Translation: from turkish

fars dili

  • 321 kekeme

    s. 口吃的, 结巴的: \kekeme çocuk 口吃的孩子 dili biraz \kekeme bir oğlan 一个说话有些结巴的小伙子

    Türkçe-Çince Sözlük > kekeme

  • 322 kıyı

    is.
    1. 岸, 滨: gölün \kıyısı 湖滨 Karadeniz \kıyıları 黑海之滨 karşıki \kıyı 对岸
    2. 边, 缘, 沿; 旁边: tepisinin \kıyısı 托盘的边 Yoksul bir oduncu, ıssız bir ormanın kıyısındaki küçük bir kulübede karısı ve üç kızıyla birlikte oturuyormuş. 有一个贫穷的樵夫, 同妻子和3个女儿住在偏僻的森林旁边一间小茅屋里。
    3. 转́ 边远地区, 人烟稀少的地方: Bir kıyıda unutulup gitmişti. 他在一个荒凉之地, 已被人所遗忘。
    ◇ \kıyı bucak 不起眼的地方, 边远地区 \kıyı dili 地́ 岬, 伸入海空的狭长陆地, 沙嘴 \kıyı kaplaması 护岸, 护坡 \kıyıda bucakta (或 köşede) 在不起眼的地方, 在边远地区 \kıyıda köşede kalmak 被遗忘在不起瞧的地方 \kıyıdan gitmek 离岸, 开航 (bir) \kıyıya atılmak 被遗忘 -i \kıyıya atmak 把…冲上岸: Sular, sandalı kıyıya atıyordu. 水流把小船冲向岸边。 (bir) \kıyıya çekilmek 隐退, 隐居 \kıyıya çıkmak上岸, 登陆: Bir tahta parçasına tutunarak ulaştıkları kıyıya yüzerek çıkabildi. 他紧抓着一块木板才游到了岸上。\kıyıya düşmek 搁浅 \kıyıya oturmak 搁浅 \kıyıyı talan etmek 上岸抢劫: Korsanlar sık sık kıyıları talan ediyor. 海盗们经常上岸抢劫。

