Translation: from turkish to chinese

from chinese to turkish

meyve kabuğu

  • 1 Ak deniz meyve sineği

    is. 动́ 地中海果蝇 (Cerbitis capitate)

    Türkçe-Çince Sözlük > Ak deniz meyve sineği

  • 2 böcek kabuğu

    is. ve s. 青绿色, 蓝绿色

    Türkçe-Çince Sözlük > böcek kabuğu

  • 3 incirsi meyve

    is. 植́ 隐头花序

    Türkçe-Çince Sözlük > incirsi meyve

  • 4 meyve

    Türkçe-Çince Sözlük > meyve

  • 5 meyve dışı

    Türkçe-Çince Sözlük > meyve dışı

  • 6 meyve içi

    Türkçe-Çince Sözlük > meyve içi

  • 7 meyve ortası

    Türkçe-Çince Sözlük > meyve ortası

  • 8 meyve yaprak

    Türkçe-Çince Sözlük > meyve yaprak

  • 9 yalancı meyve

    is. 植́ 假果

    Türkçe-Çince Sözlük > yalancı meyve

  • 10 yer kabuğu

    is. 地́ 地壳

    Türkçe-Çince Sözlük > yer kabuğu

  • 11 kabuk

    - ğu is.
    1. 外皮, 外壳, 荚: ağaç \kabuku 树皮 ekmek \kabuku 面包皮 fasulye \kabuku 豆荚 fındık \kabuku 榛子壳 kavun \kabuku 瓜皮 meyve \kabuku 果壳, 果皮 yer \kabuku 地壳 yumurta \kabuku 蛋壳
    2. (动物的)壳, 甲: salyangoz \kabuku 蜗牛壳 istiridye \kabuku 牡蛎壳
    3. 解́ (动、植物内部器官的)外皮, 皮质, 皮层: beyin \kabuku 脑外皮
    4. 医́ 痂: Yaranın kabuğu kalktı. 伤口的痂已经脱落。
    ◇ \kabuk bağlamak 1) 形成外皮(或外壳); 结痂: Yarası kabuk bağlamış. 他的伤口结痂了。 2) 结束, 完结 \kabuk gibi (指布料)坚硬的, 结实的 \kabuk koparmak 惹事生非, 怂恿, 教唆: Kabuk koparmak niyetinde olsa bile senin ona uyacağına inanmak istemem. 就算他有意教唆, 我也不愿相信你会听他的。\kabuk tutmak 1) 形成外皮(或外壳); 结痂 2) 结束, 完结 (kendi) \kabukuna çekilmek 转́ 闭门谢客, 与外界隔绝, 不与人交际: Geçirdiği hastalıktan sonra kabuğuna çekilmek mecburiyetini duymuştu. 生病之后他觉得必须闭门谢客。\kabukını çıkarmak 剥去外壳

