Translation: from turkish

hayat beni sıkıyor

  • 1 sıkmak

    вы́жать жать зажа́ть пожа́ть прижа́ть сжать стя́гивать
    * * *
    -i
    1) жать, сжима́ть, прижима́ть

    çizmeleri sıkıyor — сапоги́ [ему́] жмут

    elini sıkmak — пожа́ть [ему́] ру́ку

    göğüsüne sıkmak — прижа́ть к груди́

    2) выжима́ть, выда́вливать

    limon sıkmak — выжима́ть сок из лимо́на

    üzüm sıkmak — дави́ть виногра́д

    3) полива́ть из шла́нга

    yangına su sıkmak — залива́ть пожа́р

    4) вы́стрелить

    ona doğru bir kurşun sıktı — он вы́стрелил пря́мо в него́

    5) перен. нажима́ть, притесня́ть, дави́ть на кого

    çocuğu çok sıkıyorlar — они́ сли́шком притесня́ют ребёнка

    6) стесня́ть; надоеда́ть; опосты́леть

    böyle şeyler onu sıkar — подо́бные ве́щи надоеда́ют ему́

    hayat beni sıkıyor — жизнь мне опосты́лела

    Türkçe-rusça sözlük > sıkmak

  • 2 hayat

    жи́знь (ж)
    * * *
    I

    hayata atılmak — вступи́ть в жизнь

    hayatını borçlu olmak — быть кому-л. обя́занным [свое́й] жи́знью

    hayatını kazanmak — зараба́тывать [себе́] на жизнь

    hayatı kaydı — жизнь дала́ тре́щину, жизнь пошла́ под отко́с

    hayatını koymak — отда́ть жизнь за кого-что

    hayata küsmek — потеря́ть интере́с к жи́зни, опосты́леть (о жизни)

    hayatta olmak — жить, существова́ть

    babası hayatta mı? — его́ оте́ц жив?

    hayat vermek — вдохну́ть жизнь

    hayatın baharı — мо́лодость

    hayata gözlerini yummak / kapamak — умере́ть, сконча́ться

    II
    1) нару́жная галере́я до́ма
    2) двор пе́ред до́мом

    Türkçe-rusça sözlük > hayat

  • 3 beni bu adrese götürün lütfen

    Take me to this address please
    beni bu adrese götürün lütfen (please.)

    Turkish-English dictionary > beni bu adrese götürün lütfen

  • 4 beni yerime götürür müsünüz

    Will you take me to my seat
    beni yerime götürür müsünüz (please?)

    Turkish-English dictionary > beni yerime götürür müsünüz

  • 5 unutma beni

    unutma beni (çiçek)
    n. forget-me-not

    Turkish-English dictionary > unutma beni

  • 6 hayat

    [T hayat, from Ar]: corridor

    A Concise Gagauz Dictionary with etymologies and Turkish, Azerbaijani and Turkmen cognates > hayat

  • 7 beni

    beni mich

    Türkçe-Almanca sözlük > beni

  • 8 hayat

    hayat1 <- > Leben n (a = Lebewesen);
    hayat adamı Lebenskünstler m;
    hayat arkadaşı Lebensgefährte m, -gefährtin f;
    hayat dolu lebenslustig;
    hayat düzeyi Lebensstandard m;
    (parlak bir) hayat geçirmek (ein glänzendes) Leben führen;
    hayat kadını Prostituierte f;
    hayat memat meselesi eine Frage auf Leben und Tod;
    hayat mücadelesi Kampf m ums Dasein;
    hayat sigortası Lebensversicherung f;
    … bir hayat sürmek ein … Leben führen;
    hayat şartları Lebensbedingungen f/pl;
    -e hayat vermek beleben (A);
    hayata atılmak ins Leben treten;
    hayata gözlerini yummak (oder kapamak) fig seine Augen für immer schließen;
    hayata küsmek mit dem Leben nicht zurechtkommen;
    -in hayatı kaymak fam ruiniert werden;
    -e hayatını borçlu olmak jemandem sein Leben ( oder seinen Lebensunterhalt) verdanken;
    hayatını kazanmak seinen Lebensunterhalt verdienen;
    hayatta olmak am Leben sein, (noch) leben;
    özel hayat Privatleben n
    hayat2 <- > Vordach n; Vorgarten m; überdachte(r) Vorraum

