Translation: from turkish

sen bu işe girişme

  • 201 aciz

    - czi 阿́ is.
    1. 无能为力, 力所不及; 无力, 软弱: Adamın aczine şaşmaktan kendimi alamıyorum. 我不禁对此人的无能感到震惊。Onu işe alırken aczine dikkat etmediniz mi? 您在用他的时候难道没注意到他的无能吗?
    2. 无力偿还债务, 破产: \aciz beyanı 破产申请 \aciz vesikası 破产证书 \acize karşı sigorta 破产保险
    ◇ \aciz hâline düşmek 1) 无能为力, 力所不及; 无力, 软弱 2) 破产, 陷入破产境地 \aciz kulunuz (自谦词)小人: Aciz kulunuz yolumu yitirdim, şaşkın şaşkın dolaşıyorum. 小人迷路了, 不知向何处去。\acize düşmek 无能为力, 力所不及; 无力, 软弱

    Türkçe-Çince Sözlük > aciz

  • 202 açık

    s.
    1. 敞开的, 开着的; 开放性的: \açık devre 电́ 开端电路; 开路循环, 非闭全回路 \açık dolaşım sistemi (动物的)开式(血液)循环系统 \açık drenaj 排水明沟 \açık magnetik devre 电́ 开磁路 \açık pencere 敞开的窗户 \açık taşıt 敞篷车 \açık tekne 海́ 敞仓货船, 无甲板货船 \açık vagon 铁́ (铁路上的)敞篷货车, 敞车 çevresi \açık bir bahçe 没有围墙的花园
    2. 露天的: \açık ordugâh 军́ 野外露营, 宿营 \açık tribün 露天观礼台, 露天看台
    3. 畅通无阻的: Yol açık. 道路畅通无阻。Allah yolunu açık etsin. 祝一路平安!祝旅途顺利!祝一路顺风!
    4. 开阔的, 宽阔的, 空旷的: \açık arazi 开阔地带, 开阔地 \açık deniz 公海, 外海, 大海 \açık meydan 宽阔的广场 Bu açık ve soluk havanın renksizliği içinde, adanın yeşillikleri, kıyılara ve havaya yeşil kurşunî gölgeler salıyor. 在这晴朗白亮的天空下, 海岛的绿色给沿岸和天空投射出了铅绿色的映影。
    5. 光着的, 无遮盖的, 赤裸的, 袒露的: \açık baş 光头, 秃头 \açık elbise 袒胸露背的女装, 袒露较多的女服 \açık hendek drenajı 明渠排水 \açık yaka 敞开的领子, 开领 Başı açık. 他光着头。Göğsü açık. 他敞胸露怀。Kadınlar özenli, açık, yazlık giyimleri ile kalabalığı renklendiriyorlar. 女人们穿着煞费苦心准备的低胸夏服, 使人群变得活跃了起来。
    6. 空着的, 空白的, 有空当的: \açık çek 空白支票 Kağıtta açık yer kalmadı. 这张纸上已经没有空白的地方了。
    7. 空缺的: \açık memuriyet 空缺的职位 \açık kadro 空缺的官职
    8. 距离宽的, 间隔大的: \açık adımlarla 阔步地, 大步流星地 Kaşları açık. 他的眉间距很宽。
    9. 正在营业的, 正在开放的, 正处于工作状态的: abajuru \açık bırakmak 打开台灯 \açık dükkân 正在营业的商店
    10. 清楚的, 明确的, 直接了当的, 通俗易懂的, 清晰的, 坦率的: \açık anlatım 清晰的讲解 \açık ibare 明确的句子 \açık konuşma 坦率的谈话
    11. 公开的, 不保密的; 清白的: \açık dil (通讯)明语 \açık oturum 公开会议, 公开论坛 \açık oy 记名表决票 \açık sayım 唱票 Bu adamın her işi açıktır. 这个人的一切事情都是清白的。
    12. 宽容的, 易于接受的, 欢迎的: her türlü önerilere \açık bir müdür 乐于听取各种建议的经理 Yapıcı eleştiriye açığız. 我们欢迎建设性的批评。
    13. 开放的, 不设防的: \açık kale 不设防的城堡; (足球)空门 \açık pazar 开放的市场 \açık şehir 不设防的城市
    14. 合适的, 适当的
    15. 淡的, 淡色的, 浅色的: \açık çay 淡茶 \açık mavi 浅蓝色 \açık sarı 淡黄色
    16. 淫秽的, 色情的; 轻浮的, 品行不端的: \açık film 色情电影 \açık kadın (或 kız) 轻浮的女人(姑娘), 品行不端的女人(姑娘), 爱调情的女人(姑娘), 卖弄风情的女人(姑娘) \açık kitaplar 淫秽图书, 色情图书 \açık resim 色情画
    17. 公布了的, 已阐明的, 已说清楚了的
    zf. 坦率地, 直接了当地, 开诚布公地
    ◇ \açık \açık 坦率地, 直接了当地, 开诚布公地: Ona açık açık her şeyi anlattım. 我把每件事情都对他讲得明明白白。Karınından söyleme; cesaretle, açık açık söyle. 别这么唧唧咕咕的, 鼓起勇气, 大大方方地说!\açık ağız (lı) 傻乎乎的, 愚笨的 \açık alınla 坦诚地, 出色地, 问心无愧地, 体面地 \açık artırma 拍卖: \açık arttırma ile satış 拍卖 Bu açık artırmaya ben de katılacağım. 我也要参加这次拍卖。\açık baş 1) 光头的, 秃子 2) 不道德的, 道德败坏的 -i \açık bırakmak 打开, 敞开: Kadın, kaptan kamarasının kapsını açık bıraktığından şimdi dumandan göz gözü görmüyordu. 那女人打开驾驶舱的舱门, 一股浓烟扑面而来, 顿时两眼什么也看不见了。\açık bono 1) 空白支票 2) 全权, 自由处理权, 便宜行事权 -e \açık bono vermek 1) 开空白支票 2) 给予无限的权力, 授权全权处理 \açık ciro (转换票据背书时不记明受让人名称的)空白背书, 不记名背书 \açık çek vermek 1) 开空白支票 2) 授予全权, 授予自由处理权, 授予便宜行事权 \açık deniz 公海, 外海, 远洋: \açık deniz balıkçılığı 远洋渔业 Tekne açık denizde hızla yol alıyor. 船在外海飞速驶进。\açık durmak 1) 敞开: \açık duran mezar 敞开的坟墓 2) 不介入, 旁观 3) 保持距离 \açık duruş 体́ 双腿叉开站立 \açık düşmek 跤手仰面倒下 \açık eksiltme 经́ 招标 \açık etmek 说清楚, 搞清楚, 使真相大白 \açık fikirli 心胸开阔的, 性情开朗的, 豁达的 \açık gelmek 1) (衣服)过于肥大 2) 俚́ 疏远, 不接近, 保持距离: Açık gel sen burada duramazsın. 走开!走开!别停在这儿!Sen bizim yanımızda ne arıyorsun, açık gel, bakalım. 你在我们这儿踅摸什么呢?离我们远点儿!\açık giyinmek 袒露过多地穿着, 袒胸露臂地穿衣 \açık hece 以元音结尾的音节, 开音节 \açık imza (在未全部写就的文件上)预先签署 \açık kalmak 敞开: Kapağı açık kalınca şişedeki benzin uçmuş. 瓶盖一敞开, 瓶里的汽油就挥发掉了。\açık kalpli 坦白的, 直言不讳的, 直率的, 坦诚的 \açık kapı 1) 门户开放: \açık kapı siyaseti (或 politikası) 门户开放政策 2) 好客的人家 3) 俚́ 失贞的女人 \açık kapı aramak 寻找栖身之所: Berna Hanım evine barkına bakmaz, açık kapı arayan takınmındandı. 贝尔娜太太无家可归, 正在寻找栖身之所。\açık kapı bırakmak 留有余地, 留有回旋余地 \açık kapı bırakmamak 1) 把话说绝, 不留余地: Daha önce hiç açık kapı bırakmamıştı. Bugün pek toleranslı davrandı. 以前他说话做事从不留余地, 而现在宽容多了。 2) 不使它人有机可乘: Onun açık kapı bırakmaması, akıllı oluşundandır. 他很聪明, 不给人以任何可乘之机。\açık kart vermek 转́ 在某问题上授予某人全权, 自主权, 自由选择权: Ali’ye açık kart vermekle doğrusu yanlış bir iş yaptın. 你授全权给阿里真是大错特错了。\açık konuşmak 坦率地说: Açık konuş, yalan söyleme. 要实话实说, 不要说假话!Bakın açık konuşayım Ali bey. Zeytin toplama, pek kolay bir iş değil. 阿里先生, 坦率地说, 采摘橄榄可不是一件容易干的工作。\açık kredi 无担保信贷, 无条件信用证 \açık küme 天́ 疏散星团, 银河星团 \açık liman 1) 开放港口, 自由港 2) 易受气候影响的天然港口 \açık mektup 1) 未封口的书信 2) 公开信 \açık okumak 朗读, 读出声 \açık olmak 1) 随时欢迎: Genç insanlar yeniliklere daha açık olur. 年轻人更容易接受新鲜事物。 2) 真心实意, 坦诚相待: Bana karşı her zaman açık olmanızı rica ederim. 请您对我永远坦诚相待。 3) 毫无隐瞒 4) 便于, 易于: Cumhuriyetçilerse Demokrat ağırlıklı Florida ilçelerinde elle sayım yapılmasının hileye açık olduğu endişesini dile getiriyor. 而共和党人则表示担心在民主党占优势的佛罗里达州诸县进行人工计票会有舞弊行为。\açık oylama 记名表决, 公开表决 \açık oynamak 1) 俚́ 胸怀坦荡 2) (在足球等体育比赛中)不注重防守 \açık öğretim 函授教育 \açık police 无定额保险单, 开口保险单, 未确定保单 \açık raf 开架(图书等) \açık rejim 议会制 \açık sandal (let) 1) 女式凉鞋 2) 赤脚女子 \açık satış 拍卖 \açık seçik 1) 非常明确的 2) 非常清楚地: Yazar bu konuyu açık seçik anlatmış. 作者已经把这个问题说得很清楚了。\açık senet 1) 空白支票 2) 全权, 自由处理权, 便宜行事权 -e \açık senet vermek 给予无限的权力, 授权全权处理 \açık söylemek 明白地讲, 直截了当地说: Ne söyleyeceksen açık söyle, burada kimse yok. 你要说什么就直截了当地说, 这儿没有外人。\açık sözlü 说话坦率的, 快人快语的: Açık sözlü arkadaşları daha çok seviyorum. 我更喜欢说话坦率的同事。Ben açık sözlü bir insanım, kapalı konuşmalara gelemem. 我快人快语, 不会打哑谜。\açık sözlülük 说话坦率: Açık sözlülük insana çok şey kazandırır. 说话坦率使人受益匪浅。\açık teşekkür (通过新闻界)公开致谢 -i \açık tutmak 敞开; 开放: Kapıyı açık tutmayın. 别敞着门。Saray, savaş dönemleri dışında her zaman halkın ziyaretine açık tutuldu. 除战争时期以外, 这座宫殿一直向公众开放。\açık yara 敞开的伤口, 未愈合的伤口 \açık yürekle 心口如一地, 开诚布公地, 直言不讳地, 毫不隐讳地, 坦诚地 \açık yürekli 坦白的, 直言不讳的, 直率的, 坦诚的 \açık zihinli 思想开放的, 开明的 \açık yüzlü 高兴的, 愉快的(人)
    ◆ Açık ağız aç kalmaz. 脸皮厚, 吃个够, 脸皮薄, 吃不着。Açık yaraya tuz ekilmez. 不应往未愈的伤口上撒盐; 不要雪上加霜; 不要落井下石。
    II
    - ğı is.
    1. 户外, 露天的地方, 外边: Eti açıkta bırakma, kedi kapar. 别把肉放在外边, 猫会偷吃的。
    2. 附近, 近郊: Demir yolu şehrin açığından gecer. 铁路从市郊经过。
    3. 外海, 公海, 远离海岸的洋面: Gemiler açıklardadır. 船只停泊在公海上。
    4. 匮乏, 缺少, 赤字: \açık bütçe 收支不平衡的预算, 有赤字的预算 \açık itibar 透支 ülkenin doktor \açıkı 国家医生短缺 bütçe \açıkı 预算赤字
    5. 空额, 缺额, 空位; 空白: Açıklara kimse alınmayacak. 将不派人补缺。Bu dairede hiç açık yokmuş. 据说这个部门没有任何职位空缺。
    6. 赤字
    ◇ \açık almak 远离, 不靠近 \açık çıkmak 出现赤字, 出现亏损, 出现亏空: Dört yüz bin RMB yuan açığı çıktı. 出现了40万元人民币的亏损。\açık (ı) kapamak 填补空缺: Onu işe almakla bu açığı da kapamış oldu. 我们招聘了他, 填补了这个空缺。\açık maaşı 失业津贴 \açık vermek 1) 入不敷出, 亏空, 有赤字 2) (为摔跤比赛)开场子, 打场子 3) 露出破绽, 给可乘之机: Bir politikacının her zaman dikkatli davranması, muhaliflerine açık vermemesi gerekir. 作为政治家, 要事事谨慎, 不给反对派以可乘之机。 3) 转́ 无意中泄露, 说走嘴 \açıka almak 1) 解职, 免职, 辞退, 解雇, 开除 2) 让船暂时离岸 \açıka çıkarılmak 1) 被搞清楚, 真相大白 2) 被解职, 被免职, 被辞退, 被开除: Açığa çıkarılmaktan korkuyordu. 他害怕被开除。-i \açıka çıkarmak 1) 说清楚, 搞清楚, 使真相大白 2) 解职, 免职, 辞退, 解雇, 开除 \açıka çıkmak 1) 显露, 显现, 暴露, 出现: Gerçek açığa çıktı. 事实终于真相大白。 2) 被解职, 被辞退, 被开除 3) 驶离, 让开(通道, 路口, 码头等) \açıka satış 抛售, 甩卖, 清仓甩卖 \açıka vermek 1) 显露, 显现, 出现, 暴露 2) -i 泄露, 吐露, 使暴露, 揭露 3) 倾诉, 倾吐, 和盘托出: Eşkiya darda kaldığını anlayınca çetenin plânlarını açığz verdi. 这帮匪徒明白他们已经无路可走, 于是便和盘托出了他们的计划。\açıka vurmak 1) 显露, 显现, 出现, 暴露: Ya hekim getirirlerse dolanımız açığa vurur. 只要他们一把大夫请来, 我们的这些把戏就会露馅。 2) -i 泄露, 吐露, 使暴露, 揭露: Abdullah bütün bu hükümlerini açığa vuracak kadar toydur. 阿卜杜拉没有经验, 会把所有这些条款都泄露出去的。Bu davranışıyla niyetini açığz vurdu. 他的这种态度暴露了他的意图。 3) 倾诉, 倾吐, 和盘托出: Ailedeki geçimsizlikleri dosta düşmana karşı açığa vurmamak gerekir. 家丑不可外扬。-in \açıkı çıkmak 入不敷出, 出现亏空 \açıkını bulmak 揭露舞弊, 发现亏损, 发现破绽 \açıkını kapatmak 填补空白, 弥补亏损, 消除赤字: Bütçe açığını kapatmak için hükûmet bir yol bulacaktır. 政府将想办法解决预算赤字。\açıkını örtmek 掩饰, 掩盖: Arkadaşını açığını örtmek için çok çabaladı. 他费了好大的劲才帮他的朋友掩饰过去了。\açıklar livası olmak 谑́ 失业, 无事可做 \açıkta bırakmak 1) 辞退, 开除, 解职: En güvendiği kimseler tarafından açıkta bırakılmak onu çok üzmüştür. 让他非常难过的是, 他被他非常信任的人开除了。 2) 使无家可归 3) (在共享的好事中)排除(某人) \açıkta çalışmak 1) 野外作业 2) (画家)户外作画 \açıkta durmak 袖手旁观, 不介入, 保持距离 \açıkta eğlenmek (船只)在港口之外不抛锚等候进港 \açıkta gezip durmak 无所事事: Zavallı Murat, çoktan beri bir kapı bulamadı, açıkta gezip duruyor. 可怜的穆拉特很长时间没有找到工作了, 一直无所事事。\açıkta kalmak (或 olmak) 1) 失业 2) 无家可归, 生活无着落 3) 被列入编外, 下岗 4) (在共享的好事中)被排除在外 \açıkta yatmak 露宿

