Translation: from turkish

meyve kabuğu

  • 281 vakitsiz

    s. 不合时宜的, 不适时的, 不及时的; 不合时令的, 不合时节的; (多指死亡)为时过早的: \vakitsiz bir evlilik 不适时的家庭生活 \vakitsiz iş 课外作业 \vakitsiz meyve 不合时令的水果 \vakitsiz ölüm 早逝, 夭亡
    ◇ \vakitsiz bir zamanda 在不适当的时候, 在不合适的时候
    ◆ Vakitsiz öten horozun başını keserler. 公鸡打鸣时辰不对要杀头, 人说实话时机不当要倒霉。

    Türkçe-Çince Sözlük > vakitsiz

  • 282 vermek

    - ir (-i, -e)
    1. 给, 给予; 付给; 交给; 供给; 提供; 让给; 留给; 使得到, 使有: fikir \vermek 表明看法, 阐述意见, 出主意 makineye kâğıt \vermek 给印刷机喂(加)纸 yazı vazifesi \vermek 布置(学校)书面作业 Okumadığım zaman tavuklara yemlerini ben veririm. 当我不学习的时候, 就给鸡喂饲料。Size kimyayı kim veriyor? 谁给你们上化学课?Bir ekmek verir misiniz? 劳驾, 请给一个面包。
    2. 赠上, 赠送; 送给, 献给: Bu evi bana babam verdi. 这房子是我父亲留给我的。
    3. 扭转, 掉转, 使转向: sırtını sobaya \vermek 把背转向炉子
    4. 使感到, 带来, 引起: ferahlık \vermek 使感到快乐, 使高兴, 使喜悦: sıkıntı \vermek 使感到烦闷, 带来苦闷 üzüntü \vermek 使不安; 使不愉快, 使痛苦 zevk \vermek 使高兴, 使喜悦 zahmet \vermek 使不安, 引起不安
    5. 举行, 举办: balo \vermek 举行舞会, 举办跳舞晚会 konser \vermek 举办音乐会 resital \vermek 举办独唱(独奏)音乐会 yemek \vermek 举办宴会
    6. 使出嫁, 聘出: Kızımı ona vermek istemiyorum. 我不想把女儿嫁给他。
    7. 使受到, 使受到(某种作用), 使遭受到: ortalığı heyecana \vermek 使整个周围地区不安
    8. 付, 支付; 偿还, 偿付: borcunu \vermek 还债 malın paralı \vermek 支付货款
    9. 卖, 出售, 卖掉: Defterı pahalı veriyorsunuz. 你卖的本子贵。Ucuz pahalı deme de ver gitsin. 不论贵贱, 卖了算啦!
    10. 散发, 散布; 扩散, 扩大, 扩展: ısı \vermek 散发热量 \vermek koku 散发气味 duman \vermek 散发烟雾 ışık \vermek 发出光 Güneş ısı verir. 太阳发出热量。
    11. 花, 花费, 耗费, 消耗: emek \vermek 花费劳力 zaman \vermek 花费时间
    12. 把…靠在…上, 使倚在…上; 把…贴在…上: Duvara sırtını verip çömeldi. 他把背靠在墙上蹲下。
    13. 认为值得, 认为无愧, 认为合适: Ben bu hareketi size veremedim. 我认为这种举动与您不相称。
    14. 归咎于: talihsizliğe \vermek 咎于不走运
    15. 使获得, 使有可能得到: değer \vermek 珍视, 器重; 重视, 尊重 Ona büyük değer verirler. 人们对他评价很高。güzellik \vermek 使生色, 给添彩, 使生辉
    16. 结果实: Bu ağaç iyi meyve veriyor. 这棵树结的果很好。Dal budak saldı, yemiş vermeğe başladı. 枝叶繁茂起来了, 开始挂果。
    17. 用作助动词, 加到以 - (y) a, - (y) e结尾的付动词上, 构成速捷动词: alıvermek 快拿 söyleyivermek 快说 Beş yıl öncesine kadar kara kuru, sümsük bir kızken şimdi gelişivermiş bir dişi. 5年前她还是一个又黑又瘦的傻丫头, 现在成了一个胖大女人。
    ◇ verip veriştirmek 突然想到什么就说什么
    ◆ Veren eli herkes öper (或 sever). 人人都喜欢慷慨大方的人。

