草的, 水性扬花的(已婚男女): Gözü dışarıda olan insanlar mutlu olamazlar. 拈花惹草的人不可能幸福。Kadının gözü dışarıdaydı. Bundan ötürü evini ve kocasını ihmal ediyordu. 这女人水性扬花, 根本不把家庭和丈夫放在心上。 2) 想跳槽的, 这山望着那山高的 -in \gözü doymamak 贪婪, 不知足: Kuyumcu gözü doymaz bir adammış. 金匠是一个不知足的人。Fakat bugün dediğimiz obur canavarın gözü bunlarla doymaz. 但是, 今天我们说过的那个贪得无厌的畜生对此仍不满足。-in \gözü dönmek 1) (濒临死亡的人)翻白眼 2) 无可奈何, 昏头昏脑, 实在没办法: Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti. 这天晚上, 他饿得头晕眼花, 实在没有办法, 进了一户人家的厨房。 3) 气急败坏: Gözü dönmüş hırsız, bekçiye saldırmış. 小偷气急败坏, 向看门人发动了袭击。-in \gözü dumanlanmak 气得眼前发黑, 生气, 发怒, 愤怒: Gözü dumanlanmış, artık ne söylesen kulağı işitmez. 他在气头上, 你说什么他也听不进去。-in \gözü dünyayı görmemek 1) 目空一切 2) 昏天黑地: Olur olmaz sarhoş sanma, fıçı dibi, midesinden rakı eksik olursa gözü dünyayı görmüyor. 别以为他是一个普通的酒鬼, 他是一个嗜酒如命的人, 肚子里一缺了酒, 就成天昏天黑地的。-i \gözü gibi bakmak 非常关心, 特别爱护: Çiftçi baltasını atmış elinden, artık o ağacı kutsal bilip gözü gibi bakmış. 农夫扔下斧子, 从此把树视若神明, 爱护备至。-i \gözü gibi esirgemek 非常关心, 特别爱护 -i \gözü gibi korumak 非常关心, 特别爱护: Mustafa Amca, bahçesinin semtinde kuş uçurmuyor, onu gözü koruyor. 穆斯塔法大叔像呵护自己的眼睛一样呵护自己的花园, 谁也不让进。-i \gözü gibi sakınmak 非常关心, 特别爱护: Çiçeklerini gözü gibi sakınıyor. 他对他的花呵护备至。-i \gözü gibi saklamak 非常关心, 特别爱护 -i \gözü gibi sevmek 非常爱, 特别爱 (-in, -e) \gözü gitmek 偶然看见, 不经意看见, 突然看见: Birden arkadaşımın yazılı kâğıdına gözüm gitti. 我突然发现了我的朋友给我写的纸条。-in \gözü gönlü açılmak 兴高彩烈 \gözü gönlü tok 心满意足的, 知足的: Gözü, gönlü tok biridir; kimseden yardım isteyemez. 他是一个知足的人, 不会求助于任何人。-in \gözü görmemek 1) 失明, 变成瞎子 2) 除了某件事以外对其它任何事都不感兴趣: Gözüm onu görmesin. 我不想再见到他了。Çocuğu al, ormana götür, artık gözüm görmesin. 你给我把这孩子抓到森林里去, 我不想再见到她了。O şimdi otomobil derdine düştü, gözü bir şey görmüyor. 他现在就想要一辆小汽车, 其他什么都不想。 3) 气得发疯 -i \gözü görmez olmak 不屑一顾 \gözü \göz değil 一看就不是好人 -in \gözü hiç bir şey görmemek 1) 激动不已 2) 过于依赖某人或某物, 对其它不感兴趣: Evliydi, çocuğu da vardı. Bir sokak kadınına tutulduğu günden beri gözü hiç bir şey görmez olmuştu. 他有老婆孩子, 可自从他迷上了那个婊子那天起, 他就对什么也不感兴趣了。(-in, -i) \gözü ısırmak 似乎认识某人: Lokantada, oturduğum masanın tam karşısındaki bu adamı gözüm ısırıyordu. 餐馆里坐在我对面的这个人我好像认识。(-in, -e) \gözü ilişmek 偶然看见, 不经意看见, 突然看见: Gözüm, yerde ters yüz edilmiş debelenen bir kaplaumbağaya ilişti. 我突然看到一只乌龟四脚朝天在地上挣扎。Mikrofondan ayrılırken bir ara gözüm kendisine ilişti. 我正要离开话筒, 偶然看见了他。-in \gözü kaçmak 1) 斜视, 偷看 2) 偶然看见, 不经意看见, 突然看见 -de \gözü kalmak 1) 向往, 憧憬, 渴望, 追求: Horoz ölür, gözü çöplükte kalır. 成́ 公鸡虽死, 眼不离垃圾堆; 山河易改, 秉性难移。 2) 觊觎, 垂涎, 眼红: Ne alırsan al, fakat ortada getirme, birisi görür, gözü kalır. 你要买什么你就去买, 但是不要拿出来, 有人见了会眼红。 3) 凝视 -in \gözü kan çanağına dönmek 两眼通红 -in \gözü kanlanmak 眼睛通红, 眼睛充血: Gözü kanlandı. 他的眼里带着血丝。\gözü kanlı 杀人犯, 杀人者 \gözü kapalı 1) 不加思索地, 毫不犹豫地 2) 孤陋寡闻的 -in \gözü kapanmak 1) 去世, 过世 2) 非常困倦 3) 失明: Kazadan sonra bir gözü kapandı. 出事后, 他的一只眼睛失明了。\gözü kapıda 1) 伺机逃跑的, 想溜号的 2) 急切等待的 \gözü kara 无畏的: O, gözü kara biridir, korkmadan bu işe atılır. 他是一个胆大的人, 做这种事一点儿也不害怕。-in \gözü kararmak 1) 头晕眼花: Aç ölmez, gözü kararır; susuz ölmez, benzi sararır. 成́ 饿不死人眼发黑, 渴不死人脸蜡黄。 2) 两眼发黑: Birden gözü karardı; bayılacak gibi oldu. 他突然眼前一黑, 似乎要晕过去了。-in \gözü kaymak 1) 斜视, 偷看: Yazılı yoklama sırasında gözüm arkadaşım kağıdına kayınca, öğretmen derhal "Murat" diye bağırmıştı. 在书面摸底考试的时候, 我刚一偷看同学的卷子, 只听老师一声大喊: “穆拉特”。 2) 偶然看见, 不经意看见, 突然看见 \gözü kesin 目光敏锐的: Atmacanın gözü keskin olduğundan avını çok iyi görür. 雀鹰目光敏锐, 能非常清楚地看见它的猎物。-in \gözü kesmek 1) 认为能够胜任: Düşündüm taşındım, gözüm pek kesmedi, bu işi yapmaktan vazgeçtim. 我左思右想, 觉得我还是做不来, 就回绝了这件事。 2) 相中, 看上: Bir kere görelim, eğer gözümüz keser, hesabımıza gelirse alırız. 我们再看看, 如果中我们的意, 如果我们的钱够, 我们就买了它。-in \gözü kızmak 1) 眼红 2) 大发雷霆, 气急败坏, 恼羞成怒: Murat öyledir: Gözü kızınca kimseyi dinlemez. 穆拉特就是这样的, 他只要一生气, 谁的话也听不进去。-in \gözü korkmak 如惊弓之鸟, 被吓破胆, 害怕: Vallahi benim gözüm korktu, bir daha oraya gidemem. 吓死我了!我再也不去那个地方了。Ona artık sataşamam. Gözüm korktu ondan. 我再也不会去招惹他了, 我怕他。\gözü küllü 不知好歹的 (-in, -de) \gözü olmak 羡慕; 嫉妒; 觊觎: Oduncunun gözü omçada dilencinin gözü çömcede. 成́ 樵夫盯着的是荆条, 乞丐盯着的是木勺。-in \gözü patlamak 瞪眼, 发怒, 生气: Göle su gelinceye kadar, kurbağanın gözü patlar. 成́ 水不进湖青蛙恼; 时机不对事难成。-in \gözü pek 无畏的, 胆大包天的, 勇敢的: Sırtında bir çıkıntısı olan kuyumcu her kambur gibi oldukça gözü pek bir adammış. 金匠背上有个包, 像所有的驼背的人一样, 胆子很大。\gözü pekliği 胆量, 勇敢: O günden sonra haydutlar bir daha eve girme gözü pekliğini gösterememişler. 从那天起, 这些强盗再也没有胆量进那所房子。(-in, -e) \gözü saplı kalmak 盯着, 直勾勾地看着: Kızdan uzaklaşırken kafasını geriye çevirir, gözü kıza saplı kalırdı. 他离开这位姑娘时向后转过头, 眼睛直勾勾地看着姑娘。-in \gözü sönmek 1) 变瞎, 失明 2) 去世, 死亡 \gözü sidikli 爱哭鼻子的 \gözü sulu 爱哭鼻子的 \gözü sürmeli 骗人的 (-in, -e) \gözü takılmak 凝视: Vitrindeki kırmızı cekete gözüm takıldı. 我紧紧地盯着橱窗里的红色上衣。\gözü tok 知足的, 不贪的 -in \gözü toprağa bakmak 濒死, 行将就木: Zavallı ihtiyarın gözü toprağa bakıyordu. 可怜的老人已垂垂老矣, 行将就木。(-in, -i) \gözü tutmak 相中, 喜欢, 看中: Evi gözüm tutmuyor. 我没看中这套房子。-in \gözü uyku tutmamak 睡不着, 失眠: Gecelerce gözüm uyku tutmadı. 我整夜整夜睡不着觉。-in \gözü üstünde kalmak 看护, 保护, 守护, 照顾, 关照, 监督 -in \gözü üzerinde olmak 看护, 保护, 守护, 照顾, 关照, 监督 \gözü yaşı, burun sümüğü 忙得浑身是汗 \gözü yaşlı 爱哭鼻子的 -in \gözü yememek 不敢, 不胜任: Doğrusu yaya gitmeği gözüm yemedi. 说真的, 我不敢走着去。-in \gözü yılmak 害怕, 畏惧: Onun politikadan gözü yıldı; partiden uzak duruyor. 他害怕搞政治, 从不与政党打交道。-in \gözü yol (lar) da kalmak 焦急地等候某人, 眼巴巴等待某人, 焦急等候, 望眼欲穿 -in \gözü yüksekte (或 yükseklerde) olmak 想向上爬, 希望登上高位, 好高务远: Murat'ın gözü çok yükseklerde, ama o oranda çalışmıyor. 穆拉特好高务远, 眼高手低。\gözüm 亲爱的, 宝贝(尤指子女): Hangi rüzgâr attı ki gözüm, ayağınıza sıcak su mu soğuk su mu dökeyim? 宝贝!什么风儿把你们吹来了?真高兴你们来!\gözümün bebeği 亲爱的, 宝贝 \gözümün elifi 亲爱的, 宝贝 \gözümün nuru 亲爱的, 宝贝(尤指子女) \gözün üstünde kaşın var dememek 别人说什么就是什么, 别人说什么就信什么, 逆来顺受: İki elim yanıma gelecek; doğruyu söylememezlik edemem, gözün üstünde kaşın var bile demediler. 我对天发誓, 我说的全是实话, 他们全都信了。-in \gözünde 据某人认为, 在某人眼里, 在某人看来: Onun gözünde suçluydum ben. 在他眼里, 我曾经是个罪人。-i \gözünde büyütmek 小题大作, 过于看重: Sen bu adamı gözünde fazla büyüttüğün için çekiniyorsun. 你敬畏这个人是因为过于看重他了。\gözünde kalmak 被怀念, 被思念, 被想念, 被惦记; 死不瞑目: Yıllarca peşinde koştum; ele edemedim; o, gözümde kaldı. 我追求她已经多年了, 一直得不到她, 我死不瞑目。-in \gözünde olmamak 在某人心目中什么都不是, 被瞧不起 -in \gözünde sıfır olmak 在某人心目中什么都不是, 被瞧不起: O, benim gözümde sıfırdır. 他在我眼里狗屁不是。-in \gözünde sinek değeri kadar olmamak 在某人心目中什么都不是, 被瞧不起: Gözümde sinek kadar değeri yok. 在我眼里, 他狗屁不是。-i \gözünde taşımak 考虑到, 估计到 -in \gözünde tütmek 被非常思念, 被想念: Annem, kardeşlerim gözümde tütüyor. 我非常思念我的母亲和兄弟姐妹们。İki seneden beri görmediği oğlu gözünde tüter olmuştu. 他已经两年没有见到他的儿子了, 非常想念。\gözünden ayırmak 爱不释手, 不忍离去 -i \gözünden düşürmek 使失去某人的宠爱: Babasının bile gözünden düşürüp ocak başına attırmış onu. (这件事情)使他甚至失去了父亲的宠爱, 从天堂掉到了地狱。-i \gözünden esirgemek 爱护, 爱惜, 呵护 -i \gözünden gönlünden silmek 完全忘记 -in \gözünden kaçmak 1) 没被看见, 没被注意到, 逃过某人的眼睛: Bu durum Bayan Wang'ın gözünden kaçmadı. 这种情景被王氏看在眼里。Yaz tatilinde iki çocuğun sık sık bahçede bulunmaları, uşakların gözünden kaçmadı. 暑假里, 有两个孩子经常出现在花园里。这一切都没逃脱仆人的眼睛。 2) 消失, 不见: Ben akşamlardan beri onu kolluyordum ya, gözümden kaçmış. 我从晚上以来就一直注意她, 可她却不见了。\gözünden sürmeyi çalmak 成为惯偷, 成为盗窃高手(老手) -in \gözünden uyku akmak 非常困 \gözünden yaş getirmek 使流泪 -in \gözüne bakmak 1) 爱护, 爱惜, 呵护 2) 看某人的眼色, 揣测某人的心思, 唯命是从: Kız annesinin gözüne bakıyor; ne dese hemen yapıyor. 女孩儿对她的母亲惟命是从, 妈妈说什么, 她就做什么。-in \gözüne batmak 扎眼, 使不快 \gözüne bit düşmüş gibi 全神贯注 -in \gözüne dizine durmak 受报应: Eğer bir şeyimi aldıysa, gözüne dizine dursun. 你要是拿了我的东西, 会遭报应的。-in \gözüne dünya görünmemek 漠不关心 -in \gözüne girmek 赢得爱情, 获得关注, 得到重视, 受到宠爱: Çok çalışırsan öğretmenin gözüne girersin. 只要你刻苦, 就能得到老师的喜欢。-in \gözüne (hiçbir şey) görünmemek 什么也顾不上: O kötü durumda malı, parası gözüne görünmedi. 他处境不妙, 什么钱啊财啊全都顾不上了。-in \gözüne ilişmek 不经意被看见, 突然被看见: Gene etrafıma, pencere ve kapı aralıklarına bakıyorum. Nihayet iskarpinlerin gözüme ilişiyor. 我又向周围、窗户和门缝看了看, 终于发现了我的那双便鞋。Kalabalığın arasında gözüme Sabit beyağabeyin yüzü ilişti. 在人群中, 我一眼就看见了萨比特先生的面孔。-in \gözüne kan oturmak 乌眼青: Ağacın dalı çarptıktan sonra gözüne kan oturmuş. 他撞到树上, 闹了个乌眼青。-in \gözüne kara su inmek 1) 眼睛因结膜炎而失明 2) 望眼欲穿 -i \gözüne kestirmek 1) 希望自己能干成某事 2) 相中: Gözünüze kestirdiğiniz birisi var sanırım babacığım; öyleyse hadi söyleyin. 爸爸, 我看您心目中已经有人了; 那末, 快点儿说出来吧。 3) 觊觎, 垂涎: Şu karşında oturan kızı gözüne kestirdi. 他在打坐在他对面的那个姑娘的主意。-i \gözüne sokmak 1) 提醒 2) 强迫看, 硬塞给看 3) 取悦于, 讨好 -in \gözüne uyku girmemek 睡不着, 失眠: Fakat hancının gözüne bir türlü uyku girmiyormuş. 但是, 店主一点儿也睡不着。Vallahi korkudan bu gece gözüme uyuku girmedi. 我的天哪!吓得我一宿没睡着觉。\gözünü açıp görmek 1) 出生 2) 醒来, 清醒 \gözünü açıp kapayıncaya kadar 一不留神: Hans gözünü açıp kapayıncaya kadar, kendini yerde, bir hendeğin içinde bulmuş. 一不留神, 汉斯发现自己摔了下来, 掉进沟里。\gözünü açmak 1) 睁开眼睛, 醒来, 清醒 2) 当心, 小心: Aç gözünü, bizi de maytaba almak istersen, yersin marizi. 你小心点儿!你要是连我们也想耍弄, 我让你吃不了兜着走!Gözünü aç, madara olursan bir araba dayak yersin. 你可要当心点儿, 要是出了什么差池, 你可要吃不了兜着走。Gözünü aç, paranı kaptırma! 把眼睛睁大点儿!当心别人抢你的钱! 3) 瞪大眼睛, 瞪 4) 唤醒, 使思想转过弯来, 转弯子 5) (女人)第一次和男人发生性关系, 开苞 6) 抓住时机 7) 喘口气, 歇口气, 喘息: Evlâdım büyüdü, et ekmek sahibi oldu da gözümü biraz açtım. 我的儿子长大了, 能养家了。我也可以喘口气了。Savaş bitti, tam gözümüzü açacağımız zaman ekonomik kriz çıktı. 战争结束了, 我们刚要喘口气, 又发生了经济危机。\gözünü ağartmak 直勾勾地看 - den \gözünü alamamak 目不转睛地看: Ali bey, gözünü fotograftan alamıyor. 阿里先生目不转睛地盯着那张照片。- den \gözünü ayırmamak 目不转睛地看 -in \gözünü bağlamak 蒙骗, 蒙蔽, 使盲目: Onun güzelliği senin gözünü bağlamış; başka bir şey göremez olmuşsun. 她的美色蒙蔽了你的眼睛, 其他你什么也看不清了。\gözünü başını yarmak 1) 搞糟, 办坏 2) 买东西时挑走了眼, 挑花眼 -in \gözünü boyamak 欺诈: Deminki alışverişte gözümü boyadın. 刚才买东西的时候你骗了我。\gözünü bürünmek 一叶障目 \gözünü çıkarmak 1) 搞糟, 办坏 2) 买东西时挑走了眼 -in \gözünü daldan budaktan esirgememek 奋不顾身, 舍死忘生, 勇往直前, 奋勇当先: Onun bu fedakârlığına karşı sizin de biraz gözünüzü daldan budaktan esirgememeniz lâzım gelecek. 面对他的这种牺牲精神, 你们也应该奋勇当先一些。-in \gözünü daldan budaktan sakınmamak 奋不顾身, 舍死忘生, 勇往直前, 奋勇当先: Çok cesaretli ve atılgandır, gözünü daldan budaktan sakınmaz. 他非常勇敢, 奋不顾身。\gözünü daldan çöpten esirgememek 奋不顾身, 舍死忘生, 勇往直前, 奋勇当先 -in \gözünü daldan çöpten sakınmamak 奋不顾身, 舍死忘生, 勇往直前, 奋勇当先 -e \gözünü dikmek 1) 凝视, 仔细看, 目不转睛 2) 妄想, 觊觎, 垂涎 -in \gözünü doyurmak 使满足, 使知足: Bu oğlanın ne ettim, ne yaptımsa gözünü doyuramadım. 这孩子, 无论我为他做了什么, 都无法使他满足。-in \gözünü dört açmak 瞪大眼睛, 提高警惕, 保持高度清醒: Gözünü dört açmazsan kargayı bülbül diye satarlar. 你要是不盯紧点儿, 他们就会以次充好把东西卖给你。-in \gözünü duman bürümek 气得眼前发黑, 生气, 发怒, 愤怒 \gözünü dünyaya açmak 出生, 诞生 -in \gözünü gönlünü açmak 使高兴, 使兴高彩烈 -in \gözünü \gözüne dikmek 长时间地看着某人的眼睛 -in \gözünü hırs bürümek 1) 非常希望, 极想 2) 暴怒, 大发雷霆 -in \gözünü kan bürümek 气得两眼通红: Adamın gözünü kan bürümüş; onu kimse durduramaz. 此人怒不可遏, 两眼冒火, 谁也拦不住。\gözünü kapamak 1) 闭眼, 去世, 死亡 2) 入睡 3) 装看不见, 视而不见: O acı olaydan sonra herşeye gözünü kapadı. 自从那次令人伤心的事件之后, 他对任何事情都装看不见。-in \gözünü kırpmamak 1) 不睡, 没睡: Kadıncağız üzüntüsünden bütün gece gözünü kırpmadı. 那女人伤心得一宿没合眼。O gece nedense gözümü kırpmadan sabahı etmiştim. 那天夜里, 不知为什么, 我一夜没合眼, 一直熬到天亮。 2) 无畏, 勇敢, 毫不犹豫, 不加思索 -in \gözünü kin bürümek 恨得咬牙切齿; 气得怒火中烧 -in \gözünü korkutmak 吓唬, 恐吓, 威胁 -in \gözünü oymak 伤害, 对某人不客气: Burası, herkesin birbirine çamur attığı, çelme taktığı, birbirinin gözünü oyduğu bu dünyadır. 这是一个人人互相诋毁、拆台和伤害的世界。Besle kargayı, oysun gözünü. 成́ 养只乌鸦啄瞎眼; 养虎遗患。-in \gözünü patlatmak 痛打, 打伤 -in \gözünü sevda bürümek 被爱蒙住眼睛 \gözünü sevdiğim 亲爱的 \gözünü seveyim (表示请求、爱情等的语句)亲爱的; 宝贝; 请; 请求: Gözünü seveyim, benimle oynama. 求求你了, 别再耍我了。-in \gözünü yaşartmak 使伤心, 使难过, 使流泪 -in \gözünü yıldırmak 威吓, 使胆怯, 使气馁, 吓倒 \gözünü yummak 1) 闭眼, 睡着, 入睡: Hasan bütün gece gözünü yummadı; hep kardeşini düşündü. 哈桑一宿没合眼, 一直在想他的弟弟。 2) -e 原谅, 宽恕, 睁只眼闭只眼, 宽容, 装看不见 3) 俗́ 断了念头, 失望, 绝望 4) 死亡, 去世: Babaları gözünü yumunca; çocukları miras kavgasına tutuştular. 父亲刚一闭眼, 他的几个儿子就开始争夺遗产。-e \gözünün bebeği gibi bakmak 象爱护眼珠一样地爱护 \gözünün bebeği gibi sevmek 象爱眼珠一样地爱, 深爱 \gözünün bebeğine batmak 谈到问题的关键之处 \gözünün çapağı ile 眼屎还没擦就, 刚一醒来就, 刚一睁眼就: Bir kahve içmeden, böyle gözünün çapağı ile nereye gidiyorsun? 你咖啡也没喝, 眼屎还没擦, 刚一睁眼要到哪里去?\gözünün çapağını silmeden 眼屎还没擦, 刚一醒来, 刚一睁眼 \gözünün içine baka baka 大胆而又冷静地 -in \gözünün içine bakmak 1) 爱护, 爱惜, 呵护: Bir müddet evvel geçirmiş olduğu kalp krizinden sonra, çoluğu çocuğu gözünün içine bakıyor. 自打前不久犯过一次心脏病之后, 他的老婆孩子对他备加呵护。 2) 看某人的眼色, 揣测某人的心思: Hanımefendinin etrafında pervane gibi dönüyor, isteyeceği şeyleri evvelden keşf etmek için gözünün içine bakıyordu. 他围着妻子团团转, 试图从她的眼睛里先揣测出她究竟想要什么。 3) 眼巴巴地看着恳求: Berna, meraklı meraklı gözümün içine bakıyordu. 贝尔娜眼巴巴地瞅着我。Birşey istiyor mu diye gözünün içine baktın. 你眼巴巴地瞅着他, 必是有所求吧?-in \gözünün kurdunu kırmak 恐吓, 恫吓, 吓唬 \gözünün kuyruğuyla (或 ucuyla) bakmak 斜眼偷看 -in \gözünün önünde 当面: Gözünüzün önünde belirmesini istediğim en önemli nokta budur. 这就是我希望当着你们的面搞明白的最重要一点。\gözünün önünde olmak 1) 被监督, 在眼皮底下 2) 浮现在眼前, 丝毫不忘, 一直记着 \gözünün önünden geçmek 浮现在眼前, 回忆起, 记得 \gözünün önüden gitmemek 浮现在眼前, 丝毫不忘, 忘不掉: Zavallı annem! Son günleri gözümün önünden hiç gitmiyor. 我那可怜的母亲!她那最后的日子时时浮现在我的眼前。\gözünün önüne gelmek 浮现在眼前, 被想起, 被忆起: Doğduğum köydeki çocukluğum gözümün önüne geldi. 我童年的情景浮现在我的眼前, 那是在我出生的小村子里。\gözünün önüne getirmek 再次回忆起, 再次想起 -e \gözünün üstünde kaşın var dememek 宽容, 不挑毛病, 不吹毛求疵: Ben kimseyi kırmadım; kimseye gözünün üstünde kaşın var demedim. 我没有得罪过任何人, 我对任何人都很宽容。\gözünün yaşına bakmamak 不相信眼泪, 不同情, 不可怜, 不怜悯: Gözünün yaşına bakmadan gencecik ağacı kesmişler. 他们毫不怜悯地把那棵小树给砍掉了。-e \gözüyle bakmak 视某人为, 把某人看成: O sana evlât gözüyle bakıyor. 他视你为己出。Oğlan kıza nişanlısı gözüyle bakmış. 小伙子把姑娘当作自己的未婚妻。Ona düşman gözüyle bakmayın. 您不要把他当作敌人。-i \gözüyle görmek 亲眼目睹, 亲眼看见, 目击: Ben kendi gözümle gördüm; hırsız camı kırıp pencereden içeri girdi. 我亲眼看见小偷砸碎玻璃从窗户里钻了进去。Hırsızın kaçtığını gözüyle görmüştü. 他亲眼看见小偷跑了。
    ◆ Göz görmeyince gönül katlanır. 眼不见, 心不烦。Göz görür, gönül çeker (或 ister). 一见钟情。Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. 久不见面, 朋友也会生分。Göze göz, dişe diş. 以眼还眼, 以牙还牙。Göze yasak olmaz. 众人的眼睛是挡不住的。Gözlerinden öperim. 顺致问候!Gözü çıkasıca. 瞎眼的, 有眼无珠的!Gözü dönesi (ce). 该死的!Gözü kör olası (或 olasıca) 瞎了眼的!Gözü kör olsun. 1) 【狎】真倒霉!糟糕!坏了: Paranın gözü kör olsun. 糟糕, 没钱了! 2) 瞎了他的狗眼! 3) 该死的!见他妈的鬼去吧!Gözü tanede olan kuşu tuzaktan kurtulmaz. 贪嘴的鸟儿入牢笼。Gözüm çıksın (或 kör olsun) ! 我发誓!我没有撒谎!Gözün aydın! 恭喜, 恭喜!Gözünü toprak doyursun. 你这个贪得无厌的家伙!