    Türkçe-Çince Sözlük > kabuk

  • 12 ayak

    - ğı is.
    1. 脚, 足: \ayak bileği 解́ 跗骨, 鸟胫骨 \ayak bileği dizi kemikleri 趾骨 \ayak tabanı kemiği 解́ 跖骨 \ayak tabanı kemiğı kırığı 跖骨折 \ayak tarağı 解́ 蹠 Ayağınızı yere basınca şehrin en kalabalık caddesinin içinde ve merkezindesiniz. 您双脚一踏上土地, 您就到了这个城市最繁华的街道, 到了市中心。
    2. 腿: Ayaklarına felç geldi, yerinden kalkamıyor. 他双腿瘫痪了, 再也站不起来了。
    3. 家具桥梁等的接地部分: İskemlenin ayağı kırık. 凳子腿坏了。Bu köprünün dört ayağı var. 这座桥有4个桥墩。
    4. 腰以下的部位, 下身: Ayağına bir pantolon çekti. 他下身穿了一条裤子。
    5. (江河的)支流
    6. (湖泊的)出水口
    7. 行进步伐, 速度: Senin ayağınla köye akşama kadar varamayız. 照你这个速度, 天黑之前我们赶不到村里。
    8. 台阶: Birinci kata on beş ayak merdivenle çıkıyor. 他上2层要爬15级台阶的楼梯。
    9. (诗歌等的)韵脚, 音步
    10. 旧́ (长度单位, 约30.5厘米)阿亚克
    11. 英尺: En yüksek ağaçlar, tahminime göre yedi ayak boyundaydı. 最高的树估计有7英尺高。
    12. (冰箱容量单位)立方英尺
    13. 数́ 交点: dikme \ayakı 垂足, 垂线足
    ◇ \ayak alamamak 情不自禁 \ayak atmak 1) 去, 进入, 迈入: Buraya ayak atayım deme, sonra fena olur. 别过来!否则让你吃不了兜着走!Hayatında tiyatroya ayak atmamış. 他一辈子没有进过戏园子。 2) 起步, 迈步: Mesleğine ilk ayak attığı günün anılarını unutamıyor. 他忘不了他在这一行迈出的第一步那一天。\ayak \ayak 一步一步地, 小心翼翼地 \ayak \ayak üstüne atmak 翘二郎腿 -e \ayak bağı olmak 拖后腿, 妨碍, 阻挠: Bu çocuk bana ayak bağı oluyor. 这孩子成了我的累赘。\ayak bağını çözmek 离婚, 休妻 \ayak basacak yer olmamak (或 bulunmamak) 人多得没有插脚的地方 \ayak basılmamış 人迹罕至的(地方) -e \ayak basmak 1) 去, 到达, 进入: Artık efendimizin toprağına ayak bastık, şu dağı da aşalım, çiftliğe varacağız. 我们已经到了我家主人的地界, 我们翻过这座山, 就到庄园了。Bir daha senin evine ayak basmıyacağım. 我再也不登你家的门了。 2) 从事(某种职业), 入主, 控制 3) 旧́ 抵抗, 反对, 坚持, 固执: Fikrim kabul olunsun diye ayak basmakla olmaz, herkesi ikna etmek lâzım. 要想让他们接受我的意见, 固执己见是不行的, 要说服所有的人。\ayak çıkarmak 脱鞋: İçeri girerken hepsi ayaklarını çıkardılar. 进去时, 大家都把鞋脱了。\ayak çıkmak 俚́ 做手脚, 耍花样, 装腔作势, 骗人 \ayak değiştirmek (队列行进时)倒步子, 调整步伐 \ayak diremek 坚持, 不改口: Ben ayak direyince o, yanlış kararından döndü. 在我的坚持下, 他放弃了他的错误决定。Bu konuda niçin bu kadar ayak direyip inat ediyorsun? 在这个问题上你为什么如此坚持?\ayak divanı 奥斯曼帝国时期在处于紧急状态的地区成立的特别会议 \ayak freni 脚刹车 \ayak hizmeti 跑腿的事, 杂事 \ayak işi 跑腿的事, 杂事: Ufak tefek ayak işlerine bakmakla beraber konakta esas vazifesi çocuk lalalığıdır. 除了有一些小事跑跑腿以外, 他的主要任务是在房里照看孩子。\ayak işini görmek 干杂事, 打杂: Ayak işlerini görenler hemen tamamıyle çocuklardır. 这些干杂活儿的几乎全都是孩子。\ayak işlerine bakmak 跑腿, 打杂: Tekkenin ayak işlerine bakan genç ve dilsiz bir adam, yanımızda hep el pençe divan duruyordu. 在修道院跑腿打杂的一个年轻的哑巴, 一直在我们旁边毕恭毕敬地站着。\ayak izi 脚印, 足迹: Karda ayak izleri var. 雪地上有脚印。\ayak kare 平方英尺: Genellikle kırk ayak kare olan, çitle çevrili tarlalar da çiçek tarhlarına benziyordu. 每块约40平方英尺的土地, 就像是一座座用栅栏围着的花圃。\ayak kirası 跑腿费, 跑路费 \ayak koşmak 俚́ 做手脚, 耍花样, 装腔作势, 骗人 \ayak koymak 绊倒, 使绊 \ayak makinesi 1) 用脚踏板带动的机器 2) 脚踏式缝纫机 \ayak satıcısı 游动小贩, 货郎: Belediye zabıtası ayak satıçıları ile mücadeleyi hızlandırdı. 市政警察加大了打击流动商贩的力度。\ayak sesi 脚步声 \ayak sürtmek 闲逛 \ayak sürümek 1) 腿瘸: Kazaya uğraması üzerine ayak sürüdü, nikâhımızı tehir etti. 遭遇车祸之后, 他的腿瘸了, 就把我们的婚期推迟了。 2) 俗́ 不情愿, 拖拖拉拉: Anlaşıldı sen ayak sürüyeceksin, bunu ben başkasına havale edeyim. 看来你不大情愿, 那我还是把这交给其他人吧!Canı bir türlü gitmek istemedi, lâkin mecbur olunca ne yapsın, ayak sürüye sürüye yola çıktı. 他心里一点儿也不想去, 可是又必须去, 怎么办呢?他只好不情愿地上路了。\ayak şaşmak 搞错, 失手, 办坏 \ayak tedavisi 非卧床治疗, 非住院治疗 \ayak tozu 大人物所在的地方 \ayak uğramak 偶尔前往, 偶尔前往 \ayak uydurmak 与…步调一致, 顺应 \ayak yapmak 俚́ 做手脚, 耍花样, 装腔作势, 骗人 \ayak (lar) a abanmak 跌倒, 摔倒 \ayaka binmek 站起, 起身 \ayaka düşmek 空口说白话, 说到做不到 \ayaka fırlamak 猛地站起来: Alice'in bir yeri acımamıştı, hemen ayağa fırladı. 