Translation: from turkish

etli meyve

  • 201 memnu

    -u 阿́ is. 禁止的, 不允许的: İnsan ise memnu olan şeye düşkündür. 人都热衷于追求被禁止的东西。
    ◇ \memnu meyve 1) 禁果 2) 转́ 被禁止的东西 \memnu mıntaka 旧́ 禁区, 禁地 \memnu olmak 禁止, 不准, 不允许: Cigara içmek memnudur. 禁止吸烟。

    Türkçe-Çince Sözlük > memnu

  • 202 meyva

    波́ is.
    1. 果, 果实; 水果, 鲜果: \meyva ağacı 果树 \meyva ağaççılığı 果树栽培, 果树学 \meyva bahçesi 果园 baklamsı \meyva 夹(果), 长角果 buğdaysı \meyva 颖果 Meyveler vitamin yönünden zengindir. 水果含有丰富的维生素。Türkiye’de bol meyve yetişir. 土耳其盛产各种水果。
    2. 转́ 成果, 结果, 成绩; 后果
    ◇ \meyva vermek 1) 长出果实, 结出果实 2) 富有成果, 有成效, 给出结果; 产生后果: Telkinleri meyvasını verdi. 他的教导有了成效。
    ◆ Meyva, ağacından uzak düşmez. 叶落归根。

    Türkçe-Çince Sözlük > meyva

  • 203 olmamış

    [o'lmamış]
    s. 不熟的, 未成熟的; 生的, 青的: \olmamış elma 未长熟的苹果 \olmamış karpuz 生的西瓜 \olmamış meyve 不熟的水果

    Türkçe-Çince Sözlük > olmamış

  • 204 öz

    is.
    1. 自我, 自己; 本人, 本身, 人, 人物
    2. 实质, 本质; 主要之点, 要领; 内容: esas \öz 基本内容 meselenin \özü 问题的实质 söylenenlerin \özü 讲话的内容 yazının \özü 文章的内容 -e yeni bir \öz vermek 使充满新的内容
    3. 汁, 汁液, 浆液; 细胞液: ağacın \özü 树液 meyve \özü 水果汁 portakal \özü 橙子汁
    4. 植́ 髓, 木髓: \öz ışınlar (ı) 植́ 髓射线
    5. 医́ (疖子的)硬块
    ◇ \özü sözü bir, \özü sözü doğru 直率的, 直爽的, 正直的; 直言不讳的, 开诚布公的; 坦述的, 诚实的(指人): Özü sözü bir, yürekli bir kişi idi. 他曾是个诚实, 勇敢的人。Özü sözü yerinde. 他是个言行一致的人。\özünü dünyanın göbeği sanmak 自己认为是了不起的人物
    ◆ Öz ağlamayınca göz yaşarmaz. 事出有因。
    II
    s.
    1. 亲的, 亲生的; 有亲属关系的: \öz kardeş 亲弟, 亲姐妹; 同胞兄弟姐妹 Ben onun öz dayısıyım. 我是他的亲舅舅。Ayşe benim öz kardeşimdir. 阿伊赛是我的亲妹妹。Kendi öz çocukları gibi bakar. 她就像照看自己的打亲生孩子一样照看他们。
    2. 自己的, 个人的, 本人的: \öz geçmiş 自传, 履历 \öz sayı 自尊心 \öz bağışıklık 医́ 自体免疫
    3. 真的, 真正的, 纯正的, 纯洁的, 地道的: \öz Türkçe 地道的土耳其语, 纯正的土耳其语
    4. 理́ 比的, 比率的, 单位的: \öz ısı 比热, 比热容, 单位热容 \öz kütle 比热容, 单位热容
    is. 俗́
    1. 溪, 小河; 夏季干涸的小河; 干涸的河床
    2. 肥沃的地方, 水洼地
    3. 水渠
    4. 小湖
    5. 葡萄园; 花园
    6. 山谷, 谷地, 山坳
    7. 树脂多的松树

