Translation: from turkish

meyve kabuğu

  • 341 kapçık

    1. small container. 2. (shotgun, rocket) shell. 3. bot. pod, capsule. - meyve bot. nut.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > kapçık

  • 342 kuru

    "1. dry; dried. 2. dead (plant). 3. emaciated, thin. 4. bare, unadorned, unfurnished. 5. empty, hollow, vain, meaningless. 6. dry, unfeeling, curt (utterance). 7. slang hashish, hash. - başına all alone. - başına kalmak to be left without friends or relatives, be all on one´s own. - çeşme dry fountain. - duvar dry wall. - ekmek dry bread, bread eaten with nothing else. - erik prune. - fasulye 1. dried beans. 2. a dish made of stewed dried beans. - filtre dry filter (for an air conditioner). - gürültü 1. meaningless excitement, much ado about nothing. 2. bluster, empty talk. - hava dry air. - havuz naut. dry dock, floating dock, floating dry dock. - iftira sheer calumny. - incir dried fig. - kafes mere skeleton, skin and bones. - kalabalık 1. crowd of idle onlookers. 2. useless and worn-out things, junk. -da kalmak naut. (for a ship or boat) to be grounded at low tide. - kaymak clotted cream, Devonshire cream. - köfte grilled meat patty. - kuruya uselessly, in vain. - kuyu dry well, cesspool, sink. - laf empty promise(s). - laf karın doyurmaz. proverb Empty promises don´t fill one´s belly. - meyve bot. nut. - ot 1. hay. 2. dried herb. - öksürük dry cough. - poğaça a flaky, savory pastry. - sıkı 1. blank (shot). 2. bluff, empty threat. - sıkı atmak to utter empty threats. - soğuk dry cold. - tahtada kalmak to be left without a stick of furniture in one´s house. - tekne hull, hulk. - temizleme dry cleaning. - temizleyici dry cleaner. - üzüm raisins. - vaat empty promise. -nun yanında/arasında yaş da yanar. proverb Sometimes the innocent suffer along with the guilty. - yemiş 1. dried fruit. 2. (edible) nuts. - yemişçi seller of dried fruit and nuts."

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > kuru

  • 343 kınakına

    1. cinchona. 2. cinchona, cinchona bark, Peruvian bark. - kabuğu cinchona, cinchona bark, Peruvian bark.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > kınakına

  • 344 limon

    lemon. - ağacı lemon tree. - kabuğu gibi small and shapeless (hat). - sarısı lemon yellow. - sıkmak /a/ slang to introduce a sour note into, wet-blanket (a conversation).

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > limon

  • 345 memnu

    ,-uu forbidden, prohibited, off limits. - meyve forbidden fruit. - mıntıka area that is off limits, off-limits area.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > memnu

  • 346 meyva

    see meyve.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > meyva

  • 347 yara

    "1. wound; open sore, ulcer; laceration; injury. 2. gash, rent, tear. - açmak /da/ to make a wound (in). - bağı bandage. - bere cuts and bruises; wounds and bruises. -sını deşmek/-sına dokunmak /ın/ to touch a sore spot, open up an old wound, bring up a sore topic. - fitili med. tent, seton (roll of lint or linen used to keep a wound open). - işlemek for a wound to fester and discharge. - kabuğu scab, crust (over a wound). - kapanmak for a wound to heal. -sı olan gocunur. proverb It´s the hurt dog that hollers./When a misdeed is being investigated the person who perpetrated it usually displays signs of anxiety. -ya tuz biber ekmek to sprinkle salt on the wound."

