Translation: from turkish

meyve kabuğu

  • 261 incili

    s.
    1. 镶有珍珠的
    2. 珍珠色的: İlkyazda pembeli incili çiçekler açıp, güzde bol bol meyve veren on iki de şeftali ağacı vardı. 那里还有12棵桃树, 春天开出淡红色和珍珠色的鲜花, 秋天结着硕大的果子。

    Türkçe-Çince Sözlük > incili

  • 262 insan

    is.
    1. 人类, 人: Beijing \insanı 北京(猿)人 \insan hakları 人权 O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar. 人到了那个年纪什么也不想, 只要活着就行。
    2. 转́ 好人, 有君子风度的人: \insan çocuk 好孩子 Ben onu insan sanmiştim. 我曾经以为他是个君子。
    ◇ \insan adam 君子, 品行高尚的人 \insan ayağı basmamış 人迹罕至的, 渺无人迹的, 渺无人烟的 \insan ayağı değmemiş 人迹罕至的, 渺无人迹的, 渺无人烟的 \insan eli değmemiş (或 dokunmamış) 荒芜的, 荒废的(地方) \insan eti yemek (或 çiğnemek) (背后)嚼舌, 说人坏话: Başka şeyler konuşun, insan eti yemeyin. 说点儿别的, 别背后说人坏话。\insan evlâdı 好人 \insan gibi 斯文的, 诚实的, 恰当的: Dalga geçme oğlum, insan gibi konuşuyoruz. 正经点, 儿子!我们好好谈谈!\insan hâli 人之常情: İnsan hâli bu, bazen çok bildiği bir konuda bile yanılmak mümkündür. 有时很熟的东西也会出错, 这是人之常情。\insan içine çıkacak hâl bırakmamak 羞辱, 使难堪, 使无脸见人 \insan içine çıkmak 与人交往, 进行交际 \insan iskeleti 1) 骷髅 2) 骨瘦如柴的人: Büsbütün aç, bir parça ağaç kışrı ve bir kuru portakal kabuğu bile bulamayan insan iskeletlerinin son iniltisini dinliyorduk. 我们听到了那些骨瘦如柴饥饿难耐甚至连草根树皮都找不到的人们的最后的呻吟。\insan kasabı 杀人狂 \insan kurusu 人干, 骨瘦如柴的人, 皮包骨 \insan kuşmisali 远走高飞 \insan müsveddesi 败类, 渣滓 \insan sarrafı 转́ 善辨人心的人
    ◆ İnsan ayaktan, at tırnaktan kapar. 病从脚生。İnsan beşer, kuldur (bazan) şaşar. 人非圣贤, 孰能无过; 人有失足, 马有失蹄。İnsan bir düziye baklava yese bıkar. 美食虽好多也腻。İnsan çiğ süt emmiş 人无完人; 没有绝对的好人。İnsan gönlünün artığını söyler. 笑话吐真言; 言多必失。İnsan ikrarından, hayvan yularından tutulur. 抓人抓话柄, 牵马牵缰绳。İnsan insanın şeytanıdır. 跟着啥人学啥人, 跟着巫婆跳大神; 近朱者赤近墨者黑。İnsan kıymetini insan bilir. 有千里马, 还需有伯乐。İnsan sözünden, hayvan yularından tutulur. 抓人抓话柄, 牵马牵缰绳。İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. 三岁看小, 七岁看老。İnsanı giyim kuşam gösterir. 人靠衣装, 佛靠金装。İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında. 动物的野性一目了然, 人的脾气含而不露。İnsanın eti ağır. 人的躯体最沉, 伺候瘫子最累。