    Türkçe-Çince Sözlük > vermek

  • 283 yara

    is.
    1. 伤, 伤口, 创伤: \yara izi (或 yeri) 伤疤 \yara kabuğu 痂 \yaranın iyileşmesi 伤口愈合 açık \yara 没有长好的, 未封口的伤口 bıçak \yarası 刀伤 kanayan \yara 流血的伤口, 出血的伤口 kurşun \yarası 枪弹伤 Doktor yaraya ilâç sürdükten sonra bağladı. 医生给伤口涂上药后就把伤口包扎了起来。Kolunda çiçek aşısı yarası var. 他的胳膊上有种牛痘的疤痕。
    2. 孔, 洞, 窟窿: Bu kumaşta çivi yarsı var. 这块布上有钉子扎的洞。
    3. 转́ 疼, 疼痛; 痛苦, 悲痛, 苦难, 苦楚, 忧伤, 忧虑: Bu hâl içime yara oldu. 这一苦难在我心中留下了不可磨灭的痕迹。
    ◇ \yara açmak 1) 打伤, 使受伤, 使负伤; 割伤, 切破 2) (在…上)打眼, 打洞 3) (使受)麻烦, 惊动, 使痛苦, 伤害: Sözleri kalbimde öyle yara açtı ki seneler geçse kapanmaz. 几年过去了, 他的那番话对我的伤害仍未恢复。\yara almak 1) 受伤: Yara alan tavşan yuvasına zor ulaşabilmişti. 受伤的兔子好不容易才回到了自己的窝里。 2) 穿了洞, 扎了洞: Gemi çarpma sonucu yara aldı. 船撞破了。-i \yara bere içinde bırakmak 使伤痕累累: Bir gece Ali’ye saldırıyorlar, onu yara bere içinde bırakıyorlar. 一天夜里, 他们袭击了阿里, 把他打得伤痕累累。\yara işlemek 1) 伤口化脓, 伤口溃烂: Yarası hâlâ işliyor. 他的伤口还在流脓。 2) 转́ 心灵的创伤隐隐作痛 \yara kapanmak (伤口)愈合, 封口 \yara toplamak 1) 形成, 出现(指疖头), (肿起)化脓, 生脓(指疖) 2) 加剧(指疼痛) \yaranın üstüne tuz (或 biber) ekmek (或 saçmak) 往伤口上洒盐, 增加痛苦 \yarasına dokunmak 触及痛处, 触及创伤 \yarasına parmak basmak 触及弱点, 提及不足之处; 触痛创伤 \yarasını deşmek 触动疮疤 \yarasını sarmak 转́ 分忧, 分担痛苦 \yaraya tuz (或 biber) ekmek (或 saçmak) 往伤口上洒盐, 增加痛苦 \yarayı deşmek 1) 切开伤口 2) 触及伤口
    ◆ Yara sıcakken acımaz. 激动时不知伤疼。Yarası olan gocunur (或 gocunsun). 做贼心虚。

