Translation: from turkish

otuz yaşında ama hâlâ çocuk

  • 1 beş yaşında bir çocuk için boyama kitabı arıyorum

    I would like to have a picture book for a five year old child.

    Turkish-English dictionary > beş yaşında bir çocuk için boyama kitabı arıyorum

  • 2 beş yaşında bir çocuk için uygun bir oyuncağınız var mı

    Do you think this is suitable for a five year old child

    Turkish-English dictionary > beş yaşında bir çocuk için uygun bir oyuncağınız var mı

  • 3 çocuk

    ребёнок (м)
    * * *
    озвонч. -ğu
    1) ребёнок, дитя́

    çocuk aldırmak — сде́лать або́рт

    çocuğu almak — принима́ть ро́ды

    çocuk dünya getirmek — роди́ть [ребёнка]

    çocuk düşürmek — преждевре́менно роди́ть мёртвого ребёнка

    çocuk peydahlanmak — прижи́ть ребёнка

    çocuk yapmak — забере́менеть

    çocuk yetiştirmek — расти́ть ребёнка / дете́й

    2) па́рень, молодо́й челове́к / мужчи́на
    3) перен. ребёнок, ма́лое дитя́

    otuz yaşında ama hâlâ çocuk — ему́ три́дцать лет, а он всё ещё ребёнок

    çocuklar — де́ти!; ребя́та!

    ••

    çocuktan al haberiпогов. уста́ми младе́нца глаго́лет и́стина

    - çocuk kalmak
    - çocuk oyuncağı
    - çocuk oyuncağı haline getirmek

    Türkçe-rusça sözlük > çocuk

  • 4 çocuk

    - ğu is.
    1. 儿童, 小孩; 子女, 儿女, 孩子; 子孙后代; 小伙子: \çocuk çağı 童年时代 \çocuk arabası 童车 \çocuk bahçesi 儿童乐园 \çocuk bakımı yurtları 托儿所, 幼儿园 \çocuk yuvası 幼儿园 suçlu \çocukları 失足少年 Çocuklar yedi yaşında okula başlar. 儿童7岁开始上学。Komşusunun iki çocuğu var. 邻居有两个孩子。
    2. 孩子气的人, 缺乏经验或能力的人: Otuz yaşında ama hâlâ çocuk. 他都30岁了, 可是还孩子气十足。
    3. (相对)年少的人: Kendisini otuz yıldan beri tanırım, çok iyi çocuktur. 我30年前就认识他了, 是个很好的孩子。
    4. 在店铺打工的男童, 小厮
    ◇ \çocuk acısı 丧子之痛: Birbiri arkasına ik çocuk acısına uğradıktan sonra feleğe küstü, şimdi hafta oluyor ki evden dışarı bile çıkmıyor. 他接连两次遭遇丧子之痛后便怨天尤人, 现在都两个星期了, 他连门都没出。\çocuk aldırmak 打胎, 堕胎 \çocuk bezi 尿布 \çocuk dili 儿童用语 \çocuk düşürmek 流产, 早产 \çocuk dünyaya getirmek 生孩子, 分娩 \çocuk düşürmek 堕胎 \çocuk getirmek 生孩子, 分娩 \çocuk gibi 1) 缺乏才能(或经验)的 2) 单纯的, 天真的; 易受欺骗的: Sen de çocuk gibisin, o adamın sözüne inanılır mı? 你也太天真了, 那个人的话能信吗?\çocuk istemek 想要孩子 \çocuk işi 小把戏, 儿戏, 简单且不重要的事 \çocuk olmak 孩子气, 耍小孩子脾气 \çocuk oyuncağı 1) 儿童玩具 2) 小事, 次要的事 3) 容易的事, 小儿科, 小菜一碟: Televizyon tamiri onun için çocuk oyuncağı. 修理电视对他来说是小菜一碟。\çocuk oyuncağı hâline getirmek (由于态度多变而)使缺乏严肃性, 使如同儿戏 \çocuk peydahlamak 未婚先孕 \çocuk ruhlu 童心未泯的, 孩子气的, 稚气未脱的 \çocuk yapmak 生孩子, 分娩 \çocuk yetiştirmek 培养孩子 \çocukla çocuk, büyükle büyük olmak 见什么人说什么话 \çocuku memeden kesmek (或 vazgeçirmek) 给孩子断奶 \çocuku olmak 生孩子, 分娩 \çocukun adını koymak 转́ (某种商品或服务的)报价 \çocukun rengi 孩子气: Çocuğun rengi geldi. 他的孩子气露出来了。
    ◆ Çocuktan al haberi. 孩子嘴里吐真言; 童言无忌