    Türkçe-Çince Sözlük > açık

  • 203 ağır

    s. ve zf.
    1. 重的, 沉的, 沉重的: \ağır maden 重金属 \ağır yük 沉重的货物, 重担 çok \ağır bir taş 很重的石头
    2. 重型的, 威力强大的: \ağır bombardıman uçağı 重型轰炸机 \ağır donanma 强大的舰队 \ağır makineli tüfek 重机枪 \ağır sanayi 重工业 \ağır taşıt 重型车辆 \ağır top 重炮
    3. 沉重的, 有力的: \ağır darbe 沉重的打击 \ağır adımlar 沉重的步伐
    4. 严重的; 艰苦的, 困难的, 危险的; 苛刻的: \ağır durum 严重的局面 \ağır koşullar altında 在艰苦的条件下 \ağır suç 严重罪行, 重罪 \ağır şartlar 苛刻条件 İşler çok ağır yürüyor. 工作进行得很艰难。Senin durumun ağır, ama Allah'tan umut kesilmez. 你的情况是严重的, 但是别灰心, 会好起来的。O adam hâlâ sağ; ama başını kaybedecek kadar ağır bir suç altında. 那个人还活着, 可是他犯了杀头之罪。
    5. 贵重的, 值钱的, 有价值的: \ağır hediyeler 贵重的礼物, 厚礼 \ağır mal 贵重货物 \ağır palto 贵重的大衣
    6. 重要的: üzerine \ağır bir görev almak 承担重任
    7. 难消化的: Midesi ağır yemek kaldırmaz. 他的胃吃不了难消化的东西。
    8. 阴沉的, 闷的
    9. 难闻的, 刺鼻的: \ağır koku 难闻的气味
    10. 下流的, 龌龊的, 令人难堪的: \ağır söz 下流话, 难听的话
    11. 缓慢的; 行动迟缓的, 笨手笨脚的: \ağır yürüyüş 慢步走 Film son derece ağır hareketlidir. 影片的节奏太慢。
    12. 复杂的, 棘手的, 难办的: \ağır mesele 复杂的问题 \ağır teklif 难以实行的建议
    13. 浓的, 稠密的: \ağır duman 浓烟 \ağır yağ 重油, 重柴油
    14. (睡眠)深沉的, 难以叫醒的: \ağır uyku 酣睡
    15. 耳背的, 听力差的: Kulağı ağır. 他耳背。Söyledim ama, ağır işittiği için duyuramadım. 我告诉他了, 但是他听力不好, 没能听到。
    16. (摔跤、拳击和举重)重量级的
    17. 严肃的, 不苟言笑的, 庄重的, 郑重的, 老于世故的, 从容的: kırk yaşındaki bir insandan daha \ağır bir genç kız 一位比40岁的人还要成熟庄重的年轻姑娘
    18. 令人心烦的, 令人不安的: \ağır bir gece 一个令人心烦的夜晚
    19. 粗壮的, 肥胖的: \ağır gövde 粗壮的身体 \ağır vücut 肥胖的身躯
    is. 体́ 重量级: Ağırda güreşti. 他当了多年重量级摔跤手。
    ◇ \ağır adam 1) 行动迟缓的人, 笨手笨脚的人 2) 稳重的人, 有分寸的人, 成熟老道的人: Buraya bir ağır adam lâzım. 这儿需要一个稳重的人。 3) 心胸开阔的人, 胸怀袒荡的人 \ağır \ağır 1) 慢慢地, 缓慢地, 慢慢腾腾地: Kafilenin keyfi kaçmış gibiydi; ağır ağır yürüyorlardı. 大伙儿好像没了兴致, 走起路来慢慢腾腾的。 2) 从容地, 不慌不忙地: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden. 你将可以从这个楼梯不慌不忙地出去。 3) 最多, 充其量: Bu kadar elma ağır ağır iki kilo gelir. 这些苹果顶多有两千克。\ağır aksak 很慢地 \ağır aksak fıstıkî makam 谑́ 非常慢地, 从容不迫地, 慢慢悠悠地, 不慌不忙地, 慢条斯理地 \ağır (dan) almak 勉强做, 不情愿地做 \ağır anlamak 愚笨, 愚钝: Ancak ders verdiği çocuk, ağır anlıyordu, Bu da onu öldürüyordu. 但是他教的这个孩子头脑迟钝, 也把他折腾得够戗。\ağır basmak 1) 更重: Islanmış tütün dekleri ağır basıyordu. 被淋湿的烟草捆更重。 2) 压倒, 超过, 占上风, 占优势, 更重要, 更有影响: toplantıda \ağır basan konular 会上侧重讨论的问题 Onun sözleri yönetim kurulunda ağır bastı ve teklif kabul edildi. 他的一番话对执行委员会起了作用, 建议被接受了。Kız tarafı ağır basınca nişanın bir düğün salonunda yapılması kararlaştırıldı. 女方的主张占了上风, 最后决定订婚仪式在婚礼宫举行。 3) 做噩梦 \ağır canlı 1) 笨拙的, 迟钝的, 慢吞吞的 2) 懒散的: Ağır canlı kişiler çağımızın tekniğini yakalayamazlar. 懒人不可能掌握现代技术。 3) 令人生厌的, 令人不快的 \ağır çekmek 重于, 更重 \ağır davranmak 1) 漫不经心, 磨磨蹭蹭: Ağır davranırsak treni kaçıracağız. 我们要是再磨蹭, 就要误了火车了。 2) 谨慎从事: Yeni işe başlarken pek acele etmeye gelmez, bir parça ağır davranmalı. 在做一项新的工作的时候, 不要太着急, 做事要谨慎一些。\ağır dilli 1) 爱说粗话的, 满口污言秽语的, 出言不逊的 2) 晦涩难懂的 \ağır durmak 平心静气, 泰然自若, 不动声色: Yüzden ağır durup arkadan benim kuyusunu kazacak! 他表面上不动声色, 背地里却要拆我的台。\ağır duymak 耳背, 听力不佳 \ağır elli 1) 笨手笨脚的, 手脚慢的, 做事不利索的 2) 手重的 \ağır ezgi (或 endam) fıstıkî makam 谑́ 非常慢地, 从容不迫地, 慢慢悠悠地, 不慌不忙地, 慢条斯理地: Ben koş diyorum, o ağır ezgi fıstıkî makam geliyor. 我让他快来, 他却慢条斯理地来了。Bu iş ağır ezgi, fıstıkî makam yürümez. 这件事可不能这么不慌不忙地做。-e \ağır gelmek 1) 伤人自尊心, 刺伤, 使生气: Bu sözler bana çok ağır geldi. 这番话大大刺伤了我。Çalıştığım hâlde kırk not almak bana ağır gelmişti. 我很努力, 可是仍然不及格, 这很伤我的自尊心。 2) 感到无能为力, 力不从心: Üç çocuğum var; anneleri olmayan bir kadına ağır gelebilirler! 我有3个孩子, 对于一个不是他们母亲的女人来说, 是够累赘的。Çocuğa beslemelik çok ağır gelmişti. 对于这个孩子来说, 让她当丫鬟也够难为她了。 3) 做事稳重, 处事谨慎 \ağır gitmek 进展缓慢 \ağır giyinmek 衣着华贵, 穿金戴银 \ağır gövde 大个子 \ağır hareket etmek 推迟, 拖延, 耽搁, 延缓 \ağır hasta olmak 病情危重: Doktorlar, ağır hasta olduğunu, kurtulma ümidinin gittikçe azaldığını söylüyorlar. 医生们说, 他病情沉重, 救过来的希望越来越小了。\ağır hastalık 重病: Yüzünün renginden onun ağır bir hastalığa tutulduğunu anlamıştım. 从他的脸色中我看出他大病缠身。\ağır hava 1) 沉闷的天气 2) 强风 3) 忧伤的旋律 \ağır iri, göz şaşı 睡眼惺忪的 \ağır iş 重活儿, 累活儿: Bünyem zayıf olduğu için ağır işlere gelemem. 我身子单薄, 干不了重活儿。\ağır işçi 俚́ 婊子, 妓女, 破鞋 \ağır işitmek 耳背 \ağır kaçmak 过分, 过火, 过头, 出格: Bu şaka biraz ağır kaçtı. 这个玩笑开得有点儿过分了。\ağır lokma 转́ 难啃的骨头, 难办的事情: Peki dedikten sonra işin nasıl ağır lokma olduğunu anlamıştık ama caymaya da yüzümüz tutmamıştı. 我们在答应了之后才发现这件事情真难办, 但是我们又不好意思翻悔。\ağır olmak 沉着, 冷静, 忍耐, 不着急: Ağır ol! 别急, 慢慢来!\ağır oturmak 沉着, 冷静, 忍耐, 不着急 \ağır söylemek 说粗话, 口出秽言, 出言不逊 \ağır taş 1) 沉重的石头 2) 郑重的承诺 \ağır top 俚́ 对立的团伙中各方最强有力的人 \ağıra oturmak 不惜一切代价 \ağıra satmak 卖弄, 装腔作势, 摆架子 \ağırdan almak 1) 拖延, 磨洋工: İşi ağırdan alırsanız fırsatı kaçırırsınız. 如果磨洋工, 你们就会坐失良机! 2) 勉强做, 不情愿地做 \ağırına gitmek 使伤心, 伤自尊心: Onun kırıcı sözleri pek ağrıma gitti. 他的这些刻薄的话很伤我的自尊心。\ağırından atmak 勉强做, 不情愿地做
    ◆ Ağır basar, yeğni kalkar. 忠厚老实的人受人尊敬, 轻佻浮躁的人让人瞧不起。Ağır git ki yol alasın. 脚踏实地, 方能取得成功。Ağır kazan geç kaynar. 1) 笨重的锅炉水开得晚, 大脑迟钝的人反应慢。 2) 笨重的锅炉水开得晚, 手脚笨拙的人做事慢。 3) 笨重的锅炉水开得慢, 老成持重的人不轻易发火。 4) 大锅炉水开得慢, 聪明的人三思而后行。Ağır taş yerinden oynamaz. 君子一言驷马难追; 一言九鼎。Ağır taşı kimse ırgayamaz. 君子一言驷马难追; 一言九鼎。

    Türkçe-Çince Sözlük > ağır

  • 204 ağırlık

    - ğı is.
    1. 量, 重量, 分量; 重力, 引力, 万有引力: \ağırlık ölçüleri 重量单位 atom \ağırlıkı 原子量 boş \ağırlık 自重 molekül \ağırlıkı 分子量 safî \ağırlık 净重 tam \ağırlık 毛重 taşın \ağırlıkı 石头的重量 yükün \ağırlıkı 货物的重量 Şeker çuvalının ağırlığı 50 kilo. 一袋糖重50千克。
    2. (订婚)聘金, 聘礼, 彩礼
    3. 珠宝首饰: Kadın bütün ağırlığını takıp düğüne gitti. 那个女人打扮得珠光宝气参加婚礼去了。
    4. 平衡重量, 平衡锤, 平衡块, 配重, 砝码; 测锤, 吊锤; 铅坠
    5. 行囊, 行李: Ağırlığımızı otele bırakıp gezmeğe çıktık. 我们把行李放在饭店出去玩了。
    6. 军́ 辎重, 辎重部队: iaşe \ağırlıkı 粮草辎重
    7. (很高的)价值: Bu hediyenin ağırlığı fiyatıyla ölçülemez. 这礼物的价值是无法用价格来衡量的。
    8. 老成持重, 稳重, 沉稳, 庄重
    9. 负担, 重担; 责任: Bu işin ağırlığını tek başına yüklenmiş bulunmaktandır. 他一个人承担这件事的责任。
    10. 重点, 主要精力, 侧重点: Şimdi bütün ağırlığı bu işe vermeli. 他现在必须集中一切力量把这件事办好。
    11. 影响, 压力, 作用
    12. 体́ 重量级别
    13. 严重性, 恶劣性: havanın \ağırlıkı 气候的恶劣程度
    14. 缓慢, 慢慢腾腾, 不慌不忙: Kaplumbağa ağırlıkla yürüyor. 乌龟在慢悠悠地爬着。
    15. 没精打采, 懈怠; 不适, 不舒服; 不快, 不安; 烦闷, 烦恼: Yutkunurken boğazımda bir ağırlık duyuyorum. 当我咽东西的时候, 感到喉咙里有什么东西堵着。Üzerimde bir ağırlık var. 我身上不舒服。
    16. 噩梦, 梦魇
    17. 困倦, 睡意
    ◇ \ağırlık basmak 1) 做噩梦: Uykuda ağırlık basınca, insan kalkmak istese de kolaylıkla kalkamaz. 人做噩梦时想起身也不容易。 2) 感到困倦, 睡意袭来: Bir ağırlık bastı ki gözlerimi açamıyorum. 睡意袭来, 我眼睛都睁不开了。Yorgunluktan mıdır nedir bilemiyorum üzerime bir ağırlık basıyor, neredeyse uyuyacağım. 我不知道是因为累了还是怎么着, 一阵困意袭来, 我差点儿睡着。\ağırlık çökmek 1) 做噩梦 2) 感到困倦, 睡意袭来: Yemekten sonra üstüme ağırlık çöktü. 饭后我懒得动弹。\ağırlık düşmek 1) 做噩梦: Gece üzerime ağırlık düştü. 噩梦折磨了我整整一宿。 2) 感到困倦, 睡意袭来 \ağırlık gelmek 变稳重: Çocuğa yıllar geçtikçe bir ağırlık geldi. 几年之后孩子变得成熟稳重了。\ağırlık istemek 索要彩礼: Eskiden güveyden ağırlık istemek âdetti. 从前, 向男方要彩礼乃是一种传统的做法。\ağırlık merkezi 1) 重心 2) 转́ 中心, 核心部分 -e \ağırlık olmak 1) 成为负担, 烦忧 2) 重视, 看中 \ağırlık ölçmek 过秤, 过磅 -e \ağırlık vermek 1) 送彩礼: Zavallı genç, ağırlık veremediği için sevdiği kızı alamadı. 可怜的年轻人由于拿不出彩礼而没能娶到自己所爱的姑娘。 2) 成为负担, 烦忧 3) 重视, 看中 \ağırlıkınca altın değmek 非常珍贵, 非常宝贵, 非常有价值, 十分贵重 \ağırlıkından kurtulmak 摆脱诱惑: Gözlerinin ağırlığından kurtulamıyorum. 我无法摆脱她那两只眼睛的诱惑。\ağırlıkını duymak (或 hissetmek) 受影响: \ağırlıkını hissettiren mesele 使人感到不安的问题 \ağırlıkını (ortaya) koymak 施加影响, 使用权力: Okul müdürlüğü ağırlığını koyup işi sonuçlandırdı. 他行使校长的权力把事情了结了。

