Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 241 çıkmak

    (- den, -e)
    1. 出去, 出来: Delikten böcek çıktı. 虫子从洞里爬了出来。Evden sokağa çıktı. 他出门上街去了。Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı? 你讨厌这家咖啡馆, 你可以去其他家, 明白吗?Ok yayından çıktı bir daha geri dönmez. 成́ 开弓没有回头箭。
    2. 去从事某种活动: alışverişe \çıkmak 去购物 Az sonra görev saati başlıyormuş, işe çıkacakmış. 好像过会儿就到上班时间, 他要去上班。Onunla yola çıkarsan, seni yarı yolda bırakır. 你要是和他出门, 他会把你甩在半路的。Keçi nereye çıkarsa, oğlağı da oraya çıkar. 成́ 有其父必有其子; 上行下效。
    3. (路)通向, 到达: Bu yol nereye çıkar? 这条路通向哪里?
    4. (-e, - den, -i) 登高, 攀登: ağaca \çıkmak 爬树 dağın tepesine \çıkmak 爬到山顶 uzun, dik merdivenli bir yokuş \çıkmak 登上一个长长的有着陡峭的台阶的高坡 Taşa çıkan keçinin ağaca çıkan oğlağı olur. 成́ 有其父必有其子; 上行下效。
    5. 由…获得, 由…得到: Ay çiçeğinden yağ çıkar. 向日葵可以榨油。Bu tartışmadan bir şey çıkmaz. 这样争论不会争出什么结果。Taştan yağ çıkar, ondan çıkmaz. 成́ 石头都可以出油, 他却一毛不拔。
    6. 毕业于: Hukuk fakültesinden çıkmış. 他毕业于法学院。
    7. 离开, 脱离: hastaneden \çıkmak 出院 ceza evinden \çıkmak 出狱 İşinden çıktı, başka iş arıyor. 他辞了职, 正在找新工作。Sabah kalvaltısından sonra otelimden çıktım. 早饭后我退掉了客房。
    8. 凸出: Zayıflıktan kemikleri çıkmış. 他瘦骨嶙峋。
    9. 足够: Bu kumaştan bir palto çıkar mı? 这块布够做一件大衣吗?
    10. 处于某种状态: borçlu \çıkmak 欠债, 欠钱 kârlı \çıkmak 赢利, 赚钱 alcaklı \çıkmak 债权多于负债O bizden daha vatansever çıktı. 他原来比我们更爱国。Aldığınız yağ iyi çıktı mı? 您买的食油好不好?İşler çabuk çıkmıyor. 工作进展不快。
    11. 不再具有某种性质: inandırıcı olmaktan \çıkmak 令人无法信服 insanlıktan \çıkmak 失去人性; 虚弱得没了人形 Çocukluktan çıkıp kocaman bir adam oldu. 他已经长大成人。Ev, ev olmaktan çıktı. 家已经不像个家了。
    12. 出来, 被发现; 暴露, 漏出; 突出; 发生: çiçek \çıkmak 出天花 fırtına \çıkmak 出现暴风(雨、雪等) soğuk \çıkmak 天凉, 天冷 Bedava desen, bir alıcı çıkmaz. 即使白送, 也不会有买主。Hava açılmış, ay çıkmıştı. 天睛了, 月亮出来了。Sularda bakteri çıktı. 水里发现了细菌。
    13. 长出: tomurcuk \çıkmak 发芽 Bıyığı çıktı. 他长胡子了。Ekinler çıkmaya başladı. 庄稼开始长出来了。
    14. 面市, 上市: Erik daha çıkmadı. 李子还没有上市。Patlıcan çıktı. 茄子已经上市了。
    15. 拜见, 晋见; 见面, 露面, (突然)出现: müdüre \çıkmak 拜见经理 Eskiden kadınlar erkeklere çıkmazdı. 过去的女人不在男人面前露面。Karşıma çıktı. 他突然出现在我的面前。
    16. 落到, 轮到, 归于, 中(奖): Bize yine gezi çıktı. 又轮到我们外出了。Bu işten size de birşey çıkar. 从这件事你也会得到一些好处。Ona büyük ikramiye çıktı. 他中了大奖。
    17. 价值: Bu ev 50 milyona çıktı. 这所房子价值5千万。
    18. 扮演, 出演: Otello'ya çıktı. 他扮演奥赛罗。
    19. 发表, 发行, 出版: yeni çıkmış kitap 新出版的书 Yeni bir gazete çıktı. 出了一种新杂志。Yüz yuanlıklar çıktı. 百元大钞已经发行。
    20. 散发: Lâğımdan pis kokular çıkıyor. 阴沟里发出难闻的气味。
    21. 传播, 散布, 充斥: Başından beri gazetelerde onun hakkında havadisler çıkıyordu. 从一开始报纸上就充斥着关于她的奇闻逸事。
    22. 竞争, 抗衡: Güreşte ona çıkacak kimse yok. 论摔交没有人比得上他。
    22. 褪色, 浸染: Kravatın boyası gömleğe çıkmış. 领带的颜色染到了衬衣上。Kumaşın boyası çıktı. 布退色了。
    23. 迁入, 迁离: Hemen bir apartmana çıkarım. 我很快就要搬到一所公寓里去。Onlar evden çıktılar. 他们从这所房子搬走了。
    24. 脱落: Bebeğin patiği çıktı. 幼儿的鞋子掉了。Kitabın kabı çıktı. 书皮掉了。Kutunun çivisi çıkmış. 箱上的钉子掉了。
    25. 脱位, 脱臼: Çocuğun kolu çıktı. 孩子的胳膊脱臼了。
    26. 下达; 下发; 交出: emir \çıkmak 下命令 maaş \çıkmak 发工资
    27. (时间)过去, 流逝: Kış çıktı. 冬天过去了。Mart çıktı. 3月份过去了。
    28. (价格)上涨, 升高: Altın fiyatları boyuna çıkıyor. 黄金价格一路攀升。
    29. 提高(价格、声音等): Satıcı razı olmayınca birkaç lira daha çıktım. 货主不同意, 我就又加了几个里拉。Sesim elvermiyor, daha fazla çıkamam. 我的嗓子不适, 不能再大声了。
    30. 大便: Adamcağız bir haftadan beri çıkmıyor. 他有一个星期没大便了。
    31. 被消除, 被去除; 被洗掉: Ayakkabı ayağından çıkmıyor. 他没脱鞋。Leke çıkmadı. 污渍没有去掉。
    32. 俚́ 破财, (被迫)花钱: Çık bakalım paraları! 你就掏钱吧!On dolardan çıktım. 我破费了10个美元。
    33. 应验, 言中; 实现; 成功: Dediğim çıktı. 我说的话应验了。Rüyası çıktı. 他梦想成真。O çıkar iş değil. 那可不是一件能办成的事。
    34. -le (与异性朋友)约会: Senden başka bir kızla çıkmadım. 除你之外我从没有约过别的女孩。
    35. 数́ 被减去: beşten üç \çıkmak 5减去3
    36. 发生, 爆发: fırtına \çıkmak 发生风暴 kavga \çıkmak 发生口角
    37. -i 修建(楼层): Evin ikinci katına çıkmadan havalar bozuldu. 房还没有建完2层天气就变了。Evine bir kat daha çıktı. 他的房子又加盖了一层。