艾丽丝一点儿也没觉得疼, 赶紧站了起来。Ali ayağa fırlayarak öne doğru yürüdü. 阿里霍地站起, 走向前去。-i \ayaka kaldırmak 煽动, 挑动, 惊动: Kadın, “Yangın var” diye bağırarak mahalleyi ayağa kaldırdı. 那女人大喊一声“着火啦!”把整个街区都惊动了。\ayaka kalkmak 1) 站起来, 站着, 起立: Alice fırlayıp ayağa kalktı. 艾丽丝猛的一下站了起来。Besleme kız utandı, bütün kanı yüzüne çıktı, hemen ayağa kalktı. 小丫鬟害羞了, 满脸通红, 赶紧站了起来。Çiftlik sahibi ayağa kalkıp da savunmaya geçeceği sırada onu yeniden yere yatırıp altıma aldım. 农场主爬了起来, 还想还手, 可是又被我再次摔倒在地, 压在身下。 2) 转́ (病人病情)好起来, 好转: Şükür Allah’a, hastamız ayağa kalktı. 谢天谢地, 我们的病人好起来了! 3) 转́ 激动, 兴奋: Birkaç dakika içinde bütün yalı ayağa kalktı. Hizmetçiler ellerinde mumlarla odadan odaya koşuyorlar, yalıyı altüst ediyorlardı. 几分钟之内, 整个别墅沸腾了, 仆人们手持蜡烛从这个房间跑到那个房间, 把别墅翻了个底朝天。\ayak (lar) ı ağırlaşmak 走得慢, 累得走不动 -e \ayakı alışmak 常去(某个地方), 时常出入于, 常来常往于: Yaz geleli parka ayağı alışmış. 夏天一到, 他常去公园。\ayakı bağlı 订了婚的(女子) \ayakı basılmamış 人迹罕至的(地方) \ayak (lar) ı birbirine dolaşmak 1) 踉跄: Ayakları birbirine dolaşıyor. 他走路踉踉跄跄的。 2) 激动, 兴奋, 三脚并做两脚: Ayaklarım birbirine dolaşarak merdivene doğru koşarken duraksadım. 我正要三脚并做两脚跑上楼去, 又迟疑了一下。 3) 忙中出错 \ayakı cıvık 脚不停步的 \ayakı çarıklı 俗́ 精明的乡下人 \ayak (lar) ı çukurda 俗́ 老朽的, 土埋脚脖子的 \ayak (lar) ı dolaşmak 1) 踉跄 2) 激动, 兴奋, 三脚并做两脚: Çocuğunun doğduğunu duyunca ayakları dolaşarak evine koştu. 他一听说他的孩子出生了, 撒腿就跑回家去了。 3) 忙中出错 -e \ayakı düşmek 顺访; 顺道: Ayağım düşerse çarşıda aradığın kitabı bakacağım. 如果顺道, 我将到市场去看看你要的书。\ayakı düze basmak (或 gelmek) 摆脱困境, 踏上坦途: Uğraştık, çabaladık, kan ter içinde kaldık ama nihayet ayağımız düze bastı. 我们勤奋努力, 出力流汗, 终于熬出了头。\ayak (lar) ı geri geri gitmek 不情愿地去 \ayakı göğe ilişmek 遇到突如其来的难以克服的障碍 \ayakı karıncalı 坏女人, 道德败坏的女人 \ayakı kaymak 失足, 误入歧途: Ne yapsın ayağı kaydı bir kere; kolay kolay kurtulamıyor bu bataktan. 他可怎么办呢?一失足成千古恨。- den \ayakı kesilmek 断绝来往: Kocaya vardıktan sonra da baba evinden ayağı kesilmedi. 出嫁以后, 她还经常回娘家。-in \ayak (lar) ı suya değmek (或 ermek) 俗́ 恍然大悟: Herkesin ayağı suya eriyor, hekimlik elden gidiyor. 大家恍然大悟, 他原来并不懂医术。\ayakı şaşmak 搞错, 失手, 办坏 \ayakı takılmak 碰钉子, 遇上拦路虎, 遇到障碍; 被绊倒: Ayağı takılınca kıçı üstüne düştü. 他脚下一绊, 摔了个屁股蹲儿。Çocuk, ayağı takılınca kapandı. 这孩子脚下一绊, 摔了个大马爬。\ayakı taşa dokunmak 碰钉子, 遇上拦路虎, 遇到障碍; 被绊倒 -in \ayakı uğurlu 带来好运的(人): Ayağınız uğurlu, sizden sonra dükâna çok müşteri geldi. 您是一个能带来好运的人, 您来过之后, 店里顾客大增。-in \ayakı üzengide 箭在弦上的, 随时准备出发的, 整装待发的: Onun her zaman ayağı üzengidedir, yolculuğa hazırdır. 他已经做好了上路的准备, 整装待发。\ayakı yanmış it gibi dolaşmak 俗́ 火急火燎地东奔西走: İş bulmak için günlerce ayağı yanmış it gibi daire daire dolaşmıştı. 为了找到工作, 几天来他火烧火燎地东奔西走, 找了一家又一家。\ayak (lar) ı yerden kaldırmak 1) 由于某种原因脚不能沾地 2) 乘车不再步行 3) 俗́ 飞 4) 俗́ 非常高兴, 高兴得手舞足蹈, 高兴得跳起来 \ayakı yerden kesilmek 1) 由于某种原因脚不能沾地 2) 乘车不再步行 3) 俗́ 飞 4) 俗́ 非常高兴, 高兴得手舞足蹈, 高兴得跳起来 \ayak (lar) ı yerden kesmek 1) 由于某种原因脚不能沾地 2) 乘车不再步行 3) 俗́ 飞 4) 俗́ 非常高兴, 高兴得手舞足蹈, 高兴得跳起来 \ayak (lar) ı yere basmak 转́ 抛弃幻想, 脚踏实地 \ayak (lar) ı yere basmamak 1) 由于某种原因脚不能沾地 2) 乘车不再步行 3) 俗́ 飞 4) 俗́ 非常高兴, 高兴得手舞足蹈, 高兴得跳起来 5) 转́ 心存侥幸, 抱有幻想 \ayak (lar) ı yere değmemek 1) 由于某种原因脚不能沾地 2) 乘车不再步行 3) 俗́ 飞 4) 俗́ 非常高兴, 高兴得手舞足蹈, 高兴得跳起来: Sınavı kazandığını öğrenince ayakları yere değmedi. 他一得知考试通过了, 高兴得跳了起来。\ayakına bağ olmak 妨碍, 阻碍: Belki de yeniden evlenirsin, çocuk bende kalsın ayağına bağ olmasın. 也许你该再成个家, 把孩子留在我这里吧, 省得他碍你的事。\ayakına bağ vurmak 设置障碍, 阻碍, 妨碍 -in \ayakına basmak 玷污: Kimbilir kaç kadını boynuzlamış, kaç kızın ayağına basmıştır. 