Translation: from turkish

rivayet birleşik zamanı

  • 281 küsmek

    - er (-le, -e)
    1. 生气, 发火, 恼火: Ben seninle küstüm, ne atışıyorsun? 我都不理你了, 你还纠缠什么?
    2. 停滞: Ağaç yerini sevmedi, küstü. 这种树不适宜这儿的土壤, 不长。
    3. 不能正常工作, 失去活力, 失去生机: Hamur, yolunda yuğrulmazsa, küser. 面和不好, 就不能做出可口的面食。Yemek zamanı geçerse, mide küser. 过了吃饭的时间, 胃就会不舒服。
    4. 失效

    Türkçe-Çince Sözlük > küsmek

  • 282 lâf

    波́ is.
    1. 话; 说话, 谈话: boş \lâflar 空谈, 瞎聊 büyük \lâflar 大话, 夸夸其谈, 浮夸的话 meşhur bir \lâf 名言 uzun \lâfın kısası 简而言之, 简单地说, 长话短说 üstü örtülü bir \lâf 含糊不清的话, 含糊其词的话 Ben lâfımı bitireyim, sonra sen söyle. 先让我把话说完, 而后你再说。Ben lâfımı bitirdim. 我的话说完了。Lâfımı bitirmeden konuşma. 在我没说完之前, 你不要说话。
    2. 闲话, 闲扯, 废话; 吹牛, 说大话: Lâf zaman bitmiş, iş zamanı gelmiş. 务虚的时候过去了, 到务实的时候了。Onun söylediklerı lâftan ibaret. 他所说的一切都是瞎扯。
    3. 话题, 题目:
    ünl. 胡扯, 瞎扯, 扯淡, 扯谎: Şunu yapacakmış, bunu yapcakmış, lâf! 他又想做这, 又想做那, 全都是瞎扯!
    ◇ \lâf altında kalmamak (言语上)针锋相对, 反唇相讥: Ben onuruma dokunan lâfın altında kalmam, hemen karşılık veririm. 我不会对别人说的伤我自尊心的话忍气吞声, 我会马上反击。\lâf anlamamak 不明白, 不懂, 什么也不懂 \lâf anlamaz 1) 愚蠢的; 傻里傻气的; 糊涂的, 糊里糊涂的: \lâf anlamaz adam 头脑不灵活的人, 不伶俐的人 2) 固执的, 执拗的; 习性难改的: Bu lâf anlamaz ustadan çekeceğin var. 有这么一个固执的师傅, 将来可有你受的。-e \lâf anlatmak 说明, 阐明, 解释明白, 使明白过来, 开导 \lâf aramızda 1) 你知我知, 天知地知 2) 只在我们之间说, 不瞒你说 \lâf atmak 1) -le 闲谈, 闲聊: İstersen beni bekle, hastaneden çıkınca lâf atarız. 你要愿意的话, 你就等我一会儿, 我从医院出来我们再聊。 2) -e 用话刺激, 用言语刺痛人; 惹事, 找碴儿; 暗讽; 暗指 3) (对妇女)用话挑逗, 喋喋不休 \lâf çakmak 说得罪人的话, 说令人气脑的话 \lâf çatlatmak 大喊大叫, 大声说话 - den \lâf çekmek 追问出话来, 逼问出话来, 套问出话来, 探问出话来, 从某人的嘴里掏出话来 \lâf çıkarmak 胡说八道 \lâf çıkmak 有传闻, 有风声, 风传, 谣传 \lâf çiğnemek (说话)兜圈子, 不涉及实质 \lâf dinlemek 听话 \lâf düşmek 有发言权, 被允许发言: Büyükler varken küçüklere lâf düşmez. 大人说话的时候小孩子们插不上嘴。Sizin gibi tecrübeli insanlar varken bu konularda bizlere lâf düşmez. 有你们这样有经验的人在, 在这些问题上哪有我们说话的份儿。\lâf ebeliği 废话, 闲话, 闲扯, 唠叨, 饶舌 \lâf ebesi 唠唠叨叨的人, 饶舌者 \lâf etmek 1) -le 说话, 谈话; 闲谈, 饶舌, 瞎扯: Bir daha böyle lâf edersen ağzını yırtarım. 你要再说这种话, 我就撕烂你的嘴。 2) -i 说了很多, 讲了很多 \lâf getirip götürmek 传话 \lâf götürüp getirmek 传闲话, 挑拨离间 \lâf işitmek 受到申斥: Oynarken giysilerim çamurlandı, evdekilerden lâf işittim. 我玩儿的时候弄脏了衣服, 受到家里人的训斥。\lâf kaçırmak 口́ 瞎说, (忽然)说走嘴 \lâf kaldırmamak 眼里揉不下沙子, 不容别人冒犯: Ben hiç lâf kaldıramam, hemen darılıveririm. 我容不得别人的冒犯, 立刻就会翻脸。\lâf karıştırmak 说题外话, 转移话题 \lâf körük 爱说大话的人, 吹牛大王, 喋喋不休的人 \lâf kumkuması 喋喋不休的人 \lâf \lâfı açtı (或 açar). 一点一点地, 一句接着一句地 \lâf ola beri gele 空话, 废话, 瞎话 \lâf olmak 被议论, 被说三道四 \lâf olsun diye 多少说点什么, 随意说点什么: O gün lâf olsun diye öyle konuşmuştum ama birçok arkadaşlar sözlerimi ciddîye almışlar. 那天我这么随便说了几句, 可是许多朋友都把我的话当了真。\lâf salatası 1) 颠三倒四的话; 废话 2) 微不足道的小事, 鸡毛蒜皮的小事 \lâf taşımak 1) 传话 2) 传闲话, 搬弄是非, 挑拨离间: Lâf taşıyanlar iki dostun arasını açarlar. 传闲话的人会挑拨两个朋友的关系。\lâf taşıyıcı 搬弄是非的, 挑拨离间的, 多嘴多舌的 \lâf vurmak 自吹, 自夸, 夸耀; 显一显, 摆一摆 \lâf yemek 忍气吞声, 默默地忍受(屈辱等), 让泪水往肚里流, 听委屈的话 \lâf yetiştirmek 1) 滔滔不绝 2) 传话, 传闲话 -e \lâf yok 好极了!