Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 221 bakmak

    - ar -e
    1. 瞧, 看, 望, 视: Baktım ama göremedim. 我看了看, 但没有看到。Nereye bakıyorsunuz? 你瞧什么呢?Bir akşam tek odamın önündeki balkondan denize bakıyordum. 一天晚上, 我从我那单人房间前面的阳台上眺望大海。
    2. 寻找, 寻觅: Çocuğa bakıver, acaba nereye gitti. 你快去找找孩子, 他能去哪儿呢?Kardeşine bak, bana getir. 你去找找你的兄弟, 带他到我这儿来!
    3. 面向, 朝向, 鸟瞰, 俯瞰, 俯视: Bu evin cephesi güneşe bakar. 这所房子向阳。Evin arkası denize bakıyor. 房子背对着大海。Pencereler sokağa bakıyor. 窗户朝着大街。Limana bakan penceresinden deniz görünürdü. 透过它那俯视港口的窗户, 可以看见大海。
    4. 照料, 照顾, 照看, 照应; 看护: Çocuğuna gül gibi bakıyor. 她把孩子伺弄得像一朵花儿一样。Hastaya bakmaktan hasta olmak yeğdir. 与其伺候病人, 还不如自己病一场。
    5. 抚养, 赡养, 供养, 养活: Beş çocukluk bir aileye bakıyor. 他养活着一个有5个孩子的家。Herkes anasına, babasına bakmakla ödevlidir. 每个人都有赡养父母的义务。
    6. 指望, 期待: öç almaya \bakmak 图报复 Evin bütün işleri bana bakıyor. 家里所有的事都指望着我。
    7. 医治, 诊治: Hastalığınıza hangi doktor bakıyor? 是哪位医生给您看的病?Lütfen dişlerime bir bakar mısınız? 请给我看一下牙好吗?
    8. 察看, 查看, 尝试: hesaba \bakmak 查帐 Git bak bakalım, evdeler mi? 我们去看看, 他们在家吗?Yemeğin tadına baktınız mı? 这菜的味道您尝过了吗?
    9. 负责, 掌管: Pasaport işine polis bakar. 护照事宜由警察负责。
    10. 需要; 依赖: Bu işin bitmesi on güne bakar. 完成这项工作需要10天时间。Bu iş beş bin dolara bakar. 这事得要5千美元。
    11. 重视; 关心; 注意, 在意; 留心; 当心: Şu soysuza bak, mal sahibi olunca beni kapı dışarı atacakmış. 你要当心那个卑鄙小人, 要是让他当了家, 他会把我赶出家门的。Siz benim kusuruma bakmayınız! 请原谅!请别见怪!Yalnız eğlenmeye bakıyor, başka şey düşünmüyor. 他只顾玩, 对其它的事不闻不问。
    12. (颜色)相象, 相似, 相仿: Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor. 这块布料的颜色与绿色相靠。Ötede beride iri güzel çiçekler çayırın üzerinden yıldızlar gibi bakardı. 草丛里到处露出星星似的美丽花朵。
    13. 明白, 意识到, 察觉: Baktı ki kavga çıkacak, oradan hemen uzaklaştı. 他一看要吵起来了, 就赶紧离开了那里。Baktım ki lâf anlamıyor, sesimi kestim. 我明白了, 他什么也不懂, 我就不再说什么了。Beni aldatıp atlatmak için kırk dereden su getirdi, nihayet baktı ki olmıyacak, çıkarıp bir kaç dolar verdi. 他总想骗我, 最后一看不行, 就掏出几个美元给了我。
    14. 不为别的事分心, 专心于手头或眼前的事: Yemek yemene bak! 吃你的饭吧!Vaktini hoş geçirmeye bak! 玩你的吧!
    15. 企图, 试图: Münasebete girişmekten korkmakta hakkın var, çünkü adamın karası elinde, küçük bir fırsat buldu mu, hemen seni lekelemeye bakar. 你和他交往要有所提防, 因为这家伙爱造谣中伤, 一有机会, 马上他就会造你的谣。
    -e bakarak 与…相比: Sen onlara bakarak daha anlayışlısın. 你比他们聪明。Son okuduğum kitap elindekine bakarak daha zevkli. 我刚看完的这本书比你手里拿的那本书更有趣。bakarsın 可能, 或许, 也许: Odunu vaktinde al, bakarsın kış birden bastırıverir. 你要早点儿买点儿劈柴, 冬天也许会突然降临。baktıkça bakacağı gelmek 看了又看, 看得入迷: Şu dağlara baktıkça bakacağım geliyor. 这些山让我看得着了迷。
    ◆ Bak (或 Bakın, Bakınız) 1) 表示惊奇, 惊讶: Bak, babam geldi. 哎呀!我爸爸来了!A bak, ben böyle şakadan hoşlanmam! 喂!我可不喜欢这种玩笑!Allah'ın işine bak! (表示惊讶, 出乎意料)瞧这事闹的! 2) 表示藐视: Bak şu yaptığın işe! 瞧你干的这事!Bak bak, neler de söylüyor! 你瞧瞧, 他又要说什么呀?Bak, bak, neler olmuş da haberlerimiz yok. 啊?又出了什么事了?我们一点都不知道。Bakar mısın (或 mısınız) ? 哎, 注意啦!Baksan a (或 baksanız a) 请注意!请听我说!请看着我: Akşam oluyor, baksana hava karardı. 天晚了, 你注意到了吗?天已经黑了。Baksanıza bahçede kim var! 喂, 谁在花园里呐?