    Türkçe-Çince Sözlük > göz

  • 283 gurur

    [guru:r]
    阿́ is.
    1. 自大, 自我欣赏, 自负, 骄傲, 傲慢: Fakat gururunu bir türlü yenememiş. 但是她一点儿也不能克服自己的傲慢。
    2. 自夸, 吹牛
    3. 面子, 自尊, 尊严
    ◇ \gurur duymak 骄傲, 自大, 傲慢, 自负; 感到自豪: Biz bu yarışın bu kadar başa baş gitmesinden gurur duymalıyız. 我们应该对这次竞争如此旗鼓相当感到自豪。-e \gurur gelmek 骄傲, 自大, 傲慢, 自负 \gurur getirmek 骄傲, 自大, 傲慢, 自负 -in \gururuna dokunmak 伤人自尊心: Bu sözler benim gururuma dokundu. 这些话伤了我的自尊心。-i \gururuna yedirememek (认为有失尊严、体面等而)无法忍受, 不能接受; 不肯, 不忍: İşin zorluğunu bilmeme rağmen, yapmam demeyi gururuma yediremedim. 我知道这件事不大好办, 但是我不好意思说我办不来。-in \gururunu cebine koymak 放下架子, 谦恭, 谦让, 谦顺: Hatasını anladığından gururunu cebine koydu ve arkadaşından özür diledi. 他明白是自己错了, 因此显得很谦恭, 向同事道歉。-in \gururunu incitmek 伤人自尊心: Herkesin yanında adamı küçük düşürdün, gururunu incittin. 你在众人面前贬低此人, 伤了他的自尊心。-in \gururunu kırmak 伤人自尊心 -in \gururunu kurtarmak 挽回面子: Param gitti ise de gururumu kurtardım ya. 尽管我钱花完了, 可是我挽回了我的面子呀!-in \gururunu okşamak 使骄傲, 使自我欣赏, 使自尊心得到满足, 夸奖: Başarılarımın söylenmesi gururumu okşadı. 讲述我的成功使我很有面子。-in \gururunu yaralamak 伤人自尊心: Gururumu yaraladılar. 他们伤了我的自尊心。