没得挑: Okulda çalışmalarına lâf yok; çok memnunum. 他们在学校刻苦, 我非常满意。-i \lâfa boğmak 1) 拿话掩盖 2) 说一大堆话: Kira borcunu istemeğe gelmişti. Ama kiracı, adamı lâfa boğunca ev sahibi düşüncesini bile açamadan çıkıp gitmek mecburiyetinde kalmıştı. 房东来要欠租, 可是房客一大堆话弄得房东晕头转向, 什么话也说不出来, 只好走了。\lâfa çanak tutmak 招惹闲话 \lâfa karışmamak 不干预谈话, 不插嘴 -i \lâfa tutmak 用话引开, 用话拖住: Erken dönecektim, Ali lâfa tuttu, geciktim. 我本来可以早点儿回来的, 可是被阿里叫住说了几句话, 来晚了。\lâfa yekûn tutmak 结束谈话: Artık lâfa yekûn tut, işimize bakalım babam. 爸爸, 别再说了, 干我们的事去吧!\lâfı adamın ağzında bırakmak 堵住嘴, 使住口, 不让说话 \lâfı ağzına tıkamak 不让说话, 使住口, 打断说话: Konuyu açacak oldum, lâfı ağzıma tıkadı, bir şey diyemedim. 我刚要提问题, 他打断了我的话, 我什么也没说出来。\lâfı ağzında gevelemek 含糊其辞地说, 嘟哝, 支支吾吾: Lâfı ağzında geveleme de ne diyeceksen de, sabrımı taşırma. 你别支支吾吾的, 想说什么你就说, 别让我不耐烦!\lâfı ağzında kalmak 话到嘴边没有说出; 一言末了; 插不上嘴: Kapı çalınınca lâf ağzımda kaldı. 有人敲门, 我的话没有说完。\lâfı ağzından çıkarmak 说走嘴 \lâfı ağzından kaçırmak 说走嘴: Çocuk lâfı ağzından kaçırdı, camı arkadaşının kırdığını söyleyiverdi. 这孩子说做了嘴, 说玻璃是他的朋友打碎的。\lâfı birine yetiştirmek 传话, 传闲话 \lâfı boğuntuya getirmek 1) 改变话题, 转换话题 2) 否认自己说过的话 3) 解释, 说明, 阐明, 诠释 \lâfı çevirmek 转移话题, 换话题 \lâfı değiştirmek 变换话题, 改变话题: Lâfı değiştirdi. 他改变了话题。\lâfı güzaf 空谈, 闲扯, 扯淡, 瞎吹牛 \lâfı uzatmak 说得多, 把话题扯远 \lâfı yabana atmak 不在乎, 不当回事, 当耳旁风 \lâfın gümrüğünü vermek 俗́ 继续谈话, 接着谈话, 说起来没完: İki kadeh daha çekersem dayanamam, lâfın gümrüğünü verir, yine söylerim. 我要是再喝上两杯, 就把握不住自己了, 会说起来没完。\lâfına kapılmak 1) 相信流言蜚语 2) 成为流言蜚语的受害者 \lâfına metelik vermemek 不在乎, 不当回事, 当耳旁风: Hiç kimse ne bana, ne de lâfıma metelik vermez. 没有任何人把我和我的话当回事。\lâfına tabanca sıkmak 打断话题: Lâfıma tabanca sıkmasana. 你别打断我的话好不好!\lâfını ağzına koymak 不让说话: Lâfını ağzına koydu. 他不让她说话。\lâfını bal ile kesmek 有礼貌地插话: Bir dakika, lâfınızı balla kestim, sizin söyledikleriniz hiç de yabana atılacak sözler değil gibime geliyor. 恕我冒昧, 我打断一下, 依我看, 您的话不会被当成耳旁风。\lâfını bilmek 1) 掂量自己的话, 斟酌自己的话 2) 知道将讲些什么, 知道他用意何在, 猜到他用意是什么 \lâfını esirgememek 坦率地说 -in \lâfını etmek 说, 谈论, 讨论: Onun lâfını bu akşam etmemeği kararlaştık. 我们决定今天晚上不讨论他的问题。-in \lâfını kesmek 1) 停止发言, 中断发言: Kes lâfını! 住口!不要说了! 2) 打断发言, 使停止发言 \lâfını ölçmak 斟酌所说的话, 掂量所说的话 \lâfını sakınmamak 坦率地说 \lâfını şaşırmak 不知说什么好: Heyecandan lâfını şaşırmıştır. 他激动得不知道说什么好。\lâfla gemi yürütmek 纸上谈兵, 光说不练, 耍嘴皮子: Lâfla gemi yürütmeye çalışmayın, dediklerinizi gerçekleştirin. 你们不要光说不练, 要说到做到。\lâflar etmek 说, 说话; 说出自己的意见(观点, 感情等) \lâfta kalmak 空谈 \lâfta kalmayıp harekete geçmak 由言论转为行动
    ◆ Lâf anlayan biri gelsin. 似乎谁也不明白故事的实质。Lâf aramızda kalsın. 只在我们之间说; 这话只有你知我知, 不要对别人说。Lâf değil! 这不是小事!这不是玩笑!这不是闹着玩的事。Lâf kıtlığında asmalar budıyayım! 信口开河!Lâf mı bu? Bu da lâf mı? 这还用说吗?这事还值得说吗?毋庸置疑。Lâf ola. 胡说八道; 你只管说你的, 反正没有人信。Lâf ola beri gele. 这不算是问题。Lâf torbaya girmez. 纸里包不住火, 没有不透风的墙。Lâfı mı olur? 这值得说吗?这有什么意思?Lâfla karın doymaz. 闲聊不能当饭吃。Lâfla peynir gemisi yürümez. 没有钱什么事也办不成。Lâftan gümrük alınmaz. 吹牛不上税。Bunun artık lâfı olur mu? 1) 这已解决了; 这已决定了。 2) 难道这该说吗?