    Türkçe-Çince Sözlük > bakmak

  • 222 baş

    is.
    1. 头, 头颅, 脑袋, 首级: \baş çanağı 颅骨, 头盖骨, 脑壳 Başını elleri arasına almış düşünüyordu. 他两手托腮, 在那里沉思。
    2. 领导人, 首脑, 首领, 头目, 头儿: kol \başı 队长 ırgat (或 işçi) \başı 工头 oymak \başı 部族首领 Cumhurbaşkanı devletin başıdır. 总统是国家元首。
    3. 起头, 开头, 开始, 开端: ay \başı 月初 yıl \başı 年初, 新年, 元旦 satır \başı 段首 yazısının \başında üzerinde durduğu noktalar 他在文章的开头部分谈到的几点
    4. 基础, 根本: Her işin (或 şeyin) başı sağlık. 成́ 万事悠悠, 健康为大。
    5. (河流)源头
    6. 顶, 最高点: dağ (ın) \başı 山头, 山顶 tepe (nin) \başı 小山头, 小山顶
    7. 小头: çiban \başı 脓头 meme \başı 奶头, 乳头 toplu iğne \başı 大头针的头
    8. 末端, 尽头: köprü \başı 桥头堡 O sırada koridorun başından uzun boylu bir kız belirmişti. 正在此时, 走廊的尽头出现了一位高个姑娘。
    9. 头, 只, 个, 枚: bir \baş soğan 一棵葱 on \baş sığır 10头牛 yirmi \baş koyun 20只羊 üç \baş sarımsak 三头蒜
    10. (货币兑换时的)佣金
    11. 附近, 周围, 旁边: ateş \başı 火堆旁边 havuz \başı 水池边 mangal \başı 火盆旁 ocak \başı 火炉旁 sofra \başı餐桌旁 Çeşme başında toplananlar su için kavga ettiler. 聚集在饮水处的人们为水争吵了起来。Pek sıcak günlerde prenses ormana gider; bu serin kuyunun başında otururmuş. 天气一热, 公主就到森林里去, 坐在清凉的水井旁边。
    12. 思想, 记忆; 头脑: Geçmişin anılarını başımda canlandırmak istiyorum. 我想恢复过去的记忆。
    13. 船头, 船首
    14. 5级跤手(最高一级跤手)
    15. 放在名词前, 组成复合词: başbakan 总理 başkent (或 başşehir) 首都 başyazar (或 başmuharrir) 主编 başyazı (或 başmakale) 社论 baştercümen 首席翻译
    s.
    1. 首要的, 最重要的: \baş merdiven 主梯, 主楼梯 Parlamentonun baş vazifesi bütçeyi yapmaktır. 议会首要任务是制定预算。Bu işin böyle olmasında baş sorumlu olduğumu düşünüp kendi kendimi yiyorum. 我认为这件事弄成这个样子全怪我自己, 我在生我自己的气。
    2. 首席的, 主要的: \baş erkek dansçı 首席男领舞演员, 舞剧男主角
    ◇ \baş açık yalın ayak 慌得顾不上穿衣服地, 赤身裸体地: Acı haberi alınca adam, baş açık yalın ayak sokağa fırladı. 这个人一听到噩耗, 顾不上穿衣服就跑到了街上。\baş açmak 1) 非常乐意做某事 2) (妇女)脱去罩袍 \baş ağrı 令人头疼的, 令人伤脑筋的 -e \baş ağrı vermek 令人头疼, 令人伤脑筋 \baş ağrıtmak 使烦恼, 使厌烦, 使伤脑筋: Şu mızmız davranışlarıyla baş ağrıttın. 你这种总爱给别人挑刺的态度使人反感。- den \baş alamamak 忙得脱不开身, 忙得不可开交, 忙得不亦乐乎 \baş alıp \baş vermek 争斗, 撕打, 搏斗 \baş almak 史́ 取首级, 杀敌 \baş aşağı 头朝下, 颠倒: Kendimi baş aşağı yürüyen insanlar arasında buluvermek çok hoş olacak doğrusu! 和头朝下走路的人在一起真的很有意思。Tavukları baş aşağı tutmayınız. 你们不要把鸡头朝下拿着。\baş aşağı çekim 交替拍摄 \baş aşağı düşmek 社会地位受到动摇, 走下坡路, 衰落, 衰败 \baş aşağı gelmek 1) 头着地, 倒栽葱 2) 倒霉 \baş aşağı gitmek 1) 头着地, 倒栽葱: Çocuk merdivenden baş aşağı gitti. 那孩子一个倒栽葱从楼梯上滚了下来。 2) 变糟, 下跌: Altın fiyatları baş aşağı gidiyor. 金价正在走低。Piyasa durgun, işlerimiz baş aşağı gidiyordu. 市场萧条, 我们的生意不好做。 3) 总是吃亏, 总是倒霉: Baş aşağı gittiğinin farkındaydı. Fakat toplanıp silkinmesine de bir türlü çare bulamıyordu. 他发现他总是倒霉, 但是怎么也找不到办法振作起来摆脱这个困境。\baş (ı) bacadan aşmak 超过出嫁年龄 \baş bağlamak 1) 包头, 裹头 2) 结穗: Buğdaylar baş bağladı. 小麦结穗了。 3) 与…有联系, 与…有关 \baş bağlatmak 使结婚 \baş \başa 1) 俩人单独在一起: Ayak altı olmayan bir yer bul da baş başa oturalım. 你找一个没人的地方, 咱们俩坐坐。Odada baş başa oturdular. 他俩独处一室。 2) 团结一致 \baş \baş bırakmak 使俩人单独在一起 \baş \başa kalmak 俩人单独在一起: Ben, el ayak çekildikten sonra, odanın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini beklerim. 夜深人静之后, 我插上门, 读起书来, 等待着我俩单独会面的时间到来。\baş \başa verip dert yanmak 同情, 发牢骚, 互诉衷肠 \baş \başa verip dertleşmek 同情, 发牢骚, 互诉衷肠 \baş \başa vermek 1) 碰头, 磋商: Bu mesele hakkında kaşık düşmanı ile baş başa verip düşünmeden birşey söyleyemem. 这事我什么也不能说, 得先和我老婆商量商量, 好好想想。 2) 互为依靠 \baş belâsı 令人厌烦的, 令人烦恼的, 扫把星: Benim bir köpeğim vardır. Başımın belâsı. 我有一条狗, 他真让我头疼。Baş belâsı karı, çocuğu niye dövüyorsun? 你这个贱女人, 为什么打孩子?\baş belirsiz, meydan ıssız 极其混乱的, 杂乱无章的, 无序的 \baş beyin kalmamak 晕头转向: İnşaatın gürültüsünden bizde baş beyin kalmadı. 施工噪音搅得我们晕头转向。\baş boy 优质 \baş bulmak 赢利, 获利: Bu fiyata verirsem, baş bulmaz. 如果按这个价卖, 我无利可图。\baş çatmak 包头, 缠头 \baş çavuş 士官 \baş çekimi 半身像, 半身照 \baş çekmek 倡导, 发起, 牵头; 主演 \baş çevirmek 绝交, 不愿见 \baş çıkarmak 出现, 出头露面 \baş derdine düşmek 自顾不暇 \baş dikmek 任命领导人, 指定负责人 \baş döndürmek 1) 使头晕眩: Aşağısı baş döndürecek kadar derin bir uçurumdu. 下面是令人眼晕的万丈深渊。 2) 变化之快令人吃惊 \baş döndürücü 1) (速度)极快的, 过快的 2) 令人眩晕的 \baş dönmesi 1) 头晕目眩, 头晕眼花 2) 陶醉: Böyle bir manzarayı ne resimlerde görebilirsiniz, ne filmlerde, insana baş dönmeleri gelir. 无论是在图画中, 还是在电影里, 你们都看不到这样一种景色, 它令人陶醉。-le \baş edebilmek 有能力应付某人, 有能力做某事 \baş edememek 无能力应付某人, 无能力做某事: Baş edemeyeceklerini anlayınca kirişi kırıp kaçmışlardı. 他们明白他们无能为力了, 便一走了之。\baş eğmek 1) 点头(同意, 打招呼等) 2) 惭愧, 害臊: Kız utancından kıpkırmızı olmuştu. Sessizce başını eğdi. 姑娘羞红了脸, 悄悄地低下了头。 3) 俯首听命: Otoriteme her zaman baş eğmiştir, ama bu defa baş kaldıracak gibi bir şey yapıyor. 他一向服从我的权威, 可这次似乎要造反了。\baş elde iken 生前, 活着时, 在世时: Dedem baş elde iken mülkünü çocuklarına paylaştırdı. 我祖父生前把他的财产对他的子女做了分割。\baş etmek 有能力做, 足以干成 \baş fiyat 好价钱, 为最好产品而确定的价格 -e \baş gelmek 战胜, 相当于: Bir orduya baş gelir. 它能顶一个军使。\baş giyeceği 帽子 \baş giyimi 帽子 \baş göstermek 显示, 出现, 发生: Bu kış yine, kok kömürü sıkıntısı baş gösterecekmiş. 今年冬天焦煤似乎将匮乏。Kuraklık olunca, Afrika'nın bazı ülkelerinde açlık baş gösterir. 只要一发生干旱, 非洲的某些国家就出现饥荒。\baş göz etmek 俗́ 使结婚, 嫁: Ben onu Mustafa ile baş göz etmek istiyorum. 我想让她与穆斯塔法结婚。Benim artık bir tek kaygım var. O da, şu kızı baş göz etmek. 我还有一个心愿, 那就是为这姑娘找一个婆家。Elim ayağım tutarken doğrusu şu kızı baş göz etmek isterim. 我真想在我手脚还能动的时候把这个女儿嫁出去。\baş göz olmak 俗́ 结婚 \baş göz yarmak 1) 殴打, 打得鼻青脸肿 2) 转́ 把一篇文章念得磕磕巴巴 3) 转́ 办事笨拙, 把事办砸, 未把事做好 \baş heykeli 半身塑像 \baş indirmek 点头同意 \baş kaldıramak 1) 抬头: Gece gündüz yazı yazmaktan baş kaldıramıyordu. 他没日没夜到写啊写。 2) 出现, 显露 3) 反对, 反抗; 起义, 造反, 暴动: Otoriteme her zaman baş eğmiştir. Ama bu defa baş kaldıracak gibi bir şey yapıyor. 他一向服从我的权威, 而这次似乎要造反了。\baş kaldıramamak 1) 病入膏肓, 卧床不起 2) 忙得脱不开身, 忙得不可开交, 忙得不亦乐乎 \baş kaygusu 惦念, 挂念 \baş kesmek 1) 砍头 2) 右手搁胸前低头致意: İhtiyar, baş kesip cevap verdi. 老人右手搁胸前低头致意, 以示还礼。 3) 投降, 服从 \baş kıç vurmak (船只)前后颠簸 \baş kırmak 抬杠 \baş kisvesi 帽子 -e \baş komak 准备献身: Biz vatanımıza baş komuş erleriz. 我们是准备为祖国而献身的战士。\baş korkusu 恐惧 \baş koşmak 努力, 用功 -e \baş koymak 准备献身 \baş kurtarmak 大难不死, 躲过一劫, 逃脱惩罚 \baş olmak 当头, 做首领 \baş örtmek 用头巾包头 -e \baş sallamak 随声附合, 言听计从; 同意, 认可 \baş selâmı 点头致意 -e \baş tutmak 海́ 沿着航线驶往, 保持航线 \baş tutmamak 海́ 偏离航线, 迷航 \baş üstünde gezdirmek 盛情款待, 友好接待, 尊重 \baş üstünde gezmek 受尊重, 被敬重 \baş üstünde tutmak 盛情款待, 友好接待, 尊重: Misafir olarak kaldığı sürece onu baş üstünde tutmuşlardı. 在他作客期间, 他们对他盛情款待。\baş üstünde yeri olmak 非常受尊敬, 非常受关注, 受到盛情款待 \baş vermek 1) (脓包)变熟 2) 吐穗, 抽穗 3) 迎着风或水流 4) 用清水漂流(衣物) 5) 牺牲; 出师未捷身先死 \baş yakmak 使陷入恶劣的境地 \baş yapmak 做头发, 做头发护理 \baş yarıp göz çıkarmak 1) 殴打, 打得鼻青脸肿 2) 转́ 办事笨拙, 把事办砸, 未把事做好 \baş yarmak 1) 殴打, 打得鼻青脸肿: Dostun attığı taş baş yarmaz. 成́ 良药苦口利于病, 忠言逆耳利于行。 2) 转́ 办事笨拙, 把事办砸, 未把事做好: Biz ona iş yap dedik, o gitti baş yarıp geldi. 我们让他去做事, 他去了, 结果搞得一塌糊涂。Adağın nerede kaldı, meseleyi kolaylıkla halledeceğini söylemiştin, hâlbuki baş yarmaktan başka birşey elinden gelmedi. 你是怎么答应的?你说你办这件事容易得很, 可是除了添乱你什么事情也办不成。-in \baş yemek 1) (餐桌上汤后上的第一道)主菜 2) 使死亡, 致死 3) 使陷入困境 \başa \baş 相同的, 相等的, 旗鼓相当的: Bu iki güreşçi başa baş güreştiler. 这两个摔跤手摔了个平手。\başa \baş gelmek 平等, 相等, 平衡, 旗鼓相当: Bu ayın aile bütçesi başa baş geldi. 这个月家里收支持平。\başa \baş gitmek 平等, 相等, 平衡, 旗鼓相当: Biz bu yarışın bu kadar başa baş gitmesinden gurur duymalıyız. 我们应该对这次竞争如此旗鼓相当感到自豪。(-ile) \başa çıkamamak 1) 不胜任 2) 无暇顾及 -i \başa çıkarmak 1) 结束, 完成 2) 宠爱, 溺爱 (-ile) \başa çıkmak 1) 战胜, 克服, 征服, 摆平, 了结: Adamcağız sözle başa çıkamayacağını anlamış. 他似乎明白光靠空口说白话已经摆不平了。 2) 胜任 3) 任性, 惯坏, 受宠 \başa dert düşmek 遭遇不幸, 烦恼, 不安 \başa geçmek 1) 当头, 做首领: Ali Bey dernekte başa geçtı. 阿里先生当了协会的头。 2) 名列前茅, 首屈一指 \başa gelmek 遭遇不幸: Alna yazılan başa gelir. 成́ 人之命, 天注定。\başa gün doğmak 走运, 撞大运 \başa güreşmek 1) 争夺冠军 2) 力争最佳结果 \başa hasır yakmak 抱怨 \başa kaka anlatmak (或 söylemek) 说粗话 -i \başa kakmak 揭短; 总提所做过的好事惹人厌 \başa sürmek 使进行到底 \başa varmak 结束, 完成, 有成果 \başa yazılmak 命中注定 \başa yetişmek 结束, 完成, 有成果 \başı açık 光着头, 不戴帽子的: Yağmurda başı açık sokağa çıkma. 雨天别光着头上街。\başı açılmak 脱发, 变秃 \başı açmak 走开, 离开, 滚开 \başı ağırlaşmak 犯困 -in \başı ağrımak 1) 对…负责任: Bu yolsuz işten dolayı başının ağrıyacağı belli idi. 显然他要对这种不正当的事情负责。 2) 头痛, 伤脑筋: O aileyle iyi geçinseydin başın ağrımazdı her hâlde. 你要是能同那一家和睦相处, 你肯定就不会伤脑筋了。-in \başı altından çıkmak (某种坏事)出自某人的主意: Bütün bu kötülükler o zalimin başı altından çıkıyordu. 所有这些坏事都是那个坏蛋的主意。Samimî gibi görünür ama aldanmayın: Her kötülük onun başının altından çıkar. 他看起来忠厚老实, 可是你们别上当, 他什么事儿都干得出来!-in \başı araya gitmek 不情愿地卷入别人的纷争; 受夹板气 \başı ateşe yanmak 因他人而受难, 舍己为人; 背黑锅 \başı ayak, ayağı \baş yapmak 颠倒黑白 \başı bağlanmak 1) 身不由己 2) 忙得脱不开身 3) 订婚, 结婚 \başı bağlı 1) 身不由己的 2) 忙得脱不开身的: Bir yere gidemiyor, başı bağlıdır. 他忙得脱不开身, 哪儿也去不了。 3) 已订婚的, 已结婚的, 有对象的, 有主儿的, 已出阁的 \başı \başa çatmak 磋商, 商量 -in \başı belâda 处于难以摆脱的困境 -in \başı belâya girmek 陷于困境, 面临令人烦恼的状况: Kıçı kırık bir saat yüzünden başım belâya giriyordu. 我为了一只破表而惹来了麻烦。\başı bez 女人 -in \başı bozulmak 丧夫 \başı bütün 配偶健在的 -in \başı çatlamak 头疼得象要裂开似的, 头剧烈地疼痛 \başı çekmek 牵头, 当头, 当首领, 倡导, 发起; 领衔主演 \başı çıplak 秃头的, 光头的-in \başı dara düşmek 手头紧, 拮据 -in \başı dara gelmek 陷入困境, 苦恼 -in \başı daralmak 手头紧, 拮据: Başınız daralırsa beni arayın. 您要是缺钱花, 就来找我好了。\başı darda kalmak (或 olmak) 手头紧, 贫困: Başı darda olduğu zaman bize gelirdi. 他一没钱就来找我们。\başı derde girmek 陷入困境, 苦恼 \başı dertte olmak 陷入困境, 苦恼 \başı devletli 幸福的, 幸运的 \başı dik gezmek 昂首挺胸: Böyle çalışırsamız, boynumuzu eğmeden, kimseden bir lokma beklemeden alnımızın terini yer, başımız dik gezerik. 如果我们这么干, 我们就可以自食其力, 挺起胸来做人, 用不着低三下四去求人。\başı dimdik 自尊的, 自豪的 \başı dinç 无忧无虑的 \başı dinlemek 惬意, 无忧无虑 -in \başı dönmek 1) 头晕, 头晕眼花, 晕头晕脑: Gözlerim kararıyor, başım döndü. 我眼前一黑, 天旋地转。Kapının önüne geldiği zaman başının dönmeye başladığını hissetti. 他刚一来到门口, 就觉得头开始发晕。 2) (遇到紧急情况)手忙脚乱, 手足无措 3) 乐昏了头, 得意忘形 4) 眼花缭乱 \başı dumanlı 1) 云山雾罩的, 大雾笼罩山头的(山) 2) 陶醉于爱情的 3) 酩酊大醉的, 醉得昏天黑地的 -in \başı göğe ermek (或 değmek) 谑́ 1) 忘乎所以, 得意忘形: Bir kitapçığı yayınladıktan sonra başı göğe erdi. 他出了一本书就不知道天高地厚了。 2) 意外得福, 幸运: Beni müşkül durumda bırakmakla başın göğe erdi mi? 你挤兑我又得了什么好处了呢?\başı gözü sadakası 为驱灾或防灾而捐的物品或作出的牺牲 \başı havada 1) 无忧无虑的, 高高兴兴的 2) 高傲的, 目空一切的, 自鸣得意的 \başı havalanmak 迷恋, 爱上 \başı hoş 1) 无忧无虑的, 无拘无束的 2) 微醉的 (-in, -le) \başı hoş olmamak (或 gitmemek, sayılmamak) 不喜欢, 不欣赏: Benim öteden beri halılarla başım hoş değildir. 我一向不喜欢地毯。Benim zaten içki ile başım hoş değildil. 我本来就不喜欢喝酒。-in \başı için 看在某人的面子上: Aman babamın başı için beni ele vermeyin. 看在我父亲的面子上, 请别告发我。Çocuğunun başı için bana gerçeği söyle. 看在孩子的份上, 把真相告诉我吧!-in \başı kalabalık 身边人太多, 不便说话: Şimdi başı çok kalabalık, işinizi yapamaz. 现在他身边的人太多, 您的事他没法办。Bugün başı çok kalabalık, görüşemeyiz. 今天人太多, 咱们没法谈。\başı kapalı 遮遮掩掩地, 偷偷摸摸地: Sözlerinden bir şey anlamıyorum, neden böyle başı kapalı konuşuyorsun. 你说的我一点儿也不明白, 你说话干嘛这么遮遮掩掩的?Başı kapalı iş yapmaktan hiç hoşlanmam. 我做事不喜欢偷偷摸摸。-in \başı kazan (gibi) olmak 头被吵得嗡嗡作响, 头被吵得晕晕乎乎的: Gürültüden başım kazan gibi oldu. 我脑袋都快给吵炸了。-in \başı kızmak 生气, 发火, 发怒: Başı kızınca kavgaya çanak tutmaya başlamıştı. 他一生气就要吵架。-in \başı nâra yanmak 为他人受难, 背黑锅, 吃亏: Serseri yoplulukla düşüp kalkma, başın nâra yanar, pişmanlık fayda vermez. 你别和那些流氓混在一起, 吃了亏悔之晚矣。\başı önünde 非常羞怯的; 安分守己的, 循规蹈矩的: Küçük kız ilk gün başı önünde sınıfa gördü. 小姑娘第一天怯生生地走进了教室。\başı önüne düşmek 处境不妙 \başı pek 1) 笨的, 理解力差的; 倔强的: Başı pek adamı kimse sevmez. 倔强的人没人喜欢。 2) 不好驾驭的马 \başı pişmek 在太阳暴晒下干活, 头顶烈日干活: Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer. 成́ 春夏耕作不休, 秋冬吃穿不愁; 少壮不努力, 老大徒伤悲。-e \başı sallamak 1) 随声附合, 言听计从; 同意, 认可: Onun söylediklerini, başı sallayarak tasdik ediyordu. 他点头对他的话表示认可。 2) 摇头(表示提醒或生气) \başı sert 1) 笨的, 理解力差的; 倔强的 -in \başı sıkılmak 陷入困境, 处于困境, 手头拮据: Başı sıkılınca kardeşinin yardımını bekliyor. 他一没钱就指望他的兄弟帮他。-in \başı sıkıya gelmek 陷入困境, 处于困境: Başımız sıkıya geldi mi, hemen onlara koşacağız. 我们要是处于困难的境地, 会马上去找他。-in \başı taşa değmek 1) 碰钉子: Sonunda başı taşa değdi; gerçeği anladı. 最后他碰了壁, 才明白过来。 2) 遇到生活困难, 遇到难处 -in \başı taşa gelmek 1) 碰钉子: Daha toysun, başın taşa gelmedikçe söylediklerimden mana çıkaramazsın. 你还是太幼稚, 不碰钉子不明白我的话的意思。Başı taşa gelinceye kadar fikrinde ısrar etti, nihayet anladı ama iş işten geçti. 他固执己见, 不撞南墙不回头, 最后终于明白了, 然而为时已晚。 2) 遇到生活困难, 遇到难处 \başı taşa taşı \başa vurmak 千方百计 -in \başı tutmak 烦恼, 头疼: Gürültüden başım tuttu. 吵得我头疼。-in \başı üstünde yeri olmak 1) 受到热情款待, 受欢迎, 受尊重: Arkadaşımın başımın üstünde yeri vardır. 我很敬重我的这位朋友。 2) 赞成, 认可 -in \başı yastığa düşmek 累得睡着, 虚弱得睡着 -in \başı yastık görmemek 辗转反侧, 坐卧不安: Bacağımın sızısından bu gece başım yastık görmedi. 我腿疼得一宿没睡着。Sinirli olduğum geceler başımın yastık görmesine imkân yok. 我激动得好几宿都没睡着。-in \başı yastık yüzü görmemek 1) 从未生过病 2) 辗转反侧, 坐卧不安: Bütün gece yol hazırlığı yaptık, başımız yastık yüzü görmedi. 我们在准备行囊, 彻夜未眠。\başı yerde 害羞, 羞怯, 沮丧, 失望 -in \başı yerine gelmek 恢复疲劳, 醉酒后醒来: Sekiz saat deliksiz uyudum, başım yerine geldi. 我美美地睡了8个小时, 缓过来了。\başı yukarıda 自以为是的, 自大的: Fena adam değil ama başı yukarıda, bu da bir kusur demektir. 他不是坏人, 但是很自以为是, 这也算是一个缺点吧!\başı yumuşak 顺从的, 听话的: Onun başı yumuşaktır, bu konuda sorun çıkarmaz. 他很听话, 在这方面不会出问题。-in \başı zapt olunmak (马)驯服 \başımla beraber 高兴地, 满意地 -in \başın sağ olsun’a gitmek 吊唁, 吊孝: Bütün kadınlar alay alay başın sağ olsuna gittiler. 所有的女人全都成群结队地去吊唁。\başına 每个: Şu andaki kur dolar başına 8.275 yuandır. 现在的汇率是1美元兑8.275元。\başına belâ açmak 使遭遇不幸, 使大难临头; 使不安, 使烦恼 \başına belâ almak 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼 \başına belâ çıkarmak 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼 \başına belâ etmek 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰 \başına belâ gelmek 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼: Ayağınızı denk almazsanız başınıza bir belânın geleceğini şimdiden söyleyebilirim. 现在我敢说, 你们要不当心点儿, 你们会有麻烦的。\başına belâ getirmek 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰: Deli ile çıkma yola, başına getirir belâ. 成́ 疯傻之人不可交, 否则多烦恼。\başına belâ kesilmek 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼 \başına belâ olmak 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰 \başına belâ sarmak 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼 \başına belâyı satın almak 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰: Böyle bir işe girişmekle başına büyük belâyı satın aldığını sonradan farketti. 后来他才发现他这么干是自寻烦恼。-in \başına binmek 1) 上脸, 向…撒娇, 在…面前放纵 2) 骑在某人的头上, 欺凌, 欺负 -in \başına bir hâl gelmek 1) 遭遇不幸, 遇到灾祸, 出事: Çocuk şu saate kadar dönmedi, başına bir hâl gelmiş olmasın. 都这时候了, 这孩子还没回来, 可别出什么事。 2) 大难临头, 死到临头 3) (含蓄的说法)过世, 三长两短: Başına bir hâl gelirse, azabını ömrün boyunca çekersin, ağabey. 如果他有个好歹的话, 你可得后悔一辈子啊!大哥!-in \başına bir iş gelmek 遭遇不测, 遇到灾祸, 遇到麻烦, 出事: Başına bir iş gelsin de akıllan! 那你就上一回当学一回乖吧!-in \başına bir kaza gelmek 遭遇不测, 遇到灾祸, 遇到麻烦, 出事: Akla yelken ettik, o fena havada küçük sandalla açıldık, başımıza bir kaza geldi. 我们几个人心血来潮, 在那个恶劣的天气里, 登上一艘小船就出海了, 结果出事了。-in \başına bir şey gelmek 遭遇不测, 遇到灾祸, 遇到麻烦, 出事: Başımıza kötü bir şey gelecek sanıyorum! 我觉得我们会有麻烦。 -in \başına bir yıkım gelmek 遭遇不测, 遇到灾祸, 出事: Ali, başlarına bir yıkım geleceğinden korkuyordu. 阿里担心他们会出事。Giderken, başlarına bir yıkım gelir korkusuyla, karılarını yanında götürmekten korkmuştu; bunun için onları evde bıraktı, yalnız başına yola koyuldu. 出发的时候, 他担心带着妻妾会遭遇不测, 就把她们留在家里, 只身上路去了。-in \başına bitmek 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰, 纠缠 \başına buyruk 独立的, 不受约束的, 自由自在的: Başına buyruk bir alay ördek, yeşil bir düzlüğü kaplamıştı. 在绿茵茵的草地上, 有一群自由自在的鸭子。-in \başına çalmak 生气地回绝, 生气地退回 \başına çelenk takmak 取得成功, 胜利 \başına çıkarmak 娇纵, 溺爱, 放纵 \başına çıkmak 1) 上脸, 撒娇, 放肆: Biraz koltuk verdik, şimdi başımıza çıkıyor. 我们奉承了他两句, 他就不知道天高地厚了。Kadınlara yüz verdikçe başımıza çıkıyor. 受宠的女人爱翻脸。 2) 骑在某人的头上, 欺凌, 欺负 -in \başına çorap örmek 陷害, 使绊子, 背后捣鬼 -in \başına çökmek 1) 落在某人头上: Evimin direğidir, giderse dünya başıma çöker. 他是我家的顶梁柱, 如果他没了, 所有的担子就会落到我头上。 2) 殴打: Akşam hepsi bir olup zavallı çocuğun başına çökmüşler. 晚上, 他们合伙儿把那可怜的孩子打了一顿。\başına dermek 聚集在…周围 \başına dert açmak 使不幸, 烦扰, 使苦恼, 使伤脑筋 \başına dert çıkarmak 遭遇不幸, 烦恼, 不安 \başına dert çıkartmak 使不幸, 烦扰, 使苦恼 \başına dert etmek 使不幸, 烦扰, 使苦恼 -in \başına dert olmak 使不幸, 烦扰, 使苦恼: Ama bu güzellik başına dert oldu. 但是, 她的美貌害了她。Artık açıkça mahallenin başına dert olmaya başlamış. 看来他显然已成为该街区的一害。-in \başına devlet kuşu konmak 意外得福, 撞大运: Aynı mahalledendik. Ama sonradan Allah yürü ya kulum, dedi. Başına devlet kuşu kondu. 我们曾经是街坊, 但是后来他犹如神助, 成了气候。Başına devlet kuşu kondu, piyangonun büyük ikramiyesini o kazandı. 他撞了大运, 买彩票中了大奖。\başına dikilmek 1) 不离开某人, 形影不离, 把某人置于控制之下 2) 现场督促 3) 一饮而尽 \başına dikmek 1) 委派某人保护某人某物 2) 一饮而尽 (-i, -in) \başına dolamak 使烦恼, 使厌烦; 使负责一项艰难的工作: Bu işi benim başıma doladılar. 他们把这重任交给了我。-in \başına dünyayı dar etmek 使不安, 使不快; 滋扰: Apartmanlarına kazık kakıp oturan kiracıların başlarına dünyayı dar etmek için bir sürü orijinal usular bulmaya çalıstılar. 房客们住在她们的房子赖着不走, 她们就使了许多怪招滋扰这些房客。-in \başına ekşimek 1) 使不堪重负 2) 纠缠, 烦扰, 骚扰: Bu işi bitirverelim, ikide bir gelip başımıza ekşimesin. 