Translation: from turkish

meyve kabuğu

  • 321 pişmek

    1. انطبخ [اِنْطَبَخَ]
    2. نضج [نَضِجَ]

    Türkçe-Arapça Sözlük > pişmek

  • 322 sera

    دفيئة [دَفِيئَة]

    Türkçe-Arapça Sözlük > sera

  • 323 şarap

    Türkçe-Arapça Sözlük > şarap

  • 324 şerbet

    Türkçe-Arapça Sözlük > şerbet

  • 325 turşu

    Türkçe-Arapça Sözlük > turşu

  • 326 üvez

    مشملة [مَشْمَلَة]

    Türkçe-Arapça Sözlük > üvez

  • 327 yemiş

    1. تين [تِين]
    Anlamı: incir
    2. ثمرة [ثَمَرَةَ]
    Anlamı: meyve
    3. فاكهة [فاكِهَة]
    Anlamı: meyve

    Türkçe-Arapça Sözlük > yemiş

  • 328 yeşil

    1. أخضر [أَخْضَر]
    2. فج [فِجّ]
    Anlamı: olmamış, ham (meyve)

    Türkçe-Arapça Sözlük > yeşil

  • 329 etli

    "fleshy, plump; (meyve) pulpy, fleshy; containing meat, meaty"

    İngilizce Sözlük Türkçe > etli

  • 330 kabuk

    "outer covering, cover; (aðaç) bark; (meyve, sebze) pod, rind, peel, shell, skin, jacket; peelings" " soyuntu; skin, scale, shell, carapace; (yeryüzü) crust; (yara) scab"

    İngilizce Sözlük Türkçe > kabuk

  • 331 kütür kütür

    "with a crunching sound; (meyve) crunchy, crisp, fresh"

    İngilizce Sözlük Türkçe > kütür kütür

  • 332 turfanda

    "(sebze, meyve) very early; new"