谁知道他搞了几个女人, 玷污了几个姑娘。\ayakına çabuk 1) 常来常往于某个地方的 2) 手脚利索的 -i \ayakına çağırmak 召唤: Sizi ayağına çağırdı. 他叫您过去。\ayakına çelme takmak 使拌子 \ayakına demir çarık giymek 出远门, 走远路 -in \ayakına dolanmak (或 dolaşmak) 1) 报应, 搬起石头砸自己的脚: Babasının ettiği kötülükler oğlunun ayağına dolaştı, dünya bu. 父孽子受, 世人皆如此。Kim olursa olsun kötülük etme, sonra yaptığın ayağına dolaşır. 不管你是谁, 都不要干坏事, 否则必遭报应。Yaptığı kötülüklerin bir zaman sonra ayağına dolaşacağını hiç düşünmemişti. 他压根儿就不认为还有恶有恶报这档子事儿。 2) 碍事: Çocuk annesinin ayağına dolaşıyor, çalıştırmıyor. 孩子妨碍了母亲, 使她做不了事。-in \ayakına düşmek 拜倒在某人面前, 央求, 哀求 \ayakına geçirmek 穿(裤子等) \ayakına gelen kısmeti tepmek 眼睁睁地错过大好时机 -in \ayakına gelmek 1) 拜见, 求见 2) 天上掉馅饼, 不劳而获: Ormanlar kralı olan aslanın her şey ayağına geliyordu. Tilki bu işten memnun değildi. 森林之王狮子一向是不劳而获, 狐狸对此很不满意。-i \ayakına getirmek 1) 召见 2) 吸引: Bütün dünyayı ayağına getiren çok güzel bir yerdi. 这是一个非常漂亮的地方, 使得所有的人都慕名而来。-in \ayakına gitmek 1) 求见, 拜见, 拜访: Gerçeğin ortaya çıkması için herkesin ayağına gitti. 为了搞清真相, 他拜访了每个人。Ne istiyorsa ablan, buraya gelsin; biz onun ayağına gidemez. 你姐姐想要什么, 让她到这儿来, 我们是不会去见她的。 2) 盯着, 看着, 监督 -in \ayakına ip takmak 下绊, 说坏话, 诽谤: Kulağım çınlıyor, gene ayağıma ip takmış olmalılar. 我的耳朵直响, 肯定是他们又在说我的坏话。-in \ayakına kadar gelmek 1) 拜见, 求见 2) 天上掉馅饼, 不劳而获 -i \ayakına kadar getirmek 1) 召见 2) 吸引: Bütün dünyayı ayağına kadar getiren çok güzel bir yerdi. 这是一个非常漂亮的地方, 使得所有的人都慕名而来。-in \ayakına kadar gitmek 1) 求见, 拜见, 拜访 2) 盯着, 看着, 监督 -in \ayak (lar) ına kapanmak 拜倒在某人面前, 央求, 哀求; 请求宽恕, 求饶: Kaç kere biçare Ali Efendiyi bu sefaletten kurtarmak için büyük ninesinin ayaklarına kapanmıştı. 为了使可怜的阿里躲过这一劫, 他几次跪倒在太祖母的面前求情。Ayaklarına kapanıp bu genç kızdan af dilemedikçe buradan kıpırdamayacaksın. 你要是不跪下来向这个姑娘求饶, 就别想在这里挪窝。-in \ayak (lar) ına kara su inmek 两条腿累得像灌了铅: O kadar çok dolaştım ki ayaklarıma kara su indi. 我转悠了这么半天, 两条腿累得像灌了铅。-in \ayakına karpuz kabuğu koymak 使绊, 陷害 \ayakına kira istemek 不愿意来(去) -in \ayakına oturmak (鞋)合脚 -in \ayakına pabuç olamamak 小巫见大巫, 逊色 \ayakına pek olmak 快步行走: Ayağına pek olan, on saatlık taban tepişle, Milas'tadır. 脚步快的人, 10个小时可以走到米拉斯。-in \ayakına sıcak su dökmek 俗́ 善待, 优待: Ayağınıza sıcak su (mu) dökelim. (Ayağınıza soğuk su mu?) 欢迎您常来!(我都不知道该如何感谢你了!) Hangi rüzgâr attı ki gözüm, ayağınıza sıcak su mu soğuk su mu dökeyim? 宝贝!什么风儿把你们吹来了?真高兴你们来!\ayakına sıkı 脚步快的, 走得快的 \ayakına taş değmek 遇到障碍, 受阻挠 \ayakına üşenmemek 手脚勤快, 手脚利索 \ayakına yatmak 效仿, 模仿 \ayakında donu olmamak 俗́ 穷得没裤子穿 \ayakını almak 俗́ 进谗言, 说坏话 \ayakını alamamak 1) 脚(因疼痛或发麻而)不能动 2) 情不自禁前往常去的地方 \ayak (lar) ını altına almak 1) 蹲 2) 拳打脚踢: Kendisine karşı koymak isteyenleri ayağının altına alarak hırpalar. 他们一阵拳打脚踢, 把那些企图反对他的人痛打了一顿。\ayakını bağlamak 拖后腿, 妨碍 \ayakını berk basmak 1) 抵抗, 反抗, 反对 2) 坚持, 固执, 顽固 - den \ayakını çekmek 1) 脱鞋 2) 俗́ 抽身, 撤步, 脱身: Nihayet kahveden ayağını çekmeye muvaffak oldu. 他终于成功地从咖啡馆脱了身。 3) 俗́ 再也不去: O olaydan sonra kulüpten niçin ayağınızı çektiniz? 您为什么自从那次事件之后再也不去俱乐部了?\ayakını çelmek 绊倒, 使绊 \ayakını çıkarmak 脱鞋: İçeri girerken hepsi ayaklarını çıkardılar. 进门时, 大家都把鞋脱了。\ayakını denk almak 当心, 小心, 防范: Ayağını denk al, bir gün ettiğini bulursun. 你小心点儿, 总有一天你回遭到报应的。Ayağımızı denk alalım, olur olmaz yerlere para sarfetmeyelim. 我们得注意点儿!不能什么地方都花钱!Tehlike karşımızda canlanmış duruyor, ayağımızı denk alamazsak gürültüye gittiğimizin resmidir. 如果我们面临危险而掉以轻心, 我们肯定会卷入是非之中。\ayakını denk basmak 当心, 小心, 防范 \ayakını giymek 穿鞋 \ayakını kaydırmak 把某人整下台, 使绊, 拆台: Dün ayağını kaydırmak için uğraşanlar bugün karşısında el pençe divan duruyorlar. 