我们快把这件事了结了吧, 别再让他时不时来烦我们了。Herif başıma ekşidi. 这小子老缠着我。\başına feleğin tokmağı inmek 遇到麻烦, 遭遇不幸, 遭到打击: Başına böyle bir feleğin tokmağı indikten sonra belki aklın başına gelir. 也许给你当头一棒, 你才明白是怎么一回事。-i \başına geçirmek 1) 戴头上: Şapkasını başına geçirdi. 他把帽子戴在了头上。 2) 气得用某物打某人的头: Şimdi tencereyi başına geçiririm! 气得我真想把锅扣到你头上!-in \başına geçmek 1) 承担责任, 承担义务 2) 为首, 主持, 率领, 领导: Gündüzün bahçede arkadaşlarımla oynar, akşamları da büyük salonda dansın başına geçerdim. 白天我同伙伴们在花园里玩儿, 晚上我又在大厅里领头跳舞。Onları bahçeye toplayarak başlarına geçerek, akşama kadar âdeta kudurturdum. 我把他们召集到花园, 我当头, 让他们几乎一直疯到晚上。 3) 开始做某事: Tekrar masanın başına geçerek satraçoynamaya başladık. 我们重又摆好桌子开始下棋。-in \başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemek 遇到大麻烦: Bizim başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. 我们真是倒霉透了!-in \başına gelmek 1) 面临困境, 遇到麻烦; 倒霉: Ah başıma gelenleri sorma. 啊!别提了, 我真是倒霉透了!Geyik de başına gelecekleri düşünmeden tilkinin peşine takılıp mağaraya gitti. 鹿也没考虑会遇到什么麻烦, 就跟着狐狸到山洞去了。 2) 遭遇突发事件, 面临突发情况: yolda benim \başıma gelenler 我在途中的遭遇 Gülme komşuna, gelir başına! 成́ 不要笑话别人, 你也可能受到嘲笑。-in \başına getirmek 给…带来好处: Allah kimsenin başına getirmesin. 愿真主普渡众生!-in \başına gün doğmak 走运, 撞大运 -in \başına güneş geçmek 中暑: Başına güneş geçti. 他中暑了。Orada durma, başına güneş geçer. 别站在那儿, 你会中暑的。-in \başına hâl gelmek 历经艰辛, 好不容易: Bugün saç saça baş başa bir dövüştüler ki ayrıncaya kadar başımıza hâl geldi. 他们今天又打了起来, 我们好不容易才把他们拉开。\başına hırkayı çekmek 隐居, 自我封闭: Hiç bir işle ilgilenmiyor; hırkayı başına çekmiş. 他不问世事, 隐居起来了。-in \başına iş açmak 找麻烦, 招致烦恼: Pancuru tamir edeyim, derken başıma iş açtım, cam kırıldı. 我本想修一修活动窗板, 结果惹了麻烦, 把玻璃给弄碎了。-in \başına iş çıkarmak 找麻烦, 招致烦恼: Bu oda başımıza iş çıkardı. 这个房间给我们添了不少麻烦。\başına iş çıkmak 突遭不幸, 面临突发事件 -in \başına iş gelmek 有麻烦, 遇挫折: Dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir. 成́ 山头经常遇风暴, 人生难免有挫折。\başına kakmak 总提所做过的好事惹人厌: Ali beni şirkete yerleştirmekle büyük bir iyilik etmiştı. Fakat onu ikide birde başıma kakması doğru olmazdı. 阿里把我安置在公司是做了一件大好事, 可是他不该总是把这件事挂在嘴边, 真让人受不了。-in \başına kalmak 不情愿做某事, 不得不伺奉某人: Arkadaşının yapması gereken işler de onun başına kalmıştı. 他不情愿地去做了本该由他同事去做的事。\başına kan çıkmak 血往上涌, 生气, 大发雷霆 \başına karalar bağlamak 非常悲伤, 非常痛苦 -in \başına kel kâhya kesilmek 爱管闲事, 指手画脚: O ahçı kadın bile bazen başıma kel kâhya kesiliyor. 连那个女厨子也不时地对我指手画脚。\başına lânet yağmak 倒霉, 被奚落 \başına patlamak 1) 不情愿做某事 2) (恶运)当头 (-i, -in) \başına sarmak 使烦恼, 使厌烦; 使负责一项艰难的工作 \başına sevda gelmek 爱, 恋爱, 钟情, 陷入爱河 \başına sıçramak 睡意全无: Eğer bu patırtıdan, ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa, iki kadın, avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi. 要不是阿訇被这吵闹声从午睡中惊起跑下来的话, 两个女人就要在院子里打起来了。\başına soğuk geçmek 俚́ 犯傻, 办蠢事 -i \başına taç etmek 非常重视, 非常关心; 献殷勤: Ev sahibini başına taç etti ama yine yaranamadı. 他对房东大献殷勤, 可是仍未落好。\başına taş düşmek (或 yağmak) 遭遇不幸, 遭灾, 受惩罚 \başına taş yağdırmak 使遭遇不幸: Deliye taş atma, başına taş yağdırır. 成́ 疯傻之人不可招, 自找麻烦吃不消。\başına tedarik görmek 寻找解决办法 \başına teller takınmak 非常高兴 \başına tokmak olmak 关押, 使入狱, 使身陷囹圄 -i \başına toplamak 聚集, 招集: âlemi \başına toplamak 把所有人聚集在他身边 \başına toprak 该死的 \başına toprak saçmak (或 koymak) 哀悼, 哀伤 \başına üş (üş) mek 聚集在…周围: Herkes başına üştü. 所有人都聚集在他的周围。-in \başına vermek 使倒霉, 使处境险恶 \başına vurmak 1) (酒)上头, 使失去知觉, 使晕头转向, 使失态: Oğlan şarabı fazla kaçırmıştı. Başına vurunca sızmaktan başka çare kalmadı. 小伙子喝多了, 晕头转向, 只好睡下了。 2) (因有毒气体、炎热、饥饿)致病, 头疼: Kömür başına vurdu. 他煤气中毒了。-in \başına yazılmak 命中注定 \başına kaza gelmek 发生事故, 发生意外, 遭到不测: Akla yelken ettik, o fena havada küçük sandalla açıldık, başımıza bir kaza geldi. 我们几个人心血来潮, 在那个恶劣的天气里, 登上一艘小船就出海了, 结果出事了。-in \başına yıkmak 使烦恼, 使厌烦; 使负责一项艰难的工作: Bu karmaşık işi benim başıma yıktılar. 他们把这件棘手的事情交给了我。\başına yular geçirmek 统治, 控制 \başına zindan etmek 使活不下去, 使无法生存, 使陷入困境 \başında 居于首位: Öldürücü illetlerin başında kalp hastalıklarının geldiği malûm. 众所周知, 心脏病乃致命疾病之首。\başında akıl bırakmamak 犯糊涂 \başında ateş yanmak 1) 发高烧 2) 陷入困境: İnsanın başında ateşler yanarken nasıl neşeli olur? 人要是有了麻烦, 怎么还能乐得起来呢?-in \başında beklemek 1) 监视, 监督, 督促, 控制 2) 伺候, 侍奉, 照顾, 照料, 守侯: Mezarının başında iki gece beklediler. 他们在他的坟头守了两夜。-in \başında boza pişirmek 迫害 \başında bulunmak 1) 受尊敬, 受尊重 2) 领导, 率领
    3. 在某人旁边: Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır ya kalbı bulamaz ya nabzı şaşırır. 当他给病人看病的时候, 如果有人站在旁边, 尤其是再有人说上几句话, 他就会手足无措, 要么找不到心脏在哪儿, 要么摸不到脉搏。-in \başında değirmen çevirmek (或 döndürmek) 由于嘈杂声而使人心烦, 滋扰: Üst kattakiler sabaha kadar başımızda değirmen çevirdiler. 楼上的人把我们折腾了一宿。\başında dert tütmek 烦恼, 不快, 伤心, 难过, 心烦意乱 \başında dikilmek 形影不离; 纠缠 \başında dolaşmak 遇到: Başında dolaşan tehlikeyi görünce tilki usulca aslanın yanına gitmiş. 狐狸一见大祸临头, 就悄悄地跑到了狮子身边。\başında dört dönmek 围在身边团团转, 关注, 关心 \başında durmak 1) 监视, 监督, 督促, 控制: Başında durdum; ayakkabılarımı tamir ettirdim. 我看着让他给我修鞋。 2) 伺候, 侍奉, 照顾, 照料 \başında gezdirmek 款待; 尊重 \başında kavak yel (ler) i esmek 1) (年轻人)不负责任, 贪图享乐 2) 心不在焉, 想入非非, 空想, 幻想 \başında kazan kaynatmak 骚扰, 使不安, 使不快 \başında kışlamak 赖着不走 \başında muhabbet yelleri esmek 爱恋, 迷恋 \başında olmak 1) 处于同样困境: Başımda olduğu için parasızlığın ne olduğunu bilirim. 我的处境也不好, 因此我知道缺钱花是一种什么滋味。Durumuzunu anlıyorum, çünkü aynı şey bizim de başımızda. 我理解你们的处境, 因为我们都一样。 2) 当头, 当领导, 主持: İşinin başında olduğu için her şey yolunda gidiyor. 你的事由他负责, 一切顺利。\başında seyisleri kalmamak (奴隶)被解放 \başında taşımak 尊敬, 尊重 \başında torbası eksik 蠢驴, 笨蛋 \başında yaşamak 和…在一起生活: Kimseyle bir hır gür çıkarmadan çoluğunun çocuğunun başında yaşayıp gitmek istiyor. 他希望与世无争地同老婆孩子生活在一起。\başından almak 从头说, 从头做, 重新开始 \başında yer vermek 非常重视; 尊重 \başından aşağı kaynar sular dökülmek 如同一盆冷水从头上浇下来; 心似滚油浇 \başından aşkın olmak 很多 -in \başından aşmak 很多: İşim başımdan aşıyor, bir de bunu yaptırmayın. 我的工作很多, 你就别再给我添麻烦了。-i \başından atmak 1) 摆脱纠缠: Mustafayı başlarından atmak yolunu arıyorlardı. 他们正在设法摆脱穆斯塔法的纠缠。 2) 推托 \başından ayrılmamak 不离左右, 寸步不离 \başından beri 从一开始 \başından bir kazan kaynar su dökülmek 如同一盆冷水从头上浇下来; 心似滚油浇: Başımdan bir kazan kaynar su döküldü sandım. 我觉得如同一盆冷水劈头盖脸浇下来。\başından büyük halt etmek (或 yemek) 试图做自己力不能及的事, 硬着头皮干事, 自讨苦吃, 干蠢事: Başından büyük haltlar yer bu arkadaş. 这位同事是自讨苦吃。\başından büyük işlere girismek (或 kalkışmak, kalkmak, karışmak) 试图做自己力不能及的事, 硬着头皮干事, 自讨苦吃, 干蠢事: Başından büyük işe kalktı, başaramadı. 他硬着头皮去做, 没能做成。\başından büyük yalan söylemek 说大话, 吹牛 -i \başından defetmek 1) 摆脱纠缠 2) 推托 \başından düşmek 衰落, 衰败 \başından geçmek 经历: \başından iki evlilik geçen genç bir kadın 一位结过两次婚的年轻女人 Adamcağız evine dönmüş, akşam arkadaşlarıyla buluşup başından geçeni onlara da anlatmış. 他回到住处, 晚上遇见同事, 也向他们讲述了这番经历。Son günlerde başından geçen olaylar sebebiyle sinirleri alt üst olmuştu. 最近几天遇到的几件事情搞得他心神不安。\başından gitmemek 摆脱不了烦恼 \başından kalkmak 为了休息而推脱一件事情 \başından kaynar su dökülmek 如同一盆冷水从头上浇下来; 心似滚油浇: Onu görünce başımdan kaynar sular döküldü. 我一看见他, 如同一盆冷水劈头盖脸浇下来。Öğretmen çocuğun yaptıklarını anlatırken, annesinin başından kaynar sular dökülüyordu. 老师把那孩子干的事说了一遍, 他母亲一听如同一盆冷水浇下来。-i \başından kesmek 推托 \başından korkmak 担惊受怕, 提心吊胆: Seni bana ısmarlayıp gittiler. Başımdan korkarım. 他们把你交给我就不见踪影了, 我好害怕。Yönetici başından korktu, bu kanunsuz işi yapmadı. 那当官儿的怕出事, 这非法的事他没做。\başından nikâh geçmek 结婚 -i \başından savmak 找借口摆脱纠缠, 敷衍了事, 搪塞: Bize, kendisine yatacak bir yer bulmamız için yalvardı. Onu başımızdan savamadık. 他再三要求借宿, 烦死我们了!Yoksa başımdan savmak için akla karayı mı seçeceğim? 难道我要费尽周折找借口才能甩掉他不成?-in \başından sevda geçmek 曾经爱过 -in \başını adamak 视…为生命, 为…而献身 -in \başını ağrıtmak 1) 使头痛: Bu koku başımı ağrıttı. 这气味熏得我头疼。Sokağın har gürü başımı ağrıttı. 街上的嘈杂声搅得我头疼。 2) 使烦恼, 困扰, 使伤脑筋: Ah affedersiniz efendim başınızı ağrıttım. 啊!对不起, 先生!打搅了!Başınızı ağrıtmayayım. 说来话长, 一言难尽哪!Böyle başımı ağrıtma. 你别再这样烦我了, 好不好!Bütün bu meseleler başımı ağrıttı. 所有这些问题使我大伤脑筋。-in \başını alıp gitmek (或 kaçmak) 1) 抽身离去, 不辞而别: Aman zaman demeye kalmadan başını alıp gitti. 他一句求饶的话也没说, 扬长而去。O çarçabuk bezdi, başını alıp gitti. 她很快就厌倦了, 不辞而别。 2) 逃跑: Gel başımızı alıp uzaklara gidelim. 来!我们逃吧, 逃得远远的。- den \başını almak 自由, 解脱, 抽身, 摆脱: Dertten başını alamıyor. 他老是摆脱不了烦恼。Eşek de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış. 这头驴也感觉到大事不妙, 就调头逃跑了。İşten başımı alamıyorum ki sizi arasın. 我实在脱不开身, 让他去找您吧!-in \başını arkaya çevirmek 回头: Kız yürürken, büyük bir korku duyuyormuş gibi başını ikide bir arkaya çeviriyordu. 姑娘一边走, 一边回头, 似乎很害怕。-in \başını ateşlere yakmak 使非常烦恼 -in \başını bağlamak 1) 使订婚, 使结婚 2) 约束, 使走正道, 使浪子回头: Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını. 成́ 见机行事, 量入为出, 量力而行。-in \başını beklemek 看护, 守护, 守侯: Ali Bey’in hastalığında her gece birimiz başını beklemiştik. 在阿里先生生病期间, 我们每天夜里都有一个人守在旁边。-in \başını belâya sokmak 使不幸, 使受灾; 滋扰, 打扰: Çekil git buradan, başımı belâya sokma. 出去, 别在这儿烦我!Söylediğim doğrudur ama yazamam, başımı belâya sokamam. 我说的是实话, 但我不会写下来给自己找麻烦。-in \başını belâya uğratmak 使不幸, 使受灾; 滋扰, 打扰 -in \başını bir yere bağlamak 安置工作, 使就业 -in \başını boş bırakmak 放任, 使自由 -in \başını çatmak (用头巾、布条等)勒头止头痛 -in \başını çevirmek 回头: Kız bir aralık başını çevirdi. Adamı görünce, hizmetçisine daha çabuk yürümesini söyledi. 姑娘偶尔一回头, 看见了这个人, 让丫鬟快走。-in \başını derde salmak 惹麻烦; 自生烦恼 \başını derde sokmak 使不幸, 使受难; 滋扰, 打扰 -in \başını derde uğratmak 使不幸, 使受难; 滋扰, 打扰: Sus. Başımı derde mi uğratacaksın? 闭嘴!难道你要给我找麻烦不成?-in \başını dik tutmak 维护尊严: Başını dik tut. 你抬起头来!-in \başını dinlemek 在安静的环境中休息: Biraz uzaklara gitmek, yalnız kalıp başını dinlemek istedi. 他想走得远一点儿, 独自一人安安静静地休息休息。-in \başını döğmek 后悔, 伤心 -in \başını eğmek 1) 低头不语: Onların hepsini dile getirerek sırların söyletiyor, onlar başlarını eğiyorlar. 他让他们开口说出他们的秘密, 他们全都低头不语。 2) 低头认错: Ağlayıp başını eğdi, arkadaşlarından kendisini bağışlamalarını dileyip dua etti. 他哭着低下了头, 乞求同伴们的宽恕。-in \başını ezmek 斩草除根, 防范于未然 -in \başını gözünü yarmak 1) 殴打, 打得鼻青脸肿: Ali, Mehmet’e temiz bir dayak atmış, başını gözünü yaramış. 阿里把穆罕默德狠狠地打了一顿, 打得他鼻青脸肿。Murat Bey aralarına girmemiş olsaydı boğaz boğaza dövüşeceller, birbirlerinin başını gözünü yaracaklardı. 要不是穆拉特先生拦住, 他们就打起来了, 非打得头破血流不可。 2) 转́ 把一篇文章念得磕磕巴巴: Başını gözünü yararak okuduğu parçaladan kimse bir şey anlamamıştı. 他念得磕磕巴巴, 谁也不明白他都念了些什么。 3) 转́ 把事办砸, 未把事做好: Yemeği başını gözünü yararak yapmış, mutfak darmadağınık olmuş. 他把饭给做砸了, 厨房内一片狼籍。-in \başını gün, ayağını yer yemek 面朝黄土背朝天 -in \başını her deliğe sokmak 非常好奇, 好奇心强 -in \başını hırkaya çekmek 隐居, 退隐 -in \başını iki eliyle tutmak 感到遗憾, 感到难过, 感到忧伤 -in \başını istemek 要某人的脑袋, 要某人的命 -in \başını kaldırmak 抬头: Alice başını kaldırıp baktı, yukarısı kapkaranlıktı. 艾丽丝抬头一看, 上面一片漆黑。İşinden başını kaldırıp bir yere gidemedi. 他忙得不可开交, 哪儿也没去成。-in \başını kaldır (a) mamak 1) 头也不抬地工作, 不停地工作: Bütün gün başımı kaldırmadan okudum. Boynum tutulmuş gibi. 我头也不抬地看了一整天书, 脖子好象都僵了。 2) 抱病卧床, 病得起不来床 -in \başını kanadına çekmek 诸事不问沉溺于自己的世界 -in \başını kaşımaya eli değmemek 忙得不可开交, 非常忙 -in \başını kaşımaya vakti bulamamak 忙得不可开交, 非常忙: Bugünlerde başımı kaşımağa vakit bulamıyorum. 我最近忙得不可开交。-in \başını kaşıyacak vakti olmamak 忙得不可开交, 非常忙: Büyük babanın artık başını kaşıyacak vakti yoktur. Kâh çocukları kırda oynamaya götürüyor. Kâh onlara ocak başında masallar söylüyor. 老爷爷成天忙得不亦乐乎, 有时带孩子们到郊外去玩, 有时围着火炉给孩子们讲童话故事。-in \başını kaydetmek 掉脑袋: O adam hâlâ sağ; ama başını kaybedecek kadar ağır bir suç altında. 那个人还活着, 可是他犯了杀头之罪。-in \başını kesmek 固执己见, 坚持认为, 坚持: Yalancılığını bir defa anladım, bundan sonra başımı kessen sana inanmam. 我已经认清了你的骗子嘴脸, 今后你就是说破了天, 我也不会相信你了。İştahım yok dedi, artık başını kesseler sofraya gelmez. 他说他没胃口, 他们就是说破天, 他也不会来吃饭。-in \başını koltuğunun altına almak 把脑袋夹在胳肢窝里; 豁出性命干某事 -in \başını koparmak 砍头 -in \başını kurtarmak 1) 死里逃生, 保命: Ne istersen yaparım. Elverir ki şu belâlardan başımızı, kurtaralım. 你让我怎么干, 我就怎么干, 只要我们能够从这场灾难中死里逃生。 2) 能够维持生计, 能够养活自己 -in \başını narâ yakmak 使遭受重大损失; 使懊恼 \başını okutmak 为某人祈祷使之摆脱病痛 -in \başını omuzları arasına çekmek 缩脖子: Başını omuzları arasına çekmiş, rüzgârın etkisiyle arada bir sendeleyerek yola düzüldü. 他缩着脖子, 被风吹得踉踉跄跄地上路了。-in \başını ortaya koymak 豁出命来干某事 -in \başını önüne eğmek 羞得抬不起头来: Esen Hanım bu kaynar sözlerin altında morardı. Başını önüne eğdi. 几句滚烫的话, 说得艾森太太面红耳赤, 羞得抬不起头来。-in \başını sallamak 1) 点头同意 2) 摇头不同意 \başını savurmak (船头)顶风 \başını secdeye koymamış 不敬神的, 不信神的 -in \başını sokmak 找到一个藏身之处, 有安身之处: Sonunda başını sokabileceği küçük bir ev aldı. 最后他买了一所小房子安身。Ne olsa yeriz, nasıl olsa başımızı sokup yatacak bir yer buluruz. 我们随便吃点什么, 不管怎样, 我们得找一个安身的地方, 睡上一觉。Gelmiş buraya, başını sokacak, ekmeğini kazancak bir yer bulmuş, hiç bunu teper mi? 他来到这里找到了一个落脚谋生的地方, 当然不会放弃。-in \başını taşa vurmak 1) 悔之不及, 后悔得用头撞墙 2) 忧郁, 忧伤, 忧愁, 痛苦 -in \başını taşla döğmek 悔之不及, 后悔得用头撞墙 -in \başını taşlara çarpmak 悔之不及, 后悔得用头撞墙 -in \başını taştan kurtarmak 拯救, 救命 -in \başını taştan taşa vurmak 悔之不及, 后悔得用头撞墙 -in \başını toplamak (女人)梳理头发 -in \başını uçurmak 砍某人的头 -in \başını vermek 抛头颅, 牺牲, 献身 -in \başını vurmak 砍头: Bunun üzerine hiç acımaksızın oğlanın başını vurmuşlar. 因此, 他们无情地砍掉了小伙子的脑袋。-in \başını yakmak 使处于困境; 陷害 -in \başını yapmak (女人)梳理头发 (-e, -in) \başını yaptırmak (女人)去发廊做头发 -in \başını yarıp gözünü çıkarmak 殴打, 打得鼻青脸肿 -in \başını yarmak 打破脑袋, 打得头破血流 -in \başını yemek 1) 使陷入困境, 使受重创: Sen bu gidişle kendi başını yersin. 你这是作茧自缚。 2) 致死: Bu çocuğun başını yiyen sen değil misin? 这孩子难道不是你害死的吗?-in \başının altında 在某人的枕头下 -in \başının altından çıkmak 是某人策划的, 是某人捣的鬼: Anlaşıldığına göre bu iş, Ali'nin başının altından çıkmıştı. 看来, 这事是阿里捣的鬼。Samimî gibi görünür ama aldanmayın: Her kötülük onun başının altından çıkar. 他看起来忠厚老实, 可是你们别上当, 他什么事儿都干得出来!-in \başının belâsını bulmak 恶有恶报 -in \başının çaresine bakmak 自己的事自己做, 自救: Herkes başının çaresine baksın! 每个人自己的事要自己办。\başının derdi 烦心的人, 磨人的人(尤指孩子) -in \başının derdine düşmek 1) 烦恼得顾不上其它的事 2) 不顾一切地逃命 -in \başının dikine gitmek 自以为是, 固执己见 -in \başının etini yemek 唠唠叨叨让人烦, 死命纠缠: Anaları başımın etini yiyor. 孩子他妈的唠叨让我心烦。Bisiklet almak için bizim oğlan bir senedir başımın etini yiyiyor. 一年来我儿子一直缠着我给他买一辆自行车。\başının gözünün sadakası 为驱灾或防灾而捐的物品或作出的牺牲 \başının üstünde taşımak 敬重, 尊重 \başının üstünde yeri olmak 1) 受尊敬, 受尊重: Sizi her zaman bekleriz. Her zaman başımızın üstünde yeriniz olduğunu unutmayınız. 我们永远等着您, 您不要忘记了, 您永远是我们敬重的人。 2) 率领, 领导 \başıyla oynamak 玩命地做事, 冒着生命危险做事 \başta gelmek 1) 领先: İpekçilikte Shanghai başta gelir. 上海的纺织业居于领先地位。 2) 居于主要地位: Başta gelen gıdalar arasında süt vardır. 主要的食品中有牛奶。\başta gitmek 领先: 5 numaralı yarışmacı başta gidiyor. 5号选手正在领先。\başta akıl olmamak 不走运: Akıl olmayınca başta, ne kuruda biter, ne yaşta. 成́ 人要是不走运, 喝凉水都塞牙。\başta kalmak 纠缠 \başta taşımak 非常敬重, 非常尊重 \baştan 从头起, 重新, 再一次: Meseleyi baştan anlatayım. 我重新阐述一下这个问题。\baştan aşağı 从上到下, 从头到尾, 完完全全: Baştan aşağı demir kuşaklı bir yiğit ata binmiş. 全副武装的勇士上了马。Mektubu baştan aşağı okumuş. 他从头到尾把信读了一遍。\baştan aşağı bir kova sıcak su dökülmek 如同一桶凉水劈头盖脸浇下来 \baştan aşağıya 从上到下, 从头到脚, 完完全全: Bu genç adamı baştan aşağıya süzdü. 他把这个年轻人从头到脚打量了一番。\baştan aşkın 很多, 过分 \baştan aşmak 很多 \baştan ayağa 从上到下, 从头到脚, 完完全全: Beni şehre götürdü, baştan ayağa giydirdi. 他把我带到城里, 把我从头到脚打扮一新。\baştan azmak 摆脱控制 \baştan \baş 最好的 \baştan \başa 1) 从一端到别一端: Ülkeyi baştan başa geçti. 他从国家这一端走到了另一端。 2) 完全, 全部, 彻底, 彻头彻尾: Adamcağız ölmüş; oğulları gömülü bir kap altın var sanarak bağı baştan başa kazmışlar. 他死了; 他的儿子们以为底下埋的是一罐金子, 把葡萄园挖了个遍。Köy baştan başa bir çamur deryası hâlini alır. 整个村子完全变成了一个烂泥塘。Söyledikleri baştan başa yalan. 他的话是彻头彻尾的谎言。\baştan \başa gitmek 贸然行事 \baştan bulmak 船头搁浅 -i \baştan çıkarmak 使误入歧途, 教唆, 引诱, 勾引; 玷污: Onu da sen baştan çıkardın. Onu artık senden başka kişiyle evlendiremem. 你又玷污了她, 我已无法把她嫁给他人。Perihan adında bir bayan, güveyi dans arasında ayartıp baştan çıkarmış. 一个名叫佩莉罕的女人在跳舞时勾引新郎官。-i \baştan çıkarmaya kurt masalı okumak 使误入歧途, 教唆, 引诱, 勾引; 玷污 \baştan çıkmak 道德败坏, 学坏 \baştan inme 突然降临的: \baştan inme belâ 突然降临的灾祸 \baştan kalmış (或 kalma) 别人用过的, 旧的 \baştan kara etmek 1) (船)搁浅; 冲滩 2) 受挫, 因失败而不知所措 \baştan kara gitmek 不计后果而蛮干 \baştan kaynar sular dökülmek 如同一盆冷水浇下来 \baştan savma 1) 漫不经心地, 敷衍了事地 2) 漫不经心的, 敷衍了事的: Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin. 你要知道, 我们不容忍做事漫不经心。-i \baştan savmak 找借口摆脱纠缠, 敷衍了事, 搪塞 \baştan soğuk sular dökülmek 如同一盆冷水浇下来 \baştan sona 从上到下, 从头到脚, 完完全全 \baştan tırnağa 从上到下, 从头到脚, 完完全全
    ◆ Baş ağır gerek, kulak sağır. 做人要有主心骨, 流言蜚语随它去。Baş dille tartılır. 听其言, 知其人。Baş kırılır fes (或 körk) içinde, kol kırılır yen (或 kürk) içinde. 脑袋破了, 藏在帽子里, 胳膊折了, 藏在袖子里; 家丑不可外扬。Baş ol da, eşek (或 soğan) başı ol. 无论大小, 是官就得利; 三年清知府, 十万雪花银。Baş olan boş olmaz. 1) 官身不由己。 2) 没有金钢钻, 不揽瓷器活。Baş nereye giderse, ayak da oraya gider. 上行下效。Baş üstüne!是!遵命!Başa gelen çekilir. 既来之, 则安之。Başa gelmeyince bilinmez. 饱汉子不知饿汉子饥。Başa yazılan gelir. 人之命, 天注定。Başın (或 başı, başınız) sağ olsun! 望节哀顺便。Başına vur, ağzından lokmasını al. 一脚踹不出个屁来; 老实本分。Başında paralasın. 总提所做过的好事惹人厌。
    II
    is. 旧́ 小脓包