    Türkçe-Çince Sözlük > gurur

  • 284 hatır

    阿́ is.
    1. 记忆, 回忆: Söylediğiniz şey hatırımda. 您吩咐的事儿我都记住了。Bir fıncan (或 acı) kahvenin kırk yıl hatırı vardır. 成́ 滴水之恩, 永世难忘。
    2. 心情, 情绪: sakın \hatır 平静的心情
    3. 尊敬, 敬意, 器重
    4. 状况, 自我感觉: Yer yüzünde bir başına değilsiniz, başkalarının zevkini, hatırını da gözetmeniz gerekir. 地球上不只有您一个人, 您还应该考虑到别人的感受。
    ◇ \hatır almak 1) 讨得欢心, 使开心, 使快乐 2) 宽慰 \hatır belâsı 强作欢颜地, 强打精神地: Bu işe hatır belâsı girdim. 我强打精神参加了这项工作。Hatır belâsına işimi bırakıp bu düğüne katıldım. 我强作欢颜, 放下手里的活儿, 去参加了这个婚礼。\hatır etmek 保护, 特别关照, 帮助, 支持 \hatır gönül bilmemek (或 saymamak, tanımamak) 1) 不惜冒犯自己尊重的人去做自认为该做的事 2) 冒犯, 得罪, 伤人心 \hatır gütmek 尊敬, 关怀, 关心 \hatır için 出于礼貌: Sabahleyin geldi, akşama kadar oturup derdini yandı, ben de hatır için ses çıkarmayıp dinledim. 他一大早就来了, 一直坐到晚上, 诉说他的烦恼, 我也是出于礼貌, 一声不吭地听他说。\hatır kırmak 得罪, 伤人心 \hatır saymak 尊重, 尊敬 \hatır senedi 通融票据 \hatır ve hayalinden geçmemek 1) 不可想象, 不可思议 2) 给面子 \hatır yıkmak 得罪, 伤人心 \hatıra dokunmak 被激怒 \hatırda kalmamak 忘记 \hatırda tutmak 记住, 铭记 -i \hatırdan çıkarmak 忘记: Bizi hatırdan çıkarmayın! 你可别忘了我们!\hatırdan çıkmak 忘记 \hatırdan geçirmek 筹划做某事 \hatırı için 1) 看在某人面子上: Hatırınız için bu işi yaptım. 我做这件事是看在您的面子上。 2) 为了: Bu evi arsanın hatırı için aldım. 我买这套房子是为了这块地皮。\hatırı kalmak 生气, 发怒, 被触怒: Çağrıya uyup düğüne gelmezsen hatırım kalır. 你要是不应邀参加婚礼, 我会生气的。\hatırı sayılır 1) 相当大的, 相当多的, 相当重要的, 相当的: Dışarıda hatırı sayılır bir soğuk var. 外边相当冷。 2) 值得尊敬的, 重要的: Ali bey, mahalle tulumbacıları arasında en hatırı sayılır adamlardandır. 阿里先生是街区消防队中最值得尊敬的队员之一。\hatırı sayılmak 受尊重 \hatırı saymak 尊敬, 尊重; 敬爱 -in \hatırına gelmek 1) 回忆, 想起, 记起: Sorduğunuz mesele hatırıma gelmiyor. 您问的问题我不记得了。Nereden hatırınıza geldi de? 您是怎么想起这件事的? 2) 认为可能, 想到: Çocuğun kendini denize atacağı kimsenin hatırına gelmemişti. 谁也没有想到这孩子会投海。-i \hatırına getirmek 想到, 记得: Hongkong'a vardıktan sonra beni kim hatırına getirir diye içleniyordum. 一想到达香港之后还会有谁记起我, 我就会黯然神伤。-in \hatırına toz konmak 生气: Hatırına toz konmasın, ama ben sana kırıldım. Niye mektup yazmadın? 别让他生气, 可是我要生你的气, 你为什么不写信来?-in \hatırında kalmak 记得, 忘不了: Hatırımda kaldığına göre Barış beyin de Çincesi zayıftı. 我记得巴雷什先生的汉语也不大好。İlkokul öğretmenimin adı hatırımda kaldı. 我忘不了我的小学老师。-in \hatırında olmak 记住, 记得: Geçen yıl yaptığımız gezi hep hatırımda. 去年我们进行的旅行我依然记忆犹新。-i \hatırında tutmak 记得, 记住: Zavallı adam! Evin bütün eksik gediğini hatırında tutamıyor, zaman zaman en önemli şeyleri almayı unuttuğu oluyordu. 这个可怜的人啊!家里的大事小事他都记不住, 经常是最重要的东西也忘记买。-i \hatırından çıkarmak 1) 忘记: Sözlerimi sen sen ol, hatırından çıkarma. 你永远也不要忘记我这番话!-in \hatırından çıkmak 1) 忘记: O söz benim hatırımdan çıkmıştı. 那句话我忘了。 2) 驳面子 \hatırından geçmemek 1) 不可想象, 不可思议 2) 给面子 -in \hatırını almak 宽慰, 使开心: Canımın sıkılmasından korkarak ikide birde hatırımı almağa çalışıyor. 他怕我烦闷, 经常设法宽慰我。-in \hatırını hoş etmek 使开心, 使愉快, 使满意: Armağanlar verip küçüklerin hatırını hoş etmeliyiz. 我们应该送一些礼物, 让孩子们开开心。-in \hatırını kıramamak 尊重: arkadaşının \hatırını kırmamak 尊重同事 -in \hatırını kırmak 冒犯, 得罪: Ceviz kabuğu doldurmaz bir konu için birbirimizin hatırını kırmakta ne mana var? 我们为这么一个鸡毛蒜皮的小事撕破脸皮有什么意思?Senin hatırını kıracak şeyler söyledim. 我说的一些话可能冒犯了你。 -in \hatırını saymak 尊重, 敬重, 尊敬: Arkadaşımın hatırını saydım. 我尊敬我的朋友。-in \hatırını sormak 问好, 探望; 打招呼: Biriyle karşılaşınca hatırını sormak âdettir. 与人见面打招呼是一种习俗。Gelir gelmez gulyabani gibi insanın tepesine bineceğine önce bir hatırımı sor. 你要先给我打个招呼, 别一来就吓人一跳。-in \hatırını sual etmek 问候: Hatırınızı sual ederim. 我问候您。\hatırını yapmak 宽慰, 使开心

    Türkçe-Çince Sözlük > hatır

  • 285 hava

    阿́ is.
    1. 空气, 大气: \hava basıncı 大气压力, 气压 \hava deliği 换气孔 \hava düzenleyicisi 空调机 \hava girişi (喷气式飞机的)进气孔 \hava kanalı 通风管道 \hava pisletilmesi 空气污染 Havada birçok gazlar varsa da başlıca ikisi oksijen ile azottur. 空气当中有许多种气体, 但是主要两种是氧气和氮气。
    2. 天空, 空中: \hava sahası 空域, 领空 Havada bir tek bulut yok. 天上一片云彩也没有。Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor. 鸟儿正在天上飞, 突然像被击中一样坠落在街上。
    3. 天气: \hava durum 天气形势, 天气预报 \hava tahmini 天气预报 Bu gün hava güzel! 今天的天气真好!Bir saat sonra, ay göründü müydü hava soğur. 一个小时以后, 月亮一出来, 天儿就凉了。
    4. 气候: Buranın havası bana iyi geldi. 这儿的气候对我正合适。
    5. 航空: \hava alanı 机场 \hava garı (或 limanı) 航空港, 机场 \hava gemisi 飞艇 \hava hukuku 航空法规 \hava kuvvetleri 空军
    6. 轻风, 微风: \hava fırıldağı 风标 Bu gün hava yok, hava olsaydı, yelkenli kalkacaktı. 今天没风, 要是有风的话, 帆船早就出航了。
    7. 气氛: gergin bir \hava içinde yapılan toplantı 在紧张的气氛中举行的会议 Başbakanın son demeci ile hava değişti. 总理最后一番话改变了气氛。Buranın havası insanı gençleştirir. 这儿的气氛使人显得年轻。Karşı tarafın sert konuşmaları havayı elektriklendirdi. 对方强硬的讲话使气氛紧张起来。
    8. 情绪, 心情, 意愿, 兴趣: Bu gün hiç çalışma havası yok. 今天一点工作兴趣也没有。
    9. 无用, 无益, 无效; 无益的事, 轻浮的言行
    ◇ \hava açmak (或 açılmak) 云开雾散, 天晴: Hava kâh bulutlanıyor, kâh açıyor. 天气时阴时晴。\hava almak 1) 外出呼吸新鲜空气; 透气: Biraz hava almak için niye bahçeye kadar bir gezinti yapmasınlar? 为什么不让他们去花园转转, 透透气?Odanız iyi hava alıyor. 你们的房间要好好透透气。 2) 俚́ 一无所获: İşe geç müracaat ettiğimiz için hava aldık. 求职时我们去晚了, 白忙活一场。\hava atmak 1) 充气, 打气 2) 俚́ 骄傲自大, 自以为是, 趾高气扬 \hava atışı (球类比赛)争高抛球 \hava basmak 1) 充气, 打气 2) 俚́ 撒谎, 说谎 \hava bin beş yüz 傲慢的, 得意的, 神气十足的, 招摇过市的, 炫耀的 \hava bozmak 天气变坏, 变天, 乌云蔽日: Hava birden bozmuş, daha doğrusu poyraza çevirmişti. 老天突然变了脸, 确切地说是刮起了东北风。Mehmet Baba, batıya bakarak: Hava bozacağa benzer, dedi. 穆罕默德大叔往西边看了看, 说似乎要变天了。\hava bulanmak 天气转阴, 阴云密布: Akşama doğru hava bulandı; yağmur çiseledi. 傍晚时分, 天阴了, 下起了毛毛雨。\hava bulutlanmak 天阴: Hava kâh bulutlanıyor, kâh açıyor. 天气时阴时晴。\hava civa 不重要的, 无关紧要的 \hava çalmak 对着干, 唱对台戏 \hava çarpmak 坏天气影响 \hava değiştirmek 1) 异地休养: Hekimi Ali'ye biraz yer ve hava değiştirmeyi, biraz kırlarda ve denizlerde gezip eğlenmeyi tavsiye etti. 阿里的医生建议他换换环境, 到乡下和海上去散散心, 玩一玩。 2) 转́ 转换话题 \hava fena esmek 转́ 条件不合适 (-i, -e) \hava getirmek 使风闻: Sanki hava, en saklı şeylerin haberini bile ona getirirmiş. 好像再秘密的事情也能有风声传到他的耳朵里。\hava hoş 无论如何, 不管怎样: Bana göre hava hoş, gün mülâyim. 好也罢, 歹也罢, 不管怎么说, 我不感兴趣。İster şöyle olsun, ister böyle, bence hava hoş. 他想这样也罢, 那样也罢, 我认为都一样。\hava iyi esmek 转́ 条件合适 \hava kaçırmak 漏气, 跑气, 泄气 \hava kapanmak 天阴, 乌云密布: Hava biraz kapanarak yağmur serperken bulutlar sıyrılmış, güneşin turuncu ışıkları fışkırmağa başlamıştır. 天刚一阴, 有点儿要下雨的样子, 却又云开雾散, 露出了橙黄色的阳光。\hava kararmak 1) 日落黄昏, 天黑: Hava iyice kararmış, caddenin bütün elektrikleri yanmış. 天完全黑了, 街上的电灯都亮了。 2) 天阴, 乌云笼罩, 乌云密布 \hava kesesi 1) 鱼鳔 2) (鸟类和某些昆虫的)气囊 \hava kırılmak 天气渐暖 \hava kirliliği 空气污染: Kışın, Ankara’da hava kirliliği artıyor. 冬天, 安卡拉的空气更加污浊。\hava muhripi 重型歼击机 \hava oyunu 投机买卖, 买空卖空 \hava parası 为了租买一家店铺或住房而额外支付给房东或承租人的一笔钱 \hava saldırısı 空袭: Kazakistan, Afganistan'a, hava saldırısı düzenlemek amacıyla ABD'ye üs verdiği yolundaki iddiayı yalanladı. 哈萨克斯坦否认它向美国提供基地对阿富汗进行空袭的传言。\hava sertleşmek 1) 变天 2) 转́ 空气紧张: Havanın sertleştiğini görünce oradan ayrıldım. 我一看气氛不好, 赶紧离开了那里。\hava sıkmak 俚́ 令人心烦, 令人不快, 令人忧愁: Başladın yine hava sıkmaya be birader. 喂!兄弟!你又开始让人心烦了。\hava vermek 1) 充气, 打气 2) 输氧 3) 转́ 奉承, 恭维, 阿谀, 谄媚 \hava yapmak 自高自大, 吹牛皮 \havada kalmak 1) 悬空: Masanın bir ayağı kısa olduğundan havada kalıyor. 这张桌子有一条腿短, 悬在空中。 2) 转́ 落空: Bütün bu sözler havada kalıyor. 所有这些诺言全都落了空。 3) 转́ 悬而未决: Sorunlar çözülmedi; konu yine havada kaldı. 问题没有解决, 事情还在那里悬着。-i \havada katlamak 以绝对优势压倒 \havadan nem kapmak 极其敏感, 易生气, 疑心重: Havadan nem kapan insanlarla arkadaşlık etmek zordur. 疑心重的人不好相处。\havalara uçmak 高兴得跳起来 \havanın gözü yaşlı 就要下雨的 \havasına uymak 适应某人或某种环境 \havasını bozmak 破坏气氛, 扫兴: O, geldi, neşeli grubun havasını bozdu. 他一来, 扫了大伙儿的兴。\havasını bulmak 找到感觉, 兴奋, 高兴, 愉快 \havaya 白白地, 毫无结果地 \havaya fırlamak 跳起来: Haydutlar bu korkunç bağrışmayı duyunca oldukları yerde havaya fırlamışlar. 强盗们一听这种可怕的喊声, 吓得一下子从地上跳起来。\havaya gitmek 白辛苦, 白费劲: Bütün emeği havaya gitti. 他所有的努力都化为乌有。\havaya kalkmak 飞起, 飘起: Saçları havaya kalktı. 他的头发飘了起来。\havaya pala (或 kılıç) sallamak 白辛苦, 白费劲, 白忙活 \havaya savurmak 挥霍, 浪费 \havaya uçmak 1) 被炸飞, 被炸毁 2) 白费劲, 白忙活 -i \havaya uçurmak 炸飞, 炸毁: sarayı \havaya uçurmak 炸毁宫殿 \havaya uğraşmak 白忙活, 白费劲 \havayı koklamak 了解情况, 收集信息
    II
    is. 乐曲, 节拍, 曲调, 旋律: dans \havası 舞曲 her biri değişik bir \hava çalmak 转́ 七嘴八舌, 各抒己见