    Türkçe-Çince Sözlük > çıkmak

  • 242 çirkef

    is. 脏水, 污水, 恶水
    s. 讨厌的, 令人憎恶的, 可恶的: Bu çirkef adamla arkadaşlık etme. 你可别和这个可恶的家伙交朋友。Sen bu çirkef işe karışma. 你别插手这种讨厌的事儿。
    ◇ \çirkefe bulaşmak 自找麻烦 \çirkefe taş atmak 捅马蜂窝, 自找麻烦 \çirkefi üzerine sıçratmak 捅马蜂窝, 自找麻烦

    Türkçe-Çince Sözlük > çirkef

  • 243 çizme

    is.
    1. çizmek 的动名词
    2. 长统胶靴: kasık \çizme 齐腰胶皮裤
    ◇ \çizme ile tandıra girmek 反其道而行之 \çizmeden yukarı çıkmak 不自量力, 打肿脸充胖子 \çizmeleri çekmek 参与, 从事, 插手: Yaptığım işe hâlâ şaşmaktan ve inanamamaktan vazgeçemediğim hâlde çizmeleri çekmiştim. 尽管我还有些吃不准, 还有些将信将疑, 这事我还是干了。

    Türkçe-Çince Sözlük > çizme

  • 244 dalgacı

    s. ve is.
    1. 不专一的, 不专心的, 心不在焉的(人): Dalgacının yaptığı işe bakın! 这家伙心不在焉, 你看他干的这事儿!Pek dalgacı görünüyor, saçmalayacağa benziyordu. 他显得很心不在焉, 似乎要胡说八道了。
    2. 玩弄阴谋诡计的(人)
    ◇ \dalgacı Mahmut 心不在焉的人