昨天那些企图把他整下台的人今天毕恭毕敬地站在他面前。(-in, - den) \ayak (lar) ını kesmek 1) 不能脱身 2) 使不能脱身 3) 使不再来往: Kardeşime kötü alışkanlık kazandıran çocuğun bizden ayağını kestim. 那孩子把我兄弟给带坏了, 我们再不和他来往了。\ayak (lar) ını öpmek 俗́ 求饶, 请求宽恕: Ne olursun, ayaklarını öpeyim, yapma! 你怎么啦?求求你了!别干了!\ayakını sürümek 1) 腿瘸 2) 俗́ 不情愿, 拖拖拉拉 \ayakını sürüyerek gelmek 三三两两地来到(尤指第一个来到者) \ayakını taştan esirgemek 看守, 保护: Ayaklarımızı taştan esirgemek sana mı kaldı? 是由你来保护我们的吗?\ayakını tek almak 深思熟虑, 仔细斟酌 \ayakını tetik almak 当心, 小心, 防范 (ayakkabı) \ayakını vurmak (鞋)磨脚, 夹脚 \ayak (lar) ını yerden kesmek 坐车不再步行 \ayakını yere basmak 转́ 抛弃幻想, 脚踏实地 \ayakını yere vurmak 跺脚: Ali öfkeden kıpkırmızı kesilip ayağını yere vurdu, "Sen kim oluyorsun da benim ne yaptığımı soruyorsun? " dedi. 阿里气得满脸通红, 跺着脚说: “你是什么人, 敢来管我的事?”\ayakını yorganına göre uzatmak 转́ 量入而出: Ayağımızı yorganımıza göre uzatırsak, kafamızı her zaman su üstünde tutarız. 如果我们能量入为出, 我们就能永远立于不败之地。-i \ayakının altına almak 拳打脚踢, 痛打: Kendisine karşı koymak isteyenleri ayağının altına alarak hırpalar. 他们一阵拳打脚踢, 把那些企图反对他的人痛打了一顿。\ayakının altına karpuz kabuğu koymak 转́ 使绊, 拆台, 把某人整下台 -i \ayakının altına yatırmak 拳打脚踢, 痛打 \ayak (lar) ının altında dolaşmak 转́ 碍手碍脚: Ayağımın altında dolaşma da hemen bitireyim. 别在这儿碍手碍脚, 让我把事赶紧办完! (Bir yer) \ayak (lar) ının altında olmak 鸟瞰, 俯视; 尽收眼底: Anıt-kabir'in bulunduğu tepeden bütün Ankara ayağının altındaydı. 从 Anıt-kabir (土耳其国父陵)所在的山头, 整个安卡拉尽收眼底。\ayak (lar) ının altını öpmek 转́ 苦苦哀求, 乞求饶恕 -i \ayakının bağını çözmek 转́ 1) 与妻子离婚, 休妻 2) 解除妨碍行动自由的关系, 使自由 \ayakının bastığı yerde ot bitmemek 给…带来灾祸 (Biri, ötekinin) \ayakının pabucu olamamak 连…都不知 \ayakının pabucunu başına giymek 1) 下嫁, 屈就 2) 把无能者扶上高位 (Biri ötekinin) \ayakının tozu olmak 转́ 1) 对…唯命是从, 成为奴隶 2) 哀求, 请求 \ayakının tozuyla 刚一来就, 连气都没喘就: Rica ederim bey, gelir gelmez ayağının tozuyla dırıltı çıkarma. 求你了, 先生, 请你不要一来就吵。 (Biri ötekinin) \ayakının türabı olmak 转́ 1) 对…唯命是从, 成为奴隶 2) 哀求, 请求: Yapma Ali, ayağının türabı olayım, yapma! 阿里, 别这样!我求求你了!别这样!\ayak (lar) ının ucuna basmak 踮起脚尖走, 蹑手蹑脚地走: Onları uyandırmakta korkar gibi ayaklarının ucuna basarak odadan çıktı. 似乎是怕惊醒了他们, 他蹑手蹑脚地走出了房间。\ayakıyla ağa uğramak 自找麻烦 (kendi) \ayakıyla gelmek 1) 主动前来: Biz ona gelmesi için yalvarmadık ya! O kendi ayağıyla geldi. 我们并没有求他来呀!是他自己来的。 2) 得来全不费功夫: Devlet adama ayağı ile gelmez. 幸福不会从天降。\ayakıyla gitmek 主动前往 \ayakıyla tuzağa düşmek 自找麻烦: Geleceğini hiç düşünmedi, kendi ayağıyla tuzağa düştü. 他不计后果, 自找麻烦。\ayakta 1) 站着, 站立着: Ayakta duramayacak raddede yorgunum. 我累得都快站不住了。Kahvelerimizi ayakta içtik. 我们站着喝完了咖非。 2) 转́ 活跃的, 躁动不安的, 乱哄哄的 \ayakta durmak 站, 站立, 矗立, 挺立: Pencerenin önünde ayakta duruyor, akşamın denizdeki son kızıltılarını seyrediyordu. 他站在窗前, 欣赏着夕阳落在海上最后一抹余晖。Boş çuval ayakta durmaz. 成́ 空袋子立不住; 人要有价值才可立足。\ayakta kalmak 站, 站立, 矗立: Bu yapı beş yüz yıldan beri ayakta kalmıştır. 这座建筑已矗立了500年。İmparator bile, ayakta kalabildiyse de, bir zaman kendine gelemedi. 就连皇帝本人, 虽然仍站在那里, 可也好一阵儿没回过神来。-i \ayakta tutmak 1) 使站立: Ev sahibi, kiracıyı ayakta tutarak kirayı artırmasını söyledi. 房东让房客站起来, 要他增加房租。 2) 使不倒塌, 使矗立: Bu tarihî yapıyı ayakta tutmak için birkaç milyon lira gerekmektedir. 为了使这座古建筑不致倒塌, 需要数百万里拉。 3) 使保持活力, 使持续下去: Tiyatrosunu ayakta tutmak için kışta meşakkatli bir turneye çıkmak zorunda kalmıştır. 为了把他的剧团支撑下去, 他不得不在冬季去进行艰苦的巡回演出。\ayakta uyumak 过于沉思, 惊恐或疲劳 \ayaktan (尤指牛羊等)鲜活地: \ayaktan satış 卖活牛羊等
    ◆ Ayağının altında yumurta mı var? 你干吗走得这么慢?