    Türkçe-Almanca sözlük > hayat

  • 9 hayat

    [haya:t]
    阿́ is.
    1. 生命: Hayat, suda başlamıştır. 生命源于水中。
    2. 寿命: \hayat sigortası 人寿保险 Bazı hayvanların hayatı insanlarınkiden daha uzundur. 某些动物的寿命比人类的还长。
    3. 生活, 生活方式: \hayat seviyesinin yükselmesi 生活水平提高 \hayat tecrübesi 生活经验 gece \hayatı 夜生活 köy \hayatı 乡村生活 mutlu bir \hayat 幸福生活 Dünya yüzü görmedim, hayatın tadını çıkaramadım. 我没见过世面, 还没有体验到生活的乐趣。
    4. 生涯: askerlik \hayatı 军旅生涯 politikacının sürgün \hayatı 政治家的流亡生涯
    5. 活泼, 快活, 热闹, 繁华, 生机: Bu köyde hiç hayat yok. 在这个村里, 一点儿也不热闹。
    6. 命运, 天命, 定数, 天意: Hayat onları uzaklaştırdı. 命运使他们天各一方。
    7. 生平, 一辈子: Atatürk'ün \hayatı 阿塔图尔克生平 Hayatımın sonuna kadar böyle her günümü zehredemem. 我不能一辈子天天如此不愉快。
    8. 生活费, 生活条件: \hayat pahalılığı 生活费高昂 Hayat alabildiğine pahalılaşıyor. 生活费用暴涨。Hayatın ucuzlayacağına dair hiçbir belirti yok. 没有任何迹象表明生活必需品要降价。
    ◇ \hayat adamı 生活的强者, 适应力强的人 \hayat arkadaşı 生活伴侣, 夫妻, 配偶: Kırk yıllık hayat arkadaşı Nebahat Hanımın onun başarısında önemli payı vardır. 他那几十年的老伴儿娜巴哈特太太在他的成就中起了非常重要的作用。\hayat boyunca 一辈子: Hayatım boyunca her isteğimi elde ettiğim için mutluyum! 我这一辈子真幸福, 要什么有什么。\hayat dolu 生命欲望强的, 有活力的 \hayat geçirmek 生活, 活着, 过日子 \hayat güvencesi 生计: Sevmediğim bir işe hayat güvencesi nedeniyle kapılandım. 为了生计我从事了一项不喜欢的工作。\hayat kadını 妓女, 娼妓, 婊子 \hayat kavgası 生存之战 \hayat memat 生死攸关: Bu iş, bizim için hayat memat meselesidir. 这件事对我们来说是一个生死攸关的问题。\hayat mücadelesi 生存之战 -e \hayat vermek 复活, 使有生命力 \hayata atılmak 步入生活, 开始谋生: Öğrenimini yarıda bırakıp hayata atıldı. 他辍学谋生去了。\hayata girmek 享受生活: Mustafa bu debdebeli hayata ilk defa giriyordu. 穆斯塔法还是第一次享受这样气派的生活。\hayata gözlerini yummak (或 kapamak) 去世, 逝世, 与世长辞 \hayata küsmek 厌世, 悲观厌世, 对生活失去希望 \hayatı haram etmek 致命: Hastalklar hayatı haram eder. 这些病都是致命的。\hayatı ile oynamak 拿生命当儿戏, 冒生命危险 -in \hayatı kaymak 被毁 \hayatı pahasına 冒着生命危险 \hayatın baharı 青年时代 \hayatına girmek 步入生活, 开始生活: O, hayatına girince başarı grafiği yükseldi. 他一步入生活, 就获得了成功。-in \hayatına kastetmek 企图杀死, 谋害: birinin \hayatına kastetmek 图谋杀害某人 \hayatına son vermek 1) 杀死, 结束生命: Birkaç kuvvetli balta darbesi ile kaplanın hayatına son verdi. 他狠狠地几斧子下去, 砍死了老虎。 2) 结束生涯 \hayatından olmak 去世, 逝世, 与世长辞 -e \hayatını borçlu olmak (某人)对自己有救命之恩: Bu hayatımı ağabeyime borçluyum. 大哥对我有救命之恩。\hayatını istikamete vermek 从前途着想 \hayatını kaydırmak 1) 使陷入困境 2) 杀害, 杀死 \hayatını kazanmak 谋生, 自己养活自己: Bedenen çalışarak hayatını kazanıyor. 他靠体力劳动谋生。O zamandan beri müesseselerde çalışıyor, hayatımı kazanıyorum. 从那时起我就四处谋职, 自己养活自己。\hayatını kurtarmak 救命, 帮大忙 \hayatını yaşamak 享受人生, 悠闲自得地生活: Sen Hongkong’da ağır işlerde çalışırken, o, burada hayatını yaşadı. 你在香港拼死拼活地干活, 而他却在这里活得悠闲自在。\hayatını yitirmek 丧生, 丧命: Eceli gelenler kazada hayatlarını yitirdiler. 那些死于非命的人都是在事故中丧生的。\hayatta olmak 活着, 健在
    II
    阿́ is.
    1. 乡镇住宅中带顶的庭院
    2. 庭院, 天井, 院子
    3. 俗́ 阳台
    4. 俗́ 棚子, 棚屋

    Türkçe-Çince Sözlük > hayat

  • 10 beni

    akk von ben mich

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > beni

  • 11 günlük hayat

    ohne pl Alltag m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > günlük hayat

  • 12 hayat

    hayat s s
    1. Leben nt
    bir şeye \hayat vermek Leben in etw bringen
    \hayatın tadını çıkarmak sich ausleben
    \hayatından memnun olmak ( fam) mit sich und der Welt zufrieden sein
    \hayatta kalmak/olmak am Leben bleiben/sein
    2. 1) Vordach nt
    2) ( avlu) Hof m
    3) ( reg) ( balkon) Balkon m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat

  • 13 hayat ağacı

    1) ( soy ağacı) Stammbaum m
    2) anat Lebensbaum m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat ağacı

  • 14 hayat arkadaşı

    Lebensgefährte, -gefährtin m, f

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat arkadaşı

  • 15 hayat felsefesi

    Lebensphilosophie f

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat felsefesi

  • 16 hayat hikâyesi

    yaşam öyküsü Lebensgeschichte f

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat hikâyesi

  • 17 hayat kavgası

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat kavgası

  • 18 hayat memat meselesi

    eine Frage auf Leben und Tod

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat memat meselesi

  • 19 hayat mücadelesi

    Lebenskampf m, Daseinskampf m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat mücadelesi

  • 20 hayat öpücüğü

    Mund-zu-Mund-Beatmung f

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > hayat öpücüğü

Look at other dictionaries:

  • bazen — zf., Ar. baˁżen Ara sıra Bazen bu yeknesak hayat beni çok sıkıyor. H. E. Adıvar …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.