    Türkçe-Çince Sözlük > dalgacı

  • 245 dalmak

    - ar -e
    1. 跳进, 进入, 投入; 冲入: denize \dalmak 跳入海中 odaya \dalmak 一头钻进房间 bahçeye \dalmak 一头钻进花园 Balta girmemiş ormanlara dalan seyyahlar kısa zamanda yollarını kaybetmişlerdi. 进入原始森林的旅行者很快就迷了路。Dışarıdan içeriye ellerinde yalın kasaturalarla polisler daldı. 手里拿着刺刀的警察们从外面冲了进去。
    2. 溜进, 混入, 潜入: Biletsiz sinemaya dalıvermiş. 他没买票混进去看电影了。
    3. 转́ 埋头于, 全身心投入, 全神贯注于, 专心致志于; 沉溺于: düşünceye \dalmak 沉思 kitaba \dalmak 埋头看书 işe \dalmak 埋头工作 eğlenceye \dalmak 沉溺于玩乐
    4. (病人)失去知觉, 昏迷: Hasta yine daldı. 病人又昏过去了。
    5. 入睡: öğle uykusuna \dalmak 午睡 Biraz dalmışım. 我好像睡着了一会儿。
    6. (跤手在比赛中)突然下沉袭击对手小腿
    ◇ dala çıka 好不容易地 dalıp çıkmak 1) 在(江河湖海)水中沉浮, 在水中时隐时现 2) 在(江河湖海)水中稍事停留 3) 到处走: Nerede bulunduğu belli olmaz, her yere dalar çıkar. 他到处走, 谁知道他现在在哪儿。dalıp (dalıp) gitmek 沉思, 埋头于, 沉溺于, 心神恍惚: Son zamanlarda dalıp dalıp gidiyor, bir derdi olmalı. 最近他心神恍惚, 肯定有什么麻烦事。dalıp kalmak 发呆, 发愣

    Türkçe-Çince Sözlük > dalmak

  • 246 dayı

    is.
    1. 舅父, 舅舅: Dayının oğlu Ali senin ağabeyin oluyor. 这是你的表哥阿里, 是你舅舅的儿子。
    2. 转́ 保护人, 庇护人, 支持者, 靠山: Mahkemeda dayısı var. 他在法院有靠山。Onun dayısı var, elbette işe onu alırlar. 他有后台, 他们当然要录用他了。
    3. 老大爷, 老爷子; 大爷, 大叔: Ali \dayı 阿里大爷 Ahmet \dayı 艾哈迈德大叔 Dayı, bu yol nereye çıkar? 老大爷, 这条路通往哪里?
    4. 史́ 北非奥斯曼帝国统治者(在奥斯曼帝国时期, 突尼斯、阿尔及尔和的黎波里通过选举上台的执政者)
    5. 勇敢者, 勇士
    6. 俗́ 警察, 雷子, 条子; 宪兵
    ◇ \dayısı (dümende) olmak 有后台, 有靠山: Dayısı dümendedir; işleri kolayca götürür. 他有后台, 他的事情就好办多了。Senin de dayın dümende olsaydı istediğini yapardın, kimse de ses çıkaramazdı. 要是你也有后台, 你想干什么就可以干什么, 谁又敢说什么呢?

    Türkçe-Çince Sözlük > dayı

  • 247 dehşetli

    s. ve zf.
    1. 可怕的: \dehşetli bir olay 一次可怕的事件 Eğer bu dehşetli muharebeler olmasa, kırk yıl Yusuf efendi olarak kalırdı. 如果没有这场可怕的战争, 优素福还能体面地活好多年。
    2. 特别的, 出奇的, 异常的, 不可思议的: \dehşetli bir ağaç 一棵奇大无比的树 \dehşetli bir yağmur 一场大暴雨 \dehşetli bir tablo 一幅奇特的画 Ali'nin ise başkalarının sözlerinden dehşetli bir surette içi sıkılıyordu. 而阿里非常伤心的是另外一些人说的那些话。Bugün hava dehşetli sıcak. 今天天气热得邪乎。Onu dehşetli seviyorum. 我非常爱她。