    Türkçe-Çince Sözlük > baş

  • 223 başarı

    is. 成功; 成就; 成绩: Reşat Bey doçentlik sınavını başarıyla vermiş, şimdi de profesör olmak için hazırlanıyordu. 雷沙特先生已经成功地通过了副教授考试, 正在准备晋升教授。
    ◇ \başarı göstermek 完成; 成功: Yarışmada başarı göstererek kupayı kazandı. 他在比赛中获胜, 嬴得奖杯。\başarı kaydetmek 获得胜利, 取得成功 \başarı sağlamak 成功, 取得成就: Girdiği işlerde başarı sağlayamaması sebebiyle yeni bir işe girmekten gözü korkuyordu. 他一件事情也没办成过, 因此不敢去揽新的事。\başarıya ulaşmak 完成, 成功: O güzelim kitabı iç etmek için çok uğraştı ama başarıya ulaşamadı. 为了偷到那本漂亮的书, 他费尽了心机, 但是未能得手。Meram ederseniz bu işte de başarıya ulaşabilirsin. 只要你们想干, 这件事你们也能干成。

    Türkçe-Çince Sözlük > başarı

  • 224 başkası

    is. 另一个, 他人, 别人: Bunu istemem, başkasını isterim. 我不要这一个, 我要另一个。Bu işe başkasını karıştırma. 不要让他人插手此事。O çok yüklü, bu işi başkasına verelim. 他的事太多, 我们把这一工作交给别人吧。
    ◇ \başkasının eliyle yılanı tutmak (假手他人)火中取栗; 损人利己

    Türkçe-Çince Sözlük > başkası

  • 225 başlayış

    is. başlamak 的动名词: Bu işe başlayış iyi oldu. 这件事头开得不错。

    Türkçe-Çince Sözlük > başlayış

  • 226 becerilmek

    nsz becermek 的被动态: Ne ise bu iş becerildi. 不管怎样, 该工作顺利完成了。

    Türkçe-Çince Sözlük > becerilmek

  • 227 bence

    zf. 我认为, 在我看来: Anlaşılıyor ki o da artık yoldan çıkmış, o hâlde söyleyecek söz yoktur bence. 看来她也已经堕落了, 既然如此我也没什么可说的了。Bence siz bu işe uygunsunuz. 我认为您适合于这项工作。İşte konunun bence en önemli yanı budur. 我认为这是问题的要害。

    Türkçe-Çince Sözlük > bence

  • 228 besmelesiz

    is. 没教养的孩子
    zf. 未说“以大慈大悲的真主的名义”: Beslemesiz hiçbir işe başlamaz. 不说“以大慈大悲的真主的名义”, 就什么事也不能干。

    Türkçe-Çince Sözlük > besmelesiz

  • 229 biçimsiz

    s.
    1. 丑的, 难看的; 不美观的; 没形的: \biçimsiz bir ayakkabı 款式不好的鞋 Çocuklar biçimsiz dar bir bahçede oynuyorlar. 孩子们正在一个简陋的花园中玩耍着。
    2. 丑恶的, 不体面的, 有失体面的, 不光彩的: Biçimsiz davranışlarıyla onu darılttı. 他那种有失体面的举动激怒了她。Biçimsiz sözlerle can sıktı. 他的污言秽语令人恶心。Biz de biçimsiz işe takıldık. 我们也卷入了这件不光彩的事。
    3. 〈物、化〉无定形的, 非晶质的