    Türkçe-Çince Sözlük > ağırlık

  • 205 ağız

    - ğzı is.
    1. 口, 嘴: \ağız boşluğu 口腔 \ağız suyu 口水, 唾液 \ağız yarı 口水, 唾液 küçük bir \ağız 一张小嘴
    2. 口状物: bardak \ağızı 杯口 boru \ağızı 管道口 fırın \ağızı 炉口 kuyu \ağızı 井口 madenin \ağızı 矿井口, 坑口 mağaranın \ağızı 洞口 su \ağızı 消防龙头, 配水龙头, 给水栓, 取水管 şişenin \ağızı 瓶口 test \ağızı 罐口 top \ağızı 炮口 tüfek \ağızı 枪口 yanardağın \ağızı 火山口
    3. 河口, 海口, 湖口, 路口: iki yol \ağızı (叉)路口 akarsu (或 nehir) \ağızı 河口 körfez \ağızı 海湾进出口
    4. (利器的)刃: bıçak \ağızı 刀刃 kılıç \ağızı 刀口
    5. 口音, 方言: İstanbul \ağızı 伊斯坦布尔口音 Sichuan \ağızı 四川口音 Tianjin \ağızı 天津方言
    6. 行话, 隐语, 暗语, 黑话: külhanbeyi \ağızı 流氓黑话 satıcı \ağızı 商人行话
    7. 语气, 口气, 语调: Ağzını öpeyim (或seveyim). 你说得太棒了!Bana karşı bu ağzı kullanma! 不要用这种口气对我说话!
    8. (有地方特色的)曲调, 歌调
    9. (危险的)当口, 边沿, 边缘: savaş \ağızı 战争的边缘 uçurumun \ağızı 悬崖边上
    10. 次, 回: İlk ağızda paranın yarısını ödedi. 他先付了一半款。Sobayı günde iki ağız yakıyoruz. 我们每天生两次炉子。
    ◇ \ağız açıp gözleri yummak 转́ 盛怒, 暴跳如雷 \ağız açmak 1) 开口说话: Onun hiddeti karşısında ağız açmamak daha iyiydi. 在他盛怒的情况下, 当时最好的办法就是闭口不语。 2) 破口大骂, 责骂, 斥责, 申斥 \ağız açtırmamak 不给人以说话的机会, 不让人说话: Tek kötü huyu, bir sohbette kimseye ağız açtırmamaktı. 他只有一个坏毛病, 一聊起来就没有别人说话的机会了。Amma onun karşısındakine ağız açtırmama huyu çok fena idi. 但是, 他那不让人说话的毛病很不好。\ağız \ağıza 1) 满满地, 满满当当地: Bardak ağız ağza dolu. 杯子里满满的。 2) 面对面地, 单独地, 私下里: \ağız \ağıza konuşmak (或 vermek) 秘谈, 说悄悄话, 窃窃私语 \ağız alışkanlığı 口头语, 口头禅 \ağız aramak 1) 觅食 2) 探口风, 套口气 \ağız atmak 转́ 自夸, 吹牛, 自吹自擂, 大言不惭 \ağız banyosu 医́ (口腔治疗后)漱口 \ağız biriktirmek 统一口径, 串通 \ağız bozmak 辱骂, 谩骂, 咒骂, 破口大骂, 骂大街 \ağız bozuk 爱骂人的 \ağız bozukluğu 骂人的习惯, 好骂人的习性 \ağız burun birbirine karışmak (因极度痛苦、难过、疲劳、恼怒等)五官错位, 显得痛苦不堪, 苦不堪言, 愁眉苦脸, 横眉立目 \ağız burun ekşitip çehre etmek 皱眉, 拉下脸: İşte söz ağız burun ekşitip çehre etti. 就是这句话, 使他眉头一皱, 拉下脸来。\ağız burun haşlanmak 转́ 吃热饭, 喝热汤 \ağız bükmek 撇嘴, 嗤之以鼻, 瞧不起 \ağız dağıtmak 诅咒, 咒骂 \ağız dalaş (mas) ı 吵嘴, 争吵, 口角, 斗嘴, 争论, 舌战: Çocuklar ağız dalaşına başladılar. 孩子们吵起来了。Hiç yoktan sebepler, büyük ağız dalaşmalarına döner. 他们无缘无故地吵了起来。\ağız değişikliği 1) 换口味: Ağız değişıkliği olsun diye bugün kızartma tavuk aldım. 为了换换口味, 我今天买了炸鸡。 2) 转́ 改口, 改嘴, 改主意 \ağız değiştirmek 1) 改口, 改嘴: Sonunda zararlı çıkacağını anladığı için ağız değiştirmeye, daha önce söylediklerini inkâr etmeye başlamıştır. 他得知最终将有麻烦, 就开始改口, 否认他以前说过的话。 2) 转́ 改主意: Ali’nin ortaklık konusunda ağız değiştirmesi arkadaşlarını çok üzmüştür. 阿里改变主意不参加入伙, 令他的朋友们非常不快。\ağız dil vermemek 1) 病得说不出话: Ali gidiciye benzer. İki günden beri ağız dil vermiyor. 阿里似乎将不久于人世, 两天来已经说不出话来了。 2) 保持缄默, 保守秘密, 不说 \ağız dolusu 1) 满嘴的, 满口的, 一大口的: Ağız dolusu bir dumanı üfledi. 他吐出了一大口烟。 2) 满口的, 一句接一句的: \ağız dolusu lâf 满嘴的胡言乱语 Ağız dolusu küfür ederek gitti. 他骂骂咧咧地走了。\ağız dolusu gülmek 哈哈大笑, 开怀大笑 \ağız düşmek 央求, 乞求, 低三下四 \ağız ebesi 爱说话的人, 话多的人 \ağız eğmek 1) 嘲笑, 取笑, 讥笑, 嘲弄, 讽刺, 挖苦 2) 央求, 乞求, 低三下四 \ağız etmek 央求, 乞求, 低三下四 \ağız gevşek 嘴快的, 多嘴多舌的 \ağız gevşekliği 嘴快, 多嘴多舌: Ağız gevşekliği bazen insanın başına belâ açar. 有些人吃亏就在他那张嘴上。\ağız haberi 小道消息, 流言蜚语 \ağız içine bakmak 全神贯注地听 \ağız kâhyası 干预他人谈话者, 多嘴的人: 花言巧语者, 巧舌如簧者: Ben istediğimi söylerim, sen benim ağzımın kâhyası mısın? 我想说什么就说什么, 你算老几?\ağız kalabalığı 不着边际的废话 \ağız kalabalığına getirmek 废话连篇使人莫明其妙: Ağız kalabalığına getirerek ellerinde kalan son malları da bir an önce satmaya çalışıyorlardı. 他一侃起来云山雾罩, 企图把手里剩下的货也尽快卖出去。\ağız karası 挑拨离间 \ağız kavafı 花言巧语者, 巧舌如簧者: Bıktım bu kadından, kadın değil ağız kavafı. 我讨厌这个满嘴跑火车的女人。\ağız kavgası 口角, 吵嘴, 争吵, 舌战, 斗嘴, 争论, 口角之争: İki elti ağız kavgasına başladılar. 两妯娌开始斗嘴了。Ağız kavgası bir ara tam anlamıyla gerçek kavgaya dönüşmüştü. 口角之争一度变成了完全意义上的真正的争斗。\ağız kokusu 1) 口臭, 口中难闻的气味 2) 转́ 任性, 反复无常; 任性的要求, 反复无常的言行 \ağız kokusu çekmek 忍受反复无常的言行 \ağız kokusu dinlemek 忍受反复无常的言行 \ağız kullanmak 耍嘴皮子, 巧辩, 狡辩, 花言巧语; 见风使舵 \ağız kurumak 口干舌燥 \ağız nağmesi 无谓的恭维 \ağız nişanı 口头婚约, 口头订婚 \ağız oynatmak 吃东西 \ağız patırdısı yapmak 口角, 争吵, 吵架 \ağız persengi 口头语 \ağız satmak 自夸, 自吹自擂, 吹牛皮, 夸口: Elinden bir iş gelmez; ama bize ağız satıyor. 他什么也干不了, 可是仍向我们夸口。\ağız suyu 口水: Öperken ağız suyunu çocuğun yanağına bırakıyordu. 他亲了孩子一下, 口水沾了孩子一脸。\ağız suyunu akıtmak 使流口水, 引起欲望, 使人十分羡慕, 使垂涎三尺 \ağız şakası 玩笑话, 玩笑: Arkadaşlarının ağız şakaları çekilmez hale gelmişti. 朋友们的玩笑话已经变得不可忍受。\ağız tadı 1) 和谐, 融洽, 安宁, 和睦, 协调; 快乐, 喜悦, 愉快, 快感: Ben istemiyorum ki yüzümden senin ağzının tadın kaçsın. 我不愿因我而使你失去快乐。Onun ailesinin tadı bozuldu. 他的家庭和睦受到了破坏。 2) 好口味, 好滋味: Bir lokantada ağız tadıyla bir yemek yedik. 我们在餐馆美美地吃了一顿。\ağız tadını kaçırmak 破坏和睦, 使不融洽: Mevcut ahengi bozup çoğunluğun ağız tadını kaçırmaz. 这不会破坏现有的安定, 破坏多数人的和睦。\ağız tamburası çalmak 1) 劝慰, 好言相劝 2) 打开话匣子, 信口开河, 夸夸其谈, 海阔天空 3) 打寒颤 \ağız tatsızlığı 1) 不和睦, 不和; 不快, 不悦 2) 口中异味, 味同嚼蜡 \ağız tutmak 1) 沉默, 缄口, 闭嘴 2) 守口如瓶, 保守秘密 \ağız tüfeği 能发出声响的步枪模型 \ağız tütünü 口嚼烟 \ağız vermek 央求, 乞求 \ağız yapmak 耍嘴皮子, 口是心非, 哄骗: Ağız yapmayı bırak da gerçeği söyle. 你甭编瞎话了, 说实话吧!Şimdi bana ağız yapmaya kalkışma, ben senin ne düşündüğünü bilirim. 你甭想糊弄我, 你现在想什么我很清楚。\ağız yaymak 拐弯抹角, 支吾: Bu konuda ağız yaymak ona yakışmaz. 在这个问题上, 对他说话用不着拐弯抹角。\ağız yoklamak 1) 觅食 2) 探口风, 套口气 \ağız yormak 白费唇舌, 白磨嘴皮子 \ağıza alınmadık 非常下流的, 不堪入耳的, 说不出口的, 闻所未闻的 \ağıza alınmayacak 难以启齿的, 不堪入耳的: \ağıza alınmayacak küfür 不堪入耳的谩骂 \ağıza alınmaz 难以启齿的, 不堪入耳的: \ağıza alınmaz sözler 说不出口的污言秽语 \ağıza almak 提及, 谈到, 想到 \ağıza düşmek 成为他人谈资, 被他人议论, 受到非议, 成为流言蜚语的目标: Kocasından ayrıldıktan sonra ağza düşmekten kurtulamadı. 离开丈夫之后, 她一直受到别人的非议。\ağıza koyacak bir şey 只够塞牙缝的东西: Bu evde ağza koyacak bir şeyler bulunmaz mı? 在这个家里, 难道连一点儿吃的东西也找不到吗?\ağıza sakız olmak 成为他人谈资, 被他人议论, 受到非议, 成为流言蜚语的目标 \ağıza tat, boğaza feryat 1) 好吃但是少得不够塞牙缝的(食物) 2) 表现不错但是还不够 \ağızda bakla ıslanmamak 口风不紧, 胡言乱语 \ağızda büyümek 味同嚼蜡, 咽不下去 \ağızda dağılmak (面包和点心)烤制得非常好, 松软得入口即化的 \ağızda dil kurumak 口干舌燥 \ağızda dili olmamak 三缄其口, 默默无言 \ağızda lâf çiğnemek 含糊其词地说 \ağızda sakız etmek 说车轱辘话, 翻来覆去地说, 唠叨, 絮叨 \ağızda sakız gibi çiğnemek 说车轱辘话, 翻来覆去地说, 唠叨, 絮叨 \ağızda söz çiğnemek 含糊其词地说 \ağızda tükrük kurumak 白费口舌 \ağızdan \ağıza dolaşmak 口头传播, 流传, 散布: Ali’nin kızı ile damadının hiç te tatlı bir aile hayatları olmadığı kısa zamanda, ağızden ağza dolaşmaya başladı. 很快就有传言说阿里的女儿和她的丈夫日子过得并不和睦。\ağızdan \ağıza düşmek 成为流言蜚语的目标 \ağızdan \ağıza geçmek 口头传播, 流传, 散布 \ağızdan \ağıza yayılmak 口头传播, 流传, 散布 \ağızdan almak 探知, 刺探出 \ağızdan baklayı çıkarmak 忍不住说出, 泄密, 说走嘴 \ağızdan çıkmak 一言既出, 驷马难追 \ağızdan dolma 道听途说的材料: Ağızdan dolma bilgilerle orda burda çalım satıyor. 他正在利用这些道听途说得来的材料到处招摇撞骗。\ağızdan kapmak 探知, 刺探出 \ağızdan rapor vermek 口头报告, 口头汇报 \ağızı açık 1) 惊呆的, 张口结舌的, 目瞪口呆的, 呆若木鸡的: 100 m.yi 9 saniyede koşunca herkesin ağzı açık kaldı. 他用9秒钟跑完了100米, 使所有的人目瞪口呆。Kızın güzelliği karşısında ağzı açık kalakalmıştı. 他被姑娘的美貌惊呆了。 2) 呆子, 傻子 \ağızı açık ayran budalası 大惊小怪的, 少见多怪的, 傻呆呆的: Ağzı açık ayran budalası gibi çevresini seyrediyor. 他大张着嘴, 傻呆呆地四处张望。\ağızı açık ayran delisi 大惊小怪的, 少见多怪的, 傻呆呆的: Panayırda gördüklerie kendini kaptırdı; ağzı açık ayran delisi oldu. 他对在庙会上的所见所闻着了迷, 大张着嘴, 如醉如痴。\ağızı \ağızına 满满地, 一点儿空也没有地: Kütüphaneler ağzı ağzına kitapla doldurulmuştur. 图书馆被书塞得满满的。\ağızı \ağızına kavuşmamak 乐得合不拢嘴 -in \ağızı aşağı 脸朝下: Toprağa ağzı aşağı uzandı. 他脸朝下趴在地上。-in \ağızı aya, gözü çaya bakmak 漫不经心: İşlerini elbette beğenmezler, çünkü ağzı aya gözü çaya bakıyor, eli işte gözü oynaştadır. 他们肯定不喜欢他们的工作, 因为他们漫不经心, 心不在焉。\ağızı bir 异口同声的, 口径一致的 -in \ağızı bir karış açık 转́ 惊呆的, 呆若木鸡的, 目瞪口呆的, 张口结舌的; 傻子, 呆子: Tayin haberini aldığı zaman ağzı bir karış açıkta kaldı. 他一得到任命的消息, 惊得目瞪口呆。\ağızı boş 好瞎说的, 爱胡扯的, 好闲聊的, 多嘴的, 嘴快的 \ağızı bozuk 好骂人的, 满口脏话的, 口出污言秽语的: Ağzı bozuk olanlarla arkadaşlık etme. 满口脏话的人不可交。Kıyafeti efendiye benzer ama ağzı bozuk terbiyesizin biridir. 他衣冠楚楚似君子, 却满口脏话无教养。\ağızı bozulmak 好骂人, 满口脏话, 骂大街, 口出污言秽语, 说话下流 \ağızı burnu birbirine karışmak (因为疲劳、激动、痛苦、生气、争吵、醉酒等原因)面部扭曲 \ağızı burnu çarşamba pazarına dönmek 1) (因为疲劳、痛苦、生气等)面部扭曲 2) 转́ 变得凌乱不堪 \ağızı burnu yerinde 漂亮的, 容貌端正的 \ağızı burulmak (因苦涩酸辣等味道)呲牙咧嘴: Çocuk cevizin yeşil kabuğunu ısırdığı için ağzı burularak öfkelendi. 那孩子咬了一口青核桃的绿皮, 涩得他呲牙咧嘴, 气急败坏。\ağızı büyük 口气大的, 好吹牛的, 自命不凡的 \ağızı cıvık 爱散布小道消息的, 东家长西家短的 \ağızı çelikli 1) 伶牙利齿的 2) 喜欢滚烫饮食的 -in \ağızı çiriş çanağına dönmek 口干发苦: Bugün o kadar çok sigara içtim ki, ağzım çiriş çanağına döndü. 今天我的烟抽得太多, 口干发苦。\ağızı değişmek 改口, 改变说法 -in \ağızı dili bağlanmak 张口结舌, 有话说不出, 缄口不语, 一言不发: Ağzım dilim bağlanmış gibi cevap veremedim. 我张口结舌, 一句话也说不出来。Yıllarca arayıp da bulamadığı çocuğunu karşısında görünce ağzı dili bağlanmıştı âdeta. 一见到他找了多年都未能找到的孩子, 他几乎一句话也说不出来了。-in \ağızı dili kurumak 口干舌燥; 口渴: Susuzluktan ağzı dili kurumuştu. 渴得他嗓子直冒烟。\ağızı dili yok 1) 一言不发的 2) 自认倒霉的: Ağzı dili yok birini buldular, her işe koşarlar. 他们找了一个自认倒霉的人, 什么事情都让他干。\ağızı dört köşe olmak 乐得合不拢嘴 \ağızı eğri 挑拨离间的, 爱嚼舌的, 多嘴多舌的: Ağzı eğrilerden her zaman korkulur. 爱嚼舌的人永远都是最可怕的。\ağızı gevşek 嘴不严的, 长舌的, 多嘴的: Ona her konuyu açma; ağzı gevşektir, her yerde söyler. 什么事情也别对他讲, 他是一个碎嘴子, 会到处去说。\ağızı havada 转́ 1) 呆傻的, 痴呆的, 低能的 2) 傲慢的, 目空一切的, 骄傲的, 狂妄自大的 \ağızı hayretten açık kalmak 目瞪口呆, 大吃一惊 \ağızı ile arslan tutmak 转́ 说大话, 胡说八道, 乱讲 \ağızı ile konuşmak 代表某人讲话; 模仿某人讲话 \ağızı ile kuş tutmak 转́ 技艺高超, 掌握绝技: Ağzı ile kuş tutsa yaranamıyor. 即使他有天大的本事也无济于事。\ağızı ile söylemek 代表某人讲话; 模仿某人讲话 \ağızı kalabalık 1) 喋喋不休的, 健谈的: Yeni şübe reisi, kırk beşlık, ellilik, kıranta, ağzı kalabalık bir adam. 新科长年龄在45到50岁之间, 头发花白, 是一个健谈的人。 2) 废话连篇的, 胡说八道的, 绕舌的: Ağzı kalabalık kişi huzurumuzu kaçırdı. 这个爱胡说八道的人把我们搞得鸡犬不宁。 3) 带来坏消息的: Ağzı kalabalık kişi huzurumuzu kaşırdı. 那个人带来了坏消息, 把我们搞得心烦意乱。\ağızı kara 热衷于传播坏消息的; 嘴损的: Aramızı bozan ağzı kara şom ağızlı biri oldu. 挑拨我们之间关系的那个热衷于传播坏消息的人是一个不祥之物。Ağzı kara şom ağızlının biri aramıza girip bizi birbirine düşürdü. 嘴损的人是一个不祥之物, 一到我们这里就闹得我们鸡犬不宁。\ağızı kenetli 1) 守口如瓶的, 嘴巴紧的 2) 白唇的(马) \ağızı kilit gibi 嘴严 \ağızı kilitli 1) 守口如瓶的, 嘴巴紧的 2) 白唇的(马) \ağızı köpürmek 勃然大怒 \ağızı kulağına yakın 善于传话的人, 能把听到的话原封不动地讲给别人听的人 \ağızı kulaklarına varmak 乐得嘴都合不拢: sevinçinden \ağızı kulaklarına varmak 乐得嘴都合不拢 Genç kızların, delikanlılar etraflarını alınca ağızları kulaklarına vardı. 年轻的姑娘们围在小伙子们的周围, 乐得合不拢嘴。\ağızı kulaklarında 非常幸福的 \ağızı kurumak 说得口干舌燥: Ağzın kurusun. 闭上你的乌鸦嘴!\ağızı lâf (或 lâkırdı) yapmak 口齿伶俐, 伶牙利齿, 能说会道, 能言善辩: Berna, ağzı lâf yapan biridir; o, sözcümüz olsun. 贝尔娜能说会道的, 就让她当我们的发言人吧!\ağızı mühürlü 嘴上贴了封条的 \ağızı oynamak 1) 吃东西: Kaba leblebi, keçiboynuzu, iğde yiyip, üzerlerine bol bol su içerdi, Ağzı hiç durmadan oynayıp dururdu. 他先吃了炒鹰嘴豆、长角豆和野橄榄, 又足足地喝了一通水, 嘴巴一点儿也没闲着。 2) 说, 讲, 摇唇鼓舌 \ağızı öpülecek adam 行善的人, 做好事的人 \ağızı pabuç kadar 嘴臭的人, 不会说话的人 \ağızı paça olmak 非常快乐, 乐坏了 \ağızı pek 守口如瓶的, 能严守秘密的 \ağızı pis 满口脏话的, 张口骂人的, 好骂人的: O ağzı pis çocukla bir daha arkadaşlık etmeyeceğim. 我再也不和那个满口脏话的孩子做朋友了。\ağızı sıkı 守口如瓶的, 能严守秘密的: Bilirim, ağzı sıkı adamsın. 我知道你是一个守口如瓶的人。-in \ağızı söze yakışmak 会说话, 说的比唱的好听 -in \ağızı sulanmak 流口水, 垂涎, 垂涎欲滴; 眼馋, 羡慕: Vitrindeki nefis yiyecekleri görünce ağzı sulandı. 他一看见橱窗里的好吃的, 口水都下来了。-in \ağızı süt kokmak 乳臭未干, 不谙世事: Ağzı süt kokar. 他乳臭未干。Ağzı süt kokan bir masum çocuk tavrı takınmıştı. 他装出一副不谙世事、天真无邪的孩子般的神情。-in \ağızı tatlanmak 嘴里发甜 \ağızı tatlı 嘴甜的, 会说话的: Ağzı tatlı. 他的嘴很甜。\ağızı temiz 说话文质彬彬的, 言谈举止有修养的 -in \ağızı teneke (yle) kaplı 谑́ 钢口铁牙的(指喜好冷热辛辣饮食的): Ali’nin ağzı sanki teneke kaplı, bir bardak kaynar suyu bir saniyede içverdi. 阿里似乎长了一副钢口铁牙, 一杯滚烫的开水, 一口气就喝下去了。\ağızı torbaya yakın 言谈话语得体的 -in \ağızı var, dili yok 一言不发的: Ağzı var, dili yok. 他一言不发。-in \ağızı varmak 说得出口, 有勇气说出口: Babasının öldüğünü haber vermeğe bir türlü ağzım varmıyordu. 我怎么也不敢把他父亲去世的消息告诉他。(-in, - den) \ağızı yanmak 转́ 受伤害, 吃苦头, 碰钉子: Benim ticaret işlerinden ağzım yandı; bir daha girmek istemiyorum. 我吃过做商业欺诈的苦头, 再也不想经商了。Trafik cezasından ağzı yandı, artık dikkatli araba sürüyor. 他已尝到了交通违章处罚的苦头, 今后开车会小心的。\ağızı yayvan 多嘴多舌的, 长舌的, 嘴快的, 瞎说, 乱讲的, 饶舌的, 嚼舌的 \ağızı yukarıda 转́ 自夸的, 自吹的, 说大话的 -in \ağızına \ağız vermek 转́ 附和某人的想法 -in \ağızına almak 提起, 说起, 谈及: O hareketinden sonra bir daha Ali’nin adını ağzına almadı. 打那之后, 他再也不提阿里的名字了。-i \ağızına aptesle almak 恭敬地谈及 -in \ağızına baka kalmak (对某人的话)感到惊讶: Ali, bir ayak üstünde bin bir sözün belini büken bu kadının ağzına baka kaldılar. 阿里看这个女人口若悬河, 目瞪口呆。-in \ağızına bakmak 1) 洗耳恭听: Onu hayranlıkla izler, ağzına bakar dururdum. 我崇敬地看着他, 洗耳恭听。Öyle güzel konuşuyordu ki herkes onun ağzına bakıp kalıyordu. 他讲得真好, 所有的人都洗耳恭听。 