    Türkçe-Çince Sözlük > insan

  • 263 kalkmak

    1. 站立, 站起; 直立, 竖起, (动物)后脚直立: Annem yerinden kalktı, yanıma geldi. 母亲站起来, 走到我的身边。At, art ayakları üzerine kalktı. 马用后腿直立起来了。Saygı olsun diye kalktı. 他站起身来以示敬意。
    2. 起床: Kalk yavrum, işe geç kalacaksın. 起床吧!孩子, 你上班要迟到了!Sabah oldu, kalk. 天亮了, 起床吧!İstemeye istemeye, alt üst olmuş yataktan kalktım. 我极不情愿地从乱糟糟的床上爬了起来。
    3. 起身(离开), 动身, 起程; 发车, 起飞, 起锚; (鸟兽等被)惊起, 惊飞: Hepsi yerlerinden kalktı, sonra birer birer savuştular. 他们全都站了起来, 然后一个个溜之大吉。Bir tavşan kalktı. 一只兔子被惊起了。Tren saat onda kalktı. 火车已于10点发车。
    4. 痊愈: Hasta bir haftaya kadar kalkar. 病人一周左右的时间就可痊愈。
    5. 升起, 扬起: Balon kalktı. 气球升起来了。Tahterevallinin bir tarafı kalktı. 翘翘板的一端扬了起来。
    6. 搬迁: Dışişleri Bakanlığı buradan kalktı. 外交部已经从这里搬走了。
    7. 被取消, 被废除, 失效; 消亡, 灭亡: O yasa bu yıl sonunda yürürlükten kalkacak. 这项法律年底将被废除。Sıkıyönetim kalktı. 戒严已经取消。Bu âdet çoktan kalktı. 这种风俗早就没有了。
    8. 脱落; 消失: Yaranın kabuğu kalktı. 伤口的痂已经脱落。Güneşten bütün vücudunun derisi kalkmış. 太阳晒得他全身蜕了一层皮。Örtü kalktı. 盖布掉了。
    9. 被清除: Ortalıktan kar kalktı. 周围的积雪已经清除掉了。
    10. 被收割, 被收获: Ekinler kalktı. 庄稼已经收上来了。
    11. -e 试图, 企图: Hitler bütün komşu devletleri Almanya'ya ilhaka kalkmıştı. 希特勒企图把所有邻国并入德国版图。İkide birde kalkıp ziyafetler verir. 他动不动就请客吃饭。Şimdi de ticaret yapmaya kalktı. 现在他又试图做生意了。
    12. 起义, 造反, 叛乱: Osmanlı devrinde Arnavutluk ikide birde kalkardı. 奥斯曼时期, 阿尔巴尼亚人经常起义。
    ◇ kalk borusu 起床号 kalk gidelim etmek 俚́ 偷窃, 盗窃 kalk gidelim olmak 俚́ 丢失, 被窃: Bizim paket, kalk gidelim olmuş. 我们的包不见了。kalk gidelim yapmak 俚́ 偷窃, 盗窃 kalk git demek 驱逐, 赶走, 哄走: Ne yaparsın, Tanrı misafiri, kalk git denmez ki! 你能怎么办呢?他是真主的客人, 不能赶他走。kalkıp gitmek 站起来就走: Geldiğimiz dakikadan beri yüzünü ekşitip duruyorsun, eğer istemiyorsan kalkıp gidelim. 我们一来你就不高兴, 你要是不愿意, 我们起来走吧!kalkıp kalkıp oturmak 1) 坐立不安 2) 暴跳如雷, 生气, 发火: Bahçesinin harap olduğunu görünce kalkıp kalkıp oturdu. 他看到园子被毁之后气得暴跳如雷。kalkıp oturmak 1) 坐立不安 2) 暴跳如雷, 生气, 发火: Evin içinde kendi kendine kalkıp oturacağına git, ona bir ders ver, senin kim olduğunu anlayıp bir daha böyle meselelere karışmasın. 你就别在家里生闷气了, 你去教训教训他, 让他知道你是谁, 今后别管这种事。

