Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 261 düzelmek

    1. 变平: Yol düzeldi. 路面平坦了。
    2. 被整理好, 井然有序: Oda düzeldi. 房间整理好了。İşler düzeldi. 工作井然有序了。
    3. (气候、病情、局面等)好转, 安定: Savaş bitti ama, durum çabuk düzelemiyor. 战争已经结束了, 然而局势不会很快安定下来。Sen merak etme, yavrucak yakında düzelir. 你别担心, 孩子病情最近有所好转。Ahmet Bey, bu karışık işe el atınca her şey düzeldi. 这件事错综复杂, 艾哈迈德先生一插手, 事情全摆平了。

    Türkçe-Çince Sözlük > düzelmek

  • 262 eğlence

    is.
    1. 娱乐, 消遣: Biz bu işe tuhaf bir merakla eğlence şeklinde başladık. 我们怀着极大的兴趣消遣性地着手做这件事。
    2. 娱乐活动: kır \eğlencesi 郊游 Çocuklar bir eğlence düzenlemiş. 孩子们举行了一次娱乐活动。
    3. (娱乐性的)聚会
    4. 嘲弄的对象, 笑料: O herkesin eğlencesi oldu. 他成了大家嘲弄的对象。
    5. 转́ 易如反掌的事情: Onun için bu görev bir eğlencedir. 这个任务对他来说玩儿似的。
    6. 鸡毛蒜皮的事