2) 言听计从, 服从: Ali, Berna'nın ağzına bakar, onun sözünden çıkmaz. 阿里对贝尔娜言听计从, 从不驳她的面子。Ben kimsenin ağzına bakmam, kendi aklım kendime yeter. 我从不听别人说三道四, 自己的事自己拿主意。\ağızına basa basa 不容反驳地 \ağızına bile sürmemek 一点儿也没尝, 一点儿也没吃 \ağızına bir ip ölçmek 转́ 探口风, 套口气 -in \ağızına bir kemik atmak 转́ 施小惠以塞其口 -in \ağızına bir lokma koymamak 粒米未进: Açlıktan gözlerim kararıyor, sabahtan beri ağzıma bir lokma koymadım. 我饿得头晕眼花, 从一打早上起, 我就粒米未进。İki gündür ağzıma bir lokma koymadım. 我已经两天水米没打牙了。-in \ağızına bir parmak bal çalmak 转́ 给甜头, 以小恩小惠诱惑, 引诱; 甜言蜜语地哄骗: Nihayet ağzına bir parmak bal çalarak onu da susturmayı başardım. 最后, 我给了他一点儿甜头, 成功地使他也保持沉默。-in \ağızına bir şey koymamak 不吃东西, 水米不打牙: Uzun zamandan beri ağzına birşey koymadığı, yemeği kıtlıktan çıkmış gibi yemesinden belli oluyordu. 他吃起东西像是从灾区来的, 显然好长时间没吃过一点儿东西了。-in \ağızına bir çöp koymamak 不吃东西, 水米不打牙: Sabahtan beri ağzıma bir çöp koymadım. 自打一早上起我就粒米未进。-in \ağızına bir zeytin verip ardına (或 altına) bir tulum tutmak 转́ 吃小亏占大便宜 -in \ağızına burnuna bulaştırmak 转́ (把事情)搞得一团糟, 弄乱了套: Bu işi ağzına burnuna bulaştıracağını önceden biliyordum. 我早就知道他会把这件事越弄越乱。-in \ağızına çöp koymamak 不吃东西, 水米不打牙: Zavallının gözleri kararıyordu. Çünkü sabahtan beri ağzına çöp koymamıştı. 这个可怜的家伙两眼发黑, 因为从一早儿起他就一点儿东西也没吃。-in \ağızına geldiği gibi söylemek 信口开河, 胡说八道 -in \ağızına geleni söylemek 1) 胡说八道, 语言粗俗, 言谈下流, 肆无忌惮地说: Edepsiz adam ağzına geleni söyledi; ortalığın üstüne başına etti. 那个无耻的家伙满口污言秽语, 污染环境。Kafası kızınca ağzına geleni söylemeye başladı. 他一生气就开始胡说八道。 2) 信口开河, 想到什么说什么: Ağzına geleni söylüyor ama namusunuza ufak bir şekilde dil uzatmıyor. 他只是信口说说而已, 丝毫没有诋毁您的意思。-in \ağızına gem vurmak 使缄默, 不让说话: Ne yapayım, tembih ettiğim hâlde dilini tutamıyor, ağzına gem vuracak değilim ya. 我该怎么办呢?我叮嘱他要守口如瓶, 可他就是管不住自己的嘴, 我又不能给他套上一个马嚼子。-in \ağızına girmek 过于接近 -in \ağızına göre olmamak 1) 不合口味 2) 不胜任: O benim ağzıma göre değil, onunla başa çıkamam. 那个不合适我, 我胜任不了。\ağızına kadar 满满地: Kamyonlar ağızlarına kadar yüklü olarak cepheye gittiler. 一辆辆载重汽车满载物资驶往前线。-in \ağızına kilit takmak (或 vurmak) 1) 沉默, 不作声 2) 使沉默, 不让讲话: Çocuk, ağzına kilit vurulmuş gibi hiçbir şey söylemedi. 这个孩子的嘴好像被人上了锁, 什么也不说。-in \ağızına kira istemek 说话扭扭捏捏, 吞吞吐吐, 欲言又止, 卖关子: Ağzına kira mı istiyorsun çocuk, konuşsana. 你又要卖关子啦?孩子, 说吧!啊!-i \ağızına koymamak 忌食, 不吃: O güzelim yemeklerden ağzına koymadı. 那些好吃的东西他一点儿也没吃。-in \ağızına lâyık 很合口味的, 美味可口的, 值得一吃的: Bu börek doğrusu pek güzel olmuş, ağzına lâyık. 听说这种馅饼非常好吃, 肯定合你口味。\ağızına lokma olmak 落入魔掌, 成为口中之食 \ağızına sakız etmek 不断地谈及(某人或某事) -in \ağızına sakız olmak 转́ 成为(某人)经常谈及的(人), 成为流言蜚语的对象: Elin ağzına sakız olmayı hiç bir zaman istemem. 我永远也不希望成为外人说三道四的对象。\ağızına sıçmak 破坏, 捣乱 \ağızsına sövmek 漫骂, 辱骂 -i \ağızına sürmemek 忌食, 不吃 \ağızına taş almak 转́ 一言不发, 不说话, 不吭声: Ağzına taş almış. 他好像用石头堵住了嘴, 一声也不吭。\ağızına tat bulaşmak 转́ 由于喜欢而重复做同一件事, 希望获得同样的成功 -in \ağızına tıkamak 堵人的嘴, 使保持沉默: Bana maval okuma diye sözü ağzına tıkadı. 他一句“你别蒙我了”, 把我噎了回去。-in \ağızına tükürmek 1) 众口一词, 异口同声: Bunlar birbirinin ağzına tükürmüşler. 这些人众口一词。 2) 唾弃, 唾骂: \ağızına tükürdüğüm adam 我所唾弃的人 \ağızına verilmesini beklemek (或 istemek) 转́ 坐享其成, 坐等天上掉馅饼 -in \ağızına yakışmamak 转́ 不合适, 不相称, 不应该: Bu küfürler terbiyeli bir insanın ağzına yakışmıyor. 这种骂人的话不应该是一个有教养的人说的。\ağızında ayran durmaz 转́ 爱散布小道消息的, 东家长西家短 -in \ağızında bakla ıslanmamak 转́ 守不住秘密, 信口乱说 -in \ağızında büyümek 转́ 难以下咽, 无食欲, 没胃口: Lokmalar ağzımda büyüyor, hiçbir şey yemek istemiyorum. 饭在我嘴里咽不下去, 我什么东西都不想吃。-in \ağızında gevelemek 咕哝, 嘟囔, 含含糊糊地说: Ağzında geveleme de gerçeği olduğu gibi söyle. 别这么含糊其词, 你还是实话实说吧!-in \ağızında gezmek 转́ 成为(某人)经常谈及的(人), 成为流言蜚语的对象 -in \ağızında mercimek durmamak 转́ 守不住秘密, 信口乱说 -in \ağızında sakız gibi çiğnemek 说车轱辘话, 翻来覆去地说, 唠叨, 絮叨 -in \ağızında sakız olmak 转́ 1) 被嘲笑: Âlemin ağzında sakız oldun ama hâlâ kendini toparlayamadın. 大伙儿都在笑话你呢!可你还是那么没精打采的。 2) 说车轱辘话, 翻来覆去地说, 唠叨, 絮叨 -in \ağızında tükürüğü kurumak 说得口干舌燥, 白费口舌: Söyleye söyleye ağzımda tükrüğüm kuruyor yine meramımı anlamıyorsun. 我说啊说啊, 说得我口干舌燥, 可是你还是不明白我的意思。Ağzımda tükrüğüm kurudu hâlâ sana maksadımı anlatamadım. 我说得口干舌燥, 可是仍未能让你搞明白我的目的。-in \ağızında tüy bitmek 转́ 被迫一直说同样的话 -in \ağızında yaş kalmamak 转́ 多次向人诉说一种想法 -in \ağızındaki kozu kırmak 转́ 完成所从事的任务 -in \ağızından 1) 从某人口中: Bu masalı ninemin ağzından derledim. 这个童话是我从我奶奶那里听来的。 2) 以某人的口气, 以某人的名义: Anasının ağzından babasına bir mektup yazdı. 他以他母亲的口气给父亲写了一封信。-in \ağızından almak 1) 从某人口中套取 2) 插话, 打断某人谈话 -in \ağızından ateş saçmak 转́ 气得哇哇大叫 -in \ağızından baklayı çıkarmak 转́ 忍不住说出, 泄密, 说走嘴: Mecbur kalmasaydı çıkarmazdı ağzından baklayı. 要不是迫不得已, 他不会说出来。Nihayet ağzından baklayı çıkardı. 她终于忍不住说了出来。-in \ağızından bal akmak 转́ 嘴甜如蜜, 说好话 -in \ağızından bal damlamak 转́ 嘴甜如蜜, 说好话 -in \ağızından burnundan getirmek 使后悔 -in \ağızından çıkanı (或 çıkan sözü) kulağı duymamak (或 işitmemek) 信口开河, 随便乱说, 说话欠思量: Çok kızmıştı; ağzından çıkanı kulağı işitmiyordu. 他太生气了, 说话欠思量。-in \ağızından çıkmak 脱口而出, 说走嘴 -in \ağızından çıt çıkmamak 什么也不说, 沉默 -in \ağızından dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话: Sınıfayeni gelen çocuk âdeta dilsiz gibiyidi; söz ağzından dirhemle çıkıyordu. 班上新来的孩子不爱说话, 象个哑巴似的。-in \ağızından dirhemle lâkırdı çıkmak 少言寡语, 不爱说话: Bacı da ağzından dirhemle lâkırdı çıkan asık suratlı bir kadındı. 姐姐也是个沉默寡言、不苛言笑的女人。-in \ağızından dökülmek 说走嘴, 泄露, 流露 -i \ağızından düşürmemek 一直谈论, 反复地说: Çin gezisini yıllardır hiç ağzından düşürmüyor. 几年来他一直在讲述他的中国之行。-in \ağızından emdiğini burnundan getirmek 使后悔 -in \ağızından girip burnundan çıkmak 花言巧语哄骗, 千方百计劝说, 央求 -in \ağızından heceler kuvvetsiz çıkmak 说话有气无力: Nuri, gittikçe kağşıyor, ayağa kalktıkça sendeliyor, ağzından heceler kuvvetsiz çıkıyor. 努里日渐衰老, 站起来摇摇晃晃, 说话有气无力。-in \ağızından inci saçmak (或 dökülmek) 字字珠玑; 能说会道, 甜言蜜语 \ağızından kaçırmak 说走嘴, 无意中泄露: Niyetinin Amerika'ya gitmek olduğunu bir defa ağzından kaçırdı. 他无意中泄露了他想去美国。\ağızından kapmak 1) 从某人口中套取 2) 插话, 打断某人谈话 \ağızından lâf almak (或 çekmek, çalmak, çıkarmak) 探听, 套话 \ağızından lâf dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话, 沉默寡言 \ağızından lâf kaçırmak 说走嘴, 泄露 \ağızından lâf kapmak 1) 从某人口中套取: birbirinin \ağızından lâf kapmaya çalışmak 相互探口风 2) 插话, 打断某人谈话 \ağızından lâkırdı çıkmak 提到, 怀念 \ağızından lâkırdı dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话, 沉默寡言 \ağızından lâkırdı kapmak 1) 从某人口中套取 2) 插话, 打断某人谈话 -in \ağızından lokmasını almak 夺取, 强取豪夺 -in \ağızından saçılmak说出: Benyninde çakan şimşeğin kıvılcımlar hemen ağzından saçılır. 他脑子里一闪过什么念头, 便会顺口说出来。-in \ağızından sakat bir söz kaçırmak 张口骂人 -in \ağızından salya akmak 流口水, 垂涎 \ağızından söz almak (或 çekmek, çalmak, çıkarmak) 探听, 套话 \ağızından söz dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话, 沉默寡言 \ağızından söz kaçırmak 说走嘴, 泄露 \ağızından söz kapmak 1) 从某人口中套取 2) 插话, 打断某人谈话 \ağızından süt kokusu gelmek 乳臭未干 \ağızından şeker saçmak (或 dökmek) 能说会道, 甜言蜜语 \ağızından tükürüğü kurumak 理屈词穷 \ağızını açacağına gözünü açmak 少说多看, 当心, 提防: Ağzını açacağına gözünü aç. 少说多看; 张口不如睁眼; 要当心!\ağızını açarken küçük dilini görmek 善于领会, 有眼力: Karşısındaki henüz ağzını açarken o küçük dilini görüyor. 来人刚一张口, 他就知道是什么意思了。-in \ağızını açık bırakmak 使吃惊, 使惊讶, 使目瞪口呆 \ağızını açıp gözlerini yummak 勃然大怒, 气急败坏, 破口大骂 -in \ağızını açmak 1) 开口说话: Kimsenin ağzını açmasına vakit bırakmıyor. 他不给别人说话的时间。 2) 张口骂人, 口出秽言, 责骂: Sus diyorum, ağzımı açarsam pişman olursun. 都别说了, 我要是一开口, 你会后悔的。 3) 张口结舌, 目瞪口呆 -in \ağızını açtırmamak 不给人以说话的机会 -in \ağızını aramak 1) 觅食: Günün birinde tilki azığını aramaya çıkmış. 一天, 狐狸外出觅食。 2) 探口风, 套口气: \ağızını arayıp uslüp ile işi anlamak 从对方口中探知 Onun ne kadar ağzını aradımsa da istediğimi öğrenemedim. 不管我怎么探他的口风, 我仍然是未能了解到我想得到的东西。-in \ağızını arayıp üslup ile işi anlamak 让对方说话, 看他想干什么 -in \ağızını bağlamak 使不说话, 堵别人的嘴 -in \ağızını bıçak açmamak 说不出话来, 坚强, 打掉牙往肚子里咽, 一言不发: Okuldan geldiğinden beri çocuğun ağzını bıçak açmıyordu. 自打一放学回来, 这孩子一句话也不说。-in \ağızını bozmak 破口大骂, 辱骂, 谩骂, 说脏话, 口出污言秽语, 说坏话, 骂大街: Ağzını bozma da güzel güzel konuş. 不要骂人, 有话好好说!Ağzını bozunca bir iyi dayak yedi. 他刚一骂人, 就挨了一个大嘴巴。-in \ağızını burnunu dağıtmak 俚́ 打得鼻青脸肿, 打得鼻歪嘴斜 -in \ağızını çarşamba pazarına çevirmek 俚́ 痛打一顿, 打得晕头转向: Ağzının çarşamba pazarına çevrilmesini istemiyorsan uzaklaş burdan! 你要是不想挨揍, 就赶紧从这儿离开!-in \ağızını dilini bağlamak 堵嘴, 封嘴, 使无法讲话, 不让说话: Büyüyle adamcağızın ağzını dilini bağlamıştır. 他用巫术使这家伙说不了话了。-in \ağızını düzeltmek 客气地讲话, 有礼貌地说话: Ağzını düzelt. 你说话要客气点儿!-in \ağızını havaya açmak 谑́ 什么也得不到, 竹篮打水一场空: Sana o kadar söyledik, uyanmadın; şimdi ağzını havaya açarsın. 我们曾这样告戒过你, 你执迷不悟, 现在你可是竹篮打水一场空。-in \ağızını hayra açmak 说好事, 口出吉言, 不说丧气话: Ağzını hayra aç! 别说丧气话!-in \ağızını ıslatmak 俚́ 喝酒 -in \ağızını kapamak 1) 缄默, 缄口不语, 沉默, 不说话: Ağzını kapayıp otur, beni hırslandırma. 闭上你的嘴!坐下!别惹我发火! 2) 使不说, 使保持沉默, 封某的口 -in \ağızını kırmak 俗́ 打嘴巴 -in \ağızını kilitlemek 保持沉默, 缄口不言 \ağızını kiraya vermek 卖关子 \ağızını koklamak 央求, 哀求, 恳求 -in \ağızını kullanmak 拾人牙慧, 鹦鹉学舌 \ağızını mühürlemek 嘴上贴封条, 沉默不语, 闭口不讲 -in \ağızını öpmek 俗́ 感谢: Verdiğin haberden öyle sevindim ki ağzını öpeyim. 我很喜欢你带来的消息, 谢谢!-in \ağızını pek tutmak 守口如瓶, 不泄露秘密 -in \ağızını poyraza açmak 谑́ 什么也得不到, 竹篮打水一场空: Herkes çalışıyor, kazanıyor, sen ağzını poyraza açıp boş geziyorsun. 大家都在忙着挣钱, 你却游手好闲, 什么也得不到。-in \ağızını satmak 拾人牙慧, 鹦鹉学舌 -in \ağızını sıkı tutmak 守口如瓶, 不泄露秘密 -in \ağızını sulandırmak 使垂涎, 使眼谗, 使羡慕 -in \ağızını tatlandırmak 1) 使羡慕 2) 使得利 -in \ağızını tıkmak 堵某人的嘴, 使沉默, 使住口 -in \ağızını toplamak 不再谩骂, 停止咒骂: Ailelerin de bulunduğu salonda dikkatli konuş; ağzını topla. 家里人也都在客厅里, 你说话注意点儿, 管住你那张嘴!Kadın, ağzını topla! 夫人, 请您嘴下留德!-in \ağızını tutmak 1) 沉默, 缄口, 闭嘴: Ağzını tut! 别吭声! 2) 守口如瓶, 保守秘密: Ağzını tuttu da amcasına hiçbir şey söylemedi. 他守口如瓶, 对他的叔叔什么也没说。 3) 不多嘴多舌, 不信口乱讲 4) 不说难听的话, 不口出污言秽语 -in \ağızını yaya yaya konuşmak 多嘴, 绕舌, 口若悬河 -in \ağızını yaymak 多嘴, 绕舌, 口若悬河 -in \ağızını yoklamak 探口风, 打探, 刺探 -in \ağızını yormak 白费口舌 -in \ağızının gevişi olmak 口若悬河 -in \ağızının içine bakmak 1) 洗耳恭听: O konuşurken hepimiz ağzının içine bakarız. 他讲话我们大家都会洗耳恭听。 2) 言听计从, 服从 -in \ağızının içine baktırmak 1) 娓娓动听地讲, 引人入胜地讲, 使聚精会神地听: Böyle meseleleri çok tatlı anlatır, kendisini dinleyenleri ağzının içine baktırırdı. 他把这样的问题讲得引人入胜, 使得听他讲话的人听得聚精会神。 2) 使言听计从, 使服从 \ağızının içine girmek 过于接近 \ağızının kalayını vermek 严厉斥责胡说八道的人 \ağızının kalıbı olmamak 1) 不在某人管辖范围之内, 不在某人权限之内 2) 某人无权谈论, 某人无资格谈论 \ağızının kalıbını vermek 严厉斥责胡说八道的人 \ağızının kaşığı olmamak 1) 不在某人管辖范围之内, 不在某人权限之内 2) 某人无权谈论, 某人无资格谈论 \ağızının kaytanını çekmek 俚́ 1) 住口, 住嘴 2) 使住口, 使住嘴 -in \ağızının kokusunu çekmek (或 dinlemek) 容忍某人任性, 忍受某人难以容忍的行为: Onun ağzının kokusunu kimse çekmez. 他的言谈举止没有人能受得了。\ağızının lokması olmamak 1) 不在某人管辖范围之内, 不在某人权限之内 2) 某人无权谈论, 某人无资格谈论 \ağızının mührüyle 转́ 持斋, 戒斋 \ağıznın otunu vermek 指责, 斥责 - den \ağızının ölçüsünü almak 因言语不当受到斥责, 受责骂 \ağızının patavatı 随意说来, 想到什么说什么 -in \ağızının payını vermek 提醒某人不要超出限度, 使后悔莫及, 使无言以对, 责骂得某人无言以对, 斥责: Çok konuştu, ağzının payını vermelisin. 他的话太多了, 你去说说他。Şımarık çocuğun ağzının payını verdi. 他把那个任性的孩子训了一顿。\ağızının perhizi olamamak 俚́ 信口开河, 胡说八道, 说话没分寸: Ağzının perhizi yok. 他嘴上没把门的。-in \ağızının suyu akmak 流口水, 十分羡慕: Karganın gagasındaki eti görünce tilkinin ağzının suyu akmış. 一看到乌鸦嘴里叼的肉, 狐狸的口水都流了下来。-in \ağızının suyunu akıtmak 使流口水, 引起欲望, 使人十分羡慕, 使垂涎三尺: Tilki işi babacanlığa vurup suyu bir övmüş, bir övmüş, tekenin ağzının suyunu akıtımış. 狐狸装出一副忠厚老实的样子, 就把水夸了一遍又一遍, 说得羊只流口水。-in \ağızının tadı bozulmak 某人的安宁被打破, 变得烦恼不快 -in \ağızının tadı kaçmak 某人的安宁被打破, 变得烦恼不快: Ben istemiyorum ki benim yüzümden ağzının tadı kaçsın. 我不希望因为我而使你感到烦恼和不快。- den \ağızının tadını almak 吃苦头: Ağzımın tadını aldım, bir daha onunla bir yere gider miyim? 我已经吃过一回苦头了, 难道我还要再和他一起去一次吗?\ağızının tadını bilmek 1) 会吃, 通晓美食之道 2) 在行, 内行: Adam ağzının tadını biliyor; her malın en iyisini alır. 这个人很在行, 什么东西他都拿最好的。-in \ağızının tadını bozmak 打破某人的平静, 使烦恼不快, 使不得安宁: Her şeyi eleştiren bu adam, ağzımızın tadını bozdu. 这个人无论什么事情都要评论一番, 搞得我们不得安宁。\ağızının tadını bulmak 会吃, 通晓美食 -in \ağızının tadını kaçırmak 破坏某人的情绪, 使烦恼不快 -e \ağızının tadını vermek 使后悔, 使吃苦头 \ağızlara sakız olmak 成为众人议论的对象 \ağızları bir olmak 众口一词, 异口同声 \ağızları uymak 口径一致, 说的一样
    ◆ Ağız yer, yüz utanır. 吃人家的嘴短, 拿人家的手软。Ağzına bir zeytin verir, altına (或 ardına) tulum tutar. 吃小亏占大便宜。Ağzına sağlık. 谢您吉言!Ağzına vur lokmasını al. 一脚踢不出个屁来。
    II
    is.
    1. 初乳: \ağız sütü 初乳
    2. 乳皮, 凝乳, 乳脂
    öz.is. 天́ 水委一, 波江座 α 星 (Achernar)