    Türkçe-Çince Sözlük > lâf

  • 283 latarna

    意́ is.
    1. 乐́ (一种)管风琴
    2. 俚́ 破车, 老爷车: Babalık, artık bu latarnayı mektebe başlatma zamanı gelmiş. 老爷子, 这台老爷车该卖掉了!Bu latarna ile dolmuş yapılmaz. 这辆破车不能当小公共拉客。

    Türkçe-Çince Sözlük > latarna

  • 284 nokta

    阿́ is.
    1. 点, 圆点; 斑, 斑点; 小花点: beyaz zemin üzerine siyah \noktalar olan bir basma 白底上带黑点的印花布 harita üzerinde bir yeri bir \nokta ile göstermek 在地图上用圆珠笔点表示一个地方 Yeni giysimin üzerinde kırmızı noktalar var. 在我的新衣服上有不少红点点。
    2. 句号: Nokta basit veya birleşik her bildirim cümlesinin sonuna konur?句号加在简单的或复合的陈述句未尾。"Yağmur yağıyor" tümcesinin sonuna nokta koyunuz. 在“下雨了”的句子末尾加上句号。
    3. 数́ 小数点: Türkiye'de geçen yıl binde 14.8 olan yıllık nüfus artış hızı ise 1999'da binde 14.4'e inde. 去年土耳其人口年增长率为千分之14.8, 1999年则下降为千分之14.4。Ortalama yaşam süresi 2000 yılında erkeklerde ve kadınlarda yaklaşık 2.5 ay atacak. 到2000年男女平均寿命将增加两个月。
    4. 理́ 点: donma \noktası 冰点 erime \noktası 熔点 kaynama \noktası 沸点 kritik \nokta 技́ 临界点 kesişme \noktası 交(叉)点 dayanma \noktası 支点, 支承点
    5. 转́ 观点, 立场: \noktai nazar 观点, 看法 \noktai nazar ihilâfı 各种不同的观点 her \noktai nazardan 在各方面
    6. 点, 地点, 一定地方: arazî \nokta 军́ (定方位的)地物́ 标, 方位物, 方向标, 标定点 dağın en yüksek \noktası 山的最高点 hâkim \nokta 军́ 制高点, 制高地 hareket \noktası 出发的地点, 起点 hedef \noktası 军́ 瞄准点 ince \nokta 转́ 薄弱点
    7. (报告、谈话、思考的)点, 题目; 事情, 问题: Bu noktada oldanıyorsunuz. 在这点上您错了。Bu gibi noktalara dikkat etmeli. 应当关注这些问题。
    8. 军́ 岗, 岗哨, 所, 岗位: polis \noktası 警察岗亭
    ◇ \nokta değiştirmek 换岗 \nokta dikmek 布岗 \nokta koymak 结束谈话: Sözlerime burada nokta koyuyorum.我就说这些。\noktası \noktasına 完完全全地, 丝毫不差地, 不差毫厘地: Sakın söylediklerimin hepsine noktası noktasına inanma. 注意, 请你不要完全相信我所说的一切。\nokta olmak 俗́ 1) 使用麻醉剂 2) 发昏, 变傻; 入睡 3) 离开, 远去

    Türkçe-Çince Sözlük > nokta

  • 285 Meksika

    西́ öz.is. 墨西哥(美洲): Meksika Birleşik Devletleri 墨西哥合众国 \Meksika işi 墨西哥刺绣法

    Türkçe-Çince Sözlük > Meksika

  • 286 mide

    [mi:de]
    阿́ is.