    Türkçe-Çince Sözlük > eğlence

  • 263 el

    is.
    1. 手, 爪: \el bileği 手腕 \el bilgisayarı 掌上电脑 \el falı 手相术 \el feneri 手电筒 \el freni 手煞车 \el tezgâhı 手工织布机, 手工织毯机 Yemeğe oturmadan önce ellerinizi yıkamak gerekir. 你们饭前应该先洗手。
    2. 柄, 把手: kapı \eli 门把手 değirmen \eli 磨柄
    3. 转́ 方法, 手段, 办法; 中介: Otomobili ikinci elden aldı. 他买了台二手汽车。
    4. 次, 回: Bir el tabanca attı. 他开了一枪。İki el silâh sesi duyuldu. 听到两声枪响。
    5. (玩牌时)轮到出牌: El kimde? Şimdi el bende. 该谁出牌?该我了。Oyuna devam ediyoruz; el bendedir. 咱们继续玩儿, 该轮到我了。
    6. 控制, 统辖, 统治: düşman \elinden kurtulan topraklar 解放区
    7. 介入, 干预, 插手: Bu işte onun da eli vardır. 他也插手了此事。
    s. 手工制作的; 手工进行的: \elle sayım yapmak 手工计算
    ◇ \el açmak 1) 行乞, 讨要: Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi? 像瞎子似的坐等那些无情无义的人来施舍行吗? 2) (牌戏中)亮开王牌, 翻开王牌 \el alışkanlığı 技能, 熟巧, 习惯做法 \el alıştırmak 练习, 练手, 练字 \el almak 1) 加入教派, 成为信徒 2) (在师傅的允许下)独自操作 3) (牌戏中)赢牌, 占先手 \el altı 1) 手下的人, 手下 2) 秘密组织 \el altı etmek 隐藏, 藏匿 \el altında 手边的, 唾手可得的, 现成的: Kitaplarımı el altında bulundururum. 我把我的书放到随手可以拿到的地方。\el altından 秘密地, 暗地里, 私下里, 偷偷地, 悄悄地: El altından ucuz fiyata evini satmış; ailesini perişan etmiş. 他背地里以低价把房子卖了, 家人闻讯顿时乱做一团。Onun el altından çocukları kışkırttığını Hanımefendi bilmiyor mu? 难道夫人不知道他背地里教唆孩子们干坏事吗?\el arabası 独轮手推车 \el arabasına binmek 俚́ 手淫 -e \el atmak 1) 抓住, 抱住, 拿: Yüz yüze gelmiş, pakete el atmış. 他迎面走来, 手里提着包。 2) 插手, 干涉: Ahmet Bey, bu karışık işe el atınca her şey düzeldi. 这件事错综复杂, 艾哈迈德先生一插手, 事情全摆平了。 3) 着手做, 进行, 从事: Hangi işe el atsa başarır. 他要干什么都会成功。Günlerim sayılı olduğu için hiç bir şeye dürüst el atmıyordum. 我来日无多, 因此什么事也不管了。\el avuçta olmamak (或 kalmamak) 两手空空, 一无所有 \el ayak bağlamak 束缚手脚 \el ayak gevşemek (因激动、害怕等)手脚发软: Bu müjdeye karşı Ali’de el ayak gevşedi. 听到这个好消息, 阿里高兴得手脚发软。\el ayak öpmek 1) 央求, 请求, 恳求 2) 讨好, 谄媚, 献媚, 阿谀, 奉承, 巴结; 卑躬屈节, 低三下四 \el ayası 手掌, 手心 \el bagajı 随身行李 \el bağlamak 双手捧腹站着以表示尊敬 \el basmak 1) 手放在圣经上宣誓, 举手宣誓: Elini kitaba bastı, yemin etti. 他把手放在圣经上宣誓。 2) 发誓: Kitaba el basarım senden başka yârim yok. 我发誓, 我只爱你一个。\el bebek gül bebek 娇养惯了的, 娇纵的, 任性的: Ailenin en küçüğü olan bu kızı el bebek gül bebek yetiştirdiler. 这个女孩儿是全家最小的, 他们对她娇生惯养, 备加呵护。\el bir etmek 意见一致, 联手, 合作 \el bulmak 找到助手 \el çabukluğu 1) 麻利, 巧妙, 灵巧, 敏捷: Büyük bir el çabukluğuyla saçını sakalını cascavlak tıraş etmiş. 他非常麻利地把他的头发胡子剃得干干净净。Yan kesici, el çabukluğuyla adamın cüzdanını aşırmış. 小偷非常敏捷地偷走了那个人的钱包。 2) 花招 - den \el çekmek 放弃, 抛弃, 摆脱, 洗手不干 (- den, -i) \el çektirmek 解雇, 免职, 开除 \el çırpmak 1) 击节, 打拍子: Bir köylü oturduğu yerde cura çalıyor, birkaç delikanlı etrafında el çırparak, ayak vurarak türkü söylüyorlardı. 一个农民坐着弹琵琶, 几个小伙子围着他打着拍子, 踩着点儿唱着歌。 2) 拍手(呼人) \el değirmeni (磨咖啡、香料等的)手磨 (bir şey) \el değiştirmek (东西)转手, 易手, 易主: O canım tarihî eşyalar kim bilir kaç el değiştirmiştir. 谁知道我的那些心爱的古董已经倒了几次手。\el değmemiş 未动用的, 原封未动的, 未经触动的: gıcır gıcır \el değişmemiş yüzlükler 嘎嘎新的没有用过的百元大钞 \el diz köprüsü 体́ 小桥 \el \elde baş başta 1) 一无所有, 两手空空: Jandarma, tutuşmuş bir evden kaçar gibi el elde baş başta dağ yoluna dökülen ahaliyi çevirmişti. 宪兵们包围了那些急火火两手空空拥向山路的老百姓。 2) 一筹莫展的, 无计可施的 \el \elden üstün olmak 山外有山, 天外有天; 强中自有强中手, 能人之外有能人 \el \ele 1) 手拉手: Onları bir köşede denize bakan bir masada el ele, göz göze buldum. 在一个角落里的临海的桌子旁, 我发现他们手拉着手, 面对着面。 2) 携手, 团结一致, 联合: Başbaşa, el ele verelim de biz asıl bir çare bulalım, evvelâ şu büyüden kurtulalım. 让我们携手并肩找出一种切实可行的办法, 先摆脱这种魔法。Öncede söyledim, yine de o fikirdeyim, bu devirde el ele verip yürümedikçe herşeyin sonunda mahrumiyete düşmek mümkündür. 我以前就说过, 现在还是这种观点, 当前如果我们不联合起来, 最终我们将一无所有。\el emeği 1) 手工劳动 2) 手工劳动的报酬, 酬劳: El emeği olarak milyon lira aldık. 我们挣了1百万里拉。\el ense çekmek (或 etmek) 1) 掐住脖子: Bir ense çekti, rakibini yüz üstü düşürdü. 他掐住对手的脖子, 把他摔到在地。 2) 转́ 战胜, 制服: Politikacı konuşmaları çoğu zaman iki tarafın birbirine el ense çektiği, birbirini iskandil ettiği, ağız aradığı bir taktikle başlar. 政治家的交谈往往都是以观察、试探、战胜对方的战术开始的。\el erimi 俗́ 一臂之长 \el ermez, göz görmez 看不见摸不着的; 遥远的: Kızları evlenip uzaklara gitti; el ermez göz görmez. 他们的女儿远嫁他乡, 看不见摸不着。\el ermez, güç yetmez 无能为力, 力所不及, 爱莫能助 \el eşyası 随身行李 \el etek çekilmek 变空, 变得空荡荡; (声音等)消逝, 夜深人静: Gündüz dairedeyim, akşam çoluk çocuk gürültüsü oluyor, bunun için el etek çekildikten sonra okumayı tercih ediyorum. 我白天在单位上班, 晚上老婆孩子太吵, 因此我宁愿在夜深人静之后看会儿书。\el etek öpmek 1) 央求, 请求, 恳求: Doğrusu, senin için el etek öpmek zahmetine katlanamam. 真的, 我可不愿意为你四处张罗着去求人。 2) 讨好, 谄媚, 献媚, 阿谀, 奉承, 巴结; 卑躬屈节, 低三下四 \el etmek 招手, 喊某人: Arkadaşım pencereden el etti; beni çağırdı. 我的朋友在窗口招手叫我。Sizin arabaya el ettim, oralı bile olmadınız. 我朝着您的车招手喊您, 您根本不在那里。\el gölgesi 推荐信, 保荐信 \el havlusu 手巾 \el ile tutulur 1) 明确的, 确实的, 明显的, 确凿的: Ortada el ile tutulur kanıtlar yok. 显然没有确凿的证据。 2) 具体的, 真实的; 看得见摸得着的, 众所周知的 \el işreti 手势: Kâtibini bir el işaretiyle yerine oturttu. 他挥手示意让他的秘书坐下。\el iyisi 总是要求别人帮助的人 \el kadar 巴掌大的, 很小的: \el kadar çocuk 婴儿 \el kaldırmak 1) 举手(投票或发言等) 2) 扬手想打: Sana el kaldırmadı. 他没伸手打你。\el kantarı 便携称 \el katmak 1) 干涉, 干预; 参与 2) 助一臂之力, 搭把手 \el kavuşturmak 双手合拢毕恭毕敬地等候 \el kesmek 放弃, 甩手不干 \el kiri 可随便放弃的, 可扔弃的; 身外之物: Mal dediğin ne? El kiri. 你说财产是什么东西?身外之物而已!Para el kiridir, gelir, gider. 钱乃身外之物, 来得, 也去得。Para dediğin el kiri. 钱乃身外之物。\el kitabı 手册 \el koymak 1) 干预, 插手: Bizi işimizde gücümüzde serbest bırakmak şöyle dursun, çoluk çocuğumuzun nafkasına el koymaya kalkıştılar. 别说让我们自由支配自己的事情了, 就连我老婆孩子的生活费, 他们都想插手。 2) 接管, 没收 \el mizan, göz terazi 手掂目测(估量一个物体的重量及大小) \el oğuşturmak 惊慌失措 \el öpmek 吻手: Mahalle yaşlılarının ellerini öpüp dualarını alarak, kendi yaşıtları ile de sarılıp helâlleşerek gitti. 他吻了该街区老人们的手以得到他们的祝福, 又同他的同龄人拥抱告别后走了。\el pençe divan durmak 毕恭毕敬地站立着: Efendisinin karşısında el pençe divan durdu. 他在主人面前毕恭毕敬地站着。Dün ayağını kaydırmak için uğraşanlar bugün karşısında el pençe divan duruyorlar. 昨天那些企图把他整下台的人今天毕恭毕敬地站在他面前。\el sallamak 1) 招手 2) 挥手召唤: El salladığını görmedim, seslenseydin elbette işitir, gelirdim. 我没看见他冲我招手, 他要是喊一声, 我当然一听见就会过来。 3) 挥手告别 \el sanatları 手工艺 \el sıkışmak 互相握手致意 \el sıkışıp bitirmek 握手成交 \el sıkmak 握手 \el sokmak 插手, 干预 \el sözüne uymak 看别人眼色行事, 照别人说的去做 \el sunmak 伸手, 表示亲近 \el sürmek 1) 碰: Çocuklardan her biri Ali'nin yalnız kendini sallamasını, ötekilerin salıncağına el sürmemesini istiyordu. 每个孩子都要阿里悠着自己, 而不让他去碰别的孩子的秋千。 2) 提到, 触及, 涉及: Daha işe el sürmedik. 我们没再提及此事。Kimse bu yerleşmiş, kökleşmiş sisteme el süremez. 谁也不能触及这个根深蒂固的体制。\el sürtmek 干涉, 干预; 过问 \el şakası 恶作剧, 耍弄别人的玩笑(例如推、捏、戳、胳肢人等): Herkes el şakasına tahammül edemez. 没有人能容忍他搞的恶作剧。El şakası yaparken fena yerine vurdu. 他的恶作剧使人很不舒服。\el tazelemek 换手, 倒手: Haydi, el tazeleyin! Yorulan arkadaşınızı dinlendirin. 哎!你去倒把手, 你的朋友累了, 让他歇会儿!\el terazi, göz mizan 手掂目测(估量一个物体的重量及大小) \el titrer, diş kesmez olmak 老得手发抖, 牙口也不好 \el tutmak 拖长, 拖延, 占用时间: Domates ekimi, bakımı zor olduğu kadar ambalâji güç, toplaması el tutar. 像种植和管理一样, 西红柿的装运也很麻烦, 因此收西红柿是很费时间的。\el tutmamak 不出手, 不帮助 \el tutuşmak 联合起来, 合并, 团结起来; 携手 \el ucuyla vermek 给得很少 \el uzatmak 1) 想侵占, 想抢夺, 染指: Ne var ki niye bizim lokmamıza el uzatırlar? 但是他们为什么想抢我们的饭碗? 2) 帮助, 伸出援助之手: En umulmadık bir zamanda kendine el uzatabilecek bir adam olmadığı nereden belli? 怎么才能知道在您最绝望的时候没有人会向你伸出援助之手? 3) 插手, 参与, 干预 \el uzunluğu 偷, 盗窃 \el üstünde 珍贵的, 爱不释手的 -i \el üstünde gezdirmek 珍视, 爱不释手 \el üstünde gezmek 讨人喜欢, 令人喜爱 -i \el üstünde tutmak 1) 敬重, 崇拜 2) 珍视, 爱不释手: Ben de onu çok sevmiş, el üstünde tutmaya çalışmıştım. 我也很喜欢它, 对它爱不释手。\el varmamak 不敢 \el vermek 1) 旧́ 帮助, 伸出援助之手: Bir (或 sağ) elin verdiğini öbür (或 sol) elin duymasın. 成́ 助人莫声张。 2) 旧́ 赋予某人某种权力 3) 准许某人行医 4) (牌戏中)输牌 \el vurmak 1) 击掌呼唤 2) 做, 干: Musevîler cumartesi günleri hiç bir işe el vurmazlar. 犹太教徒星期六全天什么事也不做。\el vurup etek silkmek 放弃从事的某项工作, 半途而废 \el yarası 皮外伤 \el yatkınlığı 技能, 熟巧: El yatkınlığı bir hayli tecrübenin sonunda kazanılabilir. 熟能生巧。- den \el yıkamak 洗手不干; 不再管 \el yordamıyla (暗中)摸索着: Mehmet, merdivenin ayağına koyduğu ufak petrol lâmbasını el yordamıyla bulmuş, yakmıştı. 艾哈迈德摸索着找到了放在楼梯扶手上的小油灯, 点亮了它。\el yumak 洗手不干 \elde ağza yaşamak 一天的所得只够糊口 \elde avuçta (ne varsa) 所有财产 \elde avuçta bir şey kalmamak 一无所有, 两手空空: İki konağı da satınca elde avuçta bir şey kalmamıştı. 他把两套宅子也卖了, 现在是两手空空, 一无所有。Ne ile elbise ve düğün yapacaklardı? Elde avuçta bir şey kalmamıştı. 他们用什么置办礼服, 举行婚礼呢?他已经一无所有了。\elde bir 肯定能实现的事: Takım oluştururken Ahmet elde bir, iki kişi daha bulunca tamam olur. 球队成立时, 肯定会有艾哈迈德, 再找两个人, 就齐了。Guoan’nın galip geleceği elde bir ama kaç gol atacağını tahmin etmek güçtür. 国安队肯定能赢, 但能进几个球却不好说。\elde bulunan 手头现有的: Damdaki tavuktan elde bulunan serçe daha iyidir. 成́ 屋顶上的母鸡虽肥, 不如手里的麻雀香。-i \elde etmek 1) 拥有; 获得, 得到, 搞到: İlk önce ikisinin el yazısını elde edeceğiz, sonra bu mektupla karşılaştıracağız. 首先我们要搞到他俩的笔迹, 然后再同这封信作比较。O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi? 那双美丽的黑眼睛, 难道他再也不能拥有了吗? 2) 争取, 拉来, 拉到, 招来, 招引, 吸引: Davayı, karşı taraftan birilerini elde etmek suretiyle kazanmışlardı. 他们通过争取对方的人, 打赢了这场官司。Galiba onu elde edemedin. 你大概没能把他拉过来。\elde maddeler 呆信(或其他邮件等) \elde kalmak 1) 在某人控制下 2) 卖不出去: Bu mallar elde kaldı. 这些货砸在手里了。 3) 剩余, 节省, 富余: Elde sadece salı, çarşamba ve perşembe günleri kalıyor. 只剩下星期二、星期三、星期四这3天了。\elde olmak 能做: Aslında çocukları dövmemek gerekir ama bazen elde olmadan dövüyor insan onları. 的确不应该打孩子, 但是有时人们也是不得已而为之。\elde olmamak 是某人力所不及的, 无法左右 \elde tutmak 1) 数́ 进位 2) 霸占, 攫为己有 3) 控制(局面等) \elde yok avuçta yok 穷得一无所有的: Kızlarımın açılıp saçılmasına ben de razı değilim ama ne yapalım elde yok avuçta yok. 我也不愿意我的女儿穿得破衣烂衫, 可是我怎么办呢?我穷得一无所有。\eldeki 手头现有的 \eldeki hamuru iyi yoğurmak 转́ 充分利用现有的条件 \elden 1) 亲自, 直接: Dilekçenin cevabını elden aldı. 他直接收到了请愿者的答复。 2) 由专人: Parayı elden yolladı. 他托人把钱带去了。\elden ağıza yaşamak 仅够糊口 \elden almak 以出厂价购买, 不经过中间商而直接购买: Geçen Kurban Bayramında koyunları elden aldığımız için ucuza mal etmiştik. 上次古尔邦节我们的羊是直接从农民那里买来的, 所以很便宜。\elden ayaktan düşmek (或 kalmak, kesilmek) 年老体衰手脚不利索; 累倒; 病倒 \elden ayaktan olmak 失去手和脚 -i \elden bırakmak (或 koymak) 放弃: O ne kadar öfkelense insanlığı elden bırakmaz, yine de yardım eder. 他不管多么生气, 仍然不失人情味, 去帮助别人。-i \elden bırakmamak 爱不释手 \elden çıkarmak 1) 卖, 出手, 转让, 卖掉: Eskilenden bir kısmını yok pahasına elden çıkarmak gerekecek. 应该把部分旧物以非常低廉的价格出手。Evin en pahalı eşyalarını el altından elden çıkarmıştı. 他偷偷地把家里最值钱的家具都卖了。 2) 出牌, 垫牌 \elden çıkmak 脱手, 被售出: Koca konak de pek az fiyatla elden çıkmıştı. 大宅院也以很低的价钱买掉了。Bu son tarlayı de elden çıkarmayı düşünüyoruz. 我们打算把最后这块地也卖了。\elden düşme 1) 二手的, 用过的, 旧的: Elden düşme bir araba satın alınır. 可以买一台二手车。Elden düşme aldığımız araba, yenisinden daha dayanıklı çıktı. 我们买的二手车比新车还耐用。 2) 低价交易的, 廉价的 \elden düşürmek 放下, 抛在一边: Bu kitabı bitirinceye kadar elden düşürmedim. 我一口气看完了这本书。 (bir şey) \elden \ele dolaşmak 1) 传来传去, 流传, 多易其主: \elden \ele dolaşan kitap 流传的书 2) (女人)恶名远扬 \elden \ele düşmek 从一人之手转到他人之手, 从一个人传给另一个人 \elden \ele geçmek 更换主人, 易主: Bu arsa elden ele geçti sonunda biz satın aldık. 这块地皮已经倒手, 最后我们买了下来。\elden \ele gezmek 更换主人, 易主 \elden geçirmek 检查: Pilot uçuştan önce motoru elden geçirmek zorunluluğundadır. 飞行员起飞前必须检查发动机。\elden geçmek 俗́ (女人)与男人发生性关系 \elden geldiği kadar 尽量, 尽力 \elden geleni eksik etmemek 全力以赴 \elden gelmek 1) 能, 会, 懂得: Depreme karşı elden ne gelir? 地震了, 怎么办?Hâdiseyi duyduğum anda yüreğim cızladı, fakat elden ne gelir? 听说出事了, 我感到很难过, 可是我该怎么办呢? 2) 拿出, 摆出, 交出: Aldıklarını elden gel bakalım. 把你拿的东西交出来!Oğlum mangizleri elden gel bakalım. 小子, 把钱交出来。\elden gitmek 1) 不会, 不懂: Herkesin ayağı suya eriyor, hekimlik elden gidiyor. 大家恍然大悟, 他原来并不懂医术。 2) 失踪, 下落不明; 消失: Tıpkı kendisine benzeyen kara yağız erkek evlât elden gitmiş. 那个长得酷似他的皮肤黑黝的男孩失踪了。\elden kaçırmak 失去, 错过: Ben akıllı olmasaydım, bu kelepiri elden kaçırdım. 我要是不聪明些, 这么便宜的东西就错过去了。\elden kaçmak 失去 \elden kovuşturmak 催办, 督办: Verdiğim dilekçenin cevabını, elden kovuşturduğum için çabuk alabildim. 在我的催办下, 我的申请很快就有了下文。\elden koymamak 爱不释手 \ele alınır 相当好的, 有用的, 趁手的, 好使的 \ele alınmaz 非常坏的; 毫无用处的, 不好使的: Bu araba ele alınmaz, çok eskimiş. 