    Türkçe-Çince Sözlük > dehşetli

  • 248 dekan

    法́ is. 化́ 癸烷
    II
    德́ is. (大学学院的)院长: Dekanlar ise yüksek öğretim kurulunca seçilir ve atanır. 各学院院长则是由高等教育委员会选出并任命的。

    Türkçe-Çince Sözlük > dekan

  • 249 demek

    -i
    1. 说, 讲, 告诉: Arkadaş “beni biraz beklesinler” diyor. 有位同事说: “让他们等我一会儿。”Bunu demek istemiyorum. 我不是那个意思。Sizin dediğinizi pek âlâ anladım. 您所说的我很明白。
    2. -e 称之为, 叫作, 说成是: Bu yaptığını babana söylemezsem bana da adam demesinler. 我要是不告诉你父亲这事是你干的, 我就不是人。Muşmulaya döngel de derler. 人们也把枇杷称为欧楂。
    3. 意味着, 等于: Bu para onun için servet demektir. 这些钱对他来说意味着财富。Hele o adı ne demekti? 尤其是他那个名字, 是什么意思?Misafire surat asmak istiskal demektir. 对客人拉着脸就是慢待客人。
    4. -e 评价, 挑剔, 判断, 认为: Ben çürük tahtaya basmam diyordum ama yanılmışım. 我本以为我不会看走眼, 结果还是铸成了大错。Bu işe herkes ne der? 对这件事, 大伙儿会怎么说?Yeğenimdir, iyi bir terbiye görmüştür dedim. 他是我的侄子, 我本以为他是一个有教养的人。
    5. 愿意, 希望, 打算: Bu yaz geziye çıkabilir miyiz dersin? 你愿意今年夏天我们出门旅游吗?Bundan sonra gelir mi dersin? 你希望他以后再来吗?Kımıldayım deme, kurşunu yersin. 别动!要不我一枪打死你!
    6. 发出某种声响: Küt dedi, düştü. 他吧嗒一声掉下来了。
    7. 也就是说: Demek yarın gelecek. 也就是说, 明天他来。Demek sen onun oğlusun ha? 这么说, 你是他的儿子了?Demek çirkin bir kadınla evlenmemi istiyorsunuz? 那末您要我讨一个丑女人?
    8. 以否定形式, 前面是名词或副词, 表示“无论”, “尽管”, “不管不顾”, “不重视”, “不在意”: Açlık, susuzluk demedi, sıcakta bütün gün yürüdü. 他不顾饥渴, 大热天里走了一整天。Yağmur kar demedi, yola çıktı. 尽管雨雪交加, 他还是上路了。Allah verince kimin oğlu kimin kızı demez. 成́ 真主赐福不分贫富贵贱。
    ◇ \demek ki 也就是说: Demek ki koskoca bir caddeyi yürümüş; Royal kahvesinin önüne sanki uykuda gezenler gibi varmışım. 也就是说, 我在大街上溜达着, 就象梦游般地到了皇家咖啡馆前。\demek olmak 也就是说, 意味着, 等于: Bu işe girişmişler, demek oluyor ki, güçlerine güveniyorlar. 听说他们这项工作已经开始了, 也就是说, 他们相信自己的实力。\demeke kalmadı 立即, 立刻, 马上, 二话不说 \demekten maksat 所说的是, 所指的是 \demektir 既然: Böyle çat pat gelmekten ne çıkar, şurada komşuyuz demektir, sık sık görüşmemiz gerekir. 你这样偶尔走动有什么意思, 我们既然在这里做邻居, 就应该常来常往。dedi mi 正点, 准时, 按时: Eskiden saat üç dedi mi paralar dağılmış olurdu. 过去似乎是准3点钟发钱。Saat yedi dedi mi uyanırım. 我会7点钟准时醒来。demediğin bırakmamak (或 komamak) 说话刻薄伤人心 der demez 立刻, 马上, 恰好: O buraya geldi, der demez yollar kapandı. 他刚一来到这儿, 道路就被封闭了。”Şimdi gelir” der demez karşıdan göründü. 正说着“他就来了”, 他就在对面出现了。der oğlu der 说了又说, 说起来没完, 老生常谈 -in diyeceği kalmamak 无话可说, 无法推脱: Güzel kral kızına altın elmayı götürmüş. Kızın başka bir diyeceği kalmamış. 他给漂亮的公主带来了金苹果。公主再也无话可说了。deyip (de) geçmek 不重视, 不当回事, 说说而已: Çocuk deyip de geçmeyin. 你们可别把孩子不当回事!Nezle deyip geçmeyin, ilerlerse kötüdür. 别把感冒不当回事, 小洞不堵, 大洞受苦。Yengeye de yenge deyip geçmeyelim. Bir mahalleyi susta durdurur. 大婶可不是一般的大婶, 她使整个街区的人都感到害怕。-e diyecek yok 无可挑剔的: Tezyınata diyecek yoktu. 这些装饰真是无可挑剔。
    ◆ Dediğim dedik, öttürdüğüm (或 çaldığım) düdük. 君子一言, 驷马难追。