    Türkçe-Çince Sözlük > öz

  • 205 paket

    法́ is.
    1. 包, 盒: harp (或 sargı) \paketi 急救包 kar \paketi 雪球, 雪团 kumaş \paketi 布包 sigara \paketi 烟盒 yiyecek \paketi 食品盒 Yemek paketini, rafta yer bulamadığı için masa üstüne koydu. 因架子上找不到地方, 他就把饭盒放在了桌上。
    2. 包裹: \paket postanesi (邮局的)包裹部 posta \paketi 邮包
    3. 一包(之量), 一盒(之量); 一包(东西), 一卷(东西), 一盒(东西): bir \paket çikolata 一盒巧克力 bir \paket sigara 一盒烟 Ali babasına iki paket sigara aldı. 阿里给自己父亲买了两包烟。Paket üstüne paket içiyordu. 以前他一包接一包地抽。
    4. 包装: \paket kağıdı 包装纸 Elimdeki paketlerde meyve ve sebzeler var. 我手中的纸袋里有水果和疏菜。
    5. 俚́ 臀部, 屁股
    ◇ \paket bağlamak 包装好, 装入 \paket etmek 打包, 装包, 包装 \paket program (电台、电视台)录制的节目 \paket taşı (铺马路用的)长方小石块, 条石 \paket yapmak 打包, 装包, 包装

    Türkçe-Çince Sözlük > paket

  • 206 salata

    [sala'ta]
    意́ is. 色拉: \salata taksim tabağı (盛色拉的)盘子, 碟子 beyin \salatası 羊(或牛)脑色拉 çoban \salatası 牧羊人色拉 dil \salatası 牛舌色拉 domates \salatası 西红柿色拉 frenk \salatası 匍匐风铃草(其叶子可用于制色拉) kıvırcık (yeşil) \salata 绿色色拉(或叫生菜色拉) meyve \salatası 水果色拉

    Türkçe-Çince Sözlük > salata

  • 207 sarkmak

    - ar -e
    1. 悬着, 吊着, 垂着, 耷拉着: Aç bir tilki bakmış ki çardaktan salkım salkım üzümler sarkıyor, imrenmiş, yemek istemiş. 一只饥饿的狐狸看到葡萄架上垂下几串葡萄, 垂涎欲滴, 很想吃。Bu ağacın meyve dolu dalları yere sarkıyor. 这棵树上挂满果实枝条垂向地面。
    2. 下来, 下去, 落下, 放下, 降落, 垂下: dışarıya \sarkmak 向外掉, 向外垂; (窗户)向外开
    2. 俗́ 延长(路程)至: Çıkmışken çarşıya kadar sarkıverseydiniz. 你们既然出了门就该去趟市场。
    3. 旧́ 突袭, 袭击: Düşman şehre sarktı. 敌人袭击了市区。

    Türkçe-Çince Sözlük > sarkmak

  • 208 tabak

    - ğı 阿́
    is. 盘, 碟: balık \tabakı 鱼盘, 大平盘 meyve \tabakı 果盘 yemek \tabakı 菜碟 Tabakları birlikte yıkayalım. 我们一起洗盘子吧!
    s. 一盘, 一碟: Hiç olmazsa bir tabak çorba iç. 至少你要喝碗汤。
    ◇ \tabak gibi 1) 平坦开阔的: \tabak gibi bir açıklık 一块平坦的开阔地 2) 明白的, 浅显的: Yazar, kişilerin iç ve dış yüzünü bize tabak gibi yansıtır. 作家把人的表面及内心世界给我们清楚地刻画出来。
    II
    阿́ is. 鞣皮工, 制革工
    ◆ Tabak sevdiği deriyi taştan taşa çalar (或 yerden yere çarpar). 好鼓才用重捶。