这辆车一点儿用也没有, 太旧了。\ele almak 1) 研究, 讨论; 调查: Bunlar da daha çok genel, objektif, akademik açıdan ele alınmıyor. 还没有更全面地客观地从理论上来讨论这些问题。 2) 着手处理, 着手进行: Siz bu işi şahsen ele almalısınız. 这事儿您得亲自干。Sizce, hükûmet öncelikle hangi konuları ele almalı? 您认为政府应该优先处理哪些问题? 3) 毒打, 狠揍 \ele avuca sığmamak 1) 不听话; 顽皮: \ele avuca sığmayan bir çocuk 一个不听话的孩子 2) 放荡不羁, 任性: Büyüdükçe eski uysallığını kaybederek ele avuca sığmaz oldu. 他长大了, 就不太那么随和了, 变得放荡不羁。 3) 急性子: Bu çocuk da senin gibi ele avuca sığmıyor. 这孩子和你一样, 也是个急性子。 4) 不遵守一定的规范: Şiiri nazımla nesirden ayıran hususiyetler üzerinde durmaya çalışacağım. Daha doğrusu o hususiyetlerin nasıl ele avuca sığmaz şeyler olduğunu söyleyeceğim. 我要讲一讲诗同韵文的区别, 更确切地说, 我要说一说这些区别是怎样的模糊不清。\ele ayağa bakmak 乞求, 哀求, 央求, 恳求 \ele bakmak 1) 看手相 2) 期盼得到帮助 \ele \ele vermek 携起手来, 联合起来 \ele geçirmek 1) 抓, 捉, 拘捕, 逮捕: Polis, hırsızları ele geçirdi. 警察抓住了窃贼们。Kurtlar bir sürü koyuna göz dikmişler, ele geçirmek istiyorlarmış. 一群狼盯上了一群羊, 想夺过来。 2) 获得, 得到, 占有, 夺取: Fabrikanın bütün hisse senetlerini şirket ele geçirdi. 公司获得了工厂的全部股票。\ele geçmek 1) 被捕, 被捉住; 被抓住: Nihayet bir defasında tam iki ay izini kaybetmiş, bir türlü, ele geçmemişti. 最后一次整整两个月不知道他的下落, 根本无法抓到他。Fırsat her vakit ele geçmez. 成́ 机不可失, 时不再来。 2) 被占领, 被夺取 3) 找回来, 挽回: Yiten vakit bir daha ele geçmez. 失去的时间是无法挽回的。Küçücük birşey için kızarıp morarma azizim, canına acı, herşey gelir geçer, fakat sıhhat bir daha ele geçmez. 亲爱的, 别为点儿小事生气, 要注意身体, 其他什么事情都好说, 可气坏了身体是不可挽回的。\ele gelmek 1) 被捉住 2) (孩子)长到齐胸高: Bebek büyüdü; ele geliyor. 孩子长大了, 都齐胸高了。\ele getirmek 找到, 得到 \ele girmek 被捉住 \eli ağır 1) 笨手笨脚的, 动作迟钝的: Eli ağır olduğundan arkadaşlarından daha az mal üretiyor. 他手脚太慢, 因此活儿比同事们干得少。 2) 手重的 \eli ağzına uymak 说的和干的一个样 \eli ağzına yetmemek 所得不够填饱肚子 \eli ağzında kalmak 惊慌失措, 不知所措, 惘然若失; 感到非常惊讶 \eli akçe tutmak 节俭 \eli alışmak 1) 成为专家 2) 养成习惯 -in \eli altında olmak 1) 在随手可以拿到的地方: Ders çalışırken her öğrencinin birkaç ana kitabı elinin altında bulunmalıdır. 在做功课的时候, 每个学生手边必须有几本课本。 2) 在某人的控制下, 在某人手心中, 完全在某人的支配下 -in \eli armut devşirmemek (或 toplamamak) 在殴斗中还击: Adamın eli armut devşirmediği için dayak da yermiş. 那个人也不是好惹的, 看来他也挨了打。Sen bana vurursan benim elim armut devşirmiyor ya! 你要是敢打我, 我的手也不是白长的。\eli aşta, gözü oynaşta 心不在焉 -in \eli ayağı bağlanmak 手脚被束缚: Bir evin içinde çocuk var mı, elin ayağın bağlandı demektir, artık ne iş görebilirsin, ne de bir yere gidebilirsin. 一个家庭一旦有了孩子, 就等于被栓住了手脚, 什么事都不能干, 哪儿也去不了。-in \eli ayağı bağlı 束缚住手脚的, 受约束的 -in \eli ayağı buz kesilmek 1) 手脚冰凉: Elim ayağım buz kesildi. Üşüyorum konyak içmeliyim. 我手脚冰凉, 浑身发冷, 必须喝点儿酒。 2) 呆若木鸡, 异常激动: Beni bir odaya götürdü. Elim ayağım buz kesilmiş, vücudumun her tarafı titriyordu. 他把我领进了一个房间, 我非常紧张, 浑身发抖。\eli ayağı çözülmek 手脚瘫软: İşten çıkarıldığını öğrenince eli ayağı çözülmüş. 他得知自己被解雇的消息后手脚瘫软了。-in \eli ayağı dolaşmak 手足无措, 不知所措: Çok heyecanlanınca eli ayağı dolaştı. 他非常激动, 手足无措。Onların gözlerini yaşlı görünce eli ayağı dolaşır, bir şey düşünemez olurdu. 老者一看他们的眼神, 就不知所措, 什么也想不起来了。\eli ayağı düzgün 漂亮的, 标致的, 俏的, 美丽的 -in \eli ayağı gevşemek 手脚发软: Sıcak bastırdı; elim ayağım gevşedi. 热浪袭来, 我手脚发软。-in \eli ayağı kesilmek 手足无措, 不知所措 -in \eli ayağı olmak 成为某人的帮手, 成为某人的助手; 对某人的工作有利 -in \eli ayağı şaşırmak 不知所措, 惊慌失措: Çocuktan kan gelmeğe başlayınca hepsinin eli ayağı şaşırdı. 孩子一出血, 大家就都慌得不知如何是好。-in \eli ayağı titremek (因害怕、激动等)手脚哆嗦 -in \eli ayağı tutmadan kalmak 冻得手脚不听使唤 -in \eli ayağı tutmak 手脚利索: Birkaç yıl sonra ne eli ayağın tutar, ne de gözleri görür. 几年之后, 他就会手脚也不能动了, 眼睛也看不见了。Elim ayağım tutarken doğrusu şu kızı baş göz etmek isterim. 我真想在我手脚还能动的时候把这个女儿嫁出去。-in \eli ayağı zangır zangır titremek 浑身瑟瑟发抖: Murat Bey’in hiddetten eli ayağı zangır zangır titriyordu. Yerinden fırlayıp Ali’yi bir iyi tepeliyecekti. 穆拉特先生气得浑身发抖, 冲上去就要打阿里。-in \eli ayağına dolaşmak 不知所措, 手足无措, 手忙脚乱 -in \eli aza varmamak 习惯于大把进大把出 \eli bayraklı 1) 持旗的 2) 转́ 蛮横无礼的, 爱吵架的: Kasımpaşa karısı gibi \eli bayraklı 母夜叉 \eli belinde 转́ 蛮横无礼的 \eli boş 1) 无所事事的, 失业的 2) 两手空空的 -in \eli boş çevrilmek 失望而归, 无功而返, 空手而归 -in \eli boş çıkmak 失望, 失败 \eli boş dava gütmek 瞎折腾, 做无谓的努力 \eli boş dönmek 空手而归, 无功而返 \eli boş durmak 游手好闲 \eli boş gelmek 空手而归, 无功而返 \eli boş geri gelmek 空手而归, 无功而返 \eli boş gitmek 空手去: Arkadaşının evine eli boş olarak gitmezdi. 他从不空着手去朋友家。\eli boş kalmak 大失所望: Fakat bütün gayretine rağmen eli boş kaldığını itiraf ediyordu. 但是他承认, 虽然尽了力, 依然是一无所获。-in \eli boş olmak 空闲, 无事: Eliniz boş olunca TV’yi onarmak için geliniz. 你要是有空, 就来把电视修修!\eli boş varmak 失业 -in \eli böğründe kalmak 1) 失败, 完蛋: O ölünce iki elimiz böğrümüzde kaldı. 他一死我们就完了。 2) 无事可做, 束手无策, 一筹莫展: Uğraştım, didiştim, yine birşey yapamadım, elim böğrümde kaldı, doğrusu bu durum beni çok üzüyor. 说实话, 让我非常难过的是, 我碌碌无为, 一筹莫展。\eli çabuk 麻利的, 勤快的: Senelerden beri bir eli çabuk hizmetçi bulamadım gitti. 几年了, 我都找不到一个勤快的佣人。-in \eli cebine gitmemek (或 varmamak) 舍不得掏钱, 吝啬: Çok tutumlu biri oldu; eli cebine varmıyor. 他是一个很节俭的人, 舍不得花钱。-in \eli daldan kaymak 无依无靠, 失去依靠 -in \eli dar (da) olmak 手头拮据: Borcumu elim darda olduğu için iki ay sonra ödememe müsaade etmenizi rica ederim. 我手里现在没钱, 请您允许我过两个月再还您的钱。Bu günlerde babamın eli dar; istediğimiz bilgisayarı satın alamaz. 目前爸爸手头紧, 买不起我们要的电脑。Şu sıralarda elim dar, onun için bu tür işlere girişemem. 眼下我手头拮据, 这种生意我还做不了。-in \eli daralmak 手头拮据: Bugünlerde eli iyice daraldı. 最近他手头很紧。-in \eli değmek 有机会, 有时间: Yola çıkarken tanıdıklara, sevdiklere bile selâm bırakmağa elimiz değmedi. 我们走的时候没来得及向熟人, 甚至我们的亲人打招呼。\eli değnekli 乖僻的, 不合群的, 难于共处的 -in \eli dursa ayağı durmamak 好动, 手脚不停, 调皮, 不听话 \eli düzgün 手巧的, 身手敏捷的 -in \eli ekmek tutmak 自食其力: İşi var, eli ekmek tutuyor. 他有工作, 已经自食其力了。-in \eli erişmek 有机会, 有时间 -in \eli ermez gücü yetmemek 走投无路, 无能为力 -in \eli geniş olmak 富裕, 有钱, 手头阔绰: Şu günlerde elimin geniş olmadığını anladığın hâlde bana yine baskı yapmakta devam ediyorsun. 明知道我现在手头不宽裕, 可是你还是这么逼我。-in \eli genişlemek 变阔, 发财: İlerde elimiz genişler de borcumuzu öderiz. 以后我们有钱了, 会把债还清的。\eli gitmek 想抓住 -e \eli gitmemek 不愿做, 不会干 -in \eli hafif 手轻的, 动作轻的: Hemşire hanımın eli çok hafif; hiç acıtmadan iğne yaptı. 护士小姐的动作很轻, 打针一点儿都不疼。-in \eli hamur karnı aç 白忙活的, 为他人做嫁衣的: Çok çalıştığım hâlde elim hamur karnım aç. 我很忙, 却是为他人做嫁衣。-in \eli iki yanına gelmek 1) 撒手人寰, 故去 2) 死后了帐 -in \eli işe yatkın 手巧的, 能干的: Elleriniz işe yatkın olmaktan çok, kollarınız güçlü. 你们的手不巧, 但是胳膊很有劲。\eli işe yatmak 有工作能力, 能干, 手巧, 办事麻利, 勤快: Eli işe yatıyor. 他干活很勤快。Elim hiç bir işe yatmadı. Ömür sürdüm faydasız. 我肩不能担, 手不能提, 这一辈子过得一点儿意思也没有。\eli işlemek 勤劳能干 \eli işte, gözü oynaşta 心不在焉: Eli işte gözü oynaşta olan kişi işinde başarılı olamaz. 心不在焉的人一事无成。İşlerini elbette beğenmezler, çünkü ağzı aya gözü çaya bakıyor, eli işte gözü oynaştadır. 他们肯定不喜欢他们的工作, 因为他们漫不经心, 心不在焉。\eli kadar 巴掌大的, 很小的 \eli kalem tutmak 擅长于写作: Saz sanatkârı bütün kedileri sever. Aynı zamanda eli kalem tuttuğundan sevdiği kedilerin bir bir hikâyesini yazar. 这位塔尔琴演奏家喜欢各种各样的猫, 同时擅长于写作, 因此写下了一个个他所喜欢的猫的故事。-e \eli kırılmak 1) 习惯于, 擅长于; 熟练, 有经验, 老练 2) 不会伤害他人 \eli kısa 俚́ 无能的, 没本事的 -in \elı kolu bağlı 束缚住手脚的, 受约束的 -in \eli kolu bağlı kalmak (或 durmak) 被缚住手脚, 做事没有自由, 束手就擒: Düşman askerleri şu tepenin ardından görünüverirse, elin kolun bağlı durabilir misin? 一旦敌军突然从那座山峰背面出现, 你不就要束手就擒了吗?\eli koynunda 1) 失败, 完蛋, 没有出路的, 束手无策的: Kuraklık yüzünden çiftçilerin eli koynunda kaldı. 面对干旱, 农夫们束手无策。İşittiklerinin hiçbirine kulak asmadın, şimdi böyle elleri koynunda oturuyorsun. 你过去一句话也听不进去, 现在没辙了吧! 2) 无所事事的 3) 老实巴交的, 不爱惹事的, 沉默寡言的 -in \eli kulağında 1) 快到, 临近: akşamın \eli kulağında iken 当夜幕降临时 Bayramın eli kulağındadır. 节日快到了。 2) 警惕的, 警觉的, 准备好的 -in \eli kurumak 手不能拿东西, 手废了: Eli kurusun! 把他的手废了!\eli maşalı 蛮横无礼的(女人): Kasımpaşalı \eli maşalı 母夜叉 -e \eli olmak 插手, 参与, 有联系: Şu hâlde Ali Bey'i Ahmet'in ölümünde de eli olanlardan saymak lâzım geliyordu. 如果是这样的话, 应该认为阿里先生同艾哈迈德的死也有关系。\eli öpülür adam 受尊重的人: Ali Bey deyip geçme, eli öpülür adamdır. 别把阿里先生不当回事, 他可是一个受人尊重的人。-in \eli para görmek (或 tutmak) 变富, 变阔, 到手很多钱: Elin para tutuyor. Kızı istersen, babası da vermeğe yanaşırsa, alır mısın? 你现在有钱了, 如果你想娶那姑娘, 她的父亲也同意, 你娶她吗?\eli pek 吝啬的, 小气的: Ali usta eli pek bir adamdır. 阿里师傅是一个很小气的人。\eli silâh tutmak 会使用武器: Halk arasında da eli silâh tutan büyük bir kalabalık bulunuyordu. 民间也有很多人会使用武器。\eli sopalı 好斗的, 好打架的, 迷信武力的 \eli şakağında 烦恼的, 焦虑的, 忧郁的: Biraz küskün, daima eli şakağında. 他有点儿不高兴, 总是一副忧郁的样子。\eli tartısız 无度的, 大手大脚的: Eli tartısız kadın bir evi kolay kolay geçindiremez. 大手大脚的女人管不好家。\eli taş altında kalmak 无可奈何, 束手无策, 一筹莫展 \eli terazili 有绝招的, 有绝活的, 技艺高超的 \eli uğurlu 手气好的 \eli uz 灵巧的, 能干的, 熟练的; 有绝招的, 有绝活的, 技艺高超的: Elinden her iş gelir, eli uzdur. 他心灵手巧, 什么活儿都能干。\eli uzun 1) 势力大的 2) 什么都会干的 3) 小偷 \eli üstün olmak 胜人一筹 \eli üstünde tutmak 很看重, 爱不释手 -e \eli varmamak 不愿做, 不会干: Babasına kötülük etmeye eli varmadı. 他是不会害他的爸爸的。Bahçemizdeki çiçekleri seyretmeye elim varmıyor. 我不想去花园去看花。Temiz yere kolay çöp atamazsınız. Eliniz varmaz. 您不会随地扔垃圾, 您不会这样做。\eli yakasında olmak 向某人要求自己的权利, 向某人讨说法 -e \eli yatkın 熟练的, 有经验的, 老练的: Ali’nin onarım işlerine el pek yatkındır. 阿里很擅长于维修。-e \eli yatmak 擅长于, 善于, 习惯: Daha çatal ve bıçağı tutmasına eli yatmamıştı. 那时他还不习惯使用刀叉。Ev işlerinde annesine yardım eder, hattâ onun örgülerine, gergeflerine biraz eli yatardı. 她会帮妈妈干家务, 甚至颇善于编织和刺绣。\eli yerden gökten kesilmek 得不到任何帮助; 叫天天不应, 叫地地不灵 \eli yordamlı 灵巧的, 熟练的 \eli yufka 手头拮据的, 贫困潦倒的, 艰难度日的 \eli yumuk katı canlı 一毛不拔而又铁石心肠的 \eli yüreğinin üstünde olmak 不安地等候, 焦虑不安的期待着(不好的结果) \eli yüzü düzgün 漂亮的, 标致的, 俏的, 美丽的: \eli yüzü düzgün bir kadın 一位标致的女子 Eli yüzü düzgün köy ve kasabalarda geçerek nihayet şehre ulaştık. 我们穿过美丽的村庄和小镇, 终于来到了城里。\elim ve valım 非常痛苦的, 非常可怕的 \elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi 一呼百应 \elin nur topu gibi kız 掌上明珠 -in \elinde 1) 掌握: Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım. 我把属于我的所有钱都投进了这座房子。Mal onun elindedir. 财产在他的名下。 2) 在某人的照顾下, 在某人的监控下: Çocuklar bu kadının elinde büyüdüler. 孩子们在这位妇女的看护下长大了。-in \elinde avucunda nesi varsa 全部财产: Elinde avucunda nesi varsa kumara toplumumuzda çokça rastlanır. 在我们这个社会上, 倾家荡产去赌博的人比比皆是。-in \elinde avucunda bir şey kalmamak 一无所有, 两手空空: Bu kadar çok harcasan yakında elinde avucunda bir şey kalmaz. 你再这么花销无度, 很快就会一无所有, 两手空空。Öyle bir hale düştü ki Elinde avucunda bir şeyciği kalmadı. 他已经沦落到了这种地步, 一无所有, 两手空空。-in \elinde bulunmak (或 olmak) 拥有, 占有, 持有 -in \elinde büyümek 被抚养大: O da senin gibi elimizde büyüdü. 和你一样, 他也是我们抚养成人的。\elinde ekşimek (被)延误, (被)耽误 -in \elinde kalmak 1) 在某人的看护下, 在某人的控制下 2) 砸在手里, 卖不掉: Pazarcının sebzelerinin yarısı elinde kalmış. 小贩的菜有一半儿没卖出去。\elinde kezzap suyu 毁灭一切的人 \elinde olmak 全力以赴, 力所能及: Okulda en yüksek notu almak elindeydi; ama düzenli çalışmadı. 在学校, 他要全力以赴拿最高分, 可是他学习不好。\elinde olmamak 无法左右; 由不得自己, 情不自禁地: Elinde olmadan başını kaldırdı ve göz göze gelince de konuşmak zorunda kaldı. 他迫不得已地抬起头, 彼此看见了, 他也就不得不说话了。Elinde olmadan gülümsedi. 他情不自禁地笑了。Ali da, elinde olmaksızın çocuktan söz ederken kendi karısına beddua ediyordu. 阿里一提到孩子就情不自禁地要骂他的老婆。-i \elinde tutmak 1) 垄断, 独占; 专营, 专利; 控制: Piyasayı elinde tutuyor. 他已经控制了市场。Tütün satışlarını devlet elinde tutuyor. 国家垄断着烟草销售。 2) 不卖 \elinden 因为, 由于: senin \elinden 因为你的原因 -in \elinden almak 夺走: Bir evlâdım vardı, Allah elimden aldı, bağrıma taş basarım. 我曾经有一个孩子, 真主把他召回去了, 我认命。-in \elinden bir iş gelmek 什么事都会做: Elinizden iki paralık iş gelmez. Siz adam olsanız ben böyle insanları semtime mi uğratırım. 你们什么都不会做, 如果你们能干的话, 我还要这些人干什么?-in \elinden bir kaza çıkmak 惹祸, 搞出不好的事: Belki elinden bir kaza çıkar diye evine girmeye cesaret edemedi. 他大概又惹祸了才不敢回家。Elimden bir kaza çıkmıyacak. 我不会惹事生非的。Elinden bir kaza çıkmakla hem kendi ocağını, hem kardeşinin ocağını söndürmüş oldu. 都是他惹的祸, 不仅害了他自己一家, 还害了他哥哥一家。-in \elinden bir sakatlık çıkmak 惹祸, 搞出不好的事 -in \elinden bir şey gelmek 什么事都会做: Yüreğim kurşun olduğu hâlde elimden ağlamaktan başka bir şey gelmiyor. 虽然我的心是铅做的, 我也忍不住哭了。-in \elinden bir şey kurtulmamak 没有干不成的事情: Azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz. 