Translation: from turkish

fars dili

  • 301 Çağday

    öz.is. 察合台人(15世纪突厥语族的一支): \Çağday dili 察合台语

    Türkçe-Çince Sözlük > Çağday

  • 302 Çek

    öz.is. ve s. 捷克(欧洲); 捷克人(的): \Çek dili 捷克语

    Türkçe-Çince Sözlük > Çek

  • 303 çetrefil

    s. ve zf.
    1. 错综复杂的, 棘手的, 难以理解的: \çetrefil bir dava 一件棘手的案子
    2. 语气含混的, 语无伦次的, 颠三倒四的: Onun çetrefil bir dili var. 他说话颠三倒四。Çinceyi pek çetrefil konuşuyor. 他汉语讲得很蹩脚。

    Türkçe-Çince Sözlük > çetrefil

  • 304 çocuk

    - ğu is.
    1. 儿童, 小孩; 子女, 儿女, 孩子; 子孙后代; 小伙子: \çocuk çağı 童年时代 \çocuk arabası 童车 \çocuk bahçesi 儿童乐园 \çocuk bakımı yurtları 托儿所, 幼儿园 \çocuk yuvası 幼儿园 suçlu \çocukları 失足少年 Çocuklar yedi yaşında okula başlar. 儿童7岁开始上学。Komşusunun iki çocuğu var. 邻居有两个孩子。
    2. 孩子气的人, 缺乏经验或能力的人: Otuz yaşında ama hâlâ çocuk. 他都30岁了, 可是还孩子气十足。
    3. (相对)年少的人: Kendisini otuz yıldan beri tanırım, çok iyi çocuktur. 我30年前就认识他了, 是个很好的孩子。
    4. 在店铺打工的男童, 小厮
    ◇ \çocuk acısı 丧子之痛: Birbiri arkasına ik çocuk acısına uğradıktan sonra feleğe küstü, şimdi hafta oluyor ki evden dışarı bile çıkmıyor. 他接连两次遭遇丧子之痛后便怨天尤人, 现在都两个星期了, 他连门都没出。\çocuk aldırmak 打胎, 堕胎 \çocuk bezi 尿布 \çocuk dili 儿童用语 \çocuk düşürmek 流产, 早产 \çocuk dünyaya getirmek 生孩子, 分娩 \çocuk düşürmek 堕胎 \çocuk getirmek 生孩子, 分娩 \çocuk gibi 1) 缺乏才能(或经验)的 2) 单纯的, 天真的; 易受欺骗的: Sen de çocuk gibisin, o adamın sözüne inanılır mı? 你也太天真了, 那个人的话能信吗?\çocuk istemek 想要孩子 \çocuk işi 小把戏, 儿戏, 简单且不重要的事 \çocuk olmak 孩子气, 耍小孩子脾气 \çocuk oyuncağı 1) 儿童玩具 2) 小事, 次要的事 3) 容易的事, 小儿科, 小菜一碟: Televizyon tamiri onun için çocuk oyuncağı. 修理电视对他来说是小菜一碟。\çocuk oyuncağı hâline getirmek (由于态度多变而)使缺乏严肃性, 使如同儿戏 \çocuk peydahlamak 未婚先孕 \çocuk ruhlu 童心未泯的, 孩子气的, 稚气未脱的 \çocuk yapmak 生孩子, 分娩 \çocuk yetiştirmek 培养孩子 \çocukla çocuk, büyükle büyük olmak 见什么人说什么话 \çocuku memeden kesmek (或 vazgeçirmek) 给孩子断奶 \çocuku olmak 生孩子, 分娩 \çocukun adını koymak 转́ (某种商品或服务的)报价 \çocukun rengi 孩子气: Çocuğun rengi geldi. 他的孩子气露出来了。
    ◆ Çocuktan al haberi. 孩子嘴里吐真言; 童言无忌

    Türkçe-Çince Sözlük > çocuk

  • 305 çocuklaşmak

    nsz 变成孩子, 显得孩子气: Onu ne zaman görse çehresi derhal çocuklaşıyor, dili açılıyor. 不管什么时候, 他只要一看见她, 就立刻像个孩子, 满脸的灿烂, 话也多了。

    Türkçe-Çince Sözlük > çocuklaşmak

  • 306 delişmen

    s.
    1. 顽皮的, 淘气的, 任性的, 疯疯癫癫的: Arabacı yirmi beş yaşlarında delişmen, dili biraz kekeme bir oğlan. 车夫是一位顽皮的, 有点口吃的25岁左右的小伙子。
    2. 精力旺盛的, 体格健壮的: \delişmen bir genç 一位精力旺盛的青年