    Türkçe-Çince Sözlük > yara

  • 284 yaş

    is.
    1. 年龄, 年纪, 岁数, 年岁: \yaş günü 生日 \yaş haddi 供职最高年限 Bir yaşıma daha girdim!我真长见识!
    2. 时代, 时期(指人生的不同阶段): çocukluk \yaşı 儿童时代 gençlik \yaşı 青年时代
    3. 周年(指某社会组织从成立到现今的时间)
    4. (某一天体自形成到如今的)年代:
    ◇ \yaş basmak 来临, 到来, 快到(老年) \yaşına basmak 超过…岁, 年逾…岁: gitmiş \yaşına basan Türkiye Cumhuriyeti 成立已有70周年的土耳其共和国 80 yaşına bastı. 他已年逾八十。\yaşında …岁: Çocuk daha yaşında değil. 小孩还不满一岁。Kaç yaşındasın? 你多大了?你高寿?\yaşını (başını) almak 1) 长成(大人), 成为成年人 2) 成为上岁数的人, 步入老年: \yaşını almış insanlar 已过中年的人, 中年以上年纪的人, 年迈的人 \yaşını bitirmak (年龄)满…岁: Hâkimler ve savcılar altmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. 法官和检察长可以工作到满65岁。\yaşını bulmak (或 doldurmak) 年满…岁: Dün altı yaşını doldurdu. 昨天他已满6岁。\yaşını göstermemek 不显年纪, 长相比实有岁数要年轻 \yaşta 象…的年龄: ben \yaşta, benim \yaşta 象我这样的年龄
    ◆ Yaş otuz beş, yolun yarısı eder. 人过三十五, 人生走一半。Yaş yetmiş, iş bitmiş. 年届古稀万事休。Yaşı benzemesin!但愿他不要如此短命。Yaşı ne, başı ne 年轻无经验: Yaşın ne, başın ne ki böyle şeyler yapmağa kalkıyorsun! 干这样的事情你还太嫩了点儿!Yaşı yerde (或 toprakta) sayılası!让他死了算啦!让他见阎王去吧!
    II
    is. 泪, 眼泪: Göz yaşlarımı tutamıyorum. 我的眼泪止不住地往下流。Gözlerinde yaşlar parlıyordu. 泪花在她眼睛里闪烁。Gözleri yaş dolu. 她的眼睛里充满泪水。
    s.
    1. 湿的, 潮湿的, 湿润的: \yaş çamaşır 潮衣服, 潮的内衣 \yaş odun 湿的木柴, 湿劈柴 \yaş toprak 潮湿的土壤 Yaş çamaşırları giyme. 不要穿潮湿的衣服。
    2. 鲜的, 新鲜的: \yaş meyve 新鲜水果 \yaş sebze 新鲜蔬菜 \yaş üzüm 鲜葡萄
    3. 俚́ 不顺利的, 困难的; 不祥的, 坏的: Bu gün işler yaş. 今天事情不顺。
    4. 俚́ 含酒精的(指饮料)
    ◇ \yaş akıtmak (或 dökmek) 哭, 哭泣, 流泪 \yaş boşanmak 泪如泉涌 \yaş deri ticarethanesi 俚́ 妓院, 妓馆 \yaş getirmek 使流泪 \yaş tahtaya (或 yere) basmak (本来可以搞好而)没有搞好, 弄糟, 办错; 由于自己的疏忽(轻率)上当受骗, 看错人, 错误地相信, 看走眼: O, ticaretten anlar, yaş tahtaya basmaz; aldanmaz. 他很会做生意, 不会看走了眼, 不会上别人的当。-i \yaşa bastırmak 使哭 \yaşını içine akıtmak 掩泪, 不露声色 \yaşını silmek 擦眼泪 \yaşlara boğulmak 泪流满面, 痛哭