    1. 胃: \mide ağrısı 胃痛 \mide ağzı解́ 贲门 \mide barsak düşüklüğü 胃肠下垂 \mide bağırsak iltihabı 医́ 肠胃炎 \mide bezi 胰腺 \mide büyümesi 胃扩张, 胃胀大 \mide düşüklüğü 胃下垂 \mide ekşimesi 胃灼热, 烧心 \mide hastalığı 胃病 \mide iltihabı 胃炎 \mide kanaması 胃出血 \mide kapısı 幽门 \mide karhası (或 ülseri) 医́ 胃溃疡 \mide onikiparmak bağırsağı atardamarı 胃十二指肠动脉 \mide suyu 胃液 \mide sümükzarı 胃粘膜 \mide zayıflığı 胃虚弱 tevessüü \mide 胃扩张, 胃胀大
    2. 转́ 肚子: Midesine bir yumruk yedi. 肚子上挨了一拳。
    3. 转́ 胃口, 食欲
    ◇ \mide fesadına uğramak 吃撑, 肚子胀得难受 \mide küsmek 胃部不适: Yemek zamanı geçerse, mide küser. 过了吃饭的时间, 胃就会不舒服。-in \midesi ağzına gelmek 想呕吐, 作呕, 恶心: Cadde üzerindeki ezilmiş fare ölüsü midesinin ağzına gelmesine sebep olmuştu. 马路上被轧烂的死耗子让他感到恶心。-in \midesi almamak 1) 没有胃口, 没有食欲 2) 转́ (面对难看的东西)感到恶心, 觉得难受 \midesi bozuk 胃口不好, 食欲不佳 -in \midesi bozulmak 1) 恶心 2) 讨厌, 厌恶 3) 生疑, 怀疑 -in \midesi bulanmak 1) 翻胃, 想呕吐, 恶心 2) 转́ 对…感到恶心, 厌恶, 讨厌 3) 转́ 起疑, 怀疑, 生疑 -in \midesi ekşimek (或 kaynamak, yanmak) 胃灼热, 烧心 -in \midesi ezilmek 觉得饿, 感到饿, 肚子饿 -in \midesi götürmemek 1) 没有胃口, 没有食欲 2) 转́ (面对难看的东西)感到恶心, 觉得难受 -in \midesi kabarmak 恶心: Pislikleri görünce birden midesi kabardı. 看到污物, 他顿时感到一阵恶心。-in \midesi kabul etmemek 1) 没有胃口, 没有食欲 2) 转́ (面对难看的东西)感到恶心, 觉得难受 -in \midesi kaldırmamak 1) 没有胃口, 没有食欲: Yağlı yiyecekleri midesi kaldırmıyor. 他对油腻的食物没胃口。 2) 转́ (面对难看的东西)感到恶心, 觉得难受 -in \midesi kalkmak 讨厌, 厌恶 -in \midesi kazınmak 觉得饿, 感到饿, 肚子饿: Yemek saati geçti; midem kazınmaya başladı. 吃饭的时间已经过了, 我开始感到饿了。-in \midesi kıyılmak 1) 觉得饿, 感到饿, 肚子饿 2) 胃疼, 胃部不适 -in \midesi kıyınmak 1) 觉得饿, 感到饿, 肚子饿: Midem kıyındı. 我饿了。 2) 胃疼, 胃部不适 \midesi olmamak 非常宽容, 过于宽容 -in \midesinde kıyıntı olmak 1) 觉得饿, 感到饿, 肚子饿: Midemde bir kıyıntı var. 我饿了。 2) 胃疼, 胃部不适 \midesine indirmek 吞进肚里, 吃进肚里, 吃掉 -in \midesini bulandırmak 1) 使人感到恶心, 令人作呕, 叫人倒胃: Şu lâfı Yusuf’un midesini bulandırıyordu. 他的这句话令尤素福感到恶心。 2) 转́ 令人生疑, 可疑, 叫人怀疑: Onların fiskos etmeleri midemi bulandırdı. 他们俩交头接耳使我大生猜疑。 3) 转́ 不合口味, 不被喜欢 -in \midesini kaldırmak 使人感到恶心, 令人作呕, 叫人倒胃: İlâç midesini kaldırdı. 吃了这个药他感到恶心。\mideye oturmak 不好消化, 难消化 \mideyi ateşlemek 俗́ 喝酒 \mideyi bastırmak 吃零食垫垫肚子 \mideyi temizlemek 洗胃