    Türkçe-Çince Sözlük > kalkmak

  • 264 kanatlı

    s. 有翅(翼等的): \kanatlı radyatör 片状散热器 çifte \kanatlı kapı 双扇门 \kanatlı meyve 植́ 翅果, 翼果

    Türkçe-Çince Sözlük > kanatlı

  • 265 kapçık

    - ğı is.
    1. 小容器
    2. 弹壳: fişek \kapçıkı 弹壳
    3. 植́ 外皮, 外果壳, 壳
    4. 转́ 毫无价值的外表部分
    ◇ \kapçık meyve 瘦果

    Türkçe-Çince Sözlük > kapçık

  • 266 kışır

    - şrı is. 旧́
    1. 外皮, 壳, 果壳: Büsbütün aç, bir parça ağaç kışrı ve bir kuru portakal kabuğu bile bulamayan insan iskeletlerinin son iniltisini dinliyorduk. 我们听到了那些骨瘦如柴饥饿难耐甚至连草根树皮都找不到的人们的最后的呻吟。
    2. 地壳
    3.
    ◇ \kışır bağlamak 结痂 \kışır içmek 煮咖啡壳喝 \kışırında kalmak 一知半解, 只识皮毛

    Türkçe-Çince Sözlük > kışır

  • 267 kıyamet

    [kıya:met]
    阿́
    is.
    1. 世界末日: Hemen herkes, kıyamet gününün gelip çattığına hükmetmiş ve akıbetten ümit kesmiş görünüyor. 看来几乎所有的人都认为世界末日就要来了, 对未来丧失了希望。
    2. 转́ 不幸, 痛苦, 灾难: \kıyamet kuramı 灾变说
    s.
    1. 转́ 嘈杂的, 喧闹的, 喧嚣的, 乱哄哄的: Bayram olduğu için sokaklar kıyamet. 过节了, 大街上人群熙攘。
    2. 转́ 很多的: Dışarda kıyamet insan var. 外面人声鼎沸。
    ◇ \kıyamet alâmeti 1) 糟透啦!真讨厌! 2) 不祥之兆 \kıyamet gibi 大量的, 繁杂的: Kıyamet gibi konuk geldi. 来了许多客人。Pazarda meyve kıyamet gibiydi. 市场上水果多得成灾。\kıyamet kadar 大量的, 繁杂的: Benim kıyamet kadar işim var. 我有许多事要做。\kıyamet kopmak 1) 世界末日降临: Kıyamet mi kopar? 出什么事了?怎么回事? 2) 喧闹, 喧嚣, 乱成一团, 争吵: O günlerde, sokaklarda kıyametler kopuyordu. 在那些日子里, 大街上热闹非凡。Her hâlde karımla aramızda kopacak kıyamete göğüs germeye hazırlanmalıyım. 无论如何, 我必须做好准备, 面对我们夫妻之间将出现的争吵。\kıyamet köprüsü 宗́ 奈何桥; 天桥(伊斯兰教称架在火狱之上直通天国的桥, 其窄细如发丝, 锋利如剑刃; 生前行善者可安全通过, 行为不端或作恶者经此将掉入火狱。) \kıyamete kadar 永远: Onu kıyamete kadar unutmam. 我永远也忘不了她。\kıyamete kalmak 永无可能: Seni bir daha görmek kıyamete mi kaldı? 难道再也不能看你了吗?\kıyameti koparmak 1) 声嘶力竭地大喊大叫 2) 号啕大哭: Annesi çarşıya götürmeyince çocuk kıyameti kopardı. 妈妈不带他去商店, 那孩子就号啕大哭。

