Translation: from turkish

garı

  • 1 manevra garı

    marshalling yard

    Turkish-English dictionary > manevra garı

  • 2 tren garı

    n. railhead
    * * *
    railroad terminal

    Turkish-English dictionary > tren garı

  • 3 hava\ garı

    аэровокза́л (м)

    Türkçe-rusça sözlük > hava\ garı

  • 4 ayırma garı

    marshalling yard

    İngilizce Sözlük Türkçe > ayırma garı

  • 5 manevra garı

    marshalling yard

    İngilizce Sözlük Türkçe > manevra garı

  • 6 garibe

    [gari:be]
    阿́ is. 旧́ 奇迹

    Türkçe-Çince Sözlük > garibe

  • 7 garip

    - bi
    [gari:p]
    阿́
    s.
    1. 孤独的, 孤苦伶仃的, 无依无靠的, 可怜的: \garip it 流浪狗, 野狗 Şu garip çocuğa acıyın. 您可怜可怜这个无依无靠的孩子吧!
    2. 流浪的流落他乡的, 外乡的
    3. 奇异的, 怪异的: \garip bir davranış 怪异的举止 \garip bir olay 一件怪事 \garip bir tiksinme, çekinme 一种难以名状的厌恶和畏惧
    4. 令人伤心的, 令人伤感的: Bir yabancı için dünyanın neresinde olursa olsun büyük şehir böyle garip bir yalnızlık duygusu veriyor. 对于一个外乡人来说, 无论是在世界的什么地方, 大城市给他这样一种令人伤心的孤独感。
    is.
    1. 孤独者, 孤苦伶仃者, 无依无靠者, 可怜的人
    2. 流浪者, 流落他乡者, 外乡人: Garbin boynu bükük olur. 这个外乡人愁眉苦脸的。O burada gariptir, 他在这儿是外乡人。
    ünl. 奇怪, 怪事!
    ◇ \garip \garip 1) 孤独地, 怪异地, 可怜巴巴地, 愁眉苦脸地, 伤心地: Henan'dan Beijing'e gelmiş, garip garip dolaşıyordu. 当时, 他从河南来到北京, 孤独地四处游荡。 2) 怪异的, 奇怪的 \garipine gitmek 使认为, 使吃惊, 使感到奇怪: Caddelerde en çok garibine giden insan, dilencisi olmuştur. 在街头最令他吃惊的, 是那里的一个乞丐。
    ◆ Garip kuşun yuvasını Allah yapar. 苍天有眼, 天无绝人之路; 老天爷饿不死瞎家雀。