    Türkçe-Çince Sözlük > yaş

  • 285 yemek

    - ği is.
    1. 食品, 食物, 吃的东西; 饭食, 饭菜; 肴馔, 菜肴, 一道菜, 一盘菜: \yemek artıkları 残羹剩饭 \yemek listesi 菜单, 食谱 \yemek masası 饭桌, 餐桌 \yemek oda takımı 食堂餐具 \yemek sobası 厨房炉灶 \yemek tenceresi 锅 akşam \yemeki 晚饭 alafranga \yemek 欧式菜肴 alaturka \yemek 土耳其风味菜肴 kuru \yemek 干粮 sabah \yemeki 早饭 sıcak \yemek 热饭Yemek ağırlaşmış. 饭菜好象馊了。Bu yemek güzel pişmiş. 这饭菜做得很好吃。Bu akşam yemeği bize geliniz. 请你们今晚到我们这里来吃饭!
    2. 午饭, 午餐, 午宴; 宴会: Arkadaşımın yemeğinde birçok tanıdığa rasladım. 我在朋友处吃饭时, 遇到了很多熟人。Bugün yemeği dışarda mı yeyeceksiniz? 今天你不在家吃午饭吗?
    ◇ \yemek borusu 1) 解́ 食道, 食管 2) 开饭号, 吃饭号 \yemek çıkarmak 端上菜肴 \yemek kotarmak 煮饭, 做饭: Anaları ocak başında yemek kotarıyordu. 他们的母亲正在灶前做饭。\yemek pişirmek 煮饭, 做饭 \yemek seçmek 挑食, 挑剔吃食 \yemek vermek 设宴, 举行宴会欢迎 \yemek yapmak 煮饭, 做饭: Acaba bugün ne yemek yapsam? 今天我做什么饭呢?\yemek yemek 吃饭: Ben daha yemek yemedim. 我还没有吃饭。Her gün üç öğün yemek yeriz. 我们每日三餐。\yemeke davet etmek 请客吃饭
    II
    -i
    1. 吃; 吃饭, 吃东西: ekmek \yemek 吃面包 meyve \yemek 吃水果 peynir \yemek 吃奶酪 yemek \yemek 吃饭 Yemek, emek ister. 吃饭也要花力气。
    2. (酸、锈等)腐蚀, (虫、鼠等)蛀, 咬: Bazı asitler demiri yer. 有些酸能腐蚀铁。Güve yün giysiyi yemiş. 夜蛾把毛料衣服蛀了。
    3. 咬, 啮; 叮: dudağını \yemek 咬嘴唇 tırmaklarını \yemek 咬指甲 Sivri sinekler çocuğun kollarını yemiş. 蚊虫咬了孩子的胳膊。
    4. 浪费, 花费, 耗费; 挥霍, 滥用; 输, 输掉, 赌输: miras \yemek 挥霍掉遗产 para \yemek 花钱 Parası var, ama yemez. 他有钱, 但不花。Varını yoğunu kumarda yemiş. 他赌博输光了一切。Yapımına başlanan bu yapı günde 5 ton çimento yiyor. 开工建造的这座大楼每天要消耗5吨水泥。
    5. 挨, 遭, 受, 遭受; 经受, 陷入(某种状况), 受到: ceza \yemek 受到惩罚 dayak \yemek 挨(棍子)打, 挨揍: papara \yemek 受到警告 taş \yemek 挨石头砸 tokat \yemek 挨耳光 yağmur \yemek 遭雨, 湿透 rüşvet \yemek 受贿
    6. 转́ (思想、感情等)折磨, 使不安: Bu dert beni yiyor. 这种痛苦折磨着我。Bu işin böyle olmasında baş sorumlu olduğumu düşünüp kendi kendimi yiyorum. 我认为这件事弄成这个样子全怪我自己, 我在生我自己的气。
    7. 磨断; 拭去, 擦掉, 毁灭, 摧毁, 消灭; (从下面)冲坏: Çıma babayı yemiş. 缆绳把系缆柱磨坏了。Deniz sahili yemiş. 海浪冲毁了海岸。
    8. 还不起借款, 欠款: Bu adam benim milyon liramı yedi. 这个人欠了我100万里拉。
    9. 俚́ 受骗, 被迷惑; 看错人; 搞错, 失策, 失算, 上当
    ◇ yemeden içmeden 立即, 立刻: Yemeden içmeden gitmiş. 他立刻走了。-i yiyip bitirmek 消耗尽, 耗费, 花掉, 用尽, 使陷入绝境: Yıllardan beri adamın kanını emmiş, sonunda nesi var nesi yoksa yiyip bitirmişler. 多年来, 他们一直对这个人进行盘剥, 最后把他榨得一干二净。yiyip içmek 吃喝
    ◆ Yediği naneye bak!瞧他干的傻事!瞧他说的傻话!Yediğin ekmek gözüne dursun! 【粗、俗、骂】卡死(你)!噎死(你)!Yeme de yanında yat! 只能看不能摸!Yemedik nane bırakmadı. 他什么蠢事没干过!