    Türkçe-Çince Sözlük > demek

  • 250 denenmek

    nsz denenmek 的被动态: Bu bahçıvanın işe yarayıp yaramıyacağı denenecek. 这个园丁是否能用要试一下。

    Türkçe-Çince Sözlük > denenmek

  • 251 derpiş

    [derpi:ş]
    波́ is. 旧́ 考虑, 思考, 预见
    ◇ \derpiş etmek 考虑, 细想, 预见: Bütün sonuçları derpiş etmeden önemli bir işe başlamamalı. 凡事须三思而行。

    Türkçe-Çince Sözlük > derpiş

  • 252 dert

    - di 波́ is.
    1. 悲伤, 悲痛, 忧伤, 烦恼, 苦恼, 心病: Allah dert verip derman aratmasın. 成́ 天意如此。Aşk ağlatır, dert söyletir. 成́ 爱情使人烦恼多, 烦恼使人话语多。Dert ağlatır, aşk söyletir. 成́ 忧伤使人泪多, 爱情使人话多。
    2. 操心: Evlâdın mı var, derdin var. 成́ 家中有儿操心多。
    3. 长期的病痛: Derdini saklayan derman bulamaz. 成́ 讳疾忌病, 无可救药。
    4. 俗́ 肿瘤, 脓包: Boynunda dert çıkmış. 他脖子上好像长了一个瘤子。
    ◇ \dert anlatmak 诉苦, 倾诉苦闷: Derdimi kimseye anlatamadım. 我无法向任何人诉说我的烦恼。\dert bir iken iki olmak 愁上加愁 \dert çekmek 忍受痛苦, 以…为心病 \dert değil 没关系, 不要紧 \dert dökmek 诉苦, 倾诉苦闷 -i \dert etmek (或 edinmek) 因…而烦恼: Başkasının mutluluğunu kendine bilinçle dert etmek ona özgüdür. 因他人的幸福而自寻烦恼是他的特点。Dostuna tuzak kurmaya kalkan da çoğu zaman onunla birlikte kendine de dert eder. 欺骗朋友的人往往也毁了自己。\dert içinde olmak 悲伤, 悲痛, 烦恼, 苦恼 -e \dert kesilmek 成为心病, 使苦恼, 使烦恼: Nereden buraya gelmiş, âlemin başına dert kesilmişti. 他是从哪里来到这儿的呢?他已经成为大伙儿一件糟心的事。-e \dert olmak 成为心病, 使苦恼, 使烦恼: Bu da başıma dert oldu. 这也是一个让我头疼的事。Artık açıkça mahallenin başına dert olmaya başlamış. 看来他显然已成为该街区的一害。Onun okumaması babasına dert oldu. 他不学习已成为他爸爸的一块心病。\dert ortağı 1) 同病相怜者 2) 知已, 知心朋友 \dert sahibi 1) 有病的, 病秧子: Genç yaşında dert sahibi oldu. 他年轻时体弱多病。 2) 苦恼的, 烦恼的, 伤心的, 悲伤的 \dert tutmak 旧病复发 \dert tutmamak 无忧无虑, 不知愁 \dert üstüne \dert bindirmek 使愁上加愁 \dert üstüne \dert katmak 使愁上加愁 \dert yanmak 诉苦, 抱怨: Bana gelerek dert yandı. 他到我这儿来诉苦。\derte çare aramak 想办法解忧 \derte çatmka 愁上心头 \derte derman olmak 使忘却痛苦, 使好转, 消除痛苦烦恼 \derte \dert katmak 愁上加愁 \derte düşmek 1) 陷入困境不能自拔, 遇到麻烦 2) 生病, 患病 \derte girmek 陷入困境不能自拔 \derte sokmak 使苦恼, 使烦恼 \derte uğratmak 非常伤心, 非常难过 \derti depreşmek 伤心的往事再上心头 -in \derti günü 日思夜想的; 日夜思念的: Derdi günü beni çekiştirmek ve dedikodumu yapmak. 他成天琢磨的, 就是背后说我的坏话, 散布我的流言蜚语。Onun derdi günü roman okumak! 他日思夜想的, 就是读小说!\derti olmak 有心事, 有麻烦: Son zamanlarda dalıp dalıp gidiyor, bir derdi olmalı. 最近他心神恍惚, 肯定有什么麻烦事。