    Türkçe-Çince Sözlük > tabak

  • 209 tabiî

    [tabii:]
    阿́
    s.
    1. 自然的, 天然的, 属于自然的, 与自然有关的: \tabiî âfetler 自然灾害 \tabiî gaz 天然气 \tabiî gizleme 天然伪装 \tabiî mâni 军́ 天然障碍物 \tabiî olaylar 自然现象 \tabiî servetler 自然资源
    2. 自然的, 正常的, 惯常的
    3. 自然的, 合情合理的, 顺理成章的
    4. 天然的, 纯净的, 无杂质的, 无任何添加物的: \tabiî meyve suları 天然果汁
    zf. 当然, 自然: Onlar böyle yaparlarsa tabiî bize iş düşmez. 他们要是这么干, 自然没我们什么事了。Tabiî siz de geleceksiniz. 您当然也要来的。
    ◇ \tabiî olarak 当然 \tabiîdir ki 当然, 自然

    Türkçe-Çince Sözlük > tabiî

  • 210 ucuz

    s.
    1. 便宜的, 贱价的, 廉价的: \ucuz kumaş 廉价布料 \ucuz ham madde 廉价的原材料 \ucuz meyve 便宜的水果 \ucuz para 贬值的(外汇) sudan \ucuz 非常便宜 Bu yıl giyim eşyası ucuzdu. 今年服装类物品便宜了。Bana ucuz bir otel tavsiye edebilir misiniz? 您能给我推荐一个便宜的旅馆吗?
    2. 转́ 没有什么价值的; 没有什么意义的; 轻易的: \ucuz zafer 没有什么意义的胜利, 轻而易举的胜利
    zf. 便宜地, 廉价地; 轻易地
    ◇ \ucuz almak 买得便宜 \ucuz atlatmak (或 kurtulmak) 轻易地摆脱 \ucuz (a) satmak 1) 贱卖: Mevsimi geçen şeyler ucuza satılır. 过季节的商品减价卖。 2) 转́ 估计不足, 估计过低 \ucuz (a) vermek 便宜地卖, 拍卖, 甩卖 \ucuza çıkmak 花钱不多, 便宜 -i \ucuza düşürmek 花钱不多买到, 便宜购得: Bu güzel halıyı bedestenden çok ucuza düşürdüm. 我从室内市场以极低的价格购得这块漂亮的地毯。Ucuza bir tarla düşürüp satın aldı. 他低价买到一块田地。
    ◆ Ucuz alan, pahalı alır (或 Pahalı alan aldanmaz.) 便宜没好货。Ucuz etin yahnisi (suyu) tatsız (yavan, kara, pek) olur. 便宜无好货。Ucuz sirke baldan tatlıdır. 便宜的醋比蜜甜。Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti. 便宜没好货, 好货不便宜。

    Türkçe-Çince Sözlük > ucuz

  • 211 vakitsiz

    s. 不合时宜的, 不适时的, 不及时的; 不合时令的, 不合时节的; (多指死亡)为时过早的: \vakitsiz bir evlilik 不适时的家庭生活 \vakitsiz iş 课外作业 \vakitsiz meyve 不合时令的水果 \vakitsiz ölüm 早逝, 夭亡
    ◇ \vakitsiz bir zamanda 在不适当的时候, 在不合适的时候
    ◆ Vakitsiz öten horozun başını keserler. 公鸡打鸣时辰不对要杀头, 人说实话时机不当要倒霉。