    Türkçe-Çince Sözlük > delişmen

  • 307 dil

    is.
    1. 解́ 舌, 舌头: \dil düşüklüğü 医́ 舌下垂
    2. 语言; 用语, 术语: \dil ailesi 语系 \dil atlası 语言分布图 \dil felsefesi 语言学 aşk \dili 爱情用语 hukuk \dili 法律用语 \dil lâboratuvarı 电教室 konuşma \dili 口头语言 Türk \dili 突厥语 yazı \dili 书面用语
    3. (机械、乐器、簧片等)舌状物: kilidin \dili 锁舌 terazi \dili 天平指针
    4. 转́ 伸入海中的狭长陆地, 岬角
    5. 转́ 舌头, 俘虏
    6. 转́ 流言蜚语
    7. 海́ 绳轮, 槽轮, 滑轮
    8. 俗́ 钥匙
    ◇ \dil açılmak 打破沉默开口说话 \dil ağız vermemek 病得说不出话来: Zavallı kadın çok ağır hasta; dil ağız vermiyor. 可怜的女人患了重病, 连话都说不出来了。\dil almak 军́ 抓舌头 \dil avcısı 旧́ 密探, 间谍, 特务 \dil bastırmak 捂住胆小者的嘴 \dil (i) belâsı 因多嘴而带来的麻烦, 吃多嘴的亏 \dil bir ikrar bir 俗́ 讲老实话的人, 实话实说的人 -de \dil bir karış 俗́ 出言不逊的, (说话)放肆的, 无礼的, 鲁莽的, 不谦恭的, 厚颜无耻的, 口上无德的: Ona söz söylenmiyor, dil bir karış. 他口上无德, 没人理他。\dil birliği etmek 1) 异口同声 2) 统一口径, 建立攻守同盟 -e \dil çıkarmak 嘲笑, 愚弄, 羞辱 \dil dalaşı 斗嘴, 吵嘴, 吵架, 口角, 舌战, 争论 -e \dil (ler) dökmek 花言巧语, 阿谀奉承: "Aman ne tatlı sesin varmış senin! Hele gel de seni bir bağrıma basayım" diye türlü diller dökmüş. 他巧舌如簧地奉承道: “您的嗓子真美, 来!我拥抱一下你好吗?”Büyük hanım türlü dil dökerek onu kandırmaya çalışıyordu. 大太太花言巧语, 极力要说服他。Bana boşuna dil dökme, artık inandıramazsın. 省省吧!别给我戴高帽子了, 你再也骗不了我了!\dil ebesi 健谈的, 话多的: Dil ebesisin sen, her şeyin yanıtını buluyorsun, buluyorsun ya, ben gene yiyeceğim seni. 你总有的说, 反正我是要吃你。\dil ebesi, tandir kebesi 废话多的 \dil kavgası 口角, 吵嘴, 争吵, 辩论, 舌战 \dil (i) kaymak 失言, 口误 \dil koymak 插嘴 \dil kullanmak 说话管用 \dil oğlanı 史́ 奥斯曼帝国时期在外国使馆当翻译的青年 \dil otu yemek 话多: Dil otu yedin? 就你话多!\dil pelesengi (或 persengi) 口头语 \dil satmak 耍嘴皮子 \dil sürçmek 失言, 口误 \dil şaklatmak 吹口哨(呼唤狗或马) \dil tutmak 军́ 抓舌头 \dil tutukluğu 1) 医́ (大脑受损引起的)说话能力的完全丧失 2) 由于某种原因说不出话来 \dil uzatmak 诽谤, 中伤, 诬蔑, 诋毁, 说坏话: Namsuma dil uzatıyorlar. 他们中伤我的人格。\dilde gezmek 有口碑 \dilde niyaz, elde piyaz 徒劳地苦苦哀求, 求爷爷告奶奶 \dilden \dile dolaşmak (或 gezmek) 被纷纷议论 \dilden \dile düşmek 出名; 臭名昭著 \dilden \dile söylenmek 被纷纷议论 \dilden düşmemek 念念不忘 \dilden gelmek 说到 \dilden komak 话到嘴边想不起来, 好忘事 \dile alınmaz 难以启齿的 \dile dolanmak 臭名昭著, 恶名远扬 \dil (ler) e düşmek 受非议, 被议论, 成为他人的谈资 \dile gelmek 1) 受非议, 被议论, 成为他人谈资: Evlerinin haricinde göze batmaktan, dile gelmekten sakınmayı bilirler. 他们都懂得出了家门不要太张扬, 被人议论。 2) 开口说话, 能说话, 会说话 3) 说走嘴 \dile gelmez 难以言状的, 无法形容的 \dile getirmek 1) 使说话: Onların hepsini dile getirerek sırların söyletiyor, onlar başlarını eğiyorlar. 他让他们开口说出他们的秘密, 他们全都低头不语。 2) 说, 讲: Varış saatimizi bilelim, ama dile getirmeyelim. 让我们知道到达的时间吧, 我们不说出去不行吗? 3) 使受非议 \dile kolay 说起来容易做起来难的: Dile kolay, on yıl evimden uzak kaldım. 说得容易!我离开家门已经有10年了。\dile perhiz etmek 沉默, 缄默, 不多说话 \dile vermek 泄露, 张扬, 声张, 泄漏 \dile yörük (或 yavuz) 嘴快的, 多嘴的 \dili açılmak 突然开口说话, 打破沉默: Onu ne zaman görse çehresi derhal çocuklaşıyor, dili açılıyor. 不管什么时候, 他只要一看见她, 就立刻像个孩子, 满脸的灿烂, 话也多了。\dili ağır 晦涩难懂的 -in \dili ağırlaşmak 说话困难: Hastaya bazı şeyler soruyor. Fakat anlaşılır cevaplar alamıyordu, kaynımın dili ağırlaştı. 他询问病情, 但没能搞清楚, 因为我内兄说话已经很吃力了。\dili alışmak 琅琅上口 -in \dili bağlanmak 闭嘴, 不说话, 不吭气: Beni karşısında görünce dili bağlandı. 他一看见我, 立马不吭气了。\dili bağlı 沉默不语的, 缄默的 \dili bir karış 转́ 放肆的, 无礼的, 鲁莽的, 不谦恭的, 厚颜无耻的 -in \dili bir karış (dışarı) çıkmak (或 sarkmak) 转́ 气喘吁吁: Koştu koştu da dili bir karış sarktı. 他跑哇跑, 累得气喘吁吁。\dili bozuk 1) 说话不流利的 2) 满口脏话的, 讲话下流的, 口出污言秽语的, 恶语咒骂的 -in \dili (başka bir dile) çalmak 说话带某种口音: Dili hiç çalmıyor. 他口音纯正。Dili İngilizce’ye çalıyor. 他说话带有英语味。-in \dili çetrefilli olmak 语无伦次, 口齿不清 -in \dili çözülmek 开口说话, 打破沉默: Hasan kafayı tütsülemişti, dili çözülmüştü. 哈桑喝多了, 话匣子也打开了。-in \dili damağı kurumak 口干舌燥, 渴极: İki saatten beri konuşuyorum; dilim damağım kurudu. 我都说了两个小时了, 说得我口干舌燥。-in \dili damağına yapışmak 口干舌燥, 渴极: Çaydan birkaç yudum ver. Dilim damağıma yapıştı. 给我点儿茶喝, 渴死我了!Hava o kadar sıcak gelmeye başlamış ki susuzluktan Hans'ın dili damağına yapışmış. 天气越来越热, 渴得汉斯嗓子直冒烟。-in \dili dolaşmak 语无伦次, 舌头不听使唤, 口齿不清: Korkudan dilim dolaşıyor. 我吓得舌头都不听使唤了。Hikâyasini anlatmağa çalışan Ali, kendini dinlediğimin farkına varır varmaz dili dolaştı. 阿里正讲得起劲, 突然发现我也在听他讲, 立刻说话都不利索了。\dili dökmek 能言善辩, 巧舌如簧 \dili döndüğü kadar 尽可能详尽地, 尽可能明了地: Dilinin döndüğü kadar sordu, anlamaya çalıştı. 他打破砂锅问到底, 试图搞清是怎么一回事。-in \dili dönmek 能言善辩, 巧舌如簧 -in \dili dönmemek 词不达意 \dili durmamak 1) 滔滔不绝, 口若悬河, 喋喋不休, 能说会道 2) 多嘴多舌 \dili emekçi küreği 出言不逊讨人嫌的家伙 -in \dili fare yemek 转́ 不说话, 什么也不说 \dili güllü 转́ 能说会道的, 甜言蜜语的, 巧舌如簧的 \dili her şeye dönmek 能言善辩, 巧舌如簧 \dili kılıçtan keskin 转́ 长舌如刀伤人心的, 刀子嘴的 \dili kısa 拙嘴笨腮的 \dili kurtlu 转́ 热衷于传播流言蜚语的人 -in \dili kurumak 说不出话: Dili kurusun. (对说坏话者的诅咒语)让他烂舌头!\dili pabuç kadar (或 gibi) 出言不逊的, 放肆的, 无礼的, 鲁莽的, 不谦恭的, 厚颜无耻的 -in \dili takılmak (或 sürçmek) 说不出话 \dili tutuk 说话不利索的, 大舌头的 -in \dili tutulmak 1) 说不出话来: Çok çalışıyor, fakat imtihanlarda dili tutuluyor, başaramıyordu. 他很努力, 可是一考试他就说不出来, 考试没能通过。Millî piyangodan en büyük ikramiyenin kendisine çıktığını duyunca dili tutulmuştu. 一听说他自己彩票中了最大奖, 他话都说不出来了。 2) 不说话, 闭嘴: Dilin tutulsun! 闭上你的乌鸦嘴!-in \dili uzamak 说话没有分寸, 讲话口无遮拦 \dili uzun 舌头长的, 多嘴多舌的; 恶语伤人者, 无礼的, 傲慢的, 蛮横的: Onun dili uzundur, sataşmayın. 她是一个长舌妇, 你们别招惹她!-in \dili varmak 愿意, 敢于, 企图: Bunu bana nasıl teklif etmeğe dilin vardı. 你怎么能建议我去干这种事情呢?Sınıfta kaldığını bildirmeye bir türlü dilim varmıyor. 我不敢告诉他他已经留级了。Onu terslemeğe, konuşmağa bir türlü dilim varmıyordu. 当时我根本无意指责他, 什么也没说。-in \dili yanmak 吃苦头, 受伤害: Otobüs yolculuğundan bir hayli dilim yandı. 这趟公共汽车让我吃尽了苦头。\dili yatkın 学外语能力强的; 口才好的, 能言善辩的 -in \dili yatmamak 有话说不出 \dili zifir 说话尖酸刻薄的, 放肆的, 无礼的, 鲁莽的, 不谦恭的, 厚颜无耻的 \dilin kemiği olmamak 出尔反尔 \dilin persenği 口头语 \dilinde gezmek 广为传播, 被谈到 \dilinde türkü olmak 被传颂, 被怀念 \dilinde tüy bitmek 转́ (通常用于说了多次没人听时)说得都不想说了, 嘴皮子都磨破了: Ben daha ne yapayım, söyleye söyleye dilimde tüy bitti. 我还能怎么着呢?我说得都不想说了, 反正也没人听。Hanımın her gün söyleye söyleye dilinde tüy bitmesine rağmen hizmetçiler sabun kalıplarını muslukta bırakıyorlardı. 尽管太太每天都说, 说得连她自己都烦了, 可是佣人们依然是把肥皂块在水龙头旁随手乱扔。-in \dilinden anlamak 领悟到某人要说(或做)什么, 明白是怎么回事, 知道该怎么办, 察言观色: Evde yiyecek, içecek bir şey yok ya! Sen onun dilinden anlarsın. 家里没吃的, 也没喝的, 你知道该怎么办了吧?-in \dilinden bal akmak 转́ 嘴里抹了蜜, 满嘴甜言蜜语: Ali'nin dilinden bal akar. 阿里一开口, 满嘴的甜言蜜语。-in \dilinden düş (ür) memek 挂在嘴边, 念念不忘, 常想起, 念叨: Torununun adı bir türlü dilinden düşmüyor. 她常念叨她的孙子。Büyük annemin dilinden düşürmediği sözlerden biri de buydu. 这也是我奶奶常挂在嘴边的一句话。\dilinden incinmek 挨骂 \dilinden kurtulamamak 总是挨说, 总是被斥责 -in \dilinden şeker akmak 转́ 嘴里抹了蜜, 满嘴甜言蜜语 -in \dilinden zehir dökülmek 转́ 说坏话, 说话刻薄: Halkın dilinden zehir dökülüyor. 众人舌头压死人。-i \diline dolamak 1) 反复讲同一件事, 逢人便讲同一件事 2) 到处讲某人的坏话, 到处诽谤 \diline düşmek 总是挨说, 总是被斥责 \diline geleni söylemek 信口开河 \diline kira istemek 说话扭扭捏捏, 吞吞吐吐, 欲言又止, 卖关子: Ne söyleyeceksen çabuk söyle, diline kira mı istiyorsun? 你要说什么就赶紧说, 难道还要卖关子?\diline pelesenk etmek 1) 反复讲同一件事, 逢人便讲同一件事: Ali, âdeta bu sözleri aferin tarzında diline pelesenk etmişti. 阿里几乎是拍马屁似的, 把这些话说了一遍又一遍。 2) 到处讲某人的坏话, 到处诽谤 \diline sağlam olmak 1) 口紧, 不该说的不说: Ahmet’e güvenebilirsiniz; diline sağlamdır. 你们可以相信艾哈迈德, 他的口风紧。 2) 不讲别人的坏话 \diline şeker ezmek 嘴里抹了蜜, 满嘴甜言蜜语 \diline takmak 1) 反复讲同一件事, 逢人便讲同一件事 2) 到处讲某人的坏话, 到处诽谤 \diline virt etmek 1) 反复讲同一件事, 逢人便讲同一件事 2) 到处讲某人的坏话, 到处诽谤 \diline yörük 多嘴多舌的 \dilini açmak 让说话 -in \dilini bağlamak 封某人的嘴, 使某人不说话: Büyüyle adamcağızın ağzını dilini bağlamıştır. 他用巫术使这家伙说不了话了。\dilini bozmak 破口大骂, 说脏话 \dilini burmak 吓唬说脏话的人 -in \dilini çözmek 逼迫开口说话, 逼迫打破沉默: Söylecek misin? Yoksa şimdi dilini çözerim. 你说不说?你不说, 我就撬开你的嘴!\dilini değdirmemek 不吃不喝, 水米不打牙 \dilini döndürememek 不会说话, 说不了话 \dilini düdük etmek 到处传话 \dilini eşek arısı sokmak (诅咒人者)让他烂舌头 -in \dilini kedi (或 fare) yemek 转́ 不说话: Beyefendi, dilinizi fare mi yedi? 先生, 您干吗不说话?-in \dilini kesmek (或 kesip oturmak) 1) 沉默, 不作声: Senidinlemek istemiyorum, dilini kes. 我现在不想听你说话, 你闭嘴! 2) 使不能说话, 使沉默, 封住某人嘴: Çok konuşma. Dilin uzun senin. Sonra keserler dilini, karışmam ha! 你少说话, 你的舌头太长, 以后他们要是割你的舌头, 我可不管!-in \dilini kuş yemek 转́ 不说话 \dilini tutmak 转́ 守口如瓶: Ben sana dilini tut demedim mi? 难道我没有告诉你要守口如瓶吗?Ne yapayım, tembih ettiğim hâlde dilini tutamıyor, ağzına gem vuracak değilim ya. 我该怎么办呢?我叮嘱他要守口如瓶, 可他就是管不住自己的嘴, 我又不能给他套上一个马嚼子。\dil (ler) ini yutmak 转́ 说不出话: Hem öyle yakışıklı ki, insan onu sokakta görünce dilini yutar. 他是那么英俊潇洒, 已致于在街上人们一看见他就惊呆了。Dilini mi yuttun? 你干吗不说话?你说话呀!\dilini zaptetmek 不说话, 不表态 \dilinin altında bir bakla (或 şey) olmak (或 saklamak) 转́ 话中有话, 话中有难言之隐, 欲言又止: Konuşurken dilinin altında bir şey olduğunun farkına vardım. 我觉得他说话时是欲言又止, 有什么东西说不出口。\dilinin altında gevelemek 转́ 咕哝, 嘟囔, 含含糊糊地说 \dilinin altındaki baklayı çıkarmak 转́ 终于忍不住说出本不想说出的的事情, 一吐为快, 和盘托出: Çıkar şu dilinin altındaki baklayı da ne demek istiyorsan söyle, ben de anlayayım. 你还是把你压在心头的话说出来吧!你想说什么就说什么吧!我也会理解你的。\dilinin altındakini anlamak 明白话中话: Ben, onun dilinin altındakini anlamıştım. 我明白他要说什么了。\dilinin cezasını (或 belâsını) çekmek (或 bulmak) 吃亏就在这张嘴上, 祸从口出 \dilinin döndüğü kadar söylemek 转́ 能言善辩, 巧舌如簧 -in \dilinin ucuna (kadar) gelmek 话到嘴边, 俗言又止, 欲说还休: Dilimin ucuna geliyor da söyliyemiyorum. 我话都到了嘴边了, 就是说不出口。-in \dilinin ucunda dolaşmak 有话想说: Dilinin ucunda birşey dolaşıyordu amma bir türlü söyliyemiyordu. 他有话想说, 就是一句话也说不出来。-in \dilinin ucunda olmak 就在嘴边可就是想不起来: Dur bakayım, ismi hatırıma gelir mi? Hay Allah cezasını versin! Dilimin ucunda amma söylimiyorum. 等等!他的名字叫什么来着?嗨!真该死!就在嘴边可就是想不起来!\dilinin ucuyla 非诚心地, 嘴上说说而已 \diliyle belâya uğramak 吃亏就在这张嘴上, 祸从口出 \diliyle sokmak 恶语伤人, 说话刻薄: Çok patavatsızdır, diliyle sokar kalp kırar. 他是一个非常冒失的人, 说话刻薄伤人心。\diliyle tutulmak 不打自招, 招认 \diliyle uğramak 吃亏就在这张嘴上, 祸从口出 \diliyle yakalanmak 不打自招, 招认 \dille belâya uğramak 因多嘴而吃苦头, 吃多嘴的亏 \dille donatmak 说脏话 \dille tabir olunmaz 说不清楚的 \dillerde dolaşmak 1) 名声在外, 广泛流传, 有口皆碑: Bu sanatçının adı dillerde dolaşıyor. 这位艺术家大名鼎鼎, 妇孺皆知。 2) 臭名昭著 \dillerde gezmek 1) 名声在外, 广泛流传, 有口皆碑: Senin duymadığına hayret ettim, kaç gündür dillerde geziyor, sen neredeydin? 真奇怪!你没听说过?这几天路人皆知, 你干吗去了? 2) 臭名昭著: Kötü oynakların pis şöhreti bütün şehirde dillerde gezer. 这些骚货在城里臭名昭著。\dillerde kalmak 1) 名声在外, 广泛流传, 有口皆碑 2) 臭名昭著 \dillerde söylenmek 1) 名声在外, 广泛流传, 有口皆碑 2) 臭名昭著 \dillere destan olmak 1) 名声在外, 广泛流传, 有口皆碑: Barış beyin çiçekleri dillere destandır. 巴雷什先生种的花远近闻名。Güzelliği dillere destan olan prenses siz misiniz? 难道您就是那个举世闻名的漂亮公主吗?Onun serveti bu yörede dillere destan oldu. 他富甲一方。 2) 臭名昭著, 恶名远扬: Birkaç filmle birden bire parlayan Mehmet’in şımarıklığı dillere destan. 因为几部电影而突然走红的穆罕默德的骄横跋扈世人皆知。-i \dillere düşürmek 使成为别人的口实: Beni dillere düşürdün, rezil rüsva oldum. 你使我成了人们议论的话题, 我在人前感到无地自容。
    ◆ Dilden gelen elden gelse, her fukara padişah olur. 说到能做到, 穷汉变阔佬。Dili ensesinden çekilsin. (诅咒语)让他烂舌头!Dili olsa da söylese. 但愿它能开口说话(意指无生命的东西如果会说话, 可为某些事情作证)。Dilin cirmi küçük, cürmü büyük. 祸从口出。Dilini eşek arısı soksun. 让他舌头长疔疮!
    II
    波́ is. 旧́ 心, 心灵
    ◇ \dil bağlamak 爱上, 倾心于 \dil yarası 心灵创伤: Kılıç yarası onar, dil yarası onmaz. 成́ 利刀割肉疮犹合, 恶语伤人恨难消。El yarası geçer, dil yarası geçmez. 成́ 皮肉之伤好愈合, 心灵创伤难修复。

