Translation: from turkish

rivayet birleşik zamanı

  • 261 Amerika

    öz.is.
    1. 美洲, 阿美利加洲: kuzey \Amerika 北美洲 orta \Amerika 中美洲 güney \Amerika 南美洲
    2. 美国: \Amerika Birleşik Devletleri 美利坚合众国, 美国
    3. 俚́ 有钱人, 大款, 阔佬

    Türkçe-Çince Sözlük > Amerika

  • 262 beylik

    - ği
    s.
    1. 国家的, 国有的, 国立的: \beylik elbise 由政府发放的服装 \beylik bina 国有大楼
    2. 老一套的, 已成陈规的: \beylik söz 官话, 陈词滥调, 老一套的话 Böyle beylik lâflarla insan savsaklamak zamanı çoktan geçti. 用这样老套的话糊弄人的时候早已经过去了。Çaresiz yine güneyde beylik bir tatil köyüne gideceğiz. 没办法, 老一套, 我们还是要去南边那个度假村。
    is.
    1. 转́ 富裕生活: Babasının kesesinden beylik taslıyor. 他用他父亲的钱装阔气。
    2. 史́ 公国; 公爵爵位: Bir günlük beylik beyliktir. 成́ 一日为侯也是侯。
    3. 旧́ 官府
    4. 小薄军毯
    ◇ \beylikten alacaklı olmak 政府贷款
    ◆ Beylik çeşmeden su içme. 没有金刚钻, 别揽瓷器活; 没有真本事, 别当这个官。Beylik fırın has çıkarır. 三年清知府, 十万雪花银。Beylik vermekle, yiğitlik vurmakla. 当阔佬靠的是出手大方, 当英雄靠的是出手有力。

    Türkçe-Çince Sözlük > beylik

  • 263 biçim

    is.
    1. 外表, 外形, 样子
    2. 模型, 型; 款式; 样式: saç \biçimi 发型 yeni \biçim bir ceket 新款上衣 giysinin \biçimi 衣服款式 kostümün \biçimi 套装的款式
    3. 形式; 方式: koltuk \biçiminde bir sandalye 扶手椅 tekil \biçim 单数形式 çoğul \biçim 复数形式 olumsuz \biçim 否定式 Liberalizm, kendisini çeşitli biçimlerde gösterir. 自由主义有各种表现。
    4. (文艺作品等的)体裁
    ◇ \biçim almak 采取…形式, 具有…样式, 采取…方式 \biçim \biçim 各式各样地 \biçim vermek 使具有某种形式: Bu odaya bir biçim vermeliyiz. 我们应该布置一下这间房子。-i \biçime koymak 使成某种形状 -i \biçime sokmak 使成某种形状 -i \biçime sokmak 使成某种形状 \biçimine getirmek 寻找好时机, 伺机
    II
    is. 收割: buğday \biçim zamanı 小麦收割时间

    Türkçe-Çince Sözlük > biçim

  • 264 böğürtü

    is. 牛叫声; 鹿鸣; 大叫声
    ◇ \böğürtü zamanı (野兽)发情期 \böğürtüye saldırmak 放猎犬追鹿

    Türkçe-Çince Sözlük > böğürtü

  • 265 civcivli

    s.
    1. 有雏的(鸡鸭等): \civcivli bir tavuk 带着一群鸡雏的母鸡
    2. (修饰时间名词)热闹的, 嘈杂的, 繁忙的, 紧张的, 激烈的: kışın en \civcivli zamanı 数九寒天, 寒冬腊月 pazarın \civcivli zamanı 集市最热闹的时候 savaşın en \civcivli günü 战争最激烈的一天 İşimin en civcivli zamanında gelip beni rahatsız etti. 他在我工作最忙的时候来烦我。

    Türkçe-Çince Sözlük > civcivli

  • 266 çatmak

    - ar -i
    1. 架(放); 搭建́, 盖: Askerler silâhlarını çattılar. 战士们把枪架在了一起。Çardağı iki saatte çattılar. 他们用两个小时搭好了棚子。
    2. 粗缝
    3. (往牲口驮子上)搭放
    4. 戴, 系, 束
    5. -i 皱(眉); 板(脸): Polis kaşlarını çattı. 警察皱起了眉。
    6. -e 遭遇, 遇到, 碰到(尤指令人不快的事): belâya \çatmak 倒霉; 遭到不幸 Amma da aksi herife çatmışız ha! 我们真的碰上了一个这么犟的家伙!Mustafa bağırıyor, ömründe böyle işe çatmadığını söylüyordu. 穆斯塔法大喊大叫, 说他一辈子从没有碰到过这种事。
    7. (舰船在海上)相撞
    8. -e 申斥, 训斥; 寻衅, 找碴儿, 惹事: Hanım, hizmetçisine, iyi çalışmadığı için çattı. 夫人因为仆人笨手笨脚, 把他训斥了一顿。Kabadayılara çattı; onun yuvasını yaptılar. 他招惹了那些无赖, 他们就把他收拾了一顿。
    9. nsz 轮到, 到了…时间: Bir karara varma zamanı gelip çatmış. 已经到了作决定的时候了。Kadının doğacağı gün ve saat gelip çatmış. 女人分娩的日子和时辰到了。
    10. 集中, 聚集: Düğün için derleyip çatıp gerekeni sağladı. 他凑齐了婚礼必备的东西。
    ◇ çatacak adam aramak 找人撒气

    Türkçe-Çince Sözlük > çatmak

  • 267 çift

    波́ is. ve s.
    1. (一)双, (一)对, (一)副; (异性组成的)一对儿, 夫妇; 成双的, 成对的, 偶数的: bir \çift terlik 一双拖鞋 bir \çift çorap 一双袜子 bir güvercin \çifti 一对儿鸽子 mutlu bir \çift 幸福的一对儿 \çift sayı 偶数 \çift camlı pencere 双层玻璃窗 \çift demetli radar 搜索雷达 \çift düğmeli 双排扣的 \çift kanatlı 双扇的(门或窗) \çift uyruk taşımak 拥有双重国籍 Çift yataklı bir oda istiyorum. 我要一个双人房间。
    2. (套在一起耕地的)两头牛
    3. 钳子, 镊子
    4. 耕作, 耕地: \çift çubuk 农具 \çift resmi 农业税
    ◇ \çift atış 体́ (因起跑无效而进行的)二次发令 \çift çubuk sahibi 财主, 地主 \çift dikiş 1) 双缝 2) 俚́ 留级, 蹲班 \çift dirsek U形弯头 \çift görmek 喝醉 \çift koşmak 套牲口(拉犁) \çift sıra olmak 1) 使队列成两行 2) 排成两列纵队 \çift sürmek 耕地, 犁地: Resim, bir tarlada çift süren bir çiftçiyi betimler. 这幅画描绘一个农夫扶着犁把犁田。\çift vuruş 体́ 连击 \çift zamanı 开耕时节 \çifte gitmek 去耕地 \çifte koşmak 套牲口(拉犁) \çifti bozmak 弃农

    Türkçe-Çince Sözlük > çift

  • 268 devlet

    阿́ is.
    1. 国, 国家: \devlet dini 国教 \devlet sırrı 国家机密 Amerika Birleşik Devletleri 美利坚合众国
    2. 国家政权, 中央政府, 官府: \devlet adamı 国家领导人 \devlet bakanı 国务部长 \devlet başkanı 国家元首, 国家主席 \devlet bankası 国家银行, 中央银行 \devlet kapısı 国家机关, 政府机构 \devlet memuru 国家公务员, 政府官员 \devlet teşkilâatı 国家机关 Çok eskiden yol kesen eşkıyalar devleti uğraştırırlarmış. 很久以前, 劫匪横行, 官府伤透了脑筋。
    ◇ \devlet baba (民间对国家的称谓)官府
    II
    阿́ is.
    1. 转́ 幸福, 幸运: Bu hâl onun için ne devlet! 对于他来说, 这是多么幸福哇!Onun erdiği devlet herkese nasip olmaz. 大伙儿谁也没有他那么幸运。Devlet adama ayağı ile gelmez. 成́ 幸福不会从天降。
    2. 地位, 高位: Adamcağız eski devletiyle övünüp durur. 这家伙经常夸耀他以前曾拥有的高官厚禄。
    ◇ \devlet ayağına gelmek 转́ 机会难得 \devlet başında olmak 幸福, 幸运 \devlet düşkünü 1) 破落的, 家道中落的 2) 转́ 令人感兴趣的地方 \devlet güneşi 转́ 天赐良机 \devlet kuşu 幸福鸟, 好运, 天降之喜: Başına devlet kuşu kondu, piyangonun büyük ikramiyesini o kazandı. 他撞了大运, 买彩票中了大奖。Her yiğitin devlet kuşu konmaz başına. 不是每个勇士都非常幸运。\devlet sürmek 生活安逸 \devlet tacı 天赐良机 \devlete konmak 走运 \devleti dönmek 倒运, 走背字 \devletini tepmek 自找倒霉, 自讨苦吃 \devletle 祝你好运!