    Türkçe-Çince Sözlük > garip

  • 8 hava

    阿́ is.
    1. 空气, 大气: \hava basıncı 大气压力, 气压 \hava deliği 换气孔 \hava düzenleyicisi 空调机 \hava girişi (喷气式飞机的)进气孔 \hava kanalı 通风管道 \hava pisletilmesi 空气污染 Havada birçok gazlar varsa da başlıca ikisi oksijen ile azottur. 空气当中有许多种气体, 但是主要两种是氧气和氮气。
    2. 天空, 空中: \hava sahası 空域, 领空 Havada bir tek bulut yok. 天上一片云彩也没有。Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor. 鸟儿正在天上飞, 突然像被击中一样坠落在街上。
    3. 天气: \hava durum 天气形势, 天气预报 \hava tahmini 天气预报 Bu gün hava güzel! 今天的天气真好!Bir saat sonra, ay göründü müydü hava soğur. 一个小时以后, 月亮一出来, 天儿就凉了。
    4. 气候: Buranın havası bana iyi geldi. 这儿的气候对我正合适。
    5. 航空: \hava alanı 机场 \hava garı (或 limanı) 航空港, 机场 \hava gemisi 飞艇 \hava hukuku 航空法规 \hava kuvvetleri 空军
    6. 轻风, 微风: \hava fırıldağı 风标 Bu gün hava yok, hava olsaydı, yelkenli kalkacaktı. 今天没风, 要是有风的话, 帆船早就出航了。
    7. 气氛: gergin bir \hava içinde yapılan toplantı 在紧张的气氛中举行的会议 Başbakanın son demeci ile hava değişti. 总理最后一番话改变了气氛。Buranın havası insanı gençleştirir. 这儿的气氛使人显得年轻。Karşı tarafın sert konuşmaları havayı elektriklendirdi. 对方强硬的讲话使气氛紧张起来。
    8. 情绪, 心情, 意愿, 兴趣: Bu gün hiç çalışma havası yok. 今天一点工作兴趣也没有。
    9. 无用, 无益, 无效; 无益的事, 轻浮的言行
    ◇ \hava açmak (或 açılmak) 云开雾散, 天晴: Hava kâh bulutlanıyor, kâh açıyor. 天气时阴时晴。\hava almak 1) 外出呼吸新鲜空气; 透气: Biraz hava almak için niye bahçeye kadar bir gezinti yapmasınlar? 为什么不让他们去花园转转, 透透气?Odanız iyi hava alıyor. 你们的房间要好好透透气。 2) 俚́ 一无所获: İşe geç müracaat ettiğimiz için hava aldık. 求职时我们去晚了, 白忙活一场。\hava atmak 1) 充气, 打气 2) 俚́ 骄傲自大, 自以为是, 趾高气扬 \hava atışı (球类比赛)争高抛球 \hava basmak 1) 充气, 打气 2) 俚́ 撒谎, 说谎 \hava bin beş yüz 傲慢的, 得意的, 神气十足的, 招摇过市的, 炫耀的 \hava bozmak 天气变坏, 变天, 乌云蔽日: Hava birden bozmuş, daha doğrusu poyraza çevirmişti. 老天突然变了脸, 确切地说是刮起了东北风。Mehmet Baba, batıya bakarak: Hava bozacağa benzer, dedi. 穆罕默德大叔往西边看了看, 说似乎要变天了。\hava bulanmak 天气转阴, 阴云密布: Akşama doğru hava bulandı; yağmur çiseledi. 傍晚时分, 天阴了, 下起了毛毛雨。\hava bulutlanmak 天阴: Hava kâh bulutlanıyor, kâh açıyor. 天气时阴时晴。\hava civa 不重要的, 无关紧要的 \hava çalmak 对着干, 唱对台戏 \hava çarpmak 坏天气影响 \hava değiştirmek 1) 异地休养: Hekimi Ali'ye biraz yer ve hava değiştirmeyi, biraz kırlarda ve denizlerde gezip eğlenmeyi tavsiye etti. 阿里的医生建议他换换环境, 到乡下和海上去散散心, 玩一玩。 2) 转́ 转换话题 \hava fena esmek 转́ 条件不合适 (-i, -e) \hava getirmek 使风闻: Sanki hava, en saklı şeylerin haberini bile ona getirirmiş. 好像再秘密的事情也能有风声传到他的耳朵里。\hava hoş 无论如何, 不管怎样: Bana göre hava hoş, gün mülâyim. 好也罢, 歹也罢, 不管怎么说, 我不感兴趣。İster şöyle olsun, ister böyle, bence hava hoş. 他想这样也罢, 那样也罢, 我认为都一样。\hava iyi esmek 转́ 条件合适 \hava kaçırmak 漏气, 跑气, 泄气 \hava kapanmak 天阴, 乌云密布: Hava biraz kapanarak yağmur serperken bulutlar sıyrılmış, güneşin turuncu ışıkları fışkırmağa başlamıştır. 天刚一阴, 有点儿要下雨的样子, 却又云开雾散, 露出了橙黄色的阳光。\hava kararmak 1) 日落黄昏, 天黑: Hava iyice kararmış, caddenin bütün elektrikleri yanmış. 天完全黑了, 街上的电灯都亮了。 2) 天阴, 乌云笼罩, 乌云密布 \hava kesesi 1) 鱼鳔 2) (鸟类和某些昆虫的)气囊 \hava kırılmak 天气渐暖 \hava kirliliği 空气污染: Kışın, Ankara’da hava kirliliği artıyor. 冬天, 安卡拉的空气更加污浊。\hava muhripi 重型歼击机 \hava oyunu 投机买卖, 买空卖空 \hava parası 为了租买一家店铺或住房而额外支付给房东或承租人的一笔钱 \hava saldırısı 空袭: Kazakistan, Afganistan'a, hava saldırısı düzenlemek amacıyla ABD'ye üs verdiği yolundaki iddiayı yalanladı. 哈萨克斯坦否认它向美国提供基地对阿富汗进行空袭的传言。\hava sertleşmek 1) 变天 2) 转́ 空气紧张: Havanın sertleştiğini görünce oradan ayrıldım. 我一看气氛不好, 赶紧离开了那里。\hava sıkmak 俚́ 令人心烦, 令人不快, 令人忧愁: Başladın yine hava sıkmaya be birader. 喂!兄弟!你又开始让人心烦了。\hava vermek 1) 充气, 打气 2) 输氧 3) 转́ 奉承, 恭维, 阿谀, 谄媚 \hava yapmak 自高自大, 吹牛皮 \havada kalmak 1) 悬空: Masanın bir ayağı kısa olduğundan havada kalıyor. 这张桌子有一条腿短, 悬在空中。 2) 转́ 落空: Bütün bu sözler havada kalıyor. 所有这些诺言全都落了空。 3) 转́ 悬而未决: Sorunlar çözülmedi; konu yine havada kaldı. 问题没有解决, 事情还在那里悬着。-i \havada katlamak 以绝对优势压倒 \havadan nem kapmak 极其敏感, 易生气, 疑心重: Havadan nem kapan insanlarla arkadaşlık etmek zordur. 疑心重的人不好相处。\havalara uçmak 高兴得跳起来 \havanın gözü yaşlı 就要下雨的 \havasına uymak 适应某人或某种环境 \havasını bozmak 破坏气氛, 扫兴: O, geldi, neşeli grubun havasını bozdu. 他一来, 扫了大伙儿的兴。\havasını bulmak 找到感觉, 兴奋, 高兴, 愉快 \havaya 白白地, 毫无结果地 \havaya fırlamak 跳起来: Haydutlar bu korkunç bağrışmayı duyunca oldukları yerde havaya fırlamışlar. 强盗们一听这种可怕的喊声, 吓得一下子从地上跳起来。\havaya gitmek 白辛苦, 白费劲: Bütün emeği havaya gitti. 他所有的努力都化为乌有。\havaya kalkmak 飞起, 飘起: Saçları havaya kalktı. 他的头发飘了起来。\havaya pala (或 kılıç) sallamak 白辛苦, 白费劲, 白忙活 \havaya savurmak 挥霍, 浪费 \havaya uçmak 1) 被炸飞, 被炸毁 2) 白费劲, 白忙活 -i \havaya uçurmak 炸飞, 炸毁: sarayı \havaya uçurmak 炸毁宫殿 \havaya uğraşmak 白忙活, 白费劲 \havayı koklamak 了解情况, 收集信息
    II
    is. 乐曲, 节拍, 曲调, 旋律: dans \havası 舞曲 her biri değişik bir \hava çalmak 转́ 七嘴八舌, 各抒己见