    Türkçe-Çince Sözlük > dil

  • 308 dolaşmak

    1. 逛, 游玩, 散步, 漫步: parkta \dolaşmak 逛公园 sokaklarda \dolaşmak 逛大街
    2. 徘徊; 走来走去, 四处奔走: Tarlada iki hayvanın dolaştığını gördu. 他看见地里有两只动物在来回跑。Yok, ben sıçandan korkmadım; ama uyuyan aslanın üzerinde kim cesaret edip dolaşıyor, merak ettim. 不, 我不怕老鼠, 但是我想知道是谁胆敢在睡着的狮子身上跑来跑去。
    3. 流通, 循环: Balonun salonlarında şimdi esrarengiz bir hava dolaştı. 舞厅里笼罩着一种神秘的气氛。Yürekten çıkarak dolaşan kan yeniden yüreğe gelir. 血液从心脏中流出, 再次流回到心脏。
    4. (头发、线头等)乱糟糟, 乱七八糟: İplikler dolaşmış açılmıyor. 这些绳子乱七八糟的, 抖落不开。Saçları taranmamaktan dolaşmış. 她的头发没梳, 乱糟糟的。
    5. (步伐)踉跄: Ayakları birbirine dolaşıyor. 他走路踉踉跄跄的。
    6. (口齿)不清: Dili dolaşıyor. 他口齿不清。
    7. -i 绕道, 绕圈, 绕远: Binanın çevresini dolaştı, çocuğunu bulamadı. 他围着大楼绕了一圈, 也没找到他的孩子。Bir bölük asker ondan evvel davranır, arkadan dolaşır. 有一个连的兵力先行一步, 从后面绕过去。Bu yoldan gidersen çok dolaşırsın. 你要是走这条道儿, 那就绕得太远了。
    8. -i 参观, 游览; 巡视, 视察, 考察: askerî birlikleri \dolaşmak 视察部队 müzeleri \dolaşmak 参观博物馆 Bekçiler her gece sokakta dolaşırdı. 更夫每天夜里都要在街上巡视。Bu yaz bütün Avrupa'yı dolaştı. 今年夏天他游遍了整个欧洲。
    9. 表露, 显现: Yüzünde bir an bir öfke dolaştığını duyumsadım. 我觉察到他脸上显现出了一丝不快。
    10. 传播, 流传: Ortalıkta öyle bir söylenti dolaşıyor. 这种说法到处流传。
    ◇ dolaşıp durmak 1) 到处走, 四处奔走: Bu çocuk her zaman usludur, söz dinler, öbür haylaz kardeşleri gibi ormanda dolaşıp durmayacak! 这孩子一向善良听话, 不会像她的两个游手好闲的姐姐一样在树林里乱跑。Hemen hemen yedi yıldır dolaşıp duruyorum, karımla çocuğumu arıyorum ama bir türlü bulamıyorum! 都快7年了, 我一直在到处找我的妻儿, 可是怎么也找不着。 2) 传播, 流传

    Türkçe-Çince Sözlük > dolaşmak

  • 309 dudu

    波́ is.
    1. 女士, 太太, 夫人: Fatma \dudu 法特玛太太
    2. 老年亚美尼亚妇女
    II
    is. 鹦鹉
    ◇ \dudu dili 喜欢讲话的, 健谈的, 多嘴的(女人) \dudu gibi 口齿伶俐的: Dudu gibi konuşuyor. 她说话口齿伶俐。\dudu kuşu 喜欢讲话的, 健谈的, 多嘴的(女人)

    Türkçe-Çince Sözlük > dudu

  • 310 ekonomik

    法́ s.
    1. 经济的: \ekonomik sorunlar 经济问题
    2. 节省的, 节约的, 经济的, 省钱的: \ekonomik bir gezi 一次经济的旅行
    3. 简练的: \ekonomik ambalâj 简装 Matematik dili en ekonomik dildir. 数学语言是最简练的语言。
    ◇ \ekonomik davranmak 节省, 节约 \ekonomik devletçilik 经́ 国家经济统制

    Türkçe-Çince Sözlük > ekonomik

  • 311 eşek

    - ği is.
    1. 动́ 驴 (Equus asinus): Ölmüş eşek (或 koyun) kurttan korkmaz. 成́ 死驴(羊)不怕狼; 死猪不怕烫。
    2. 转́ 笨蛋, 蠢货, 傻瓜
    3. 俗́ (登高用的)支架
    ◇ \eşek akıllı 愚蠢的 \eşek başı 粗́ 1) 微不足道的人: Sen necisin? Eşek başı mısın bu sınıfta? 你算是个什么东西?在这个班, 你是个小罗卜头。 2) 不负责任的人, 不干事的人: Çocuklar fidanları kırmışlar; bahçıvan eşek başı mı? Niçin önlememiş? 孩子们把花苗都搞坏了, 花匠是干什么吃的?为什么不去制止他们?\eşek cenneti 俚́ 1) 地狱 2) 监狱 \eşek cennetine göndermek 送上西天, 杀死, 杀害 \eşek cilvesi 卖弄风骚, 丑态百出 \eşek derisi gibi 1) 皮厚的 2) 转́ 没有感觉的, 冷酷的 \eşek dili yedirmek 转́ 使醒悟, 开导, 劝导, 使觉悟, 使明白道理, 使走上正道 \eşek gelip hayvan gitmek 转́ 不学好, 狗改不了吃屎 \eşek gibi 粗鲁的, 愚蠢的 \eşek herifin damadı 同流合污的人, 一丘之貉 \eşek inadı 粗́ 驴脾气, 倔强, 犟驴: Onda eşek inadı vardır; dediğinden dönmez. 他是个驴脾气, 一倔起来10头牛也拉不回来。\eşek kadar 粗́ 像头驴似的, 人高马大的, 大个子的, 发育过度的: Eşek kadar olduğu hâlde hâlâ mahallede küçük çocuklarla top oynamaktan kendini alamıyor. 他长得人高马大, 可仍然情不自禁地在街头和小孩子们一起踢球。Eşek kadar oldu, pabucunu bağlayamıyor. 他长得人高马大, 可连鞋带都不会系。\eşek kafalı 转́ 愚蠢的, 笨的 \eşek oğlu \eşek 粗́ 笨蛋, 蠢驴 \eşek sıpası 【粗、谑】小兔崽子 \eşek sudan gelinceye kadar dövmek 痛打, 狠狠地打: Bekçi, hırsızı eşek sundan gelinceye kadar dövmüş. 更夫把小偷痛打了一顿。Uslu otur, yoksa ufak bir münasebetsizliğini duyarsam, eşek sudan gelinceye kadar döverirm kemiklerin kırılır, anladın mı? 你老实坐着, 如果我发现你有什么小小的不规矩, 我就敲断你的骨头, 你听明白了吗?\eşek sudan gelinceye kadar marizlemek 痛打, 狠狠地打: Herifçioğlunu, eşek sudan gelinceye kadar marizlemişler. 他们把那小子痛打了一顿。\eşek şakası 恶作剧, 粗鲁话, 无礼的话; 粗鲁行为 \eşeke bindirmek 使出丑, 使难堪 \eşeke binmeden ayaklarını sallamak 俚́ 驴还未骑先摇腿, 事还未做先报捷 \eşeke gücü yetiyen semerini dövmek 【狎】拿别人出气 \eşeki satmak “ço çüş” demekten kurtulmak 俚́ 摆脱某事不受烦恼 \eşekini sağlam kazığa bağlamak 俚́ 把驴拴在结实的木桩上; 使万无一失 \eşekten düşmüş karpuza dönmek 俚́ 1) 惊呆 2) 陷入困境 \eşekten düşmüşe dönmek 俚́ 使目瞪口呆
    ◆ Eşek at olmaz, ciğer et olmaz. 驴不是马, 下水不是肉; 龙生龙, 凤生凤, 耗子生来会打洞; 鸡窝里飞不出金凤凰。Eşek bile düştüğü yere bir daha düşmez. 蠢驴也不会同一个地方摔倒两次。Eşek eşeği ödünç kaşır. 驴给驴蹭痒痒要回报, 自私的人助人亦如此。Eşek hoşaftan ne anlar, (suyunu içer, tanesini bırakır). 驴子不懂什么是美食; 孤陋寡闻的人不会鉴赏精美的东西。Eşek kuyruğu gibi ne uzar, ne kısalır. 他是一个扶不起的阿斗。Eşek küçüktür, ama dokuz devei yeder. 毛驴虽小, 能斗九匹骆驼; 尿泡虽大无斤两, 称砣虽小压千斤。Eşeğe altın semer vursalar, yine eşektir. 驴子套上金鞍还是驴。Eşeği büyüdü, semeri küçüldü. 驴大鞍子小; 孩子个大衣服小。Eşeği dama çıkaran yine kendi indirir. 解铃还须系铃人。Eşeği düğüne çağrılmışlar, “ya odun eksik, ya su” demiş. 你邀请驴子去赴宴, 它说你是缺柴还是缺水。Eşeği sahibinin dediği yere bağla da, varsın kurt yesin. 你就照他说的去做, 如有差池, 与你无关。Eşeği süren (或 tımarlayan) osuruğuna katlanır. 既干这种活儿, 就吃得了这种苦。Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun der, kimi kısa. 自己的事自己做, 休管他人论短长。Eşeğin ölümü köpeğe düğündür. 驴子的死日, 是野狗的节日。