    Türkçe-Çince Sözlük > devlet

  • 269 dikim

    is. dikmek 的动名词: \dikim zamanı 栽种季节, 移栽时机 Bu kostümün dikimi iyi değil. 这套衣服的做工不好。

    Türkçe-Çince Sözlük > dikim

  • 270 ekme

    is. ekmek 的动名词: \ekme makinesi 播种机 Ekme zamanı geldi. 播种季节到了。

    Türkçe-Çince Sözlük > ekme

  • 271 ense

    is.
    1. 颈背, 后颈, 脖颈儿, 脖梗儿; 脑后: Elinde mendil, ensesinin, alnının terini silip duruyordu. 他手拿手绢不停地擦拭着脖梗子和脑门上的汗。Ense köküne bir tokat indirdi. 他向后脖根儿拍了一掌。Saçları ensesine dökülüyor. 她一头秀发披散在脑后。
    2. 俚́ 屁股, 臀部
    ◇ \ense köküne gelmek 击中后脖颈 \ense kulak yerinde 1) (男人)高大的, 魁梧的 2) (男人)衣冠楚楚的 \ense yapmak 俚́ 过悠闲的生活: Çalışma zamanı ense yapmak akıllı adamın harcı değildir. 工作时间贪图安逸不是聪明人的作为。\ensesi kalın 转́ 有影响的, 有权势的, 强有力的; 有钱有势的(人): Ondan fazlaca yardım isteyin; ensesi kalındır onun! 你去向他寻求更多的帮助吧!他有权有势!\ensesinde bir araba yonca var 转́ 不修边幅的肮脏的男子, 嬉皮士似的男子 -in \ensesinde boza pişirmek 转́ 折磨, 强迫某人拼命工作: İhtiyarlık kepaze şey… Şimdi çoluk çocuk evde ensemde boza pişiriyor. 老了不中用了, 现在在家一家人都来给我气受。-in \ensesine binmek 骑在某人脖子上; 转́ 欺负, 欺压: Zavallı adamın ensesine binmişler, her biri bir yandan sıkıştırıp duruyor. 他们几个人欺负那个可怜的人, 一人一边挤住他。-in \ensesine yapışmak 转́ 紧紧抓住: Maliye müfettişleri vergi kaçakçısının ensesine yapıştı. 税务监察官抓住了逃税者。\ensesini çevirememek 脖子粗得扭不动 \ensesini çevirmek 1) 扭头 2) 转́ 视而不见 \ensesini görmek 目睹某人离去, 看见某人离开 \ensesini kaşımak 1) 挠头 2) 转́ 冥思苦想, 犹豫不决, 拿不定主意: Çıkar yol olmadığını görünce ensesini kaşımaya başladı. 他一看这不是办法, 就犹豫起来。

    Türkçe-Çince Sözlük > ense

  • 272 faiz

    阿́ is. 利息: \faiz fiyatı (或 oranı) 利率 basit \faiz 单利 birleşik \faiz 复利 fahiş \faiz 高利贷 gecikme \faizi 损害赔偿利息, 延期偿付款利息 mevduat \faizi 存款利息
    ◇ \faiz getirmek 生利 \faizi işlemek 生利 \faize vermek 放债, 贷出

    Türkçe-Çince Sözlük > faiz

  • 273 federasyon

    法́ is.
    1. 联邦: İsveçre ve Amerika Birleşik Devletleri birer federasyondur. 瑞士和美国都是联邦国家。
    2. 联合会, 联盟: futbol \federasyonu 足联 işçi sendikalar \federasyonu 工会联合会 öğrenci \federasyonu 学联

    Türkçe-Çince Sözlük > federasyon

  • 274 harç

    - 阿́ is.
    1. 用费, 支出, 花销, 开销: Ölçüsüz harcı olanın, borcu da çok olur. 花销无度的人的债也多。Son yıllarda okul harçları arttı. 近几年学费上涨了。
    2. 费税: tapu \harçı 契据费
    3. 能力, 本事: Bu iş herkesin harcı değildir. 这件事不是每个人都能干的。Çalışma zamanı ense yapmak akıllı adamın harcı değildir. 工作时间贪图安逸不是聪明人的作为。Yaşadığİmız dünyayı seviyorum / Kin tutmak benim harcım değil. 我爱我们的世界 / 心怀憎恶不是我能做的。
    ◇ \harçını vermek 斥责, 责骂: Aynasızlık edersen harcını veririm. 你要是干坏事, 我非骂你不可。Keştir, harcını verirsen uskutlar. 这个蠢货, 你要是骂他, 他连个屁都不敢放。
    II
    - 波́ is.
    1. (建筑业)灰浆, 泥浆, 砂浆, 灰泥: sıva \harçı 水泥石灰砂浆, 混合砂浆
    2. (餐饮)配料(油盐酱醋葱姜蒜及各种调味品的总称): Bu yemeğin harcı pek iyi değil. 这道菜的配料很好。
    3. (服装)饰品: Bu esvapta iyi harç kullanılmış. 这件成衣上的饰物不错。
    4. (花圃)混合土, 复合土
    ◇ \harç karmak 和泥: İşçiler harç karıyorlar. 工人们正在和灰浆。

    Türkçe-Çince Sözlük > harç

  • 275 iftar

    阿́ is.
    1. 开斋: \iftar sofrası 开斋饭 \iftar zamanı 开斋时间
    2. 开斋饭, 斋月时的晚饭
    3. 开斋时间: İftarda geldi. 他在开斋的时候来了。
    ◇ \iftar açmak 开斋 \iftar bozmak 开斋 \iftar çağırmak 招呼进(斋月时的)晚餐 \iftar etmek 开斋 \iftar hazırlamak 准备(斋月时的)晚饭