    Türkçe-Çince Sözlük > ayak

  • 13 baklamsı

    s.
    1. 蚕豆形的
    2. 有荚的, 结荚的
    ◇ \baklamsı meyve (或 yemiş) 豆科

    Türkçe-Çince Sözlük > baklamsı

  • 14 beyin

    - yni is.
    1. 脑, 脑髓: \beyin cerrahîsi 脑外科 \beyin iltihabı 大脑炎 \beyin kabuğu 解́ 大脑皮层 \beyin kanaması 脑溢血 \beyin karıncıkları 解́ 脑室 \beyin korteksi 解́ 大脑皮层 \beyin omur ilik sıvısı 解́ 脑脊(髓)液 \beyin zarları 解́ 脑膜
    2. 理解(力)领会, 判断
    3. 转́ (某项工作的)核心人物
    4. 转́ 有才智的人, 智囊: \beyin göçü 科技人员流向国外, 智囊流失 \beyin gücü 智囊的思维力量
    ◇ \beyin almaz olmak (因用脑过度)脑子不好使 \beyin atmak 大发雷霆, 震怒 \beyin bırakmamak 苦思冥想, 努力思考 \beyin dağılmak 脑子一片混乱 \beyin delinmek 脑震荡 \beyin patlatmak 绞尽脑汁 \beyin yıkamak 心́ 对(人)实行洗脑 \beyin yormak 绞尽脑汁, 想方设法 \beyini atmak 勃然大怒 \beyini bulanmak 1) 变傻, 变呆 2) 认识到不是好事, 傻眼 \beyini durmak 脑子不转弯, 无法思考 \beyini karıncalanmak (头脑由于紧张)麻木 \beyini sulanmak 失去思维能力, 糊涂; 痴呆, 变傻: \beyini sulanan bu ayyaş 这个醉醺醺的酒鬼 Bu adamın genç yaşta beyni sulanmış. 这个人年纪轻轻就这么糊涂。\beyini uyuşmak 1) 变傻, 变呆 2) 认识到不是好事, 傻眼 \beyininde şimşekler çakmak 1) 变虚弱, 变得软弱无力 2) 灵机一动 -in \beyininden vurulmuşa dönmek 惊呆, 像是当头挨了一棒: Babamın öldüğünü bildirdikleri zaman beynimden vurulmuşa dönmüştüm. 当他们告诉我父亲已经去世的时候, 我像是当头挨了一棒。Acı haberle beyninden vurulmuşa döndü. 听到这个噩耗, 他就像当头挨了一棒。-in \beyinine girmek 1) 说服, 使相信: Çocuğun beynine girdi, okuldan soğuttu. 那孩子信以为真, 便不爱上学了。 2) 记住, 牢记, 背诵 -in \beyinine vurmak 使变得不知道做什么, 使失去自制力: Bir defa rakı adamın beyinine vurdu mu, çekiver kuyruğunu. 这个人又喝多了!快把他拖出去!-in \beyinini kemirmek 使不安, 打扰, 困扰: İşte birkaç zamandır beynimi kemiren süphe: Ben deli miyim? 这就是长期困扰我的问题: “我是疯了吗?”-in \beyinini kurcalamak 困扰, 使不明白