    Türkçe-Çince Sözlük > hava

  • 9 sınır

    希́ is.
    1. 国境, 边境; 边疆: \sınır anlaşmazlığı 边境争端 \sınır direği (国)界标 \sınır garı 边境车站 \sınır işareti 界标, 界牌 \sınır karakolu 边防哨所 \sınır taşı 界石, 界标 memleketin \sınırı 国境线, 边境线 Türkiye'nin doğu \sınırı 土耳其的东部边境
    2. (省、县、村等的)界线, 边界: \sınır çigileri 边界线; 界线 \sınır üstü (处于)分界线上的 ağaç \sınırı 树木分界线 bataklığın \sınırı 沼泽地的界线 deniz \sınırı 海的界线 elâstik \sınır 弹性界线 esneklik \sınırı 弹性界线 ormanın \sınırı 森林的界线
    3. 转́ 界限, 限度, 范围: \sınır açı 物́ 临界角 alt \sınır 下限, 最低限度 üst \sınır 上限, 最高限度 yanlış \sınırı 误差范围
    ◇ \sınır çekmek (或 çizmek) 1) 划定界线 2) 划定界限 \sınır dışı etmek 驱逐出境

    Türkçe-Çince Sözlük > sınır

  • 10 gar

    вокза́л, [железнодоро́жная] ста́нция

    hava garı — аэропо́рт

    irsalât garı — ста́нция отправле́ния

    muvasalat garı — ста́нция назначе́ния

    deniz garı — морско́й вокза́л

    Büyük Türk-Rus Sözlük > gar

  • 11 gar

    gar s
    1) eisenb Hauptbahnhof m
    2) (otobüs \garı) Bahnhof m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > gar