    Türkçe-Çince Sözlük > iftar

  • 276

    is.
    1. 工作, 办公: \iş hanı 写字楼, 办公楼 İş sırasında kimseyi meşğul etmeyin. 工作期间, 请匆打扰!Şimdi iş zamanı, eğlence olmaz. 现在是办公时间, 不得喧哗打闹。
    2. 职业, 工作岗位: Birçokları madenlerde ve sıhhi olmayan işlerde ölüp gitti. 其中许多人相继死于矿山和有损健康的工作岗位。Ne iş yapıyorsunuz? 您是做什么工作的?
    3. 女红: Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü. 邻家妇人把手中的活计放在膝盖上, 转过身去看新娘子。
    4. 手艺, 手工, 工艺, 技巧: Bu camide ne iş bulunduğunu tahmin edemezsiniz. 这座清真寺建造之精美令人叹为观止。Bu örtüde ne iş var! 这块台布做工多么精细!
    5. 要办的事情: Bu dairede işim var. 在这个部门我有事要办。Bu dairenin işi çok. 这个部门的工作很多。İşim olmasa, sana arkadaşlık ederim. 我要是有空, 会去陪伴你的。Şimdi çok işim var, beni meşgul etme. 我现在很忙, 请别打扰我!
    6. 事务: güvenlik \işleri 安全事务 devlet \işleri bakanı 国务部长
    7. 事情, 安排: Bu, benim işimi bozdu. 这可坏了我的事。İşinizi yoluna koydunuz mu? 你们的事办好了吗?İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamıslar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı. 他们放下工作, 关闭了店铺, 纷纷成群结队地逃离了城市。
    8. 实业; 交易, 买卖, 生意; 生产, 经营, 业务: \iş adamı 实业家 \iş alanı 行业 \iş âlemi 实业界, 商界 \işler durgun 生产萧条 Bu işte beş bin yuan içeri girdim. 我笔生意我赔了5千块钱。İşler açıldı. 生意兴隆。Sende insaf yok mu, adamcağız bu borcu birden verirse, iş bozulmaz mı? 你还讲不讲道理, 这笔债他要是一次还清, 他的生意不就毁了吗?
    9. 事情, 行为: Birçok insanlarla tanışmak iyi bir iştir. 多认识一些人是一件好事。Yoksullara yardım etmekle çok iyi bir iş yaptım. 我扶危济贫是办了一件大好事。
    10. 事情, 事件: Hep te bu işler bana rastlar. 这种事总是让我赶上。
    11. 值得一干的事情: Bu da bir iş mi sanki? 这也算件事?Bu da iş yapamıyalım. 我们别把这也当作一件事!
    12. 问题: Bu bir zevk işidir. 这是一个口味问题。Bu konuda sonuç olmak vakit işidir. 在这个问题上取得成果是一个时间问题。
    13. 麻烦: Sen de buraya girmeye kalkışırsan işimiz var. 要是你也加进来, 我们的事情可就麻烦了。
    14. 作品: Bu halı doğrusu değerli bir iştir. 这块地毯真是一块珍贵的作品。
    15. 花样, 名堂, 猫儿腻, 伎俩, 阴谋, 骗局: Bunda iş var ama anlayamadım. 这里面有猫儿腻, 只是我不清楚。Onun işi anlaşılmaz ki. 谁知道他在搞什么花样!Onun işine akıl ermez. 不知道他在打什么主意。
    16. 功: Erg, jul, kilogarmetre, vat saat, kilovat saat iş ve erke birimleridir. 尔格、焦尔、米千克、瓦时、千瓦时都是功和能的单位。
    ◇ (birinin başına) \iş açmak 转́ 找事, 添乱, 找麻烦: Pancuru tamir edeyim derken başıma iş açtım. Cam kırıldı. 我本想把灯罩修修, 结果弄巧成拙, 又把玻璃弄碎了。Başkalarına kötülük edeyim derken kendi başına iş açmış. 他本想给别人使坏, 结果却给自己找了麻烦。\iş akdi 劳动合同, 劳务合同, 劳资合同 \iş alanı 行业 \iş âlemi 实业界, 商界 - den \iş almak 奉承, 献殷勤: O duraktan iş alma, başın belâya girer. 别对那个骚货献殷勤, 你会惹麻烦的!\iş anlaşmazlığı 劳资纠纷 \iş aramak 找工作: Bu adam bir iş arıyor. 这个人正在找工作。\iş ayağa düşmek (工作)落到不负责任、缺乏能力的人手里 \iş başa düşmek 只能自己做某事, 只能靠自己: Başkasından yardım almamız mümkün değildi, iş başa düşmüştü. 得到别人的帮助是不可能的, 我们只有靠自己了。Ne yapalım iş başa düştü, başka yolu yok. 我们怎么办, 只能靠自己, 没有别的办法。\iş başarı belgesi 推荐信 \iş başı 负责人, 牵头的: Dünkü çocuk öyle önemli işin başına getirilir mi? 他乳臭未干, 能胜任如此重要的工作吗?\iş başına dönmek 干活: Yemekten sonra erkekler işlerinin başına döndüler, ev sahibi misafir kadını çarşı pazar dolaştıracaktı. 饭后, 男人们都干自己的事去了, 房东就让女客人逛街去了。\iş başına geçmek 牵头, 担任领导 \iş başına gitmek 干活: Haydi iş başına! Git, süpürgeyi getir, odayı süpür! 快干活去!把笤帚拿来, 把房间扫扫!\iş başında 1) 正在干活, 正在工作 2) 工作期间 \iş başında eğitim 在职培训 \iş başındakiler 头头, 领导, 负责人 \iş becermek 1) 会做事: Aralarında işten anlayan, iş becerebilecek kimse yok, karga derneği. 他们中间一个会办事的人也没有, 一群傻瓜蛋。Keli körü çevresine toplamış; aralarında iş becerecek bir kişi bile yok. 他纠集了一群酒囊饭袋, 一个会干事儿的也没有。 2) 干坏事, 搞小动作, 干见不得人的事 \iş bilmek 有经验, 熟练, 懂行, 内行: İş bilenin, kılıç kuşananın, demişler. İşini bilene bu memlekette iş çok. 俗话说, 一招鲜, 吃遍天; 在这个国家, 有本事的人好找工作。İş bilir birini bulup burayı düzene koyduk. 我们找来一个能人理顺了这里的秩序。\iş bitirmek 1) 顺利完工 2) 能干, 懂行 3) 合手, (对所从事的工作)派得上用场 \iş bitmek 1) 被完成, 被办妥, 被解决 2) - den 取决于, 仰仗 \iş bulmak 找到工作: Sonunda bir iş buldum. 我终于找到了一份工作。Yukarıdan ağır basmayınca iş bulmak mümkün olmuyor. 如果上边没有人说话, 就不可能找到工作。-e \iş buyurmak 指使, 给某人下命令: Lüzumu oldukça müdür onu çağırtır, iş buyurur. 必要时经理就找人叫他, 给他下命令。\iş çatallanmak (或 çatallaşmak) 出岔子, 复杂化 \iş çevirmek 搞小动作, 玩猫腻, 耍花样: İş çevirmek isteyenler muvaffak olamayacaklar. 企图搞小动作的人不会得逞。Ne işler çevirdiğinin farkındayım; beni kandırmazsın. 我知道你在搞什么鬼花样, 你骗不了我。\iş çığırından çıkmak (局势)失控, 出岔子: İş çığrından çıkmış, ok yaydan fırlamıştı. 娄子已经出了, 已经无可挽回。\iş çıkarmak 1) 做大量工作, 事务繁忙; 能干: Bu terzi çok iş çıkarıyor. 这个裁缝做了许多活儿。 2) -e 找事, 添乱, 找麻烦: Bizim problelerimiz yetmiyormuş gibi bir de sen başımıza iş çıkardın. 你又来给我们添乱, 好象我们的问题还不够似的。Bu makine günde on düzine iş çıkarıyor. 这部机器一天到头总出事。Oda başımıza iş çıkardı. 这个房间给我们添了不少麻烦。\iş değil 1) 小事一件; 不算什么 2) 不像话; 成何体统: Bu senin yaptığın iş değil. 你干的这事成何体统!\iş donu 宽松长裤 -e \iş düşmek (工作或责任)落到了某人的肩上: Kırk yılı başı size bir işimiz düştü. 我们难得有事求您。\iş edinmek -i 以…为己任, 以…为职业: Yazar, yazmayı kendisine iş edinmiş adamdır. 作家就是以写作为职业的人。\iş eri 行家, 能干的人, 能工巧匠, 多才多艺的人 \iş etmek 1) -e 玩花样, 玩猫腻, 欺骗, 耍弄: Sana öyle iş eder ki ne olduğunu anlayamazsın. 他就这样耍了你, 你可能都不知道是怎么回事。 2) -i 揽事, 当作自己的事: Bunu iş edip üzerine düştü. 他把这件事揽在了自己的身上, 忙得不亦乐乎。(-i, -e) \iş gördürmek 让某人做事: Her işi bana gördürüyor. 他什么活儿都让我干。\iş görmek 1) 做事, 干活, 工作: Kızcağız burada sabahtan akşama kadar en ağır işleri görmeye başlamış. 女孩在这里从早到晚干着最粗重的活。Yani övünmek gibi olmasın, benim gördüğüm işleri yapacak yok gibidir. 不是说大话, 我所做过的事情似乎还没有人能够做得到。 2) 有用, 管用: Bu tel iş görür. 这根线能用得上。Bu kalem işimi görür. 这支笔我用得上。\iş göstermek 让某人做事 \iş güç 活儿, 事情, 工作, 任务; 零活, 杂事; 待做的事情: \iş güç sahibi 有活儿干的人, 有工作的人 İş güç yoksa insan boş durmaktan sıkılır. 没事做闲呆着让人烦。Herifin işi gücü hep kaşkariko. 这家伙净会骗人。\iş güç edinmek 专心工作, 全心全意地工作 \iş icat etmek 1) 做大量工作, 事务繁忙 2) 找事, 添乱, 找麻烦 \iş ihtilâfları 劳资纠纷 \iş inada binmek 1) 顶牛, 互相较劲 2) 顽固坚持做成某事 \iş işlemek 刺绣, 绣 \iş \işten geçmek 不赶趟, 为时已晚, 错过时机, 木已成舟: Günün birinde şıppadak gözünüz açılacak ama iş işten geçmiş olacak. 