    Türkçe-Çince Sözlük > kıyı

  • 323 ki

    bağ.
    1. 连接直接引语: Ben öyle sanıyorum ki, siz şakacı bir kimsesiniz; insanlara takılmaktan pek hoşlanıyorsunuz. 我觉得您是个爱开玩笑的人, 很喜欢捉弄人。Size yemin ederim ki, vakıa harfiyen benim anlattığım gibi geçmiştir. 我发誓, 我所说的与事实完全一致。Anlıyorum ki, yavrum, kalbinde yaşattığın bir âşık var. 孩子, 我看你心里已经有个情人了。Baktı ki işler kötü gidiyor, hemen dümen kırdı. 他一看事情不妙, 赶紧溜走了。
    2. 连接定语从句: Bir adam ki söz dinlemez, ona ne söylesen boştur. 他是个不听话的人, 你跟他说什么都白说。Öyle bir kız ki, hem güzel hem de on parmağında on hüner. 她是一个既漂亮又能干的姑娘。Öyle yaramaz bir çocuk ki, sınıfın altını üstüne getirdi. 他是一个如此调皮的孩子, 闹得全班都不得安生。Öyle bir hâle düştü ki Elinde avucunda bir şeyciği kalmadı. 他已经沦落到了这种地步, 一无所有, 两手空空。
    3. 连接补语从句: Bir de bakmış ki yerde elmaya benzeyen bir şey var, ayağıyla ezmek istemiş. 突然他看见地上有一个像是苹果的东西, 就想拿脚去踩。Bir de gözümü açıyorum ki, dünya fırıl fırıl dönüyor. 我再睁开眼睛一看, 天旋地转。Ben ihtiyarın peşiden giderken baktım ki benim arkamdan da bir takım karaltılar peyda oldu. 我跟在老人后边走着, 可是我发现我后边也跟着几个黑影。
    4. 连接目的从句: Ah deme ki düşmanın oh demesin. 打碎门牙往肚子咽, 别让敌人看笑话!Kapıya bir dayak koyunuz ki rüzgârla kapanmasın. 请把门支上, 别让风给关上了。Dost seçerken daha dikkatli olmak salık verilmeli, ta ki, bir gün nefret edeceğimiz birisiyle dostluğa başlamayalım. 择友宜慎重, 以免结交一个将来我们讨厌的人。
    5. 连接时间从句: Karartı uzaklaştıktan çok sonradır ki, Erol kendine gelebildi. 黑影早就走远了, 埃罗尔这才回过神来。
    6. 连接行为方式状语从句: Öyle bir kaçış kaçtı ki Allahını seven tutmasın! 他拔腿就跑, 一溜烟儿似的。Öyle sevindim ki değme gitsin. 我高兴得说不出话来。Hava o kadar sıcak gelmeye başlamış ki susuzluktan Hans'ın dili damağına yapışmış. 天气越来越热, 渴得汉斯嗓子直冒烟。
    7. 连接因果从句: Anaları ne ki danaları ne olsun! 有其父必有其子。Kadın o kadar kan kaybetmiş ki az daha ölecekmiş. 女人失血过多, 险些丧生。
    8. 连接结果从句: Terzi keçiyi öyle pataklamış ki, hayvan can havliyle bir iki sıçrayışta kaçıp kurtulmuş. 裁缝拼命抽打那只羊, 打得那只羊疯也似的逃走了。Avazım çıktığı kadar öyle haykırdım ki, hepsi korkudan kaçıştı. 我大吼一声, 居然把他们都吓跑了。Oğlundan hemen ayrılmak düşüncesi anneme o kadar dokundu ki, elindeki kaşık, tencereye düşüverdi. 想到很快就要跟儿子分别, 让母亲好不惊惶, 手中的小勺儿滑落在锅子里。
    9. 连接主语从句: İhtimal ki ileride bu üç müze birleşerek tek bir müze hâlini alacaktır. 这3个博物馆今后也许要合并为一个。Ben parasında değilim, yeter ki iyi bir şey olsun. 我不在乎价钱, 只要东西好就行。
    10. 连接条件从句: İstediğin kadar söyle, dinler ve dinliyorsa demek ki doğru çıktı. 你怎么想就怎么说, 如果他听了, 就是说他认可了。Ne tarafa doğru meyil varsa, gidonu o tarafa doğru kıracaksınız ki, bisiklet doğrulsun. 自行车向哪边斜, 您就向哪边打把, 这车就正过来了。Ben ecelime susamadım ki o kadar yüksekten atlamaya cesaret edeyim. 我可不敢从那么高的地方往下跳, 那可是找死。
    ünl.
    1. 用于带有“o kadar, öyle, bir, öyle bir, ”等副词的句末时表示“过多、极多、过分、过大”等意义: Sen de amma aksırığı cinli adamsın ha! Bu kadar kızmana sebep nedir ki? 你也太爱发脾气了!什么事情惹你发这么大的火儿?O kadar kızdım ki bir daha yüzüne bakmaz. 我气得再也不想见到他。Irakgörürle gökyüzü öyle yakında görünür ki. 有了望远镜, 宇宙竟然显得如此之近。Konuşurken sesine öyle bir tatlılık veriyordu ki, sormayın. 她说话时声音可真是太甜了。
    2. 用于句末, 表示愿望、怀疑、假设、惊叹, 叹赏, 赞叹等语气: Hangi rüzgâr attı ki gözüm? 宝贝!什么风儿把你们吹来了?Canım bir ıspanaklı börek çekti ki. 我想要一个菠菜馅饼。Yürek cızlatacak haberleri nereden işitirsin anlamam ki? 我不明白, 这些让人心碎的消息你是从哪里听来的?Yürü ha yürü, yol bitmiyor ki. 走哇!别停下!