\derti tazelenmek 回忆起伤心的往事 \derti tepmek 1) 旧病复发 2) 伤心的事再上心头: Akşam oldu mu derdi teper. 夜色降临, 他那伤心的往事再次涌上心头。\derti uyanmak 伤心的往事再上心头 \dertine çare bulmak 消除烦恼, 解除痛苦困挠: Doktor doktor dolaştı ise de derdine bir çare bulamadi. 他四处投医, 仍未能找到办法解除他的病痛。\dertine derman aramak 想办法解决问题, 想办法消除烦恼 \dertine derman olmak 消除烦恼 \dertine \dert katmak 愁上加愁 -in \dertine düşmek 奢望, 祈望, 乞盼: Büyük derdine düştüğü için hiç dikkatine çarpmamıştı. 他正在想入非非, 因而对其它一切都无动于衷。O şimdi otomobil derdine düştü, gözü bir şey görmüyor. 他现在就想要一辆小汽车, 其他什么都不想。Sabahı eder etmez barınak derdine düştüm. 天一亮, 我就为无处藏身而发愁。\dertine koşmak 关心, 关注, 关怀 \dertine yanmak 为自己的处境而难过: Derdine yanmaktan başka yapacak işi kalmamıştı. 他除了暗自伤心, 无可奈何。Çok fırsatlar kaçırdı; şimdi derdine yanıyor. 他错过了许多机会, 现在只有哭的份儿了。-e \dertini açmak 诉苦: Derdini açmayan derman bulamaz. 成́ 讳疾忌病, 无可救药。\dertini çekmek 忍受痛苦 \dertini depreştirmek 使产生痛苦的回忆: Mektup dertlerimi depreştirdi. 来信重又引发了我痛苦的回忆。-in \dertini deşmek 使产生痛苦的回忆: Bu konuyu açarak yine kadının derdini deşmişlerdi. 他们一再次提及这个问题, 又引起了这个女人痛苦的回忆。\dertini dökmek 诉苦, 倾诉苦闷 -e \dertini söylemek 诉苦: Derdini söylemeyen derman bulamaz. 成́ 讳疾忌病, 无可救药。-in \dertini tazelemek 使产生痛苦的回忆: Onun konuşması derdimi tazelemiş, gözlerim yaşarmıştı. 他的一番话触到了我的痛处, 我两眼含泪。Bu kadar acı anılarla bizim dertlerimizi tazelememesini söyledim. 我让他不要用如此痛苦的回忆勾起我们的烦恼。\dertini unutturmak 安慰, 宽慰 \dertini yanmak 诉苦, 抱怨: Sabahleyin geldi, akşama kadar oturup derdini yandı, ben de hatır için ses çıkarmayıp dinledim. 他一大早就来了, 一直坐到晚上, 诉说他的烦恼, 我也是出于礼貌, 一声不吭地听他说。\dertten başını almak 摆脱烦恼: Dertten başını alamıyor. 他老是摆脱不了烦恼。\dertten \derte düşürmek 引起各种烦恼

    Türkçe-Çince Sözlük > dert

  • 253 derviş

    波́ is.
    1. (伊斯兰教)苦行僧, 苦修教士, 托钵僧: Hacı hacıyı Mekke’de, derviş dervişi tekkede bulur. 成́ 物以类聚, 人以群分。
    2. 转́ 自讨苦吃的人
    3. 宽容的人, 大度的人, 四大皆空的人
    ◆ Dervişin fikri ne ise zikri de odur. 心直口快; 有话藏不住。
    II
    is. 动́ 小绿鳍鱼

    Türkçe-Çince Sözlük > derviş

  • 254 dişli

    s.
    1. 有齿的, 有牙的, 齿状的: \dişli çarkı 齿轮 sivri \dişli bir hayvan 一只牙齿锋利的野兽
    2. 转́ 羽翼丰满的, 有权势的: Eğer müdürü arayan dişli, ya da hatırlı biri ise hemen içeri buyur ediliyor. 如果来找经理的人是一个有权势的重要人物, 立刻就会被请进去。
    3. 吸毒的
    is.
    1. 齿轮
    2. 一种绱鞋的工具
    ◇ \dişli tırnaklı 伶牙俐齿的, 极富攻击性的, 说话不饶人的
    ◇ \dişli kalmak 吸毒
    II
    is. 动́ 虾虎鱼科的刺鳍鱼, 虾虎鱼 (Gobius gobius)