世上无难事, 只怕有心人。\elinden çekmek 讨厌, 厌恶 -in \elinden çıkmak 出自某人之手: Bu kitap benim elimden çıktı. 这本书是我写的。Elbisenin kumaşı iyi değil ama, iyi bir terzi elinden çıktığı belli. 这件衣服的质地不好, 但做工考究。-in \elinden düşürmemek 爱不释手: Babam bu kalemi pek sever; onu hiç elinden düşürmez. 爸爸很喜欢这只笔, 爱不释手。-in \elinden geldiğince 极力, 尽力, 全心全意地: Kendisi de tam karşıma geçmiş; elinden geldiğince bana iyi davranıyor ve daha çok benimle ilgileniyordu. 他也坐在我的对面, 殷勤地招待我, 对我特别偏爱。Çetin Bey baba adamdır, elinden geldiğince herkese iyilik eder, yardımını esirgemez. 切廷先生是一个好人, 尽心尽力地为大家做好事, 毫不吝啬地帮人排忧解难。-in \elinden geleni ardına (或 arkasına) koymamak (或 bırakmamak) 坏事做尽: Senin tehditlerin beni yıldıramaz, elinden geleni ardına koyma. 来吧!有什么招数全使出来吧!你吓不倒我。Tehditlerine kulak asmam, elinden geleni ardına koyma. 我不怕你的威胁, 来吧!有什么招数全使出来吧!-in \elinden geleni yapmak 尽力而为: Başarmak için elinden geleni ifa etmekte. 他正在竭尽全力争取成功。Biricik çocuğu için elinden geleni yapmıştı. 他为自己的独生子费尽了心血。-in \elinden gelmek 能做: Ne şiir yazmak elimden gelir, ne roman. 无论是作诗, 还是写小说, 我都不会。Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur. 成́ 我已尽力而为; 我把吃奶的劲都使出来了。-in \elinden gelmemek 不能做, 干不了, 办不成: Adağın nerede kaldı, meseleyi kolaylıkla halledeceğini söylemiştin, hâlbuki baş yarmaktan başka birşey elinden gelmedi. 你是怎么答应的?你说你办这件事容易得很, 可是除了添乱你什么事情也办不成。Bu iş elimden gelmez. 这件事我干不了。Elinden gelmiyen iş yoktur. 没有他不会的事。\elinden gelse bir kaşık suda boğmak 欺软怕硬, 吃柿子拣软的捏 -in \elinden hiçbir şey kurtulmamak 门门在行, 事事精通: Her işten anlıyor; elinden hiç bir şey kurutulmuyor. 他无所不通, 没有他干不了的事。-in \elinden içmek 受款待, 被请客 \elinden incinmek 挨骂 -in \elinden iş çıkmak 做, 干 -in \elinden iş çıkmamak (做事)磨磨蹭蹭, 拖拖拉拉 -in \elinden iş gelmek 做, 干: Elinden bir iş gelmez; ama bize ağız satıyor. 他什么也干不了, 可是仍向我们夸口。-in \elinden iyi iş gelmek 有才干, 有本事 \elinden kabuklu koz yenmez 不讲卫生的人 -in \elinden kan çıkmak 犯罪: Kırk kanını Allah'a affettirmeğe çalışırken kazara, elinden yeni bir kan çıkmıştı. 当他试图请求真主饶恕他的种种罪行时, 他又意外地犯了新罪。-in \elinden koymak 不放手, 不松手: Kitabı bütün gün elinden koymadı. 她成天手不释卷。-in \elinden kurtulmak 摆脱, 逃脱: Kuş olsan da kurtulmazdın elimden / Eğer görsem idi gözümle seni. 只要是让我盯上了, 你就插翅难飞。-in \elinden tutmak 帮助, 帮忙, 援助; 接济; 关心: Annem elimden tutuyor. 我妈妈在帮我。Sizden çok iyilikler gördüm. En müşkül bir zamanda elimden tutunuz. 我得到了您的鼎力相助, 在我最困难的时候, 您拉了我一把。\elinden uçmak 失去, 丧失 \eline ağır 1) 手脚不利索的, 笨头笨脑的, 迟钝的, 反应慢的 2) 不想还债的, 赖帐的: Borç para vermeye tövbe ettim, kimisi aldığını vermiyor, kimi eline ağır oluyor. 我发誓再也不借钱给别人了。有些人借了不还, 有些人还想赖帐。-in \eline almak 1) 掌管, 负责, 看管: Tahliye edilirse bilâhare onun idaresini elime alacağım. 如果他要撤离的话, 以后他那个部门将由我来掌管。 2) 承担, 尝试 -e \eline ayağına kapanmak (或 sarılmak, düşmek) 跪下乞求, 恳求, 苦苦哀求: Eline ayağına düşüp bir maval okusan belki paçayı kurtarırdın. 如果你跪下来哀求, 再说些好话, 也许你早就解脱了。\eline ayağına üşenmemek 勤快 -in \eline bakmak 1) 靠某人养活: Beş nüfus benim elime bakıyor. 我养活着5口人。Bir senedir burada oturuyorlar, o adamın eline bakıyorlar. 他们在这里住了一年了, 一直靠那个人养活着。Yaşlanınca çocuklarının eline bakmak zordur. 他老了以后很难指望儿女养活他。 2) 渴望帮助 3) 看某人带什么来了, 看某人拿着什么东西 \eline çabuk 效率高的, (办事)麻利的: Eline çok çabuktur. 他办事很麻利。-in \eline değmek 收到: Mektup elime değmedi. 我没有收到信。-in \eline doğmak 从小就认识: A, Ahmet'i nasıl tanımam? Elime doğdu. 嗨!我怎么能不认识艾哈迈德?他是我看着长大的。-in \eline düşmek 1) 被占领: Kale düşman eline düştü. 要塞落入敌人之手。 2) 被抓住: Haydutların eline düştü. 他落到了强盗之手。Polisin eline düştü. 他落入警察之手。 3) 被控制: Eline düşersem beni muhakkak öldürürdü. 我要是落在他的手里, 他非杀了我不可。Yıllar önce bana oyun oynamıştı; şimdi elime düştü. 几年前他耍了我, 现在可落在了我的手里。 4) 碰到, 遇见: Çocuk iyi bir öğretmenin eline düştü. 孩子遇到个好老师。 5) 需要: Elbet bir gün elime düşersin. 总有一天你会需要我的。\eline erkek eli değmemiş olmak (姑娘)贞洁 \eline eteğine doğru 无罪过的, 无污点的, 纯洁的 \eline eteğine sarılmak 乞求, 恳求, 哀求 \eline fırsat düşmek (或 geçmek) 抓住机会 -i \eline geçirmek 1) 得到, 获得, 搞到, 拿到: O yazma eseri sahaflarda elime geçirtim. 那本手抄本的东西是我从旧书店搞到的。Eline geçirince dibine darı ekmeden bırakmaz. (钱)一到手, 他是不花光用净不罢休。 2) 抓住, 抓获: İşte seni elime geçirdim, koca canavar! 好!我可抓住你了, 你这个大坏蛋!Bir elime geçirirsem seni eşek sudan gelinceye kadar döverim. 我要是能抓到你, 一定会好好收拾你一顿!-in \eline geçmek (或 girmek) 1) 获得, 赚得, 挣得: Evi sattım, elime bin iki yüz dolar kadar bir şey geçti. 我卖了房子, 获得了大约1200美元的东西。Eline geçen paranın çoğu da çoluğa çocuğa gidiyor. 他挣点儿钱大都花在老婆孩子身上了。 2) 遇见, 找到: Eline geçen her kitabı okur. 没有他不看的书。Geçen gün sandığı karıştırırken elime işlemeli çevreler geçti. 前天我翻我的箱子, 翻出了几块绣花手帕。 3) 收到, 得到: Bu mektuplardan birkaç tanesi elime geçti. 这些信有几封我收到了。 4) 扣押, 扣留, 抓住: Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin. 我们把花瓶拿开吧!别让孩子够着了!-in \eline kalmak 由某人照管: İki yaşında iken elime kalmıştı. Şimdi on sekiz yaşında. 他两岁的时候我带过他, 现在他已经18岁了。(-i, -in) \eline sıkıştırmak 悄悄地给东西 -in \eline su dökememek 某人比某人差远了, 远远不如; 望尘莫及: Ali onun eline su dökemez. 阿里给他提鞋还不配呢!Şimdikiler onların eline su dökemez. 现在这些人比他们差远了。\eline tetik 勤快的, 麻利的, 利索的 (-i, -in) \eline tutuşturmak 悄悄地给东西: Bir şey demeden mektubu elime tutuşturdu. 他一声不吭, 悄悄地把信塞到我手里。\eline yüzüne bulaştırmak 弄得灰头土脸的, 工作没做好 \elini ayağını bağlamak 束缚手脚 \elini ayağını kesmek (或 çekmek) 不让去某处 - den \elini ayağını öpmek 哀求, 央求: Elini ayağını öpeyim. 我求求你啦!\elini bırakıp ayağına sarılmak 哀求, 央求 \elini ceb (in) e atmak 掏钱 \elini çabuk tutmak 快干, 麻利: Elini çabuk tut kız, misafirlere kahve götüreceksin. 姑娘, 麻利点儿, 把咖啡给客人们送去!Şoförümüz elini çabuk tutmasaydı, bir kazanın meydana gelmesi işten bile değildi. 要不是我们的司机手脚麻利, 很容易出交通事故。Yavrum kapana tutulmak istemiyorsan elini çabuk tut. 小子!你要是不想被抓住, 就手脚麻利点儿!- den \elini eteğini çekmek 切断联系, 退出: Odasına kapandı. aylarca dünyadan elini eteğini çekti. 他闭门不出, 已有数月与世隔绝了。Bir yaşlı akrabam elini eteğini siyasetten çektiken sonra gül yetiştirmeye başladı. 我的一位上了年纪的亲戚退出政界之后开始养植玫瑰花。-in \elini eteğini öpmek 哀求, 央求: Onun bunun elini eteğini öpmek süretiyle bu mevkiye geldi. 他四处求人, 才得到了这个职位。\elini kalbine (或 göğsüne) koymak 公正, 公平, 凭良心 \elini kaldırmak 挥手, 招手: Elini kaldırarak taksiyi durdurdu. 他挥手拦了一辆出租车。\elini kana bula (ştır) mak 双手沾满鲜血, 伤人, 杀人: Kavga edenler ellerini kana buladılar. 斗殴者们浑身是血, 有死有伤。\elini kesmek 阻挠, 阻止 -in \elini kolunu bağlamak 束缚手脚; 约束: Bu çocuk elimi kolumu bağlamasa ben de çalışmak isterim tabiî. 要不是这个孩子拴住了我的手脚, 我当然也愿意去工作。\elini kolunu sallaya sallaya gelmek 空手而来, 空手而归, 一无所获 \elini kolunu sallaya sallaya gezmek 自由自在地周游, 漫游: Bütün memleketi, elimi kolumu sallayarak serbest ve rahat dolaşmağa başlamıştım. 我开始自由自在地漫游全国。\elini kulağına atmak (在唱歌时)使手置于耳后 \elini oğuşturmak 踌躇不安: Ali epeyce gecikti, nihayet elleri oğuşturarak içeri girdi. 阿里迟到得太多, 最后踌躇不安地进来了。\elini oynatmak 1) 不惜钱财 2) 抓紧干: Haydi elini oynat ta bitir şu işi. 嗨!抓紧快把这点儿活儿干完。\elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi) 一呼百应 \elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak (或 değdirmemek, koymamak) (在家)什么活都不干; 衣来伸手, 饭来张口; 转́ 娇生惯养 \elini sıkmak 握手: birbirinin \elini sıkmak 互相握手 -e \elini sürmemek 1) 不碰, 不能摸 2) 不屈尊做, 不做 \elini şakağa koymak 认真思索 \elini uzatmak 帮助, 援助: Kızılay, yoksullara elini uzatır. 红新月会救助穷人。\elini üstüne koymak 触摸: Hemen o yöne doğru gitti, yere eğilip ellerini üstüne koydu. 他连忙跑过去, 弯下身子, 用两只手去摸。-e \elini veren kolunu (或 ayağını) alamaz 欲壑难填的, 得寸进尺的, 得陇望蜀的: Aman uyanık ol; ona elini veren kolunu alamaz. 你可要当心!他这个人欲壑难填。\elini vermek 1) 旧́ 帮助, 伸出援助之手: Bir (或 sağ) elin verdiğini öbür (或 sol) elin duymasın. 成́ 助人莫声张。 2) 旧́ 赋予某人某种权力 3) 准许某人行医 4) (牌戏中)输牌 \elini vicdanına koyarak konuşmak (或 söylemek) 凭良心说话 \elini vicdanına koymak 公正, 公平, 凭良心 \elini yıkamak 洗手不干; 不再管 \elini yüzüne almak 硬着头皮去求人 \elinin altında 在手头, 在身边, 手下的; 唾手可得: Elinin altındaki asker pek azdı. 在他身边的士兵不多。Siz daha elinizin altındaki iki üç kopuğa söz geçiremiyorsunuz. 您别再吩咐您手下的那两、三个游手好闲者做什么事了。\elinin hamuruyla erkek işine karışmak 妇女试图做力所不及的事 \elinin körü 1) 住嘴! 2) 难以理解的, 嘈杂的: Acentenin açık arka pencerelerinden her gün işittiği elinin körü bir lisanın yaygarası sokağın ortasına düşüyor. 大街上每天都可以听到办事处敞开的后窗里传出的嘈杂的叫喊声。\eliyle 以…为中介, 通过: Kardeşimin eliyle arkadaşıma mektup yolladım. 我让我兄弟给我的同事捎去一封信。\eliyle koymuş gibi 没有找地, 轻易地: Eliyle koymuş gibi rafta çay kavanozunu buldu. 他一下子就找到了放在架子上的茶叶筒。\eliyle koynunun arası kırk yıllık yol 铁公鸡一毛不拔 -in \elle tutulacak tarafı (或 yanı, yeri) kalmamak 1) 全面崩溃 2) 没有任何价值, 失去信任 3) 破烂不堪: Pantolonu o kadar eskimişti ki, elle tutulacak tarafı kalmamıştı. 这条裤子也太破了, 都提不起来了。\el (iy) le tutulur 真实的, 实际的; 非常明显的, 众所周知的 \elle tutulur gözle görülür (或 dille anlatılır) 看得见摸得着的, 实实在在的; 众所周知的: Ali'nin yakışıklılığı elle tutulur, dille anlatılır makbul bir yakışıklılık değildir. 阿里的英俊不是那种众所周知的公认的英俊。\ellerde gezmek 爱不释手, 非常喜爱 \elleri altında 手边的, 唾手可得的, 现成的: Ailelerin daima elleri altında bulunabilen malzeme ile güzel yemekler nasıl pişirilir? 怎么才能用家庭常备的材料做出可口的饭菜呢?\ellerini kavuşturmak 双手抱拳; 双手合十: Ellerini kavuşturarak kıza teşekkür etti. 他双手抱拳, 谢过了小姐。Kız, diz çöktü, küçük ellerini kavuşturdu ve duaya başladı. 小姐跪下身子, 双手合十, 开始许愿。\ellerini üstüne sürmek 用双手摸: Kirli ellerini üstüne sürme. 请你不要把脏手放在上面!\elleriyle çalışan 自食其力的
    ◆ El elden üstündür. 山外有山, 天外有天; 强中自有强中手, 能人之外有能人。El etek öpmekle ağız (或 dudak) aşınmaz. 阿谀奉承不吃亏。El öpmekle ağız aşınmaz. 该求人时且求人, 求人亦不丢人。El yarası geçer (或 onulur), dil yarası geçmez (或 onulmaz). 皮肉之伤好愈合, 恶语伤人恨难消。-in Eline sağlık 手艺真不错: Elinize sağlık, balık nefis olmuş. 您手艺真不错, 这道鱼做得太好了。Elinle ver, ayağınla ara. 借出容易索回难: Artık elinle ver, ayağınla ara, en iyisi hiç kimseye birşey vermezsin, sonra uğraşmaktan da kurtulursun. 借时容易还时难, 最好的办法是谁也不借, 免得以后麻烦。Eliyle hamur ovalar, gözüyle dana kovalar. (女人)心不在焉一事无成。Eller yukarı! 举起手来!快投降!Ellerim yanıma gelsin ellerin dert görmesin! 祝你万事如意!
    II
    is.
    1. 外人, 生人, 别人, 他人: \el evi 旁人家 Elin karısına kızına göz dikmenin akıbeti budur. 这就是你觊觎他人妻女的下场。Zurnayı biz çaldık parayı el topladı. 成́ 我们卖力他受益, 尽为他人做嫁衣。
    2. 国家, 省, 地区: yad \eller 外地, 外乡 Bizim eller ne güzel eller. 我们的国家山河壮丽。Ala gözlü nazlı dilber / Koma beni el yerine. 褐色眼睛的美娇娘, 请不要把我抛弃在他乡。
    3. 人民: El mi yaman bey mi yaman? El yaman! 谁是世界的主宰?人民!
    4. 俗́ 游牧者, 游民
    ◇ \el adamı 陌生人, 异乡人 \el ağzı ile çorba yemek (或 içmek) 人云亦云, 鹦鹉学舌: Kendi görüşü yok; el ağzıyla çorba içer. 他没有自己的主见, 总是人云亦云。\el ağzı ile kuş tutmak 亦步亦趋 \el ağzına bakmak 人云亦云, 亦步亦趋 \el ağzına düşmek 被人议论 \el ağzına sakız olmak 被人议论 \el arı düşman gayreti (或 körü) 为了顾全面子, 为了装点门面 \el ayak çekilmek 变空, 变得空荡荡, 空无一人; (声音等)消逝, 夜深人静: El ayak çekilince bekçi düdüğü duyuldu. 夜深人静之后, 传来了更夫的哨子声。El ayak çekildikten sonra kalkar kendime bir güzel çay demlerim. 等人都走了之后, 我要自己给自己泡一壶好茶。\el ile gelen düğün bayram 同舟共济 \el kanadı ile uçmak 靠别人接济生活 \el kapısı 1) 婆家 2) 别人家: El kapısında çalışmak çok zordur. 在别人家做工很难。Ben baba ocağında yetiştim, senin gibi el kapısında büyümedim. 我是在我的老家长大的, 不像你那样是在别人家长大的。\el kapısına düşmek 需要别人: Başından nasıl bir sergüzeşt geçmişti de böyle el kapılarına düşmüştü? 他经历了一次怎样的冒险, 这样需要别人?\el kazanıyla aş kaynatmak 依靠别人帮助做事 \el sözüne uymak 按别人说的做 \el yüzüne bakamamak 不愿见任何人 \elden ayrıksı 与众不同 \elden vefa, zehirden şifa 不要寄希望于别人 \ele güne (karşı) 面对所有人, 在外人面前: Sade yurttaşlara karşı değil, ele güne karşı da açmazlara düşüyoruz. 我们不仅无颜面对国人, 就是在世人面前也处于尴尬的地位。-i \ele vermek 1) 通知, 告密, 告发; 出卖, 叛变, 背叛; 泄露, 暴露; 招供出: Aman babamın başı için beni ele vermeyin. 看在我父亲的面子上, 请别告发我。Eşkiyaları bir hafta sonra ele verdi. 一周之后, 他告发了这帮匪徒。 2) 使白费力气: Allah emeklerini ele vermesin. 老天保佑你别白忙活一场!\elin ağzına bakmak 对别人言听计从 \elin gözündeki çöpü görüp de kendi gözündeki direği görememek 看别人是豆腐渣, 看自己是一朵花 \elin günahını almak 无理指责
    ◆ El ağzına bakan karısını tez boşar. 家事总听别人话, 老婆就得回娘家。El atına binen tez iner. 好借好还, 再借不难。El beğenmezse yer beğensin. 与其万人嫌, 不如死了算。El elin aynasıdır. 旁观者清。El için kuyu kazan, evvelâ kendi düşer. 搬起石头砸自己的脚。El kazanı ile aş kaynamaz. 用借来的锅做不成饭, 总依赖别人的帮助则将一事无成。Elden glen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz. 外人之饭不可靠, 肚到饥时找不到。Elin ağzı torba değil ki (çekip) büzesiniz. 走自己的路, 让别人说去吧。