    Türkçe-Çince Sözlük > hava

  • 286 hayat

    [haya:t]
    阿́ is.
    1. 生命: Hayat, suda başlamıştır. 生命源于水中。
    2. 寿命: \hayat sigortası 人寿保险 Bazı hayvanların hayatı insanlarınkiden daha uzundur. 某些动物的寿命比人类的还长。
    3. 生活, 生活方式: \hayat seviyesinin yükselmesi 生活水平提高 \hayat tecrübesi 生活经验 gece \hayatı 夜生活 köy \hayatı 乡村生活 mutlu bir \hayat 幸福生活 Dünya yüzü görmedim, hayatın tadını çıkaramadım. 我没见过世面, 还没有体验到生活的乐趣。
    4. 生涯: askerlik \hayatı 军旅生涯 politikacının sürgün \hayatı 政治家的流亡生涯
    5. 活泼, 快活, 热闹, 繁华, 生机: Bu köyde hiç hayat yok. 在这个村里, 一点儿也不热闹。
    6. 命运, 天命, 定数, 天意: Hayat onları uzaklaştırdı. 命运使他们天各一方。
    7. 生平, 一辈子: Atatürk'ün \hayatı 阿塔图尔克生平 Hayatımın sonuna kadar böyle her günümü zehredemem. 我不能一辈子天天如此不愉快。
    8. 生活费, 生活条件: \hayat pahalılığı 生活费高昂 Hayat alabildiğine pahalılaşıyor. 生活费用暴涨。Hayatın ucuzlayacağına dair hiçbir belirti yok. 没有任何迹象表明生活必需品要降价。
    ◇ \hayat adamı 生活的强者, 适应力强的人 \hayat arkadaşı 生活伴侣, 夫妻, 配偶: Kırk yıllık hayat arkadaşı Nebahat Hanımın onun başarısında önemli payı vardır. 他那几十年的老伴儿娜巴哈特太太在他的成就中起了非常重要的作用。\hayat boyunca 一辈子: Hayatım boyunca her isteğimi elde ettiğim için mutluyum! 我这一辈子真幸福, 要什么有什么。\hayat dolu 生命欲望强的, 有活力的 \hayat geçirmek 生活, 活着, 过日子 \hayat güvencesi 生计: Sevmediğim bir işe hayat güvencesi nedeniyle kapılandım. 为了生计我从事了一项不喜欢的工作。\hayat kadını 妓女, 娼妓, 婊子 \hayat kavgası 生存之战 \hayat memat 生死攸关: Bu iş, bizim için hayat memat meselesidir. 这件事对我们来说是一个生死攸关的问题。\hayat mücadelesi 生存之战 -e \hayat vermek 复活, 使有生命力 \hayata atılmak 步入生活, 开始谋生: Öğrenimini yarıda bırakıp hayata atıldı. 他辍学谋生去了。\hayata girmek 享受生活: Mustafa bu debdebeli hayata ilk defa giriyordu. 穆斯塔法还是第一次享受这样气派的生活。\hayata gözlerini yummak (或 kapamak) 去世, 逝世, 与世长辞 \hayata küsmek 厌世, 悲观厌世, 对生活失去希望 \hayatı haram etmek 致命: Hastalklar hayatı haram eder. 这些病都是致命的。\hayatı ile oynamak 拿生命当儿戏, 冒生命危险 -in \hayatı kaymak 被毁 \hayatı pahasına 冒着生命危险 \hayatın baharı 青年时代 \hayatına girmek 步入生活, 开始生活: O, hayatına girince başarı grafiği yükseldi. 他一步入生活, 就获得了成功。-in \hayatına kastetmek 企图杀死, 谋害: birinin \hayatına kastetmek 图谋杀害某人 \hayatına son vermek 1) 杀死, 结束生命: Birkaç kuvvetli balta darbesi ile kaplanın hayatına son verdi. 他狠狠地几斧子下去, 砍死了老虎。 2) 结束生涯 \hayatından olmak 去世, 逝世, 与世长辞 -e \hayatını borçlu olmak (某人)对自己有救命之恩: Bu hayatımı ağabeyime borçluyum. 大哥对我有救命之恩。\hayatını istikamete vermek 从前途着想 \hayatını kaydırmak 1) 使陷入困境 2) 杀害, 杀死 \hayatını kazanmak 谋生, 自己养活自己: Bedenen çalışarak hayatını kazanıyor. 他靠体力劳动谋生。O zamandan beri müesseselerde çalışıyor, hayatımı kazanıyorum. 从那时起我就四处谋职, 自己养活自己。\hayatını kurtarmak 救命, 帮大忙 \hayatını yaşamak 享受人生, 悠闲自得地生活: Sen Hongkong’da ağır işlerde çalışırken, o, burada hayatını yaşadı. 你在香港拼死拼活地干活, 而他却在这里活得悠闲自在。\hayatını yitirmek 丧生, 丧命: Eceli gelenler kazada hayatlarını yitirdiler. 那些死于非命的人都是在事故中丧生的。\hayatta olmak 活着, 健在
    II
    阿́ is.
    1. 乡镇住宅中带顶的庭院
    2. 庭院, 天井, 院子
    3. 俗́ 阳台
    4. 俗́ 棚子, 棚屋

    Türkçe-Çince Sözlük > hayat

  • 287 her

    波́ s. 每, 每个: \her gün 每天 \her günlük 日常的 \her insan 每个人
    ◇ \her an 时时刻刻, 永远: Yurt uğrunda ölen şehitlerimizi her an saygıyla anıyoruz. 我们永远怀念为祖国献身的烈士们。\her aşın kaşığı 转́ 无论什么事情都插一手的, 爱管闲事的人: Her aşın kaşığı olanları hiç sevmem. 我一点儿也不喜欢爱管闲事的人。\her bakımdan 从各个方面, 处处: Öğretmen her bakımdan çocuklara örnek olur. 老师要处处为人师表。\her beyaz dediğine kara demek 转́ 颠倒黑白 \her bir (i) 每个人: Her biri elli dolar verince on kişiden beş yüz dolar alınmıştır. 每个人出50美元, 10个人共出500美元。\her biri değişik bir hava çalmak 转́ 七嘴八舌, 各抒己见 \her boyaya boyanmak 转́ 变幻不定, 无固定职业: Bu adamlar her boyaya boyanıyor, sırasında hekim, sırasında tercüman ve öğretmen oluyorlar. 这些人什么事情都干, 有时是医生, 有时又是翻译或教师。\her boyaya girip çıkmak 转́ 胡子眉毛一把抓 \her daim 每时每刻, 永远 \her dakika 每时每刻, 永远: Her dakikam ayrı bir cenk ile geçiyor. 我每时每刻都在奋斗。\her dem 每时每刻, 永远: Her dem sizi andık. 我们无时不刻不想念着你们。\her dem taze 1) 鹤发童颜的 2) 常青的, 常绿的(植物) \her derde deva 灵丹妙药 \her firavunun bir Musa'sı 转́ 战无不胜的大救星 \her gördüğü sakallıyı babası sanmak 被假象迷惑; 拿个棒槌当针使, 轻信 \her havadan çalmak 1) 无所不通, 门门精通, 多才多艺, 无所不知, 博才多学 2) 混乱, 乱七八糟 3) 四处插手 \her ihtimale karşı 以防万一 \her işe burnunu sokmak 管闲事, 瞎搅和; 包打听, 乱打听: Her işe burnunu sokarsan, kimse seni beğenmez. 如果你什么事情都插一手, 没有人喜欢你。Her işe burnunu sokuyor. 他什么事都搅和。Her işe burnunu sokmasan olmaz mı? 难道你就不能不管闲事吗?\her işin hakkından gelmek 无所不通, 门门精通, 多才多艺, 无所不知, 博才多学: Her işin hakkından gelirim. 我无所不通。\her işin üstesinden gelmek 无所不通, 门门精通, 多才多艺, 无所不知, 博才多学 \her işte değnekçi olmak 俚́ 当一把手 \her kafadan bir ses çıkmak 七嘴八舌, 各抒己见: Her kafadan bir ses çıkınca benim de zihnim karıştı. 大伙儿一人一个主意, 弄得我也没了主意。Toplantıda her kafadan bir ses çıktı; bir sonuç alınamadı. 会上, 大家七嘴八舌, 各抒己见, 未能得出任何结论。\her kalıba girmek 1) 经常变换职业 2) 经常改变意图 \her keseye elverişli 便宜的, 廉价的 \her kırk kapının ipini çalmak 俚́ 千方百计 \her münasebetle 基于各种原因 \her nasıl 不管怎样, 无论如何 \her nasılsa 不知是什么原因, 莫明其妙 \her ne hâl ise 无论怎样, 无论如何, 反正, 算了, 就这样吧: Fiyatı her ne hâl ise veririm. 无论如何, 我就给这个价了。\her ne kadar 尽管, 即使: He ne kadar pahalı ise de satılıyor. 尽管很贵, 但仍卖得出。\her ne pahasına olursa olsun 不惜一切代价 \her nedense 1) 不知为什么, 不知什么原因, 莫明其妙: Her nedense gelmedi. 不知道为什么, 他没来。 2) 不管是什么原因 \her sakala bir tarak etmek (或 uydurmak) 四处讨好, 左右逢源, 八面玲珑 \her sakallıyı babası sanmak 俚́ 被假象迷惑; 拿个棒槌当针使, 轻信 \her şeyden akdem 首先 \her şeyden kendine pay çıkarmak 事事争先 \her şeye burnunu sokmak 管闲事, 瞎搅和; 包打听, 乱打听 \her şeyi karanlık görmek 俚́ 悲观失望 \her taraf 四处, 四周, 到处: Her taraf örümcek tutmuş. 到处都结满了蜘蛛网。Sabahleyin uyandığımız zaman her tarafı karla örtülmüş bulduk. 早晨我们醒来的时候发现到处都是银装素裹。-in \her tarafı ateş kesilmek 大发雷霆, 暴怒: Gene her tarafım ateş kesildi. 我依然是怒不可遏。\her tarafı deniz kesilmek 失宠, 被废黜 \her tarafı buz kes (il) mek 1) 感到非常寒冷 2) 俚́ 手脚冰凉, 不知所措 \her tarafta 到处, 处处, 各处 \her tarakta bezi olmak 忙得团团转: Murat çok dağınık çalışır; her tarakta bezi vardır. 穆拉特忙得一塌糊涂, 手忙脚乱。\her taşın altından çıkmak 管闲事, 瞎搅和: Aman be kardeşim, sen de her taşın altından çıkarsın. 真讨厌!哥们!怎么什么事情都少不了你!\her tel başka haca çalmak 七嘴八舌, 各抒己见 \her telden çalmak 1) 无所不通, 门门精通, 多才多艺, 无所不知, 博才多学: Murat Ağabey her telden çalar; işlerini yürütür. 穆拉特大哥无所不通, 什么事都会干。 2) 混乱, 乱七八糟 3) 四处插手: Böyle adam görmedim vesselâm, yahu her telden çalıyor, hangi taşı kaldırırsan altından çıkıyor, olur şey değil. 我真没见过这样的人, 天哪!他什么事都插一手, 不管什么事, 没有他不搀和的。\her vakit 总是, 老是, 经常, 始终 \her vechi 以下述方法, 用下列方法 \her vechi sabık 照旧, 依旧, 和以前一样 \her vechiyle 在任何情况下也(不) \her yanda 到处, 处处, 各处 \her yanını ateş basmak 1) 发烧 2) 害羞, 害臊 3) 脸红, 浑身发热: Başka zaman olsa çır çır çırpınırdım, deli çıkardım, her yanımı ateşler basardı. 要是在其他时候, 我会惊慌失措, 恼羞成怒, 浑身发热。\her yerde 到处, 处处, 任何地方 \her zaman 一直, 一贯, 从来, 永远: Annemin söyledikleri her zaman aklımda kalır. 我永远不会忘记妈妈说过的话。
    ◆ Her ağaç kökünden kurur. 树从根上枯, 家从家中败。Her ağacın meyvesi olmaz. 不是每棵树都结果子的。Her ağaçtan kaşık olmaz. 不是每一块木头都能做勺, 不是是个人就能干这活儿。Her ağlamanın bir gülmesi vardır. 有哭就有笑, 人不能永远倒霉。Her başın bir derdi var, değirmencininki su. 天下烦恼人人有, 磨坊发愁水不来。Her boyayı boyadı bir fıstıkî yeşil mi kaldı? 正经事不干, 瞎忙活什么呢?Her çiçek koklanmaz. 漂亮的野花不是每朵都能采, 漂亮的女人不是每个都能交。Her çok, azdan olur. 积少成多, 集腋成裘。Her damardan kan akmaz (或 alınmaz). 不是每种管子里流的都是血, 不是向每个人都可求援。Her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan. 不是每块石头下面都可伸手, 不是蛇, 就是蜈蚣; 凡事须三思而后行。Her düşüş bir öğreniş. 吃一堑, 长一智。Her firavunun bir Musa’sı çıkar. 有压迫就会有反抗。Her gün baklava börek yense bıkılır. 美食虽好多亦腻。Her gün bir olmaz. 彼一时, 此一时。Her gün papaz pilâv yemez. 福无双降; 好事不可能天天有。Her güzelin bir kusuru vardır. 白璧无瑕世上难找, 世人皆有自己弱点。Her horoz kendi çöplüğünde (或 küllüğünde) öter (或 eşinir). 每只公鸡都有自己的垃圾堆, 每个人都有自己的一亩三分地。Her inişin bir yokuşu, her yokuşun bir inişi vardır. 塞翁失马, 安知非福。Her işin (或 şeyin) başı sağlık. 万事悠悠, 健康为大。Her kaşığın kısmeti bir olmaz. 不是每一勺捞出来的都是好东西, 不是每一个人挣的钱都一样多。Her kimin bağı var, yüreğinde dağı var. 有钱之人心事多, 总怕盗贼惦记着。Her koyun kendi bacağından asılır. 一人做事一人当, 好汉做事好汉当。Her kuşun eti yenmez. 道高一尺, 魔高一丈; 哪里有压迫, 哪里就有反抗。Her parlıyan altın değil. 闪闪发光的并不都是金子。Her şeyin vakti var, horoz bile vaktinde öter. 凡事皆有定, 鸡叫在天明。Her taşın altına elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan. 不是每块石头下面都可伸手, 不是蛇, 就是蜈蚣; 凡事须三思而后行。Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var. 各人有各人的高招。Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. 人各有志。Her yokuşun bir inişi, her inişin bir yokuşu vardır. 塞翁失马, 安知非福。Her yumurtadan civciv çıkmaz. 不是每个蛋都能孵出小鸡来。Her zaman eşek ölmez, on köfte on paraya olmaz. 机不可失, 时不再来。Her zaman felek insana yâr olmaz. 人不能总是走运。Her ziyan bir öğüttür. 吃一堑, 长一智。