总有一天, 您会突然明白过来, 然而为时已晚。Zamanında bizi aramadınız, şimdi iş işten geçti. 当时你们没有找我们, 现在已经晚了。Başı taşa gelinceye kadar fikrinde ısrar etti, nihayet anladı ama iş işten geçti. 他固执己见, 不撞南墙不回头, 最后终于明白了, 然而为时已晚。\iş kabartmak 旧́ 夸张, 渲染 \iş kaçkını 旷工的 \iş kapıya bacaya düşmek 搞得沸沸扬扬, 弄得无人不知无人不晓 \iş karıştırmak 1) 搅混水, 制造混乱: Her şey yolunda, şimdi sen iş karıştırma lütfen. 一切都很顺利, 你不要搅混水。 2) 挑拨离间 \iş kazası 职业性意外事故 \iş ki 只要…足矣: İş ki sınıfı geçsin. 只要让他升级, 怎么都行!\iş kötüye varmak 事情办糟, 砸锅, 坏事 \iş masası 工作台 \iş medreseye düşmek 陷入无休止的争论 \iş ola (或 olsun) 装模作样, 没事找事, 假模假式 \iş olsun diye 没事找事, 只为做点儿事(而没有别的目的): Anlamsız şeylerle vakit yitiriyor, iş olsun diye yapıyor. 他干一些无聊的事打发时光, 只是为了别闲着。\iş önlüğü 围裙, 工作服: İş önlüğü ile baş örtüsünü çıkardı mı, bambaşka bir insan oluyordu. 他一摘下围裙和头巾, 就完全变成了另外一个人。Beyaz bir iş önlüğüm var. 我有一件白大褂。\iş sarpa sarmak 陷入困境, 遇到麻烦: Kredi çıkmayınca işleri sarpa sarmış. 贷款没拿到, 他们陷入了困境。\iş sözleşmesi 劳务合同, 劳动合同 \iş tutmak 工作, 劳动, 做事: Sen ne iş tutuyorsunuz. 您是做什么工作的?-de \iş var 1) 能干的 2) 有用的, 管用的 \iş vermek 让工作, 让干活 \iş yapmak 1) 工作, 劳动, 干活, 做事; 做买卖: bir firma ile \iş yapmak 同一家公司做买卖 2) 瞎忙 -de \iş yok 不中用的; 无能的: Bu kalemde iş yok, ikide bir ucu kırılıyor. 这支笔不好用, 笔尖总断。\iş yoluna girmek 步入正规, 有望成功: Ya iş yoluna girecek, ya da bütün berbat olacaktı. 本来此事要么有望取得成功, 要么完全都泡汤。\iş yolunda olmamak 事情不妙: Eşek de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış. 这头驴也感觉到大事不妙, 就调头逃跑了。\işe almak 雇人: Patron adamın ıcığını cıcığını sorup işe aldı. 老板调查了那人的底细, 才雇了他。\işe atılmak 做事: O, gözü kara biridir, korkmadan bu işe atılır. 他是一个胆大的人, 做这种事一点儿也不害怕。Şimdilik yeni bir işe atılmayacağım. 我暂时将不做新的事。\işe bakmak 从事某项工件, 办理某件事情: Şu işe bak güler misin, ağlar mısın! 瞧这事闹的!真让人哭笑不得。\işe balta ile girişmek 笨手笨脚地做某事 -i \işe bağlamak 使过于忙碌: Bu evde her yerde olduğu gibi hizmetçileri işe bağlamak yoktur. 这家不会像其它人家那样, 让下人们忙得团团转。\işe dört elle sarılmak 全心地开始做某事, 热情地开始做某事 \işe geç kalmak 上班迟到: Kalk yavrum, işe geç kalacaksın. 孩子, 起床吧!你上班要迟到了!\işe gidiş ve \işten çıkış saatleri 上下班时间: İşe gidiş ve işten çıkış saatlerinde trafik tıkanıyor. 上下班时交通堵塞。-le \işe girilmek 共事: Kalleş bir adam, onunla hiç bir işe girişilmez. 他这个人靠不住, 绝对不能和他共事。\işe girmek 1) 上任, 就任: Kimse arka çıkmadığı için şimdiye kadar bir işe girememişti. 因为没有后台, 他至今也没有找到差事。 2) 做工, 打工: Çocukları da işe girince durumları oldukça genişledi. 孩子们一参加工作, 他们的境遇大大好转了。İşe girmesi ve para kazanması gerek. 他应该去打工挣点儿钱。İşe girersem artık kolay kolay kocaya varmam. 我一工作的话, 今后就不容易嫁出去了。 3) 做生意: Tüm varlığı ile bu işe girdi; bütün köprüleri attı. 他孤注一掷, 把全部家产都投到这笔生意里了。\işe gitmek 去上班: Bayram olduğu için işe gitmedi. 过节了, 他没去上班。Bir hafta istirahat etmelisiniz. İşe gidemezsiniz. 您必须休息一周, 不能去上班了。\işe kapak vurmak 掩饰, 掩盖, 隐瞒 \işe karışmak 卷入, 参与: Sen ne dedin de bu işe karıştın? 你卷入这件事中, 究竟想要干什么?Mademki sen beni dinlemiyorsun, ben de senin işine bir daha karışmam. 既然你不听我的, 我就再也不管你的事了。-i \işe karıştırmak 使卷入, 使参与: İşe polisi karıştırmadım. Son raddeye gelmedikçe de karıştırmak niyetinde değilim. 我还没通知警方。不到最后关头我不想让警察来插手这件事。-i \işe koşmak 让干事, 催促某人做事, 逼着某人干事: Ağzı dili yok birini buldular, her işe koşarlar. 他们找了一个自认倒霉的人, 什么事情都让他干。\işe yaramak 合适, 适用; 管用: Babaları ne dediyse işe yaramamış, huylarını bir türlü değiştirmemişler. 父亲说什么也不管用, 他们的脾气一点儿也不改。Daktilo oldukça küçüktü, ama yine de işe yarıyordu. 打字机很小, 不过很管用。\işe yatmak 合适, 适用; 管用: Elim hiç bir işe yaymadı. Ömür sürdüm faydasız. 我肩不能担, 手不能提, 这一辈子过得一点儿意思也没有。\işi açmak 搞清某个问题 \işi ağırdan alamk 磨蹭 \işi aksi gitmek 事与愿违 \işi alaya almak (或 vurmak) 1) 不重视, 不当回事 2) 开玩笑, 逗趣 \işi Allah'a kalmak 听天由命, 求助无门: Tüm umut kapıları kapandı, işimiz Allah'a kaldı. 一切希望都泡汤了, 我们只好听天由命。\işi altın 事业成功的, 生意兴隆的 \işi anlamak 知情 \işi azıtmak 胡闹, 过分: Hani ya kahve nerde? Bir saattır bekliyorum, hâlâ gelmedi! Yoo! siz artık işi azıttınız gayri! 怎么回事?咖啡呢?我都等了一个小时了, 还没有送上来。哎, 你们真是太过分了!Bu adam işi iyice azıttı, nesi varsa satıyor. 他非常过分, 把一切都变卖了。\işi babacanlığa vurmak 装出一副忠厚老实的样子: Tilki işi babacanlığa vurup suyu bir övmüş, bir övmüş, tekenin ağzının suyunu akıtımış. 狐狸装出一副忠厚老实的样子, 就把水夸了一遍又一遍, 说得羊只流口水。\işi başarmak 阴谋得逞: Gayet basit bir hile ile saflığımdan istifade ederek işi başardı. 他利用我的无知以一个相当简单的计谋阴谋得逞了。-in \işi başından aşkın olmak 事务缠身, 忙得团团转: Sizinle uğraşacak vaktim yok, işim başımdan aşkın oluyor. 我没时间跟你们废话, 我还一大堆事呢!-in \işi başından aşmak 事务缠身, 忙得团团转 \işi bırakıp gitmek 甩手而去: Kafası bozuldu, işi bırakıp gitti. 他顿时大怒, 甩手而去。\işi bitmek 1) 活干完, 工作结束 2) 精疲力竭 \işi bozmak 捣乱, 破坏: Boş boğazlık edip işi bozmakta anlam var mıydı? 他信口开河把事情搞黄了是什么意思?-in \işi bozulmak 1) 事情办糟, 办砸, 功败垂成, 前功尽弃 2) 一事无成, 业务衰落: Çok dostum yoktu; işlerim bozulmaya başladı. 我交游不广, 业务开始衰落下来。\işi ciddîye almak 重视, 严肃对待 \işi çiltlamak 轻声地对某人说某事 \işi dokuzdan gitmek (事业、生意)顺利, 兴旺 -e \işi dökmek 使某事变成: \işi ahbaplığa dökmek 把工作变成闲聊 \işi sırnaşıklığa dökmek 在某个问题上纠缠不休 -in \işi duman 处境不妙, 事情糟糕: Hava böyle giderse işimiz duman. 天气如果一直这样, 我们就麻烦了。Bugün de iş bulamazsak işimiz duman, akşama kadar ağza atılacak bir lokma ekmek bile alamam. 如果我们今天也还找不到工作那可就惨了, 晚上我是连买一口面包吃的钱都没有。-e \işi düşmek 对某人有事相求, 需要某人的帮助: Bu tarafa işim düşmüştü, gelmişken bir de sizi ziyaret etmek istedim. 我到这儿来办点儿事, 既然来了, 我想也来看看您。\işi gücü olmamak 1) 无工作, 失业 2) 游手好闲, 无所事事 -in \işi \iş kaşığı gümüş 称心如意, 如人所愿: Keyfime diyecek yoktu, işim iş, kaşığım gümüştü. 我兴致很好, 没的说, 一切都很称心。-in \işi \iş olmak 一切顺利, 称心如意 \işi olmak 1) 有事要做, 有不得不办的事 2) 出现好结果 3) 必须由某人来做 4) -le 同某人争吵 \işi onuruna bırakmak (或 bağlamak) 顺其自然, 听天由命 \işi pişirmek 1) 精心准备, 周密准备 2) 俗́ 私定终身, 生米做成熟饭; (男女间)发生性关系: Düğün olmadan onlar işi pişirirler. 他们会未婚而先干那种事。