    Türkçe-Çince Sözlük > kıyamet

  • 268 kuru

    s.
    1. 干的, 干燥的, 干枯的, 干涸的: \kuru çeşme 枯泉 \kuru dere 干涸的小溪 \kuru kuyu 干井, 渗井
    2. 干旱的, 无雨的; (土地)贫瘠的, 不毛的, 荒芜的, 不毛的, 荒芜的: \kuru çol 干旱的沙漠 \kuru hava 干燥空气 \kuru soğuk 干冷 \kuru tepeler 荒芜的小丘
    3. 脱水的: \kuru fasulye 干豆角 \kuru meyve 果干 \kuru üzüm 葡萄干
    4. (植物)枯萎的, 干枯的
    5. 瘦削的, 干瘪的, 枯瘦的, 瘦弱的: \kuru bir adam 一个干瘦的人 Bu çocuk ne kadar kuru! 这孩子多么瘦弱!
    6. 不用水的, 没有分泌液的: \kuru filtre 干滤器 \kuru öksürük 干咳 \kuru pil 干电池 \kuru tarım 非灌溉耕作 \kuru temizleme 干洗 \kuru temezleyici 干洗工作人员
    7. 赤裸裸的, 光秃的, 空的, 无遮蔽的, 不铺垫褥的: \kuru oda 空荡的房间
    8. 单单的, 无味的; 无任何佐餐品的(面包等): \kuru ekmek 无任何佐餐品的面包 \kuru pasta 一种不加奶酪的糕点 Kuru çayla karın doyar mı? 光喝茶能填饱肚子吗?
    9. 无意义的, 空洞的, 虚妄的, 空幻的: \kuru söz 不切实际的空话 \kuru vaatler 不兑现的诺言
    10. 转́ 枯燥的, 乏味的, 干巴巴的: \kuru bir anlatım. 干巴巴的解释 \kuru, zevksiz bir hayat 枯燥乏味的生活
    11. 转́ 生硬的, 不柔和的: \kuru cevap 生硬的回答
    12. (在一些词组中)意为“贫穷, 贫困”“仅仅”“只有”: Dünyada kuru canından başka hiçbir şeyi kalmamıştı. 他孤单一人, 落魄潦倒。
    is.
    1. 干, 干燥
    2. 俚́ 大麻: Az buçuk kuru tosla da efkâr dağıtayım be abi. 大哥!给点儿抽的!可怜可怜我吧!
    3. 俚́ 又瘦又小的女老师
    ◇ \kuru baş 单独, 孤独 \kuru başına (或 canına) kalmak 独自一人, 单独生活: Eşini yitirince evde kuru başına kaldı. 妻子过世后, 他在家孤独地过活。\kuru çeşmede abdest alıp ihmal paşada namaz kılmak 俗́ 敷衍了事, 应付差使 \kuru dâva 废话, 胡说八道 \kuru duvar 砖石之间不抹灰浆砌成的墙 \kuru gürültü 瞎嚷嚷, 吓唬人的话; 空话, 废话: Bu konuşmalar onun için bir kuru gürültüden itaretti. 这番话对他来说是废话。Onun palavraları hep kuru gürültüdür, aldanmayın. 他的谎言全是废话, 你别上当!\kuru gürültüye pabuç bırakmak 转́ 害怕, 被吓住, 惊慌失措: Ahmet öyle denemeden, kuru gürültüye pabuç bırakır takımından değil. 艾哈迈德不是那种试都不试就被虚张声势吓住的人。Genç kız, kuru gürültüye pabuç bırakacağa benzemiyordu. 这女孩儿似乎不怕别人吓唬她。Kuru gürültüye kimse pabuç bırakmaz, iyisi mi şurada can ciğer ahbabız, alçaktan görüşüp anlaşalım. 大家都镇静!最好我们还是好朋友, 好好谈谈, 和解了吧!\kuru hasır üstünde (或 üzerinde) 转́ 穷困潦到的, 一无所有的: Sen bu gidişle kuru hasır üzerinde can vereceksin. 照这样下去, 你早晚得穷死。\kuru iftiraya uğramak 蒙受不白之冤: Kuru iftiraya uğrayan kişi üzüntüden bitti. 蒙受不白之冤的人非常难过。\kuru kalabalık 1) 吃闲饭的人, 废物: Şu kuru kalabalık lütfen dağılsınız da işimize bakalım. 你们这些废物, 还是散了吧!我们做我们的事情去吧! 2) 废弃的物品, 无用的东西, 破烂货 \kuru kemik 骨瘦如柴的, 极度瘦弱的人 \kuru kilim üstünde (或 üzerinde) 转́ 穷困潦到的, 一无所有的 \kuru \kuruya 徒然, 白白地, 无结果地 \kuru köfte 油炸肉丸子: İçinde kuru köfteler bulunan bir tası oğluna uzattı. 他把一碗油炸丸子递给了儿子。\kuru kütük 没对任何人做过善事的人 \kuru tahtada kalmak 家贫如洗, 家徒四壁 \kuru tehdit 瞎诈唬: Arkadaş, kuru tehdite metelik verme, yapacağını yap. 朋友, 别听别人瞎诈唬, 做你该做的事情去吧!\kuru yası ağız 俗́ 乌鸦嘴, 臭嘴 \kuru yere kurt düşürmek 转́ 无事生非 \kuruda kalmak (船只)搁浅
    ◆ Kurunun yanında yaş da yanar. 坏人作恶, 好人受罚。