    Türkçe-Çince Sözlük > yemek

  • 286 yenmek

    - er -i
    1. 战胜, 打败, 获胜: düşmanlarını \yenmek 战胜敌人 rakibini \yenmek 战胜对手 Kahramanları daima yenmek ve düşmanlarını yendikten sonra da yine yenecek düşman bulmak ister. 勇士们总想获胜, 总想在战胜他们的对手之后找到能战胜的新对手。Maçta karşı takım bizi yendi. 在足球赛中对方赢了我们。
    2. 转́ 克服, 征服; 忍住, 抑制(住), 克制; 压制住, 压下去: güçlükleri ve mahrumiyetleri \yenmek 克服艰难和困苦 korkusunu \yenmek 克服恐惧心理Özkesini yenemedi. 他克制不住自己的愤怒。Sonunda isteğini yenememiş. 最终他也未能克制住自己愿望。
    II
    - er nsz yemek 的被动态: topukları yenmiş iskarpinler 后跟穿坏了的鞋 Bu meyve yenmez. 这种果实不能吃。Sofrada börek yendi. 餐桌上的馅饼都吃光了。Ceketin dirseği yenmiş. 上衣的胳膊肘磨破了。Kıyı dalgalarla yenmiş. 堤岸被风浪侵蚀坏了。

    Türkçe-Çince Sözlük > yenmek

  • 287 yerli

    is. (某地方)出生的人, …地方的老居民, 本地人; 当地人, 原有居民; 土著: doğma büyüme \yerli olmak 成为…地方的居民 Bizim arkadaş buranın yerlisidir. 我们的朋友是本地人。
    s.
    1. 地方的, 地区的; 当地的, 本地的: \yerli mallar 本地生产的产品, 本地货 \yerli mamulât 本地产品 \yerli meyve 本地水果 \yerli sebze 本地蔬菜
    2. 固定的, 不动的, 不能挪动的, 不能移动的; 不便于运输的: \yerli dolap 挪动不了的橱子 \yerli sedir 挪不动的沙发 \yerli akümülatör 技́ 固定(式)蓄电池
    3. 民兵的: \yerli ordu 民兵军
    ◇ \yerli yerine koymak 整理, 放回原位, 放回原处 \yerli yerinde durmak 在规定的地方, 在-在的地方 \yerli yersiz 无缘无故, 不管恰当不恰当, 不分场合

    Türkçe-Çince Sözlük > yerli

  • 288 yumurta

    is.
    1. 卵, 卵细胞; 子; 卵子: balık \yumurtası 鱼卵, 鱼子 böcek \yumurtası 鱼卵
    2. 蛋, 鸡蛋: \yumurta akı 蛋白 \yumurta çırpacağı 打蛋器 \yumurta kabuğu 蛋壳 \yumurta tozu 鸡蛋粉 kuş \yumurtası 鸟蛋 sahanda \yumurta 煎蛋
    3. 睾丸; 男性腺: \yumurta hücresi (或 gözesi) 卵胞子 \yumurta kanalları 解́ 输卵管 \yumurta oluşması 卵子发生, 卵子生成, 排卵 koç \yumurtası 绵羊睾丸
    4. 模, 模型, 楦头(修理袜子等用的)
    ◇ \yumurta biçimi 椭圆形的, 长圆形的; 卵形的 \yumurta bir kardeş 一奶同胞 \yumurta dökmak (鱼)甩子, 产卵 \yumurta el bombası 柠檬型手榴弹 \yumurta kabuğunu beğenmemek 忘本, 忘恩负义 \yumurta kapıya dayanmak (或 gelmek, sıkışmak) 时间紧急, 危急时刻到了: Yumurta kapıya dayanınca gayret gösterir, çare arasın. 时间紧急, 你快加把油, 想想办法!\yumurta ökçe 半高跟 \yumurta sarısı 1) 蛋黄, 鸡蛋黄 2) 蛋黄色 \yumurtadan çıkmak 孵出, 破壳而出 \yumurtadan daha dün çıkmış 黄口小儿, 乳臭小儿 \yumurtaya kulp takmak 欲加之罪, 何患无词: Her şeye bir kusur bulur. Yumurtaya kulp takar. 他什么事情都能挑出毛病来, 欲加之罪, 何患无词。\yumurtayı çalkamak 1) (孵卵鸡)翻蛋 2) 打蛋, 搅蛋, 甩蛋