    Türkçe-Çince Sözlük > çocuk

  • 5 düşüncesiz

    s.
    1. 无思想的; 不老练的, 不机智的, 不小心的; 不圆滑的
    2. 无忧无虑的: Düşüncesiz bir tatil geçirdim. 我度过了一个无忧无虑的假期。18 yaşında olmasına karşın hâlâ çocuk gibi düşüncesiz. 她都18岁了, 可还像个孩子一样, 什么事都不关心。
    3. 轻率的, 粗心的

    Türkçe-Çince Sözlük > düşüncesiz

  • 6 yaş

    is.
    1. 年龄, 年纪, 岁数, 年岁: \yaş günü 生日 \yaş haddi 供职最高年限 Bir yaşıma daha girdim!我真长见识!
    2. 时代, 时期(指人生的不同阶段): çocukluk \yaşı 儿童时代 gençlik \yaşı 青年时代
    3. 周年(指某社会组织从成立到现今的时间)
    4. (某一天体自形成到如今的)年代:
    ◇ \yaş basmak 来临, 到来, 快到(老年) \yaşına basmak 超过…岁, 年逾…岁: gitmiş \yaşına basan Türkiye Cumhuriyeti 成立已有70周年的土耳其共和国 80 yaşına bastı. 他已年逾八十。\yaşında …岁: Çocuk daha yaşında değil. 小孩还不满一岁。Kaç yaşındasın? 你多大了?你高寿?\yaşını (başını) almak 1) 长成(大人), 成为成年人 2) 成为上岁数的人, 步入老年: \yaşını almış insanlar 已过中年的人, 中年以上年纪的人, 年迈的人 \yaşını bitirmak (年龄)满…岁: Hâkimler ve savcılar altmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. 法官和检察长可以工作到满65岁。\yaşını bulmak (或 doldurmak) 年满…岁: Dün altı yaşını doldurdu. 昨天他已满6岁。\yaşını göstermemek 不显年纪, 长相比实有岁数要年轻 \yaşta 象…的年龄: ben \yaşta, benim \yaşta 象我这样的年龄
    ◆ Yaş otuz beş, yolun yarısı eder. 人过三十五, 人生走一半。Yaş yetmiş, iş bitmiş. 年届古稀万事休。Yaşı benzemesin!但愿他不要如此短命。Yaşı ne, başı ne 年轻无经验: Yaşın ne, başın ne ki böyle şeyler yapmağa kalkıyorsun! 干这样的事情你还太嫩了点儿!Yaşı yerde (或 toprakta) sayılası!让他死了算啦!让他见阎王去吧!
    II
    is. 泪, 眼泪: Göz yaşlarımı tutamıyorum. 我的眼泪止不住地往下流。Gözlerinde yaşlar parlıyordu. 泪花在她眼睛里闪烁。Gözleri yaş dolu. 她的眼睛里充满泪水。
    s.
    1. 湿的, 潮湿的, 湿润的: \yaş çamaşır 潮衣服, 潮的内衣 \yaş odun 湿的木柴, 湿劈柴 \yaş toprak 潮湿的土壤 Yaş çamaşırları giyme. 不要穿潮湿的衣服。
    2. 鲜的, 新鲜的: \yaş meyve 新鲜水果 \yaş sebze 新鲜蔬菜 \yaş üzüm 鲜葡萄
    3. 俚́ 不顺利的, 困难的; 不祥的, 坏的: Bu gün işler yaş. 今天事情不顺。
    4. 俚́ 含酒精的(指饮料)
    ◇ \yaş akıtmak (或 dökmek) 哭, 哭泣, 流泪 \yaş boşanmak 泪如泉涌 \yaş deri ticarethanesi 俚́ 妓院, 妓馆 \yaş getirmek 使流泪 \yaş tahtaya (或 yere) basmak (本来可以搞好而)没有搞好, 弄糟, 办错; 由于自己的疏忽(轻率)上当受骗, 看错人, 错误地相信, 看走眼: O, ticaretten anlar, yaş tahtaya basmaz; aldanmaz. 他很会做生意, 不会看走了眼, 不会上别人的当。-i \yaşa bastırmak 使哭 \yaşını içine akıtmak 掩泪, 不露声色 \yaşını silmek 擦眼泪 \yaşlara boğulmak 泪流满面, 痛哭