\işi rast gitmek 诸事顺利, 心想事成 \işi resmiyete dökmek 采取合法途径 \işi sağlam kazığa bağlamak 使稳妥, 使牢靠, 采取必要的防范措施 \işi sağlama bağlamak 使稳妥, 使牢靠, 采取必要的防范措施 \işi savsaklamak 办事拖拉, 拖延 \işi sermek 拖延事情, 玩忽职守 -e \işi sezdirmek 使觉察: Yanımdakilere işi sezdirmek istemediğinden ihtiyatlı konuşuyor. 他不想让我旁边的人觉察, 所以讲话很谨慎。\işi sıkı tutmak 盯紧某事, 集中精力做某事 \işi şakaya vurmak 开玩笑, 逗趣 \işi tatlıya bağlamak 巧妙解决问题, 巧妙化解难题 \işi temizlemek 了结 -in \işi tıkırında 事遂人愿, 事情顺利 \işi uzatmak 拖延 \işi var 1) 有事要做, 有不得不办的事: Bu aksi adamla işimiz var. 我们同这个固执的人有事要办。Sen de burya girmeye kalkışırsan işimiz var. 要是你也加进来, 我们可就有麻烦了。 2) 出现好结果 3) 必须由某人来做 4) -le 同某人争吵 -e \işi vurmak 使事情变成 \işi yok 无交往, 无来往: Bildiği gibi davranan insanla benim işim yok. 我不同自以为是的人交往。\işi yokuşa sürmek 制造麻烦; 阻挠, 刁难, 为难: Önceden yardımcı olacağını söylediği hâlde işi yokuşa sürdü. 他本来说要帮忙, 实际上是故意刁难。\işi yoluna koymak 办妥, 办好: İşleri yoluna koyarsa çok bahşiş vereceğini söyledi. 他说事成定有厚报。İşleri yoluna koymak kolay değildir. 把事情都办好是不容易的。-in \işi yolunda 事遂人愿, 事情顺利: İlâmaşallah işimiz yolunda! 谢天谢地!天遂人愿!\işi yüzüne gözüne bulaştırmak 弄得一团糟, 使一塌糊涂 \işin alayında olmak 视为儿戏, 不认真对待 \işin başı 要害, 要点, 关键, 症结 \işin fenası 更糟糕的是 \işin iç yüzü 内情, 内幕 \işin içinde \iş var 表里不一, 另有隐情 \işin içinden çıkmak 1) 弄清奥妙, 弄懂, 解决问题: Matematik uzmanları bile işin içinden çıkamıyorlardı. 其中的奥妙连数学家们也未能搞明白。 2) 脱身, 撒手不干: Bana düşen payı verin, işin içinden çıkayım. 把我的那份给我, 让我抽身吧!\işin içinden sıyrılmak 1) 弄清奥妙, 弄懂, 解决问题 2) 脱身, 撒手不干: Bundan ben sorumlu değilim deyip işin içinden sıyrıldı. 他自称没他的责任就撒手了。\işin kötüsü 更糟糕的是 \işin mahiyeti itibariyle 事实上, 实际上 \işin tuhafı 说来也怪, 奇怪的是 \işin ucu 结局, 结果 -e \işin ucu dokunmak 间接受到影响 \işinden çıkmak 失业: Koca işinden çıktıktan sonra, borç boğazı aştı. 丈夫失去工作后, 负债累累。\işin üstesinden gelmek 克服困难, 解决难题; 完成任务: Bu işin üstesinden gelebileceğine aklı kesmiyordu. 他认为他将不可能完成这项任务。\işinden atmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 -i \işinden çıkarmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼: Yalnız dayak atmakla kalmadı, beni işimden de çıkardı. 他不仅打了我一顿, 还把我炒了鱿鱼。\işinden olmak 被解雇, 被开除, 失去工作: Amirine kafa tutan memur işinden oldu. 目无上司的职员已经被开除。Tembelliği yüzünden işinden oldu. 他由于偷懒而被炒了鱿鱼。-i \işinden kovmak 解雇, 开除, 解职, 炒鱿鱼 \işinden kovulmak 被解雇, 被开除, 被解职, 被炒鱿鱼: İşinden dovuldu. 他被开除了。\işinden uğratmak 被解雇, 失去工作: Geçimsizliği yüzünden işinden uğrattı. 他由于不合群被炒了鱿鱼。\işine bakmak 做自己的事: Artık lâfa yekûn tut, işimize bakalım babam. 爸爸, 别再说了, 干我们的事去吧!İşine bak, dalga geçme. 干活去!别在这儿心不在焉的!Bu adamdan hayır bekleme; sen kendi işine bak. 这个人指望不上, 你还是自己想办法吧!-in \işine gelmek 有利于, 适合于, 正合心意, 中意: Bu, benim işim gelmez. 这不合我意。İşine gelirse bu fiyata ver. 要是合算, 你就按这个价卖了吧!\işine girmek 做生意: Yaradana sığınıp çiçek ihracı işine girdik, başarılı olduk. 我们全心全意做花卉出口生意, 大获成功。-in \işine gitmek 做事, 上班: Bu günlük git işine. 今天你该干吗干吗去!Doğru dürüst bir uyku uyuyamadığı gibi sabah erkenden de kalkarak işine gitmişti. 他晚上没好好睡, 早上又一大早起来去上班了。Kâfi! İşinize gidebilirsiniz. 行了, 行了, 做你们的事情去吧!\işine göre 视情况, 按利润 \işine gücüne bakmak 不参与他人的事, 只做自己的事 \işine koyulmak 做事, 干事 -in \işine nihayet vermek 免职, 解职, 辞退: O memurun işine nihayet verildi. 那个职员被辞退了。-in \işine sıçmak 坏事, 办砸: Adam işime sıçtı. 那家伙坏了我的事。-in \işine yaramak 合适, 适用; 管用: Henüz taze, sağlıklı ve ne güzel, ne de çirkin bir kadın senin daha çok işine yarar. 一个还很娇嫩, 身体壮实, 既不美也不丑的女人, 对你最合适不过了。\işini asmak 磨洋工: İşini asarsan, sepetlerler seni sonra. 你要是磨洋工, 他们事后会开除你。\işini bırakmak 辞职, 甩手不干 \işini bilmek 1) 懂行, 内行, 有本事 2) 精明 -in \işini bitirmek 1) 完成, 做完 2) 使一事无成, 使干不成 3) 俗́ 干掉, 杀死 -in \işini çevirmek 操办, 主持, 料理: Gelmen iyi oldu. Bu evin erkeği olur, işlerimizi çevirirsin. 幸亏你来了, 这个家有了男人, 可为我支撑门庭了。Sen evin işlerini çevirirsin. 家中诸事由你料理。-in \işini görmek 1) 做事, 干事: Ancak gene yanınızda bir gece kalır, işinizi görürüm. 但是我依然可以陪您过一夜, 为您做事。İşimi görmediler. 我的事他们没给办。Köyde büyük küçük herkesin işini görür. 他为村里老老少少做事。 2) 转́ 打, 收拾 3) 俗́ 打死, 干掉: Aslan bakmış ki eşek tuzaktan kurtulamayacak, önce tilkinin işini görmüş, sonra eşeğe gitmiş. 狮子一看, 驴子在陷坑里逃不掉了, 就先干掉了狐狸, 又去对付驴子。\işini kaybetmek 失业: İşini kaybedince güzelim yazlığını elden çıkardı. 他失业之后, 把他心爱的别墅卖了。\işini uydurmak 随机应变, 耍花招, 设圈套 \işini yoluna koymak 把事情办妥, 把事情办好, 把事情安排妥当: İşlerimi yoluna koydum, kimseyle görülecek hesabım yok, Allah’a bir can borcum var. 我把一切都安排好了, 我现在无牵无挂, 天不怕地不怕。\işinin adamı 行家里手, 内行 \işinin eri 行家里手, 内行 \işler açılmak 市场复苏, 生意兴隆 \işler becermek 干坏事, 搞小动作, 干见不得人的事 \işten atılmak 被开除: Müdür idare etmeseydi o, çoktan işten atılırdı. 要不是经理宽容, 他早就被开除了。İşten atılma korkusuyla çok alçaldı. 由于害怕被炒鱿鱼, 他卑恭屈节, 低三下四。Çalışmazsa sağlam işten atılır. 他不努力必然会被炒鱿鱼。-i \işten atmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 \işten başını almak 脱身: İşten başımı alamıyorum ki sizi arasın. 我实在脱不开身, 让他去找您吧!\işten çıkarılmak 被解雇, 被开除: İşten çıkarıldığını öğrenince eli ayağı çözülmüş. 他得知自己被解雇的消息后手脚瘫软了。-i \işten çıkarmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 \işten (bile) değil 非常容易, 不算回事, 小菜一碟 \işten el çektirmek 使不再负责某事, 停职(以进行调查): Görevinde yaptığı birtakım suiistimaller sebebiyle işinden el çektirmişlerdi. 他因为在职期间数次滥用职权而被停职。\işten elini çekmek 收手, 诸事不管: Murat emekli olunca her işten elini çekti; ahret adamı oldu. 穆拉特退休以后什么事情也不干, 隐居起来了。\işten güçten kalmak 无事可做, 失业 \işten imtina 旷工 -i \işten kovmak 解雇, 开除, 解职, 炒鱿鱼 \işten kovulmak 被解雇, 被开除, 被解职, 被炒鱿鱼 \işten olmamak (或 sayılmamak) 不算回事, 小菜一碟
    ◆ İş işten geçtikten sonra gelmesi kaç para eder. 木已成舟, 他来还有什么用?İş mi? 这有什么?这有什么了不起: Postasını getirmek iş mi? 不就给他带来一件邮件吗, 有什么了不起的!İş olacağına varır. 在劫难逃; 是福不是祸, 是祸躲不过; 天要下雨, 娘要嫁人。İşe bak! 真是怪事!İşin mi yok! 别在这上面浪费时间了; 不值得费神!İşine hor bakan boyuna torba takar. 瞧不起自己手艺的人终究要受穷。İşini kış tut da yaz çıkarsa bahtına. 做事要有最坏的打算。İşinizi yarına bırakmayın. 今日事今日毕。İşten artmaz, dişten artar. 吃不穷, 穿不穷, 算计不到才受穷。