    Türkçe-Çince Sözlük > ağız

  • 206 akşam

    is.
    1. 傍晚, 晚上, 夜晚: \akşam gazetesi 晚报 \akşam okulu 夜校 \akşam pazarı 夜市 \akşam yemeği 晚饭 İyi akşamlar! 晚上好!Akşam şerifler hayır olsun. 晚上好!Son bahar akşamlarınının can can katan serinliği içimizi dolduryordu. 秋天的晚上, 秋高气爽, 让我们心旷神怡。
    2. 晚祈祷: \akşam ezanı 晚祈祷召唤人
    3. 晚饭, 晚餐
    zf. 晚上, 夜里: Bu akşam serbestim. 今晚我有空。Dün akşam elektrikler kesildi. 昨天晚上停电了。
    ◇ \akşam ahıra, sabah çayıra (或 nahıra) 一饭三倒, 除了睡就是吃 \akşam \akşam 天色已晚, 时间这么紧: Akşam akşam kafa ütüleme. 天色已晚, 你别唠叨了好不好?Akşam akşam mesele çıkarma. 时间已经到了这个时候, 别再找麻烦了。\akşam balığı 晚上捕次日晨出售的鱼 \akşam demez, sabah demez 不分时间场合的: Ali akşam demez, sabah demez her kapının ipini çekmekten çekinmez. 阿里总是不分时间走东家串西家。\akşam ezanında 日落时分 \akşam garipliği 忧郁, 痛苦, 悲伤: Akşam garipliği iyiden iyiye etrafı kaplıyor. 周围弥漫着一种忧伤的气氛。\akşam güneşi 转́ 晚年, 暮年 \akşam Hacı Mehmet, sabah eskici Yahudi 总有理的人, 骗子 \akşam karanlığı (或 karantısı) 暮色, 黄昏 \akşam kavil, sabah savul 食言的, 光说不做的: Akşam kavil, sabah kavul; böyle kimselere kim inanır. 他们光说不做, 这样的人又有谁能相信他们呢?\akşam olmak 天色已晚: Kitaba öyle dalmışım ki akşam olduğunu fark etmedim. 我看书入了迷, 不知不觉天色已晚。Akşam oluyor, daha mazot olmadık. 天色已晚, 我们还没有吃饭呢。\akşam pazarı üzeri 傍晚时分, 夜市时分 \akşam piyasası 傍晚散步: İki arkadaş, kolkola akşam piyasasına çıktılar. 两个朋友手挽着手晚上散步去了。\akşam saati 傍晚, 黄昏时分 \akşam sabah 没日没夜地, 总是, 经常 \akşam yeli 晚风, 傍晚凉爽的风 \akşama doğru 傍晚, 黄昏: Akşama doğru buluşuruz. 我们傍晚见!\akşama kadar 整天到晚, 一天到晚: İşini akşama kadar bitirmeğe azmetmiştir. 他决心晚上之前把工作做完。\akşama kalmak 拖到晚上: Bu iş akşama kalmasın. 这事不要拖到晚上。\akşama sabaha 很快, 马上: Ali akşama sabaha askerden gelecek. 阿里马上就要退役回来了。Akşama sabaha yolcu görünür. 他只能活个一天半日了。\akşamdan \akşama 每天晚上 \akşamdan kalma 醉态未消的(人) \akşamdan kalmak 酒未醒 \akşamdan sonra dükkân açmak 动手太晚白费工夫 \akşamı bulmak (或 etmek) 干一整天, 呆一整天: Araba onarılıncaya kadar akşamı bulduk. 我们忙了一整天, 才把车修好。\akşamı iple çekmek 焦急地等待天黑
    ◆ Akşam ahıra, sabah çayıra. 行尸走肉。Akşam ise yat, sabah ise git. 日出而做, 日落而息; 昼行夜宿。Akşam oldu kon, sabah oldu göç. 日出而做, 日落而息; 昼行夜宿。Akşamdan kavur, sabaha savur. 今天挥金如土, 明天没米下锅。Akşamdan sonra merhaba (或 sabahlar hayrolsun). 马后炮!早干什么去了!Akşamın işini sabaha (或 yarına) bırakma. 今日事今日毕, 莫为明天留。

    Türkçe-Çince Sözlük > akşam

  • 207 akşamlamak

    1. 整天呆在某处或做某事; 一直呆到晚上; 做某事一直到晚上: Ben sana çabuk dön dedim, sen ise orada akşamladın. 我跟你说了让你快点回来, 而你却在那一直呆到晚上。
    2. 在某处度过晚上: Bütün geceyi bir kahvede akşamlamıştı. 他在一家咖啡馆泡了一夜。
    3. 天色已晚: Vakit akşamlamıştır. 天色已晚了。
    4. (月亮)满月时推迟升起

    Türkçe-Çince Sözlük > akşamlamak

  • 208 alâyiş

    [a:lâ:yiş]
    波́ is. 摆样子, 装样子, 样子货, 排场, 表面文章, 样子货, 装模作样, 炫耀: Onun yaptığı hep alâyişten ibarettir. 他做事不过是为了给人看的。Alâyişe değil işe değer vermeli. 应当重视的不是排场而是工作。