    Türkçe-Çince Sözlük > yaş

  • 7 muamele

    [mua:mele]
    阿́ is.
    1. 对待, 待遇; (待人的)态度: harp esiri \muamelesi 对待战俘的规定 kaba \muamele 粗鲁的态度 Bana karşı olan muamelesini beğenmedim. 我不喜欢他对我的态度。
    2. 手续, 程序: \muamele memuru 办理手续的官员 \muamele vergisi 手续费 Bu adam muamele bilmiyor. 这人不知道怎么办理手续。Bu evrakın muamelesi henüz bitmedi. 这份文件的手续还没办完。
    3. 旧́ 商́ 交易, 买卖, 贸易: ihraç \muamelesi 出口贸易 ithalat \muamelesi 进口贸易 Borsada bugün muamele olmadı. 今天交易所没有交易。
    4. 化́ 旧́ 化合: Oksijenle hidrojenin muamelesinden su meydana gelir. 氢和氧化合成水。
    ◇ \muamele etmek (或 yapmak) 1) 处理, 对待: akran \muamelesi etmek 平等对待, 平等相待 soğuk \muamele etmek 冷淡地对待 Bana karşı hâlâ çocuk muamelesi yapıyor. 他仍像对孩子一样对我。 2) 化́ 化合 \muamele görmek 办理手续 -le \muamele yapmak 订立契约, 签订合同: O fabrika ile muamele yapmıyor. 他不和厂方签订合同。

    Türkçe-Çince Sözlük > muamele

  • 8 otuzluk

    1) ( içinde otuz tane bulunan) dreißiger
    2) ( otuz yaşında olan) dreißigjährig; s. a. altmışlık

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > otuzluk

  • 9 on oniki yaşında çocuk

    n. preteen

    Turkish-English dictionary > on oniki yaşında çocuk

  • 10 hâlâ

    [ha:'lâ]
    阿́ zf. 迄今为止, 依然, 仍然, 尚: Ağzımda tükrüğüm kurudu hâlâ sana maksadımı anlatamadım. 我说得口干舌燥, 可是你仍未搞明白我的目的。Otuz iki yaşında idi ve hâlâ evlenmemişti. 他都32岁了, 依然孑然一身。Tren hâlâ gelmedi. 火车仍然未到。
    ◇ \hâlâ o masal (或 mektup) 老生常谈 \hâlâ tadı damağında kalmak 回味无穷

    Türkçe-Çince Sözlük > hâlâ

  • 11 çocuk bakıcı

    = çocuk bakıcısı
    1) ня́ня
    2) воспита́тельница (детского сада, яслей)

    Türkçe-rusça sözlük > çocuk bakıcı

  • 12 çocuk bakıcısı

    Türkçe-rusça sözlük > çocuk bakıcısı

  • 13 çocuk gibi

    1) как ребёнок, как дитя́ ма́лое
    2) легкове́рный, дове́рчивый

    çocuk gibi sevinmek — ра́доваться как ребёнок

    Türkçe-rusça sözlük > çocuk gibi

  • 14 çocuk kalmak

    остава́ться ребёнком

    ayol sen sahiden çocuk kalmışsın — эй, па́рень, ты в са́мом де́ле, ока́зывается, оста́лся ребёнком

    Türkçe-rusça sözlük > çocuk kalmak

  • 15 çoluk çocuk

    озвонч. -ğu
    ча́да и домоча́дцы, семе́йство

    çoluk çocuğa karışmak — обзавести́сь семе́йством

    çoluk çocuk sahibi — оте́ц семе́йства

    Türkçe-rusça sözlük > çoluk çocuk

  • 16 hâlâ

    (ударение: hấlâ) всё еще по-пре́жнему
    * * *
    до сих по́р, до сего́ вре́мени, всё ещё

    hâlâ o masal — всё та же пе́сня

    Türkçe-rusça sözlük > hâlâ

  • 17 otuz

    три́дцать
    * * *
    три́дцать

    otuz yaşındadır — ему́ три́дцать лет

    ••

    Türkçe-rusça sözlük > otuz

  • 18 çocuk

    adj. infant, junior, infantile
    --------
    n. child, kid, youngster, baby, infant, son, brat, chit, juvenile, mite, moppet, seed
    --------
    çocuk (erkek)
    n. nipper
    --------
    çocuk (ısk.)
    n. bairn
    * * *
    1. child 2. children 3. kid 4. kid (n.)

    Turkish-English dictionary > çocuk

  • 19 top toplayıcı çocuk

    top toplayıcı çocuk (tenis)
    n. ball boy

    Turkish-English dictionary > top toplayıcı çocuk

  • 20 şarkıcı çocuk

    şarkıcı çocuk (kilise)
    n. choirboy

    Turkish-English dictionary > şarkıcı çocuk

Look at other dictionaries:

  • çocuk — is., ğu 1) Küçük yaştaki oğlan veya kız Çocuğun bir sütninesi vardı. R. H. Karay 2) Soy bakımından oğul veya kız, evlat Anası olacak bir kadın çocuğu omuzundan yakalamış. B. R. Eyuboğlu 3) Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.