    Türkçe-Çince Sözlük >

  • 277 katmerli

    s.
    1. 分层的, 多层的; 重瓣的, 复瓣的: \katmerli çiçek 复瓣花
    2. 转́ 过分的, 过度的: \katmerli ahlâksızlık 极度堕落 \katmerli belâ 极大的麻烦 \katmerli bir talihsizlik 极大的不幸 \katmerli uyku 酣睡, 沉睡, 熟睡 \katmerli yalan 连篇的谎言
    3. 复合的: \katmerli birleşik zaman 语́ 复合时态 \katmerli iyilik 语́ 复合属格
    ◇ \katmerli \katmerli gülmek (不停地)大笑

    Türkçe-Çince Sözlük > katmerli

  • 278 kendi

    zm. 自己: Kendiniz gidin, başkasını yollamayın. 您自己去, 不要派别人!Kendisi gelsin. 让他自己来。Kendileri evde yoklar mı? 他们不在家吗?
    s. 自己的: \kendi evim 我自己的家 \kendi düşüncemiz 我们自己的想法
    ◇ \kendi adına 仅为自己, 仅出于自己的考虑; 以自己(个人)的名义, 代表自己: \kendi adına konuşmak 以个人名义发言 \kendi adına para bastıran ülke 独立印刷货币的国家 \kendi ağzıyla tutulmak 自相矛盾, 不打自招, 自己说走嘴, 自己说露了陷: Ben görmedim demişti; konuşma sırasında kendi ağzıyla tutuldu. 他说没看见, 可说话期间却露了馅。\kendi âleminde olmak 退隐, 不问世事 \kendi âleminde yaşamak 退隐, 不问世事 \kendi âlemine dalmak 独自坚持自己的看法 \kendi ayağıyla gelmek 1) 主动前来: Biz ona gelmesi için yalvarmadık ya! O kendi ayağıyla geldi. 我们并没有求他来呀!是他自己来的。 2) 得来全不费功夫 -in \kendi başına 1) 擅自地, 自作主张地: Kendi başına evlenme kararı vermiş. 他自作主张地决定结婚。Mesele çok nazik olduğu için kendi başıma bir teşebbüste bulunmaya cesaret edemedim. 兹事重大, 我不敢擅做主张。 2) 独自, 全凭自己: Kendi başına koca tarlayı ekip biçiyor. 他一个人耕种一大块土地。Küçük yaşta olmasına rağmen okula kendi başına gidip geliyor. 他年纪虽小却是独自一人上下学。\kendi başına buyruk 我行我素的 \kendi başını yemek 自我毁灭 \kendi bildiğini okumak 我行我素, 一意孤行, 自作主张 \kendi bildiğini yapmak 我行我素, 一意孤行, 自作主张 \kendi canına kıymak 自杀 \kendi çalıp \kendi oynamak 1) 自娱自乐, 独自快活: Oturduğu yerde kendi çalıp kendi oynuyor. 他坐在那里自娱自乐。 2) (只顾)自己闷头做事: Kendi çalıp kendi oynuyor, üst üste yanlışlık yapıyor. 他一个人闷着头干, 屡屡出错。\kendi derdine düşmek 自顾不暇: Bir çok sorunla karşılaştı, kendi derdine düştü. 他遇到了不少问题, 自顾不暇。Kadıncağız zaten kendi derdine düşmüş; bir de üzerine varmayın. 这小娘们本来就自顾不暇了, 你就别再逼她做什么事情了。\kendi derdine yanmak 自顾不暇 \kendi edip \kendi bulmak 自作自受, 自讨苦吃, 搬起石头砸自己的脚 \kendi eliyle 亲手 \kendi eliyle ayağına balta vurmak 搬起石头砸自己的脚 \kendi gelen 不请自到的, 意外到来而且令人惊喜的人或物, 不速之客, 意外之喜, 天降之喜: Kendi gelen küçük köpeği çocuklar çok sevmişlerdi. 孩子们很喜欢这只自己跑来的小狗。Kendi gelen bu gelir kaynağını çok iyi değerlendirmeliyiz. 这笔意外之财我们要好好花。\kendi gözünden sakınmak 1) 十分羡慕, 十分嫉妒 2) 十分重视, 十分珍爱: Seni ben kendi gözümden bile sakınırım. 我爱你胜过爱我自己的眼睛。\kendi gözünü \kendi bağlamak 自欺欺人, 掩耳盗铃: Bu hatadan vazgeçin, kendi gözünü kendin bağlama. 纠正错误吧, 不要自欺欺人了。\kendi hâlinde 本分的, 安分守己的, 老实巴交的, 文静的, 不爱惹事的, 沉默寡言的: \kendi hâlinde bir çocuk 一个老实巴交的孩子 Okula yeni gelen öğretmen kendi hâlinde genç bir hanımdır. 学校新来的老师是一个文静本分的年轻女士。-i \kendi hâlinde bırakmak 听之任之, 任其发展; 不加管理, 不加照料 -in \kendi hâlinde olmak 本分, 安分守己, 与世无争 -in \kendi hâlinde yaşamak 本分, 安分守己, 与世无争: Ben kendi hâlimde yaşarım. Yuvasındaki kuşa, kovanındaki arıya, benden zarar gelmez. 我安分守己, 与世无争, 不会伤害鸟窝里的鸟, 也不会伤害蜂房里的蜂。\kendi hâline bırakmak 放开, 放任, 听之任之, 任其发展; 不加管理, 不加照料: Canım o kadar üstüne varma, kendi hâline bırak. 亲爱的!你别这么逼他, 由他去吧!Bakımsız, kendi hâline bırakılmış bir mezarlığın yanından geçtik. 我们经过了一个荒芜的无人整治的坟场。Çocuğu yatılı okula yazdırdılar ama kendi hâline bıraktıkları için eski başarısını gösteremedi. 他们把孩子送进寄宿学校就不管了, 所以孩子的成绩不像过去那么好。\kendi havasına girmek 随心所欲, (独自一人)自由自在 \kendi havasına gitmek 随心所欲, (独自一人)自由自在 \kendi havasında olmak 随心所欲, (独自一人)自由自在: Murat kendi havasında; gönlünce hareket ediyor. 穆拉特自由自在, 想干什么就干什么。\kendi hesabına 根据自己的情况, 根据自已的观点, 从自己的角度, 以自己(个人)的名义, 代表自己: Ben kendi hesabıma konuştum. 我是根据自己的想法说的。\kendi içine kapanmak 闭门不出: Odasında kendi içine kapanır, arpacı kumrusu gibi düşünür. 他把自己关在房间里冥思苦想, 左右为难。\kendi ipini \kendi kesmek 自我毁灭 \kendi işini \kendi görmek 生活自理: Bu kış geçirdiği krizden sonra büstütün küngürdedi, kendi işini kendi göremez oldu. 今年冬天他突然发病后就完全瘫痪了, 生活不能自理。\kendi kabuğuna çekilmek 转́ 闭门谢客, 与外界隔绝, 不与人交际 \kendi karpuzunu \kendi kesmek 自力更生, 自己的事自己做 \kendi \kendi (si) ne 1) 自作主张地, 擅自地: Kendi kendine karar vermiş. 他自己做了决定。 2) 独自一人地: Kendi kendine mırıldanır gibiydi, dalgındı. 他自言自语地在那里发愣。Odamda kendi kendime kalacağım zamanı sabırsızlıkla bekliyordum. 我焦急地期待着能有时间独自一人在屋里呆一会儿。 3) 独立地, 靠自己地, 自主地 4) 自动地: Kapı kendi kendine açılıvermişti. 门忽然自己开了。\kendi \kendini yemek (或 yiyip bitirmek) 生闷气: İstemeyerek de olsa hocasının kalbini kırdığı için üzüntüsünden kendi kendini yiyip bitiriyordu. 他无意中伤了老师的心, 一个人暗自难过。\kendi \kendisine filim olmak 自娱自乐, 独自开心 \kendi \kendisine gelin güvey olmak 做梦娶媳妇, 过早乐观, 打如意算盘: Onların bu işten hiç haberi yok, sen kendi kendine gelin güvey oluyorsun. 这件事他们还一点儿也不知道, 你这是在做梦娶媳妇。\kendi \kendisine kızmak 生闷气, 自己生自己的气: Ancak, üzüntüsü arasında kendi kendisine de kızıyordu. 但是, 苦恼中他也有点儿生自己的气。\kendi \kendisini azarlamak 自责 \kendi \kendisini beslemek 自己养活自己: Koskoca şeyler oldunuz. Kendi kendinizi besleyebilirsiniz! 你们已经长大了, 可以自己养活自己了。\kendi \kendisini üzmek 自寻烦恼: Kendi kendinizi üzüyorsunuz. 您在自寻烦恼。\kendi \kendisini yemek 生闷气: Bu işin böyle olmasında baş sorumlu olduğumu düşünüp kendi kendimi yiyorum. 我认为这件事弄成这个样子全怪我自己, 我在生我自己的气。\kendi \kendisini yiyip bitirmek 生闷气 \kendi köşesinde yaşamak 独自生活, 孑然一身 \kendi kuyusunu \kendi kazmak 搬起石头砸自己的脚, 自掘陷井 \kendi nefsi 自然地, 自然而然的 \kendi payıma 我认为, 以我的看法, 至于我: Kendi payıma ben öyle birinin yardımını kabul etmezdim. 如果是我的话就不会接受这种人的帮助。Kendi payıma, ben bu işi doğru bulmuyorum. 我个人认为这件事不对。\kendi yağıyla kavrulmak 自己养活自己: Çok çalışmamız, kendi yağımızla kavrulmayı öğrenmemiz lâzım. 我们要努力工作, 学会自己养活自己。Kocası öldükten sonra uzun bir süre kendi yağıyla kavrulmak mecburiyetinde kalmıştı. 丈夫死后, 好长一段时间, 她不得不自己养活自己。\kendi yok Allahı var 事实上, 其实 \kendinde olmamak 1) 心不在焉, 心猿意马, 精神恍惚; 失去思考(判断等)能力 2) 昏迷, 失去知觉: Ateşi kırk dereceyi aşmıştı; zavallı kendinde değildi. 他发烧40多度, 已不醒人事了。\kendinden geçirmek 1) 使昏迷, 使失去知觉, 使不醒人事 2) 使异常欣喜, 使异常兴奋, 使激动万分, 使惊叹不已 \kendinden geçmek 1) 昏迷, 失去知觉, 不醒人事: Hasta kendinden geçmiş. 病人昏过去了。 2) 异常欣喜, 异常兴奋, 激动万分, 惊叹不已 \kendinden paha biçmek 设身处地地考虑, 从自己的角度考虑 \kendinden pay biçmek 设身处地地考虑, 从自己的角度考虑: İnsan öyle birisine gönül vermez. Kendinden pay biç, sen olsan sevebilir miydin? 谁也不会爱上那样的人。你设身处地地想想, 要是你, 你会爱他吗?\kendine çekmek 引人注目 \kendine dert etmek 1) 伤心, 难过, 心绪不佳, 伤感, 遗憾 2) 毁了自己, 伤害自己, 自寻死路: Dostuna tuzak kurmaya kalkan da çoğu zaman onunla birlikte kendine de dert eder. 欺骗朋友的人往往也毁了自己。\kendine etmek 毁了自己, 伤害自己, 自寻死路 \kendine gelmek 1) 苏醒: Ameliyattan ancak iki saat kadar sonra kendine gelebilmişti. 手术后只有大约两个小时他就苏醒过来了。 2) 明白过来, 变得清醒, 回过神来; 打起精神; 集中精神: Alın, için de bir parça, kendinize gelin! 拿着!喝一口, 提提神!Karartı uzaklaştıktan çok sonradır ki, Erol kendine gelebildi. 黑影走了好一会儿, 埃罗尔才回过神来。 3) 好转, 得到改善: Öyle yorulmuşum ki, yeni yeni geliyorum kendime. 我真是累坏了, 刚刚缓过劲来。-i \kendine getirmek 1) 使苏醒: Zavallıyı saatlerce kendine getiremediler. 他们花了几个小时也未能使这个可怜的家伙苏醒过来。 2) 使明白过来, 使变得清醒; 使打起精神; 使集中精神 3) 使好转, 改善 \kendine görev etmek 以…为己任: Ali düşkün insanlara yardımı kendine görev edinmiştir. 阿里以帮助失去劳动能力的人为己任。\kendine güven 自信: Başarıda kendine güvenin de katkısı var. 自信是取得成功的原因之一。\kendine güvenmek 自信: Bütün bunları söylerken kendine son derece güveniyordu. 他在说这番话的时候充满了自信。Kendisine çok güveniyordu, övünüyordu, ama boyunun ölçüsünü aldı. 他很自信, 也很自豪, 然而有自知之明。\kendine hâkim olmamak 情不自禁 \kendine has 特有的, 专有的, 专用的 -i \kendine ilinti yapmak 操心, 费神: Zavallı kadın her şeyi kendine ilinti yapıyor. 可怜的女人, 什么事都操心。\kendine kıymak 自杀 \kendine kollamak 自我保护, 保重自己: Kendini kolla. 你要多保重。-i \kendine mal etmek 占有, 据为已有, 侵吞, 剽窃: zaferi \kendine mal etmek 冒功 Kesinlikle, başkalarının fikirlerini bilgisayarla çalıp kendinize mal etmeyin. 你绝不要通过计算机剽窃他人的思想。\kendine Müslüman 自私的 \kendine reklâm yapmak 自我宣扬, 自吹自擂 \kendine süpürge sopası davet etmek 找揍 \kendine … süsü vermek 冒充, 假装, 装出…的样子, 摆出一副…的架势: Adam kendine müfettiş süsü veriyor. 此人摆出了一副监察大员的架子。Kendine polis süsü veren hırsız evi soymuş. 窃贼冒充警察洗劫了这一家。