    Türkçe-Çince Sözlük > alâyiş

  • 209 âlem

    [a:lem]
    阿́
    is.
    1. 世界, 宇宙: Arap \âlemi 阿拉伯世界 İslâm \âlemi 伊斯兰世界 çocuk \âlemi 儿童天地 duyga \âlemi 感情世界 hayaller \âlemi 幻想世界 iç \âlemi 内心世界 masal \âlemi 童话世界
    2. 众人, 他人, 社会: Âlem bu olayı henüz bilmiyor. 公众尚不了解这一事件。Bu işe âlem ne der? 对此事人们会说些什么呢?O tarafa gidersen alimallah seni denize atar âleme maskara ederim. 你要是去那边, 我一定要把你扔到海里去, 让你在众人面前丢丑。
    3. 领域, 范畴, 界: bitkiler \âlemi 植物界 edebiyat \âlemi 文学界 hayvanlar \âlemi 动物界, 动物志, 动物区系 ticaret \âlemi 商界
    4. 情况, 状况, 状态, 境遇, 处境: evlilik \âlemi 婚姻状况 sağlık \âlemi 健康状况 Ne âlemdesiniz? 您现在好吗?
    5. 环境, 条件: zengin bir \âlemde yaşamak 在优裕的环境中生活
    6. 转́ 独具特色的地方(或物), 有独特特色的人: Arkadaşım Ali bir âlem. 我的同事阿里是一个奇人。Bizim gidecek yerlerimiz bir âlem. 我们要去的地方是一个独具特色的地方。Burası bir âlem. 这儿是一个奇妙的地方。
    ◇ \âlem başına dar olmak 大难临头, 走投无路, 一筹莫展, 束手无策 \âlem etmek (或 yapmak) 举办娱乐聚会: Düğün gecesi ailece bir âlem yaptık; çok güzel eğlendik. 婚礼之夜, 我们全家举行娱乐晚会, 大家玩得非常开心。\âleme bir parmak bal olmak 成为笑料 \âleme sakal dağıtmak 指手画脚 (böyle yapmanın) \âlemı var (这么做)合适, 应该(这么干): Bu dar zamanda bu kadar para harcamanın ne âlemi var. 在这么短的时间里你要花这么多的钱, 不大合适吧!\âlemi mana 梦, 梦境 \âlemi manada görmek 作梦, 梦见 (böyle yapmanın) \âlemi yok (这么做)不合适, 不该(这么干) \âlemin ağzında sakız olmak 成为大家谈笑的话柄, 成为他人的笑料: Böyle bir işe girişip âlemin ağzında sakız olmağa hiç niyetim yok. 这种事情我才不干呢!省得让别人笑话。\âlemin dilinde gezmek 被人议论
    ◆ Âlemin ağzı torba değil ki büzesin. 走自己的路, 任凭他人话短长。Âlemin tuttuğu kuş ya kanatsız olur ya kuyruksuz. 便宜没好货, 好货不便宜。

    Türkçe-Çince Sözlük > âlem

  • 210 âlet

    [â:let]
    阿́ is.
    1. 工具: \âlet çantası 工具包 marangozluk \âletleri 农具
    2. 仪器, 仪表, 器械, 器具: \âlet tablosu (汽车)驾驶仪表盘 burgu \âleti 钻床, 旋床 fotograf \âletleri 照相器材 müzik \âletleri 乐器 tedavi \âletleri 医疗器械 Gürültü etmeden hastayı masaya kaldırın, âletler hazır olunca bana haber verin. 你们去把病人小心地放到台子上, 器械准备好后马上通知我。
    3. (人体)器官: tenasül \âleti 生殖器官, 性器官
    4. 零件: Saatin aletleri yıpranmış. 似乎是表的零件磨损了。
    5. 转́ 傀儡, 被利用的人: Onun elinde âlet olamam. 我不会成为他的傀儡。
    -i \âlet etmek 利用, 以某人为工具: Özellikle morfin kaçakçılığnda patronlara âlet olanlar günün birinde muhakkak yakayı ele veriyorlar. 尤其是那些在吗啡走私中被老板利用的人, 总有一天肯定会被抓获。Seni, kendi emellerine ulaşmak için âlet ediyor. 他把你当作实现他的目标的工具。-e \âlet olmak 被利用, 成为某人的工具(傀儡): Ben bu işe âlet olmak istemem. 我不愿意被用作干此事的工具。
    ◆ Âlet işler, el övünür. 既要手艺好, 又要家什妙。

    Türkçe-Çince Sözlük > âlet

  • 211 alışılmak

    -e alışmak 的无主态: Bu işe kolay alışılır. 这个工作很容易掌握。Bunlar alışılmamış şeylerdir. 这是一些不寻常的东西。Bu gibi yemeklere alışılmaz. 这类饭菜人们吃不惯。

    Türkçe-Çince Sözlük > alışılmak

  • 212 Allah

    [alla:h]
    阿́
    öz.is.
    1. 真主, 安拉, 苍天, 老天爷
    2. 作为词组中的一部分, 对第二部分起强化作用: \Allahın adamı 不寻常的人, 纯朴的人, 可怜的人 \Allahın ayazında 在严寒中 \Allahın belâsı yer 该诅咒的地方, 讨厌的地方 \Allahın emri 真主的旨意, 命运 \Allahın gazabı 天怒, 灾祸 \Allahın kırı 无边的草原 \Allahın tembeli 臭名远扬的二流子
    ünl. 真主哇!天哪!哇!啊!我的天哪: Allah bu kadar çok kar yağdı! 哇!好大的雪!Allah ne de güzel olmuş. 哇!她变得多漂亮啊!
    ◇ \Allah adamı 1) 隐居的人, 隐士 2) 谦谦君子, 与世无争的人 3) 冥界之人, 厌世的人, 对世事极感失望的人 \Allah \Allah bağırmak 呼唤真主, 哭天抢地 \Allah \Allah’ı göğe çıkmak 哭天抢地 \Allah aratmamak 聊胜于无: Allah aratmasın! 聊胜于无。Evimiz küçük, ama idare ediyoruz, Allah bunu da aratmasın. 我家的房子很小, 但还能将就, 有总比没有强。\Allah baba 真主, 老天爷 \Allah bilmek 1) 天晓得, 不知道, 不清楚: Ne geçer aklının bir kıyıcığından Allah bilir. 天晓得他在琢磨什么!Yağmur yağar mı dersin? Allah bilir. 你问会不会下雨?只有天晓得! 2) 似乎, 好像, 看来: Allah bilir, bu iş pek karışıktır. 这事好像很复杂。Allah bilir paranızı o çalmış. 您的钱也许是他偷走了。\Allah demek 不知该说什么, 无话可说: Allah derim, ne diyeyim. 我的天哪!我说些什么好呢?-i \Allah gibi saymak 奉若神明 \Allah hakkı için 向真主起誓 \Allah için 1) 看在真主的面子上, 为了真主: Allah için güzel söz çok söyleyin! 看在真主的份上, 请多美言几句! 2) 说真的, 真的, 的确, 确实, 说实在的: Allah için bu olay çok üzücüdür. 说真的, 这件事真的非常令人遗憾。Ahmet Efendi’yi bilir misin? Erkek güzeli Allah için. 你认识艾哈迈德先生吗?真是一个美男子!Sonra Allah için ıslah oldu. 后来他真的改邪归正了。\Allah kavuştursuna gitmek 辞行, 告别; 送行, 送别 \Allah kerim yeri 免费过夜的地方, 通宵营业(或凌晨开业)的咖啡馆 \Allah ne verdiyse 有什么就: Kızım, Allah ne verdiyse onu yiyeceğiz. 姑娘!我们有什么就吃什么吧!\Allah övmüş de yaratmış 天生质丽的; 天生好脾气的 \Allah rızası için 看在真主的面子上, 看在真主的份上: Allah rızası için bir ekmek parası veriniz! 看在真主的份上, 给个面包钱吧!Allah rızası için sus! 看在真主的面子上, 别说了!\Allah taksimi 不平等分配: Bu kul taksimi değil, Allah taksimi. 这不是平等分配, 而是不平等分配。\Allah (ı) var 如果需要说真话的话, 说实在的, 说真的: Allah var, bu kadar güç bir işi üç gün içinde hiçbir kimse yerine getiremez. 说实在的, 如此困难的一项工作, 任何人在两天之内也不可能完成。\Allah var dememek 无所畏惧, 天不怕地不怕 \Allah vere (de) 真主保佑, 但愿: Allah vere de yağmur yağmasa. 老天保佑, 可别再下雨了。Fırtına var, Allah vere de ayvalara zarar etmese. 暴风雨要来了, 但愿不要刮坏了木瓜树。\Allah vergisi 天才, 天赋, 天生的特性, 天性, 生就的脾气 \Allah yapısı 天才, 天赋, 天性, 生就的脾气 \Allah yapısı olmamak 有缺点, 有毛病, 并非完美无瑕 \Allah yapmak 把某人奉为真主, 视某人为神明 \Allah yarattı dememek 不可怜, 不怜恤, 无情, 残酷 \Allah yarattı demeyip vurmak 狠打, 痛打, 狠揍, 往死里打 Adam Allah yarattı demedi, var gücüyle çocuğa vurdu. 那人不由分说把那孩子痛打了一顿。\Allah yazısı 命运, 命中注定的 \Allah yürü ya kulum demek (对短时间内事业有成或暴富者用语)有真主相助: Bir kaç yıl önce çok fakir olan bu adam, Allah yürü ya kulum dedi, şimdi ülkesinin en zenginlerinden biri oldu. 几年前还一贫如洗的这个人如有神助, 现在已成为国内首富之一。\Allah’a bir can olmak 天不怕地不怕: Allah'a bir can borcu var. 他光棍一条, 天不怕地不怕!\Allah'a emanet (用于称赞某人时)托真主的福, 老天保佑: Allaha emanet, iyi çocuktur. 他是个好孩子, 愿真主保佑他。Allah'a emanet onun babası çok iyi yürekli bir ihtiyardır. 托真主的福, 他父亲可真是个非常善良的老人。\Allah'a havale etmek 指望真主, 听天由命 \Allah'a kalmak 未解决, 悬而未决: İşim Allah'a kaldı. 我的事情还未解决。\Allah'a sığınmak 求真主帮助 \Allah'ı çok, insanı az bir yer 非常幽静和人烟稀少的地方, 仙境 \Allah'ı (nı) seversen (表示发誓, 恳求, 吃惊, 厌恶等)看在真主的面子上, 为了真主, 苍天在上, 真主在上 \Allah’ın bildiğini kuldan saklamamak 说实话: Allah’ın bildiğini kuldan saklama, bu işi sen mi yaptın? 你要说实话, 这件事是你干的吗?\Allah'ın binasını yıkmak 1) 自杀: Allah’ın binasını yıkmak çok büyük günahtır. 自杀是很大的罪孽。 2) 杀人, 谋杀 \Allah'ın cezası 非常淘气的, 非常顽皮的; 乖僻的, 不合群的, 难于共处的 \Allah'ın emanetini geri alması 生命终结 \Allah'ın emri Peygamberin kavliyle (媒人的提亲时的开场白)承真主之命, 受先知之托 \Allah'ın emriyle 按照真主的旨意, 命中注定 \Allah'ın evi 1) 清真寺 2) 灵魂, 心灵 \Allah'ın evini yıkmak 以尖刻粗鲁的语言得罪, 惹恼 \Allah’ın gazabı 讨厌的, 臭名昭著的 \Allah'ın günü 几乎每天: Allah’ın günü kapımı aşındırmasından bıktım. 我讨厌他几乎每天都来纠缠我。\Allah'ın hikmeti 莫明其妙, 奇怪, 难以理解: Allah'ın hikmeti, kayanın içinde kocaman bir ağaç bitmiş. 真奇怪, 岩崖里竟然长出一棵又高又大的树。\Allah'ın inayetiyle 老天保佑: Allahın inayetiyle muvaffak olacağım. 老天保佑, 我会成功。\Allah'ın keskin kılıcına geleyim ki … 如果…, 我愿受天打五雷轰。\Allah'ın kulu 真主的奴仆(泛指人): Burada yol gösterecek bir Allah'ın kulu yok mu? 这里难道没人能给指一下路吗?Orada bir Allah'ın kulu yok mu? 那儿有人吗?\Allah'ın rahmetine kavuşmak (或 ulaşmak, ermek) 去世, 逝世, 死亡 \Allah'ını seven tutmasın 飞快地, 脚不点地地; 任何人也挡不住地: Allah’ını seven beni tutmasın, şunu cezasını vereyim. 我一定要处罚他, 谁说情也不行。Öyle bir kaçış kaçtı ki Allah'ını seven tutmasın! 他拔腿就跑, 一溜烟似的。\Allah'ını seversen (表示发誓、恳求、吃惊、厌恶等)看在真主的面子上, 为了真主, 苍天在上, 真主在上: Allahını seversen, merak edecek ne var, kim kime dum duma, senin kaçtığından kimin haberi olacak? 苍天在上, 有什么可担心的?混乱之中, 又有谁能知道你逃跑了呢?\Allah’ını şaşırmak 吓得不知所措, 慌得不知如何是好 \Allah'tan 1) 幸好, 好在, 谢天谢地, 感谢真主: Yağmur başladı, Allah'tan şemsiyeyi yanıma almıştım. 下雨了, 多亏我带了伞。Allah'tan bugün yağmur yağmadı da dışarı çıkabildik. 谢天谢地, 今天没下雨, 我们得以外出。 2) 先天的, 天生的, 天赋的, 生就的: Allah'tan kötürüm doğmuş. 据说他生下来就是个瘫子。Saçları Allah'tan sürmeli. 她的头发天生就像染过似的。\Allah’tan bulmak 遭天谴: Allahtan bulsun! 愿真主给他应得的惩罚!愿他遭天谴!\Allah'tan korkmak 惧怕真主, 怕遭天谴: Allah'tan kork! 别这么干, 真讨厌!\Allah'tan korkmaz 残暴的, 惨无人道的, 毫无人性的, 无法无天的, 天不怕地不怕的, 暴君: Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz adamın birisin. 你是个无法无天、厚颜无耻的家伙!\Allah'tan sıska ne yapsın muska 病入膏肓的 \Allah'tan umut kesilmek 绝望, 失去信心: Senin durumun ağır, ama Allah'tan umut kesilmez. 你的情况是严重的, 但是别灰心, 会好起来的。\Allah'tan uzun yerde bulunmak 在异国他乡, 在远离真主的地方 \Allah'tan ümit kesilmek 绝望, 失去信心: Üzülme dostum. Allh’tan ümit kesilmez. 朋友, 别难过, 别灰心!\Allah'ü âlem 大概, 也许, 或许, 想必, 天晓得
    ◆ Allah aşkın (ız) a. 1) 看在真主的份上!看在真主的面子上!为了主!苍天在上!真主在上: Allah aşkına, çabuk söyle, ne zaman gideceğiz? 看在真主的份上!快说!我们什么时候走?Allah aşkına böyle sözler hiçbir zaman söyledim. 苍天在上, 我从来没有说过这种话!Allah aşkına buna yapmayın! 看在真主的面子上, 别这么干! 2) 我的天哪: Allah aşkına, bunu söyledi mi? 天哪!他真是这么说的吗?Allah aşkına çabuk gel! 看在真主的份上, 你快点儿来吧!Kuzum, Allah aşkına sizin ahçıbaşıya yol mu verdiniz? 天哪!亲爱的, 难道您把您的厨师长给开除了吗?Allah bana, ben de sana. (欠债人请求延期还债用语)真主赐我, 我即予你。Allah (bir bir) bereket versin! 感谢真主!谢天谢地!Allah bilir ama kul da sezer. 要想人不知, 除非己莫为。Allah birdir. 1) 真主只有一个! 2) 我发誓!Allah büyüktür. 1) 真主伟大! 2) 苍天有眼!Allah cezasını vermesin (或 versin) ! 愿真主惩罚!遭天谴的!真该死: Dur bakayım, ismi hatırıma gelir mi? Hay Allah cezasını versin! Dilimin ucunda amma söylimiyorum. 等等!他的名字叫什么来着?嗨!真该死!就在嘴边可就是想不起来!Allah dağına göre kar verir. 苍天有眼, 真主英明!Allah dert verip derman aratmasın. 天意如此。Allah dokuzda verdiğini sekizde almaz. 天命难违; 命中注定。Allah düşmanıma vermesin. 天哪!我怎么这么不幸啊!Allah eksikliğini göstermesin. 有总比没有强: Allah eksikliğini göstermesin, ama ekmekler pek siyah. 这面包实在太黑了, 但总比没有强。Allah emeklerini eline vermesin. 老天不会让他白忙活!祝他成功!Allah en yücedir. 真主至大!Allah etmesin. 绝对不行!可别这样!Allah gönlünüze göre versin. 祝君好人有好报!愿真主赐福于你!祝万事如意, 心想事成!Allah gümüş kapıyı kaparsa, altın kapıyı açar. 塞翁失马, 安知非福。Allah Halil İbrahim bereketi versin. 愿真主赐福!Allah hayırlara tebdil etsin. (解梦时的祝福语)真主保佑!Allah hayırlı etsin. (通常用于开始做事时的祈求)真主保佑!Allah hayırlı pazar versin. 愿真主赐予好买卖。Allah herkesin gönlüne göre versin. 愿真主赐福于众生!祝大家万事如意, 心想事成!Allah hoşnut olsun. 1) 真主保佑: Allah hoşnut olsun! O adanın bana çok iyiliği dokundu. 愿真主保佑他, 他待我很好。 2) 谢谢, 太感谢了。Allah inandırsın. 我若骗你苍天不容!让真主作证!我说的是实话!Allah insanı elden ayaktan düşürmesin. 1) 愿真主保佑他青春永驻! 2) 愿真主保佑他早日康复!Allah işinizi rast getirsin. 愿上帝相助你工作(事业)取得成功。Allah iyiliğini versin. (对不喜欢的言行表示宽容的用语)愿真主宽恕你!Allah kabul etsin. (对做善事者的赞语)好心者必有好报: Allah kabul etsin, bu çocukları giyindirmekle ne büyük sevap kazandın! 好人必有好报!你让这些穷人的孩子有衣服穿就是最大的积德行善。Allah kardeşi kardeş yaratmış kesesini ayrı yaratmış. 亲兄弟明算帐。Allah kimsenin başına getirmesin. 愿真主普渡众生!Allah kimseye zeval vermesin. 愿真主保佑每一个人。Allah kuru iftiradan saklasın. (被冤枉时)冤枉啊: Biz o işin içinde değildik, yanılıyorsunuz, Allah kuru iftiradan saklasın. 冤枉啊!这件事情与我们无关, 您搞错了!Neler söylüyorsun sen, Allah kuru iftiradan saklasın! 你说什么?真冤死我了!Allah lâyığını versin. (对不喜欢的言行表示宽容的用语)愿真主宽恕你!Allah manda şifalığı versin. 你吃得真多!你真能吃!Allah mübarek etsin. 愿真主赐你幸福!祝你幸福!Allah müstahakını versin. 让真主去惩罚他吧: Hay Allah müstahakını versin terbiyesiz. 这个没教养的东西!让真主去惩罚他吧。Allah ne muradı varsa versin! (得到别人帮助时说的祝福语)愿真主赐给你所想要的一切!Allah nice yıllara yetiştirsin! 愿真主恩赐长命百岁!Allah onların yıldızlarını barıştırsın!愿真主保佑他们和睦相处!Allah ömürler versin. 祝长命百岁!祝万寿无疆!Allah rahatlık versin. 晚安, 祝你睡个好觉: Teşekkür ederim, Allah rahatlık versin. 谢谢!祝你晚安!Allah rahmet eylesin. 让他安息吧: Allah rahmet eylesin, çok iyilik sever bir insandı. 让他安息吧!他是一个积德行善的人。Allah razı olsun. 1) 真主保佑。 2) 谢谢, 太感谢了。Allah sabır versin. 让真主赐给我力量吧!Allah sabırlı kulunu sever. 真主喜欢有耐心的人。Allah saklasın (或 saklaya). 愿真主保佑。Allah selâmet versin. 1) (对出行者的送行语)愿真主保佑你一路平安! 2) (对旅途中遇到困难者的祝福语)愿真主保佑你旅途顺利! 3) (提及远方亲友时的祝福语)愿真主保佑他一切平安! 4) (在提及不赞成的事时的开场白)愿真主保佑他: Allah selâmet versin. Ahmet'in bu işe aklı ermez. 愿真主保佑他, 不过艾哈迈德做这事是力不从心。Allah senden razı olsun. 真主与你同在!Allah seni inandırsın. 我若骗你苍天不容!让真主作证!我说的是实话: Hani Allah seni inandırsın, bu kadar kızgın olmasaydım, korkardım. 我说的是实话!我当时要是不这样发火, 我会感到害怕的。Allah seni kahretsin. 愿真主诅咒你!Allah son gürlüğü versin. 愿真主保佑他安度晚年!Allah sonunu hayır etsin. (对事情结局感到担心时祈祷语)求真主保佑事情圆满成功!Allah tamamına eriştirsin. 愿真主保佑事情圆满成功!Allah tez gün tez saatte canını alsın. 我真想马上宰了他!Allah toprağı kadar ömür versin. 祝寿比南山!祝万寿无疆!Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir. 老天爷饿不死瞎家雀。Allah utandırmasın. 祝马到成功!Allah verince kimin oğlu kimin kızı demez. 真主赐福不分贫富贵贱。Allah vermesin. 但愿不要如此!Allah versin. 1) 真主保佑; 愿真主保佑; 真主保佑你不要白忙活: İşlerin yoluna girdi, Allah versin, kazancın bol olsun. 你诸事顺利, 祝你事事如意! 2) (拒绝他人乞讨时的用语)让真主赐给你吧!去!向真主要去吧! 3) (对遇到喜事者的祝贺语, 有时也带有戏弄或玩笑语气)真主慈悲, 托真主的福: Allah versin, bu günlerde işler pek yolunda. 谢天谢地, 近来事情进行得十分顺利。Allah yazdıysa bozsun. 这事打死我也不干: Onunla evlenmek mi, Allah yazdı ise bozsun! 和他结婚?打死我也不干!Allah yıldız barışıklığı versin. 真主保佑你们和睦相处!真主保佑你们合家欢乐: Allah, bir arada kocatsın, yıldız barışıklığı versin. 真主保佑你们夫妻和睦, 合家欢乐!Allah yolunu açık etsin! 一路平安!Allah’a ısmarladık (离去者对留下者的道别语)请留步, 再见!Allah’a şükür. 谢天谢地: Allaha şükür çocuk iyi oldu. 谢天谢地孩子的病好了。Allah'a emanet olun. (离去者对留下者的道别语)请留步, 再见!Allah'a tevekkül et. 听天由命吧!Allah’ı var. 真主作证!Allah'ın işine bak! (表示惊讶, 出乎意料)瞧这事闹的!Allah’ından bulsun. 他这么缺德必遭报应!Allah’tan başka yârim yoktur. 除了真主没有人帮我。Allah'tan bulsun. 让他受到老天的报应吧!