    Türkçe-Çince Sözlük > kuru

  • 269 limon

    希́ is.
    1. 植́ 柠檬树 (Citrus Limonum): \limon ağacı 柠檬树
    2. 柠檬(果): \limon hamızı 柠檬酸 \limon sarısı 浅黄色, 淡黄色, 柠檬色 \limon suyu 柠檬汁 Limon alıp limonata yapalım. 我买柠檬做柠檬汽水。Annem salataya liman sıkıyor. 我母亲往色拉里加一些柠檬汁。
    ◇ \limon gibi 象柠檬那样黄的; 象柠檬那样酸的 \limon gibi sararmak (面色)苍白, 煞白: Benzi limon gibi sararmaya, gözleri ateş gibi parlamaya başladı. 他脸色苍白, 两眼冒火。\limon kabuğu gibi (妇女的)小帽, 小女帽 \limon sıkmak 俚́ 令人极端厌恶, 令人极端厌恶

    Türkçe-Çince Sözlük > limon

  • 270 memnu

    -u 阿́ is. 禁止的, 不允许的: İnsan ise memnu olan şeye düşkündür. 人都热衷于追求被禁止的东西。
    ◇ \memnu meyve 1) 禁果 2) 转́ 被禁止的东西 \memnu mıntaka 旧́ 禁区, 禁地 \memnu olmak 禁止, 不准, 不允许: Cigara içmek memnudur. 禁止吸烟。

    Türkçe-Çince Sözlük > memnu

  • 271 meyva

    波́ is.
    1. 果, 果实; 水果, 鲜果: \meyva ağacı 果树 \meyva ağaççılığı 果树栽培, 果树学 \meyva bahçesi 果园 baklamsı \meyva 夹(果), 长角果 buğdaysı \meyva 颖果 Meyveler vitamin yönünden zengindir. 水果含有丰富的维生素。Türkiye’de bol meyve yetişir. 土耳其盛产各种水果。
    2. 转́ 成果, 结果, 成绩; 后果
    ◇ \meyva vermek 1) 长出果实, 结出果实 2) 富有成果, 有成效, 给出结果; 产生后果: Telkinleri meyvasını verdi. 他的教导有了成效。
    ◆ Meyva, ağacından uzak düşmez. 叶落归根。

    Türkçe-Çince Sözlük > meyva

  • 272 olmamış

    [o'lmamış]
    s. 不熟的, 未成熟的; 生的, 青的: \olmamış elma 未长熟的苹果 \olmamış karpuz 生的西瓜 \olmamış meyve 不熟的水果