    İngilizce Sözlük Türkçe > turfanda

  • 333 ayak

    "1. foot. 2. leg. 3. base, pedestal, footing. 4. treadle (of a sewing machine). 5. shaft (of a loom). 6. tributary. 7. outlet (of a lake). 8. step (in stairs). 9. gait, pace. 10. folk poetry rhyme; rhyme word. 11. foot (measure). 12. intersection between two lines or between a line and a plane. -ta 1. standing, on one´s feet. 2. excited, aroused. 3. med. ambulatory. -tan (satış) (selling meat) on the hoof (as opposed to butchered meat). -ını alamamak 1. /dan/ to be unable to refrain (from). 2. to be unable to use one´s feet (because of pains or because they have gone asleep). -ı alışmak /a/ to make a habit of going to. -ını altına almak to sit on one´s leg. -ının altına almak /ı/ 1. to beat, give a beating (to), thrash. 2. to ignore, transgress, violate. 3. to push aside (something useful). -lar altına almak /ı/ to trample on, disregard. -ının altına karpuz kabuğu koymak /ın/ to scheme to get (someone) fired. -ının altında olmak (for a view) to be spread out beneath one. -ının/-larının altını öpeyim. colloq. For God´s sake. - atmak 1. /a/ to go (to) for the first time. 2. to take a step. - atmamak /a/ not to go to; to stay away from. - ayak üstüne atmak to cross one´s legs. - bağı 1. impediment, hindrance, hobble, fetter. 2. person who creates an obligation and responsibility. -ının bağını çözmek /ın/ 1. to divorce (one´s wife). 2. to free (someone) to act. -ına bağ olmak /ın/ to hinder (one). -ına bağ vurmak/-ını bağlamak /ın/ to hinder. - basmak /a/ 1. to arrive (at), enter. 2. to begin, enter, start (a job). - basmamak /a/ not to go to; to stay away from. -lar baş, başlar ayak oldu. colloq. The first have become last, the last first./The social order is reversed and upstarts are in charge. - bileği 1. ankle. 2. anat. tarsus. -ları birbirine dolaşmak to stumble over one´s own feet. -ına çabuk quick, quick to come and go. -ını çabuk tutmak to hurry, walk quickly. -ına çağırmak /ı/ to call (someone) into one´s presence. -ını çekmek /dan/ to stop going to (a place). -ına çelme takmak /ın/ 1. to trip up. 2. to prevent (another´s) success. -ını çıkarmak to take off one´s shoes. - değiştirmek to get into step by changing one´s foot (in marching). -ını denk/tetik almak to be on one´s guard. -ını denk basmak to be careful, be wary. - diremek to insist, put one´s foot down. -ına dolanmak/dolaşmak 1. to crowd around and create confusion. 2. /ın/ to obstruct. 3. to boomerang, recoil on oneself. -ı dolaşmak 1. to trip over one´s own feet. 2. to get flustered and do something wrong. -ları dolaşmak to trip on one´s feet, get one´s feet tangled up. -ında donu yok, fesleğen ister/takar başına. colloq. She likes to show off regardless of her poverty. -ta duramama astasia. -ta durmak to stand, remain standing. -a düşmek to have outsiders meddling in (a matter). -ı düşmek /a/ to drop in on (a place, a house), visit while passing by. -ına düşmek /ın/ to beg, implore. -ı düze basmak to get over the hard part of something. -a fırlamak to jump to one´s feet. - freni foot brake. -ına geçirmek /ı/ to pull on (one´s trousers). -ına (kadar) gelmek /ın/ 1. to make (someone) a personal visit (as an act of deference). 2. (for any desired thing) to come to (one) by itself. -ları geri geri gitmek to go reluctantly, drag one´s feet. -ına getirmek /ı/ to have (something or someone) brought to one. -ına gitmek /ın/ to make (someone) a personal visit (as an act of deference). -ını giymek to put on one´s shoes. (kendi) -ı ile gelmek 1. to come on one´s own initiative. 2. to fall into one´s lap. -ına ip takmak /ın/ to backbite. - işi errands and small deeds. - izi footprint. -a kaldırmak /ı/ 1. to upset, excite (a group). 2. to incite, stir up (a group) to rebellion. -a kalkmak 1. to stand up, get up, rise to one´s feet. 2. to recover and get out of bed. 3. to get excited, be aroused. -ta kalmak 1. to be left without a seat. 2. to remain standing; to have lasted. -ına/-larına kara su/ sular inme

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > ayak

  • 334 ağaç

    "1. tree. 2. wood, timber. 3. wooden. 4. post; pole. - balı the sweet resin of certain fruit trees. - çivi treenail, wooden peg. - hamuru wood pulp. - işi woodwork. - kabuğu bark. - kaplama wooden wainscoting. - kömürü wood charcoal, charcoal. - kurdu a wood-boring maggot. - olmak slang to stand and wait a long time. - oyma wood carving. - yaş/taze iken eğilir. proverb Train a child while his mind is pliant."

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > ağaç

  • 335 baklamsı

    bean-shaped. - meyve pod, bean pod, seed pod.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > baklamsı

  • 336 basit

    ",-ti 1. simple, not difficult; easy to do or understand. 2. simple, unadorned. 3. ill-bred, (someone) who´s never been taught any manners. 4. ordinary, run-of-the-mill, average. - cisim chem. uncombined element, simple element. - cümle gram. simple sentence. - çiçek bot. single flower (as opposed to a double flower). - denklem math. simple equation, linear equation. - faiz com. simple interest. - kelime ling. simplex, simple word. - kesir math. simple fraction. - meyve bot. simple fruit. - yaprak bot. simple leaf. - zaman gram. simple tense."