    Türkçe-Çince Sözlük > her

  • 288 hırs

    阿́ is.
    1. 野心, 贪欲, 贪婪, 强烈的欲望: intikam \hırsı 复仇的欲望 Çok kazanma hırsı sağlığını bozdu. 贪图暴利损害了他的健康。Kazanç hırsı, sarrafı yaşlı kalpazanın tuzağına düşürmüştü. 银号老板一念之贪, 中了老骗子的圈套。
    2. 愤怒, 生气, 怨气: Yavaş yavaş bu hırs geçer. 这口怨气慢慢会消失的。
    ◇ \hırs bürümek 1) 非常希望, 极想 2) 暴怒, 大发雷霆 \hırs duymak 1) 非常希望, 极想 2) 暴怒, 大发雷霆 \hırsından boğulmak 暴怒, 大发雷霆 \hırsından çatlamak 暴怒, 大发雷霆 \hırsından titremek 气得浑身发抖: Cemil ise hırsından titriyor. 而杰米尔则气得发抖。\hırsını alamamak 怒不可遏: Karısını dirgenle döver. Hırsını alamaz, evden dışarı atar. 他抄起叉草的大叉子把他老婆打了一顿, 又怒不可遏地把她赶出了家门。- den \hırsını almak 发泄怒火: Hırsımı senden alırım. 我恨不得宰了你。\hırsını çıkarmak 发泄怒火 \hırsını yenmek 强压怒火, 忍声吞气

    Türkçe-Çince Sözlük > hırs

  • 289 hizmetçi

    is.
    1. 服务员, 勤杂工
    2. 佣人, 仆人, 下人, 书童; 丫头, 丫鬟, 仆妇, 女佣: Hizmetçi banyoyu hazırladı. 佣人已经把洗澡间收拾好了。Kız bir aralık başını çevirdi. Adamı görünce, hizmetçisine daha çabuk yürümesini söyledi. 姑娘偶尔一回头, 看见了这个人, 让丫鬟快走。Bu evde her yerde olduğu gibi hizmetçileri işe bağlamak yoktur. 这家不会像其它人家那样, 让下人们忙得团团转。
    ◇ \hizmetçi baldırı 俚́ 很粗的卷烟 \hizmetçi tutmak 雇女佣: Bir hizmetçi tuttu. 他雇了一个女佣。

    Türkçe-Çince Sözlük > hizmetçi

  • 290 hor

    波́ s. 不值钱的, 无价值的, 不重要的, 琐碎的, 低劣的
    ◇ \hor bakmak 鄙视, 看不起: Düşmanın karınca ise de hor bakma. 成́ 敌手再弱, 也不可轻敌。-i \hor görmek 鄙视, 看不起 -i \hor göstermek 歧视, 蔑视, 瞧不起: Alçak yer, yiğidi hor gösterir. 成́ 虎落平阳被犬欺, 英雄落难干受气。\hor kullanmak 滥用, 胡乱处置, 用错, 大材小用: Arabayı hor kullanmış; boyası çizilmiş, kapı kilitleri bozulmuş. 他开车一点儿也不爱惜, 车身被划得一道一道的, 车锁也坏了。-i \hor tutmak 歧视, 蔑视, 瞧不起: Ustabaşı kalfayı hor tutuyor. 工头不喜欢这位工人师傅。\hora geçmek 俗́ 被喜欢, 受欢迎, 招人喜欢

    Türkçe-Çince Sözlük > hor

  • 291 hoş

    波́
    s. ve zf. 愉快的, 高兴的, 快乐的, 舒适的, 宜人的, 活泼的, 可爱的, 有趣的, 美好的: \hoş bir görünüm 美丽的风景 \hoş bir iklim 宜人的气候 \hoş bir insan 一个可爱的人 \hoş bir kitap 一本有趣的书 \hoş bir ses 美妙的声音 Aman ne hoş kıvırıyor. 天哪, 她跳得多高兴。
    bağ. 尽管如此, 无论如何, 反正, 至少: Hoş, benim de evlenmeye pek niyetim yok ya! 无论如何, 反正我也不太愿意结婚。
    ◇ \hoş görmek 宽容, 容忍, 忍受, 默许: Arkadaşlarının birçok yolsuzluklarını, uygunsuzluklarını hoş görmeye mecburdur. 他不得不忍受同事们的许多不当行为。İlgisizliğini ilk defasında hoş gördü. 他还是第一次容忍你的这种漠不关心的态度。\hoş görünmek 宽容, 容忍, 忍受, 默许: Bir yandan adama hoş görünmeye çalışıyorlar, diğer yandan ise kuyusunu kazıyordu. 他一方面显得宽容此人, 另一方面又拆他的台。\hoş karşılamak 宽容, 容忍, 忍受, 默许 -i \hoş tutmak 善待, 慈爱, 厚待: Kral, üvey annenin çocukları hoş tutmayacağından, onlara herhâlde kötü bir iş yapacağından korktuğu için onları bir ormanın ortasındaki, ıssız bir saraya götürmüş. 国王害怕继母不能善待孩子们, 甚至加害于他们, 就把他们送到森林中间一个无人居住的宫殿里去住。\hoşa gitmek 使喜欢, 令人心旷神怡: Bu sıcakta rüzgârın ifil ifil esmesi hoşa gidiyor. 在如此炎热的天气下, 微风轻拂, 令人心旷神怡。-in \hoşuna gitmek 喜欢: Hoşuma giden bir şey olursa, alırım. 如果有我中意的东西, 我就买。İhtiyar adam, bu şaka çok hoşuna gitmiş gibi güldü. 老人笑了, 似乎非常喜欢这个笑话。Hoşuma gidiyorsun. Sense, benden hoşlanmıyorsun; onun için pek mutsuzum. 我喜欢你, 而不能讨你喜欢, 我觉得很不幸。
    ◆ Hoş bulduk! (对 Hoş geldiniz. 的答词)你好!见到你真高兴!Hoş geldiniz! 欢迎, 欢迎光临: Çin’e hoş geldiniz! 欢迎您到中国来!Hotelimize hoş geldiniz! 欢迎光临本饭店!

    Türkçe-Çince Sözlük > hoş

  • 292 ıcık

    - ğı is. 所有细节, 全部底细
    -in \ıcıkını cıcığını anlamak 了解底细, 弄清细节 -in \ıcıkını cıcığını aramak 1) 找茬, 吹毛求疵, 挑眼, 挑剔 2) 过于仔细, 精打细算 -in \ıcıkını cıcığını bilmek 明察秋毫, 了如指掌, 知根知底, 了解底细 -in \ıcıkını cıcığını çıkarmak 1) 全面了解, 细致调查(审查) 2) 搞乱, 弄坏: Ali arabanın ıcığını cıcığını çıkardı. 阿里把车给鼓捣坏了。-in \ıcıkını cıcığını öğrenmek 全面了解, 细致调查(审查) -in \ıcıkını cıcığını saymak 造谣, 说坏话, 说三道四, 议论是非 -in \ıcıkını cıcığını sormak 调查某人的底细(背景): Patron adamın ıcığını cıcığını sorup işe aldı. 老板了解了那人的底细, 才雇了他。

    Türkçe-Çince Sözlük > ıcık

  • 293 ısınmak

    1. 变热, 变暖, 升温: Oda ısındı. 屋里变暖了。Hava ısındı. 天气暖和了。Nisan ayında havalar iyice ısınır, ağaçlar çiçek açar, çimenler yemyeşil olur. 4月, 天气愈发暖和, 树开花了, 草也绿了。
    2. 取暖, 暖身子: Hele işini biraz bırak da şöyle sobanın yanına otur, biraz ısın, dinlen. 你把活儿放一放, 到炉子边坐下, 暖和暖和, 休息休息。Sobanın yanına bağdaş kurup ısındık. 我们盘腿围坐在火炉旁取暖。
    3. -e 适应, 习惯: Yeni öğretmene ışınamadık. 我们还适应不了新来的老师。
    4. 转́ 喜欢: Bu işe bir türlü ısınamadım. 我一点儿也不喜欢这份工作。

    Türkçe-Çince Sözlük > ısınmak

  • 294 için

    e.
    1. 为了, 为: Başarı kazanmak için çalışıyor. 他为了取得成功而努力工作。Sizin icin bir kitap getirdim. 我给你带来了一本书。Onun için hayatımı tehlikeye koydum. 我为了他而置生死于不顾。
    2. 由于, 因为: Bayram olduğu için işe gitmedi. 过节了, 他没去上班。O an kendi da bir Çinli olduğu için derin bir iftihar duydu. 当时, 他为自己也是一个中国人而深感自豪。
    3. 对, 对于: Bu şapka senin icin büyük. 这帽子你戴着大。65 yaş ve yukarısı her 1000 erkek için, 1285 kadın mevcuttur. 在65岁及65岁以上的人群中男女比例为1000人比1285人。
    4. 以…为代价, 以…做交换: Bu eşyalar için kaç lira ödedininz? 您买这些东西花了多少钱?
    5. 以某人的观点, 在某人看来: Benim için enteresan bir insandır o. 我觉得他这个人挺有趣。
    6. 关于, 就: biri \için iyi söylemek 称赞某人, 说某人的好话 Atatürk için dâhi diyorlar. 人们称阿塔图尔克为天才。
    7. 表示时间段: Kitabı bir hafta için aldım. 这本书我借阅一个星期。Traktörünü iki gün için iare etti. 他把他的拖拉机借出去两天。
    8. 去, 赴: Biletin Shanghai için. 你这张票是去上海的。
    9. 以某人的名义: Allah için siz söyleyin, ne olmuş? 看在真主的份上, 你说吧, 出了什么事?Benim için mektup var mı? 有我的信吗?Hepimiz için konuştu. 他代表我们发了言。