    Türkçe-Çince Sözlük > dişli

  • 255 dost

    波́
    is.
    1. 朋友, 友人: Bu arkadaşa kanım kaynadı, çabucak dost olduk. 我很喜欢这位同学, 我们很快就成了朋友。Köpek sahibinin en sadık dost olur. 狗是主人最忠实的朋友。Her kişiyi dost sanma. 不能把每个人都当朋友。
    2. 情人, 情夫, 情妇
    3. 爱好者: kitap \dostu 书迷
    s. 友好的: \dost ülkeler 友好国家
    ◇ \dost bilmek 以某人为友 \dost düşman 无论敌友的外人, 其他所有的人 \dost edinmek 1) 交友, 成为好友: Böyle bir insanı dost edinmek düşüncesizliğin ta kendisidir. 和这样的人交朋友实在是欠考虑。 2) 得到情妇 \dost eli 非陌生的, 不是外人的 \dost gayreti gütmek 够朋友, 仗义 \dost geçinmek 建立良好关系 \dost görünüp arkadan vurmaya kalkışmak 当面说好话背后捅刀子: Ben dost görünüp arkadan vurmaya kalkışanlardan nefret ederim. 我讨厌当面说好话背后捅刀子的人。\dost görünen düşman 口蜜腹剑的人 \dost kazığı 谑́ 朋友的不忠, 朋友的暗算: Çok pahalıya mal oldu, dost kazığı yedik. 我们付出了很高的代价, 遭到了朋友的暗算。\dost nazarıyla 友好地 \dost tutmak 1) 交友 2) 搞婚外恋 \dosta düşman bakışlı 狗眼看人低; 以小人之心度君子之腹 \dosta düşmana karşı 对外人, 对所有的人: Ailedeki geçimsizlikleri dosta düşmana karşı açığa vurmamak gerekir. 家丑不可外扬。
    ◆ Dost acı söyler. 直言进谏是朋友。Dost ağlatır, düşman güldürür. 朋友直言是好意, 敌人奉承藏祸心。Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur. 朋友上千不算多, 敌人一个不算少。Dost dostun ayıbını yüzüne söyler. 直言进谏是朋友。Dost ile ye, iç, alış veriş etme. 好友经商必伤和气; 商场如战场, 六亲不认。Dost kara günde belli olur. 患难见真情。Dost sanma şanlı vaktinde dost olanı, dost bil gamlı vaktinde elinden tutanı. 不要把你春风得意的时候向你献殷勤的人当成是你的朋友, 要知道你穷困潦倒的时候帮助你的人才是你的朋友。Dostlar başına. 但愿您也交好运。Dostun attığı taş baş yarmaz. 良药苦口利于病, 忠言逆耳利于行。

    Türkçe-Çince Sözlük > dost

  • 256 Dow Jones endeksi

    道•琼斯指数: Önceki gün New York Borsası Dow Jones endeksi gün içinde 290 puan, Nasdaq ise 144 puanlık düşüş yaşadı. 前天, 纽约股市道•琼斯指数一天内下降了290点, 纳斯达克指数下降了144点。

    Türkçe-Çince Sözlük > Dow Jones endeksi

  • 257 durum

    is.
    1. 局势, 形势, 局面: Durumu çok kötü görüyor. 他认为形势糟透了。
    2. 情况, 状况, 状态: gelir ve gider \durumu 收支状况 savaş \durumu 战争状态
    3. 地位, 处境, 境况, 境遇: nazik \durum 微妙的处境 Durumunuzu anlıyorum, çünkü aynı şey bizim de başımızda. 我理解你们的处境, 因为我们都一样。Çocukları da işe girince durumları oldukça genişledi. 孩子们一参加工作, 他们的境遇大大好转了。
    4. 举止, 风度: Durumundan iyi bir insan olduğu anlaşılıyor. 从他的言谈举止来看, 他是一个好人。
    5. 姿态, 态度
    6. 姿式
    7. 语́ 格: belirtme \durumu 宾格 kalma \durumu 位格 yönelme \durumu 向格 çıkma \durumu 从格 yalın \durumu 原格 tamlayan \durumu 所有格
    ◇ \durum almak 1) 具有某种形式, 处于某种状态 2) 采取某种态度 \durum ortacı 语́ 形动词 \durum ulacı 语́ 副动词 \durumda olmak 能做, 会做: Karar verecek durumda değilim. 我不能做出决定。\durumu bozulmak 处境恶化 \durumu düzelmek 处境好转 \durumuna düşmek 沦落为, 处于某种境地 \durumunda olmak (或 bulunmak) 不得不, 必须: Bugünlerde masraftan kısmak durumundayız. 眼下我们不得不节省开支。