    Türkçe-Çince Sözlük > eşek

  • 312 Fin

    s. ve is. 芬兰的, 芬兰人: \Fin dili 芬兰语 \Fin hamamı 芬兰浴, 桑拿浴

    Türkçe-Çince Sözlük > Fin

  • 313 halk

    阿́ is.
    1. 人民, 国民: Çin \halkı 中国人民 \halka hizmet 为人民服务
    2. 平民百姓, 民众, 大众, 群众: \halk ağzı 地方口音 \halk edebiyatı 民间文学 \halk müziği 民间音乐
    3. 人, 众人: ev \halkı 家人
    ◇ \halk avcısı 俚́ 骗子 \halk dili 1) 方言 2) 流言蜚语 \halk matines (影剧院等娱乐场所廉价的)日场演出 \halka dönük 大众的, 服务于群众的 \halkın ağzına düşmek 被议论, 被说三道四
    II
    阿́ is. 旧́ 创造, 创作, 创建
    ◇ \halk etmek 创造, 创作, 创建

    Türkçe-Çince Sözlük > halk

  • 314 heyecan

    [heyeca:n]
    阿́ is.
    1. 刺激, 兴奋, 激动: Ahmet Efendinin heyecandan dili tutulmuştur. 艾哈迈德先生激动得连话都说不出来了。Heyecandan lâfını şaşırmıştır. 他激动得不知道说什么好。Kurt görmüş bir kısrak heyecanıyla haykıra haykıra kaçtı. 有一匹母马一看见狼, 便吓得嘶叫着逃跑了。
    2. 热情, 热心, 热忱, 积极性: Tatile gitme heyecanıyla yerimde duramıyordum. 我迫不及待地想去度假。
    ◇ \heyecan duymak 兴奋, 激动, 感到刺激 -e \heyecan vermek 使兴奋, 使激动, 刺激, 激励 \heyecana düşmek 兴奋, 激动, 感到刺激 -i \heyecana düşürmek 使兴奋, 使激动, 刺激, 激励: Adada bulundukları haberi beni ne kadar heyecana düşürdüyse, gitmeleri ihtimali de o derece mustarip etti. 他们在岛上的消息有多么令我激动, 可能已离开的消息就有多么地令我痛苦。\heyecana gelmek 兴奋, 激动, 感到刺激 -i \heyecana getirmek 使兴奋, 使激动, 刺激, 激励 \heyecana kapılmak 兴奋, 激动, 感到刺激

    Türkçe-Çince Sözlük > heyecan

  • 315 ikramiye

    [ikra:miye]
    is. 奖金, 红利, 股息: İkramiye kazananlar delirdiler. 中彩者都乐疯了。
    -e \ikramiye çıkmak 中奖: Ona büyük ikramiye çıktı. 他中了大奖。Millî piyangodan en büyük ikramiyenin kendisine çıktığını duyunca dili tutulmuştu. 一听说他自己彩票中了最大奖, 他话都说不出来了。-e \ikramiye düşmek 俚́ (汽车司机)挨罚: Bizim hızlı şoföre ikramiye düşmüş. 听说我们的快车手挨罚了。-in \ikramiyesini kazanmak 中奖, 中彩: Başına devlet kuşu kondu, piyangonun büyük ikramiyesini o kazandı. 他撞了大运, 买彩票中了大奖。

    Türkçe-Çince Sözlük > ikramiye

  • 316 iman

    [ima:n]
    阿́ is.
    1. (对宗教教义的)信仰: dili bir, dini bir, gönlü bir, \imanı bir insan yığını 一群同文同教, 同心同德, 信仰相同的人
    2. (对伊斯兰教的)信仰, 皈依
    3. 坚定的信心, 坚定的信念, 笃信: Bu işe imanla girdik. 我们满怀信心投入了这项工作。Kalpleri vatan aşkı ve imanı ile doldu. 他们心里充满了对祖国的无限热爱和坚定的信念。
    4. 宗教
    ◇ \iman etmek 1) 信仰(真主、宗教) 2) 坚信, 笃信 \iman sahibi 有信仰的; 有信心的, 有信念的 \iman tahtası 俗́ 胸骨 \imana gelmek 1) 皈依伊斯兰教, 接受伊斯兰教 2) 确认, 承认; 最终说出实话(实情): Hâh şöyle imana gel! 嗨!你就认了吧! 3) 心软, 产生同情心: Sonunda hâlimize acıdı, imana geldi, yardım etti. 他最后对我们的样子产生了同情, 心软了下来, 帮助了我们。-i \imana getirmek 1) 使接受伊斯兰教, 使皈依伊斯兰教 2) 说服, 说通 \imandan çıkarmak 使大怒 \imani gevremek 疲惫不堪, 痛苦不堪 \imanına kadar 极其; 饱饱地; 足足地 \imanına tak demek 失去耐心, 变得不耐烦
    ◆ İmanı yok. 1) 残忍的 2) 滚他的蛋!去他的!见他的鬼去吧。İmanım. 老兄!老弟!伙计!İmanına yandım! 见鬼!

    Türkçe-Çince Sözlük > iman

  • 317 imtihan

    [imtiha:n]
    阿́ is.
    1. 考试: \imtihan odası 考场 \imtihan sonu defteri (小学)成绩册 imlâ \imtihanı 拼写考试 Çok çalışıyor, fakat imtihanlarda dili tutuluyor, başaramıyordu. 他很努力, 可是一考试他就说不出来, 考试没能通过。
    2. 考验: Bu olay hepimiz için bir imtihan oldu. 这次事件对我们都是一次考验。
    ◇ \imtihan etmek 1) 考, 对(学生等)进行考试 2) 考查, 考验 \imtihan olmak 1) 考试 2) 受考查, 受考验 \imtihan vermek 经受住考验: Güreşçilerimiz başarılı bir imtihan verdi. 我们的跤手成功地经受住了考验。Motor uzun yolda iyi bir imtihan verdi. 发动机在漫长的旅途中很好地经受住了考验。\imtihana çekmek 1) 考, 对某人进行考试 2) 考查, 考验 \imtihana girmek 参加考试 \imtihanını kazanmak 考取: Üniversite imtihanını kazandığıma hâlâ inanamıyorum. Bana hâlâ şaka gibi geliyor. 我仍不敢相信我考上了大学, 真是难以置信。