    Türkçe-Çince Sözlük > el

  • 264 elverişli

    s. 适合的, 适宜的, 合适的; 有益的, 有用的; 适应工作的: \elverişli fiyatlar. 合适的价格 Bu dükkânın yeri alışverişe pek elverişli değil. 这家铺子的位置很不适合于做买卖。İşe başlarken de sağlığının elverişli olmadığını itiraf ediyor. 他承认一开始他的健康状况就不适应从事这项工作。Onun kapasitesi ile bu işi başarmaya elverişlidir. 以他的能力办成这件事是绰绰有余的。

    Türkçe-Çince Sözlük > elverişli

  • 265 emek

    - ği is.
    1. 劳动, 工作: \emek-yoğun ucuz mallar 劳动密集型廉价商品 Ücret emeğin karşılığıdır. 工资是劳动的报酬。Emek olmadan yemek olmaz. 不劳动者不得食。
    2. 辛苦, 劳累, 操劳: Büyük emeklerle yetiştirdiğim köpeğim ölünce çok üzüldüm. 我的狗是我好不容易养大的, 牠死了, 我好不伤心。Gerçek bilim hazırlop olmaz, yıllarca emek ister. 真正的科学不是唾手可得的, 需要多年的努力。
    3. 酬金, 工钱: Emeğimi veriniz. 把我的工钱给我!
    ◇ \emek çekmek 付出努力: Kitabı yazmak için çok emek çekti. 为了写这本书, 他呕心沥血。\emek harcamak 付出努力: Bu işe çok para ve emek harcandı. 为这件事已花费了许多人力物力。Büyük bir emek harcayarak taşlı tarlayı verimli duruma getirdi. 他付出了巨大的劳动把乱石滩变成了高产田。\emek sarfetmek 付出努力 \emek vermek 付出努力: Ne kadar emek verirdi çizdiği karikatürlere. 为了他画的这些漫画, 他付出了多大的心血。\emeki geçmek 出力, 付出努力