-i \kendine yedirememek (认为有失尊严、体面等而)无法忍受, 不能接受; 不肯, 不忍: Kaçmayı kendine yediremiyordu. 他不肯逃跑。\kendine yontmak 装自己的腰包, 只顾自己的利益: Ortak işlerde hep kendine yonttu; bizi hiç düşünmedi. 合伙做事的时候他总是只顾自己, 从来没有想过我们。\kendini adamak 牺牲, 献身: \kendii bilime adamak 献身科学 O kendini yurt hizmetine adadı. 他把自己奉献给了祖国。\kendi (si) ni ağır (a) (或 ağırdan) satmak 得意; 卖关子, 故作高深, 故弄玄虚: Bu işi yalnızca kendisi biliyor, diye kendini ağır sattı. 这件事只有他知道, 因此他又卖起关子来了。\kendii ahım şahım bir şey sanmak 自以为了不起 \kendini alamamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已, 情不自禁: Yüzü her zaman asık olan Murat bile gülmekten kendini alamadı. 就连一向板着脸的穆拉特也忍不住笑了起来。\kendi (si) ni aldatmak 自欺欺人: Onun seni sevdiğine inanmakla kendini aldatıyorsun. 你要是认为她爱你, 那是自欺欺人。- den \kendi (si) ni alıkoymamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Kendilerini gülmekten alıkoyamadılar. 他们忍不住笑起来。Kendisini ağlamaktan alıkoydu. 他强忍住没哭。\kendi (si) ni alkole vermek 嗜酒如命 - den \kendi (si) ni almamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Aksırmaktan kendini alamadı. 他忍不住打了个喷嚏。\kendi (si) ni aşağı görmek 自轻自贱, 自视不如人 \kendi (si) ni ateşe atmak 知难而进; 明知山有虎偏向虎山行; 往火坑里跳: Bakalım bu iş kendini ateşe attığına değer mi? 这件事值得你自己往火坑里跳吗?Bu çocuk bile bile kendini ateşe atıyor. 这孩子是自己眼睁睁地往火坑里跳。-e \kendi (si) ni atmak 1) 躲进: Yağmur yağarken kendimizi eve attık. 下雨时我们躲进了屋里。 2) 逃往: Adam pılıyı pırtıyı toplayınca kendini Paris’e attı. 他收拾好杂七杂八的行李逃到了巴黎。 3) 前往: Tütüncüye kendini nasıl attığımı bilemiyorum. 我都不知道我是怎么来到烟摊前的。\kendi (si) ni beğenmek 骄傲自大, 倨傲, 自视甚高, 目中无人: Bu kadın güzelmiş ama pek kendini beğenmiş bir şeymiş. 这个女人很漂亮, 但是很傲气。O sırada kendini beğenmiş birinin ortaya attığı fikir çok saçma idi. 当时一个目中无人的家伙提出了一个非常荒谬的想法。\kendi (si) ni bırakmak 1) 不修边幅, 随随便便: Hadi yüzünü yıka, tıraş ol... Ben senin hiç bu kadar kendini bıraktığını görmedimdi. 赶紧洗洗脸, 刮刮胡子, 我还从来没有见过你这样邋遢。 2) 专心于: O hatıralara kendini bırakıyor. 他完全沉浸在往事的回忆之中。 3) 气馁, 泄气 \kendi (si) ni bilmek 1) 头脑清醒, 明白: İnsanın kendi kendini bilmesi ve bulması bir bakımdan hiç de kolay değil. 人保持清楚的头脑并认识自我在某种意义上说并非易事。 2) 言行得体, 讲究分寸: İnsan iptida kendini bilmeli de sonra başkasına öğüt vermeli. 人先要自己行得正, 然后才能教导别人。O kendini bilmezin sözlerine kulak asma. 他不知道天高地厚, 他的话你别在意。 3) 记事: Kendimi bildim bileli bu ağaç buradaydı. 从我记事起这棵树就长在这里了。\kendi (si) ni bir şey sanmak 自视甚高, 夜郎自大, 自以为了不起 \kendi (si) ni bulmak 1) 实现自我, 发现自我, 认识(或体现)自己的个性: Ancak askerden gelip iş başlayınca kendini buldu. 他退伍参加工作之后才找到了自己的感觉。 2) 恢复 3) 苏醒 -e \kendi (si) ni çalmak 全心投入于, 全神贯注于, 全力做某事 \kendini çarp çarp 跌跌撞撞地: Her gece kör kandil olup o duvar senin bu duvar benim kendini çarpa çarpa evine zor dönebiliyor. 他每天晚上喝得烂醉, 跌跌撞撞好不容易才能回到家。\kendi (si) ni çekip çevirmek 言谈举止着装得体: Hocanın yanında öyle durulmaz; kendini çek çevir. 在老师跟前可不能这样, 你穿衣打扮、言谈举止都要把握住自己。(- den, -e) \kendi (si) ni dar atmak 1) 逃出: Bunun üzerine hepimiz kıyam ederek kendimizi kitapçı dükkânından dışarıya dar attık. 于是我们赶紧站起来从书店里逃了出来。 2) 躲到: Kıraathanenin dumanından, gürültüsünden kendini sokağa dar attı. 咖啡馆里乌烟瘴气, 人声嘈杂, 他赶紧逃到了街上。Yağmur başlayınca kendini eve dar attı. 一下雨, 他赶紧躲进了屋里。\kendi (si) ni dengede tutmak 1) 保持平衡 2) 保持平和心态, 不大喜亦不大怒, 喜怒不形于色 \kendi (si) ni dev aynasında görmek 自视甚高, 自高自大, 自以为了不起: Biraz para kazandı, kendini dev aynasında görüyor. 他挣了一点儿钱, 就自以为了不起。\kendisi (ni) dışarı atmak 出去, 外出: Sıcaktan afakanlar basınca kendisini dışarı attı. 他热得心烦意乱, 便跑了出去。Depremle birlikte ahali, don gömlek kendini dışarı atmıştı. 地震了, 居民们衣不遮体地逃了出去。\kendi (si) ni dinlemek 1) 犯疑心病 2) 独自一人默不作声: Yalnız kalınca kendini dinliyor; karamsar oluyor. 他自己一个人默默无语, 很是悲观。\kendi (si) ni dirhem dirhem satmak 得意; 卖关子, 故作高深, 故弄玄虚; 忸扭捏捏: Güzelim, akıllıyım diye kendini dirhem dirhem satıyor. 她自以为漂亮聪明而非常得意。Kendini dirhem dirhem satmak niyetinde isen o burada olmaz, seni tanımayan çevreye gidersen eh, belki bir süre aldanan olur. 在这里, 如果你想故弄玄虚, 连门儿都没有, 如果你去没人认识你的地方, 也许能骗人一时。Hâl böyle iken yine de bilmeyenlere karşı kendini dirhem dirhem satar. 到了这种时候他还会对那些不知情的人大卖关子。\kendi (si) ni ele vermek 露马脚, 露陷, 说走嘴 \kendi (si) ni fasulye gibi nimetten saymak 摆架子, 自以为了不起, 自命不凡: Düdük makarnası sen de, kendini fasulye gibi nimetten mi sayıyorsun? 蠢货!你有什么了不起?\kendi (si) ni göstermek 1) 展示自己(的优点、长处等): Hadi susmayın, gösterin kendinizi bakalım. 好了, 别抻着了, 你也给咱露一手。Ne var ki, arkadaşlarını şaşırtmak, kendini göstermek, caka yapmaktı asıl amacı. 实际上, 他真正的目的, 是哗众取宠, 表现自己, 炫耀自己。 2) 显现, 出现: Babam aylığını alamadığı günlerde aç kalmak korkusu da kendini gösteriyordu. 爸爸拿不到工资的那些天我们出现了挨饿的危险。\kendi (si) ni harcamak 耗尽毕生精力: Ana, evlâdı için kendini harcadı. 母亲为子女耗尽了毕生的精力。\kendi (si) ni hiç sıkmadan 毫不费力地, 轻轻松松地 \kendi (si) ni hissettirmek 使感觉到, 出现, 呈现 \kendi (si) ni ibadete vermek 献身宗教; 青灯古佛伴长夜 \kendi (si) ni içkiye vermek 借酒消愁 \kendi (si) ni işe vermek 献身事业 -e \kendi (si) ni kaptırmak 沉迷于, 专心于; 陷入: Müziğe kendini kaptırmış, göbeğini kıvratıyordu. 他沉醉于音乐之中, 手舞足蹈。Kamil kendini oyuna kaptırdı, hiç bir şeyi gözü görmüyor. 卡米尔专心看戏, 对任何其它事情都视而不见。Kendini ümitsizliğe kaptırdı. 他陷入绝望之中。\kendi (si) ni kaybetmek 1) 昏迷: Zavallı korkudan kendini kaybetmiş. 可怜人的给吓昏了。 2) 气昏了头 \kendi (si) ni kaynar kazana atmak 自讨苦吃: Veznedar yirmi milyon lira zimmetine geçirdiği zaman kendini kaynar kazana attı. 出纳员侵吞了2千万里拉, 这是自讨苦吃。\kendi (si) ni (kapıp) koyuvermek 1) 不修边幅, 放任自己, 放纵: Belki de benim başkasıyla evlenip gidişim üzerine hayattan soğudu, kendini koyuverdi. 也许是因为我与别人结婚了, 所以她对生活失去了热情, 放纵了自己。 2) 忘我地从事某事, 废寝忘食, 全身心投入 \kendi (si) ni kurtaramamak 不能自拔: Zavallı, içine battığı aşk deryasından kendini kurtaramadı. 这可怜的家伙, 陷入了情爱的泥潭, 不能自拔。\kendi (si) ni kuyuya atmak 投井自尽 \kendi (si) ni naza çekmek 卖关子: İstediğimizi yapacak, ama kendini naza çekiyor. 我们要他办的事他会办的, 只是要卖卖关子。\kendi (si) ni paralamak 做出极大的努力 - den \kendi (si) ni sakınmak 自我保护: Ağlar gözden, sahte sözden kendini sakın. 成́ 勿为谎言所欺, 勿为眼泪所骗。\kendi (si) ni satmak 自我吹嘘, 自吹自擂, 装模做样: Ahmet kendini satmasını bilir; çok az anladığı işin bile ustası kesilir. 艾哈迈德很会装模做样, 不太懂的事也充内行。\kendi (si) ni sıkmak 极力, 尽力, 努力 \kendi (si) ni tanıtmak 做自我介绍 \kendi (si) ni tarihe vermek 青史留名 \kendi (si) ni tartmak 自省, 掂量自己 \kendi (si) ni temize çıkarmak 表白自己, 表示清白 \kendi (si) ni toparlamak 1) 改善, 好转, 恢复 2) 集中精神, 振作起来: Âlemin ağzında sakız oldun ama hâlâ kendini toparlayamadın. 大伙儿都在笑话你呢!可你还是那么没精打采的。 3) 发福, 发胖 \kendi (si) ni toplamak 1) 改善, 好转, 恢复: Biraz yer, içerse belki iyileşir, kendini toplar. 她要是能吃点儿, 喝点儿, 也许会好起来。 2) 集中精神, 振作起来: Hans kendini toplamış, ayağa kalkmış. 汉斯振作起精神, 爬了起来。Utancından kendisini toplayamıyordu. 她羞得无地自容。 3) 发福, 发胖 \kendi (si) ni tutmak 自持, 克制; 忍耐: Kendini tutamayarak ağlamaya başladı. 他忍不住哭了。Kendini tutamayıp hazrete bir tokat aşk etti. 他忍无可忍, 扇了那家伙一个嘴巴子。\kendi (si) ni usta satmak 冒充行家 \kendi (si) ni üstün tutmak 自负, 自命不凡 -e \kendi (si) ni vermek (或 vurmak) 全心投入于, 全神贯注于, 全力做某事 \kendi (si) ni yerden yere vurmak 1) (痛苦地)挣扎 2) (因懊悔而)顿足捶胸 (\kendi) \kendi (si) ni yemek (或 yiyip bitirmek) 暗自伤心, 独自发愁, 生闷气: Bu borcun altından nasıl kalkacağım diye kendini yiyip durmuştu. 他为了还债而暗自发愁。\kendi (si) ni yitirmek 昏迷, 失去知觉 \kendi (si) ni zaptetmek 忍, 自我克制 \kendisi görmek 亲眼目睹, 亲眼看: Kendimiz görmeliyiz. 我们必须亲眼看看。-in \kendiine fenalık gelmek 难受, 不舒服; 失去知觉 -i \kendisine ilinti etmek 操心: Her şeyi kendine ilinti etme. 你别什么事都操心。-i \kendisine ilinti yapmak 操心: Zavallı kadın her şeyi kendine ilinti yapıyor. 这可怜的女人, 什么事都操心。-i \kendisine kılavuz (或 rehber) seçmek 以某人为偶像 - den \kendisini alamamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Adamın aczine şaşmaktan kendimi alamıyorum. 我不禁对此人的无能感到震惊。- den \kendisini dağıtmak 自我失控, 忘乎所以: Seyirciler Murat'ın attığı golleri görünce zevkten kendilerini iyice dağıtmışlardı. 观众们看了穆拉特的进球兴奋异常。-le \kendisini yormak 费心操持: Bu kabil işlerle kendinizi yormayınız. 您不要费力操持这种事了。
    ◆ Kendi düşen ağlamaz. 自作自受; 自认倒霉; 自食其果; 咎由自取。Kendi söyler kendi dinler. 只顾自己说自己的; 说什么没人懂或没人听; 唱独角戏。