    Türkçe-Çince Sözlük > mide

  • 287 muvasalat

    [muva:salat]
    阿́ is. 旧́ 到达, 抵达, 来到: \muvasalat zamanı 到达时间
    ◇ \muvasalat etmek 到达, 抵达

    Türkçe-Çince Sözlük > muvasalat

  • 288 ölçmek

    - er -i
    1. 量, 计量; 测量, 丈量; 测定: buğdayı \ölçmek 量小麦 kumaşı \ölçmek 量布 ısıyı \ölçmek 测温, 测量温度 tarlayı \ölçmek 丈量土地 yağı \ölçmek 测量油, 量油 zamanı \ölçmek 测定时间, 计量时间 bir yerin genişliğini \ölçmek 丈量某地的宽度 Annem pencereyi ölçtükten sonra perde satın aldı. 我母亲量好窗户的尺寸, 去买了窗帘。Masanın enini karışlayıp ölçtü. 他用手量了量桌子的长宽。
    2. 转́ 斟酌, 估量, 衡量, 全衡; 考虑, 思考, 思索, 揣度: davranışlarını \ölçmek 慎重从事 sözünü \ölçmek 字斟句酌, 斟酌词句 attığı her adımı \ölçmek 考虑迈出去的每一步 Onun müzikçi değerini ölçmek bana düşmez. 我说不了他是一个什么样的音乐家。
    ◇ ölçüp biçmek 好好斟酌, 仔细地考虑, 深思熟虑, 瞻前顾后 Ölçüp biçip bir ev almaktan başka çare bulunmadığına karar verdi. 他深思熟虑后决定买房子, 除此他没有别的办法。

    Türkçe-Çince Sözlük > ölçmek

  • 289 öldürmek

    -i
    1. 打死, 杀死, 弄死; 杀害: kuşu \öldürmek 打死鸟 kendini \öldürmek 自杀 Eline düşersem beni muhakkak öldürürdü. 我要是落在他的手里, 他非杀了我不可。Allah'ın öldürmediğini kim öldürebilir, işte yine iyileştim. 老天爷不让我死, 谁又能让我死?所以我又活过来了。
    2. 消除, 消灭, 去掉, 打消; 扼杀, 毁掉; 破坏, 损害; 摧残, 压制, 压垮; 杀青: soğanı tuzla ezip \öldürmek 用盐把洋葱杀一杀 Bu adamı içki öldürdü. 酒使这个人丧了命。Mesleği onu öldürüyor. 他的职业有损健康。Savaş birtakım sanayi kollarını öldürdü. 战争毁了许多工业部门。Kuraklık ekinleri öldürdü. 干旱使庄稼都枯萎了。
    3. 口́ 折磨, 磨难; 使痛苦, 使苦恼, 使痛不欲生, 使绝望; 使极度疲劳: Bu yol bizi öldürdü. 这条路把我们累死了。Onun tutumu karısını öldürüyor. 他的行为使自己的妻子很苦恼。Ancak ders verdiği çocuk, ağır anlıyordu, Bu da onu öldürüyordu. 但是他教的这个孩子头脑迟钝, 也把他折腾得够戗。
    4. 口́ 白白花费, 白耗费, 白浪费: zamanı \öldürmek 白浪费时间 Bütün bir günü öldürdük. 我们白白浪费了一整天时间。
    ◆ Öldürseler kanı akmaz. (喻执拗的人)就是杀了他, 他也不出血。