    Türkçe-Çince Sözlük > Allah

  • 213 alt

    is.
    1. 底, 底面: ayakların \altı 脚底板, 脚心 Ayakkabılarının altı çok çamurlu olarak odaya girdi. 他两脚烂泥就进了房间。Tencerenin altı delindi. 锅底漏了。
    2. 下边, 下面: Masanın altında bir kağıt sepeti var. 桌子下面有一个字纸篓。Tencerenin altında ateş var. 锅底下有火。
    3. 臀部, 屁股: Bebeğin altında pişik var. 婴儿屁股上起了红疹。Çocuk küçük iskemleyi altına çekip oturdu. 孩子把小凳拉到屁股底下坐下了。
    4. 下部, 下面, 底层: binanın \altı 楼的底层
    5. 下边, 后续部分, 下一部分: Bu yazının altı daha var mı? 这篇文章还有后续部分吗?Makalenin altını henüz okuyamadım. 文章的后一部分我还没有读完。
    6. 深处: şuur \altı 意识深处, 下意识
    7. 阴间, 地狱: Bu dünyanın üstü varsa, altı da var. 这个世界如果有天堂, 那么也就有地狱。
    is.
    1. 下边的, 底下的, 下层的, 下面的: \alt hava küresi (或 yuvarı) (气象)对流层, 运流层 \alt kat 底层, 下层 \alt kısım 下部 \alt mukoza tabakası 解́ 粘膜下层
    2. 远处的: duvarın \alt köşesi 远处的墙角
    ◇ \alt \alta 一个压一个地, 一叠一叠地: \alt \alta yazmak 竖写 \alt \alta üst üste 互相压在一起, 扭在一起; 一叠一叠地: \alt \alta üst üste gelmek 扭打, 撕打, 推搡 \alt \alta üst üste boğuşmak 扭打, 撕打, 推搡 \alt \alta üst üste yuvarlanarak birbirlerini ısırmak 滚在一起互相撕打, 打成一团 -i \alt aşağı vurmak 1) 压倒, 压住, 压在下面 2) 战胜, 打败 \alt başı 最下边, 最后面, 末尾: yokuşun \alt başı 坡底 \alt başından 从最后面开始, 从末尾开始 -i \alt etmek 1) 战胜, 打败, 占上风, 压倒: Sen çok şükürü ölümü alt ettin; kefeni yırttın. 谢天谢地, 你已经战胜了死亡, 死里逃生。 2) 转́ 曲解, 歪曲 \alt olmak 被打败, 被战胜, 被打倒, 被压倒 \alt ölü noktası 技́ 下死点, 下止点 \alt sınıf 1) 下层人士 2) 低年级 3) (植物分类)亚纲 \alt tarafı 1) 剩余, 其余部分 2) 下边部分, 低洼部分 3) 最后, 最终, 终于, 结果 4) 归根到底, 说到底, 只不过, 仅仅, 充其量只: Bunda düşünecek ne var? Alt tarafı beş dolar! 还有什么好想的?说到底也就5个美元的小事!\alt toprak işlemesi 深耕 \alt yanı 1) 剩余, 其余部分: Yolun alt yanı bozuk. 下面一段路坏了。 2) 下边部分, 低洼部分: Köyün alt yanı bataklık. 村子的低洼部分是一片沼泽地。 3) 最后, 最终, 终于, 结果 4) 归根到底, 说到底, 只不过, 仅仅, 充其量只: Bu işin ne önemi var, alt yanı bana elli dolar kazandırır. 这活儿没多大意思, 充其量只能让我赚50美元。\alt yanı çıkmaz sokak 无稽之谈; 胡闹; 一事无成的事 \alt yanı on kuruşluk bir mesele 小事一桩 \altı çapanoğlu 棘手的, 不宜介入的 \altı kaval üstü şişhane (或 şişane, şeşhane) (衣着)上下不协调的, 搭配不合适的 \altı patlar 鞋底已磨穿的鞋 \altı üstüne gelmek 翻个儿, 翻个底朝上, 完全乱了套, 完全变样 -in \altı yaş 后果不妙的: Bu işin altı yaşa benziyor. 这件事似乎不妙。\altına almak 按倒: Bir defa kasabadan geç gelen Ali’yi, altına alıp bir temiz dövdi. 有一次, 他把从镇里经过的阿里按倒在地狠狠地打了一顿。Çiftlik sahibi ayağa kalkıp da savunmaya geçeceği sırada onu yeniden yere yatırıp altıma aldım. 农场主爬了起来, 还想还手, 可是又被我再次摔倒在地, 压在身下。\altına çekmek 赠送(车、马、坐垫等): Çektiler altıma bir cıllığı çıkmış minder. 他们把一个用坏了的破垫子送给了我。\altına etmek (大小便)失禁: Çocuk altına etti. 孩子拉裤子了。\altına girmek 落在…之下, 陷于…之中, 遭受; 承受: babasının etkisi \altına girmek 受其父影响 hâkimiyeti \altına girmek 受…的统治 İnsan ödemeyeceği bir borç altına girmemeli. 人不能背负他偿还不起的债务。\altına gitmek 失败, 吃败仗 \altına kaçırmak (大小便)失禁 \altına kalmak 失败, 吃败仗, 受挫, 碰钉子 \altına koymak 放到…下面, 垫在…下面, 置于…之下 \altına yapmak (大小便)失禁: Çocuk altına yapmış. 这孩子拉了一裤子。-in \altında kalmak 1) 被打败, 被征服, 就范 2) 不予回报, 不予反击: Adam hiç bunun altında kalır mı? 难道这个人会对此无动于衷吗?\altından çapanoğlu çıkmak 遇到麻烦, 出现棘手的局面, 碰上复杂情况: İşi kurcalama, altından çapanoğlu çıkar. 这事儿你就别深究了, 会有麻烦的。\altından çapanoğlu çıkmak 出现困难, 出现麻烦; 事与愿违: İşi kurcalama, altından çapanoğlu çıkar. 这事儿你就别深究了, 会有麻烦的。İyi niyetle işe başladı ama altından çapanoğlu çıktı. 我们做这件事情是出于好心, 可是结果是事与愿违。-in \altından girip üstünden çıkmak 1) 挥霍: Servetinin iki yıl içinde altından girip üstünden çıktı. 他两年就把家产挥霍一空。 2) 搞乱套, 使一塌糊涂 -in \altından kalkmak 1) 克服(困难), 承受, 承担, 胜任: Bu büyük çaptaki borcun altından kalkamam. 我无力承受这么大的债务。Bu güç işin altından sadece siz kalkabilirsiniz. 这件困难的工作只有您能胜任。 2) 自我辩解: Altından kalkamayacağı suçlamalar ileri sürdüler. 他们向他提出了他无力辩解的指控。-in \altını çizmek 强调: Bu sözümün altını çizerek söylüyorum. 这句话我要再强调一遍。\altını ıslatmak 尿床, 尿裤子, 小便失禁 \altını üstüne getirmek 1) 搞乱, 搅和, 制造混乱: Küçükken çıkardığı çiçek, sabanla tarla sürer gibi çehresinin altını üstüne getirmiş. 他小时候得过天花, 使他的脸像被用犁犁过一遍一样, 满脸横七竖八的。Öyle yaramaz bir çocuk ki, sınıfın altını üstüne getirdi. 他是一个如此调皮的孩子, 闹得全班都不得安生。 2) 翻找, 翻得乱七八糟: Ayaklı canavar, odanın altını üstüne getirdi. 这个刚会走路的淘气包, 把房间里搞得乱七八糟。Evin altını üstüne getirdi ama aradığını bulamadı. 他把家里翻得乱七八糟, 也没有找到他要找的东西。\altta kalmak 1) 被打败, 被征服, 就范: O, bu işte de altta kalmak istemedi, geceyi gündüze kattı. 在这件事情上, 他也不甘示弱, 没日没夜地干。 2) 不予回报, 不予反击 \altta yok üstte yok 一贫如洗的, 穷得一无所有的, 赤贫的 \alttan almak (言谈举止)谦恭, 卑谦, 温文而雅; 忍气吞声, 服软: Eğer alttan almasaydım adam beni dövecekti. 我要是不服软, 那个人会打我的。\alttan \alta 悄悄地, 暗地里秘密地, 不露声色地: Alttan alta kendi görüşlerini topluma kabul ettirdi. 他不露声色地让大伙儿都接受了他的主张。\alttan gelmek (言谈举止)谦恭, 卑谦, 温文而雅; 忍气吞声, 服软 \alttan görüş 仰摄 \alttan güreşmek 使绊子, 做手脚(以求取胜) \alttan ışıklama 剧́ 下部照明 \alttan vuruş (拳击)上击
    ◆ Altı alay üstü kalay. 华而不实; 驴粪蛋子外面光; 金玉其外, 败絮其中。Altın taş, üstün tokaç mı? 你有麻烦吗?Altta kalanın canı çıksın. 成王败寇。Altta kalmağı ayı bile sevmez. 连狗熊都不愿某拜下风, 是人都有好胜之心。

    Türkçe-Çince Sözlük > alt

  • 214 ama

    [a'ma]
    阿́
    bağ.
    1. 但是, 可是, 然而, 不过: Ben bu işe karıştım, ama pişman oldum. 我参与了这件事, 不过我后悔了。Bu adam zengin, ama cimri. 这个人很富有, 但是很吝啬。Yarın geleceğim diyorsunuz, ama ben evde bulunamayacağım. 你说你明天要来, 可是明天我不在家。
    2. 用于加强语气: Güzel, ama güzel bir söz söyledi. 说得好!他说得真好!Yarın bekleriz, ama gezmemezlik etmeyin! 明天我们等您, 您不要不来哟!Bir çingene karısı vardı, surat düşkünü, ama şeytan mı şeytan. 他有一个吉普赛老婆, 面目狰狞, 其丑无比。
    ünl.
    1. 放在句尾, 用于提醒: Akşama bize gelin ama! 傍晚你们要到我们这儿哟!Bu söz söylenmez ama! Böyle söylersen darılırım ama! 这话不要说!你要是说了, 我可要生你的气了!
    2. (放在句首)多么: Ama güzel şey! 多美的东西!
    ◇ \ama bakalım 可是: İzin almak istiyorum ama bakalım mümkün olacak mı? 我想请假, 可是能行吗?\ama ne 1) 多好的, 多美的: Ama ne film! 多好的电影!Ama ne manzara! 多美的景色! 2) 多奇怪的, 真奇怪的: Ama ne kılık! 真奇怪的打扮!-in \aması maması yok 不加反对地, 二话不说地, 不持异议地: Bunun aması maması yok, yapmak zorundasın. 这没有什么可说的, 你不干也得干!-in \aması var 有不为他人知晓的毛病

    Türkçe-Çince Sözlük > ama

  • 215 ancak

    [a'ncak]
    zf. ve bağ.
    1. 只有, 仅仅, 才: Bu işi ancak siz yapabilirsiniz, başkası başaramaz. 这件事只有您能干, 别的人干不了。Çocuk ancak babasından korkar. 孩子只怕他的爸爸。
    2. 但是, 可是, 然而: Bu işe başlıyorum, ancak bu gün bitiremem. 这件工作我已经开始做了, 但是今天做不完。
    3. 最多, 至多, 只: Bu kalem ancak bin lira eder. 这支笔最多值1000里拉。
    4. 最早: Kardeşin askerden ancak iki yıl sonra dönebilir. 你的兄弟最早两年后才能退伍。