    Türkçe-Çince Sözlük > için

  • 295 iki

    say.
    1. 2, 两个: \iki ağustos 8月2号 \iki sarılı yumurta 双黄蛋 sayfa \iki 第2页 Eve gece ikide döndü. 他夜里两点回到家。İki gözümüz, iki kulağımız var. 我们有两只眼睛、两只耳朵。Sen bu işe burun sokma, konuyu ikimiz hallederiz. 这事你别搀和, 问题我们俩会自己解决。
    2. (虚指少的)两三(个), 几(个): İki adım ötede oturyorum. 我正坐在两三步远的地方。İki dakika daha oturalım. 我们再坐几分钟吧!İki damla yağmur düşmedi. 雨没下几滴。
    ◇ \iki ağızlı 食言的, 不守诺言的, 出尔反尔的: Seni iki ağızlı bilmediğim için sözüne inanmıştım. 我是不知道你出尔反尔才相信你的。\iki ahbap çavuşlar 形影不离的两个人 \iki analı kuzu 父母的掌上明珠, 父母的心肝宝贝 \iki arada bir dere (de) kalmak 处境困难; 左右为难, 左也不是右也不是, 受夹板气: Bu otomobili iki kardeşim de istiyor, ben de iki arada bir derede kaldım. 这辆车我的两个弟弟也都想要, 我左右为难。\iki ateş arasında (kalmak) 骑虎难下, 进退两难 \iki ayağı çukurda olmak 行将就木, 极度衰弱, 半截入土 \iki ayağını bir pabuca sokmak (或 koymak) 催得火烧眉毛, 使(某人)忙不及履: Nerelerdesiniz? Hem sabah sabah iki ayağımı bir pabuca sokuyorsunuz, hem oralarda görünmüyorsunuz. 你到哪去了?一大早催得我火烧眉毛, 可你却不见人影。Şimdilik bu kadar aceleye, benim iki ayağımı bir pabuca koymaya sebep var mı? 现在有什么事儿这么急, 催得我手忙脚乱的?\iki ayak da obadan almak 非常想去 \iki ayaklı eşek 笨驴, 蠢货, 笨蛋, 傻瓜 \iki ayaklı kütüphane 活字典, 满腹经纶的人, 博学多识的人 \iki başlı tutmak 三思而后行, 谨慎从事 \iki baştan olmak 两厢情愿方有可能: İyi geçim iki baştan olur. 处好关系得靠两厢情愿。\iki bayram arası 两节之间(指开斋节-“小节”和宰牲节-“大节”之间的一个多月时间, 被认为不是吉日, 不宜于婚嫁) \iki boyutlu 二维的, 平面的: \iki boyutlu geometri 平面几何 \iki buçuk (足球比赛中的)捡球人 \iki büklüm olmak 1) 弯腰, 躬身, 缩成一团: Esen Hanım, başını önüne eğdi. İki büklüm oldu. Cevap vermedi. 艾森太太羞得抬不起头来, 缩成一团, 一句话也回答不上来。 2) 年迈 \iki büklüm yapmak 使吃苦受累: Hayırlı evlât olsaydın böyle ananın kanına ekmek doğrayıp zavallı kadıncağız iki büklüm yapar mıydın? 你要是个有出息的孩子, 还会让你妈这么吃苦受累吗?\iki cami arasında kalmak (或 kalmış beynamaza dönmek) 茫然不知所措: Bu zavallı iki cami arasında kalmış beynamazlar ne yapacakalarını şaşırdılar. 这些可怜虫不知所措, 不知道自己该干什么。\iki cihanda 在阳间和阴间, 在阴阳两界: İki cihanda aziz ol. (大人对小孩)谢谢!\iki cihanda yüzü ak olmak 为人正派, 为人正直 \iki çift lâf (或 lâkırdı, söz) etmek (或 söylemek) 说两句话, 说几句话: Müsaade et de iki çift söz söyleyeyim. 请允许我说两句。Sabahtan beri doğru dürüst iki çift söz söylemedin, lâkırdıyı çiğnemekle vakit geçirdin. 你一上午也没明确地说几句话, 支支吾吾把时间都浪费了。\iki dirhem bir çekirdek 盛装的, 衣冠楚楚的, 衣着讲究的: \iki dirhem bir çekirdek bayanlar 盛装的女士们 \iki dirhem bir çekirdek şık baylar 衣冠楚楚的先生们 \iki dünya 阳间和阴间, 在阴阳两界 \iki el yeteneği 双手均能性; 两手同利 -in \iki eli bağrında kalmak 束手无策, 一筹莫展, 不知所措: Kocası ölünce iki eli bağrında kalmıştı. 丈夫去世之后她一筹莫展。-in \iki eli böğründe kalmak 束手无策, 一筹莫展, 不知所措: İşler karıştı, iki elim böğrünmde kaldı. 事情乱作一团, 我不知所措。\iki eli (kızıl) kanda olsa 即使手头有天大的事: Ağabeyim çağırınca iki elim kanda olsa gelirim. 我的哥哥如果叫一声, 即使手头有天大的事我也会去的。İki eli kanda olsa bir vakit namazını kaçırmazdı. 手头即使有天大的事他也不会错过一次礼拜。\iki eli, on parmağı karada 诽谤者, 诬陷者, 心狠手辣者 \iki eli şakaklarnda düşünmek 托腮沉思, 深思 \iki eli -in yakasında olmak 不会放过, 和某人算帐: Evlâtlarım birer birer dökülmeğe başlarsa iki elim, on parmağım yakandadır. 我的孩子要是一个个都垮了, 我是不会放过你的。\iki elim yanıma gelecek 我对天发誓(不会撒谎): Amcasının evinde Allah hakkı için söylüyorum, iki elim yanıma gelecek, cami vardı. 我以真主的名义说, 对天发誓, 他叔叔家里曾有过清真寺。İki elim yanıma geleck, doğrusunu her zaman söylerim. 我对天发誓从来不撒谎。\iki geçeli (面对面成)两排的: Erkek hizmetçiler iki geçeli dizildi. 男仆们站成了两排。Bizim sokak iki geçeli güzel evlerle doludur. 我们街道两侧都是漂亮的住宅。\iki göz arasında 一眨眼功夫, 转瞬间: Ne oldu bilmem, iki göz arasında kayboldu. 我不知道怎么回事, 他一转眼功夫就不见了。\iki gözü \iki çeşme 以泪洗面, 泪如泉涌: İhtiyar içeri girince, iki gözü iki çeşme ağlamaya başladı. 老人一进门就泪如泉涌地哭了起来。\iki gözüm (ün nuru) (安慰他人时的称谓)亲爱的: İki gözüm, son gelen esir kafilesi içinde bulunduğunu dün haber aldım. 亲爱的, 我昨天听说最近来的一批俘虏里有他。\iki gözüm önüme aksın ki 说真的, 说实话, 不瞒你说: İki gözüm önüme aksın ki, onu iki haftadan beri görmedim. 不瞒你说, 我有两个星期没有见过他了。\iki hırtı bir pırtı 一贫如洗的, 不名一文的 \iki iyilikten biri (对重病人而言)要么快好要么快死免得受罪 \iki kat olmak 弯腰 \iki kulak bir dil için 少说多听 \iki lâfı bir araya getirememek 心里有话说不清, 说话不利落: Annemin pek muvafık bulduğu kız son derece sessiz, iki lâfı bir araya getiremez, durgun, okuyup yazması yok, anlayışsız bir zavallıydı. 我母亲相中的这个姑娘少言寡语, 一句囫囵话也说不出来, 死气沉沉, 大字不识一个, 是一个什么也不懂的可怜虫。\iki lâkırdı etmek 说两句话, 说几句话 \iki lokma konuşmak 交谈几句: Ona ne zaman rastlasanız iki lokma konuşsanız içiniz açılır, efkârınız dağılır. 假如您什么时候遇到他, 同他谈谈, 您的心情就会好起来, 您的忧愁就会烟消云散。\iki lâkırdıyı bir araya getirememek 心里有话说不清, 说话不利落 \iki nokta 冒号(:) \iki oda kamerası 暗室照相机 \iki olmak 一分为二: Çevredeki halk iki olmuş, bir kısmı satana, öbürü alana yardım ediyor; karşılıklı bağrışıyorlar. 周围的人分成了两派, 一派给卖主帮腔, 一派给买主帮腔, 双方彼此吵成一片。\iki paralık 一名不值的, 微不足道的, 无关紧要的: Elinizden iki paralık iş gelmez. Siz adam olsanız ben böyle insanları semtime mi uğratırım. 你们什么都不会做, 如果你们能干的话, 我还要这些人干什么?-i \iki paralık etmek 羞辱, 欺侮; 破坏声誉, 败坏名声: Yaptığı ahlâksızlıklarla sadece kendisini değil, ailesinin şerefini de iki paralık etti. 他的堕落行为不仅辱没了他自己, 也损害了家族的名声。\iki paralık olmak 一文不值: İki paralık olur. 他一文不值。\iki rahmetten biri (对重病人而言)要么快好要么快死免得受罪: Çok ağır hasta; iki rahmetten biri olsun. 他的病情很重, 要么快好, 要么快死, 免得受罪。\iki satır lâf etmke (或 konuşmak, dertleşmek) 说知心话, 说悄悄话 \iki seksen uzanmak 俗́ 1) (挨打后)四脚朝天: Önce feleği şaştı, sonra iki seksen uzanıp kaldı. 他先是挨了一击, 然后仰面朝天倒在地上。 2) 乐得手舞足蹈 3) 死亡, 去世 -i \iki seksen uzatmak 俗́ 摆平, 撂倒: Adam zayıf gözüküyor ama, hasmını iki yumrukla iki seksen uzatıverdi. 此人看上去很瘦弱, 可是两拳就把对手放倒了。\iki söz bir pazar 不多讲价地 \iki sözü bir araya getirememek 心里有话说不清, 说话不利落: Yüksek öğrenim görmüş, ama daha iki sözü bir araya getirmiyor. 他接受过高等教育, 可是连话都说不利落。\iki taraf olmak 分成两派 \iki taraflı kesmek 两头讨好 \iki taraftan sorguya çekmek 遭受交叉讯问 \iki tek atmak 喝两杯酒 \iki tek parlatmak 喝两杯酒: Ali bu, iki tek parlatınca filim koparmaya başlar. 阿里就是这样, 两杯酒下肚, 就开始胡说八道。\iki türlü 双重的, 两种的: Bu fikir iki türlü anlaşılabilir. 这种观点可以有两种理解。\iki ucu boklu değnek 粗́ 棘手的, 无从下手的 \iki ucunu bir araya getirememek 1) 入不敷出, 捉襟见肘: Yıllardır çalışıyor: iki ucunu bir araya getiremedi. 他工作多年, 日子过得仍然入不敷出。 2) 无法解决问题: Ben iki ucunu bir araya getireyim dedikçe iş bozuldu. 弄巧成拙。\iki yakası bir araya (或 yere) gelmemek 捉襟见肘, 入不敷出: Bu israfta devam edecek olursan kabil değil, iki yakan bir araya gelmez. 你要是还这么浪费的话可不行, 就会入不敷出的。\ikide bir 二分之一 \ikide bir (de) 经常, 时常, 时不时: İkide birde sözümü kesme. 别总打断我的话。Kız yürürken, büyük bir korku duyuyormuş gibi başını ikide bir arkaya çeviriyordu. 姑娘一边走, 一边回头, 似乎很害怕。Bu işi bitirverelim, ikide bir gelip başımıza elşimesin. 我们快把这件事了结了吧, 别再让他时不时来烦我们了。-i \ikiye biçmek 一分为二: bir şeyi \ikiye biçmek 把一个东西劈成两半 \ikiyi \ikiye eklemek 认真分析(以体会暗含的意义), 琢磨: İkiyi ikiye eklersen, nutkunda, başkanı tenkit ettiğini anlardın. 如果你认真分析就会知道他在讲话中批评了主席。
    ◆ İki at bir kazığa bağlanmaz. 一个槽栓不住俩叫驴, 一座山容不下二猛虎。İki dinle bir söyle. 多听少说, 言多必失。İki el bir baş içindir. 只能自己顾自己, 无力顾及他人。İki kaptan bir gemiyi batırır. 两位船长开船船准翻。İki karpuz bir koltuğa sığmaz. 一心不可二用。İki kere iki dört eder. 二二得四; 明摆着的, 毫无疑问的。İki kulak bir dil için. 两只耳朵一张嘴; 少说多听。İki ölç, bir biç. 凡事三思而后行。

    Türkçe-Çince Sözlük > iki

  • 296 iman

    [ima:n]
    阿́ is.
    1. (对宗教教义的)信仰: dili bir, dini bir, gönlü bir, \imanı bir insan yığını 一群同文同教, 同心同德, 信仰相同的人
    2. (对伊斯兰教的)信仰, 皈依
    3. 坚定的信心, 坚定的信念, 笃信: Bu işe imanla girdik. 我们满怀信心投入了这项工作。Kalpleri vatan aşkı ve imanı ile doldu. 他们心里充满了对祖国的无限热爱和坚定的信念。
    4. 宗教
    ◇ \iman etmek 1) 信仰(真主、宗教) 2) 坚信, 笃信 \iman sahibi 有信仰的; 有信心的, 有信念的 \iman tahtası 俗́ 胸骨 \imana gelmek 1) 皈依伊斯兰教, 接受伊斯兰教 2) 确认, 承认; 最终说出实话(实情): Hâh şöyle imana gel! 嗨!你就认了吧! 3) 心软, 产生同情心: Sonunda hâlimize acıdı, imana geldi, yardım etti. 他最后对我们的样子产生了同情, 心软了下来, 帮助了我们。-i \imana getirmek 1) 使接受伊斯兰教, 使皈依伊斯兰教 2) 说服, 说通 \imandan çıkarmak 使大怒 \imani gevremek 疲惫不堪, 痛苦不堪 \imanına kadar 极其; 饱饱地; 足足地 \imanına tak demek 失去耐心, 变得不耐烦
    ◆ İmanı yok. 1) 残忍的 2) 滚他的蛋!去他的!见他的鬼去吧。İmanım. 老兄!老弟!伙计!İmanına yandım! 见鬼!

    Türkçe-Çince Sözlük > iman

  • 297 insan

    is.
    1. 人类, 人: Beijing \insanı 北京(猿)人 \insan hakları 人权 O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar. 人到了那个年纪什么也不想, 只要活着就行。
    2. 转́ 好人, 有君子风度的人: \insan çocuk 好孩子 Ben onu insan sanmiştim. 我曾经以为他是个君子。
    ◇ \insan adam 君子, 品行高尚的人 \insan ayağı basmamış 人迹罕至的, 渺无人迹的, 渺无人烟的 \insan ayağı değmemiş 人迹罕至的, 渺无人迹的, 渺无人烟的 \insan eli değmemiş (或 dokunmamış) 荒芜的, 荒废的(地方) \insan eti yemek (或 çiğnemek) (背后)嚼舌, 说人坏话: Başka şeyler konuşun, insan eti yemeyin. 说点儿别的, 别背后说人坏话。\insan evlâdı 好人 \insan gibi 斯文的, 诚实的, 恰当的: Dalga geçme oğlum, insan gibi konuşuyoruz. 正经点, 儿子!我们好好谈谈!\insan hâli 人之常情: İnsan hâli bu, bazen çok bildiği bir konuda bile yanılmak mümkündür. 有时很熟的东西也会出错, 这是人之常情。\insan içine çıkacak hâl bırakmamak 羞辱, 使难堪, 使无脸见人 \insan içine çıkmak 与人交往, 进行交际 \insan iskeleti 1) 骷髅 2) 骨瘦如柴的人: Büsbütün aç, bir parça ağaç kışrı ve bir kuru portakal kabuğu bile bulamayan insan iskeletlerinin son iniltisini dinliyorduk. 我们听到了那些骨瘦如柴饥饿难耐甚至连草根树皮都找不到的人们的最后的呻吟。\insan kasabı 杀人狂 \insan kurusu 人干, 骨瘦如柴的人, 皮包骨 \insan kuşmisali 远走高飞 \insan müsveddesi 败类, 渣滓 \insan sarrafı 转́ 善辨人心的人
    ◆ İnsan ayaktan, at tırnaktan kapar. 病从脚生。İnsan beşer, kuldur (bazan) şaşar. 人非圣贤, 孰能无过; 人有失足, 马有失蹄。İnsan bir düziye baklava yese bıkar. 美食虽好多也腻。İnsan çiğ süt emmiş 人无完人; 没有绝对的好人。İnsan gönlünün artığını söyler. 笑话吐真言; 言多必失。İnsan ikrarından, hayvan yularından tutulur. 抓人抓话柄, 牵马牵缰绳。İnsan insanın şeytanıdır. 跟着啥人学啥人, 跟着巫婆跳大神; 近朱者赤近墨者黑。İnsan kıymetini insan bilir. 有千里马, 还需有伯乐。İnsan sözünden, hayvan yularından tutulur. 抓人抓话柄, 牵马牵缰绳。İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. 三岁看小, 七岁看老。İnsanı giyim kuşam gösterir. 人靠衣装, 佛靠金装。İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında. 动物的野性一目了然, 人的脾气含而不露。İnsanın eti ağır. 人的躯体最沉, 伺候瘫子最累。

    Türkçe-Çince Sözlük > insan

  • 298 is

    is.
    1. 烟垢, 烟灰, 烟黑: Soba dumanından duvarlar is oldu. 炉子里冒出的烟熏黑了墙壁。
    2. 转́ 植́ 黑穗病, 黑粉病
    ◇ \is çalmak 熏黑 \ise tutmak 熏黑
    ◆ İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar. 近朱者赤, 近墨者黑。

    Türkçe-Çince Sözlük > is

  • 299 istimzaç

    -
    [istimza:ç]
    阿́ is. 旧́
    1. (对某人习性、品质的)调查
    2. 询问, 征求意见
    -i \istimzaç etmek 调查; 征求意见, 询问: Kendisinden istimzaç etmeksizin onu bu işe gönderdiler. 他们也没问问他就派他去做这件事。Bu teklifi kabul edip etmeyeceğimizi istimzaç etti. 他问我们会不会接受这个建议。