    Türkçe-Çince Sözlük > olmamış

  • 273 öz

    is.
    1. 自我, 自己; 本人, 本身, 人, 人物
    2. 实质, 本质; 主要之点, 要领; 内容: esas \öz 基本内容 meselenin \özü 问题的实质 söylenenlerin \özü 讲话的内容 yazının \özü 文章的内容 -e yeni bir \öz vermek 使充满新的内容
    3. 汁, 汁液, 浆液; 细胞液: ağacın \özü 树液 meyve \özü 水果汁 portakal \özü 橙子汁
    4. 植́ 髓, 木髓: \öz ışınlar (ı) 植́ 髓射线
    5. 医́ (疖子的)硬块
    ◇ \özü sözü bir, \özü sözü doğru 直率的, 直爽的, 正直的; 直言不讳的, 开诚布公的; 坦述的, 诚实的(指人): Özü sözü bir, yürekli bir kişi idi. 他曾是个诚实, 勇敢的人。Özü sözü yerinde. 他是个言行一致的人。\özünü dünyanın göbeği sanmak 自己认为是了不起的人物
    ◆ Öz ağlamayınca göz yaşarmaz. 事出有因。
    II
    s.
    1. 亲的, 亲生的; 有亲属关系的: \öz kardeş 亲弟, 亲姐妹; 同胞兄弟姐妹 Ben onun öz dayısıyım. 我是他的亲舅舅。Ayşe benim öz kardeşimdir. 阿伊赛是我的亲妹妹。Kendi öz çocukları gibi bakar. 她就像照看自己的打亲生孩子一样照看他们。
    2. 自己的, 个人的, 本人的: \öz geçmiş 自传, 履历 \öz sayı 自尊心 \öz bağışıklık 医́ 自体免疫
    3. 真的, 真正的, 纯正的, 纯洁的, 地道的: \öz Türkçe 地道的土耳其语, 纯正的土耳其语
    4. 理́ 比的, 比率的, 单位的: \öz ısı 比热, 比热容, 单位热容 \öz kütle 比热容, 单位热容
    is. 俗́
    1. 溪, 小河; 夏季干涸的小河; 干涸的河床
    2. 肥沃的地方, 水洼地
    3. 水渠
    4. 小湖
    5. 葡萄园; 花园
    6. 山谷, 谷地, 山坳
    7. 树脂多的松树

    Türkçe-Çince Sözlük > öz

  • 274 paket

    法́ is.
    1. 包, 盒: harp (或 sargı) \paketi 急救包 kar \paketi 雪球, 雪团 kumaş \paketi 布包 sigara \paketi 烟盒 yiyecek \paketi 食品盒 Yemek paketini, rafta yer bulamadığı için masa üstüne koydu. 因架子上找不到地方, 他就把饭盒放在了桌上。
    2. 包裹: \paket postanesi (邮局的)包裹部 posta \paketi 邮包
    3. 一包(之量), 一盒(之量); 一包(东西), 一卷(东西), 一盒(东西): bir \paket çikolata 一盒巧克力 bir \paket sigara 一盒烟 Ali babasına iki paket sigara aldı. 阿里给自己父亲买了两包烟。Paket üstüne paket içiyordu. 以前他一包接一包地抽。
    4. 包装: \paket kağıdı 包装纸 Elimdeki paketlerde meyve ve sebzeler var. 我手中的纸袋里有水果和疏菜。
    5. 俚́ 臀部, 屁股
    ◇ \paket bağlamak 包装好, 装入 \paket etmek 打包, 装包, 包装 \paket program (电台、电视台)录制的节目 \paket taşı (铺马路用的)长方小石块, 条石 \paket yapmak 打包, 装包, 包装

    Türkçe-Çince Sözlük > paket

  • 275 palamut

    - du 希́ is. 动́ 狐鲣 (Pelamys sarda)
    II
    - du 希́ is.
    1. 植́ 槲实, 柞实, 橡实, 橡树子, 橡栗: \palamut ağacı (或 meşesi) 橡树, 栎树 (Valonea)
    2. (或 \palamut kabuğu) 橡栗壳
    3. 俚́ 带麻醉剂的自卷粗纸烟