    Türkçe-Çince Sözlük > ki

  • 324 kilit

    - di 波́
    1. 锁, 闩: \kilit dili 锁舌 Hırsıza kilit olmaz. 成́ 再好的锁也是防君子不防小人。
    2. 海́ 锚链的钩环
    3. 马的面部和唇上长的白斑
    4. 转́ 关键, 重要: Yeni hükûmette üç kilit bakanlığa eski diplomatları atamıştı. 他任命3名前外交官任新政府中3个关键性部长之职。
    ◇ \kilit açmak 开锁 -i \kilit altına almak 藏起来, 锁起来, 收起来: Bunun için malını, yiyeceklerini, her şeyi kilit altına almaktan başka çaresi yoktu. 因此, 她除了把吃的用的所有的东西都锁起来, 没有其他的办法。\kilit altında kalmak 被藏起来, 被锁起来, 被收起来 -i \kilit altında tutmak 藏起来, 锁起来, 收起来 \kilit gibi (嘴)严, 守口如瓶 \kilit gibi olmak 相互依靠, 相互关联 -i \kilit kürek altına almak 藏起来, 锁起来, 收起来: O gün her tarafı kilit kürek altına aldı. 那一天每个地方都被他锁了起来。-e \kilit kürek olmak 保护, 看护, 照顾: Evime kilit kürek ol diye onun sırtını okşar. 她抚摸着他的背说, “请保护我的家”。Ali, anahtarları, beline takmakta, konağa kilit kürek olmaktadır. 阿里一直把钥匙挂在腰里, 看守着这所宅院。\kilit mevkii 转́ 关键点, 关键位置 \kilit noktası 转́ 关键点, 关键位置: İktidar değiştikçe kilit noktalarına adamlarını getirecek. 随着政权的更替, 将把一些人推到关键的位子上。-e \kilit takılmak 上锁, 锁门: Kapıya kilit takılmış. 门上了锁。\kilit vurmak 1) 上锁, 锁门 2) 关张, 关闭 \kilit yeri 转́ 关键点, 关键位置 \kiliti küreği olmamak 敞开, 公开 \kiliti taşı 建́ 冠石, 拱顶石

    Türkçe-Çince Sözlük > kilit

  • 325 kitabet

    [kita:bet]
    阿́ is. 旧́ 秘书差事
    2. 秘书办公室
    3. 训练学生写作的课程
    ◇ \kitabet dili 书面语言

    Türkçe-Çince Sözlük > kitabet

  • 326 konuşma

    is.
    1. konuşmak 的动名词: Konuşmalardan usanmıştım, hiçbir konuşmaya muhatap ve tanık olmak istemiyordum. 我已经腻于谈话了, 不想参与任何谈话。
    2. 会谈, 谈判: Bununla bir konuşma daha yapmak gerekiyor. 应该再同这个人谈一谈。
    3. 讲演, 讲座: Bu konuşmaya nihayet verirken okumak terbiyesinden bahsetmek lâzımdır. 在结束讲演时应谈谈阅读训练。Bugün profesörün bir konuşması var. 今天教授有一场讲座。
    4. 话, 讲话, 谈话: Konuşmanızla adamı kaçırdınız. 您的一番话把那个人说跑了。
    ◇ \konuşma dili 会话语言, 口头语言 \konuşma merkezi 脑部控制语言功能的部分 \konuşma yapmak 发表讲话: Türkiye büyük Millet Meclisinde açılış \konuşmasını yapmak 在土耳其在国民议会发表开幕讲话 \konuşmaya dalmak 切入主题, 直接了当地谈