    Türkçe-Çince Sözlük > istimzaç

  • 300

    is.
    1. 工作, 办公: \iş hanı 写字楼, 办公楼 İş sırasında kimseyi meşğul etmeyin. 工作期间, 请匆打扰!Şimdi iş zamanı, eğlence olmaz. 现在是办公时间, 不得喧哗打闹。
    2. 职业, 工作岗位: Birçokları madenlerde ve sıhhi olmayan işlerde ölüp gitti. 其中许多人相继死于矿山和有损健康的工作岗位。Ne iş yapıyorsunuz? 您是做什么工作的?
    3. 女红: Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü. 邻家妇人把手中的活计放在膝盖上, 转过身去看新娘子。
    4. 手艺, 手工, 工艺, 技巧: Bu camide ne iş bulunduğunu tahmin edemezsiniz. 这座清真寺建造之精美令人叹为观止。Bu örtüde ne iş var! 这块台布做工多么精细!
    5. 要办的事情: Bu dairede işim var. 在这个部门我有事要办。Bu dairenin işi çok. 这个部门的工作很多。İşim olmasa, sana arkadaşlık ederim. 我要是有空, 会去陪伴你的。Şimdi çok işim var, beni meşgul etme. 我现在很忙, 请别打扰我!
    6. 事务: güvenlik \işleri 安全事务 devlet \işleri bakanı 国务部长
    7. 事情, 安排: Bu, benim işimi bozdu. 这可坏了我的事。İşinizi yoluna koydunuz mu? 你们的事办好了吗?İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamıslar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı. 他们放下工作, 关闭了店铺, 纷纷成群结队地逃离了城市。
    8. 实业; 交易, 买卖, 生意; 生产, 经营, 业务: \iş adamı 实业家 \iş alanı 行业 \iş âlemi 实业界, 商界 \işler durgun 生产萧条 Bu işte beş bin yuan içeri girdim. 我笔生意我赔了5千块钱。İşler açıldı. 生意兴隆。Sende insaf yok mu, adamcağız bu borcu birden verirse, iş bozulmaz mı? 你还讲不讲道理, 这笔债他要是一次还清, 他的生意不就毁了吗?
    9. 事情, 行为: Birçok insanlarla tanışmak iyi bir iştir. 多认识一些人是一件好事。Yoksullara yardım etmekle çok iyi bir iş yaptım. 我扶危济贫是办了一件大好事。
    10. 事情, 事件: Hep te bu işler bana rastlar. 这种事总是让我赶上。
    11. 值得一干的事情: Bu da bir iş mi sanki? 这也算件事?Bu da iş yapamıyalım. 我们别把这也当作一件事!
    12. 问题: Bu bir zevk işidir. 这是一个口味问题。Bu konuda sonuç olmak vakit işidir. 在这个问题上取得成果是一个时间问题。
    13. 麻烦: Sen de buraya girmeye kalkışırsan işimiz var. 要是你也加进来, 我们的事情可就麻烦了。
    14. 作品: Bu halı doğrusu değerli bir iştir. 这块地毯真是一块珍贵的作品。
    15. 花样, 名堂, 猫儿腻, 伎俩, 阴谋, 骗局: Bunda iş var ama anlayamadım. 这里面有猫儿腻, 只是我不清楚。Onun işi anlaşılmaz ki. 谁知道他在搞什么花样!Onun işine akıl ermez. 不知道他在打什么主意。
    16. 功: Erg, jul, kilogarmetre, vat saat, kilovat saat iş ve erke birimleridir. 尔格、焦尔、米千克、瓦时、千瓦时都是功和能的单位。
    ◇ (birinin başına) \iş açmak 转́ 找事, 添乱, 找麻烦: Pancuru tamir edeyim derken başıma iş açtım. Cam kırıldı. 我本想把灯罩修修, 结果弄巧成拙, 又把玻璃弄碎了。Başkalarına kötülük edeyim derken kendi başına iş açmış. 他本想给别人使坏, 结果却给自己找了麻烦。\iş akdi 劳动合同, 劳务合同, 劳资合同 \iş alanı 行业 \iş âlemi 实业界, 商界 - den \iş almak 奉承, 献殷勤: O duraktan iş alma, başın belâya girer. 别对那个骚货献殷勤, 你会惹麻烦的!\iş anlaşmazlığı 劳资纠纷 \iş aramak 找工作: Bu adam bir iş arıyor. 这个人正在找工作。\iş ayağa düşmek (工作)落到不负责任、缺乏能力的人手里 \iş başa düşmek 只能自己做某事, 只能靠自己: Başkasından yardım almamız mümkün değildi, iş başa düşmüştü. 得到别人的帮助是不可能的, 我们只有靠自己了。Ne yapalım iş başa düştü, başka yolu yok. 我们怎么办, 只能靠自己, 没有别的办法。\iş başarı belgesi 推荐信 \iş başı 负责人, 牵头的: Dünkü çocuk öyle önemli işin başına getirilir mi? 他乳臭未干, 能胜任如此重要的工作吗?\iş başına dönmek 干活: Yemekten sonra erkekler işlerinin başına döndüler, ev sahibi misafir kadını çarşı pazar dolaştıracaktı. 饭后, 男人们都干自己的事去了, 房东就让女客人逛街去了。\iş başına geçmek 牵头, 担任领导 \iş başına gitmek 干活: Haydi iş başına! Git, süpürgeyi getir, odayı süpür! 快干活去!把笤帚拿来, 把房间扫扫!\iş başında 1) 正在干活, 正在工作 2) 工作期间 \iş başında eğitim 在职培训 \iş başındakiler 头头, 领导, 负责人 \iş becermek 1) 会做事: Aralarında işten anlayan, iş becerebilecek kimse yok, karga derneği. 他们中间一个会办事的人也没有, 一群傻瓜蛋。Keli körü çevresine toplamış; aralarında iş becerecek bir kişi bile yok. 他纠集了一群酒囊饭袋, 一个会干事儿的也没有。 2) 干坏事, 搞小动作, 干见不得人的事 \iş bilmek 有经验, 熟练, 懂行, 内行: İş bilenin, kılıç kuşananın, demişler. İşini bilene bu memlekette iş çok. 俗话说, 一招鲜, 吃遍天; 在这个国家, 有本事的人好找工作。İş bilir birini bulup burayı düzene koyduk. 我们找来一个能人理顺了这里的秩序。\iş bitirmek 1) 顺利完工 2) 能干, 懂行 3) 合手, (对所从事的工作)派得上用场 \iş bitmek 1) 被完成, 被办妥, 被解决 2) - den 取决于, 仰仗 \iş bulmak 找到工作: Sonunda bir iş buldum. 我终于找到了一份工作。Yukarıdan ağır basmayınca iş bulmak mümkün olmuyor. 如果上边没有人说话, 就不可能找到工作。-e \iş buyurmak 指使, 给某人下命令: Lüzumu oldukça müdür onu çağırtır, iş buyurur. 必要时经理就找人叫他, 给他下命令。\iş çatallanmak (或 çatallaşmak) 出岔子, 复杂化 \iş çevirmek 搞小动作, 玩猫腻, 耍花样: İş çevirmek isteyenler muvaffak olamayacaklar. 企图搞小动作的人不会得逞。Ne işler çevirdiğinin farkındayım; beni kandırmazsın. 我知道你在搞什么鬼花样, 你骗不了我。\iş çığırından çıkmak (局势)失控, 出岔子: İş çığrından çıkmış, ok yaydan fırlamıştı. 娄子已经出了, 已经无可挽回。\iş çıkarmak 1) 做大量工作, 事务繁忙; 能干: Bu terzi çok iş çıkarıyor. 这个裁缝做了许多活儿。 2) -e 找事, 添乱, 找麻烦: Bizim problelerimiz yetmiyormuş gibi bir de sen başımıza iş çıkardın. 你又来给我们添乱, 好象我们的问题还不够似的。Bu makine günde on düzine iş çıkarıyor. 这部机器一天到头总出事。Oda başımıza iş çıkardı. 这个房间给我们添了不少麻烦。\iş değil 1) 小事一件; 不算什么 2) 不像话; 成何体统: Bu senin yaptığın iş değil. 你干的这事成何体统!\iş donu 宽松长裤 -e \iş düşmek (工作或责任)落到了某人的肩上: Kırk yılı başı size bir işimiz düştü. 我们难得有事求您。\iş edinmek -i 以…为己任, 以…为职业: Yazar, yazmayı kendisine iş edinmiş adamdır. 作家就是以写作为职业的人。\iş eri 行家, 能干的人, 能工巧匠, 多才多艺的人 \iş etmek 1) -e 玩花样, 玩猫腻, 欺骗, 耍弄: Sana öyle iş eder ki ne olduğunu anlayamazsın. 他就这样耍了你, 你可能都不知道是怎么回事。 2) -i 揽事, 当作自己的事: Bunu iş edip üzerine düştü. 他把这件事揽在了自己的身上, 忙得不亦乐乎。(-i, -e) \iş gördürmek 让某人做事: Her işi bana gördürüyor. 他什么活儿都让我干。\iş görmek 1) 做事, 干活, 工作: Kızcağız burada sabahtan akşama kadar en ağır işleri görmeye başlamış. 女孩在这里从早到晚干着最粗重的活。Yani övünmek gibi olmasın, benim gördüğüm işleri yapacak yok gibidir. 不是说大话, 我所做过的事情似乎还没有人能够做得到。 2) 有用, 管用: Bu tel iş görür. 这根线能用得上。Bu kalem işimi görür. 这支笔我用得上。\iş göstermek 让某人做事 \iş güç 活儿, 事情, 工作, 任务; 零活, 杂事; 待做的事情: \iş güç sahibi 有活儿干的人, 有工作的人 İş güç yoksa insan boş durmaktan sıkılır. 没事做闲呆着让人烦。Herifin işi gücü hep kaşkariko. 这家伙净会骗人。\iş güç edinmek 专心工作, 全心全意地工作 \iş icat etmek 1) 做大量工作, 事务繁忙 2) 找事, 添乱, 找麻烦 \iş ihtilâfları 劳资纠纷 \iş inada binmek 1) 顶牛, 互相较劲 2) 顽固坚持做成某事 \iş işlemek 刺绣, 绣 \iş \işten geçmek 不赶趟, 为时已晚, 错过时机, 木已成舟: Günün birinde şıppadak gözünüz açılacak ama iş işten geçmiş olacak. 总有一天, 您会突然明白过来, 然而为时已晚。Zamanında bizi aramadınız, şimdi iş işten geçti. 当时你们没有找我们, 现在已经晚了。Başı taşa gelinceye kadar fikrinde ısrar etti, nihayet anladı ama iş işten geçti. 他固执己见, 不撞南墙不回头, 最后终于明白了, 然而为时已晚。\iş kabartmak 旧́ 夸张, 渲染 \iş kaçkını 旷工的 \iş kapıya bacaya düşmek 搞得沸沸扬扬, 弄得无人不知无人不晓 \iş karıştırmak 1) 搅混水, 制造混乱: Her şey yolunda, şimdi sen iş karıştırma lütfen. 一切都很顺利, 你不要搅混水。 2) 挑拨离间 \iş kazası 职业性意外事故 \iş ki 只要…足矣: İş ki sınıfı geçsin. 只要让他升级, 怎么都行!\iş kötüye varmak 事情办糟, 砸锅, 坏事 \iş masası 工作台 \iş medreseye düşmek 陷入无休止的争论 \iş ola (或 olsun) 装模作样, 没事找事, 假模假式 \iş olsun diye 没事找事, 只为做点儿事(而没有别的目的): Anlamsız şeylerle vakit yitiriyor, iş olsun diye yapıyor. 他干一些无聊的事打发时光, 只是为了别闲着。\iş önlüğü 围裙, 工作服: İş önlüğü ile baş örtüsünü çıkardı mı, bambaşka bir insan oluyordu. 他一摘下围裙和头巾, 就完全变成了另外一个人。Beyaz bir iş önlüğüm var. 我有一件白大褂。\iş sarpa sarmak 陷入困境, 遇到麻烦: Kredi çıkmayınca işleri sarpa sarmış. 贷款没拿到, 他们陷入了困境。\iş sözleşmesi 劳务合同, 劳动合同 \iş tutmak 工作, 劳动, 做事: Sen ne iş tutuyorsunuz. 您是做什么工作的?-de \iş var 1) 能干的 2) 有用的, 管用的 \iş vermek 让工作, 让干活 \iş yapmak 1) 工作, 劳动, 干活, 做事; 做买卖: bir firma ile \iş yapmak 同一家公司做买卖 2) 瞎忙 -de \iş yok 不中用的; 无能的: Bu kalemde iş yok, ikide bir ucu kırılıyor. 这支笔不好用, 笔尖总断。\iş yoluna girmek 步入正规, 有望成功: Ya iş yoluna girecek, ya da bütün berbat olacaktı. 本来此事要么有望取得成功, 要么完全都泡汤。\iş yolunda olmamak 事情不妙: Eşek de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış. 这头驴也感觉到大事不妙, 就调头逃跑了。\işe almak 雇人: Patron adamın ıcığını cıcığını sorup işe aldı. 老板调查了那人的底细, 才雇了他。\işe atılmak 做事: O, gözü kara biridir, korkmadan bu işe atılır. 他是一个胆大的人, 做这种事一点儿也不害怕。Şimdilik yeni bir işe atılmayacağım. 我暂时将不做新的事。\işe bakmak 从事某项工件, 办理某件事情: Şu işe bak güler misin, ağlar mısın! 瞧这事闹的!真让人哭笑不得。\işe balta ile girişmek 笨手笨脚地做某事 -i \işe bağlamak 使过于忙碌: Bu evde her yerde olduğu gibi hizmetçileri işe bağlamak yoktur. 这家不会像其它人家那样, 让下人们忙得团团转。\işe dört elle sarılmak 全心地开始做某事, 热情地开始做某事 \işe geç kalmak 上班迟到: Kalk yavrum, işe geç kalacaksın. 孩子, 起床吧!你上班要迟到了!\işe gidiş ve \işten çıkış saatleri 上下班时间: İşe gidiş ve işten çıkış saatlerinde trafik tıkanıyor. 上下班时交通堵塞。-le \işe girilmek 共事: Kalleş bir adam, onunla hiç bir işe girişilmez. 他这个人靠不住, 绝对不能和他共事。\işe girmek 1) 上任, 就任: Kimse arka çıkmadığı için şimdiye kadar bir işe girememişti. 因为没有后台, 他至今也没有找到差事。 2) 做工, 打工: Çocukları da işe girince durumları oldukça genişledi. 孩子们一参加工作, 他们的境遇大大好转了。İşe girmesi ve para kazanması gerek. 他应该去打工挣点儿钱。İşe girersem artık kolay kolay kocaya varmam. 我一工作的话, 今后就不容易嫁出去了。 3) 做生意: Tüm varlığı ile bu işe girdi; bütün köprüleri attı. 他孤注一掷, 把全部家产都投到这笔生意里了。\işe gitmek 去上班: Bayram olduğu için işe gitmedi. 过节了, 他没去上班。Bir hafta istirahat etmelisiniz. İşe gidemezsiniz. 您必须休息一周, 不能去上班了。\işe kapak vurmak 掩饰, 掩盖, 隐瞒 \işe karışmak 卷入, 参与: Sen ne dedin de bu işe karıştın? 你卷入这件事中, 究竟想要干什么?Mademki sen beni dinlemiyorsun, ben de senin işine bir daha karışmam. 