    Türkçe-Çince Sözlük > palamut

  • 276 salata

    [sala'ta]
    意́ is. 色拉: \salata taksim tabağı (盛色拉的)盘子, 碟子 beyin \salatası 羊(或牛)脑色拉 çoban \salatası 牧羊人色拉 dil \salatası 牛舌色拉 domates \salatası 西红柿色拉 frenk \salatası 匍匐风铃草(其叶子可用于制色拉) kıvırcık (yeşil) \salata 绿色色拉(或叫生菜色拉) meyve \salatası 水果色拉

    Türkçe-Çince Sözlük > salata

  • 277 sarkmak

    - ar -e
    1. 悬着, 吊着, 垂着, 耷拉着: Aç bir tilki bakmış ki çardaktan salkım salkım üzümler sarkıyor, imrenmiş, yemek istemiş. 一只饥饿的狐狸看到葡萄架上垂下几串葡萄, 垂涎欲滴, 很想吃。Bu ağacın meyve dolu dalları yere sarkıyor. 这棵树上挂满果实枝条垂向地面。
    2. 下来, 下去, 落下, 放下, 降落, 垂下: dışarıya \sarkmak 向外掉, 向外垂; (窗户)向外开
    2. 俗́ 延长(路程)至: Çıkmışken çarşıya kadar sarkıverseydiniz. 你们既然出了门就该去趟市场。
    3. 旧́ 突袭, 袭击: Düşman şehre sarktı. 敌人袭击了市区。

    Türkçe-Çince Sözlük > sarkmak

  • 278 tabak

    - ğı 阿́
    is. 盘, 碟: balık \tabakı 鱼盘, 大平盘 meyve \tabakı 果盘 yemek \tabakı 菜碟 Tabakları birlikte yıkayalım. 我们一起洗盘子吧!
    s. 一盘, 一碟: Hiç olmazsa bir tabak çorba iç. 至少你要喝碗汤。
    ◇ \tabak gibi 1) 平坦开阔的: \tabak gibi bir açıklık 一块平坦的开阔地 2) 明白的, 浅显的: Yazar, kişilerin iç ve dış yüzünü bize tabak gibi yansıtır. 作家把人的表面及内心世界给我们清楚地刻画出来。
    II
    阿́ is. 鞣皮工, 制革工
    ◆ Tabak sevdiği deriyi taştan taşa çalar (或 yerden yere çarpar). 好鼓才用重捶。

    Türkçe-Çince Sözlük > tabak

  • 279 tabiî

    [tabii:]
    阿́
    s.
    1. 自然的, 天然的, 属于自然的, 与自然有关的: \tabiî âfetler 自然灾害 \tabiî gaz 天然气 \tabiî gizleme 天然伪装 \tabiî mâni 军́ 天然障碍物 \tabiî olaylar 自然现象 \tabiî servetler 自然资源
    2. 自然的, 正常的, 惯常的
    3. 自然的, 合情合理的, 顺理成章的
    4. 天然的, 纯净的, 无杂质的, 无任何添加物的: \tabiî meyve suları 天然果汁
    zf. 当然, 自然: Onlar böyle yaparlarsa tabiî bize iş düşmez. 他们要是这么干, 自然没我们什么事了。Tabiî siz de geleceksiniz. 您当然也要来的。
    ◇ \tabiî olarak 当然 \tabiîdir ki 当然, 自然