    Türkçe-Çince Sözlük > konuşma

  • 327 koşmak

    - ar
    1. 奔跑, 跑: Çocuk koşarken düştü. 孩子在奔跑时摔倒了。Bir o yana bir bu yana koşuyor fakat bir türlü yolunu doğrultamıyordu. 他四处乱撞, 还是没找到路。Yaralı kedi can havliyle bir o yana bir bu yana koşuyor. 那只受了伤的猫拼命地到处乱跑。
    2. 跑向, 奔向: Koşa koşa gözleri büyümüş bir hâlde geldi, anladım ki birşey oldu. 他三步并做两步跑了过来, 两眼瞪得溜圆, 我明白出事了。Okula koşarak geldim, yorulmuşum. 我是跑到学校的, 累死我了。
    3. 奔波, 忙碌: Akşamdan beri ben koştum, biraz da onlar yorulsunlar. 我从晚上起一直在奔波忙碌, 你们该让他们费点神。
    4. 赛跑, 跑步比赛: 100 m.yi 9 saniyede koşunca herkesin ağzı açık kaldı. 他用9秒钟跑完了100米, 所有的人都目瞪口呆。Bugün hangi sporcular koşacak? 今天有哪些运动员参加赛跑?Doru at bugün koşmayacak. 栗色马今天不能参加比赛。
    5. 转́ 追赶, 追逐; 追踪, 跟踪: O kızların peşinden koşmak için yaratılmış mendebur bir çapkındır. 他是一个天生的、令人讨厌的追逐姑娘的色鬼。
    6. 爱好, 乐于: Murat çok baba bir adamdır, herkesin yardımına koşar. 穆拉特是一个非常热心的人, 大伙儿的事儿他都乐于帮助。
    7. 转́ 关注: İki yıldır bu işin peşinden koşuyorum. 对这件事我关注了整整两年。
    8. 转́ 迷恋: Ali bir kadının peşinden koşuyor. 阿里迷上了一个女人。
    ◇ koşar adım 1) 团体操中的慢跑动作 2) 快步地, 像跑一样地: Her sabah koşar adım giderdim mektebe. 过去每天早上我都是快步赶到学校。
    II
    - ar -e
    1. 作搭档, 作补充
    2. 给牲畜上挽具; 套上(牲畜): Arabacı atları arabaya koştu. 车夫把马车套好了。
    3. 提出条件, 提出要求: zora \koşmak 阻挠, 刁难, 为难 Sarfiyat hususunda bir şart koşmuyorlar. 在费用问题上他们没有提出任何条件。
    4. 让人做事: Ağzı dili yok birini buldular, her işe koşarlar. 他们找了一个自认倒霉的人, 什么事情都让他干。

    Türkçe-Çince Sözlük > koşmak

  • 328 kürek

    - ği is.
    1. 铲, 铁锨, 铁锹
    2. 桨, 橹
    3. 旧́ 强迫苦役, 劳役监禁: \kürek mahkûmu 服苦役的人
    ◇ \kürek cezası 1) 旧́ (在船上实施的)划桨惩罚 2) 劳役监禁: Bu on gün bana on senelik bir kürek cezası gibi geldi. 这10天对我来说就象是坐了10年的劳役监禁。\kürek çekmek 划桨, 摇橹: Sandalın içine hızla atıldıktan sonra kürekleri var kuvvetiyle çekerek meskûn adanın kömür iskelesine yanaştı. 他一跃跳入船舱, 全力地划着桨, 直抵居民居住岛屿的煤炭装卸码头。\kürek kadar dili olmak 出言不逊, 说话放肆, 无礼, 鲁莽, 不谦恭, 厚颜无耻, 口上无德: Bu çocuğun kürek kadar dili var, çok saygısız. 这孩子是个大嘴巴, 说话非常放肆。\kürek \kürek 一满铲地, 很多

    Türkçe-Çince Sözlük > kürek

  • 329 kürsü

    阿́ is.
    1. 讲台: ders \kürsüsü 授课讲台 meclis \kürsüsü 议会讲台
    2. 讲座: Türk Dili \kürsüsü 土耳其语言讲座 yakın çağ tarihi \kürsüsü 近代史讲座
    3. 俗́ 椅子
    ◇ \kürsü hocası (或 şeyhi) (清真寺里的)布道师

    Türkçe-Çince Sözlük > kürsü

  • 330 Norveç

    öz.is. 挪威(欧洲): \Norveç Krallığı 挪威王国 \Norveç dili 挪威语 \Norveç Denizi 挪威海(欧洲)