    Türkçe-Çince Sözlük > yumurta

  • 289 zeytinsi

    s. 植́ 有核的(指果实); 类似橄榄的: \zeytinsi meyve 有核果实; 单核果实

    Türkçe-Çince Sözlük > zeytinsi

  • 290 bileşik

    1.
    составно́й, сло́жный, комбини́рованный

    bileşik cümleграм. сло́жное предложе́ние

    bileşik fiil — сло́жный (составно́й) глаго́л

    bileşik kesirмат. сме́шанная дробь

    bileşik meyveбот. сло́жный плод

    2.
    хим. соедине́ние

    organik bileşikler — органи́ческие соедине́ния

    bileşik milletlerarası durum — сло́жное междунаро́дное положе́ние

    Büyük Türk-Rus Sözlük > bileşik

  • 291 ekmek

    I (eker)
    1) В засева́ть, обраба́тывать (землю и т. п.)
    2) В се́ять

    tarlaya buğday ekmek — посе́ять пшени́цу на по́ле

    3) В, Д посы́пать что чем

    tuz ekmek — посоли́ть

    yemeğe biber ekmek — поперчи́ть пи́щу

    II (-ği)

    ekmek fabrikası — хлебозаво́д

    ekmek içi — хле́бный мя́киш

    ekmek kabuğu — хле́бная ко́рка

    2) хлеб насу́щный, пропита́ние

    Büyük Türk-Rus Sözlük > ekmek

  • 292 vakitsiz

    безвре́менный, несвоевре́менный

    vakitsiz bir zamanda — в неподходя́щий моме́нт

    vakitsiz iş — внеуро́чная рабо́та

    vakitsiz meyve — несезо́нные фру́кты

    vakitsiz ölüm — безвре́менная смерть

    vakitsiz öten horozun başını keserler — посл. петуху́, кукаре́кающему не во́время, отреза́ют го́лову

    Büyük Türk-Rus Sözlük > vakitsiz

  • 293 soymak

    1) (giysilerini soymak) тIэкIын/ тIэщIын, упцIэнын/ упцIэнын
    2) (meyve/çubuk soymak) УПСЫН (ЕУПС(ы)

    Турецко-адыгский словарь > soymak

  • 294 kızılcık


    (meyve) зае

    Малый турецко-адыгский словарь > kızılcık

  • 295 ağaç kışrı

    ağaç kabuğu Baumrinde f

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > ağaç kışrı

  • 296 bağ

    bağ s
    1. 1) Band nt
    birine ayak \bağı olmak ( fig) o ( fam) jdm ein Klotz am Bein sein
    dizlerinin \bağı çözülmek ( fam) weiche Knie bekommen
    2) ( göbek bağı) Schnur f
    \bağlarını koparmak sich abnabeln
    3) ayakkabı \bağı Schnürsenkel m
    ayakkabımın \bağı koptu mein Schnürsenkel ist abgerissen
    4) ( sargı) Binde f, Verband m
    5) ( fig) ( bağlantı) Verbindung f, Zusammenhang m; ( ilişki) Beziehung f
    aramızdaki \bağ das Band zwischen uns
    6) ( fig) anat Band nt
    2. s
    1) ( üzüm kütükleri) Weinberg m
    \bağ bozmak Wein lesen; ( üzümleri toplamak) Trauben lesen
    2) ( meyve bahçesi) Obstgarten m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > bağ