    Türkçe-Çince Sözlük > öldürmek

  • 290 şartlı

    s.
    1. 有条件的, 受…制约的, 以…为条件的, 取决于…的: \şartlı birleşik zaman 语́ 条件式 \şartlı refleks 心́ 条件反射
    2. (宗教意义上讲)洗干净了的
    3. 宣过誓的(丈夫)

    Türkçe-Çince Sözlük > şartlı

  • 291 saklamak

    -i
    1. 收藏, 保存: İlkokul kitaplarımı saklıyorum. 我收藏着我的小学课本。
    2. 存, 存放: Paralarını kasada saklıyor. 他把钱存在银行。
    3. 藏, 隐藏
    4. 保存, 保藏: eti buzdolabında \saklamak 把肉保存在冰箱里 peyniri tuzlu suda \saklamak 把奶酪保存在盐水里
    5. (- den, -i) 隐瞒: Benden bile sakladı. 他甚至连我都瞒着。Hasis işlerle uğraştığı için mesleğini saklıyor. 他隐瞒他的职业是因为他从事的是下贱的工作。Ondan hiç bir sırrımı saklamam. 我从不对他隐瞒我的秘密。
    6. (-i, -e) 为…留下某物: Bu kitabı size sakladım. 这本书是我专门留给您的。Bu yemeği yarına saklayalım. 这菜我们留到明天吃吧!
    7. 转́ 保佑, 保护: Allah saklasın (或Hak saklaya). 愿真主保佑。
    ◆ Sakla samanı, gelir zamanı. 要保存好目前用不着的东西, 以备将来有用。

    Türkçe-Çince Sözlük > saklamak

  • 292 soğuk kanlı

    s.
    1. 冷血的
    2. 冷静的, 镇静的, 沉着的
    ◇ \soğuk kanlı hayvanlar 冷血动物: Balık, sürüngenler soğuk kanlı hayvanlardandır. 鱼、爬行动物属于冷血动物。\soğuk kanlı olmak 变冷静, 变镇静, 变沉着: Büyük kumandanların harp zamanı soğuk kanlı olmasını tavsiye ederler, fakat elde değil. 有人建议高级指挥官在打仗的时候要保持头脑冷静, 但这不容易做到。

    Türkçe-Çince Sözlük > soğuk kanlı

  • 293 standart

    - 法́
    s. 标准的, 合规格的: \standart dil 书面语 \standart fiyat 标准价 \standart hata 标准误差, 合格的误差 \standart iş zamanı 标准工作时间 \standart kar 标准利润 \standart ölçü 标准尺寸 \standart para 标准货币 \standart saat 标准时间 \standart tütün 合格烟叶
    is. 标准, 水准, 规格: halkın hayat \standartı 人民的生活水准

    Türkçe-Çince Sözlük > standart

  • 294 sulh

    阿́ is.
    1. 和平: \sulh akdi 缔结和约 \sulh emniyeti 和平的保障 \sulh komitesi 和平委员会 \sulh konferansı 和平会议 \sulh muahedesi 和约 \sulh müzakeresi 和平谈判, 和谈 \sulh perisi 和平天使 \sulh şartları 和平条件 \sulh vakti (或 zamanı) 和平时期 Yurtta sulh, cihanda sulh. 国家要和平, 世界要和平。
    2. 安静, 安宁, 宁谧
    3. 和解, 调解: \sulh hakimi 调解法官 \sulh mahkemesi 调解法庭, 治安法庭
    ◇ \sulh içinde beraber (或 bir arada) yaşamak 和平共处 \sulh olmak 说妥, 达成协议: Yüz bin lira alacaklı iken kırk bin liraya sulh oldu. 他本来该拿10万里拉, 却说妥了拿4万里拉。Evvelâ kapıyı yedi yüz milyon liradan açtı, nihayet beş yüz milyona sulh oldu. 他开价7亿里拉, 最后以5亿里拉成交。