    Türkçe-Çince Sözlük > imtihan

  • 318

    is.
    1. 工作, 办公: \iş hanı 写字楼, 办公楼 İş sırasında kimseyi meşğul etmeyin. 工作期间, 请匆打扰!Şimdi iş zamanı, eğlence olmaz. 现在是办公时间, 不得喧哗打闹。
    2. 职业, 工作岗位: Birçokları madenlerde ve sıhhi olmayan işlerde ölüp gitti. 其中许多人相继死于矿山和有损健康的工作岗位。Ne iş yapıyorsunuz? 您是做什么工作的?
    3. 女红: Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü. 邻家妇人把手中的活计放在膝盖上, 转过身去看新娘子。
    4. 手艺, 手工, 工艺, 技巧: Bu camide ne iş bulunduğunu tahmin edemezsiniz. 这座清真寺建造之精美令人叹为观止。Bu örtüde ne iş var! 这块台布做工多么精细!
    5. 要办的事情: Bu dairede işim var. 在这个部门我有事要办。Bu dairenin işi çok. 这个部门的工作很多。İşim olmasa, sana arkadaşlık ederim. 我要是有空, 会去陪伴你的。Şimdi çok işim var, beni meşgul etme. 我现在很忙, 请别打扰我!
    6. 事务: güvenlik \işleri 安全事务 devlet \işleri bakanı 国务部长
    7. 事情, 安排: Bu, benim işimi bozdu. 这可坏了我的事。İşinizi yoluna koydunuz mu? 你们的事办好了吗?İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamıslar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı. 他们放下工作, 关闭了店铺, 纷纷成群结队地逃离了城市。
    8. 实业; 交易, 买卖, 生意; 生产, 经营, 业务: \iş adamı 实业家 \iş alanı 行业 \iş âlemi 实业界, 商界 \işler durgun 生产萧条 Bu işte beş bin yuan içeri girdim. 我笔生意我赔了5千块钱。İşler açıldı. 生意兴隆。Sende insaf yok mu, adamcağız bu borcu birden verirse, iş bozulmaz mı? 你还讲不讲道理, 这笔债他要是一次还清, 他的生意不就毁了吗?
    9. 事情, 行为: Birçok insanlarla tanışmak iyi bir iştir. 多认识一些人是一件好事。Yoksullara yardım etmekle çok iyi bir iş yaptım. 我扶危济贫是办了一件大好事。
    10. 事情, 事件: Hep te bu işler bana rastlar. 这种事总是让我赶上。
    11. 值得一干的事情: Bu da bir iş mi sanki? 这也算件事?Bu da iş yapamıyalım. 我们别把这也当作一件事!
    12. 问题: Bu bir zevk işidir. 这是一个口味问题。Bu konuda sonuç olmak vakit işidir. 在这个问题上取得成果是一个时间问题。
    13. 麻烦: Sen de buraya girmeye kalkışırsan işimiz var. 要是你也加进来, 我们的事情可就麻烦了。
    14. 作品: Bu halı doğrusu değerli bir iştir. 这块地毯真是一块珍贵的作品。
    15. 花样, 名堂, 猫儿腻, 伎俩, 阴谋, 骗局: Bunda iş var ama anlayamadım. 这里面有猫儿腻, 只是我不清楚。Onun işi anlaşılmaz ki. 谁知道他在搞什么花样!Onun işine akıl ermez. 不知道他在打什么主意。
    16. 功: Erg, jul, kilogarmetre, vat saat, kilovat saat iş ve erke birimleridir. 尔格、焦尔、米千克、瓦时、千瓦时都是功和能的单位。
    ◇ (birinin başına) \iş açmak 转́ 找事, 添乱, 找麻烦: Pancuru tamir edeyim derken başıma iş açtım. Cam kırıldı. 我本想把灯罩修修, 结果弄巧成拙, 又把玻璃弄碎了。Başkalarına kötülük edeyim derken kendi başına iş açmış. 他本想给别人使坏, 结果却给自己找了麻烦。\iş akdi 劳动合同, 劳务合同, 劳资合同 \iş alanı 行业 \iş âlemi 实业界, 商界 - den \iş almak 奉承, 献殷勤: O duraktan iş alma, başın belâya girer. 别对那个骚货献殷勤, 你会惹麻烦的!\iş anlaşmazlığı 劳资纠纷 \iş aramak 找工作: Bu adam bir iş arıyor. 这个人正在找工作。\iş ayağa düşmek (工作)落到不负责任、缺乏能力的人手里 \iş başa düşmek 只能自己做某事, 只能靠自己: Başkasından yardım almamız mümkün değildi, iş başa düşmüştü. 得到别人的帮助是不可能的, 我们只有靠自己了。Ne yapalım iş başa düştü, başka yolu yok. 我们怎么办, 只能靠自己, 没有别的办法。\iş başarı belgesi 推荐信 \iş başı 负责人, 牵头的: Dünkü çocuk öyle önemli işin başına getirilir mi? 他乳臭未干, 能胜任如此重要的工作吗?\iş başına dönmek 干活: Yemekten sonra erkekler işlerinin başına döndüler, ev sahibi misafir kadını çarşı pazar dolaştıracaktı. 饭后, 男人们都干自己的事去了, 房东就让女客人逛街去了。\iş başına geçmek 牵头, 担任领导 \iş başına gitmek 干活: Haydi iş başına! Git, süpürgeyi getir, odayı süpür! 快干活去!把笤帚拿来, 把房间扫扫!\iş başında 1) 正在干活, 正在工作 2) 工作期间 \iş başında eğitim 在职培训 \iş başındakiler 头头, 领导, 负责人 \iş becermek 1) 会做事: Aralarında işten anlayan, iş becerebilecek kimse yok, karga derneği. 他们中间一个会办事的人也没有, 一群傻瓜蛋。Keli körü çevresine toplamış; aralarında iş becerecek bir kişi bile yok. 他纠集了一群酒囊饭袋, 一个会干事儿的也没有。 2) 干坏事, 搞小动作, 干见不得人的事 \iş bilmek 有经验, 熟练, 懂行, 内行: İş bilenin, kılıç kuşananın, demişler. İşini bilene bu memlekette iş çok. 俗话说, 一招鲜, 吃遍天; 在这个国家, 有本事的人好找工作。İş bilir birini bulup burayı düzene koyduk. 我们找来一个能人理顺了这里的秩序。\iş bitirmek 1) 顺利完工 2) 能干, 懂行 3) 合手, (对所从事的工作)派得上用场 \iş bitmek 1) 被完成, 被办妥, 被解决 2) - den 取决于, 仰仗 \iş bulmak 找到工作: Sonunda bir iş buldum. 我终于找到了一份工作。Yukarıdan ağır basmayınca iş bulmak mümkün olmuyor. 如果上边没有人说话, 就不可能找到工作。-e \iş buyurmak 指使, 给某人下命令: Lüzumu oldukça müdür onu çağırtır, iş buyurur. 必要时经理就找人叫他, 给他下命令。\iş çatallanmak (或 çatallaşmak) 出岔子, 复杂化 \iş çevirmek 搞小动作, 玩猫腻, 耍花样: İş çevirmek isteyenler muvaffak olamayacaklar. 企图搞小动作的人不会得逞。Ne işler çevirdiğinin farkındayım; beni kandırmazsın. 我知道你在搞什么鬼花样, 你骗不了我。\iş çığırından çıkmak (局势)失控, 出岔子: İş çığrından çıkmış, ok yaydan fırlamıştı. 娄子已经出了, 已经无可挽回。\iş çıkarmak 1) 做大量工作, 事务繁忙; 能干: Bu terzi çok iş çıkarıyor. 这个裁缝做了许多活儿。 2) -e 找事, 添乱, 找麻烦: Bizim problelerimiz yetmiyormuş gibi bir de sen başımıza iş çıkardın. 你又来给我们添乱, 好象我们的问题还不够似的。Bu makine günde on düzine iş çıkarıyor. 这部机器一天到头总出事。Oda başımıza iş çıkardı. 这个房间给我们添了不少麻烦。\iş değil 1) 小事一件; 不算什么 2) 不像话; 成何体统: Bu senin yaptığın iş değil. 你干的这事成何体统!\iş donu 宽松长裤 -e \iş düşmek (工作或责任)落到了某人的肩上: Kırk yılı başı size bir işimiz düştü. 我们难得有事求您。\iş edinmek -i 以…为己任, 以…为职业: Yazar, yazmayı kendisine iş edinmiş adamdır. 作家就是以写作为职业的人。\iş eri 行家, 能干的人, 能工巧匠, 多才多艺的人 \iş etmek 1) -e 玩花样, 玩猫腻, 欺骗, 耍弄: Sana öyle iş eder ki ne olduğunu anlayamazsın. 他就这样耍了你, 你可能都不知道是怎么回事。 2) -i 揽事, 当作自己的事: Bunu iş edip üzerine düştü. 他把这件事揽在了自己的身上, 忙得不亦乐乎。(-i, -e) \iş gördürmek 让某人做事: Her işi bana gördürüyor. 他什么活儿都让我干。\iş görmek 1) 做事, 干活, 工作: Kızcağız burada sabahtan akşama kadar en ağır işleri görmeye başlamış. 女孩在这里从早到晚干着最粗重的活。Yani övünmek gibi olmasın, benim gördüğüm işleri yapacak yok gibidir. 不是说大话, 我所做过的事情似乎还没有人能够做得到。 2) 有用, 管用: Bu tel iş görür. 这根线能用得上。Bu kalem işimi görür. 这支笔我用得上。\iş göstermek 让某人做事 \iş güç 活儿, 事情, 工作, 任务; 零活, 杂事; 待做的事情: \iş güç sahibi 有活儿干的人, 有工作的人 İş güç yoksa insan boş durmaktan sıkılır. 没事做闲呆着让人烦。Herifin işi gücü hep kaşkariko. 这家伙净会骗人。\iş güç edinmek 专心工作, 全心全意地工作 \iş icat etmek 1) 做大量工作, 事务繁忙 2) 找事, 添乱, 找麻烦 \iş ihtilâfları 劳资纠纷 \iş inada binmek 1) 顶牛, 互相较劲 2) 顽固坚持做成某事 \iş işlemek 刺绣, 绣 \iş \işten geçmek 不赶趟, 为时已晚, 错过时机, 木已成舟: Günün birinde şıppadak gözünüz açılacak ama iş işten geçmiş olacak. 总有一天, 您会突然明白过来, 然而为时已晚。Zamanında bizi aramadınız, şimdi iş işten geçti. 当时你们没有找我们, 现在已经晚了。Başı taşa gelinceye kadar fikrinde ısrar etti, nihayet anladı ama iş işten geçti. 他固执己见, 不撞南墙不回头, 最后终于明白了, 然而为时已晚。\iş kabartmak 旧́ 夸张, 渲染 \iş kaçkını 旷工的 \iş kapıya bacaya düşmek 搞得沸沸扬扬, 弄得无人不知无人不晓 \iş karıştırmak 1) 搅混水, 制造混乱: Her şey yolunda, şimdi sen iş karıştırma lütfen. 一切都很顺利, 你不要搅混水。 2) 挑拨离间 \iş kazası 职业性意外事故 \iş ki 只要…足矣: İş ki sınıfı geçsin. 只要让他升级, 怎么都行!\iş kötüye varmak 事情办糟, 砸锅, 坏事 \iş masası 工作台 \iş medreseye düşmek 陷入无休止的争论 \iş ola (或 olsun) 装模作样, 没事找事, 假模假式 \iş olsun diye 没事找事, 只为做点儿事(而没有别的目的): Anlamsız şeylerle vakit yitiriyor, iş olsun diye yapıyor. 他干一些无聊的事打发时光, 只是为了别闲着。\iş önlüğü 围裙, 工作服: İş önlüğü ile baş örtüsünü çıkardı mı, bambaşka bir insan oluyordu. 他一摘下围裙和头巾, 就完全变成了另外一个人。Beyaz bir iş önlüğüm var. 我有一件白大褂。\iş sarpa sarmak 陷入困境, 遇到麻烦: Kredi çıkmayınca işleri sarpa sarmış. 贷款没拿到, 他们陷入了困境。\iş sözleşmesi 劳务合同, 劳动合同 \iş tutmak 工作, 劳动, 做事: Sen ne iş tutuyorsunuz. 您是做什么工作的?-de \iş var 1) 能干的 2) 有用的, 管用的 \iş vermek 让工作, 让干活 \iş yapmak 1) 工作, 劳动, 干活, 做事; 做买卖: bir firma ile \iş yapmak 同一家公司做买卖 2) 瞎忙 -de \iş yok 不中用的; 无能的: Bu kalemde iş yok, ikide bir ucu kırılıyor. 这支笔不好用, 笔尖总断。\iş yoluna girmek 步入正规, 有望成功: Ya iş yoluna girecek, ya da bütün berbat olacaktı. 本来此事要么有望取得成功, 要么完全都泡汤。\iş yolunda olmamak 事情不妙: Eşek de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış. 这头驴也感觉到大事不妙, 就调头逃跑了。\işe almak 雇人: Patron adamın ıcığını cıcığını sorup işe aldı. 老板调查了那人的底细, 才雇了他。\işe atılmak 做事: O, gözü kara biridir, korkmadan bu işe atılır. 他是一个胆大的人, 做这种事一点儿也不害怕。Şimdilik yeni bir işe atılmayacağım. 我暂时将不做新的事。\işe bakmak 从事某项工件, 办理某件事情: Şu işe bak güler misin, ağlar mısın! 瞧这事闹的!真让人哭笑不得。\işe balta ile girişmek 笨手笨脚地做某事 -i \işe bağlamak 使过于忙碌: Bu evde her yerde olduğu gibi hizmetçileri işe bağlamak yoktur. 这家不会像其它人家那样, 让下人们忙得团团转。\işe dört elle sarılmak 全心地开始做某事, 热情地开始做某事 \işe geç kalmak 上班迟到: Kalk yavrum, işe geç kalacaksın. 孩子, 起床吧!你上班要迟到了!\işe gidiş ve \işten çıkış saatleri 上下班时间: İşe gidiş ve işten çıkış saatlerinde trafik tıkanıyor. 上下班时交通堵塞。-le \işe girilmek 共事: Kalleş bir adam, onunla hiç bir işe girişilmez. 他这个人靠不住, 绝对不能和他共事。\işe girmek 1) 上任, 就任: Kimse arka çıkmadığı için şimdiye kadar bir işe girememişti. 因为没有后台, 他至今也没有找到差事。 2) 做工, 打工: Çocukları da işe girince durumları oldukça genişledi. 孩子们一参加工作, 他们的境遇大大好转了。İşe girmesi ve para kazanması gerek. 他应该去打工挣点儿钱。İşe girersem artık kolay kolay kocaya varmam. 我一工作的话, 今后就不容易嫁出去了。 3) 做生意: Tüm varlığı ile bu işe girdi; bütün köprüleri attı. 他孤注一掷, 把全部家产都投到这笔生意里了。\işe gitmek 去上班: Bayram olduğu için işe gitmedi. 过节了, 他没去上班。Bir hafta istirahat etmelisiniz. İşe gidemezsiniz. 您必须休息一周, 不能去上班了。\işe kapak vurmak 掩饰, 掩盖, 隐瞒 \işe karışmak 卷入, 参与: Sen ne dedin de bu işe karıştın? 