    Türkçe-Çince Sözlük > emek

  • 266 en

    is. 宽度: kâğıt \eni 纸张的宽度 kumaşın \eni 布料的幅宽 yolun \eni 道路的宽度 Arsanın enini boyunu ölçtüm. 我测量了这块地皮的长和宽。
    ◇ \eni sonu 完全, 彻底: Murat bey kızının çeyizi için kesenin ağzını eni sonu açmıştı. 穆拉特先生倾其所有给女儿办了嫁妆。\eninde sonunda 最后, 归根到底: Eninde sonunda üniversiteyi bitireceğim. 我终将大学毕业。Eninde sonunda bu işe üstünden geleceğine inanıyordu. 他相信他终将圆满完成这项任务。\enine boyuna 1) 魁梧的, 身材高大的, 个儿大的: Cipten inen adamı tanıdı. Bu kapının mühendisiydi. Enine boyuna bir adam. 他认识从吉普车上下来的那个人, 是这座大楼的工程师, 身材魁梧。 2) 全面的, 周到的: Annem babam ikisi de saf, benim evlenme meselesini enine boyuna düşünürler ve beni zengin bir kayınpederin yanına iç güveysi vermek emeline düşerler. 我的父母双亲也是一门心思考虑我的婚事, 要我给一个富人岳父做上门女婿。 3) 详细地, 详尽地: Bu soruyu öyle enine boyuna tartışmak niyetinde değilim. 我不想如此详细地讨论这个问题。
    II
    is. 俗́ 烙印, 印记; 标记, 商标, 烙印
    zf. 最: \en büyük, \en güzel kent 最大、最美的城市 \en büyük alt sınır 数́ 最大下界, 下确界 \en küçük üst sınır 数́ 最小上界, 上确结
    ◇ \en aşağı 至少, 最低限度, 起码: En aşağı sekiz saat çalışır. 他至少工作8小时。Hemen bir apartmana çıkarım. En aşağı dört odalı. 我就要搬进一套至少有4间房间的公寓。\en az 至少: Hergün en az on balık tutarım. 每天我至少能钓10条鱼。\en erken 最早: Resmî sonuçların en erken gelecek hafta açıklanması bekleniyor. 正式结果预计最早将在下周公布。\en kabadayı 最好的, 最出色的, 最优秀的: \en kabadayı spor uzmanları 最出色的体育专家 \en küçüğü kan kırmızı 聪明活泼的, 淘气的, 招人喜爱的(孩子) \en sıkı netice 直接的结果 \en sonra (sı) 在最后, 快结束时 \en sonrada 最后, 终于, 归根到底 \en sonunda 最后, 最终, 终于

    Türkçe-Çince Sözlük > en

  • 267 endeks

    法́ is.
    1. 索引, 目录
    2. (刻度盘上的)指针
    3. 食指
    4. 经́ 指数, 率: fiyat \endeksi 物价指数 geçinme \endeksi 生活费指数 Önceki gün New York Borsası Dow Jones endeksi gün içinde 290 puan, Nasdaq ise 144 puanlık düşüş yaşadı. 前天, 纽约股市道•琼斯指数一天内下降了290点, 纳斯达克指数下降了144点。

    Türkçe-Çince Sözlük > endeks

  • 268 erg

    法́ is. 物́ 尔格(功的单位): Bir kilogrammetre ise 981x105 erg’e eşittir. 一千克米等于981x105尔格。
    II
    法́ is. 地́ (撒哈拉的)纯沙沙漠

    Türkçe-Çince Sözlük > erg

  • 269 fark

    阿́ is.
    1. 差距, 差别, 差异; 差价, 价差: \farkları psikolojisi 差别心理学 potansiyel \farkı 电́ 势差, 位差, 位能差 sıcaklık \farkı 温差 Florida'daki oyların yeniden sayımından çıkan resmî olmayan sonuçlar Bush'un 327 oy farkla kazandığını gösteriyor. 佛罗里达州重新计票的非正式结果表明, 布什以327票的优势获胜。
    2. 偏爱, 偏心
    3. 察觉, 觉察, 分辨, 辨别, 发现, 感觉到
    4. 数́ 差, 差分
    ◇ \fark atmak 1) 以大比分领先, 以大比分获胜, 遥遥领先 2) 脱颖而出, 出类拔萃 -i \fark etmek 1) 察觉, 觉察, 分辨, 辨别, 发现, 感觉到: Bir anda kardeşinin yanında olmadığını fark etmişti. 她突然发现她的弟弟不见了。Kitaba öyle dalmışım ki akşam olduğunu fark etmedim. 这本书让我入迷, 以致于我没发现天色已晚。Böyle bir işe girişmekle başına büyük belâyı satın aldığını sonradan farketti. 后来他才发现他这么干是自寻烦恼。 2) 变化, 变异, 异化: çocuğun kilosu \fark etmek 孩子体重发生变化 3) 区分, 区别 \fark yapmak 大比分取胜: Guoan Shenhua’yı fark yapmıştı: 9-1. 国安队9比1大胜申花队。-i \fark gözetmek 区别对待, 有差别地对待, 不一视同仁: Analar çocukları arasında fark gözetmez. 母亲对自己的孩子要一视同仁。\fark olunmak 被区别, 被发现, 被认出 - den \farkı olmamak 与…没什么两样: Kılık kıyafet itibarıyla bir dilenciden hiç farkı yoktur. 他这身打扮跟要饭的没什么两样。Sabah ve akşam saatlerinde otobüslerin balık istifinden farkı olmuyor. 早晚的公共汽车上人满为患。-in \farkına varmak 1) 注意到, 意识到, 觉察到, 察觉到, 体会到, 发现: Bu defa farkına vardım ki ihtiyarlamışım. 这一下我发现我老了。Çocuğun yüzu ibik gibi kızardı. Bereket o telaşta kimse işin farkına varmadı. 那孩子的脸红得像鸡冠, 幸好在匆忙中谁也没发现。 2) 变化, 变异, 异化 -in \farkında olmak 感觉到, 意识到, 体会到, 发现: O kadar el salladım da farkında olmadı. 我就那样招了招手, 但是他没看见。Ne işler çevirdiğinin farkındayım; beni kandırmazsın. 我知道你在搞什么鬼花样, 你骗不了我。Hareketlerinle beni günaha soktuğunun farkında mısın? 你不觉得你这么做是在勾引我吗?

    Türkçe-Çince Sözlük > fark

  • 270 fayda

    阿́ is.
    1. 益处, 好处: Babasının verdiği nasihatları devamlı olarak kulağına küpe etmiş; bunun faydasını da epey görmüştür. 他时刻把父亲的教导牢记在心, 获益匪浅。
    2. 利润
    ◇ \fayda etmek 有利于: İlâç verdiler, kan aldılar ise de fayda etmedi. Bir hafta sonra kalıbı dinlendirdi. 开了药, 抽了血, 可是不管用, 一个星期之后他还是死了。Allah’ın takdir ettiğinden sakınma fayda etmez. 摆脱天意是徒劳无益的。\fayda vermek 有利于: Serseri toplulukla düşüp kalkma, başın nâra yanar, pişmanlık fayda vermez. 你别和那些流氓混在一起, 吃了亏悔之晚矣。Kim ne derse desin aldırma, sonra kapıdan kovulursan pişmanlık fayda vermez. 别人怎么说, 你不要理睬, 否则, 以后你要是被开除了, 哭都来不及。-e \faydası dokunmak 成为有用的: Sizlere çok faydası dokunabilir. 它可能对你们很有帮助。\faydası olmak 有利于: Sütün insan vücuduna çok faydası vardır. 牛奶对人体很有好处。\faydasını görmek 1) 认为有用 2) 吸取(好处、经验等等), 对…有好处: Sen o ilâcın faydasını birkaç gün sonra göreceksin. 过几天你就可以感觉到这种药的效用。

    Türkçe-Çince Sözlük > fayda

  • 271 fiilen

    [fii'len]
    阿́ zf. 实际上, 确实, 的确: Bu işe fiilen karışmamış. 他确实没有插手这件事。

    Türkçe-Çince Sözlük > fiilen

  • 272 gayret

    阿́ is.
    1. 旧́ 激情, 勇气, 义愤: Ha gayret ha! 加油!
    2. 努力, 勤奋; 热情, 热心: Büyük bir gayretle çalışıyor. 他正在非常努力地工作。
    3. 优越感: Akran gayretiyle kendini öldürecek. 阿克兰的优越感将害了他自己。
    4. 情感, 感情: hemşehrilik \gayreti 乡情, 同乡之情
    ◇ \gayret almak 振作起来, 鼓足勇气 \gayret dayıya düşmek (或 kalmak) 俚́ 老将出马, 一个顶俩: Gayret dayıya düştü; bu işe sen el atmazsan, olmayacak. 姜还是老的辣, 你不出手, 这事就瞎了。\gayret etmek 努力, 致力于: Gayret etse o işi bugün bitirir. 他要是加把劲, 今天可以把活儿干完。\gayret göstermek 加油, 加紧努力: Yumurta kapıya dayanınca gayret gösterir, çare arasın. 时间紧急, 你快加把油, 想想办法!\gayret sahibi 勤奋的, 努力的, 勤勤恳恳的, 用心的 \gayret vermek 1) 鼓励, 鼓舞, 鼓动, 勉励 2) 安慰 \gayrete gelmek恢复活力, 振作起来, 有活力 -i \gayrete getirmek 鼓励, 鼓舞, 怂恿, 持续: öküzleri \gayrete getirmek 激起耕牛的劲头 \gayreti kesilmek 失去勇气, 气馁 \gayretine dokunmak 较劲, 被激将, 被伤自尊心 \gayretini gütmek 受到支持, 得到袒护, 受到怂恿 \gayretten düsmek 失去勇气, 气馁

    Türkçe-Çince Sözlük > gayret

  • 273 gedik

    - ği
    is.
    1. 洞, 窟窿, 豁口, 缺口; 山口; 军́ 突破口, 缺口: \gedikleri tıkamak 堵漏洞 Vapurun böğründe bir gedik var. 轮船的侧面有一个大窟窿。
    2. 转́ 漏洞, 空子: Tunus \gediki 不可多得的机会 Kanunların gediğinden alabildiğine yararlanıp küpünü doldurmuş bir açık gözdür. 他是一个钻法律的空子大捞一把中饱私囊的滑头。
    3. 转́ 缺点, 毛病, 缺憾: Bu işin hiç bir noktasında eksik, gedik bırakmayacağız. 在这件工作中我们不要留下任何缺憾。
    4. 转́ 困难, 困境, 麻烦
    5. 史́ 特权, 豁免权
    is. 旧́ 豁牙的, 掉牙的
    ◇ \gedik açılmak 1) 被突破: Kale duvarında bir gedik açıldı. 城墙被突破了一个缺口。Sol cenahın imhası, düşman cephesinde büyük bir gedik açılmasına sebep olmuştu. 左翼的被歼, 敌人的前线被撕开了一个大口子。 2) 转́ 出大纰露, 出漏洞 \gedik açmak 打开缺口, 突破: Barajın duvarında su, bir gedik açmış. 大水在坝墙上冲开了一个缺口。\gedik (i) kapamak 满足某种需要, 救急: Bu para belki bütün ihtiyacını karşılamaz, ama bir iki gedik kapar ya. 这些钱也许解决不了所有的问题, 但也能救救急啊!Çocuğun da bir işe girip eve para getirmesiyle bir gediği daha kapamışlardı. 孩子也去打工给家里挣钱, 贴补一些家用。\gedik kapmak 钻空子 \gedikten kurtulmak 摆脱困境

    Türkçe-Çince Sözlük > gedik

  • 274 gelince

    e. -e 至于, 关于, 涉及到, 关系到: bu işe \gelince 关于这件事 Paraya gelince: belleğim zayıftır ve şunun bunun hakkı üzerinde çekişmektense hepsini bırakıvermeyi yeğlerim. 至于钱的事, 我的脑子不大好使, 与其你争我抢, 还不如都让给别人算了。Berna'ya gelince, onun düşüncelerini anlamak delilanlı için imkânsız gibiydi. Çünkü genç kızın günü gününe, saati saatine uyumuyordu. 至于贝尔娜, 对于这个小伙子来说, 要想猜透她的心, 似乎是不可能的, 因为这个姑娘变幻莫测, 每天每时都不一样。