    Türkçe-Çince Sözlük > Norveç

  • 331 Macar

    öz.is. 匈牙利人
    s. 匈牙利的: \Macar biberi 红辣椒 \Macar dili 匈牙利语 \Macar katanası 匈牙利军马 \Macar salamı 匈牙利火腿肠

    Türkçe-Çince Sözlük > Macar

  • 332 makara

    [maka’ra]
    阿́ is.
    1. 技́ 卷轴, 线轴, 卷筒, 卷盘, 筒管: endüksiyon \makarası 感应线圈
    2. 海́ 滑车, 滑轮, 皮带轮: \makara dili 滑轮, 皮带轮 \makara evi 滑轮, 滑车 \makara pernosu 固定栓; 系索栓; 滑车轴
    3. 海́ 复滑车
    ◇ \makara çekmek 1) (鸟)发出啼啭声, 啼鸣不停 2) 俚́ 捉弄, 愚弄, 取笑 3) 俚́ 哈哈大笑 \makara geçmek 俚́ 捉弄, 愚弄, 取笑 \makara gibi konuşmak 喋喋不休, 炒爆豆子般说话 \makara gibi sözün arkasını kesmemek 喋喋不休, 炒爆豆子般说话 \makaraları koyuvermek (或 zaptedememek, tutamamak, salıvermek) 口́ 纵声大笑, 哈哈大笑; 憋不住扑哧一笑: Dersin ciddîliğine bakmadan koyuverdik makaraları. 我们不顾上课的严肃性, 情不自禁地哈哈大笑了起来。-i \makaraya almak 捉弄某人, 愚弄某人, 取笑某人 \makarayı takmak 开点儿玩笑, 稍微取笑几句

    Türkçe-Çince Sözlük > makara

  • 333 Mordvin

    öz.is. 莫尔多瓦人: \Mordvin dili 莫尔多瓦语

    Türkçe-Çince Sözlük > Mordvin

  • 334 Ordu

    öz.is. 乌尔都: \Ordu dili 乌尔都语
    II
    öz.is. 奥尔杜(土耳其省、市)

    Türkçe-Çince Sözlük > Ordu

  • 335 Özbek

    öz.is. 乌兹别克人: \Özbek dili 乌兹别克语 \Özbek edebiyatı 乌兹别克文学 \Özbek pilâvı 乌兹别克羊肉饭(抓饭)

    Türkçe-Çince Sözlük > Özbek

  • 336 pabuç

    - cu 波́ is.
    1. 鞋, (无后跟的)便鞋, 拖鞋: eski \pabuç 毫无用处的破烂, 废物
    2. 建́ 底座, 座墩, 墙基; 底面; 根部, 脚
    3. 底部, 底面; 鞋底, 鞋掌
    -e \pabuç bırakmamak 不怕, 不害怕; 不退缩: Ahmet öyle denemeden, kuru gürültüye pabuç bırakır takımından değil. 艾哈迈德不是那种试都不试就被虚张声势吓住的人。Olur olmaz adama pabuç bırakmaz. 人不会无缘无故地感到害怕。\pabuç eskitmek (因某事)磨破了鞋 \pabuç kadar dili olmak 嘴巴太臭(回答的话语没有修养) \pabuç pahalı 1) 不能与对手相比: Baktı pabuç pahalı, işi şakaya vurdu. 他见对方比自己强, 就把事情当作了玩笑。 2) (某事)可能会花代价 \pabuç paralamak (因某事)磨破了鞋 \pabuç tartmak 炫耀自己 -in \pabuçlarını çevirmek 婉转地把…撵走 -in \pabuçlarını eline vermek 赶走, 撵走, 驱赶; 解雇, 开除 \pabuçtan aşağı 1) 卑鄙的, 令人蔑视的 2) 无关重要的, 无足轻重的, 毫无意义的, 毫无价值的 (kendini) \pabuçu büyüğe okutmak 发疯, 疯狂: Bu ne hâl, sen kendini pabucu büyüğe okut. 这是怎么了, 你疯了!-in \pabuçu dama atmak 抛弃, 遗弃: Artık pabucu dama atıldı. 他已经没用了。Yeni dostlar bulunca eskilerin pabucunu dama atmak âdetini nereden öğrendiniz? 有了新朋友, 就忘了老朋友, 您这是打哪儿学来的坏毛病?\pabuçun ucuna basmak 踮起脚走路 \pabuçuna girip oturmak 阿谀奉承, 拍马屁 \pabuçuna kum dolmak (或 taş kaçmak) 担心起来, 不安起来, 变得焦急 -in \pabuçunu eline vermek 赶走, 撵走, 驱赶; 解雇, 开除 -e \pabuçunu ters giydirmek 叫…开溜, 使溜走
    ◆ Pabucumda değil. 我不在乎。Pabucumu alırsın. 你从我这里什么也得不到。Pabuç kadar dili var (或 Pabuç kadar dili uzatıyor). 他的舌头太长。