你卷入这件事中, 究竟想要干什么?Mademki sen beni dinlemiyorsun, ben de senin işine bir daha karışmam. 既然你不听我的, 我就再也不管你的事了。-i \işe karıştırmak 使卷入, 使参与: İşe polisi karıştırmadım. Son raddeye gelmedikçe de karıştırmak niyetinde değilim. 我还没通知警方。不到最后关头我不想让警察来插手这件事。-i \işe koşmak 让干事, 催促某人做事, 逼着某人干事: Ağzı dili yok birini buldular, her işe koşarlar. 他们找了一个自认倒霉的人, 什么事情都让他干。\işe yaramak 合适, 适用; 管用: Babaları ne dediyse işe yaramamış, huylarını bir türlü değiştirmemişler. 父亲说什么也不管用, 他们的脾气一点儿也不改。Daktilo oldukça küçüktü, ama yine de işe yarıyordu. 打字机很小, 不过很管用。\işe yatmak 合适, 适用; 管用: Elim hiç bir işe yaymadı. Ömür sürdüm faydasız. 我肩不能担, 手不能提, 这一辈子过得一点儿意思也没有。\işi açmak 搞清某个问题 \işi ağırdan alamk 磨蹭 \işi aksi gitmek 事与愿违 \işi alaya almak (或 vurmak) 1) 不重视, 不当回事 2) 开玩笑, 逗趣 \işi Allah'a kalmak 听天由命, 求助无门: Tüm umut kapıları kapandı, işimiz Allah'a kaldı. 一切希望都泡汤了, 我们只好听天由命。\işi altın 事业成功的, 生意兴隆的 \işi anlamak 知情 \işi azıtmak 胡闹, 过分: Hani ya kahve nerde? Bir saattır bekliyorum, hâlâ gelmedi! Yoo! siz artık işi azıttınız gayri! 怎么回事?咖啡呢?我都等了一个小时了, 还没有送上来。哎, 你们真是太过分了!Bu adam işi iyice azıttı, nesi varsa satıyor. 他非常过分, 把一切都变卖了。\işi babacanlığa vurmak 装出一副忠厚老实的样子: Tilki işi babacanlığa vurup suyu bir övmüş, bir övmüş, tekenin ağzının suyunu akıtımış. 狐狸装出一副忠厚老实的样子, 就把水夸了一遍又一遍, 说得羊只流口水。\işi başarmak 阴谋得逞: Gayet basit bir hile ile saflığımdan istifade ederek işi başardı. 他利用我的无知以一个相当简单的计谋阴谋得逞了。-in \işi başından aşkın olmak 事务缠身, 忙得团团转: Sizinle uğraşacak vaktim yok, işim başımdan aşkın oluyor. 我没时间跟你们废话, 我还一大堆事呢!-in \işi başından aşmak 事务缠身, 忙得团团转 \işi bırakıp gitmek 甩手而去: Kafası bozuldu, işi bırakıp gitti. 他顿时大怒, 甩手而去。\işi bitmek 1) 活干完, 工作结束 2) 精疲力竭 \işi bozmak 捣乱, 破坏: Boş boğazlık edip işi bozmakta anlam var mıydı? 他信口开河把事情搞黄了是什么意思?-in \işi bozulmak 1) 事情办糟, 办砸, 功败垂成, 前功尽弃 2) 一事无成, 业务衰落: Çok dostum yoktu; işlerim bozulmaya başladı. 我交游不广, 业务开始衰落下来。\işi ciddîye almak 重视, 严肃对待 \işi çiltlamak 轻声地对某人说某事 \işi dokuzdan gitmek (事业、生意)顺利, 兴旺 -e \işi dökmek 使某事变成: \işi ahbaplığa dökmek 把工作变成闲聊 \işi sırnaşıklığa dökmek 在某个问题上纠缠不休 -in \işi duman 处境不妙, 事情糟糕: Hava böyle giderse işimiz duman. 天气如果一直这样, 我们就麻烦了。Bugün de iş bulamazsak işimiz duman, akşama kadar ağza atılacak bir lokma ekmek bile alamam. 如果我们今天也还找不到工作那可就惨了, 晚上我是连买一口面包吃的钱都没有。-e \işi düşmek 对某人有事相求, 需要某人的帮助: Bu tarafa işim düşmüştü, gelmişken bir de sizi ziyaret etmek istedim. 我到这儿来办点儿事, 既然来了, 我想也来看看您。\işi gücü olmamak 1) 无工作, 失业 2) 游手好闲, 无所事事 -in \işi \iş kaşığı gümüş 称心如意, 如人所愿: Keyfime diyecek yoktu, işim iş, kaşığım gümüştü. 我兴致很好, 没的说, 一切都很称心。-in \işi \iş olmak 一切顺利, 称心如意 \işi olmak 1) 有事要做, 有不得不办的事 2) 出现好结果 3) 必须由某人来做 4) -le 同某人争吵 \işi onuruna bırakmak (或 bağlamak) 顺其自然, 听天由命 \işi pişirmek 1) 精心准备, 周密准备 2) 俗́ 私定终身, 生米做成熟饭; (男女间)发生性关系: Düğün olmadan onlar işi pişirirler. 他们会未婚而先干那种事。\işi rast gitmek 诸事顺利, 心想事成 \işi resmiyete dökmek 采取合法途径 \işi sağlam kazığa bağlamak 使稳妥, 使牢靠, 采取必要的防范措施 \işi sağlama bağlamak 使稳妥, 使牢靠, 采取必要的防范措施 \işi savsaklamak 办事拖拉, 拖延 \işi sermek 拖延事情, 玩忽职守 -e \işi sezdirmek 使觉察: Yanımdakilere işi sezdirmek istemediğinden ihtiyatlı konuşuyor. 他不想让我旁边的人觉察, 所以讲话很谨慎。\işi sıkı tutmak 盯紧某事, 集中精力做某事 \işi şakaya vurmak 开玩笑, 逗趣 \işi tatlıya bağlamak 巧妙解决问题, 巧妙化解难题 \işi temizlemek 了结 -in \işi tıkırında 事遂人愿, 事情顺利 \işi uzatmak 拖延 \işi var 1) 有事要做, 有不得不办的事: Bu aksi adamla işimiz var. 我们同这个固执的人有事要办。Sen de burya girmeye kalkışırsan işimiz var. 要是你也加进来, 我们可就有麻烦了。 2) 出现好结果 3) 必须由某人来做 4) -le 同某人争吵 -e \işi vurmak 使事情变成 \işi yok 无交往, 无来往: Bildiği gibi davranan insanla benim işim yok. 我不同自以为是的人交往。\işi yokuşa sürmek 制造麻烦; 阻挠, 刁难, 为难: Önceden yardımcı olacağını söylediği hâlde işi yokuşa sürdü. 他本来说要帮忙, 实际上是故意刁难。\işi yoluna koymak 办妥, 办好: İşleri yoluna koyarsa çok bahşiş vereceğini söyledi. 他说事成定有厚报。İşleri yoluna koymak kolay değildir. 把事情都办好是不容易的。-in \işi yolunda 事遂人愿, 事情顺利: İlâmaşallah işimiz yolunda! 谢天谢地!天遂人愿!\işi yüzüne gözüne bulaştırmak 弄得一团糟, 使一塌糊涂 \işin alayında olmak 视为儿戏, 不认真对待 \işin başı 要害, 要点, 关键, 症结 \işin fenası 更糟糕的是 \işin iç yüzü 内情, 内幕 \işin içinde \iş var 表里不一, 另有隐情 \işin içinden çıkmak 1) 弄清奥妙, 弄懂, 解决问题: Matematik uzmanları bile işin içinden çıkamıyorlardı. 其中的奥妙连数学家们也未能搞明白。 2) 脱身, 撒手不干: Bana düşen payı verin, işin içinden çıkayım. 把我的那份给我, 让我抽身吧!\işin içinden sıyrılmak 1) 弄清奥妙, 弄懂, 解决问题 2) 脱身, 撒手不干: Bundan ben sorumlu değilim deyip işin içinden sıyrıldı. 他自称没他的责任就撒手了。\işin kötüsü 更糟糕的是 \işin mahiyeti itibariyle 事实上, 实际上 \işin tuhafı 说来也怪, 奇怪的是 \işin ucu 结局, 结果 -e \işin ucu dokunmak 间接受到影响 \işinden çıkmak 失业: Koca işinden çıktıktan sonra, borç boğazı aştı. 丈夫失去工作后, 负债累累。\işin üstesinden gelmek 克服困难, 解决难题; 完成任务: Bu işin üstesinden gelebileceğine aklı kesmiyordu. 他认为他将不可能完成这项任务。\işinden atmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 -i \işinden çıkarmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼: Yalnız dayak atmakla kalmadı, beni işimden de çıkardı. 他不仅打了我一顿, 还把我炒了鱿鱼。\işinden olmak 被解雇, 被开除, 失去工作: Amirine kafa tutan memur işinden oldu. 目无上司的职员已经被开除。Tembelliği yüzünden işinden oldu. 他由于偷懒而被炒了鱿鱼。-i \işinden kovmak 解雇, 开除, 解职, 炒鱿鱼 \işinden kovulmak 被解雇, 被开除, 被解职, 被炒鱿鱼: İşinden dovuldu. 他被开除了。\işinden uğratmak 被解雇, 失去工作: Geçimsizliği yüzünden işinden uğrattı. 他由于不合群被炒了鱿鱼。\işine bakmak 做自己的事: Artık lâfa yekûn tut, işimize bakalım babam. 爸爸, 别再说了, 干我们的事去吧!İşine bak, dalga geçme. 干活去!别在这儿心不在焉的!Bu adamdan hayır bekleme; sen kendi işine bak. 这个人指望不上, 你还是自己想办法吧!-in \işine gelmek 有利于, 适合于, 正合心意, 中意: Bu, benim işim gelmez. 这不合我意。İşine gelirse bu fiyata ver. 要是合算, 你就按这个价卖了吧!\işine girmek 做生意: Yaradana sığınıp çiçek ihracı işine girdik, başarılı olduk. 我们全心全意做花卉出口生意, 大获成功。-in \işine gitmek 做事, 上班: Bu günlük git işine. 今天你该干吗干吗去!Doğru dürüst bir uyku uyuyamadığı gibi sabah erkenden de kalkarak işine gitmişti. 他晚上没好好睡, 早上又一大早起来去上班了。Kâfi! İşinize gidebilirsiniz. 行了, 行了, 做你们的事情去吧!\işine göre 视情况, 按利润 \işine gücüne bakmak 不参与他人的事, 只做自己的事 \işine koyulmak 做事, 干事 -in \işine nihayet vermek 免职, 解职, 辞退: O memurun işine nihayet verildi. 那个职员被辞退了。-in \işine sıçmak 坏事, 办砸: Adam işime sıçtı. 那家伙坏了我的事。-in \işine yaramak 合适, 适用; 管用: Henüz taze, sağlıklı ve ne güzel, ne de çirkin bir kadın senin daha çok işine yarar. 一个还很娇嫩, 身体壮实, 既不美也不丑的女人, 对你最合适不过了。\işini asmak 磨洋工: İşini asarsan, sepetlerler seni sonra. 你要是磨洋工, 他们事后会开除你。\işini bırakmak 辞职, 甩手不干 \işini bilmek 1) 懂行, 内行, 有本事 2) 精明 -in \işini bitirmek 1) 完成, 做完 2) 使一事无成, 使干不成 3) 俗́ 干掉, 杀死 -in \işini çevirmek 操办, 主持, 料理: Gelmen iyi oldu. Bu evin erkeği olur, işlerimizi çevirirsin. 幸亏你来了, 这个家有了男人, 可为我支撑门庭了。Sen evin işlerini çevirirsin. 家中诸事由你料理。-in \işini görmek 1) 做事, 干事: Ancak gene yanınızda bir gece kalır, işinizi görürüm. 但是我依然可以陪您过一夜, 为您做事。İşimi görmediler. 我的事他们没给办。Köyde büyük küçük herkesin işini görür. 他为村里老老少少做事。 2) 转́ 打, 收拾 3) 俗́ 打死, 干掉: Aslan bakmış ki eşek tuzaktan kurtulamayacak, önce tilkinin işini görmüş, sonra eşeğe gitmiş. 狮子一看, 驴子在陷坑里逃不掉了, 就先干掉了狐狸, 又去对付驴子。\işini kaybetmek 失业: İşini kaybedince güzelim yazlığını elden çıkardı. 他失业之后, 把他心爱的别墅卖了。\işini uydurmak 随机应变, 耍花招, 设圈套 \işini yoluna koymak 把事情办妥, 把事情办好, 把事情安排妥当: İşlerimi yoluna koydum, kimseyle görülecek hesabım yok, Allah’a bir can borcum var. 我把一切都安排好了, 我现在无牵无挂, 天不怕地不怕。\işinin adamı 行家里手, 内行 \işinin eri 行家里手, 内行 \işler açılmak 市场复苏, 生意兴隆 \işler becermek 干坏事, 搞小动作, 干见不得人的事 \işten atılmak 被开除: Müdür idare etmeseydi o, çoktan işten atılırdı. 要不是经理宽容, 他早就被开除了。İşten atılma korkusuyla çok alçaldı. 由于害怕被炒鱿鱼, 他卑恭屈节, 低三下四。Çalışmazsa sağlam işten atılır. 他不努力必然会被炒鱿鱼。-i \işten atmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 \işten başını almak 脱身: İşten başımı alamıyorum ki sizi arasın. 我实在脱不开身, 让他去找您吧!\işten çıkarılmak 被解雇, 被开除: İşten çıkarıldığını öğrenince eli ayağı çözülmüş. 他得知自己被解雇的消息后手脚瘫软了。-i \işten çıkarmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 \işten (bile) değil 非常容易, 不算回事, 小菜一碟 \işten el çektirmek 使不再负责某事, 停职(以进行调查): Görevinde yaptığı birtakım suiistimaller sebebiyle işinden el çektirmişlerdi. 他因为在职期间数次滥用职权而被停职。\işten elini çekmek 收手, 诸事不管: Murat emekli olunca her işten elini çekti; ahret adamı oldu. 穆拉特退休以后什么事情也不干, 隐居起来了。\işten güçten kalmak 无事可做, 失业 \işten imtina 旷工 -i \işten kovmak 解雇, 开除, 解职, 炒鱿鱼 \işten kovulmak 被解雇, 被开除, 被解职, 被炒鱿鱼 \işten olmamak (或 sayılmamak) 不算回事, 小菜一碟
    ◆ İş işten geçtikten sonra gelmesi kaç para eder. 木已成舟, 他来还有什么用?İş mi? 这有什么?这有什么了不起: Postasını getirmek iş mi? 不就给他带来一件邮件吗, 有什么了不起的!İş olacağına varır. 在劫难逃; 是福不是祸, 是祸躲不过; 天要下雨, 娘要嫁人。İşe bak! 真是怪事!İşin mi yok! 别在这上面浪费时间了; 不值得费神!İşine hor bakan boyuna torba takar. 瞧不起自己手艺的人终究要受穷。İşini kış tut da yaz çıkarsa bahtına. 做事要有最坏的打算。İşinizi yarına bırakmayın. 今日事今日毕。İşten artmaz, dişten artar. 吃不穷, 穿不穷, 算计不到才受穷。