    Türkçe-Çince Sözlük > gelince

  • 275 gelmek

    1. 来, 来到, 到达: Araba geldi, sizi bekliyor. 车子已经来了, 正在等您。Barış bey Ankara'dan Beijing'e geldi. 巴雷什先生从安卡拉来到北京。Kış geliyor. 冬天来了。Saati gelince söylerim. 到时候我会说的。
    2. 被送来, 被端来: Kahve gelir, içerler. 咖啡来了, 他们喝了起来。Posta ne vakit gelir? 邮件什么时候能到?
    3. 来自, 付自: Bu mektup kardeşimden bana geldi. 这封信是我兄弟写给我的。Çiftelikten ona ayda 500 dolar gelir. 农场每月付给他500美元。
    4. - den 源于, 产自, 衍生于: Çay Çin'den geldi. 茶叶产自中国。Kahve Brezilya'dan geliyor. 咖啡产自巴西。
    5. - den 起因于: Bu aksaklık ihmaldan geliyor. 这种缺陷起因于疏忽。
    6. - den 从…传下来: eski devirlerden gelen yapıtlar 以前时代传下来的遗产
    7. - den 落, 落下: Taş yan taraftan değil yukarıdan geldi. 石头不是从旁边, 而是从上边掉下来的。
    8. - den 流自, 源于: Burnundan kan geldi. 血从他的鼻子里流出来了。Musluktan su gelmiyor. 水管没水了。
    9. - den 产生: Bu davranışlardan ne gelir bilinmez. 这种行为会产生什么样的后果, 只有天晓得。
    10. - den 跟着, 随着: Çocuklar arkadan geliyorlar. 孩子们正在后面跟着。Eve kadar arkamdan geldi. 他一直跟我到家。
    11. 看望, 拜访, 串门: Bayan Wu bu akşam sana geliyor. 吴女士今晚将登门拜访你。Dün akşam, amcalar bize geldi. 昨天晚上, 我叔叔婶婶来看我们。Kaç zamandır size gelmek istiyorduk fakat kısmet olmadı. 我们早就想来看您, 但一直没有机会。
    12. -e 击中, 打中: Başına bir taş geldi. 一块石头击中了他的头。Kurşun kalbine gelmiş. 子弹像是打中了他的心脏。
    13. -e 赶上, 达到: Boyu neredeyse tavana geliyor. 他的个子几乎要顶到天花板了。Çocuğun başı benim omuzuma geliyor. 孩子的个头快到我肩膀了。
    14. -e 位于, 座落于: Aradığınız dükkân yolunuzun sağına gelir. 你们找的那家商店在这条街的右边。Okul, yolun sağına geliyor. 学校位于马路的右边。
    15. -e 加在…上: Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir. 在土耳其语中, 词缀加在词尾。
    16. -e 讨论: Geleyim asıl meseleye. 我们谈本题吧!Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim. 这个问题就此打住, 现在我们来讨论我们的正题吧!
    17. -e 值, 价值: Bu bardakların tanesi 5 yuana geldi. 这些杯子每个值5块钱。Bu karpuzların herbiri kaça geliyor? 这些西瓜多少钱一个?
    18. -e 相信, 认同, 认可, 接受, 承认: Dedeğime geldin mi? 现在你相信我说的了吧?Sonunda benim dediğime geleceksiniz. 你们最终将承认我说得对。
    19. -e 忍耐, 容忍: Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor. 他一点儿也不能受凉, 马上就病倒了。Bu ihtiyar ağır işe gelemez. 这位老人干不了重活。Bu iş hiç şakaya gelmez. 这件事可不是闹着玩的。Şakaya gelir. 他经得起开玩笑。
    20. -e 合适, 相符: hesaba gelmeyen bir durum 与帐面不符的情况 Bu palto bana iyi geldi. 这件大衣我穿正合适。Bu ceket sana tamam geldi. 这件上衣正合你身。Dur biraz dileneyim, yok soluk aldırmamak niyetinde isen buna gelemem. 等等!让我歇会儿!你要是不想让我喘口气, 那可不行。
    21. -e 有效, 有作用: Bu ilâç size nasıl geldi ? 这种药对您效果如何?Yağmur ekine iyi geldi. 这场雨对庄稼有利。
    22. -le 同…去, 跟…去, 陪同: Ben Tianjin'e gidiyorum, benimle gelir misiniz? 我要去天津, 您能陪我一块儿去吗?
    23. 恰逢: Hesap ettim Kurban Bayramı’nın ilk günü pazartesiye geliyor. 我计算了一下, 古尔邦节的第一天是个星期一。
    24. 显现出, 出现, 似乎: Bu yol bana çok uzun geldi. 这段路对我来说似乎太长了。İri beyaz dişleriyle insana hemen saldırarak, sıracakmış gibi gelirdi. 当时它呲着白森森的大牙, 似乎要冲过来咬人。Söylenenler bana yalan gibi geliyor. 这番话似乎在骗我。
    25. 做助动词用, 与名词连用, 表示“产生”, “出现”, “遭到”: Bana şüphe geldi. 我受到怀疑。Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez. 别担心, 它不会伤害任何人。
    26. 做助动词用, 与加领属性词缀的名词连用, 表示“需要”: aptesi \gelmek 想撒尿 uykusu \gelmek 犯困
    27. 做助动词用, 与加向格的名词连用, 构成复合动词: akla \gelmek 想到, 想起, 记起 hatıra \gelmek 回忆, 想起, 记起 insafa \gelmek 讲理, 通情达理 meydana \gelmek 出现, 发生 Ahmet mi? Herif bal gibi lâhmacun pidesi, hiç güvenmeye gelmez! 你说艾哈迈德吗?这家伙完全是个笨蛋, 一点儿也靠不住!Yeni işe başlarken pek acele etmeye gelmez, bir parça ağır davranmalı. 在做一项新的工作的时候, 不要太着急, 做事要谨慎一些。
    28. 做助动词用, 与加序数词或位格的方位名词连用, 表示“顺序”: başta (或 önde) \gelmek 名列前茅 birinci \gelmek 排名第一
    29. 做助动词用, 与加 -a/-e 的动词词根连用, 表示“经常”, “持续”: okunagelen kitaplar 常读的书 yapılagelen işler 常干的事
    30. 做助动词用, 与 -mazlıktan (-mezlikten) 连用, 表示“假装”: Bizi işitmezlikten geldi. 他假装听不见我们叫他。Görmezlikten gelme. 别装看不见!
    31. 做助动词用, 与 -dıkça (-dikçe), -acağı(-eceği) 连用, 表示强化的愿望或持续性: Baktıkça bakacağı \gelmek 看了又看 yedikçe yiyeceği \gelmek 吃了还想吃 Şaka bertaraf, insanın günaha gireceği geliyor. 别开玩笑了!这是在作孽啊!
    ◇ gel zaman git zaman 逐渐, 渐渐; 在经过了相当长的时间之后: Gel zaman git zaman bir savaş açılmış. 后来, 战争爆发了。Neyse, gel zaman git zaman kız büyüdü. 不管怎样, 日子一天天过去, 女孩一天天长大了。gelip çatmak 临近, 不可回避: Aylardan beri beklediği o mutlu saat gelip çatmıştı. 他盼了几个月的那个幸福时刻就要来到了。Kış gelip çattı. 冬天来临了。Konferans günü gelip çattı. 会期临近了。gelip dayanmak 临近, 不可回避 gelip geçici 短期的, 临时的: İnsanoğlu bir varmış bir yokmuş, dünya gelip geçicidir. 人如匆匆过客, 天地亦非永恒。gelip geçmek 1) 从一个地方经过, 路过 2) 过来过去, 来来往往, 有来有往: Sahilden gelip geçen motorlar, kayıklar bir nokta şeklinde gözüküyor. 岸边来来往往的摩托艇和小船象一个个小黑点。gelip gitmek 过来过去, 来来往往, 有来有往: İnsan bir var bir yok, gelip gidiyor. 人生苦短, 来去匆匆。gelip görmek 过来看看: Madem görmek istiyorsunuz, gelip görebilirsiniz. 既然你们想看, 你们就可以来看一看。gelmiş geçmiş 迄今为止所有的: gelmiş geçmiş kahramanlar 名垂青史的英雄 gelsin … (或 gelsin … gelsin … gitsin …) 用于比喻作事不认真负责: Bütün gün gelsin gazete, gelsin roman, işe baktığı yok ki! 他整天不是看报纸, 就是看小说, 什么事也不管。
    ◆ Gel (sin) (表示忠告或愿望)哎!嗨!嘿: Gel, işi uzatma da sunun isteğini yap. 嗨!别拖延了, 按要求去干。Gel, kızma! 哎, 别生气了!Gelsin, bu işi yapmasın. 嗨!这事别让他干了。Gelsin, inattan vazgeçsin, yoksa hakkında iyi olmaz. 嘿!让他别再固执了, 不然于事无补。Gel demesi kolay ama git demesi güçtür. 请神容易送神难。Gel denilen yere gitmeye ar eyleme, gelme denilen yere gidip yerini dar eyleme. 有人请你, 就大大方方去, 不要不好意思; 没人请你, 就不要恬着脸硬去, 以免丢人现眼。Gel keyfim gel. (表示非常满意)真好啊: Oh artık sabahın bu vaktinde güneş henüz doğarken bu serin harman yerinde gel keyfim gel. 啊!清早时分, 旭日初升, 在这凉爽的打麦场上, 真舒服啊!

    Türkçe-Çince Sözlük > gelmek

  • 276 genişlemek

    1. 扩张, 变宽, 变松, 变宽敞: Duvar yıkılınca bahçe genişledi. 墙一拆, 花园变得宽敞了。
    2. 转́ 变舒敞, 好转: Çocukları da işe girince durumları oldukça genişledi. 孩子们一参加工作, 他们的境遇大大好转了。
    3. 转́ 增多, 增加; 扩大, 蔓延: Gecenin sessizliğini bozan bu gürültülü konuşmaların uğultusu yukarı katlara genişleyerek, sağırlaşarak çıkmaya başladı. 嘈杂的讲话声打破了夜晚的宁静, 开始向楼上传, 把人的耳朵都吵聋了。Ünü, ölümünden sonra daha da genişlemişti. 他的名气在他死后大噪。Yangın genişliyor. 大火正在蔓延。

    Türkçe-Çince Sözlük > genişlemek

  • 277 gerek

    - ği
    is. 需要, 用处, 必须: Böyle şeylerin bana gereği yok. 这些东西我不需要。Her çocuğun ilkokula girmesi yasa gereğidir. 法律规定每个孩子都要上学。
    s. 需要的, 应该的: Bütün bunları söylemeye ne gerek. Ben on beş gün içinde dönerim. 所有这些不用我嘱咐了, 我半个月之内就可能回来。Bu sonucu önceden düşünmek gerek ama böyle şeyler kimsenin aklına gelmiyor. 这个结果应该事先想到, 可是这样的事情谁也没有想到。
    ◇ \gerek görmek 认为有必要 \gereki düşünülmek 想方设法 \gereki gibi 1) 适当地: Gereği gibi davranırsınız. 你要好自为之。Gereği gibi davranmadığınız için işler böyle karıştı. 你没有按要求去做, 事情全乱了套。 2) 充分地, 完全地: kimseyi \gereki gibi anlamak 完全理解某人
    II
    s. (-ise) 很可能, 大概: Dışarı soğuk olsa gerek. 外面可能很冷。Işık görünüyor, yakınlarda bir ev olsa gerek! 前面有灯光, 附近可能有人家!Mesele o kadar kolay olmasa gerek zannederim. 我认为问题大概不会这么简单。

    Türkçe-Çince Sözlük > gerek

  • 278 girişilmek

    -e girişmek 的无主态: Kalleş bir adam, onunla hiç bir işe girişilmez. 他这个人靠不住, 绝对不能和他共事。