    Türkçe-Çince Sözlük > pabuç

  • 337 paslı

    s.
    1. 生锈的(金属物)
    2. 有舌苔的: Dilini çıkarıp baktı. Dili paslıydı. 他伸出舌头看了看, 舌头上有舌苔。
    3. 有锈病的(植物)
    4. 贫穷的, 破落的: en \paslı bölge 最贫穷的地区
    5. 苍白的; 暗淡的
    ◇ \paslı \paslı 吱吱响地, 咯吱咯吱地: Basıldıkça paslı paslı gıcırdayan merdiveni çıktı. 他上了楼, 踩得楼梯咯吱咯吱响。

    Türkçe-Çince Sözlük > paslı

  • 338 pelteklenmek

    nsz 变得口齿不清: O geceden sonra çenesi biraz yana çarpıldı. Dili belli belirsiz peltekleşti. 从那天晚上起他的下巴就有点歪斜了, 稍微有些口齿不清。

    Türkçe-Çince Sözlük > pelteklenmek

  • 339 resmî

    [resmi:]
    阿́ s.
    1. 官方的, 政府方面的: \resmî daire 政府办事处, 政府部门 \resmî defter tutma 官方备忘录 \resmî gazete 官方报纸 \resmî makam 政府高级部门, 高级官员办公室 \resmî memur 政府工作人员, 公务员 \resmî şekil 官方形式 \resmî tebliğ 公报 \resmî yayınlar 官方出版物 Bulunduğumuz yer resmî bir dairenin bürosudur. 我们所在的是一个政府部门的办公室。
    2. 正式的, 合法的: \resmî beyyine 合法证据 \resmî elbise (或 giysi) 礼服, 官服 \resmî evrak 正式文件 \resmî ilân 正式声明 \resmî karşılama 正式接见, 举行仪式欢迎 \resmî kur 法定兑换率 \resmî muamele 正式交易 \resmî müracaat 正式请求 \resmî nikâh 合法婚姻 \resmî oynatım 正式公映 \resmî selâm (或 tazim) 军́ 敬礼 \resmî senet 证券; 契约; 正式文件 \resmî sicil 正式注册 \resmî tasdik 证明 \resmî vasiyetname 合法遗嘱 \resmî ziyaret 正式访问 gayri \resmî 非正式的; 非官方的 Türkiye'nin resmî dili Türkçedir. 土耳其的国语是土耳其语。
    3. 转́ 客气的, 拘礼的, 有礼节的, 一本正经的: O herkesle hep resmîdir. 他对所有人都彬彬有礼。
    ◇ \resmî bilir kişi 行家, 专家; 鉴定专家 \resmî tasfiye 清理财产, (企业)结业