    Türkçe-Çince Sözlük > biçimsiz

  • 230 bir

    say. 1, 一个: \bir adam 一个人 \bir kalem 一只钢笔
    s.
    1. 某一的: Bir adam seni arıyor. 有人找你。Bir kitap okumak istiyor. 他想读本书。Öyle bir durum ki, sorma. 就是这么一个情况, 别问了!
    2. 惟一的, 独一无二的: Allah birdir. 真主只有一个; 我发誓!
    3. 一体的, 团结的, 不可分割的: \bir ülke iki sistem ilkesi 一国两制原则 Hep biriz, ayrılmayız. 我们大家是一个整体, 不会分开。
    4. 相同的, 一样的: Bu kalemlerin ikisi birdir, hangisini isterseniz alınız. 这两只笔都一样, 您想要哪只就要哪只吧!İkisi de bir, istediğini seç. 两个都一样, 你随便挑!Her gün bir olmaz. 成́ 此一时, 彼一时也。
    5. 共同的, 同一的: Biz ikimiz bir evde kalıyoruz. 我们两个人住在同一个宅子里。Bizim kesemiz birdir. 我们的财产是共同的。Akıl için yol biridir. 成́ 英雄所见略同。
    6. (构成名词词组, 含轻蔑、厌恶的语气)一个: Bir zamanlar yoksulun biriydi. 他曾经是一个穷光蛋。Kendisi vaktiyle arabacının biriydi. 他曾经是一个车夫。
    zf.
    1. 一次: Bir buraya gelsin, ben ona gösteririm. 让他来这一趟!我拿给他看。Sen bir Ankara'ya uzan da yeni bir takım yaptırıver. 你去一趟安卡拉!订做一套新衣服。Bir o yana, bir bu yana koştular. 他们东跑跑, 西颠颠。
    2. 仅, 只: Bir Allah bilir. 只有天知道。Bir söyledi, pir söyledi. 他简明扼要地说了说。Bu kötülüğü bir o yapabilir. 这种坏事只有他干得出来。Bunu bir sen yapabilirsin. 这事只有你能干。Her şey oldu da sanki bir bu kaldı. 万事俱备, 只差这一件了。
    3. 一起, 一块: Onların ikisi bir gezer. 他们二人一块儿出去旅行。
    ◇ \bir aba bir hırka kalmak 贫困潦倒 (hep) \bir ağızdan 异口同声地, 齐声地: \bir ağızdan yanıtlamak 异口同声地回答 Bir ağızdan şarkı söylediler. 他们齐声歌唱。\bir âlâ 完整地, 完全地 \bir alay 很多的, 大量的, 大批的: Bir satır yazıda bir alay yanlış var. 一行文字里面错误一大堆。Dükkânın önünde bir alay adam toplandı. 商店门前聚集了很多人。Bir alay adamın içinde beni bozum edersen, bir alay köteğe hazır ol! 你要是让我当着众人出丑, 看我怎么收拾你!\bir âlem 与众不同的, 有特色的: Görsen, salon bir âlemdi. 你要是去看看多好啊, 那客厅真是与众不同。\bir Allah'ın kulu 任何人 \bir an 一会儿: Yeni gelen üç kişi bir an girmekle girmemek arası kapının içinde duraladılar. 新来的3个人在门里边踌躇不前, 琢磨着是否要进去一会儿。\bir an önce (或 evvel) 尽快, 尽早 \bir anda 片刻, 瞬时, 突然, 一下子: Meclis bir anda bulandı. 议会一下子乱成了一锅粥。Bir anda karşısına çıkan kocaman köpeği görünce korkusundan dizlerinin bağı çözülmüş, olduğu yere yığılıp kalmıştı. 突然, 他的面前出现了一条大狗, 他一见吓得两腿只抽筋, 瘫倒在地上。\bir ara 1) 片刻, 一会儿: Bir ara sesler kesilmişti. 那些声音曾经停了一会儿。 2) 一度, 曾经: Bir ara gazetecilik de yapmıştı. 我还曾经当过一段时间的记者。 3) 偶尔 \bir araba (dolusu) 1) 一车: \bir araba odun 一车木柴 2) 转́ 大量的, 极多的: Gözünü aç, madara olursan bir araba dayak yersin. 你可要当心点儿, 要是出了什么差池, 你可要吃不了兜着走。Soruma bir araba cevap verdi. 他说了一大车话来回答我的问题。\bir arada 一起, 一块儿: Bir arada müdüre çıktılar. 他们一起见了经理。Onları bir arada bulunca düşüncemi söyledim. 我把他们召集在一起, 谈了我的想法。\bir arada kocamak 白头到老 \bir arada kocatmak 使白头到老: Allah bir yastıkta kocatsın! (对新婚夫妇的祝福语)但愿你们百年合好, 白头偕老!Rabbim bir arada kocatsın, dirlik düzenlik versin. (对新婚夫妇的祝福语)苍天保佑你们白头到老, 和睦美满。\bir arada olmak 在一起: Ateşle barut bir arada olmaz. 成́ 孤男寡女, 干柴烈火。\bir aralık 1) 片刻, 一会儿: Bir aralık gel de şu işi sonuçlandıralım. 你也过来一下, 我们把这件活儿干完吧! 2) 一度, 曾经: Bir aralık şoföre bağırıp kamyonu durdurmayı düşündüm. 我曾一度想冲着司机大喊一声, 让他把卡车停下来。 3) 偶尔: Kız bir aralık başını çevirdi. Adamı görünce, hizmetçisine daha çabuk yürümesini söyledi. 姑娘偶尔一回头, 看见了这个人, 让丫鬟快走。\bir araya gelmek 会见, 集会, 开会, 会晤, 聚到一处: Onlarla bir araya gelmek istemiyorum. 我不想和他们搅和在一起。Bütün arkadaşlar bir araya gelerek bu meseleyi halletmeye karar verdiler. 所有的同事聚在一起, 决定把这个问题解决了。-i \bir araya getirmek 1) 聚集, 召集: Onları, benden başka kimse bir araya getiremez. 除了我以外, 谁也不能把他们撮合在一起。 2) 组装, 拼合: parçaları \bir araya getirmek 把零件组装到一起 \bir arpa boyu yol gitmek (或 almak, ilerlemek) 进展缓慢, 进展不大, 收效甚微 \bir aşağı \bir (或 beş) yukarı 来回来去地, 漫无目的地: Bir aşağı, bir yukarı dolaşıp duruyor. 他不停地走来走去。Odada bir aşağı bir yukarı adım atıyor. 他正在屋子里踱来踱去。\bir at başı fark 大同小异, 差别不大, 几乎一模一样 \bir atımlık barutu olmak (或 kalmak) 无能为力, 无计可施, 黔驴技穷, 心有余而力不足: O yoksul adam bu işi bir atımlık barutuyla sonuçlandıramaz, parası yetmez. 那个穷人钱不够, 力不从心, 干不成这件事。\bir atıp iki vurmak 一石两鸟; 一箭双雕 \bir avazı yerde \bir avazı gökte 声嘶力竭地, 大声地: Çocuk merdivenden yuvarlanmış, bir avazı yerde bir avazı gökte akşama kadar ağladı. 那个孩子从楼梯上摔了下来, 他扯着嗓子哭到了天黑。\bir avuç 1) 一把: \bir avuç tuz 一把盐 2) 一小撮, 少数的: Bir avuç insan istediğini yaptırmak istiyor. 一小撮人想为所欲为。Bir avuç kişi ortalığı bozdu. 就那么几个人把周围搞得乱七八糟。\bir avuç toprak olmak 化为一抔黄土, 死 -in \bir ayağı …de 经常前往(某地): Benim bir ayağım Ankara'da, bir ayağım İstanbul'dadır. 我经常往来于安卡拉和伊斯坦布尔之间。\bir ayağı çukurda olmak 半截入土, 行将就木: Şimdi bir ayağım çukurda. 我现在已是半截入土了。\bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda 一脚门里, 一脚门外; 正要动身; 正要离开 \bir ayağı kıyıda, bir ayağı kuyuda 1) 安全但也存在危险 2) 即将动身, 即将离开 \bir ayağı mezarda olmak 快要死, 将死, 一只脚已进坟墓 \bir ayağı üzengide olmak 即将启程, 即将动身 \bir ayağı yerde, bir ayağı gökte 神通广大 \bir ayak önce (或 evvel) 尽快, 赶快, 尽早: Bir ayak evvel İstanbul'a dönmem bir vicdan meselesi şekline girdi. 良心驱使我尽快赶回伊斯坦布尔。\bir ayak üstünde bin bir sözün belini bükmek 口若悬河, 滔滔不绝: Ali, bir ayak üstünde bin bir sözün belini büken bu kadının ağzına baka kaldılar. 阿里看那个女人口若悬河, 目瞪口呆。\bir ayak üstünde bin yalan söylemek 谎话连篇; 一会儿功夫就说一大堆瞎话: Güvenilir biri değildir, bir ayak üstünden bin yalan söyler. 他这个人靠不住, 满嘴瞎话。\bir ayak üstünde bir kişiyi aldatmak 谎话连篇, 满嘴瞎话 \bir ayak üstünde kırk yalan kıvırmak 谎话连篇; 一会儿功夫就说一大堆瞎话 \bir ayak üstünde kırk yalanın belini bükmek 谎话连篇; 一会儿功夫就说一大堆瞎话 \bir bakarsın 也许, 大概, 可能 \bir bakıma 从另一个角度看, 另一方面; 从某个角度看: Gitmememiz bir bakıma iyi oldu, zaman kazandık. 从某个角度看, 我们没去也是一件好事, 我们赢得了时间。Bir bakıma bütün bu olanlardan biz de sorumluyduk. 从另一个角度看, 所有这些事情我们也有责任。\bir baltaya sap olmak 有份工作, 有个饭碗: Yirmi beş yaşına merdiven dayadın, ama hâlâ bir baltaya sap olamadın, hâla hazır yiyorsun. 你都快25岁了, 可还没有找份事儿做, 还是白吃饭。İlim ve irfan sahibi olduğu belli, fakat beceriksizliğinden bir baltaya sap olamamış. 他有学问, 人又聪明, 但是没有本事, 还是不能自己养活自己。\bir bardak suda fırtına koparmak (或 yaratmak) 小题大作; 惟恐天下不乱: Hiç yoktan kavga çıkardı, bir bardak suda fırtına kopardı. 他无缘无故惹是生非, 惟恐天下不乱。\bir baş 1) 一次 2) 独自地 \bir başına 独自地, 单独地, 全靠自已地: Bir başına koca tarlayı sürmeye kalkmıştı. 他开始独自一人耕种一大片土地。\bir başlı sevgi 单相思 \bir baştan \bir başa 从一端到另一端, 从一头到另一头, 整个地: Ülkeyi bir baştan bir başa geçti. 他走遍了全国。Kar hafif hafif yağıyor, cadde bir baştan bir başa ağarıyor. 雪慢慢地下着, 整条街银装素裹。\bir bıçakta çıkarmak 一蹶而就 \bir biçimli 一模一样的, 一个模子倒出来的 \bir bilinmeyenli denklem 一元一次方程 \bir bilip bin satmak一瓶子不满半瓶子晃荡, 不懂装懂 \bir \bir 一个一个地, 逐个地: Bütün eşyayı bir bir saydı. 他把东西挨个儿点了一遍。Postaya verilmek üzere hazırlanan paketleri kapamadan evvel bir bir gözden geçirdim. 准备寄出的包裹在打包之前我又一个一个检查了一遍。\bir \bir anlatmak (或 söylemek) 一五一十地说, 全部说出: Gördüklerini bir bir anlatmış. 他把他看到的事情一五一十地讲了一遍。Onun kendisine ne söylediğini bir bir anlattı. 她把他对自己讲的一五一十地说了出来。\bir …, \bir (de) …和… \bir …, \bir … 一遍又一遍: Tilki işi babacanlığa vurup suyu bir övmüş, bir övmüş, tekenin ağzının suyunu akıtımış. 狐狸装出一副忠厚老实的样子, 就把水夸了一遍又一遍, 说得羊只流口水。\bir birliğe inanmak 信神, 信上帝, 信真主 \bir bit için yorgan yakmak 因小失大 \bir bok olamamak 无所事事 \bir bok yapamamak 一事无成 \bir boy 1) 一次: Bir boy gidelim, bakalım ne çıkacak. 咱们就去一趟, 看看会怎么样! 2) 一口气, 不停地, 一直: Yola çıktı, çevresine bakmadan bir boy gitti. 他上路了, 义无返顾地一直走了。\bir boyda 身高相等的 \bir bu eksikti 祸不单行, 烦事不断: Bir bu eksikti. (真是)祸不单行。Yoğun işimizin arasında çocuk ağlamaya başladı, her işimiz bitti de bir bu eksikti. 事情正忙的时候孩子又哭了, 真是烦事不断。\bir burnuna tuz, \bir burnuna biber koymak 使费尽周折 \bir cigara yol 抽一只烟的距离 \bir cuma gecesi eksik 傻子, 笨蛋 \bir çaresine bakmak 完成, 解决 \bir çatı altında 同一建筑内, 同一机构内: Biz bir çatı altında çalışıyoruz. 我们在一起工作。\bir çekirdek geri kalmamak 旗鼓相当, 毫不逊色: O bizden bir çekirdek geri kalmak istemez. 他愿意和我们平分秋色。\bir çırpıda 迅速地, 极快地, 一下子: İşini bir çırpıda bitirdi. 他一下子就把活干完了。\bir çift söz 一两句话, 三言两语 \bir çift sözü olmak 有几句话要说: Sana bir çift sözüm var. 我有几句话要跟你说。\bir çimdik 一点, 少量: Bir çimdik peynir attı ağızına. 他掰了一块奶酪扔进嘴里。\bir çuval inciri berbat (或 bok, murdar) etmek 使功亏一篑, 使前功尽弃: Tam iş oluyordu, söze karıştı bir çuval inciri berbat edersin. 本来事情进展顺利, 他一插嘴, 全砸了。Dur, yavaş hareket et. Sandalyeyi devirirsen bir çuval inciri berbat edersin. 等一下, 你慢点儿!你要是把椅子弄翻了, 你可要前功尽弃了!\bir daha 1) 再次: Bir daha dans edelim mi? 我们再跳一个舞好吗?Niye kalktınız, biraz daha otursaydınız. 您干吗要走, 再坐一会儿好吗?İliştiğiniz sorunu bir daha inceleyelim. 您提到的问题我们再研究研究。 2) 再也(不), 永远(不): Bir daha yanlış işler yapma. 你不要再犯错误了。Sizi mahkemeye vermekten vazgeçiyorum ama bir daha başkalarına zarar vermekten sakının! 我可以不到法院告你, 但你今后再也不能对别人干坏事!Ok yayından çıktı bir daha geri dönmez. 成́ 开弓没有回头箭。\bir daha durmamak 反悔 \bir daha yüzüne bakmamak 不再见面, 绝交: Bir daha yüzüne bakmaz oldum. 我再也不理他了。\bir dahaki 再后来的 \bir dakika 1) 稍候; 一会儿: Lütfen burada bir dakika durur musunuz? 请在这儿停一下好吗?Bir dakika oturur musunuz? Komi size odanızı gösterecek. 请你们稍坐一会儿好吗?伙计将领你们看房间。 2) 突然, 猛然: Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı. Bir dakika araba yerinde durakladı. 枣红马咴咴嘶鸣, 皮鞭劈里啪啦响, 马车嘎然而止。\bir dalda dokuz ceviz görmeyince taş atmak 利不大的事不做, 不见兔子不撒鹰 \bir dalda durmamak (或 kondurmamak) 经常改变工作; 经常改变想法; 朝三暮四, 没有准谱: Ona pek güvenme! O tıpkı serçeye benzer. Bir dalda durmaz. 你可别太相信他, 他完全是个滑头, 没个准谱。\bir dam altında bulunmak 同在一个屋檐下 \bir damla 1) 一点儿, 极少的: Ağzına bir damla içki koymaz. 他滴酒不沾。Bir damla olsun su yok. 连一滴水都没有。 2) (小孩)极小的, 一丁点儿的, 小不点儿: Bir damla çocuğun yaptığı işlere bak! 你看看, 这么一丁点儿个小孩子居然能做这种事!\bir de 1) 还有, 以及, 另外; 也: Konuyu bir de öbür açıdan ele alalım. 我们再从另外一个角度讨论讨论这个问题。Sen, o, bir de ben. 你、他, 还有我。 2) 用在句首表示惊讶、意外: Bir de ne göreyim! 猜我看到了什么!Bir de baktım ki polis geliyor, kaçtım. 我一看警察来了, 于是就逃了。\bir dediği \bir dediğini tutmamak 前言不搭后语, 前后矛盾, 语无伦次, 自相矛盾 \bir dediği iki olmamak 说一不二, 任性: Adamcağız gözünün içine bakıyor, bir dediği iki olmuyor. 此人对他言听计从, 他说一不二。\bir dediğini iki etmemek (或 yapmamak) 言听计从, 惟命是从 \bir defa 1) 一次: Bir defa oraya gitti. 他到那里去过一次。 2) 已经: Bu iş olmuş bir defa, ne yapalım? 木已成舟, 我们怎么办?Bir defa işe bulaşmış bulundum, bitirmeliyim. 我已经被卷入此事了, 必须有个了结。 3) 首先, 最重要的是: Ev bir defa küçük, bundan başka, yeri uzak. 房子小不说, 而且离得还远。 4) 其实, 实际上: Bir defa yeni kuşak bunları bilmez. 实际上新一代人不懂得这些。\bir defacık olsun 一次也(未): Hiç hapse girmemiş, ömründe bir defacık olsun karakola çağrılmamıştı. 他从未坐过牢, 一辈子一次也没进过警察局。\bir defalık 只(够)一次的, 一次性的: Bağışlanma bir defalık. 只能饶恕一次。Un bir defalık kalmış. 面只够吃一顿了。\bir derece 相对地, 在某种程度上, 有些: Bu sıcak bir derece çekilir. 这个温度相对来说还可以忍受。\bir dereceye 相对地, 在某种程度上, 有些 \bir dereyi bal, bir dereyi yağ etmek 浮夸 \bir deri \bir kemik 皮包骨的, 骨瘦如柴的: Beni şimdi niçin yiyeceksin? Bak, ben bir deri bir kemiğim. 你为什么现在要吃我呢?你看我现在骨瘦如柴。\bir deri \bir kemik kalmak 皮包骨, 骨瘦如柴: Öyle zayıfladı ki, bir deri bir kemik kaldı. 他瘦得皮包骨。\bir dikili ağacı olmamak 一贫如洗, 无儿无女又无钱, 一无所有, 孤苦伶仃, 无牵无挂: Bu darı dünyada bir dikili ağacım bile yok. Ölümden neden korkayım? 在这个世道上, 我无牵无挂, 死对于我来说有什么可怕的呢?\bir dikiş payı 1) 裁减布料时从布边到缝线部位留出的余量 2) 转́ 余地 \bir dikiş payı bırakmak 留有余地 \bir dilim ekmek bahasına 为了一口面包, 为了糊口, 为了填饱肚子 \bir dilim ekmekle aç, \bir dilim ekmekle tok olmak 生活简朴, 粗茶淡饭 \bir dinde durmamak 朝三暮四, 没有准谱, 经常改变想法: Senin gibi bir dinde durmaz adam görmedim, dün düşüncen başkaydı, bugün yine başka. 没见过像你这样没有准谱的人, 昨天一个想法, 今天又一个想法。\bir dirhem 一点儿, 少量的: Bir dirhem aklı yok. 他一点头脑也没有。\bir dirhem bal için \bir keçiboynuzu çiğnemek 因小失大; 丢了西瓜拣芝麻; 得不偿失 \bir dirhem iki çekirdek 美丽的, 可爱的 \bir dizi 一些, 一堆 \bir dokun bin ah işit (或 dinle) kâşe-i fağfurdan 一句话说到痛处 \bir dokuz ceviz görmeyince taş atmamak 不见兔子不撒鹰 \bir dolu 很多的, 大量的 \bir don \bir gömlek 衣不蔽体地, 半裸地: Bir don bir gömlek dışarı fırladı. 他衣不蔽体地冲了出去。Yangında bütün sevetini kaybetmiş, bir don bir gömlek kalmıştı. 一把大火烧得他一无所有, 衣不遮体。\birdonu var kırmızı; kâh anası giyer kâh kızı 穷得就剩下一条裤衩, 一贫如洗 \bir dudağı yerde \bir dudağı gökte (像传说的巨人一样)一个嘴唇在天上, 一个嘴唇在地上(形容外表恐怖而丑陋) -i \bir düşüncedir almak 使沉思, 使冥思苦想: O olaydan sonra beni bir düşüncedir aldı. 自打那件事儿之后, 我一直在琢磨怎么办。\bir düziye 不断地, 连续地: Geldi geleli bir düziye söylüyor, artık kafam şişti. 他一来就一直说个不停, 说得我脑袋都大了。İnsan bir düziye baklava yese bıkar. 美食虽好多也腻。\bir el (射击)一枪: \bir el silâh atmak 开一枪 \bir elden 第一手的, 核心的 \bir eli yağda, \bir eli balda (olmak) 生活富足; 吃香的喝辣的: Her istediği oluyor, bir eli balda, bir eli yağda yaşıyor. 他心想事成, 生活富足。\bir eli kan, \bir eli katran 残忍的, 恶贯满盈的 \bir elin beş parmağı gibi 形影不离的 \bir elin sesi çıkmamak 1) 一个巴掌拍不响 2) 孤掌难鸣 \bir elin verdiğini öbür el bilmemek 积德行善而不张扬 \bir elinden girip \bir (或 öbür) elinden çıkmak 一手进, 一手出; 大手大脚 \bir elini bırakıp ötekini öpmek 过于殷勤 \bir elle (或 elin) verdiğini öbür elle almak 假行善, 真谋财; 沽名钓誉: Böyle iyilik olmaz, bir elle verdiğini öbür elle alıyor. 好事可不是这么做, 他这是沽名钓誉。\bir elini bırakıp ötekini öpmek 非常尊重 \bir elma ile anmak 施以小恩小惠 \bir elmanın iki yarısı 非常相像的两个人 \bir elmanın yarısı o, yarısı bu 像是一个模子刻出来似的(人) \bir etmek 召集, 召到一起 \bir eyyam 有时, 一度 \bir gelmek 如出一辙, 完全一样 \bir gerçektir 说句公道话; 确实, 实际上: Oğlum, aile büyüğünün dostluğuna ve yerinde düşüncelerine değer verdiğin bir gerçektir. 我的孩子, 说句公道话, 你总是听从家长的好意和忠告。\bir getirmek 使如出一辙, 使完全一样 \bir Girit mangarı vermemek 一毛不拔 \bir giyim 一套(马掌) - den \bir gömlek aşağı 略逊一筹 - den \bir gömlek fazla eskitmiş olmak 年长; 见多识广 - den \bir gömlek iyi (或 yukarı) 略胜一筹: Berna matematikte Ayşe’den bir gömlek iyidir. 贝尔娜的数学比阿依赛略胜一筹。- den \bir gömlek ziyade eskitmiş olmak 年长; 见多识广: Kimsenin sözüne kulak asmıyorsun ama ben senden bir gömlek ziyade eskitmişimdir, biraz sözümü tut aldanmazsın. 别人的话你可以不听, 可是我比你痴长几岁, 你听我一句话没错儿!Onun düşüncesi elbette daha mantıklı, bir gömlek ziyade eskitmiş, görmediği tecrübe kalmamış. 他的想法当然更有道理, 他见多识广, 什么事儿他没见过?\bir gömlekten baş (ını) çıkarmak 1) 看法一致; 一个鼻子出气, 穿一条裤子 2) 共同和睦生活; 一起干: Eğer sen benimle gönül bir edip bir gömlekten başını çıkarırsan ve sözüme uyarsan ben senin melâmetini defederim. 如果你和我一条心, 跟我干, 听我的话, 我会解除你的烦恼。\bir görmek 一视同仁, 同样看待 \bir görüşte 一眼, 看一眼: Hayret, bir görüşte tıpkı örneğini yapmış. 真让人叫绝, 他看一眼, 就能把你惟妙惟肖地临摹出来。\bir göz (ü) gülmek 有喜有忧, 亦喜亦忧, 悲喜交加 \bir göz ile bakmak 一视同仁, 同样看待 -in \bir gözü iki kulağı sağır etmek 视而不见, 充耳不闻, 装聋作哑 -in \bir gözü kör, \bir kulağı sağır etmek 视而不见, 充耳不闻, 装聋作哑: Bu gideceğin yerde bir gözün kör bir kulağını sağır edeceksin. Göreceğin şeylerin aslını öğrenmek merakına kalkışmıyacaksın. 这次到了你要去的地方, 你要视而不见, 充耳不闻, 对你的所见所闻不要打听。\bir gülüp bir ağlamak 有喜有忧, 亦喜亦忧, 悲喜交加 \bir gün 1) 一天, 有一天 2) 总有一天, 有朝一日: Ali, inşallah bir gün adam olursun, elin ekmek tutar. 阿里, 上帝保佑你有朝一日能有出息, 自食其力。Unutma bunu bir gün gelir, ben de senin canına okumak fırsatını bulurum. 你给我记着!总有一天, 我也会找机会收拾你!Yolsuzluk yapanlardan bir gün hesap sorarım. 我早晚要找这帮不法分子算帐。\bir gün evvel 尽快, 尽早 \bir günden \bir güne 从来, 任何时候 \bir gününü bin etmek 珍惜时光 \bir güzel 1) 非常好, 好极了, 出色地: Bol bol vaktim vardı, ödevimi bir güzel yaptım. 由于时间非常充裕, 我出色地完成了任务。 2) 完完全全: Yalnız başına alışverişe çıkınca bir güzel kazık yemiş. 他独自出去购物, 结果上了大当。\bir hadde 相对地, 在某种程度上, 有些 \bir hâl olmak 1) 发生不测, 生发意外, 出现三长两短, 死亡: Senin yüzünden bir hâl olursa, azabını ömrün boyunca çekersin, ağabey. 要是他因为你而有个三长两短的话, 你可得后悔一辈子啊!大哥! 2) - den (忙得)焦头烂额, 疲于: Çocuklar yapmayın, etmeyin demekten bir hâl oluyorum. 看孩子搞得我焦头烂额。 3) -e 改脾气, 性情改变; 变得烦躁: Bu çocuğa bir hâl oldu, bu çocuk avareleşti. 这孩子性情有些变化, 变得懒懒散散。Bekleye bekleye bir hâl olduk. 我们等啊等, 都等烦了。\bir hamlede 迅速地, 一下子: Beş tayfayla ben, denize bir filika indirmiş, bir hamlede gemiden ve kayadan uzaklaşabilmiştik. 我和5个船员放下救生艇, 迅速脱离了沉船和礁石。\bir hayli 好久, 好多; 非常, 很: Bir hayli yutkundu, ama sonunda dayanamadı, söyledi. 他犹豫不决了好久, 最终还是忍不住说了。Kapının önünde bir hayli cebelleştiler. 他们在门前大吵大闹。Otobüs yolculuğundan bir hayli dilim yandı. 这趟公共汽车让我吃尽了苦头。\bir hırka \bir külâh 非常穷的 \bir hoş 1) 高兴的, 快乐的 2) 异样的, 怪怪的: Sen çoktan beri bana karşı bir hoştun. 好长时间了, 你对我怪怪的。\bir hoş eylemek 1) 使惊慌失措, 使不知所措, 使惘然若失; 使感到惊讶 2) 使感到忧郁, 使感到痛苦, 使感到悲伤 \bir hoş olmak 1) 惊慌失措, 不知所措, 惘然若失; 感到惊讶 2) 感到忧郁, 感到痛苦, 感到悲伤 \bir hoşluğu olmak 感到不适, 病恹恹: Bugün üzerimde bir hoşluk var, hasta mı olacağım? 今天觉得身上不舒服, 我是不是要生病?Bir hoşluğu olmasa böyle sus pus oturmazdı. 他要不是身体不舒服是不会这么规规矩矩坐在那的。\bir içim su 非常美丽的(女人): Görmeyeli sen büsbütün bir içim su olmuşsun. 几日不见你变得愈发水灵了。Ben gençliğimde bir içim su idim. 我年轻的时候是很漂亮的。\bir içim suya gitmek 贱卖 \bir iğne \bir iplik kalmak (或 olmak) 极度虚弱: Günlerdir ağzına bir şey koymadığı için bir iğne bir iplik olmuştu. 他几天水米未进了, 所以极度虚弱。\bir iki 一两个, 极少的, 少量的: \bir iki kadeh 一两杯 Bir iki kez ablasının okuduğu kitaba göz attı. 她偶尔瞥一眼姐姐正在看的书。Her ay, mehtapta bir iki kere merkeplerle tura çıkardık. 每个月我们都能有那么一两回在月光下骑着毛驴去玩儿。Bu para belki bütün ihtiyacını karşılamaz, ama bir iki gedik kapar ya. 这些钱也许解决不了所有的问题, 但也能救救急啊!\bir iki demeden 突然地, 迅速地, 冷不防地: Bir iki demeden çocuğun üzerine çullanmıştı. 他突然向孩子扑去。\bir iki derken 突然地 \bir iki kelimeyle 三言两语地, 简明扼要地, 言简意赅地: Bir iki kelimeyle durumu anlattı. 他三言两语就要事情讲清楚了。\bir incir çekirdeğini doldurmamak 无足轻重, 毫无价值: Uğraşırsan önemli meselelerle uğraş, böyle bir incir çekirdeğini doldurmayan meselelerle değil. 你要处理就处理一些重要的问题, 不是这些无足轻重的小问题。\bir inip \bir kalkmak 一起一伏, 时起时伏, 上下颠簸 \bir ip odun 一捆柴 \bir iş çıkmamak 一事无成 \bir iş etmek 做事后后悔的事情 \bir işaretine bakmak 一切就绪, 蓄势待发 \bir işe burnunu sokmak 管闲事; 瞎搅和; 乱打听 \bir işe el atmak 做事, 干事 \bir işe sap olmak 有工作 \bir işe başa çıkarmak 圆满完成任务 \bir iştir olmak 木已成舟, 已无可挽回 \bir kaba işemek 臭味相投, 沆瀣一气 \bir kabahat yapmak 放屁 \bir kafada 想法一样 \bir kalemde 一下子, 一次性地, 完全地: Dairelerdeki memur bolluğu öyle bir kalemde tasfiye edilemez kanaatindeyim. 