    Türkçe-Çince Sözlük > beyin

  • 15 bolluk

    - ğu is.
    1. 宽大, 肥大(部分): Eteğin belinde bir bolluk var. 裙腰过肥。
    2. 宽裕, 富饶, 充足: \bolluk memleket 富裕之乡 Bu ev bollukta döşenmişti. 这套房子是(他们)宽裕的时候装修的。Bu yıl meyve bolluğu var. 今年水果丰收。Ben bolluk içinde rahat yaşarken kardeşimin sıkıntılı yaşamasını içim götürmüyor. 我丰衣足食过得舒舒服服, 不忍心看我的弟弟过穷日子。

    Türkçe-Çince Sözlük > bolluk

  • 16 buğdaysı

    s. 像小麦的
    ◇ \buğdaysı tohum (或 meyve, tane) 植́ 颖果

    Türkçe-Çince Sözlük > buğdaysı

  • 17 cemile

    [cemi:le]
    阿́
    s. 旧́ (女人)俊秀的, 美丽的
    is. 取悦, 讨好: Cemile olmak üzere onu yemeğe davet etti. 他讨好她, 请她吃饭。Misafire cemile olsun diye sofraya çiçek ve meyve doldurdu. 为取悦客人, 他在饭桌上摆满了鲜花和水果。
    ◇ \cemile göstermek 讨好, 取悦

    Türkçe-Çince Sözlük > cemile

  • 18 ceviz

    阿́ is. 植́ 胡桃, 核桃 (Juglans regia): \ceviz çekmece 核桃木首饰盒
    ◇ \ceviz kabuğu gibi (船)又小又不能抗风浪的 \ceviz kabuğu (nu) doldurmamak 微不足道: Ceviz kabuğu doldurmaz bir konu için birbirimizin hatırını kırmakta ne mana var? 我们为这么一个鸡毛蒜皮的小事撕破脸皮有什么意思?\ceviz kabuğuna sokmak 使陷入窘境 \ceviz kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş 忘本的, 忘祖的 \ceviz kırmak 瞎胡闹 \cevizi çift görmezse ağaca taş atmamak 利不大的事不做, 不见兔子不撒鹰