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > basit

  • 337 buyurmak

    "1. /a, ı/ to command (someone) to (do something), order (someone) to (do something). 2. /ı/ to require one to, entail. 3. /ı/ to say (used either jocularly or in very polite speech). 4. /a/ to go into; to come into (used in very polite speech). 5. /ı/ to take; to have (used in very polite speech): Çayınızı buyurunuz! Here is your tea. Meyve buyurmaz mısınız? Won´t you have some fruit? 6. used instead of etmek in compound verbs in very formal speech: Cumhurbaşkanı beni kabul buyurdular. The president received me. Buyur? Would you mind repeating that?/I beg your pardon? Buyurun./Buyurunuz. 1. Please come in! 2. Please sit down! 3. Please help yourself!/Please have some! Buyurun cenaze namazına! We´ve had it! (said when faced with an unexpected and unpleasant situation). "

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > buyurmak

  • 338 ceviz

    1. walnut. 2. walnut, made of walnut. - ağacı walnut tree. - boya walnut stain. -i çift görmezse ağaca taş atmamak not to waste one´s effort on an unprofitable project. - içi meat of a walnut. - kabuğu walnut shell. - kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş. colloq. He is ashamed of his origins. - kabuğunu doldurmaz very unimportant, slight. - kırmak to behave improperly, do the wrong thing. - sucuğu a sweet confection made of walnuts on a string dipped in a starchy grape molasses. - yağı walnut oil.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > ceviz

  • 339 etli

    1. containing meat, cooked with pieces of meat. 2. meaty, fleshy (animal). 3. plump, rotund, corpulent (person). 4. thick, full, rounded. 5. fleshy, pulpy (fruit). 6. succulent (plant). - bitki succulent plant, succulent. - börek pastry filled with ground meat. - butlu plump (woman). - canlı plump and robust. - ekmek flat bread baked together with ground meat and tomatoes. - meyve fleshy and juicy fruit. -ye sütlüye karışmamak to avoid getting involved. - yaprak bot. fleshy leaf.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > etli

  • 340 kanatlı

    1. winged. 2. finned. - karınca termite, white ant. - meyve samara, key fruit.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > kanatlı

Look at other dictionaries:

  • meyve kabuğu — is., bit. b. Meyvenin dış yüzeyini kaplayan kalın tabaka …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve — is., bit. b., Far. mīve 1) Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş 2) mec. Ürün, sonuç, kâr Mektebimizin şapirografla basılan haftalık Fidan ında, en güzel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • buğdaysı meyve — is., bit. b. Çok ince olan kabuğu, zarından ayrılmayacak derecede kaynaşmış olan, tohum izlenimi veren bir kuru meyve, buğdaysı tane, buğdaysı tohum …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kuru meyve — is. 1) Yaş meyvenin kurutulmuşu 2) Olgunlaştığında dış kabuğu kuruyan meyve …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kabuk — is., ğu 1) Bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır Meyve kabuğu. Midye kabuğu. Ağaç kabuğu. 2) Ekmeğin pişme sırasında içinden daha çok sertleşen dış bölümü 3) gök b. Bir sıvı veya… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • diken — is. 1) Bazı bitkilerin dal, yaprak, meyve kabuğu vb. bölümlerinde ve bazı hayvanların derisinde bulunan sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntılardan her biri Gül dikeni. Kirpinin dikenleri. 2) Bu çıkıntıları çok olan bitki Birleşik Sözler dikence… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pörtlemek — nsz 1) Göz, çeşitli sebeplerle açılmak, dışarıya doğru fırlamak 2) Meyve kabuğu yarılıp içi dışarıya doğru çıkmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • acur — is., bit. b. Kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, yeşil veya sarımtırak, üzeri yeşil lekeli, irice bir meyve (Cucumis flexuosus) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • — is. 1) Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir. Ç. Altan 2) Oyuk şeylerin boşluğu 3) Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta Tahtanın içi… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • iki çenetli — sf., bit. b. 1) Çatladığında kabuğu iki çenete ayrılan (meyve) 2) hay. b. İki parçalı kavkısı birbirine kaslarla bağlı yassı solungaçlılardan midye, istiridye vb. (hayvan) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kivi — 1. is., hay. b. Kivigillerden, kanatları küt olduğu için uçamayan, bacakları güçlü, Yeni Zelanda da yaşayan bir kuş, apteriks (Apteryx australis) 2. is., bit. b. Kahverengi tüylü kabuğu soyularak yenen yeşil renkli sulu, C vitamini bakımından… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.