办公室人员众多, 我认为无法一次性解雇。Öylesine köklü, öylesine yaygın bir geleneği bir kalemde ortadan kaldırmak olanaksızdır. 一下子破除这样一个根深蒂固、广为流传的传统是不可能的。\bir kantar balla yenmez 非常丑陋的, 非常难看的 \bir kantar baruta bir ateş basmak 捅马蜂窝, 捅大娄子 \bir kapıya çıkmak 一回事, 殊途同归, 得出同样的结论, 结果完全相同 \bir kararda 一如既往地, 同样地 \bir karında yatmış, \bir memeden emmiş olmak 一奶同胞 \bir karış 很少的 \bir karış (altı) beberuhi 身材短小的人; 三寸丁谷树皮 \bir karış boy 身材短小的人; 三寸丁谷树皮 \bir karış surat 绷着脸, 脸色难看 \bir kaşık bal için bir çeki keçiboynuzu çiğnemek (或 yemek) 得不偿失 -i \bir kaşık suda boğmak 极为仇恨; 非常生气: Bizi bir kaşık suda boğarlar. 他们恨不得要掐死我们。Niçin beni öyle zorlayıp duruyorsun, senin düşmanın mıyım bir kaşık suda boğmak istiyorsun? 你为什么总这么逼我, 难道我是你的敌人吗, 你非要置我于死地?\bir kaşık suda fırtına koparmak (或 yaratmak) 小题大作; 惟恐天下不乱 \bir kaşıkla aş yemek 持同样观点 \bir kaza yapmak 放屁 \bir kazanda kaynamak 打成一片; 关系融洽: İki komşu bir kazanda kaynayacak gibi görünmüyor. 这两个邻居看来合不来。-i \bir kenara bırakmak 搁置, 不当回事 \bir kenara çekilmek 袖手旁观, 不负责任 \bir kere 1) 一次: Oraya bir kere gitti. 那儿他去过一次。 2) 实际上, 确实, 的确: Bir kere o çok yalancı. 实际上他是一个大骗子。Bir kere yeni kuşak bunları bilmez. 新一代人的确不懂得这些。 3) 首先: Bir kere sen benim dediğimi yap, ondan sonra istersen git. 你先照我说的做, 然后你爱走就走。\bir kere de 又一次: Bir kere de baloda beraber dans ettik. 我们又一次在舞会上一块儿跳舞。\bir kerecik 一次 \bir kılına hata gelmemek 毫发无损, 安然无恙: Ayse’nin bir kılına hata gelmez, yüreğini rahat tut. 阿依赛什么事儿都不会有的, 你就放心吧!\bir kıyamettir gitmek (或 kopmak) 嘈杂, 乱成一团 \bir kol çengi 用笑话和动作使人娱乐的人 \bir koltuğa iki karpuz sığdırmak 一心二用: İki karpuz bir koltuğa sığmaz. 成́ 一心不可二用。\bir konağı beş etmek 信步而行 \bir koşmadır tutturmak 飞快地跑 \bir koşu (gitmek) 快速地; 跑步(去) \bir Köroğlu, \bir Ayvaz 老两口, 无儿无女(或儿女不在身边)的: Bir Köroğlu bir ayvaz emekli aylığı ile geçinip gidiyorlar. 老两口靠退休金度日。Biz evde bir köroğlu bir ayvaz kaldık, çocukları evlendirip ayırdık. 家里就我们老两口, 孩子们都已经成家, 分家单过了。-i \bir köşeye atmak (或 ayırmak) 藏匿, 积攒, 积存 \bir köşeye çekilmek 离群索居(不问世事), 隐居 -i \bir köşeye koymak 藏匿, 积攒, 积存: Yıllardan beri dişinden tırnağından artırdığı parayı günün birinde, ben de bu zilletten kurtulurum umuduyla bir köşeye koymuştu. 他把多年来省吃简用积攒下来的钱存起来, 为的是让我有一天也能摆脱这种卑贱的地位。\bir kulağı sağır 宽容的, 不在意的, 不当回事儿的 \bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak 一耳朵进一耳朵出; 听不进去; 当耳旁风, 不当回事儿, 不在意, 不与置理: Söyledikleri bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıkıyor. 他们的话, 我当耳旁风。\bir kulağından girip ötekinden çıkmak 一耳朵进一耳朵出; 听不进去; 当耳旁风, 不当回事儿, 不在意, 不与置理: Ne kadar nasihat verdimse dinlemedi, söylediklerim bir kulağından girip ötekinden çıktı. 不管我怎么劝他, 他全都不听, 我的话他全当耳旁风了。\bir kurşun atımı 一箭之地 \bir kuş bir çalıya sinmek 在某人的庇护下 \bir kuş sütü eksik 什么都不缺, 应有尽有 \bir kuyruklu yıldızdır ki kırk yılda bir doğar 千载难逢的 \bir lokma, bir hırka 粗茶淡饭, 生活俭朴; 苦行僧的生活 \bir lokma ekmeğe muhtaç olmak 极其贫困 \bir lokma ekmek uğruna 为了糊口: Bir lokma ekmek uğruna çoluk çocuğu ile gurbet ellere düşmüştür. 为了糊口, 他带着老婆孩子流落异乡。\bir lokmada yutmak 一口吞下 \bir minval üzre 单调地, 千篇一律地; 一样地 \bir misilli 这样的, 这种的: \bir misilli adamlar 这种人 \bir misilli hareketler 这种举动 \bir nalına \bir mıhına vurmak 左右逢源, 两边讨好: Onun tutumu hiç güzel değil, bir nalına bir mıhına vuruyor, karar veremiyor. 他的这种态度可不怎么样, 左右逢源, 两面讨好, 优柔寡断。\bir nebze 丝毫, 一点儿 \bir nefeste 1) 一瞬间, 一刹那, 霎时间 2) 一口气, 一下子, 迅速地, 很快地, 立即: Bardağı bir nefeste dipledi. 他拿起杯子一饮而尽。\bir nice 大量, 许多 \bir noksansız 完全地, 不差分毫地 \bir noktaya 相对地, 在某种程度上, 有些 \bir numaralı 1) 最重要的, 头等重要的, 头等的, 首要的: \bir numaralı mesele 最重要的问题 \bir numaralı yıldız 头等星 Köyün bir numaralı adamı aynı zamanda kişilerin ahtapot gibi kanını emen bir vicdansızdı. 他是村里的首富, 同时也是吃人不吐骨头的恶人。 2) 一级的, 第一流的, 上等的, 最好的: O, dünyanın bir numaralı oyuncusudur. 他是世界头号演员。\bir o kadar 加倍: Suç teşvik eden o ihtiyar adama da ayrıca bir o kadar ceza vermişler. 那个教唆犯罪的老头受到了加倍的处罚。\bir o yana, \bir bu yana 四处, 到处: Bir o yana bir bu yana koşuyor fakat bir türlü yolunu doğrultamıyordu. 他四处乱撞, 还是没找到路。Yaralı kedi can havliyle bir o yana bir bu yana koşuyor. 那只受了伤的猫拼命地到处乱跑。\bir ok atımı 一箭之地, 很近的地方 \bir okla iki kuş vurmak 一箭双雕, 一石双鸟, 一举两得 \bir olmak 1) 合作, 团结, 一起: Hepsi bir olup horozu kesmeye karar vermişler. 她们决定联合起来, 宰了那只公鸡。Her akşam, işlerimizi bitirince, beş altı arkadaş bir olur dolmuş yaparak kahveye çıkardık. 每天晚上活儿一完, 我们哥儿几个就乘小巴出去到咖啡馆去坐坐。 2) 一样, 同样: Her kaşığın kısmeti bir olmaz. 成́ 不是每一勺捞出来的都是好东西, 不是每一个人挣的钱都一样多。 3) -le 同时发生: Ali’nin içeri girmesiyle sabahtan beri esen kederli havanın dağılması bir oldu. 阿里一进来, 从一大早就弥漫着的悲伤气氛一扫而光。Basmasıyla ayağı kayıp güvertenin üstüne kapaklanması bir oldu. 他一落脚, 脚底一滑, 就栽倒在甲板上。\bir oturuşta 一会儿, 一下子: Bir oturuşta bir tencere yemeği kıvırdı. 一会儿的功夫, 她就做好了一锅饭。Bir oturuşta hepsini silip süpürdüm. 我一下就把所有东西都一扫而光。\bir örnek 相同的, 一模一样的: İki kardeş bir örnek giyinmişler. 哥俩儿穿得一模一样。\bir paralık 不值钱的; 卑贱的: \bir paralık adam 微不足道的人, 小人物, 渺小人物 -i \bir paralık etmek 羞辱, 欺侮; 破坏声誉, 败坏名声: Adımızı bir paralık ettin. 你败坏了我们的名声。O günkü hareketlerinden ailemizin şerefini bir paralık ettiğini unuttun mu? 你忘记了吗?你那天的行为玷污了我们家的名声。\bir paralık olmak 受辱, 出丑 \bir parça 1) 一块, 一段, 一片; 一件, 一个, 一只: \bir parça ekmek 一块面包, 一片面包 \bir parça toprak 一块田, 一片地 2) 一点儿, 一丁点儿, 一些: \bir parça iş 一点儿事 \bir parça rahatsızlık 一丁点儿不舒服 Alın, için de bir parça, kendinize gelin! 拿着!喝一口, 提提神!Yeni işe başlarken pek acele etmeye gelmez, bir parça ağır davranmalı. 在做一项新的工作的时候, 不要太着急, 做事要谨慎一些。 3) 一小会儿; 片刻: Bir parça bekleyin. 请稍等!\bir parça bal çalmak 转́ 给甜头, 以小恩小惠诱惑, 引诱; 甜言蜜语地哄骗 \bir parmak bal olmak 受人议论 -i \bir parmak üstünde çevirmek (或 oynatmak) 玩弄于股掌之上 \bir pençelik canı olmak 有气无力, 奄奄一息 \bir pire için bir yorgan yakmak 因小失大, 得不偿失 \bir pul etmemek 一文不值 \bir pul yerine geçmemek 一文不值 \bir pula değmemek 一文不值 -i \bir pula satmak 1) 很便宜地卖掉; 不重视 2) 不忠, 出卖: O, çıkarı uğruna arkadaşını bir pula sattı. 他为了自己的利益而出卖了朋友。\bir pulu olmamak 不名一文, 身无分文, 一贫如洗 \bir punduna getirmek 选择最佳时机: O döner dönemz bir punduna getirip tanıştırayım sizi. 他一回来, 我就找个机会介绍你们认识。\bir radde de yoruldum ki… 我累得快要… \bir raddeye kadar 相当地, 有一部分, 在某些方面 \bir saati \bir saatine uymamak 转́ 一会儿一个样; 没主心骨; 没有准主意 \bir saniye 稍候; 一会儿 \bir seksen uzanmak 平躺, 四肢伸展地躺下 \bir sıkım (lık) canı olmak 有气无力, 奄奄一息: Sana kafa tutmağa kalkıyor ama bir sıkımlık canı olduğunu unutuyor. 他要起来和你斗, 岂不知他已经没有力气了。\bir sıra (ya) 连续地, 一个接一个地, 先后地 \bir solukta 1) 一瞬间, 一刹那, 霎时间 2) 一口气, 一下子, 迅速地, 很快地, 立即: Bir solukta tepeye tırmanıverdi. 他一口气爬到了山顶。Uzun bacaklarıyla koridoru bir solukta geçip koşa koşa merdivenleri indi. 他迈开长腿一口气穿过走廊跑下了楼梯。\bir söylediği iki olmamak 说一不二, 任性 \bir söylemek pir söylemek 措辞得体而有感染力 \bir söyleyip iki dökmek 哭诉 -in \bir sözü bardağı taşıran son damla olmak 出言不逊: Kabadayının bir sözü bardağı taşıran son damla olmuş ve tabancalar konuşmağa başlamıştı. 那无赖出言不逊, 双方拔枪相见。\bir sözü \bir sözüne uymamak 食言, 言而无信, 不守诺言, 说话靠不住 \bir sözünü iki etmemek 言听计从, 惟命是从, 满足一切要求: Sözümden çıkmaz. Bir sözümü iki etmez. 他从来都听我的话, 我说一他不说二。İcabında ağalar onun bir sözünü iki etmez, nereye gönderirse koşarlar, ne isterse yaparlardı. 如有必要, 哥哥们会满足她的一切要求, 让去哪儿就去哪儿, 让干什么就干什么。\bir sürü 1) 一群: \bir sürü koyun 一群羊 2) 很多的, 大量的: Bu sefer, bir sürü aktör ve tiyatroseverle tanıştı. 这次他结识了不少演员和戏迷。Çerçeveli, çerçevesiz bir sürü fotograf çıkarıp masasının üstüne serdi. 他翻出一大堆有镜框和没镜框的照片, 堆在他的桌子上。Kumun üstünde bir sürü kadın erkek, oğlan kız kaynaşıyor. 沙滩上拥挤着许多男男女女、大姑娘小伙子。\bir sürü lâfın belini bükmek 滔滔不绝, 说个不停: Gelir gelmez bir sürü lâfın belini büktün, ama ne istediğini söylemedin. 你一来就说个不停, 可是没有说到点子上。\bir şey 1) (笼统指出有某些事物或某现象, 但不确知是什么具体事物或现象)不知是什么事物́, 某事物́, (有个)什么东西, (有件)什么事: İşte böyle bir şey. 就是这么回事(或就是这么件东西)。 2) (用于否定句中)什么也(不, 没有); 什么事情也(不), 任何事情也(不), 任何东西也(不): Ona bir şeyler olmamış. 他没发生什么事。\bir şey demeden 二话不说: Bir şey demeden mektubu elime tutuşturdu. 他二话不说就把信塞到了我的手里。-e \bir şey olmak 出事; 发生不测, 死亡, 有个三长两短: Bana bir şey olursa çocuklar size emanet. 如果我有个三长两短, 孩子们就托付给你了。Aman, ona bir şey olmasın! 他可不要出什么事!Hiç bir şey olmamış gibi. 他就像似什么事也没有发生过似的。-i \bir şey sanmak 把…当成人物, 高看, 高估: Ben de seni birşey sanırdım, halbuki kaba sovanın biriymişsin. 本来我也把你当成个人物, 然而你却是一个外强中干的人。Tüccar deyince biz de onu bir şey sandık. 一说是商人, 我们都把他当成了人物。\bir şey söylemek 讲话, 说话 \bir şeyciği kalmamak 好转; 完好如初 \bir şeye benzememek 没有用处, 不伦不类, 不像样: Yaptığın resim, gücenme, ama bir şeye benzemedi. 不瞒您说, 您画的画很不像样。\bir şeyler, \bir şeyler 诸如此类 -e \bir şeyler olmak 1) 发生变化: Oğlana son aylarda bir şeyler oldu. 这孩子最近几个月大变样了。 2) 出事: Ona bir şeyler olmamış. 他没发生什么事。Kadına bir şeyler oldu galiba, birden sararıp oturuverdi. 那女人似乎出了什么事, 脸色刷白, 一屁股坐下了。 3) 感觉不好, 感到眩晕: Bana bir seyler oluyor dedi ve bayıldı. 他说了一声感觉不好然后就昏过去了。 4) 发生不测, 死亡, 有个三长两短: Ona bir şeyler olursa çocukları ortada kalır. 他要是有个三长两短, 那他的孩子们可就无家可归了。\bir tahtada一次地, 一下子; 大方地; 全部地: Kadının ilk istediği parayı bir tahtada sayıyorum. 我大方地给出了女人第一次开口要的价钱。Yüzlerce dolar parayı bir tahtada saymak kolay değil. 一下子付清几百美元并不容易。-in \bir tahtası eksik olmak 俚́ 脑子里少根弦, 半傻: Böyle ölçüsüz davranan insanın bir tahtası eksi olmalı. 如此轻率行事的人脑子里肯定是少根弦。\bir takım 一系列, 一连串, 许多 \bir takriple 间接地 \bir tamam 完整地, 完完全全地 \bir tane 1) 惟一的, 单一的 2) 杰出的, 无与伦比的, 独一无二的, 天下无双的 \bir tanem 亲爱的: Anne, çocuğuna, “Biraz rahat dur bir tanem” dedi. 母亲对她的孩子说, “宝贝儿!你老实呆会儿行不行?”\bir tarafa bırakmak (或 koymak) 忽视, 抛到一边, 搁置 \bir taraftan … \bir taraftan 一方面, 另一方面: Yere uzanmış, bir taraftan şu kızla meşgul, bir taraftan da halazadeniz Esen’ye kur yapıyordu. 他躺在地上, 一边被那个姑娘所吸引, 一边又向你的表妹艾森献殷勤。\bir taraftan … öbür taraftan 一方面, 另一方面: Herif bir taraftan parasızlıktan yakınıyor, öbür taraftan kalkıp karısına kürk manto alıyor! 那个家伙一面叫穷, 一面又给老婆买裘皮大衣!\bir tarihte 有一次 \bir taşla iki (或 birkaç)kuş vurmak 一箭双雕, 一石双鸟, 一举两得: Beijing’de hem dayımı ziyaret ettim, hem işimi gördüm, bir taşla iki kuş vurdum. 我去北京既看望了我的舅舅, 又把我的事情办了, 一举两得。\bir tek 少量, 一点儿 \bir tek atmak 喝一杯酒: Canım şurada bir tek atalım, serinleriz, konuşuruz. 亲爱的, 我们就在这儿喝一杯, 静一静, 谈一谈。Şu meyhanede bir tek atalım seninle. 咱们俩就在这家小酒馆喝一杯吧!-i \bir tek yürek hâline koymak 使万众一心, 使齐心协力 \bir telâş \bir kıyamet 一片混乱, 乱成一团: Sokakta bir telâş bir kıyamet iki ev halkı birbirine girmişti. 大街上一片混乱, 两家人打成一团。\bir telâştır almak 惊慌失措, 不知所措 \bir temiz 狠狠地; 完全地: Yaramaz çocuğu bir temiz dövüp odadan dışarı attılar. 他们把那淘气的孩子狠狠地揍了一顿, 赶出了房间。\bir teviye 连续地, 不间断地 \bir ton 很多, 大量 \bir torba kemik 皮包骨, 骨瘦如柴: Neredeyse tanıyamayacaktı, zavallı bir torba kemik hâline gelmiş. 我差一点儿不认识他了, 可怜的他变得骨瘦如柴。\bir tuhaf olmak 手足无措; 感觉不适 \bir tuhaflığı olmak 感觉不适 \bir tutam 一把; 一点儿: \bir tutam toz şeker 一点儿砂糖 \bir tutmak 一视同仁, 同样看待; 认为是一回事: Köylü, eskiden jandarmayla devleti bir tutardı. 农夫从前认为宪兵和政府是一回事。\bir türlü 1) (重复使用, 表示消极的含义)…也好(结果都是一样): Gelsem bir türlü, gelmesem bir türlü. 我来是一样, 不来也是一样。 2) (用于加强否定的语气)无论如何也, 一点儿也: Bir türlü onu kaldıramadım. 那家伙我怎么也搬不动它。Herif, yaman panduflacı imiş, bir türlü enselenmiyor. 这小子曾经是一个技艺高超的惯偷, 一次也没有被抓住过。Şoför bir türlü arabayı durduramadı. 驾驶员怎么也停不住汽车。\bir tüyü bile incinmemek 毫发无损 \bir uçtan \bir uca 从一端到另一端, 从一头到另一头, 整个地 \bir uğurda 一同, 一起, 为了同一目的 \bir vakit (ler) 1) 从前, 有一次, 有一回 2) 当时, 一时之间 \bir var \bir yok 一会儿在这儿, 一会儿在那儿; 时而在这儿, 时而在那儿; 很短促的, 瞬息间的; 暂时的: Dünya bu, bir var bir yok, yarına çıkacağımızdan emin değiliz. 世事无常, 人生苦短。İnsan bir var bir yok, gelip gidiyor. 人生苦短, 来去匆匆。\bir varmış, \bir yokmuş 1) (用于寓言故事开头)从前 2) 昨天他还活着, 可惜今天死了; 匆匆即逝的: İnsanoğlu bir varmış bir yokmuş, dünya gelip geçicidir. 人如匆匆过客, 天地亦非永恒。\bir vuruşta 1) 打一下 2) 一下子, 迅速 \bir yakadan baş çıkarmak 1) 看法一致; 一个鼻子出气, 穿一条裤子 2) 共同和睦生活 \bir yana 1) 放在一边, 丢下不管, 推卸责任 2) …除外, 且不论: Boyun bosun bir yana, gözlerin cihanın gözlerini kamaştırıyor. 且不论你的身材, 就你那一双眼睛, 也让世人目瞪口呆。Yapmak bir yana, yapmayı zihnimden bile geçirmedim. 别说去做了, 我连想都没想过。\bir yana atmak 1) 搁下, 放在一边, 放到一旁 2) 储存起来, 储备 -i \bir yana bırakmak 搁置: Ali’yi bir yana bırakıp, biz kendimizi düşünelim bir yol. 我们别管阿里了, 想想我们自己吧!\bir yana dünya \bir yana 举世无双, 天下第一: Mercan Usta bir yana dünya bir yana. 梅尔詹师傅举世无双。-i \bir yana koymak 搁置: Fizik kitaplarını şimdilik bir yana koy, onları daha sonra tetkik ederiz. 你先把物理课本放一放, 我们以后再研究它。\bir yanda (n) … \bir yanda (n) 一方面…, 一方面; 既…又…; 不仅…而且… \bir yandan 一方面, 一边: Yemek yerken bir yandan da haberleri dinliyor. 他一边吃饭, 一边听新闻。\bir yandan \bir yana 1) 从一边到另一边 2) 完全, 彻底 \bir yandan …, diğer yandan … 1) 一方面…, 另一方面…; 第一点, 第二点 2) 虽然…, 但是: Bir yandan adama hoş görünmeye çalışıyorlar, diğer yandan ise kuyusunu kazıyordu. 他一方面显得宽容此人, 另一方面又拆他的台。\bir yandan …, öte yandan … 1) 一方面…, 另一方面…; 第一点, 第二点 2) 虽然…, 但是 \bir yastığa baş koymak (夫妻)结合, 同床共枕, 合卺; (夫妻)相亲相爱, 相濡以沫: Bir yastığa baş koyan insanları ancak ölüm ayırır. 相亲相爱的人至死不渝。Dört sene bir yastığa baş koyduğum erkek benimle bir anda nasıl yabancı oluyormuş bakayım? 我相亲相爱4年的男人怎么突然和我成了陌生人?\bir yastıkta 同床共枕地, 出双入对地 \bir yastıkta kocamak 白头到老: Mutluluklar dileriz, bir yastıkta kocayın! 我们祝你们幸福美满, 白头到老!\bir yastıkta kocatmak 使白头到老: Allah bir yastıkta kocatsın! (对新婚夫妇的祝福语)但愿你们百年合好, 白头偕老!\bir yaşına daha girmek (表示惊奇)真奇怪, 真有意思: A, bir yaşıma daha girdim! Kız traktörü sürüyor. 嘿, 真有意思!这姑娘还会开拖拉机。Şu kadının üzerindeki elbiseye bak! bir yaşıma daha girdim. Elbiseden çok hamam kıyafetine benziyor. 你看那个女人穿的衣服!真奇怪, 不像是衣服, 像是浴衣。\bir yatakta kocamak 白头到老 \bir yazdığı iki olmamak 说一不二, 任性: Galiba biraz daha şirrettim. Bir yazdığım iki olmazdı. 那时我也许有些难于相处, 因为我很任性。\bir yeni tarihin destanını yaratmak 大展宏图 \bir yerde 在某个方面, 从某个角度看 \bir yerde durmak 在一起: Ateşle barut bir yerde durmaz. 成́ 孤男寡女, 干柴烈火。(-in, - den) \bir yerden ayak (lar) ını (或 ellerini) kesmek 1) 不能脱身 2) 使不能脱身 3) 使不再来往: Kardeşime kötü alışkanlık kazandıran çocuğun bizden ayağını kestim. 那孩子把我兄弟给带坏了, 我们再不和他来往了。\bir yere 随便往何处, 不管到哪里 \bir yere getirmek 收拢, 聚集 \bir yeri tutmamak 几乎支持(站)不住, 勉强支撑 \bir yığın 一大堆; 许多, 大量: \bir yığın çubuk 一堆木棍 -e \bir yiyip bin şükretmek (与境况差的相比)感到知足 \bir yol 一次: Ali’yi bir yana bırakıp, biz kendimizi düşünelim bir yol. 我们别管阿里了, 想想我们自己吧!\bir yol tutturmak 明确立场 \bir yolunu bulmak 找出路, 想办法: Burada biraz boy gösterdikten sonra bir yolunu bulup kapağı Paris’e attı. 我在这儿露了一下面, 然后设法逃到了巴黎。\bir yumup beş akıtmak 哭泣 \bir yumup on dökmek 大哭, 泪如雨下 \bir zaman (lar) 1) 从前, 有一次, 有一回: Bir zamanlar Cui adında bir adam vardı, bu, günün birinde işlediği bir suçtan dolayı Guangdong'a sürülmüştü. 从前, 有一个姓崔的人, 有一天犯了罪, 被充军到了广东。 2) 当时, 一时之间: Bir zamandır kendimi tutamıyorum, göz yaşlarım birden boşanıyor. 一时之间, 我实在忍不住了, 眼泪刷地一下流了出来。Sustular, bir zaman konuşmadan çorbalarını kaşıkladılar. 大家都不作声, 一时之间闷头用小勺喝自己的汤。\bire bin katmak 夸大, 借题发挥, 添油加醋: Bazıları görüp geçirdikleri fırtınaları, yaptıkları tehlikeli yolculukları bire bin katarak yüksek sesle anlatmayı ihmal etmiyorlardı. 有那么一些人忘不了眉飞色舞地大肆渲染他们经历的暴风骤雨和冒险旅行。Olayı bire bin katıp anlattı; bizi telâşlandırdı. 他把那件事添油加醋地讲了一遍, 说得我们毛骨悚然。\bire kadar 完全, 一点儿不剩地: A! Kedi pastırmaları yukarıda bire kadar yemiştir. 哎呀!猫在上面把腊肉吃了个一干二净。
    ◆ Bir ağızdan çıkan bin dile yayılır. 好事不出门, 坏事传千里。Bir Allah bilir. (痛苦、忧愁等)天知地知, 还有我知; 只有天知道。Bir baba dokuz evlâdı besler, dokuz evlât bir babayı beslemez. 一个父亲能养九个孩子, 九个孩子养不了一个父亲。Bir ben (bilirim), bir Allah bilir. (痛苦、忧愁等)天知地知, 还有我知; 只有天知道: Okulu bitirmesine kadar çektiğim sıkıntıları bir Allah bilir bir de ben bilirim. 直到他毕业, 我所受的苦只有天知地知, 还有我知。Üç aydan üç aya maaş alıyoruz. Üç ayın sonunu nasıl bulduğumuzu bir biz biliriz, bir de Allah bilir. 我们3个月领一次工资, 能否用到3个月, 那只有天知道了。Bir buldu iki ister, akçe buldu çıkın ister. 得寸进尺; 贪得无厌; 得陇望蜀。Bir çiçekle bahar (或 yaz) olmaz. 1) 一花独放不是春。 2) 好色之徒淫欲难填。Bir çöplükte iki horuz ötmez. 一山不容二虎。Bir dakika! 请稍候!等一等!Bir değil beş değil Hakka yarar iş değil. 怙恶不悛。Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış. 一个傻子往井里扔一块石头, 40个聪明人也捞不上来。Bir dirhem et bin ayıp örter. 一胖遮百丑。Bir dostluk kaldı. (小贩叫卖用语)快卖完啦; 只剩一点儿了: Hey! Karpuza gel karpuza! Gidiyorum ha! Haydi bir dostluk kaldı! 快来买西瓜喽!就要收摊啦!就剩下一个西瓜喽!Selâmün aleyküm al bir konyak. Bir dostluk kaldı. 您好!来一瓶法国白兰地好吗?就剩下这一瓶了!Bir el bir eli yıkar, iki el bir yüzü yıkar. 众人拾柴火焰高; 孤掌难鸣; 一个好汉三个帮; 人多力量大。Bir elin nesi var, iki elin sesi var. 众人拾柴火焰高; 孤掌难鸣; 一个好汉三个帮; 人多力量大。Bir (或 sağ) elin verdiğini öbür (或 sol) elin duymasın. 助人莫声张。Bir fıncan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. 滴水之恩, 永世难忘。Bir günlük beylik beyliktir. 一日为侯也是侯。Bir karış boyun mu uzadı? 对你又有什么好处?Bir koltuğa iki karpuz sığmaz. 一心不可二用。Bir kuş sütü eksik. 一应俱全, 应有尽有, 成事俱备。Bir koyundan iki post çıkmaz. 一只羊剥不出两张皮。Bir lokma durmaz. 他一分钟也坐不住。Bir mum al da derdine yan. 1) 各人自扫门前雪, 休管他人瓦上霜。 2) 事已至此, 哭也无益。Bir müşteri için dükkân açılmaz. 不做亏本生意。Bir ocakta bir dikme. 万顷地, 一棵苗。Bir saniye! 请稍候!等一下!Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, (üçüncüsünde avucuma düşersin çekirge.) 天网恢恢, 疏而不漏; 有再一再二, 没有再三再四; 躲得了初一躲不过十五: Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge. Sahi bir gün yakayı ele vereceğim. 躲得了初一躲不过十五, 真的, 总有一天我要被抓住。Bir söyle bin dinle (或 işit). 少说多听, 言多必失。Bir şey değil. 不要紧!不客气!没关系!不算什么!Bir tutam ot deveye hendek atlatır. 有钱能使鬼推磨。Bir vuruşla ağaç devrilmez. 不能一口吃个胖子; 不能一蹴而就。Bir yerine bin versin Allah!愿真主给予他千百倍的回报!Bir zeytin verir ağzına, bir tulum tutar (或 takar) ardına. 施小惠而图厚报。