    Türkçe-Çince Sözlük > durum

  • 258 dünden

    zf.
    1. 从昨天起
    2. 欣然, 急切地, 心里早就
    ◇ \dünden bugüne 转瞬间, 很快就, 很快, 马上 \dünden hazır 欣然接受, 心里早就同意: O, bu işe dünden hazır. 他欣然接受了这份工作。\dünden ölmüş 无精打彩的, 懒散的 \dünden razı 欣然接受, 心里早就同意: O dünden razı. 他早就同意了。

    Türkçe-Çince Sözlük > dünden

  • 259 düşman

    s. ve is.
    1. 仇视的, 敌对的; 敌人, 敌手: \düşman ordusu 敌军 halk \düşmanı 人民公敌 sınıf \düşmanı 阶级敌人 Ahmet hiç düşmanı olmayan, çok sevilen bir insandir. 艾哈迈德没有任何仇人, 是一个深受爱戴的人。Düşman süvarisi, kesif yayım ateşi başlayınca yüz geri attı. 密集的枪声一响, 敌骑兵掉头就跑。Rıhtımda kaynaşan kalabalığa düşman gözüyle bakıyor. 他用仇视的目光盯着码头上熙熙攘攘的人群。
    2. 对方, 对手: Futbol sahasının kenarında düşmanlarını seyrediyordu. 他在足球场边上看着对手。
    3. -e 讨厌…的, 厌恶…的: içki \düşmanı 讨厌喝酒的人 içkiye \düşman bir adam 一个厌酒的人 Mediha kendinin iştirak etmediği her davranışa düşmandır. 迈迪哈讨厌任何他不赞同的作法。
    4. -e 对…有害的, 有害的, 天敌: meyve \düşmanı karga 危害水果的乌鸦 çiçek \düşmanı böcek 危害鲜花的昆虫
    5. 大量消耗…的: yemek \düşmanı 饭桶, 老饕, 饕餮
    ◇ \düşman ağzı 诬陷不实之词, 诽谤, 恶言中伤 \düşman başına 让恶运远离自己和亲友而只落到敌人头上的一句祝词 \düşman çatlatmak 展示自己的胜利刺激敌方 -e \düşman kesilmek 敌视, 仇视; 讨厌, 厌恶: Neden ona bu kadar düşman kesildiklerini anlayamadı. 他不明白他们为什么如此讨厌他。\düşman mevzilerini sarmak 包围敌军 \düşman olmak 敌视, 成为仇敌: Dedikodu yüzünden birbirlerine düşman oldular. 他们因听信流言蜚语而相互敌视。\düşmana sokulmak 与敌人接触(交火) \düşmanı püskürtmek 击溃敌军 \düşmanı topun namlusunda görmek 与敌军正面交火 \düşmanın arkasını kesmek 切断敌军后路 \düşmanın eline kılıç vermek 自己做对自己不利的事 \düşmanın merhametine sığınmak 无条件投降 \düşmanını güldürmek 使亲者痛仇者快: Korkuyorum, sen bu gidişle babanın ocağına incir dikeceksin, düşmanlarını güldüreceksin. 我担心你这么干会毁掉祖宗的基业, 干出亲者痛仇者快的事情。
    ◆ Düşmanın karınca ise de hor bakma. 敌手再弱, 也不可轻敌。

    Türkçe-Çince Sözlük > düşman

  • 260 düşüş

    is. düşmek 的动名词: Önceki gün New York Borsası Dow Jones endeksi gün içinde 290 puan, Nasdaq ise 144 puanlık düşüş yaşadı. 前天, 纽约股市道•琼斯指数一天内下降了290点, 纳斯达克指数下降了144点。Her düşüş bir öğreniş. 成́ 吃一堑, 长一智。

    Türkçe-Çince Sözlük > düşüş

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.