既然你不听我的, 我就再也不管你的事了。-i \işe karıştırmak 使卷入, 使参与: İşe polisi karıştırmadım. Son raddeye gelmedikçe de karıştırmak niyetinde değilim. 我还没通知警方。不到最后关头我不想让警察来插手这件事。-i \işe koşmak 让干事, 催促某人做事, 逼着某人干事: Ağzı dili yok birini buldular, her işe koşarlar. 他们找了一个自认倒霉的人, 什么事情都让他干。\işe yaramak 合适, 适用; 管用: Babaları ne dediyse işe yaramamış, huylarını bir türlü değiştirmemişler. 父亲说什么也不管用, 他们的脾气一点儿也不改。Daktilo oldukça küçüktü, ama yine de işe yarıyordu. 打字机很小, 不过很管用。\işe yatmak 合适, 适用; 管用: Elim hiç bir işe yaymadı. Ömür sürdüm faydasız. 我肩不能担, 手不能提, 这一辈子过得一点儿意思也没有。\işi açmak 搞清某个问题 \işi ağırdan alamk 磨蹭 \işi aksi gitmek 事与愿违 \işi alaya almak (或 vurmak) 1) 不重视, 不当回事 2) 开玩笑, 逗趣 \işi Allah'a kalmak 听天由命, 求助无门: Tüm umut kapıları kapandı, işimiz Allah'a kaldı. 一切希望都泡汤了, 我们只好听天由命。\işi altın 事业成功的, 生意兴隆的 \işi anlamak 知情 \işi azıtmak 胡闹, 过分: Hani ya kahve nerde? Bir saattır bekliyorum, hâlâ gelmedi! Yoo! siz artık işi azıttınız gayri! 怎么回事?咖啡呢?我都等了一个小时了, 还没有送上来。哎, 你们真是太过分了!Bu adam işi iyice azıttı, nesi varsa satıyor. 他非常过分, 把一切都变卖了。\işi babacanlığa vurmak 装出一副忠厚老实的样子: Tilki işi babacanlığa vurup suyu bir övmüş, bir övmüş, tekenin ağzının suyunu akıtımış. 狐狸装出一副忠厚老实的样子, 就把水夸了一遍又一遍, 说得羊只流口水。\işi başarmak 阴谋得逞: Gayet basit bir hile ile saflığımdan istifade ederek işi başardı. 他利用我的无知以一个相当简单的计谋阴谋得逞了。-in \işi başından aşkın olmak 事务缠身, 忙得团团转: Sizinle uğraşacak vaktim yok, işim başımdan aşkın oluyor. 我没时间跟你们废话, 我还一大堆事呢!-in \işi başından aşmak 事务缠身, 忙得团团转 \işi bırakıp gitmek 甩手而去: Kafası bozuldu, işi bırakıp gitti. 他顿时大怒, 甩手而去。\işi bitmek 1) 活干完, 工作结束 2) 精疲力竭 \işi bozmak 捣乱, 破坏: Boş boğazlık edip işi bozmakta anlam var mıydı? 他信口开河把事情搞黄了是什么意思?-in \işi bozulmak 1) 事情办糟, 办砸, 功败垂成, 前功尽弃 2) 一事无成, 业务衰落: Çok dostum yoktu; işlerim bozulmaya başladı. 我交游不广, 业务开始衰落下来。\işi ciddîye almak 重视, 严肃对待 \işi çiltlamak 轻声地对某人说某事 \işi dokuzdan gitmek (事业、生意)顺利, 兴旺 -e \işi dökmek 使某事变成: \işi ahbaplığa dökmek 把工作变成闲聊 \işi sırnaşıklığa dökmek 在某个问题上纠缠不休 -in \işi duman 处境不妙, 事情糟糕: Hava böyle giderse işimiz duman. 天气如果一直这样, 我们就麻烦了。Bugün de iş bulamazsak işimiz duman, akşama kadar ağza atılacak bir lokma ekmek bile alamam. 如果我们今天也还找不到工作那可就惨了, 晚上我是连买一口面包吃的钱都没有。-e \işi düşmek 对某人有事相求, 需要某人的帮助: Bu tarafa işim düşmüştü, gelmişken bir de sizi ziyaret etmek istedim. 我到这儿来办点儿事, 既然来了, 我想也来看看您。\işi gücü olmamak 1) 无工作, 失业 2) 游手好闲, 无所事事 -in \işi \iş kaşığı gümüş 称心如意, 如人所愿: Keyfime diyecek yoktu, işim iş, kaşığım gümüştü. 我兴致很好, 没的说, 一切都很称心。-in \işi \iş olmak 一切顺利, 称心如意 \işi olmak 1) 有事要做, 有不得不办的事 2) 出现好结果 3) 必须由某人来做 4) -le 同某人争吵 \işi onuruna bırakmak (或 bağlamak) 顺其自然, 听天由命 \işi pişirmek 1) 精心准备, 周密准备 2) 俗́ 私定终身, 生米做成熟饭; (男女间)发生性关系: Düğün olmadan onlar işi pişirirler. 他们会未婚而先干那种事。\işi rast gitmek 诸事顺利, 心想事成 \işi resmiyete dökmek 采取合法途径 \işi sağlam kazığa bağlamak 使稳妥, 使牢靠, 采取必要的防范措施 \işi sağlama bağlamak 使稳妥, 使牢靠, 采取必要的防范措施 \işi savsaklamak 办事拖拉, 拖延 \işi sermek 拖延事情, 玩忽职守 -e \işi sezdirmek 使觉察: Yanımdakilere işi sezdirmek istemediğinden ihtiyatlı konuşuyor. 他不想让我旁边的人觉察, 所以讲话很谨慎。\işi sıkı tutmak 盯紧某事, 集中精力做某事 \işi şakaya vurmak 开玩笑, 逗趣 \işi tatlıya bağlamak 巧妙解决问题, 巧妙化解难题 \işi temizlemek 了结 -in \işi tıkırında 事遂人愿, 事情顺利 \işi uzatmak 拖延 \işi var 1) 有事要做, 有不得不办的事: Bu aksi adamla işimiz var. 我们同这个固执的人有事要办。Sen de burya girmeye kalkışırsan işimiz var. 要是你也加进来, 我们可就有麻烦了。 2) 出现好结果 3) 必须由某人来做 4) -le 同某人争吵 -e \işi vurmak 使事情变成 \işi yok 无交往, 无来往: Bildiği gibi davranan insanla benim işim yok. 我不同自以为是的人交往。\işi yokuşa sürmek 制造麻烦; 阻挠, 刁难, 为难: Önceden yardımcı olacağını söylediği hâlde işi yokuşa sürdü. 他本来说要帮忙, 实际上是故意刁难。\işi yoluna koymak 办妥, 办好: İşleri yoluna koyarsa çok bahşiş vereceğini söyledi. 他说事成定有厚报。İşleri yoluna koymak kolay değildir. 把事情都办好是不容易的。-in \işi yolunda 事遂人愿, 事情顺利: İlâmaşallah işimiz yolunda! 谢天谢地!天遂人愿!\işi yüzüne gözüne bulaştırmak 弄得一团糟, 使一塌糊涂 \işin alayında olmak 视为儿戏, 不认真对待 \işin başı 要害, 要点, 关键, 症结 \işin fenası 更糟糕的是 \işin iç yüzü 内情, 内幕 \işin içinde \iş var 表里不一, 另有隐情 \işin içinden çıkmak 1) 弄清奥妙, 弄懂, 解决问题: Matematik uzmanları bile işin içinden çıkamıyorlardı. 其中的奥妙连数学家们也未能搞明白。 2) 脱身, 撒手不干: Bana düşen payı verin, işin içinden çıkayım. 把我的那份给我, 让我抽身吧!\işin içinden sıyrılmak 1) 弄清奥妙, 弄懂, 解决问题 2) 脱身, 撒手不干: Bundan ben sorumlu değilim deyip işin içinden sıyrıldı. 他自称没他的责任就撒手了。\işin kötüsü 更糟糕的是 \işin mahiyeti itibariyle 事实上, 实际上 \işin tuhafı 说来也怪, 奇怪的是 \işin ucu 结局, 结果 -e \işin ucu dokunmak 间接受到影响 \işinden çıkmak 失业: Koca işinden çıktıktan sonra, borç boğazı aştı. 丈夫失去工作后, 负债累累。\işin üstesinden gelmek 克服困难, 解决难题; 完成任务: Bu işin üstesinden gelebileceğine aklı kesmiyordu. 他认为他将不可能完成这项任务。\işinden atmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 -i \işinden çıkarmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼: Yalnız dayak atmakla kalmadı, beni işimden de çıkardı. 他不仅打了我一顿, 还把我炒了鱿鱼。\işinden olmak 被解雇, 被开除, 失去工作: Amirine kafa tutan memur işinden oldu. 目无上司的职员已经被开除。Tembelliği yüzünden işinden oldu. 他由于偷懒而被炒了鱿鱼。-i \işinden kovmak 解雇, 开除, 解职, 炒鱿鱼 \işinden kovulmak 被解雇, 被开除, 被解职, 被炒鱿鱼: İşinden dovuldu. 他被开除了。\işinden uğratmak 被解雇, 失去工作: Geçimsizliği yüzünden işinden uğrattı. 他由于不合群被炒了鱿鱼。\işine bakmak 做自己的事: Artık lâfa yekûn tut, işimize bakalım babam. 爸爸, 别再说了, 干我们的事去吧!İşine bak, dalga geçme. 干活去!别在这儿心不在焉的!Bu adamdan hayır bekleme; sen kendi işine bak. 这个人指望不上, 你还是自己想办法吧!-in \işine gelmek 有利于, 适合于, 正合心意, 中意: Bu, benim işim gelmez. 这不合我意。İşine gelirse bu fiyata ver. 要是合算, 你就按这个价卖了吧!\işine girmek 做生意: Yaradana sığınıp çiçek ihracı işine girdik, başarılı olduk. 我们全心全意做花卉出口生意, 大获成功。-in \işine gitmek 做事, 上班: Bu günlük git işine. 今天你该干吗干吗去!Doğru dürüst bir uyku uyuyamadığı gibi sabah erkenden de kalkarak işine gitmişti. 他晚上没好好睡, 早上又一大早起来去上班了。Kâfi! İşinize gidebilirsiniz. 行了, 行了, 做你们的事情去吧!\işine göre 视情况, 按利润 \işine gücüne bakmak 不参与他人的事, 只做自己的事 \işine koyulmak 做事, 干事 -in \işine nihayet vermek 免职, 解职, 辞退: O memurun işine nihayet verildi. 那个职员被辞退了。-in \işine sıçmak 坏事, 办砸: Adam işime sıçtı. 那家伙坏了我的事。-in \işine yaramak 合适, 适用; 管用: Henüz taze, sağlıklı ve ne güzel, ne de çirkin bir kadın senin daha çok işine yarar. 一个还很娇嫩, 身体壮实, 既不美也不丑的女人, 对你最合适不过了。\işini asmak 磨洋工: İşini asarsan, sepetlerler seni sonra. 你要是磨洋工, 他们事后会开除你。\işini bırakmak 辞职, 甩手不干 \işini bilmek 1) 懂行, 内行, 有本事 2) 精明 -in \işini bitirmek 1) 完成, 做完 2) 使一事无成, 使干不成 3) 俗́ 干掉, 杀死 -in \işini çevirmek 操办, 主持, 料理: Gelmen iyi oldu. Bu evin erkeği olur, işlerimizi çevirirsin. 幸亏你来了, 这个家有了男人, 可为我支撑门庭了。Sen evin işlerini çevirirsin. 家中诸事由你料理。-in \işini görmek 1) 做事, 干事: Ancak gene yanınızda bir gece kalır, işinizi görürüm. 但是我依然可以陪您过一夜, 为您做事。İşimi görmediler. 我的事他们没给办。Köyde büyük küçük herkesin işini görür. 他为村里老老少少做事。 2) 转́ 打, 收拾 3) 俗́ 打死, 干掉: Aslan bakmış ki eşek tuzaktan kurtulamayacak, önce tilkinin işini görmüş, sonra eşeğe gitmiş. 狮子一看, 驴子在陷坑里逃不掉了, 就先干掉了狐狸, 又去对付驴子。\işini kaybetmek 失业: İşini kaybedince güzelim yazlığını elden çıkardı. 他失业之后, 把他心爱的别墅卖了。\işini uydurmak 随机应变, 耍花招, 设圈套 \işini yoluna koymak 把事情办妥, 把事情办好, 把事情安排妥当: İşlerimi yoluna koydum, kimseyle görülecek hesabım yok, Allah’a bir can borcum var. 我把一切都安排好了, 我现在无牵无挂, 天不怕地不怕。\işinin adamı 行家里手, 内行 \işinin eri 行家里手, 内行 \işler açılmak 市场复苏, 生意兴隆 \işler becermek 干坏事, 搞小动作, 干见不得人的事 \işten atılmak 被开除: Müdür idare etmeseydi o, çoktan işten atılırdı. 要不是经理宽容, 他早就被开除了。İşten atılma korkusuyla çok alçaldı. 由于害怕被炒鱿鱼, 他卑恭屈节, 低三下四。Çalışmazsa sağlam işten atılır. 他不努力必然会被炒鱿鱼。-i \işten atmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 \işten başını almak 脱身: İşten başımı alamıyorum ki sizi arasın. 我实在脱不开身, 让他去找您吧!\işten çıkarılmak 被解雇, 被开除: İşten çıkarıldığını öğrenince eli ayağı çözülmüş. 他得知自己被解雇的消息后手脚瘫软了。-i \işten çıkarmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 \işten (bile) değil 非常容易, 不算回事, 小菜一碟 \işten el çektirmek 使不再负责某事, 停职(以进行调查): Görevinde yaptığı birtakım suiistimaller sebebiyle işinden el çektirmişlerdi. 他因为在职期间数次滥用职权而被停职。\işten elini çekmek 收手, 诸事不管: Murat emekli olunca her işten elini çekti; ahret adamı oldu. 穆拉特退休以后什么事情也不干, 隐居起来了。\işten güçten kalmak 无事可做, 失业 \işten imtina 旷工 -i \işten kovmak 解雇, 开除, 解职, 炒鱿鱼 \işten kovulmak 被解雇, 被开除, 被解职, 被炒鱿鱼 \işten olmamak (或 sayılmamak) 不算回事, 小菜一碟
    ◆ İş işten geçtikten sonra gelmesi kaç para eder. 木已成舟, 他来还有什么用?İş mi? 这有什么?这有什么了不起: Postasını getirmek iş mi? 不就给他带来一件邮件吗, 有什么了不起的!İş olacağına varır. 在劫难逃; 是福不是祸, 是祸躲不过; 天要下雨, 娘要嫁人。İşe bak! 真是怪事!İşin mi yok! 别在这上面浪费时间了; 不值得费神!İşine hor bakan boyuna torba takar. 瞧不起自己手艺的人终究要受穷。İşini kış tut da yaz çıkarsa bahtına. 做事要有最坏的打算。İşinizi yarına bırakmayın. 今日事今日毕。İşten artmaz, dişten artar. 吃不穷, 穿不穷, 算计不到才受穷。

    Türkçe-Çince Sözlük >

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.