    Türkçe-Çince Sözlük > bir

  • 231 birbiri

    zm. 相互, 彼此: Günler birbirini kovalar. 日复一日。İki çocuk birbirini kucakladı. 两个孩子相互拥抱在一起。
    ◇ \birbiri ardınca 一个接一个, 前前后后, 先后: Birbiri ardınca bilmem kaç şişe bira yuvarlamış. 我不清楚他一瓶接着一瓶地喝了多少瓶啤酒。Birbiri ardınca on kişi geldi. 先后来了10个人。\birbiri için yaratılmış olmak 天生一对, 十分默契, 珠联璧合 \birbiri ile 互相: Bu iki öğrenci birbiri ile yarışıyor. 这两个学生在相互竞赛。\birbiri üzerine yürümek 争吵: Taraflar birbiri üzerine yürünce kongre bir anda ana baba gününe döndü. 各方之间争论不休, 大会一时间变得一片混乱。\birbirilerinin gözünü çıkarmak 水火不容, 互相争吵, 大打出手 \birbirilerinin gözünü oymak 水火不容, 互相争吵, 大打出手 \birbirine düşmek 争吵, (关系)闹僵; 敌视; 撕打: Küçük bir arazi anlaşmazlığı sebebiyle iki köy birbirine düşmüş. 为了一小块土地的争端, 两个村子发生了争斗。-i \birbirine düşürmek 挑拨离间: Ağzı kara şom ağızlının biri aramıza girip bizi birbirine düşürdü. 嘴损的人是一个不祥之物, 一到我们这里就闹得我们鸡犬不宁。\birbirine geçmek 转́ 1) 撕打, 扭打; 争吵: Nasıl aile bu aklım ermiyor, hemen her gün, günün her saatinde birbirlerine geçiyorlar. 这个家我怎么也搞不明白, 几乎每天, 每时每刻都在吵。Sen onun arkasından söylüyorsun, o da senin arkandan atıp tutuyor, sonra birgün birbirinize geçeceksiniz. 你背后说他的坏话, 他也背后说你的坏话, 以后总有一天要打起来。 2) 群情激昂 3) 卷入 4) (线等)缠绕, 无法解开 \birbirine girişmek 1) 互相掺合 2) 相互争吵 \birbirine girmek 转́ 1) 撕打, 扭打; 争吵: Bunun için sabır, sükûnet, soğuk kanlılık gerek, halbuki biz birbirimize giriyoruz. 因此, 我们需要的是忍耐、镇静和冷静, 然而我们却要打成一团。Kızlar saç saça, baş başa birbirine girmişlerdir. 几个姑娘撕扯着打成一团。 2) 群情激昂 3) 卷入 4) (线等)缠绕, 无法解开 \birbirine katmak 惹是生非, 制造事端; 使关系闹僵, 使反目: Yoksa avukatlar işe karışır, birbirine katar, her şeylerini ziyan ederler. 不然的话, 律师们就会插手进来, 搞得他们不和, 倾家荡产。\birbirine kilit olmak 互相忠诚 \birbirine koymak 互相交叉 \birbirine oyun oynamak 勾心斗角 \birbirine sırt vermek 互为依靠, 互相帮助 \birbirine yardımda bulunmak 互相帮助: Ömrümüz boyunca birbirimize yardımda bulunmak için yemin ettik. 我们发誓, 我们这一辈子要互相帮助。\birbirini tutmamak 互不相干, 风马牛不相及, 相互矛盾, 牛唇不对马嘴 \birbirini yemek 互相倾轧, 相互使坏, 互相拆台, 争吵 \birbirinin ağzına girmek 关系密切 \birbirinin ağzına tükürmek 俚́ 统一口径 \birbirinin gözünü çıkarmak (或 oymak) 水火不容, 互相争吵, 大打出手

    Türkçe-Çince Sözlük > birbiri

  • 232 borsa

    [bo'rsa]
    意́ is. 交易所, 证券交易所, 股市: \borsa acentası 证券交易所经纪人 \borsa cetveli 行市一览表 \borsa rayici 交易牌价 kara \borsa 黑市 Önceki gün New York Borsası Dow Jones endeksi gün içinde 290 puan, Nasdaq ise 144 puanlık düşüş yaşadı. 前天, 纽约股市道•琼斯指数一天内下降了290点, 纳斯达克指数下降了144点。
    ◇ \borsa oyunu 证券交易: Bütün parasını borsa oyunlarında kaybettiğini söyledi. 他说他在证券交易中把钱全赔光了。