    Türkçe-Çince Sözlük >

  • 319 kafa

    is.
    1. 头部, 脑袋: \kafa kaldırmak 抬头 \kafa boşluğu 颅腔 \kafa çıkışı 体́ (足球中的)头球
    2. 智力, 理解力; 记忆力
    3. 观念, 头脑: Bu kafa ile hayatta başarı sağlayamaz. 以这种观念不可能在生活中取得成功。
    4. 顶部, 顶端: çivinin \kafasi 钉子帽
    5. 儿童游戏中使用的弹子
    ◇ \kafa adamı 善于动脑的人 \kafa ağrıtmak 废话连篇使人烦 \kafa atmak 用头撞 -le \kafa bulmak 取笑, 嘲弄, 拿某人开玩笑 \kafa büyük, içi biş, tut kulağından çifte koş 金钱玉其外败絮其中; 驴粪蛋表面光: İşe yarar biri değil; kafa büyük, içi boş, tut kulağından çfte koş. 他是个废物, 金钱玉其外败絮其中。\kafa cilâlamak 俚́ 喝酒 \kafa çekmek 俚́ 喝酒 \kafa değil, balkabağı 傻瓜 \kafa değiştirmek 改变看法, 改变主意, 改变观念 \kafa dengi 意见相同的人, 见解相同的人, 志同道合的人, 相处默契的人: O bizimle kafa dengi olamaz. 他和我们不可能成为一路人。\kafa göz yarmak 露怯, 现眼 \kafa işçisi 脑力劳动者, 白领 \kafa \kafaya vermek 碰头, 磋商 \kafa kalmamak (因劳累而)头脑麻木, 头昏脑胀 \kafa koparmak 1) (风)猛吹 2) (买卖中)骗人, 宰人 3) (赌博中)赢光(对手) \kafa patlamak 绞尽脑汁, 冥思苦想: Sen sabahtan akşama kadar rahat rahat oturyoursun, ben kafa patlatıyorum. 你一天到晚养尊处优, 我得操碎了心。\kafa sahipleri 脑力劳动者 -e \kafa sallamak 随声附合, 言听计从; 同意, 认可 \kafa şişirmek (因吵闹)使人心神不宁, 使人头错脑涨, 使人感到烦燥: Hukuki bir konuyu size anlatarak kafa şişirecek değilim. 我不会大讲法律, 让你们心烦。\kafa tutmak 不屈服, 不顺从, 抵抗, 反抗: Amirine kafa tutan memur işinden oldu. 目无上司的职员已经被开除。Hocalara, âmirlere, büyüklere kafa tutmak sökmez. 不可以无视尊长。Sana kafa tutmağa kalkıyor ama bir sıkımlık canı olduğunu unutuyor. 他要起来和你斗, 岂不知他已经没有力气了。\kafa ütülemek (或 tütsülemek) 唠叨使人烦: Akşam akşam kafa ütüleme. 天色已晚, 你别唠叨了好不好?Sabah sabah kafa ütüledi bu çocuk yahu. 这孩子, 一大早就叽叽喳喳个没完。\kafa yağı 俚́ 精液 \kafa yapmak 1) (因吸毒而)飘飘欲仙, 感到飘飘然: Bu esrardır, içersen kafa yaparsın. 这是大麻, 吸了以后你就会飘飘欲仙。 2) 开玩笑, 逗乐, 寻开心: Git, benimle kafa yapma. 走开, 别拿我寻开心!\kafa yok 笨蛋, 没脑子: Adamda hiç kafa yok! 他这个人一点脑子也没有!\kafa yormak (使)绞尽脑汁, (使)劳神费心, (使)冥思苦想: Bilim adamları buluşları kafa yorarak yaparlar. 科学家搞发明可是绞尽脑汁。\kafadan atmak 信口开河, 胡诌: Bilmem kafadan atmaya başladığının farkında mısın? 我不知道你是否发现他正在胡说八道。\kafadan bir ses çıkmak 心想, 琢磨: Haydutları buradan nasıl kaçıralım? diye her kafadan bir ses çıkmış. 他们心里在琢磨: “我们怎么才能把这些强盗赶出去呢?”\kafadan gayri müsellâh 谑́ 笨蛋, 傻货 \kafadan kontak 俚́ 做事无章法的, 做事不加考虑的: Herif kafadan kontak, boş ver! 这家伙是个疯子, 甭理他!\kafadan sakat 谑́ 笨蛋, 傻货 -in \kafası almamak 1) 不懂, 不明白, 不理解: Kafam bu sözleri hiç almıyor. 这些话我一点儿也听不懂。 2) (因劳神过度而)头脑麻木, 头昏脑胀 3) 不相信: O, bu suçu nasıl işler, kafam almıyor. 他怎么会犯下这个罪?我不相信。\kafası atmak 生气, 发火 -in \kafası bozulmak 发火, 生气, 气晕了头: Kafası bozuldu, işi bırakıp gitti. 他顿时大怒, 甩手而去。-in \kafası bulanmak 犯糊涂, 不知所措, 想不清楚 -in \kafası çalışmak 思路清楚, 脑筋灵活: Murat’ın matematiğe kafası iyi çalışır. 穆拉特学数学脑筋很活。-in \kafası dönmek 1) (因喝酒而)昏头, 头晕 2) 气昏头, 十分生气 -in \kafası dumanlanmak 1) 略带醉意, 微醉 2) 糊涂: Kafam dumanlandı. 我被搞糊涂了。-in \kafası dumanlı 1) 略带醉意的, 微醉的 2) 糊涂的: Lüzumsuz birçok şeylerle de zaten dumanlı bulunan kafamı yoruyorum. 我的脑子本来就被一些杂七杂八的事弄糊涂了, 可是还得劳神。-in \kafası durmak (因劳累而)头脑麻木, 头昏脑胀: Aynı şeyleri düşünmekten kafam durdu. 我一直在考虑这些问题, 脑袋都木了。-in \kafası gitmek 掉脑袋: Eğer onu öldürseydin o vakit kafan giderdi. 当时要是你杀了他, 你的脑袋早搬家了。-in \kafası işlemek 思路清楚, 脑筋灵活 -in \kafası izinli olmak 俚́ 一时糊涂, 走神 \kafası kalın 笨的, 头脑迟钝的 -in \kafası kalınlaşmak 头脑变迟钝: Kafası kalınlaştı. 他的头脑变得迟钝了。-in \kafası karışmak 心烦意乱, 心神不宁: Kafam karıştı, düşünemiyorum. 我的脑子很乱, 想不清楚。-in \kafası kazan (gibi) olmak 脑袋发胀, 心烦意乱, 心神不宁: Gürültülü odada çalışmaktan kafası kazan olmuş. 在乱哄哄的屋子里工作使他头昏脑胀。Yorgun ve kafam kazan gibi olduğu hâlde bir türlü uyamıyorum. 虽然很累, 而且头昏脑胀, 但我怎么也睡不着。 -in \kafası kızmak 发火, 生气, 气愤: Kafası kızınca ağzına geleni söylemeye başladı. 他一生气就开始胡说八道。-in \kafası olmamak 愚笨, 迟钝 -in \kafası rahat olmak 问心无愧: Kafam rahat olunca yüreğim de açılır. 我问心无愧, 也就心满意足了。-in \kafası şişmek 脑袋发胀, 心烦意乱, 心神不宁: Geldi geleli bir düziye söylüyor, artık kafam şişti. 他一来就一直说个不停, 说得我脑袋都大了。Sokaktaki çocukların bağırışmalarından kafam şişmişti. 街上孩子们的吵闹声搅得我心烦意乱。(-in, -e) \kafası takılmak 专注于某事, 长时间考虑某事: Kafam bu düşünceye takılıp kaldı. 我脑子里一直在想这个问题。-in \kafası taşa çarpmak 碰壁, 自食苦果: Sonunda kafası taşa çarptı, tüm serveti duman oldu. 他最后碰了壁, 全部财产都搭进去了。-in \kafası tavana vurmak 大吃一惊 -in \kafası yerinde olmamak 无法正常思考, 思路混乱, 头昏脑胀: Çok yoruldum, kafam yerinde değil, bu konuyu sonra tartışalım. 我很累, 思路不清, 这个问题我们以后再讨论吧。-in \kafası yerine gelmek 打起精神, 集中精力, 理清思路 -in \kafasına dank etmek (或 demek) 猛醒, 觉悟, 顿悟, 恍然大悟: Ne zamandan beri söylüyorum, nihayet bugün kafasına dank etti. 我把嘴皮子都快磨破了, 今天他终于明白过来了。\kafasına girmek 1) 被接受, 被相信: Söylediklerim kafasına girdi, bana inandı. 他接受了我的说法, 相信我了。 2) 记住 -i \kafasına koymak 决心做某事, 打定主意做某事: Ama kızcağızın içine kurt düşmüş. Kardeşlerini kurtarmayı kafasına koymuş. 但是, 女孩儿觉得很不安, 决心去救她的哥哥们。Kızını sana vermeyi kafasına koydu. 他打算把女儿嫁给你。Murat, pilot olmayı kafasına koymuş. 穆拉特决心当飞行员。\kafasına sığmamak 无法理解, 难以领会, 弄不明白, 搞不清楚 -in \kafasına söz girmemek 1) 不听规劝, 不接受他人意见, 顽固, 倔强 2) 轻视, 小看, 不重视 -in \kafasına takılmak 被牢记, 被铭记: Sözleri kafama takılmıştı. 他的话印在了我的脑海里。-in \kafasına taş vurmak 挨当头一棒, 遭受重大挫折 -in \kafasına uymak 屈从, 迎合, 顺从 \kafasına vur, ekmeğini elinden al 怎么说怎么是(指毫无主见、不善言辞、任人摆布的人) \kafasına vura vura 强行地, 强迫地, 不管三七二十一: Kafasına vura vura çarpım cetvelini ezberletti. 他硬逼着他背会了乘法表。-in \kafasına vurmak (酒)上头, 使大醉 -in \kafasında canlanmak 想起, 回忆起 \kafasında şimşek çakmak 1) 如五雷轰顶 2) 产生灵感; 突然想起 -i \kafasında tutmak 记住, 铭记在心 -in \kafasında yaşatmak 想象: Bu kadının üç sıralı dantelle süslenmiş başlığı, ipek önlüğü ve siyah dantelli boyun atkısıyla Germain'in kafasında yaşattığı ciddî ve düzenli dul imgesi arasında pek az ilişki vardı. 这个女人头戴镶了三层花边的帽子, 腰扎绸围裙, 系着黑绸头巾, 和热尔曼想象中严肃端庄的寡妇很不相称。-i \kafasından çıkarmak 忘记, 抛到脑后 -i \kafasından geçirmek 考虑, 思索, 思考 \kafasından uçup gitmek 忘记, 忘得一干二净, 想不起来 -in \kafasını altüst etmek 使乱了方寸: İşte bu ihtimal kafasını altüst etti. 就是这种可能使他乱了方寸。-in \kafasını bozmak 使发怒 -in \kafasını dinlemek 远离烦恼: Dünyada kafamı dinlemek için sığınacak hiçbir yer kalmadı. 在这个世界上, 我找不到一个地方可以远离烦恼。\kafasını (duvardan) duvara vurmak 后悔不迭, 后悔莫及 \kafasını ezmek 消除苗头, 消除隐患 \kafasını geriye çevirmek 回头: Kızdan uzaklaşırken kafasını geriye çevirir, gözü kıza saplı kalırdı. 他离开这位姑娘时向后转过头, 眼睛直勾勾地看着姑娘。-in \kafasını işletmek 考虑, 思考, 动脑筋 \kafasını kaldırmak 反抗, 对抗, 抵制, 起义 \kafasını kaldırmamak 埋头于, 专注于 \kafasını kaşıyacak vakti olmamak 忙得团团转, 忙得无暇顾及其它的事情 -in \kafasını kızdırmak 使大怒, 激怒, 惹恼 -in \kafasını koparmak 骗光某人的钱财 -in \kafasını kullanmak 动脑筋, 用脑子 -in \kafasını kurcalamak 使考虑, 使费心, 萦绕在心头: Herkesin kafasını kurcalayan bir yığın sorun var. 每个人都有一大堆问题需考虑。Kafasını kurcalayan şeyleri unuttu. 他已经把萦绕在心头的事情忘得一干二净。-in \kafasını sokmak 躲避, 躲藏, 栖身于: Bazen yapayalnız, kafasını sokacak bir damdan mahrum, aç, avare dolaşmış. 他经常孤苦一人, 居无定所, 饿着肚子到处游荡。-in \kafasını su üstünde tutmak 防范于未然; 预则立, 不预则废: Ayağımızı yorganımıza göre uzatırsak, kafamızı her zaman su üstünde tutarız. 如果我们能量入为出, 我们就能永远立于不败之地。-in \kafasını şişirmek 使脑袋发胀, 使心烦意乱, 使心神不宁: Sabahleyin geldi, akşama kadar oturup derdini yandı, ben de hatır için ses çıkarmayıp dinledim, fakat kafamı şişirmedi dersem yalan olur. 他一大早就来了, 一直坐到晚上, 诉说他的烦恼, 我也是出于礼貌, 一声不吭地听他说, 要说我心里不烦, 那是假话。-in \kafasını taştan taşa çarpmak (或 vurmak) 后悔得用头撞墙, 非常后悔, 悔不当初, 后悔莫及: Ders yılı başından itibaren düzenli çalışmadı, şimdi kafasını taştan taşa vuruyor. 开学以来他没有好好学习, 现在非常后悔。-in \kafasını tırmalamak 困扰: Sualler gece geç vakte kadar kafasını tırmaladı durdular. 这些问题一直到深夜仍然困扰着他。\kafasını toplamak 1) 醒酒: O daha sarhoş, kafasını toplayıp öğle olmadan dükkânını açmaz. 他还醉着呢, 不到中午不可能醒过酒来开店。 2) 认真思考, 冥思苦想, 绞尽脑汁 -in \kafasını ütülemek 使心烦意乱: Sabahtan beri dikine tıraşla kafamı ütüledi. 一大早他就执拗地唠叨个没完, 搅得我心烦意乱。-in \kafasını vurmak 旧́ 斩首 \kafasını yarıp gözünü çıkarmak 笨手笨脚 -in \kafasını yarmak 打得头破血流 -in \kafasını yormak (使)绞尽脑汁, (使)劳神费心, (使)冥思苦想: Lüzumsuz birçok şeylerle de zaten dumanlı bulunan kafamı yoruyorum. 我的脑子本来就被一些杂七杂八的事弄糊涂了, 可是还得劳神。\kafasının bir tahtası noksan olmak 谑́ 脑子里少根弦 \kafasının dikine gitmek 一意孤行, 我行我素, 执迷不悟 \kafasının tası atmak 生气, 发怒 \kafaya almak 俚́ 1) 使碍事的人保持缄默 2) 找到行家里手 \kafaya dikmek 喝干, 一饮而尽 \kafayı abur çabur doldurmak 满脑子乱七八糟的东西 \kafayı bozmak 犯糊涂 -le \kafayı bulmak 1) 取笑, 嘲弄, 拿某人开玩笑 2) 俚́ 喝醉, (喝得)尽兴; (因吸毒而)飘飘然, 飘飘欲仙: Uzaktan üç kişinin, kafayı bulmuş olarak sallana sallana gelmekte olduklarını gördüm. 我看到远处有3个人醉醺醺东倒西歪地走了过来。\kafayı çatlatmak 发疯, 发狂, 精神失常, 疯疯癫癫, 失去理智 \kafayı çekmek 俚́ 喝酒: Kafayı fazla çekince çok parazit yapmaya başladı. 他喝多了, 开始胡说八道了。Önünde bir rakı şişesi, kafayı çekip kara kara düşünüyor. 他面前摆着一瓶酒, 正在借酒浇愁。\kafayı değiştirmek 改变看法, 改变主意, 改变观念 \kafayı dinlemek 沉思, 静思, 冥思 \kafayı dumanlamak 俚́ 喝醉, (喝得)尽兴, 发酒疯; (因吸毒而)飘飘然, 飘飘欲仙: Kafayı dumanladı. Yarım okkayı yuvarladı. 他喝得兴起, 把半奥卡酒一饮而尽。\kafayı tutmak 俚́ 大醉, 烂醉 \kafayı tütsülemek 俚́ 喝醉, (喝得)尽兴, 发酒疯; (因吸毒而)飘飘然, 飘飘欲仙: Hasan kafayı tütsülemişti, dili çözülmüştü. 哈桑喝多了, 话匣子也打开了。\kafayı üşütmek 俚́ 发疯, 发狂, 精神失常, 疯疯癫癫, 失去理智: Çok düşünme, karamsarlığa düşüp kafayı üşütürsün. 你别想得太多了, 否则你会悲观, 会发疯的。\kafayı (yere) vurmak 1) 生病卧床 2) 上床(睡觉): Ahmet köye varır varmaz kafayı yere vurdu. 艾哈迈德一到村里倒头便睡。Çok yorulmuş; saat dokuzda kafayı vurup yattı. 他太累了, 9点钟便睡了。