    Türkçe-Çince Sözlük > girişilmek

  • 279 gönül

    - nlü is.
    1. 情感, 感情, 内心, 心愿, 心灵: \gönül belâsı 爱的烦恼, 心灵创伤 \gönül çöküşü 精神崩溃 \gönül ferahlığı 心情舒畅 Gönül ferman dinlemez. 爱得至死不渝。
    2. 转́ 要求, 希望, 志向: \gönül birliği 志同道合 \gönül tokluğu 满足, 满意 Allah gönlüne göre versin. 祝君好人有好报!愿真主赐福于你!祝万事如意, 心想事成!
    ◇ \gönül açıcı 令人开心的, 令人高兴的, 令人愉快的: Ruhen hasta insanların gönül açıcı kitaplar okuması gereklidir. 有心理疾病的人应该看一些让人开心的书。\gönül açmak 使开心, 使快乐: Baharda kırlar gönül açar. 春天的原野使人心旷神怡。Bu manzara gönül açıyor. 这种景色令人心旷神怡。\gönül adamı 宽宏大量而又有人缘的人 \gönül akıtmak 爱, 钟情于 \gönül alçaklığı 谦虚, 虚心: İnsan gönül alçaklığı ile yaklaşırsa pek çok dost edinir. 一个人如果以诚待人便能得到许多朋友。\gönül almak 1) 讨得欢心, 使开心, 使快乐: Yarım elma, gönül alma. 成́ 千里送鹅毛, 礼轻情意重。 2) 宽慰 \gönül avcısı 猎色者, 好色之徒, 风月老手, 浪荡公子 \gönül avlamak 赢得爱情 \gönül avutmak 自我安慰 \gönül azabı 使人不快的事 \gönül bağı 爱情关系 -e \gönül bağlamak 爱, 喜爱, 钟爱, 钟情于: Bir başkasına mı gönül bağladın? 你爱上了他人吗?İstanbullunun gönül bağladığı çiçeklerden biri, muhakkak ki mor salkımdı. 紫藤花肯定是伊斯坦布尔人喜爱的花卉之一。-le \gönül bir etmek 相爱, 心心相印, 一条心: Eğer sen benimle gönül bir edip bir gömlekten başını çıkarırsan ve sözüme uyarsan ben senin melâmetini defederim. 如果你和我一条心, 跟我干, 听我的话, 我会解除你的烦恼。\gönül birliği 相爱, 心心相印, 一条心: Mademki aralarında gönül birliği var, şu hâlde evlenmelerine engel olmayı ben pek uygun görmedim. 既然他们心心相印, 那么在这种情况下, 我认为阻止他们结婚就不大合适了。\gönül bolluğu 慷慨, 大方 \gönül borçlusu 有感情债的, 欠人情的 \gönül bulandırmak 1) 令人恶心, 令人作呕, 令人反胃: Uçak ve gemi yolculukları gönül bulandırıcı olabilir. 乘飞机和轮船旅行会使人晕机晕船。 2) 恐怖, 令人不安 \gönül bulantısı 1) 恶心, 作呕, 反胃: Bodrum katındaki yemekhaneye indiğim zaman gönül bulantılarım yeniden teperdi. 我一踏进地下室的食堂, 再次恶心得我直想吐。 2) 恐怖, 不安 -e \gönül çekmek 爱, 钟爱, 钟情于: Göz görür, gönül çeker. 成́ 一见钟情。\gönül darlığı 担心, 心烦, 忧虑, 焦急, 急躁: Gönül darlığı içinde, günleri karardı. 他心里烦恼, 日子难熬。\gönül deliliği 疯狂的情绪、念头或行为 \gönül dilencisi 为了不离开自己钟爱的人而迁就其言行的人 \gönül dolaşmak 仔细挑选, 挑挑拣拣 \gönül düşürmek 爱, 钟爱, 钟情于 \gönül eğlencesi 消遣物品 \gönül eğlendirmek 消遣: Coşkulu ve neşeli olmasına karşın, karısı öleli beri hiçbir kadınla gönül eğlendirmemişti. 虽然他是一个急性子, 活泼好动, 但打从妻子死后, 他没有同别的女人嬉笑打闹过。\gönül eri 宽宏大量而又有人缘的人 \gönül etmek 1) 使开心, 使快乐 2) 祝愿, 希望(某人走运或倒霉) \gönül gezdirmek 仔细挑选, 挑挑拣拣: İkisi üzerinde gönül gezdirdim, birini seçtim. 我在两个中间挑来挑去, 选中了一个。\gönül hırsızı 放荡的, 好色的, 沾花惹草的; 浪荡公子, 色鬼 \gönül hoşluğu ile 心甘情愿地, 自愿地, 乐意地, 高高兴兴地: Bütün işleri bir zorlamayla değil gönül hoşluğuyla yapıyordu. 这些事情他不是被迫, 而是心甘情愿去做的。Gönül hoşluğu ile kızını etti. 他高高兴兴地把女儿嫁了出去。\gönül incitmek 得罪, 伤人心 \gönül indirmek 低就, 将就: Gönül indirdi; bu evi almaya karar verdi. 他将就着决定买下这套房子。-e \gönül istemek 爱, 钟爱, 爱恋, 迷恋, 钟情于: Göz görür, gönül ister. 成́ 一见钟情; 一眼就相中。-e \gönül kaptırmak 爱, 钟爱, 钟情于: Köyüne, köyünün dağına taşına gönül kaptırmıştır. 他深爱他的村庄和村庄的一山一石。Sonunda o delikanlıya gönül kaptırmış. 最终她爱上了那个小伙子。\gönül katlanmak 忍受, 忍气吞声: Göz görmeyince gönül katlanır. 成́ 眼不见, 心不烦。\gönül kırıcı 残忍的, 无情的 \gönül kırmak 得罪, 伤人心 -e \gönül koymak 1) 生气, 发怒: Onun sözlerine gönül koyma; o biraz patavatsızdır. 他的话你别生气, 他有点儿冒失。 2) 爱, 倾心于 \gönül maskarası 痴爱者 \gönül okşamak 使开心, 宽慰 \gönül oyalamak 使开心 \gönül rızasıyla 心甘情愿地, 自愿地, 乐意地, 高高兴兴地 -i \gönül sevmek 爱, 心爱 \gönül uğrusu 俗́ 懂得讨人欢心的人 -e \gönül vermek 爱上, 钟爱, 钟情于: O, son yıllarda bahçe işlerine gönül verdi. 他最近几年把心思都放到了园艺上。İnsan öyle birisine gönül vermez. Kendinden pay biç, sen olsan sevebilir miydin? 谁也不会爱上那样的人。你设身处地地想想, 要是你会爱他吗?\gönül yarası 心灵创伤: Bu ayrılık onda derin bir gönül yarası bıraktı. 这种生离死别给他留下了深深的心灵创伤。\gönül yıkmak 得罪, 伤人心 \gönülde bir aslan yatmak 胸有大志: Her gönülde bir arslan yatar. 成́ 人各有志。-i \gönülden çıkarmak 把…抛在脑后, 忘记 \gönülden çıkmak 忘我 \gönülden geçici olmak 被忘记 \gönülden ırak olmak 不被爱 \gönülden kopmak 乐意提供, 心甘情愿地做 \gönüle danışmak 认真思考, 慎重考虑, 想办法 \gönüle uğramak 想起, 记起 \gönüller bir olmak 不忘, 深爱, 关爱 \gönülü açık 开心的, 发自内心的 \gönülü açılmak 开心, 愉快, 高兴 (-in, -e) \gönülü akmak 关心, 关怀, 倾心于: Kızın o delikanlıya gönlü akmış. 姑娘倾心于那个小伙子。\gönülü bol 慷慨大方的 -in \gönülü bulanmak 1) 呕吐, 恶心 2) 害怕, 不安 -in \gönülü çekmek 期望, 希望, 眼馋, 羡慕: Bahçenizdeki meyveleri gönlüm çekti; tatmak isterim. 我真眼馋您果园里的水果, 很想尝尝。-in \gönülü çökmek 精神崩溃, 失去信心 -in \gönülü dar olmak 担心, 忧虑, 焦急, 急躁, 心烦: Gönlüm dar olunca yalnız başıma kalmayı tercih ediyorum. 我心烦, 宁愿自己单独待一会儿。Neden gönlün dar oluyor anlamıyorum, ekmek elden su gölden yaşıyorsun, artık bunun ötesi var mı ya. 我不明白你为什么烦恼?你有吃的, 有喝的, 难道还有比这更好的吗?-in \gönülü dönmek 讨厌, 厌恶, 对…感到恶心 \gönülü ferah 幸福的 \gönülü (gözü) gani 慷慨大方的 -in \gönülü gözü açılmak 心情愉快, 心旷神怡 -in \gönülü ısınmak 喜欢, 高兴: Kızı pek beğendim, içim sevdi, gönlüm ısındı. 我很喜欢那个姑娘, 从心里喜欢, 热血沸腾。-in \gönülü ile oynamak 喜欢, 乐于 -in \gönülü ilişmek 关心, 爱护, 亲近, 倾心于 -in \gönülü kabarmak 伤心, 难过 (-in, -de) \gönülü kalmak 1) 心系: Ankara'da oturmuş, gönlü Beijing'de kalmış. 他人在安卡拉, 心系北京。 2) 渴望, 看中, 想得到: Vitrindeki giyside gönlüm kaldı; onu mutlaka almalıyım. 我看中了橱窗里的那件衣服, 我一定要买下它。 3) 生气: Ufak bir bahane ile bana acı söz söyleme, gönlüm kalır. 别找借口对我说刻薄的话, 我会生气的。(-in, -e) \gönülü kanmak 放心: Bu kadro ile işler mükemmel yürür; buna gönlüm kandı. 和这些人在一起, 事情会很顺利, 我放心。\gönülü kara 黑心的, 歹毒的, 居心叵测的: Gönlü kara biri, onların dostluğunu bozdu. 一个居心叵测的人破坏了他们的友谊。Ne gönlü kara kadın, hiç kimsenin iyiliğini istemiyor. 一个多么歹毒的女人!她不愿意任何一个人好。-in \gönülü kararmak 灰心, 心灰意冷 \gönülü katı 冷酷无情的, 无恻隐之心的 -e \gönülü kaymak 爱上, 钟爱, 钟情于 -in \gönülü kırılmak 心碎, 伤心: Bunları duymakla gönlüm kırıldı. 一听到这些消息, 我的心都碎了。-in \gönülü olmak 1) -de 想得到, 爱上: Kızın o oğlanda gönlü oldu. 姑娘爱上了那个小伙子。 2) -e 答应, 同意 -in \gönülü rahat olmak 放心: Gönlün rahat olsun, babacığım, ben onu razı ederim. 你就放心吧, 爸爸, 我会让她答应的。(-in, -e) \gönülü razı olmak 同意, 希望, 愿意: Bir insanı daha böyle bir işe karıştırmaya gönlüm razı olmadı. 我不愿意再有人卷入这样一件事中来。Yalnız başına bu kadar yola göndermeye gönlüm razı değil. 我不愿意打发她孤零零一个人到那么远的地方。-in \gönülü şad olmak 幸福, 快乐: Gönlünüz şad olsun! 祝您幸福!-in \gönülü takılmak 关心, 爱护, 亲近, 倾心于: Gönlü, güzel, akıllı bir kıza takıldı. 他爱上了一个漂亮聪慧的姑娘。\gönülü tez 急脾气的, 性急的 \gönülü tok 心满意足的, 知足的 (-in, -e) \gönülü yatmak 合乎心思, 乐意, 同意: Ne kendi halleder ne de başkalarının halletmelerine gönlü yatardı. 他自己不解决, 也不乐意别人去解决。\gönülü yufka 1) 有同情心的, 有怜悯心的, 心软的(人) 2) 虚弱的, 弱不禁风的(人): İçime fenalık geldi, benim gibi gönlü yufkayı oraya götürmekte anlam var mı? 我正不舒服, 把像我这样一个弱不禁风的人带到那里去, 是什么意思?\gönülü zengin 慷慨大方的, 倾囊相与的 -in \gönülünde bir aslan yatmak 胸有大志: Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. 成́ 人各有志。-in \gönülünde cehennem ateşi kaynasa bile yanağında gül açılmak 强作欢颜: Onun gönlünde cehennem ateşi kaynasa bile yanağında gül açılır. 她心似黄连苦, 可仍强作欢颜。-in \gönülünden geçirmek (或 geçmek) 想做(某事) -in \gönülünden kopmak 想做(某事): İki bin yuan yardım etmek gönlümden koptu. 我愿帮两千块钱。-in \gönülüne ateş düşmek 五内俱焚, 悲痛欲绝 -in \gönülüne doğmak 预感, 感觉到 -in \gönülüne bir ok gibi saplanmak 心如刀绞, 万箭穿心: Onun ölüm haberi gönlüme bir ok gibi saplandı. 他的死讯让我心如刀绞。-in \gönülüne danışmak 认真思考, 慎重考虑, 想办法: Fikrimi söylerim, sen de bir kere gönlüne danış, canın isterse alırız. 我谈谈我的看法, 你也再好好想想, 如果你真的愿意, 我们就买了它。-in \gönülüne girmek 赢得爱情, 讨得欢心 -in \gönülüne göre 根据某人的意愿: Allah herkesin gönlüne göre versin. 愿真主赐福于众生!祝大家万事如意, 心想事成!-in \gönülüne bırakmak 使伤心, 使难过 -in \gönülüne su serpmek 苦去甘来, 如释重负, 放心 -in \gönülünü alçak tutmak 爱上, 钟爱, 钟情于 -in \gönülünü almak 1) 讨得欢心, 使开心, 使快乐: Bayramda, mahallenin çocuklarına hediyeler vererek hepsinin de gönüllerini almışlardı. 过节了, 他们给街区的孩子们分发礼物, 深受孩子们的喜爱。 2) 安慰, 宽慰: Artık gönlümü alsa da değeri yok. 即使他要安慰我也没用!Kadın baygınlığından ayılınca önüne yiyecek içecek getirdiler, gönlünü aldılar. 等那女人一醒来, 他们又送来了吃喝, 宽慰她。-in \gönülünü avlamak 使爱上自己, 得到某人的爱情: Kızın gönlünü avladı; kendine bağlandı. 他赢得了姑娘的心, 使她爱上了自己。-in \gönülünü avutmak 安慰自己 -in \gönülünü çelmek 使爱上自己, 得到某人的爱情: Delikanlının gönlünü çelmiş, kendine bağlamış. 她赢得了小伙子的心, 使他爱上了自己。-in \gönülünü eğlendirmek 欢欣鼓舞 -in \gönülünü etmek 使开心, 讨好; 安慰, 开导: Bu geziye gitmek için annemin gönlünü ettim. 我讨好我妈是为了去参加这次旅行。-in \gönülünü hoş etmek 使心满意足, 讨好 -in \gönülünü kapmak 使爱上自己, 得到某人的爱情 -in \gönülünü karartmak 使灰心, 使心灰意冷 -in \gönülünü kazanmak 使爱上自己, 得到某人的爱情, 讨好 -in \gönülünü kırmak 使伤心: Ben annemin gönlünü kırdım, bu kötülük ceza diye başıma geldi. 我伤了我母亲的心, 这个灾难就是对我的惩罚。-in \gönülünü pazara çıkarmak 盲目地爱上, 见一个爱一个, 朝三暮四 -in \gönülünü serin tutmak 冷静 -in \gönülünü yakmak 使伤心 -in \gönülünü yapmak 使开心, 讨好; 安慰, 开导: Gelip oturdular, meseleyi anlattım, gönüllerini yaptım, memnun olup öyle gittiler. 他们过来坐下, 我对他们讲解问题, 对他们进行了开导, 他们满意而去。-in \gönülünü yaralamak 使伤心 -in \gönülünün arzusuna tabi olmak 随心所欲 \gönülünün dümeni bozuk olmak 朝三暮四: Gönlünün dümeni bozuk olduğundan bir yuva kuramadı. 他没能成家是因为他朝三暮四。-in \gönülünün perdelerini açmak 打开心扉
    ◆ Gönül kimi severse güzel odur. 情人眼里出西施。Gönül var otluğa, gönül var bokluğa (konar). 罗卜白菜, 各有所爱; 情人眼里出西施。Gönül verme evliye, eve gider unutur. 有妇之夫不可爱, 回家就把你忘怀。Gönülden gönüle yol vardır. 人心换人心, 将心比心, 爱是相互的。

    Türkçe-Çince Sözlük > gönül

  • 280 gönüllü

    s. 志愿的, 心甘情愿的
    is.
    1. 志愿者, 志愿兵
    2. 特别想干的, 特别想得到的: O, bu işin gönüllüsü. 他特别想得到这份工作。
    3. 情人
    ◇ \gönüllü gönülsüz 半推半就地, 勉强地: Bu işe gönüllü gönülsüz girdi; yarı yolda bırakabilir. 他勉勉强强去做这份工作, 可能会半途而废。

    Türkçe-Çince Sözlük > gönüllü

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.