    Türkçe-Çince Sözlük > borsa

  • 233 bulaşmak

    1. 被弄脏, 被玷污: Tabak bulaştı. 盘子脏了。
    2. -e 沾到, 染到, 涂到: Boya üstüne bulaştı. 他身上沾了油漆。Sofra örtüsüne reçel bulaşmış. 果酱洒到了桌布上。Yüzü çamura bulaştı. 他的脸沾了泥。
    3. 传染(给): Çocuğa su çiçeği bulaşmış. 这孩子好像染上了水痘。
    4. 烦扰, 纠缠
    5. 转́ 不情愿地卷入, 参与: Bu işe bulaşmış oldu. 他被卷入了这件事。Bir defa işe bulaşmış bulundum, bitirmeliyim. 我已经被卷入此事了, 必须有个了结。Hiçbir tarakta bezim kalmadı, ipek böceği gibi kozama çekilmiş, kendi hâlimde, politikaya bulaşmadan yaşıyorum. 我现在闭门谢客, 就像作了茧的蚕, 独来独往, 不过问政治。

    Türkçe-Çince Sözlük > bulaşmak

  • 234 burun

    - rnu is.
    1. 鼻, 鼻子: \burun boşlukları 解́ 鼻腔 \burun deliği 解́ 鼻孔 \burun kanadı 解́ 鼻翼
    2. 鼻状物(如喷嘴、喷管、船头、机首等): ayakkabının \burunu 鞋尖 vapurun \burunu 船头
    3. (陆地向海洋的)突出部分; 海岬: Ümit Burnu 好望角 Horn Burnu 合恩角
    4. 转́ 骄傲, 傲气
    ◇ \burun boku 粗́ 小人物, 狗屁不是的东西 \burun burmak 不屑一顾, 嗤之以鼻, 鄙视, 瞧不起: Öyle adamdan ben hoşlanmam, ötekine burun burar berikine burun burar. 我不喜欢这样的人, 他谁也看不上眼。Komşuluk böyle midir, o bana burun burarsa ben de onunla konuşmam vesselâm. 难道做邻居是这样的吗?他瞧不起我, 我还不理他呢!\burun \buruna 面对面地; 密切地: Burun burna oturuyorlar. 他们面对面地坐着。İki kardeş burun buruna oturmuşlar, birşeyler konuşuyorlar, rahatsız etmek istemedim. 两兄弟面对面地坐下来说着什么, 我不想打扰他们。Biricik dileği sevdiği kızlarla burun buruna yaşamak. 她惟一的愿望是同她心爱的女儿们生活在一起。-le \burun \buruna gelmek (意外地)碰见, 照面, 擦肩而过, 不期而遇: Ali efendi, merdivenleri yorgun yorgun çıkarken sofada karısıyla burun burna geldi. 阿里先生疲惫不堪地上楼, 在门厅与他的妻子不期而遇。Köşeyi dönen Ali, Ahmet Beyle burun buruna gelmişti. 阿里在路口一拐弯, 碰到了艾哈迈德先生。Murat ameliyat sırasında ölümle burun buruna geldi ve henüz ormandan çıkmış değil. 穆拉特在手术时与死神擦肩而过, 现在尚未脱离危险。\burun bükmek 不屑一顾, 嗤之以鼻, 鄙视, 瞧不起: ”Şöyle demiştim, böyle yapmıştım” diyene burun büker. 他鄙视说一套做一套的人。\burun büyüklüğü 1) 大鼻子 2) 转́ 骄傲自大 \burun değil kemer patlıcanı 丑陋的大鼻子 \burun göğüs körük gibi inip kalkmak 气喘吁吁 \burun kıvırmak 不屑一顾, 不喜欢, 嗤之以鼻, 鄙视: Patlıcanı görünce burun kıvırdı. 她一看见茄子就把嘴撅了起来。\burun sarkmak 生气, 发怒 \burun silmek 擦鼻涕 \burun sokmak 管闲事, 瞎搅和, 乱打听: Sen bu işe burun sokma, konuyu ikimiz hallederiz. 这事你别搀和, 问题我们俩会自己解决。\burun sürtmek 屈尊转而求其次 \burun şişirmek 骄傲, 自大 \burun taslamak 骄傲, 自大 \burun üzerine düşmek 船载货时船首吃水过深 \burun yapmak 虚张声势 \burundan \burun seyir 沿海岸线航行 \burundan pike yapmak 恶劣天气时船首对着风浪 -in \burunu bile kanamamak 毫发无损: Burunları bile kanamadan ganimete kavuştular. 他们毫发无损, 大获全胜。\burunu boka batmak 粗́ 倒大霉 \burunu boktan kalkmamak (或 kurtulmamak) 粗́ 陷入困境不能自拔: Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz. 兵熊熊一个, 将熊熊一窝。\burunu büyük 骄傲的, 自大的 -in \burunu büyümek 骄傲, 自大: Son zamanlarda burnu büyüdü, kimseye selâm bile vermiyor. 近来他傲起来了, 见谁都不理睬。-in \burunu düşmek 难以忍受(臭味等): Sokağa dökülen çöplerin kokusundan burnumuz düştü. 倾到在街上的垃圾的臭味令我们无法忍受。-in \burunu havada (olmak) 鼻子翘到天上, 骄傲, 趾高气扬: Burnu havalardaydı, arkadaşlarına yukarıdan bakıyordu. 他趾高气扬, 看不起同学们。-in \burunu kabarmak 骄傲, 自大 -in \burunu Kaf dağında (olmak) 不可一世, 非常骄傲: Güvendiği nedir anlamadım ki burnu kaf dağında, adama yan bile bakmıyor. 我不明白他凭什么不可一世, 对人不屑一顾。-in \burunu kanamamak 毫发无损; 全身而退: Ağanın alnı terlemezse, ırgadın burnu kanamaz. 当头儿的要以身作则。-in \burunu kırılmak 1) 嗅到, 闻到 2) 不再骄傲自大 -in \burunu kokuyu iyi almak 有先见之明; 不自以为是 -in \burunu sarkmak 1) 生气, 发怒, 面有愠色, 恼火 2) 失态 -in \burunu sıkılmak 遇到麻烦, 遇到棘手的事 -in \burunu sürtülmek 屈尊转而求其次; 不再骄傲自大: Bu acı olaydan sonra burnu sürtüldü. 自那次痛苦的事件之后, 他再也不自以为是了。-in \burunu yere düşse almamak 骄傲, 自大, 傲慢: Onun ne dik kafalı olduğunu asıl bilirim; burnu yere düşse kibrinden eğilip almaz. 我真的很了解他是多么的傲慢, 不会低头服输。-in \burunun ucunda 在眼皮子底下, 近在眼前; 附近, 不远 -in \burununa biber sürülmüş gibi olmak 1) 感到十分疼痛 2) 经受磨难, 经受艰巨的考验 3) 受到损失或伤害 -in \burununa boklu kamış yetişmemek 粗́ 不可容忍, 忍无可忍 -in \burununa çıkmak 1) 疲惫不堪 2) 忍无可忍 -in \burununa dikilmek 1) 不离开某人, 把某人置于控制之下 2) 现场督促 -in \burununa gelmek 1) 疲惫不堪 2) 忍无可忍 -in \burununa girmek 靠近, 紧贴, 偎依, 贴近 -in \burununa götürmek 闻, 嗅 -in \burununa hırızmayı takmak 牵…的鼻子, 控制: Ayının burnuna hırızma takmışlar, oynatıyorlar. 他们给熊套上鼻圈, 正在耍熊。-in \burununda kokmak 被非常思念, 被想念 -in \burununda tütmek 被非常思念, 被想念: Annem, babam, hatta kardeşlerim burnumda tütmeğe başladı. 我开始想念我的爸爸妈妈和兄弟姐妹们。Ah oğlum, mis gibi burnumda tütüyorsun. 我的儿啊!我现在非常想你!\burunundan ateş püskürmek 气得七窍生烟 \burunundan ayrılmamak 不离左右, 寸步不离: Gece gündüz kızın burnundan ayrılmıyor. 他一天到晚围着姑娘转。\burunundan düşen bin parça olmak 面孔严肃, 板着脸, 生气 \burunundan düşmek 相像, 非常像 -in \burunundan (fitil fitil) gelmek 后悔: Sabahki o eğlentiler şimdi fitil fitil burnumdan gelmeye başladığı için bu gün buralara geldiğime bin kere pişman oluyordum. 上午的这种聚会现在让我感到后悔, 对于今天我到这种地方来, 我是追悔莫及。\burunundan (fitil fitil) getirmek 使后悔莫及 \burunundan kan damlamak 受苦, 受难, 受折磨 \burunundan kıl aldırmamak 1) 不让人说话, 听不进批评: Hiçbir uyarıda bulunamıyoruz, burnundan kıl aldırmıyor. 我们根本没法提醒他, 他什么也听不进去。 2) 骄傲的, 妄自尊大的, 自高自大的, 目空一切的 3) 极端吝啬, 一毛不拔, 爱财如命 \burunundan ötesini görmemek 非常自信, 自视甚高 \burunundan solumak 气哼哼, 怒气冲冲, 勃然大怒: İnliyor, burnundan soluyarak konuşuyordu. 他吼叫着, 怒气冲冲地说着。\burunundan söylemek 嘟嘟囔囔 -i \burunundan yakalamak 抓住某人的弱点, 牵牛鼻子, 抓把柄 \burunundan yanına varılmamak 盛气凌人: burnundan yanına varılmıyor. 他盛气凌人。\burununu çekmek 1) 吸鼻涕 2) 转́ 失望, 未达到目标 3) 俚́ 变穷, 成为穷光蛋 -in \burununu kanatmamak 使不受任何伤害 -in \burununu kırmak 挫锐气, 使不再骄傲: Onun burnunu kırmak için kör kadı olmak gerekir. 要想挫掉他的傲气, 应该直言不讳。Onun burnunu kırdım, artık yüksekten atamaz. 我挫了他的锐气, 他再也不敢吹牛了。\burununu kıvırmak 嗤之以鼻, 轻视, 看不起 \burununu sıksan canı çıkmak 1) 弱不禁风: Burnunu sıksan canı çıkacak. 他弱不禁风。 2) 非常忧郁 (-e, -in) \burununu sokmak 管闲事; 瞎搅和; 乱打听: Ali, kendine ait işlere başkalarının burnunu sokmasına müsaade edecek. 阿里不允许其他人搀和他的事。Her işe burnunu sokuyor. 他什么事都搅和。Her işe burnunu sokmasan olmaz mı? 难道你就不能不管闲事吗?-in \burununu sürtmek 放下架子, 变得谦虚; 委曲求全 \burununun dibi 眼皮子底下, 眼前, 旁边: Eskiden babam beni burnunun dibinden ayırmazdı. 以前, 我爸爸对我是寸步不离。\burununun dibine sokulmak 亲近; 接近: Ta burnumuzun dibine sokulmuş da farkına varmamışız. 我们竟然没发现他也到我们跟前来了。\burununun dikine gelmek 靠近, 紧贴, 偎依, 贴近 \burununun dikine gitmek 自行其事, 不听劝告, 我行我素, 一意孤行, 执拗, 顶牛, 逆着干, 对着干: Büyüklerini dinle, burnunun dikine gitme. 你要听大人的话, 别犟。Hep burnunun dikine gide gide sonunda hapsi boyladı. 他一意孤行, 结果身陷囹圄。\burununun direği kırılmak 转́ 被臭味熏得直恶心 \burununun direği sızlamak 转́ (精神或肉体)十分痛苦, 肝胆俱裂: Benim toprağımın bile kalmadığı zamanlarda onları aklıma getirdiğim vakit burnumun direği sızlardı. 我的土地已荡然无存, 一想到它们, 我就肝胆俱裂。\burununun direğini kırmak 臭气刺鼻, 臭味熏天: Odaya girince burnumuzun direğini kıracak bir leş kokusu ile karşılaşmıştık. 我们一进房间, 一股股的恶臭差点儿没把我们熏个跟头。Tezek kokusu burnumun direğini kırmış, ciğerime işlemişti. 干牛粪臭气刺鼻, 熏死我了。\burununun doğrultusuna gitmek 自行其事, 不听劝告, 我行我素, 一意孤行, 执拗, 顶牛, 逆着干, 对着干: Şimdiki gençler burunlarının doğrultusuna gidiyorlar kör kör. 现在的年轻人盲目地我行我素。\burununun doğrusuna gitmek 自行其事, 不听劝告, 我行我素, 一意孤行, 执拗, 顶牛, 逆着干, 对着干: Çok evvel bunların hepsini sana söylediğim hâlde inanmadın, burnunun doğrusuna gittin, şimdi uğradığın zarara katlan. 这些我早就一五一十地对你说过, 可是你不信, 一意孤行, 现在吃了亏, 你就自认倒霉吧!\burununun ucundan ötesini (或 ilerisini) görmemek 目光短浅, 思想狭隘 \burununun ucunu görmemek 1) 酩酊大醉, 醉得一塌糊涂 2) 目光短浅, 思想狭隘 \burununun yeli harman savurmak 1) 骄傲, 自大 2) 愤怒, 发火 \burununun yeli saman savurmak 1) 骄傲, 自大 2) 愤怒, 发火

    Türkçe-Çince Sözlük > burun

  • 235 buyur

    is. 邀请(进入或就餐)
    -i \buyur etmek 邀请(进入或就餐): Adamı salona buyur ettim. 我把这个人请进了大厅。Kızım, konukları içeri buyur et. 女儿!你去把客人们请进来!Eğer müdürü arayan dişli, ya da hatırlı biri ise hemen içeri buyur ediliyor. 如果来找经理的人是一个有权势的重要人物, 立刻就会被请进去。

    Türkçe-Çince Sözlük > buyur

  • 236 bütçe

    [bü'tçe]
    法́ is.
    1. 预算: \bütçe açığı 预算赤字 \bütçe yılı 预算年度 Bütçemizi doğrultur, pansiyoner olmaktan vazgeçeriz. 我们可以修改一下我们的预算, 不要再当寄宿生了。
    2. 收入: \bütçesi dar bir aile 低收入家庭 Onun bütçesi bu işe elverişli değil. 这件事超出了他的预算。

    Türkçe-Çince Sözlük > bütçe

  • 237 cidden

    [ci'dden]
    阿́ zf. 严肃地, 认真地, 确实地: \cidden güzel bir manzara 确实美丽的景色 Bu işe cidden memnun oldum. 我对此事真的十分满意。Bu akşam teşrif etmek lütfunda bulunursanız beni cidden minnettar etmiş olursunuz. 今晚您如能光临寒舍, 我将万分感谢。Fikriniz cidden münasiptir. 您的意见的确合理。

    Türkçe-Çince Sözlük > cidden

  • 238 ciddî

    [ciddî:]
    阿́
    s.
    1. 严肃的, 庄重的, 不苟言笑的: \ciddî bir kız 一个庄重的姑娘 \ciddî bir yüz 一张严肃的面孔 \ciddî bir eser 一部严肃作品 \ciddî bir toplantı 一次庄重的会议 Keyif hâlinde iken ona ciddî konulardan söz etmeyin. 他喝得醉醺醺的, 你就别和他谈什么正经事了。
    2. 认真的, 真诚的, 真正的, 彻底的: \ciddî bir sevgi 真正的爱 \ciddî bir vaat 认真的承诺 Bu söz ciddîdir. 这话是当真的。Kentin hava kirliği ciddî çareler bekliyor. 城市空气污染问题有待彻底解决。
    3. 细致的, 认真的: \ciddî bir çalışma 一项细致的工作
    4. 重大的, 严重的, 危险的: \ciddî bir hastalık 重病 \ciddî bir durum 严重的情况 Size ciddî bir konudan söz etmek istiyorum. 我想跟你谈一件要紧事。
    5. 可靠的: İşi ciddî bir ilkeye bağlamalı. 此事必须有一个可靠的原则。
    zf. 认真地, 真正地, 严肃地: Size bunu ciddî söylüyorum, şaka değil! 我跟你说这些是当真的, 不是开玩笑。İşe bu kez ciddî başladı. 这回他真的开始干了。
    ◇ \ciddî \ciddî 严肃地, 认真地 -i \ciddîye almak 严肃对待, 予以重视, 当真, 相信: O, galiba işi pek de ciddîye almıyor. 他也许不把这当回事。O gün lâf olsun diye öyle konuşmuştum ama birçok arkadaşlar sözlerimi ciddîye almışlar. 那天我这么随便说了几句, 可是许多朋友都把我的话当了真。

    Türkçe-Çince Sözlük > ciddî

  • 239 çaresiz

    s.
    1. 无法解决(克服、治愈)的: \çaresiz dert 无法消除的烦恼 \çaresiz hastalık 不治之症
    2. 无计可施的(人), 毫无办法的, 一筹莫展的
    zf. 无奈, 没辙, 无可奈何地, 只好: Yağmur var ama çaresiz gideceğiz. 正在下着雨, 可是没办法, 我们还是得走。Çaresiz bu işe katlanacağız. 没办法, 这件事我们只能忍。Çaresiz, bize yol göründü. 没办法, 我们该走了!
    ◇ \çaresiz kalmak 无可奈何, 没有办法, 无计可施, 一筹莫展: Adamcağız çaresiz kaldı, evini sattı. 他毫无办法, (只好)卖掉了房子。

    Türkçe-Çince Sözlük > çaresiz

  • 240 çatmak

    - ar -i
    1. 架(放); 搭建́, 盖: Askerler silâhlarını çattılar. 战士们把枪架在了一起。Çardağı iki saatte çattılar. 他们用两个小时搭好了棚子。
    2. 粗缝
    3. (往牲口驮子上)搭放
    4. 戴, 系, 束
    5. -i 皱(眉); 板(脸): Polis kaşlarını çattı. 警察皱起了眉。
    6. -e 遭遇, 遇到, 碰到(尤指令人不快的事): belâya \çatmak 倒霉; 遭到不幸 Amma da aksi herife çatmışız ha! 我们真的碰上了一个这么犟的家伙!Mustafa bağırıyor, ömründe böyle işe çatmadığını söylüyordu. 穆斯塔法大喊大叫, 说他一辈子从没有碰到过这种事。
    7. (舰船在海上)相撞
    8. -e 申斥, 训斥; 寻衅, 找碴儿, 惹事: Hanım, hizmetçisine, iyi çalışmadığı için çattı. 夫人因为仆人笨手笨脚, 把他训斥了一顿。Kabadayılara çattı; onun yuvasını yaptılar. 他招惹了那些无赖, 他们就把他收拾了一顿。
    9. nsz 轮到, 到了…时间: Bir karara varma zamanı gelip çatmış. 已经到了作决定的时候了。Kadının doğacağı gün ve saat gelip çatmış. 女人分娩的日子和时辰到了。
    10. 集中, 聚集: Düğün için derleyip çatıp gerekeni sağladı. 他凑齐了婚礼必备的东西。
    ◇ çatacak adam aramak 找人撒气

    Türkçe-Çince Sözlük > çatmak

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.