    Türkçe-Çince Sözlük > tabiî

  • 280 ucuz

    s.
    1. 便宜的, 贱价的, 廉价的: \ucuz kumaş 廉价布料 \ucuz ham madde 廉价的原材料 \ucuz meyve 便宜的水果 \ucuz para 贬值的(外汇) sudan \ucuz 非常便宜 Bu yıl giyim eşyası ucuzdu. 今年服装类物品便宜了。Bana ucuz bir otel tavsiye edebilir misiniz? 您能给我推荐一个便宜的旅馆吗?
    2. 转́ 没有什么价值的; 没有什么意义的; 轻易的: \ucuz zafer 没有什么意义的胜利, 轻而易举的胜利
    zf. 便宜地, 廉价地; 轻易地
    ◇ \ucuz almak 买得便宜 \ucuz atlatmak (或 kurtulmak) 轻易地摆脱 \ucuz (a) satmak 1) 贱卖: Mevsimi geçen şeyler ucuza satılır. 过季节的商品减价卖。 2) 转́ 估计不足, 估计过低 \ucuz (a) vermek 便宜地卖, 拍卖, 甩卖 \ucuza çıkmak 花钱不多, 便宜 -i \ucuza düşürmek 花钱不多买到, 便宜购得: Bu güzel halıyı bedestenden çok ucuza düşürdüm. 我从室内市场以极低的价格购得这块漂亮的地毯。Ucuza bir tarla düşürüp satın aldı. 他低价买到一块田地。
    ◆ Ucuz alan, pahalı alır (或 Pahalı alan aldanmaz.) 便宜没好货。Ucuz etin yahnisi (suyu) tatsız (yavan, kara, pek) olur. 便宜无好货。Ucuz sirke baldan tatlıdır. 便宜的醋比蜜甜。Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti. 便宜没好货, 好货不便宜。

    Türkçe-Çince Sözlük > ucuz

Look at other dictionaries:

  • meyve kabuğu — is., bit. b. Meyvenin dış yüzeyini kaplayan kalın tabaka …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve — is., bit. b., Far. mīve 1) Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş 2) mec. Ürün, sonuç, kâr Mektebimizin şapirografla basılan haftalık Fidan ında, en güzel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • buğdaysı meyve — is., bit. b. Çok ince olan kabuğu, zarından ayrılmayacak derecede kaynaşmış olan, tohum izlenimi veren bir kuru meyve, buğdaysı tane, buğdaysı tohum …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kuru meyve — is. 1) Yaş meyvenin kurutulmuşu 2) Olgunlaştığında dış kabuğu kuruyan meyve …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kabuk — is., ğu 1) Bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır Meyve kabuğu. Midye kabuğu. Ağaç kabuğu. 2) Ekmeğin pişme sırasında içinden daha çok sertleşen dış bölümü 3) gök b. Bir sıvı veya… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • diken — is. 1) Bazı bitkilerin dal, yaprak, meyve kabuğu vb. bölümlerinde ve bazı hayvanların derisinde bulunan sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntılardan her biri Gül dikeni. Kirpinin dikenleri. 2) Bu çıkıntıları çok olan bitki Birleşik Sözler dikence… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pörtlemek — nsz 1) Göz, çeşitli sebeplerle açılmak, dışarıya doğru fırlamak 2) Meyve kabuğu yarılıp içi dışarıya doğru çıkmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • acur — is., bit. b. Kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, yeşil veya sarımtırak, üzeri yeşil lekeli, irice bir meyve (Cucumis flexuosus) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • — is. 1) Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir. Ç. Altan 2) Oyuk şeylerin boşluğu 3) Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta Tahtanın içi… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • iki çenetli — sf., bit. b. 1) Çatladığında kabuğu iki çenete ayrılan (meyve) 2) hay. b. İki parçalı kavkısı birbirine kaslarla bağlı yassı solungaçlılardan midye, istiridye vb. (hayvan) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kivi — 1. is., hay. b. Kivigillerden, kanatları küt olduğu için uçamayan, bacakları güçlü, Yeni Zelanda da yaşayan bir kuş, apteriks (Apteryx australis) 2. is., bit. b. Kahverengi tüylü kabuğu soyularak yenen yeşil renkli sulu, C vitamini bakımından… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.