    Türkçe-Çince Sözlük > ancak

  • 216 arka

    is.
    1. 后面, 后边: \arka resim 背景画 Evin arkasında bahçe var. 房子后面有一座花园。Tam mağazaya gireceğim zaman arkamdan bir ses geldi. 我正要进商店, 背后传来一个声音。Arkamda çam korularının parça parça neftîleştirdiği yeşil bir dağ. 我身后是一座被松林染成片片墨绿的山岗。
    2. 后背, 背面: Çocuğun arkası ağrıyormuş. 这孩子后背痛。Tekne, arkasında bembeyaz köpükler bırakarak ilerliyordu. 船在飞驰, 船后激起阵阵雪白的浪花。
    3. 剩余部分, 后半部分: yazının \arkası 文章的后半部分
    4. 靠背: Bu sandalyenin arkası pek alçak. 这把椅子的背太低了。
    5. (人的)身体: Arkasındaki giysiler çok eskiydi. 他以前穿得破破烂烂。
    6. 以后: Ölünün arkasından ağlansa da faydasız. 人死了哭也没用。
    7. 转́ 后台, 靠山: Onun arkası kuvvetlidir. 他后台硬。
    s. 后边的, 后面的, 背面的: \arka pencere 后窗 \arka sokak 次要街道 \arka tekerlek 后轮 dağın \arka yanı 山后面 Dolaş da arka kapıdan gel. 请绕道从后门进来。
    ◇ \arka \arka 向后, 倒退: Arka arka gitti. 他退回去了。\arka \arkaya 1) 一个接一个, 先后: Arka arkaya iki posta geldi. 接连来了两个邮件。Kamyonlar, pikaplar arka arkaya park etmiş bulunuyorlardı yan sokaklarda. 卡车、皮卡都依次停放在小巷里。 2) 向后, 倒退: Arka arkaya giderken düştü. 他倒着走摔了一个跟头。\arka \arkaya vermek 1) 背对背躺着 2) 联合, 联手, 相互支持, 互相帮助: Arka arkaya verip bu zor işi başardık. 我们联手把这件难办的工作完成了。\arka bulmak 找到后台, 找到靠山: Arka bularak yükselmek yerine kendi alınterinizle kendi çabanızla yükselmeyi yeğ tutunuz. 你们最好不要找后台往上爬, 应该通过自己辛勤的汗水和勤奋获得提升。-e \arka çevirmek 生分, 疏远, 不再来往: Yavaş yavaş onlara arka çevirdim. 我慢慢和他们疏远了。-e \arka çıkmak 做后台, 做靠山, 撑腰, 保护: Pis hayvana mı arka çıkıyorsun? 难道你要为这可恶的畜生撑腰吗?Kimse arka çıkmadığı için şimdiye kadar bir işe girememişti. 因为没有后台, 他至今也没有找到工作。\arka kapıdan çıkmak (因考试不及格)肄业; 灰溜溜地离开: Yıllarca fabrikada çalıştı, hiç bir iş öğrenemedi, arka kapıdan çıkmış. 他在工厂工作了几年, 什么也没有学到, 灰溜溜地离开了。\arka kapıdan mezun olmak (因考试不及格)肄业; 灰溜溜地离开 \arka müziği 衬托音乐, 配乐 \arka olmak 做后台, 做靠山, 撑腰, 保护 \arka plânda 次要的, 不重要的 \arka sarnıç 解́ 后脑勺 \arka üstü 仰面, 脸朝天: Odanın tabanına arka üstü serildi gitti. 他被人仰面朝天推倒在地板上。\arka vermek 支持, 做后盾 -i \arkada bırakmak 1) 超越, 把…甩在后面: Geyik düzlükte aslanı arkada bırakmış. 在平地, 鹿把狮子甩在了身后。Uyandığımız zaman üçte birini arkada bırakmışızdır başlanan günü. 我们一觉醒来时, 这一天已经过了三分之一。 2) (对亡者而言)抛舍: Üç evlâdını arkada bırakıp göçüp gitti. 他抛舍下他的3个孩子, 撒手人寰。\arkada gezmek 追求 \arkada kalanlar 一个人去世或出远门时抛下的亲人, 遗属, 孤儿寡母: Babaları ölünce arkada kalanlar perişan oldular. 父亲一死, 留下的孤儿寡母乱成一团。\arkada kalmak 落后, 滞后 \arkadakiler 一个人去世后或出远门而抛下的亲人, 遗属 \arkadan \arkaya 悄悄地, 背地里: Öyle insandır ki, arkadan arkaya dedikodu yapar. 他就是这样的人, 净在背地里说闲话。\arkadan düşman, yüzüne dost 两面派的, 当面是人背后是鬼的 \arkadan gelmek 跟着, 随着: Çocuklar arkadan geliyorlar. 孩子们正在后面跟着。\arkadan konuşmak 背后说坏话 \arkadan söyelmek 背后说坏话: Arkadan söylemek doğru değil. 背后说人坏话是不对的。\arkadan vurmak 转́ 从背后捅刀子, 暗算: Ben dost görünüp arkadan vurmaya kalkışanlardan nefret ederim. 我讨厌当面说好话背后捅刀子的人。\arkadan vurulmak 遭暗算 -in \arkası alınmak 被结束, 被中止, 被遏止: Kaçakçılığın arkası alındı. 走私活动已被遏制。\arkası \arkasına 相继: Biri küçük, ikisi benden büyük üç kardeşim de arkası arkasına hastalanıp dünyaya gözlerini yumdular. 我的一个弟弟和两个哥哥也相继病逝。\arkası gelmek 继续, 连续 \arkası kavi 1) 后台硬的, 有恃无恐的 2) (天冷时)穿得暖的 -in \arkası kesilmek 耗尽, 结束, 完结: Ameliyattan sonra ağrılarının arkası kesildi. 手术之后, 他的疼痛消失了。Kar bir kere yağmağa başladı mı nisan sonlarına kadar bir daha arkası kesilmez, bütün yollar kapanır. 又开始下雪了, 可能不停地一直下到4月底也不会结束, 所有的道路都会被封住。\arkası mihrapta olmak 有靠山, 有依靠 \arkası olmamak 1) 结束, 完结 2) 没有后台, 没有人撑腰, 没有靠山 \arkası pek 1) 穿得暖的 2) 有靠山的, 后台硬的, 有恃无恐的 \arkası sıra 紧随其后: \arkası sıra koşmak 紧跟着跑 Arkanız sıra oğlunuz da geldi. 您的儿子也跟在您身后来了。Durdu, etrafına şöyle bir baktı ve arkası sıra yürüyenin kim olduğunu anlamağa çalıştı. 他停了下来, 四周看了看, 想搞清楚是谁跟在他的后边。\arkası üstü 从背后, 向后: Arkası üstü düştü. 他向后摔倒了。\arkası yere gelmemek 坚不可摧, 坚如磐石, 不可战胜, 战无不胜: Çok akıllı, bilgili, becerikli birisi, arkası yere gelmez. 明智、有知识而又有经验的的人是不可战胜的。\arkası yufka 1) 没有下一道菜 2) 转́ 衣衫单薄: Çocuğun arkası pek yufka, üşüyecek. 这孩子衣衫单薄, 会冷的。 3) 转́ 无依无靠的, 没有后台的: O bu işi beceremez, arkası yufka. 他没有后台, 这事他干不了。\arkasına almak 1) 背起, 驮起 2) 转́ 支持, 撑腰 -in \arkasına bakmadan 义无反顾地, 头也不回地: Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum. 我走着, 头也不回地走着。-in \arkasına dönüp bakmak 回头看: Her adım attıkça arkasına dönüp bakıyordu. 他一步一回头。-in \arkasına düşmek 1) 锲而不舍 2) 追随, 跟随, 尾随, 紧跟; 追赶: O sırada oradan bir geyik geçmiş, aslan tavşanı bırakmış, geyiğin arkasına düşmüş. 正在此时, 一只鹿从那里经过, 狮子放下兔子去追鹿。Tilkinin biri, arkasına düşen avcılardan kurtulayım derken karşısına bir oduncu çıkmış. 有一只狐狸在摆脱猎人的追捕时遇到了一个樵夫。-in \arkasına takılmak 1) 锲而不舍 2) 追随, 跟随, 尾随, 紧跟; 追赶: Kurdun biri bir koyun sürüsünün arkasına takılmış. 有一只狼尾随着羊群。-in \arkasında dolaşmak 1) 锲而不舍 2) 跟在(某人)身后转, 纠缠; 陪同, 跟着随时听从吩咐: Beni o işe razı etmek için arkamda çok dolaştı. 他一直缠着我要我同意那件事。-in \arkasında gezmek 1) 锲而不舍 2) 跟在(某人)身后转, 纠缠; 陪同, 跟着随时听从吩咐 -in \arkasında yumurta küfesi olmamak 没有什么可顾忌的, 无后顾之忧: Arkanda yumurta küfesi olmadığına göre ona yardım kesersin. 你没什么可顾忌的, 别去帮他了。Arkasında yumurta küfesi yok ya! 他已没有后顾之忧了。-in \arkasından 背后, 背地里, 私下里: birini \arkasından övmek 背后夸奖某人 -in \arkasından ağlaşmak 跟在后边哭闹: Analarına çok düşkün olan komşunun çocukları, o bir yere gidince arkasından ağlaşıyorlar. 邻居家的几个孩子一步也离不开妈妈, 妈妈走到哪儿, 他们就闹到哪儿。\arkasından atlı kovalamak 不必要地急于干某事 \arkasından atıp tutmak 背后说坏话: Sen onun arkasından söylüyorsun, o da senin arkandan atıp tutuyor, sonra birgün birbirinize geçeceksiniz. 你背后说他的坏话, 他也背后说你的坏话, 以后总有一天要打起来。-in \arkasından gelmek 跟着, 随着: Eve kadar arkamdan geldi. 他一直跟我到家。\arkasından konuşmak 背后说坏话 -in \arkasından koşmak 1) 套近乎, 纠缠, 追求: Sevdiği kızın arkasından koştu ama muvaffak olamadı. 他追求他所爱的姑娘, 可是没有成功。 2) 非常关心呵护 3) 投入: Bu işin arkasından çok koşuldu. 他对这事很投入。\arkasından sapan taşı yetişmemek 飞也似地跑, 飞跑, 飞快地跑 \arkasından söylemek 背后说坏话: O toplantıda arkamdan söyleyenlerin kimler olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. 我已经搞清楚是谁在那次会议上说了我的坏话。\arkasından teneke çalmak 极力贬低, 肆意嘲弄, 起哄: Kazadan ayrılırken arkasından teneke çalmışlar. 事故中, 他临阵脱逃, 受到大伙儿的嘲笑。\arkasını almak 1) 结束, 完成, 干完: İşlerin arkasını alınca dinleneceğim. 这些工作做完我再休息。 2) 制止, 中止 \arkasını bırakmak 1) 放弃 2) 漠不关心, 置之不理 -e \arkasını çevirmek 生分, 疏远, 不再来往 -e \arkasını dayamak 相信某人的支持, 以某人为后台 -e \arkasını dönmek 转身不理睬: Sonra kıza arkasını dönmüş; iki kibirli kızıyla birlikte acele acele çıkıp gitmiş. 然后, 她转过身去, 不再理睬那女孩, 带着两个骄傲的女儿急匆匆地走了。\arkasını getirememek 有始无终, 虎头蛇尾, 不了了之 -in \arkasını sıvamak 奉承, 拍马屁 -in \arkasını sıvalamak 奉承, 拍马屁 -e \arkasını vermek 以(某人)为后台 \arkaya bırakmak 推迟, 往后推: Bu işi arkaya bırakacak, önce geziye çıkacak. 他将把这件工作往后推, 先去旅行。\arkaya dönmek 转身: Arkaya döndüğüm sırada, kızarak gitmiş. 我一转身的工夫, 他生气走了。\arkaya kalmak 落后 \arkaya koymak 推迟, 往后推

    Türkçe-Çince Sözlük > arka

  • 217 atılmak

    ( nsz, - den, -e)
    1. atmak 的被动态: Eğer bunsuz yukarı dönüp gelirsen, dalgalar içinde ölünceye kadar boyuna aşağı atılacaksın! 如果你回来时没有这个(戒指), 你将被扔下去被浪淹死。
    2. 进攻, 攻击, 袭击: Askerler, düşman üzerine korkusuzca atıldılar. 士兵们勇敢地向敌人发动冲击。Haydutlar, yolcuların üzerine atıldılar. 匪徒们袭击了过往的行人。
    3. 跑向, 扑向, 冲向: Çocuk anasına doğru atıldı. 孩子扑向他的母亲。Kedi, kulağı kirişte bekliyor; ufak bir tıkırtı olsa panter gibi atılıyor. 猫竖起耳朵等着, 哪怕稍有一点儿动静, 它就会向豹子一样扑过去。
    4. 跳入, 冲入: Adam nehre atılarak canı pahasına da olsa küçük çocuğu boğulmaktan kurtarmıştı. 那人跳进河里, 冒着生命危险救出了溺水的儿童。
    5. 从事, 开始, 进行: Şimdilik yeni bir işe atılmayacağım. 我暂时将不做新的事。
    6. 清除, 删除, 剔除: Türkçeden Arapça ve Farsça kelimelerinin bazıları atılmalı. 应从土耳其语中剔除某些阿拉伯语和波斯语词汇。
    7. 被赶出去, 被驱逐: Arsız çocuk okuldan atıldı. 这没教养的孩子被赶出了学校。
    8. 覆盖, 遮盖: Ölünün üzerine bir çarşaf atılmıştı. 死者身上盖了一个床单。
    9. 被移交, 被转让: Bu iş ona atılmalı, o becerir. 这件事应该交给他去办, 他能胜任。
    10. 插嘴, 插话: Biz konuşurken kendisinden söz edildiğini duyunca atıldı. 我们正在说话, 他听见在说他, 也加了进来。

    Türkçe-Çince Sözlük > atılmak

  • 218 atlatmak

    (-i, -e, - den)
    1. atlamak 的使动态: Bir tutam ot deveye hendek atlatır. 成́ 有钱能使鬼推磨。
    2. -i 转́ 渡过, 摆脱: Tehlikeyi atlattık. 我们已摆脱了危险。
    3. -i 转́ 辞退, 解雇, 免职, 驱逐: Geveze adamın biridir, atlatmalı. 这个人太多嘴, 必须把他赶走。
    4. -i 欺骗: Bugün borcunu ödemeğe geleceğini söyledi ise de beni atlattı. 他说今天要来还钱, 可是他把我涮了。Dikkat et, o ne hin oğludur, sen bilmezsin ama ben pek iyi bilirim, seni atlatır da haberin olmaz. 你要当心!他可是一个流氓。你不了解他, 而我对他太了解了, 他骗了你你都不知道。
    5. (新闻界)抢先发布消息

    Türkçe-Çince Sözlük > atlatmak

  • 219 avans

    法́ is.
    1. 预付款, 预支款, 预借款: Avans olarak 50,000 lira alabilir miyim? 我能预支5万里拉吗?
    2. 领先的距离, 超前的距离
    ◇ \avans almak 收预付款, 预支, 预借 \avans çekmek 预支, 预借, 收预付款: Yolluğuma mahsuben beş yüz dolar avans almıştım. 我预支了500美元的差旅费。\avans vermek 1) 预付: İşe girerken bir miktar avans vermeyi kabul etmişlerdi. 他们答应做事之前先预付一笔钱。 2) (下棋时)让子 3) 俚́ 抛媚眼; 引诱, 眉来眼去, 眉目传情, 暗送秋波

    Türkçe-Çince Sözlük > avans

  • 220 bağırmak

    1. nsz 呼喊, 叫喊; 吆喝: Babası, “Ahmet buraya gel” diye bağırdı. 父亲喊道: “艾哈迈德, 这儿来!”Mustafa bağırıyor, ömründe böyle işe çatmadığını söylüyordu. 穆斯塔法大喊大叫, 说他一辈子从没有碰到过这种事。
    2. -e 嚷嚷, 斥责: Çocuk yaramazlık yaptığı için annesi ona bağırdı. 这孩子因为顽皮受到了妈妈的斥责。Ne bağırıyorsun be adam. 你这个人, 瞎嚷嚷什么哪?
    3. -i 表明, 说明: Bu durum, size her gün yaşamınızın tehlikede olduğunu bağırıyor. 这种情况说明, 你们的日常生活已处在危险之中。
    ◇ bağıra bağıra (或 çağıra) 大喊大叫地 -e bağırıp çağırmak 大喊大叫, 大声斥责: Tepsi düşünce evin hanımi, hizmetçiye bağirıp çağırıyor. 托盘掉在了地上, 女主人对着女佣大喊大叫。Bağıracak, çağıracak zamanımız yok, alçaktan görüşüp meseleyi halledersek pek güzel olur. 我们没有时间吵架, 我们最好还是心平气和地谈谈, 把问题解决了。

    Türkçe-Çince Sözlük > bağırmak

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.