    Türkçe-Çince Sözlük > kendi

  • 279 kırkı

    is.
    1. kırkmak 的动名词
    2. 羊毛剪: \kırkı zamanı 剪羊毛的时候

    Türkçe-Çince Sözlük > kırkı

  • 280 kış

    is.
    1. 冬, 冬天, 冬季: \kış bahçesi 暖房 \kış dönencesi 天́ 冬至, 冬至点 \kış mevsimi 冬天, 冬季 Kış geceleri uzun olur. 冬夜漫漫。Kışın ilk günleri olmasına karşın hava ılımandı. 虽说已是初冬时分, 天气还是暖洋洋的。Kıştı, yerler iki karış kar tutmuştu. 冬天到了, 地上积了一尺多厚的雪。
    2. 严寒, 大冷天
    ◇ \kış baba 严寒 \kış basmak 严冬降临 \kış dinlemesi 冬眠, 休眠 \kış dönemi 冬天的活计, 冬天干的活 \kış gelmek 冬天到, 冬季来临: Kış gelince ellerini soğuktan korumak için eldiven kullanmayı ihmal etmezdi. 冬天一到, 他从不忘记戴手套以保护手不冻坏。\kış görmek 过冬, 越冬 \kış günü 1) 冬天, 冬日: Bir kış günüydü ama şıkır şıkır güneşli bir kış günüydü. 那是一个冬日, 然而却是一个阳光灿烂的冬日。 2) 气温在零摄氏度以下的日子: Kış günü sıcaklık, 0℃ üstüne çıkmaz. 冬天气温不超过零摄氏度。\kış kayıtı 俗́ 冬天贮备的食物, 过冬的食品 \kış kıyamet 严冬, 寒冬腊月; 冰天雪地的天气, 风雪交加的天气: Avcılar bu kış kıyamette ördek avına çıktılar. 猎人们在这寒冬腊月的天气里都出去打兔子去了。\kış meyvesi 冬季成熟的水果; 冬贮水果 \kış olmak 冬天到, 时值冬日: Kış olmasına rağmen ağaçlar yemyeşil yapraklı ve çicekliydi. 虽然已是冬天, 但树林里依然是绿叶葱葱, 花开枝头。\kış uykusu 1) 冬眠, 休眠: Cırlak sıçan kış uykusuna yatar. 仓鼠冬眠。 2) 俗́ 停滞 \kış üstü 晚秋, 深秋, 秋末冬初 \kış vakti 冬季, 冬天 \kış yapmak 天寒地冻, 风雪交加 \kışı çıkarmak 过冬, 越冬 \kışı etmek 住到冬天, 呆到冬季 \kışı geçirmek 过冬, 越冬 \kışın en civcivli zamanı 数九寒天, 寒冬腊月 \kışta kıyamette 严寒, 寒冬
    II
    ünl. (驱赶鸟禽时发出的声音)喔嘘: ”Kış!” diye tavukları kovaladı. 他喔嘘一声把母鸡赶走了。
    ◇ \kış \kış etmek 喔嘘喔嘘地赶

    Türkçe-Çince Sözlük > kış

Look at other dictionaries:

  • rivayet birleşik zamanı — is., dbl. Yalın zamanlı bir kiple miş ekinin birlikte kullanılmasından oluşan birleşik zaman: Gelmişmiş, gelecekmiş gibi …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • birleşik — sf., ği Bir araya gelmiş, birleşmiş olan, müttehit Birleşik Sözler birleşik ad birleşik cümle birleşik fiil birleşik isim birleşik kap birleşik kelime bir …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • rivayet — is., Ar. rivāyet 1) Söylenti O, yanıma oturarak kara haberlerden, kötü rivayetlerden bahsetti. F. R. Atay 2) Bir olay, bir haber veya sözü nakletme Rivayete göre, iğrenç, akla gelmez uğursuzluklar işlemişler. R. H. Karay Birleşik Sözler rivayet… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • birleşik zaman — is., dbl. Yalın zamanlı ve çekimli bir fiilin di (i di), miş (i miş,), se (i se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdiği zaman: Sevdiydi (sevdi y di <sevdi+i di), sevecekmiş (sev ecek miş < sev ecek + i miş) sev er se (sev erse… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • zaman — is., Ar. zamān 1) Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım. Ö. Seyfettin 2) Bu sürenin belirli bir parçası, vakit Efendiler,… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.