    Türkçe-Çince Sözlük > kafa

  • 320 karış

    is. (一)拃: İki karış en, üç karış boy. 宽两拃, 高三拃。Bugün buraya kılıksız, üstelik de bir karış sakalla geldi. 他今天来的时候衣冠不整而且胡子老长。
    ◇ \karış \karış 完全, 彻底: Anadolu’yu karış karış gezdim. 我走遍了阿纳多卢。Beijing'i karış karış bilirim. 我对北京了如指掌。\karış \karış dili var (小孩)善于顶嘴

    Türkçe-Çince Sözlük > karış

Look at other dictionaries:

  • dili-zar — <fars.> klas. şair. Ürəyi dağlı, ürəyi yaralı. Qıldı kənar zülfünü rüxsariyardən; Verdi nəsimi sübh dili zardan xəbər. S. Ə. Ş.. Hər dərdü qəmin mən çəkirəm, kam alan özgə; Rəhm eyləməsin qoy dili zarə, özü bilsin. Ə. V …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • FÜRSİYYAT — Fars dili ve edebiyatı bilgisi …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • pəhləvi — f. 1) orta fars dili; orta fars əlifbası; 2) 1925 198 ci illərdə İranda hakimiyyət sürmüş sülalə; 3) keçmiş İranda: qızıl pul …   Klassik Azərbaycan ədəbiyyatında islənən ərəb və fars sözləri lüğəti

  • farsçılıq — is. Fars dili və mədəniyyətini zorla fars olmayanlara qəbul etdirməyə çalışmaqdan ibarət şovinist siyasət …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • farsi — is. <fars.> Fars dili. Süheyli çörək yeyən qardaşlarına sarı getdi. Onlar nə isə pıçıldaşırdılar: – Farsini kamil bilirsənmi? M. İ …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • farslaşmaq — f. Fars dili, ənənə və adətlərini qəbul etmək; fars olmaq …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • farsi — f. 1) fars dili; farsca; 2) farslara aid olan …   Klassik Azərbaycan ədəbiyyatında islənən ərəb və fars sözləri lüğəti

  • dil — 1. is. 1. anat. İnsan və onurğalı heyvanların ağız boşluğunda olub, qidanın çeynənilib udulmasına kömək edən və onun dadını bildirən, insanda isə, əlavə olaraq, danışıq səslərinin əmələ gəlməsində iştirak edən orqan. Dillə dadmaq. Dili ilə… …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

  • Azeri language — Infobox Language name=Azeri nativename= za. آذربایجان دیلی az. Azərbaycan dili az. Азәрбајҹан дили (in Azerbaijan) pronunciation=/azærbajʤan dili/ states= Flag|Iran, Flag|Azerbaijan, also in parts of neighboring countries such as: Flag|Georgia,… …   Wikipedia

  • Idioma kashgai — Este artículo o sección necesita referencias que aparezcan en una publicación acreditada, como revistas especializadas, monografías, prensa diaria o páginas de Internet fidedignas. Puedes añadirlas así o avisar al auto …   Wikipedia Español

  • divan — 1. is. <fars.> köhn. 1. Məhkəmə, tribunal. Əgər Kərbəlayı Heydərin ona iki yüz manat borcu var, kağızını qoysun divana. C. M.. <Tarverdi:> İstəmirəm məsum bir qız mənim üçün divanlara sürülsün. . C. C.. Hər iki oba divan qabağında… …   Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.