    Türkçe-Çince Sözlük > resmî

  • 340 rivayet

    [riva:yet]
    阿́ is.
    1. 谣言, 谣传; 传闻, 传说: Dün ortalıkta, okulların bu yaz erken kapanacağıyla ilgili bir rivayet dolaştı. 昨天大家都在传说今年夏天学校将提前放假。
    2. 传说, 故事, 传奇
    3. 说法, 解释: Mehmet Ali'nin \rivayetine göre 据穆罕默德•阿里所说 Bu hususta ben de bazı rivayetler işittim. 我也听到了一些有关此事的传闻。
    ◇ \rivayet birleşik zamanı 语́ 指 -yormuş; -mişmiş; -ecekmiş; -ermiş 等用来表示怀疑、传闻等含义的传闻性复合时态 \rivayet etmek (或 eylemek) 讲述, 叙述, 述说; 转达, 转告, 转述 \rivayet olunmak 讲述, 叙述, 流传: Dili biraz kesilip törpülenecek olsa, saksağanı papağandan çok daha güzel konuşacağı rivayet olunur. 人们传说, 要是喜鹊的舌头稍微剪平一点的话, 说话会比鹦鹉说得好听得多。\rivayete göre (或 nazaran) 听说, 据说, 据闻, 据传说

    Türkçe-Çince Sözlük > rivayet

Look at other dictionaries:

  • dili-zar — <fars.> klas. şair. Ürəyi dağlı, ürəyi yaralı. Qıldı kənar zülfünü rüxsariyardən; Verdi nəsimi sübh dili zardan xəbər. S. Ə. Ş.. Hər dərdü qəmin mən çəkirəm, kam alan özgə; Rəhm eyləməsin qoy dili zarə, özü bilsin. Ə. V …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • FÜRSİYYAT — Fars dili ve edebiyatı bilgisi …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • pəhləvi — f. 1) orta fars dili; orta fars əlifbası; 2) 1925 198 ci illərdə İranda hakimiyyət sürmüş sülalə; 3) keçmiş İranda: qızıl pul …   Klassik Azərbaycan ədəbiyyatında islənən ərəb və fars sözləri lüğəti

  • farsçılıq — is. Fars dili və mədəniyyətini zorla fars olmayanlara qəbul etdirməyə çalışmaqdan ibarət şovinist siyasət …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • farsi — is. <fars.> Fars dili. Süheyli çörək yeyən qardaşlarına sarı getdi. Onlar nə isə pıçıldaşırdılar: – Farsini kamil bilirsənmi? M. İ …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • farslaşmaq — f. Fars dili, ənənə və adətlərini qəbul etmək; fars olmaq …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • farsi — f. 1) fars dili; farsca; 2) farslara aid olan …   Klassik Azərbaycan ədəbiyyatında islənən ərəb və fars sözləri lüğəti

  • dil — 1. is. 1. anat. İnsan və onurğalı heyvanların ağız boşluğunda olub, qidanın çeynənilib udulmasına kömək edən və onun dadını bildirən, insanda isə, əlavə olaraq, danışıq səslərinin əmələ gəlməsində iştirak edən orqan. Dillə dadmaq. Dili ilə… …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • Azeri language — Infobox Language name=Azeri nativename= za. آذربایجان دیلی az. Azərbaycan dili az. Азәрбајҹан дили (in Azerbaijan) pronunciation=/azærbajʤan dili/ states= Flag|Iran, Flag|Azerbaijan, also in parts of neighboring countries such as: Flag|Georgia,… …   Wikipedia

  • Idioma kashgai — Este artículo o sección necesita referencias que aparezcan en una publicación acreditada, como revistas especializadas, monografías, prensa diaria o páginas de Internet fidedignas. Puedes añadirlas así o avisar al auto …   Wikipedia Español

  • divan — 1. is. <fars.> köhn. 1. Məhkəmə, tribunal. Əgər Kərbəlayı Heydərin ona iki yüz manat borcu var, kağızını qoysun divana. C. M.. <Tarverdi:> İstəmirəm məsum bir qız mənim üçün divanlara sürülsün. . C. C.. Hər iki oba divan qabağında… …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.