    Türkçe-Çince Sözlük > sulh

  • 295 üzüm

    is. 植́ 葡萄(果实): \üzüm çubuğu 葡萄藤 \üzüm salkımı 葡萄嘟噜, 葡萄串 \üzüm suyu 葡萄汁 \üzüm şekeri 葡萄糖 \üzüm tanesi 葡萄粒, 一粒葡萄 kişmiş \üzümü 无核的小黑葡萄干 kuru \üzüm葡萄干 kuş \üzümü 一种小粒黑葡萄 sofra \üzümleri 食用葡萄 şaraplık \üzüm 制酒葡萄 taze \üzüm 鲜葡萄
    ◆ Üzüm hırsızı güzün belli olur. 偷葡萄的贼要到秋天收葡萄才能弄清楚。Üzüm üzüme baka baka kararız. 葡萄一粒看着一粒熟。Üzümü ye de bağımı sorma. 吃葡萄不要问是哪个葡萄园的。Üzüm zamanı köpek ölmez. 收葡萄时饿死不了狗。
    II
    (和动词 üzmek, üzülmek连用, 加强其词汇意义)
    ◇ \üzüm \üzüm üzmek 折磨:...hıncını doğrudan doğruya çıkarmıyor, başka bahaneler bularak kızı üzüm üzüm üzüyor. 他不直接泄愤, 而是找借口, 狠狠地折磨姑娘。\üzüm \üzüm üzülmek 受折磨, 痛苦, 苦恼, 难过

    Türkçe-Çince Sözlük > üzüm

  • 296 yanma

    is. yanmak 的动名词: \yanma gazları 技́ 炉气, 燃烧气体 \yanma hücresi 技́ 燃烧室 \yanma sıcaklığı (或 ısısı) 燃烧温度 \yanma maddesi 燃烧产物 \yanma zamanı 技́ 工作行程, 工作冲程 noksan \yanma 不完全燃烧 tam \yanma 完全燃烧

    Türkçe-Çince Sözlük > yanma

  • 297 zaman

    [zama:n]
    阿́ is.
    1. 时间; 时光, 光阴: Zamanlarındaki bilgi seviyesinin fevkine çıkmak 高于当时的科学水平 \zaman farkı 时差 iş \zamanı 工作时间 uyku \zamanı 睡觉时间 Oradan çok zaman geçti. 从那时起过了很长时间 Bu iş kötü bir zamana rastgeldi. 这件事碰上了倒霉的时候。Zamanı gelmiştir. 时间到了。
    2. 时代, 时期: Atatürk \zamanı 阿塔图尔克时代 İmparatorluk \zamanında 在帝国时代 çocukluk \zamanı 童年时代
    3. 季节, 时节: gül \zamanı 玫瑰花开期 üzüm \zamanı 葡萄成熟季节
    4. 语́ 时, 时间: geçmiş \zaman 过去时 gelecek \zaman 将来时 şimdiki \zaman 现在时 \zaman zarfları 时间副词
    5. 地́ 代, 纪: dördüncü \zaman 第四纪
    6. 拍、节, 节拍; 冲程, 行程: \zaman ölçüleri 乐́ 小节, 拍子, 拍节 emme \zamanı 技́ 吸气行程, 进气行程, 吸气冲程 tazyik \zamanı 技́ 压缩行程, 压缩冲程
    7. 和以 -dık, -acak 结尾的动名词连用构成扩展时间状语: Atatürk Samsun'a ayak bastığı \zaman 当阿塔图尔克到了萨姆松的时候 Derslerimiz sona erdiği zaman istirahat eder, voleybol oynarız. 下课了, 我们休息、打排球。
    ◇ \zaman adamı 识时务的人 \zaman aşımı 过时, 过期 \zaman bırakmak 分出时间, 留出时间 \zaman geçirmek 1) 度时光, 过日子 2) 浪费时间, 虚度光阴 \zaman geçirmeden 不浪费时间, 不虚度光阴 \zaman geçtikçe 逐渐, 渐渐, 随着时间的推移 \zaman kazanmak 赢得时间, 争取时间, 赶时间: Zaman kazanmak için kahvaltıyı yolda yapmaya karar verdik. 为了赶时间, 我们决定早餐在路上吃。\zaman kollamak 等待时机 \zaman öldürmek 浪费时间, 虚度光阴 \zaman vermek 分出时间, 留出时间, 给时间 \zaman \zaman 有时, 偶而: Zaman zaman bize uğrar, hoşbeş ederiz. 他偶尔来看看我们, 聊聊天。\zaman \zamana uymaz 此一时, 彼一时; 一年不同于一年 -i \zamana bırakmak 指望时间, 等待时机: Her şeyi zamana bırakmıştım. 我把一切都寄托于时间。\zamana uymak 与时间相符合; 与时代相吻合 \zamanı dolmak 限期到, 期限到 \zamanı geçmek 过时 \zamanı öldürmek 浪费时间, 虚度光阴 \zamanında 及时, 适时, 按时 \zamanını almak 占用时间: Biraz zamanınızı alabilir miyim? 我能占用您的一点时间吗?\zamanını kollamak 等待时机 \zamanını mirasyedice harcamak 浪费时间, 虚度光阴
    ◆ Zaman yardım etmedi. 生不逢时。
    II
    阿́ is.
    1. 担保, 保证; 保单; 保障
    2. 填补, (亏空), 赔偿, 抵偿, 赔款
    ◇ \zaman altına almak 保证赔偿损失