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > yara

  • 348 yer

    "1. place; spot; position; location: Kandilli fevkalade güzel bir yer. Kandilli is an extraordinarily beautiful place. Senin yerin burası. This is your place./This is where you´re to be. Eğlence yeri değil burası; ciddi bir işyeri. This isn´t a place you come to in order to amuse yourself; it´s a place where business is transacted in a serious way. Yerimde olsaydın ne yapardın? If you´d been in my shoes what would you have done? Feramuz Paşa´nın tarihteki yeri pek önemli sayılamaz. Feramuz Pasha´s place in history cannot be reckoned an important one. Bu evin yeri hoşuma gidiyor. I like this house´s location. Ağrının yerini daha iyi tarif edemez misiniz? Can´t you describe more clearly where the pain is? 2. space, room: Otobüsün arka tarafında yer yok. There´s no room in the back of the bus. 3. (a) seat; (a) room: Matine için iki yer ayırttım. I´ve reserved two seats for the matinée. Lokantada dört kişilik bir yer buldum. I found a table for four in the restaurant. Bu otelde boş yer yok. This hotel has no vacant rooms. 4. place, position (of employment). 5. passage or part (of something written or spoken): Söylevimin bu yeri alkışlanmaya değer, değil mi? This part of my speech merits applause, doesn´t it? 6. importance, place of importance: Bu maddenin sanayideki yeri yadsınamaz. It can´t be denied that this material is of importance for industry. 7. mark (left by something): yara yeri scar left by a wound. 8. the earth, the ground: Yere düştü. He fell to the ground. Bütün parası yerde gömülü. All of his money is buried in the ground. 9. floor: Bebek yerde emekliyor. The baby´s crawling on the floor. Yerler halı kaplıydı. The floors were covered with rugs. 10. piece of land, piece of property: Kalamış´ta bir yer aldık. We bought a piece of property in Kalamış. 11. terrain, region, area. 12. the earth, the planet earth. -de instead of (preceded by a future participle): Tatlı yiyecek yerde meyve ye. Instead of eating sweet pastries, eat fruit. - açmak /a/ to make way for, move aside for (someone) to pass. - almak /da/ 1. to be located in, be situated in (a place): Fethi ön sırada yer alıyor. Fethi´s in the front row. 2. (for someone) to be involved in, have a part in (a job, a project). 3. to be in, appear in. -ini almak 1. /ın/ (for one person or thing) to take the place of (another). 2. to sit down in one´s appointed place, take one´s seat. 3. to stand in one´s appointed place, take one´s place. -inden ayrılmak to leave the place where one has been sitting or standing. -e bakmak 1. to look at the ground, cast one´s eyes to the ground. 2. to have one foot in the grave. -e bakan yürek yakan (someone) who is malicious and dangerous despite his innocent looks, who is a wolf in sheep´s clothing. -i başka olmak /ın/ (for someone) to be a very special friend, have a special place in one´s heart, be one of one´s most intimate friends: Rakım için Süheyla´nın yeri başka. Süheyla has a very special place in Rakım´s heart. -e batmak to vanish, disappear. -ini beğenmek (for a plant) to grow well in the spot in which it´s been planted. - belirteci gram. adverb of place. -le beraber leveled to the ground, razed. -le bir/yeksan etmek /ı/ to level (something) to the ground, raze. -den bitme very short in stature, squat. -ini bulmak to find the right niche for oneself, find one´s niche, find one´s place. - cücesi short in stature but very capable or cunning. -e çalmak/vurmak /ı/ to throw or hurl (something) to the ground. -in dibine geçmek/batmak/girmek to feel very ashamed, feel like sinking through the floor or into the ground. -ini doldurmak /ın/ 1. to do one´s job well. 2. to fill (someone´s) shoes, perform well the functions formerly carried out by (someone else). - etmek /da/ 1. to leave a mark on. 2. (for something) to impress itself in (someone´s mind). -e/-lere geçmek to feel very ashamed, feel like sinking through the floor or into the ground. -ine geçmek /ın/ (for one person or thing) to take the place of

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > yer

  • 349 zeytinsi

    (bot.) drupaceous. - meyve drupe, stone fruit.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > zeytinsi

Look at other dictionaries:

  • meyve kabuğu — is., bit. b. Meyvenin dış yüzeyini kaplayan kalın tabaka …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve — is., bit. b., Far. mīve 1) Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş 2) mec. Ürün, sonuç, kâr Mektebimizin şapirografla basılan haftalık Fidan ında, en güzel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • buğdaysı meyve — is., bit. b. Çok ince olan kabuğu, zarından ayrılmayacak derecede kaynaşmış olan, tohum izlenimi veren bir kuru meyve, buğdaysı tane, buğdaysı tohum …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kuru meyve — is. 1) Yaş meyvenin kurutulmuşu 2) Olgunlaştığında dış kabuğu kuruyan meyve …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kabuk — is., ğu 1) Bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır Meyve kabuğu. Midye kabuğu. Ağaç kabuğu. 2) Ekmeğin pişme sırasında içinden daha çok sertleşen dış bölümü 3) gök b. Bir sıvı veya… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • diken — is. 1) Bazı bitkilerin dal, yaprak, meyve kabuğu vb. bölümlerinde ve bazı hayvanların derisinde bulunan sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntılardan her biri Gül dikeni. Kirpinin dikenleri. 2) Bu çıkıntıları çok olan bitki Birleşik Sözler dikence… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pörtlemek — nsz 1) Göz, çeşitli sebeplerle açılmak, dışarıya doğru fırlamak 2) Meyve kabuğu yarılıp içi dışarıya doğru çıkmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • acur — is., bit. b. Kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, yeşil veya sarımtırak, üzeri yeşil lekeli, irice bir meyve (Cucumis flexuosus) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • — is. 1) Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir. Ç. Altan 2) Oyuk şeylerin boşluğu 3) Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta Tahtanın içi… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • iki çenetli — sf., bit. b. 1) Çatladığında kabuğu iki çenete ayrılan (meyve) 2) hay. b. İki parçalı kavkısı birbirine kaslarla bağlı yassı solungaçlılardan midye, istiridye vb. (hayvan) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kivi — 1. is., hay. b. Kivigillerden, kanatları küt olduğu için uçamayan, bacakları güçlü, Yeni Zelanda da yaşayan bir kuş, apteriks (Apteryx australis) 2. is., bit. b. Kahverengi tüylü kabuğu soyularak yenen yeşil renkli sulu, C vitamini bakımından… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.