  • 297 früktoz

    ohne pl Fruktose f; ( meyve şekeri) Fruchtzucker m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > früktoz

  • 298 ham

    1) roh
    2) ( meyve için) unreif
    3) ( idmansız) ungeübt, untrainiert

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > ham

  • 299 kabuk

    kabuk <- ğu> s
    1) ( ağaç kabuğu) Rinde f, Borke f
    2) geo ( yer kabuğu) Kruste f
    3) ( yemiş) Schale f
    4) med ( yarada) Kruste f, Schorf m
    \kabuk bağlamak [o tutmak] Kruste [o Schorf] bilden
    yaranın \kabuk bağlaması dört gün sürdü es dauerte vier Tage bis die Wunde eine Kruste gebildet hatte
    yaranın üstü \kabuk bağlamış auf der Wunde hat sich Schorf gebildet
    5) ( salyangoz kabuğu) Gehäuse nt
    ( kendi) kabuğuna çekilmek ( fig) sich abkapseln

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > kabuk

  • 300 kart

    1. 1) alt, nicht mehr jung
    \kart ve pörsük alt und schlaff
    2) ( sebze ve meyve için) alt, nicht mehr frisch
    2. s
    1) Karte f
    2) post Postkarte f
    3) sport Karte f
    sarı/kırmızı \kart die gelbe/rote Karte
    4) ( kartvizit) Visitenkarte f
    5) ( kartpostal) Ansichtskarte f
    6) (basın \kartı) Ausweis m
    7) ( oyun kâğıdı) Karte f
    8) (puantör \kartı) Stechkarte f
    \kart basmak stechen

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > kart

Look at other dictionaries:

  • meyve kabuğu — is., bit. b. Meyvenin dış yüzeyini kaplayan kalın tabaka …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve — is., bit. b., Far. mīve 1) Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş 2) mec. Ürün, sonuç, kâr Mektebimizin şapirografla basılan haftalık Fidan ında, en güzel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • buğdaysı meyve — is., bit. b. Çok ince olan kabuğu, zarından ayrılmayacak derecede kaynaşmış olan, tohum izlenimi veren bir kuru meyve, buğdaysı tane, buğdaysı tohum …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kuru meyve — is. 1) Yaş meyvenin kurutulmuşu 2) Olgunlaştığında dış kabuğu kuruyan meyve …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kabuk — is., ğu 1) Bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır Meyve kabuğu. Midye kabuğu. Ağaç kabuğu. 2) Ekmeğin pişme sırasında içinden daha çok sertleşen dış bölümü 3) gök b. Bir sıvı veya… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • diken — is. 1) Bazı bitkilerin dal, yaprak, meyve kabuğu vb. bölümlerinde ve bazı hayvanların derisinde bulunan sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntılardan her biri Gül dikeni. Kirpinin dikenleri. 2) Bu çıkıntıları çok olan bitki Birleşik Sözler dikence… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pörtlemek — nsz 1) Göz, çeşitli sebeplerle açılmak, dışarıya doğru fırlamak 2) Meyve kabuğu yarılıp içi dışarıya doğru çıkmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • acur — is., bit. b. Kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, yeşil veya sarımtırak, üzeri yeşil lekeli, irice bir meyve (Cucumis flexuosus) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • — is. 1) Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir. Ç. Altan 2) Oyuk şeylerin boşluğu 3) Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta Tahtanın içi… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • iki çenetli — sf., bit. b. 1) Çatladığında kabuğu iki çenete ayrılan (meyve) 2) hay. b. İki parçalı kavkısı birbirine kaslarla bağlı yassı solungaçlılardan midye, istiridye vb. (hayvan) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kivi — 1. is., hay. b. Kivigillerden, kanatları küt olduğu için uçamayan, bacakları güçlü, Yeni Zelanda da yaşayan bir kuş, apteriks (Apteryx australis) 2. is., bit. b. Kahverengi tüylü kabuğu soyularak yenen yeşil renkli sulu, C vitamini bakımından… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.