    Türkçe-Çince Sözlük > ceviz

  • 19 çıkarmak

    -i
    1. 取出, 拿出, 弄出, 牵出, 捞出: dolaptan çamaşır \çıkarmak 从衣柜里拿出内衣 Atı ahırdan çıkardı. 他从马棚里牵出马来。Cebinden küçücük siyah bir mendil çıkardı. 他从兜里掏出一块黑色小手帕。Denize uçan otomobili çıkardılar. 他们把掉到海里的汽车捞了上来。Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış. 成́ 一个傻子往井里扔一块石头, 40个聪明人也捞不上来。
    2. 卸下; 脱: çoraplarını \çıkarmak 脱袜子 elbisesini \çıkarmak 脱衣服 şapkanı \çıkarmak 摘帽子
    3. 吐出, 呕吐; 排出, 排泄: Bütün yediklerini çıkardı. 他把吃的东西全吐了。
    4. 驱逐, 赶出: evden kiracıyı \çıkarmak 从家里赶走房客 pasaportsuz adamı sınırdan \çıkarmak 把没有护照的人驱逐出境
    5. 消除, 除去, 拔除; 挑出, 拣出, 摘除: çekirdeğini \çıkarmak 去核 dalak \çıkarmak 脾切除 diş \çıkarmak 拔牙 kabuğunu \çıkarmak 剥去外壳, 剥皮 lekeyi \çıkarmak 清除污渍 zehirli maddeler \çıkarmak 排出有毒物质
    6. 提取, 榨出: sütün yağını \çıkarmak 提取奶油 gülyağı \çıkarmak 提炼玫瑰油 Taşı sıksa suyunu çıkarır. 成́ 他力大无比, 石头也能攥出水来。
    7. 数́ 减去
    8. 搬上, 抬上: dolabı üst kata \çıkarmak 把柜子抬到楼上
    9. 派出: Bir adam çıkarıp oğlunu yanına getirtti. 他派了一个人把他的儿子接来了。
    10. 转́ 说出; 揭穿, 揭露, 指出; 认定, 指责, 认为: yalanını \çıkarmak 揭穿谎言 yanlışını \çıkarmak 指出错误 birini hırsız \çıkarmak 说某人是小偷 birini suçlu \çıkarmak 指责某人犯罪 Ne düşünüyorsun, çıkar da rahatla. 你有话好好说。
    11. 展示; 以…招待: misafire meyve \çıkarmak 拿水果招待客人 müşteriye kumaş \çıkarmak 拿布给顾客看 Kızı görücüye çıkardı. 他叫出了女儿给媒人相看。
    12. 演奏出: bir tangoyu piyanoda \çıkarmak 用钢琴弹奏一曲探戈舞曲
    13. 出版, 发表: faydalı bir kitap \çıkarmak 出版一本好书 Türkiye'de o zamanlar gazete çıkarmak kolaydı. 当时在土耳其出版报纸是非常容易的。
    14. 得到, 获得: Geçimini balıkçılıktan çıkarıyor. 他靠打鱼为生。
    15. 度过, 熬过; 忍受: Bu kömür kışı çıkarmaz. 这些煤过不了冬。Bu para ile ayı çıkaramayız. 我们用这些钱过不了这个月。Hasta kışı çıkaramadı. 病人没有熬过冬天。
    16. 养成, 形成: yeni bir âdet \çıkarmak 形成新的习惯
    17. 得出结论, 得出认识; 理解, 弄懂: Bundan ne çıkarıyorsun? 你从中得出什么结论?Mektuptaki şu sözcüğü çıkaramadım. 信里的这个词我没有看懂。
    18. 出产, 生产: Antalya, turfanda domates çıkarır. 安塔利亚出产早熟的的番茄。Fabrika yeni bir otomobil modeli çıkardı. 工厂生产了一种新车型。
    19. 制造, 引发, 造成: kavga \çıkarmak 吵架 iş \çıkarmak 添乱 olay \çıkarmak 惹是生非, 制造事端 güçlük \çıkarmak 制造麻烦; 阻挠, 刁难, 为难
    20. 解决, 破解: bilmeceyi \çıkarmak 猜出谜语 meseleyi \çıkarmak 解决问题
    21. 患有: kızamık \çıkarmak 患麻疹, 出疹子 çiçek \çıkarmak 出天花
    22. 非常喜欢: Lezzetini çıkara çıkara hikâyesine devam ediyor. 他仍在兴致勃勃地讲着他的故事。
    23. 发泄: Öfkesini benden çıkardı. 他拿我出气。

    Türkçe-Çince Sözlük > çıkarmak

  • 20 çürüksüz

    s. 未腐烂的: \çürüksüz meyve 未腐烂的水果

    Türkçe-Çince Sözlük > çürüksüz

Look at other dictionaries:

  • meyve kabuğu — is., bit. b. Meyvenin dış yüzeyini kaplayan kalın tabaka …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve — is., bit. b., Far. mīve 1) Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş 2) mec. Ürün, sonuç, kâr Mektebimizin şapirografla basılan haftalık Fidan ında, en güzel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • buğdaysı meyve — is., bit. b. Çok ince olan kabuğu, zarından ayrılmayacak derecede kaynaşmış olan, tohum izlenimi veren bir kuru meyve, buğdaysı tane, buğdaysı tohum …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kuru meyve — is. 1) Yaş meyvenin kurutulmuşu 2) Olgunlaştığında dış kabuğu kuruyan meyve …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kabuk — is., ğu 1) Bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır Meyve kabuğu. Midye kabuğu. Ağaç kabuğu. 2) Ekmeğin pişme sırasında içinden daha çok sertleşen dış bölümü 3) gök b. Bir sıvı veya… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • diken — is. 1) Bazı bitkilerin dal, yaprak, meyve kabuğu vb. bölümlerinde ve bazı hayvanların derisinde bulunan sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntılardan her biri Gül dikeni. Kirpinin dikenleri. 2) Bu çıkıntıları çok olan bitki Birleşik Sözler dikence… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pörtlemek — nsz 1) Göz, çeşitli sebeplerle açılmak, dışarıya doğru fırlamak 2) Meyve kabuğu yarılıp içi dışarıya doğru çıkmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • acur — is., bit. b. Kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, yeşil veya sarımtırak, üzeri yeşil lekeli, irice bir meyve (Cucumis flexuosus) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • — is. 1) Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir. Ç. Altan 2) Oyuk şeylerin boşluğu 3) Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta Tahtanın içi… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • iki çenetli — sf., bit. b. 1) Çatladığında kabuğu iki çenete ayrılan (meyve) 2) hay. b. İki parçalı kavkısı birbirine kaslarla bağlı yassı solungaçlılardan midye, istiridye vb. (hayvan) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kivi — 1. is., hay. b. Kivigillerden, kanatları küt olduğu için uçamayan, bacakları güçlü, Yeni Zelanda da yaşayan bir kuş, apteriks (Apteryx australis) 2. is., bit. b. Kahverengi tüylü kabuğu soyularak yenen yeşil renkli sulu, C vitamini bakımından… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.