    Türkçe-Çince Sözlük > zaman

  • 298 zemin

    [zemi:n]
    波́ is.
    1. 土, 土壤, 泥土: \zemin teşekkülâtı 土壤结构 Sanki çürük bir zemine basıyormuş gibi dikkatle yürüdü. 他小心翼翼地走着, 就象是在泥泞中跋涉。
    2. (绘画, 织物花纹等的)底色, 底子; 衬景, 背景: \zemini mavi bir halı 底色是天篮色的地毯 \zemini beyaz bir basma 白底色花布 al \zeminüzerine beyaz yıldızlı bir kumaş 红底带白色星星的花布
    3. 底面, 底部; 地面, 地板; 地基: \zemin katı (楼房的)底层, 地下层 \zemin örtüsü 铺垫物́, 垫头; 垫底层 \zemini sağlam bir yapı 地基很牢固的建筑物 Zemini halılarla kaplı bir odada konuk edildik. 我们住在铺有地毯的房间里。Bu odanın zemini taştır. 这房间的地面是石头铺的。
    4. 转́ 基础; 依据, 根据: \zemin hazırlamak 准备条件, 做好准备, 准备好 Anlaşma zemini bulamadılar. 他们无法达成签约的共识。
    5. 意思, 意义; 实质; 精神: bu \zemin deki rivayetler 有关这件事的传闻 Bu zeminde şey yazınız. 你就按这种精神写点东西。Bu zeminde bir konuşma yapmış. 他就这一问题讲了话。
    6. 旧́ 地球, 地面: \zeminü zamanı nazarı itibara almak 注意到时间和环境 \zemin ve zamana uygun 合适的时间和环境

    Türkçe-Çince Sözlük > zemin

  • 299 aeroamfizem

    Aeroemfizema; yüksək atmosfer təzyiqinin anidən normala düşməsi zamanı toxumalarda azot oksid qabarcıqlarının toplanmasına bağlı vəziyyət

    Türkcə-Azərbaycanca İzahlı Tibb lüğəti > aeroamfizem

  • 300 aerofor

    Yenidoğulanlarda tənəffüs çatışmazlığı zamanı istifadə edilən alət

    Türkcə-Azərbaycanca İzahlı Tibb lüğəti > aerofor

Look at other dictionaries:

  • rivayet birleşik zamanı — is., dbl. Yalın zamanlı bir kiple miş ekinin birlikte kullanılmasından oluşan birleşik zaman: Gelmişmiş, gelecekmiş gibi …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • birleşik — sf., ği Bir araya gelmiş, birleşmiş olan, müttehit Birleşik Sözler birleşik ad birleşik cümle birleşik fiil birleşik isim birleşik kap birleşik kelime bir …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • rivayet — is., Ar. rivāyet 1) Söylenti O, yanıma oturarak kara haberlerden, kötü rivayetlerden bahsetti. F. R. Atay 2) Bir olay, bir haber veya sözü nakletme Rivayete göre, iğrenç, akla gelmez uğursuzluklar işlemişler. R. H. Karay Birleşik Sözler rivayet… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • birleşik zaman — is., dbl. Yalın zamanlı ve çekimli bir fiilin di (i di), miş (i miş,), se (i se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdiği zaman: Sevdiydi (sevdi y di <sevdi+i di), sevecekmiş (sev ecek miş < sev ecek + i miş) sev er se (sev erse… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • zaman — is., Ar. zamān 1) Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım. Ö. Seyfettin 2) Bu sürenin belirli bir parçası, vakit Efendiler,… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.