    Türkçe-Çince Sözlük > vakitsiz

  • 212 vermek

    - ir (-i, -e)
    1. 给, 给予; 付给; 交给; 供给; 提供; 让给; 留给; 使得到, 使有: fikir \vermek 表明看法, 阐述意见, 出主意 makineye kâğıt \vermek 给印刷机喂(加)纸 yazı vazifesi \vermek 布置(学校)书面作业 Okumadığım zaman tavuklara yemlerini ben veririm. 当我不学习的时候, 就给鸡喂饲料。Size kimyayı kim veriyor? 谁给你们上化学课?Bir ekmek verir misiniz? 劳驾, 请给一个面包。
    2. 赠上, 赠送; 送给, 献给: Bu evi bana babam verdi. 这房子是我父亲留给我的。
    3. 扭转, 掉转, 使转向: sırtını sobaya \vermek 把背转向炉子
    4. 使感到, 带来, 引起: ferahlık \vermek 使感到快乐, 使高兴, 使喜悦: sıkıntı \vermek 使感到烦闷, 带来苦闷 üzüntü \vermek 使不安; 使不愉快, 使痛苦 zevk \vermek 使高兴, 使喜悦 zahmet \vermek 使不安, 引起不安
    5. 举行, 举办: balo \vermek 举行舞会, 举办跳舞晚会 konser \vermek 举办音乐会 resital \vermek 举办独唱(独奏)音乐会 yemek \vermek 举办宴会
    6. 使出嫁, 聘出: Kızımı ona vermek istemiyorum. 我不想把女儿嫁给他。
    7. 使受到, 使受到(某种作用), 使遭受到: ortalığı heyecana \vermek 使整个周围地区不安
    8. 付, 支付; 偿还, 偿付: borcunu \vermek 还债 malın paralı \vermek 支付货款
    9. 卖, 出售, 卖掉: Defterı pahalı veriyorsunuz. 你卖的本子贵。Ucuz pahalı deme de ver gitsin. 不论贵贱, 卖了算啦!
    10. 散发, 散布; 扩散, 扩大, 扩展: ısı \vermek 散发热量 \vermek koku 散发气味 duman \vermek 散发烟雾 ışık \vermek 发出光 Güneş ısı verir. 太阳发出热量。
    11. 花, 花费, 耗费, 消耗: emek \vermek 花费劳力 zaman \vermek 花费时间
    12. 把…靠在…上, 使倚在…上; 把…贴在…上: Duvara sırtını verip çömeldi. 他把背靠在墙上蹲下。
    13. 认为值得, 认为无愧, 认为合适: Ben bu hareketi size veremedim. 我认为这种举动与您不相称。
    14. 归咎于: talihsizliğe \vermek 咎于不走运
    15. 使获得, 使有可能得到: değer \vermek 珍视, 器重; 重视, 尊重 Ona büyük değer verirler. 人们对他评价很高。güzellik \vermek 使生色, 给添彩, 使生辉
    16. 结果实: Bu ağaç iyi meyve veriyor. 这棵树结的果很好。Dal budak saldı, yemiş vermeğe başladı. 枝叶繁茂起来了, 开始挂果。
    17. 用作助动词, 加到以 - (y) a, - (y) e结尾的付动词上, 构成速捷动词: alıvermek 快拿 söyleyivermek 快说 Beş yıl öncesine kadar kara kuru, sümsük bir kızken şimdi gelişivermiş bir dişi. 5年前她还是一个又黑又瘦的傻丫头, 现在成了一个胖大女人。
    ◇ verip veriştirmek 突然想到什么就说什么
    ◆ Veren eli herkes öper (或 sever). 人人都喜欢慷慨大方的人。

    Türkçe-Çince Sözlük > vermek

  • 213 yaş

    is.
    1. 年龄, 年纪, 岁数, 年岁: \yaş günü 生日 \yaş haddi 供职最高年限 Bir yaşıma daha girdim!我真长见识!
    2. 时代, 时期(指人生的不同阶段): çocukluk \yaşı 儿童时代 gençlik \yaşı 青年时代
    3. 周年(指某社会组织从成立到现今的时间)
    4. (某一天体自形成到如今的)年代:
    ◇ \yaş basmak 来临, 到来, 快到(老年) \yaşına basmak 超过…岁, 年逾…岁: gitmiş \yaşına basan Türkiye Cumhuriyeti 成立已有70周年的土耳其共和国 80 yaşına bastı. 他已年逾八十。\yaşında …岁: Çocuk daha yaşında değil. 小孩还不满一岁。Kaç yaşındasın? 你多大了?你高寿?\yaşını (başını) almak 1) 长成(大人), 成为成年人 2) 成为上岁数的人, 步入老年: \yaşını almış insanlar 已过中年的人, 中年以上年纪的人, 年迈的人 \yaşını bitirmak (年龄)满…岁: Hâkimler ve savcılar altmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. 法官和检察长可以工作到满65岁。\yaşını bulmak (或 doldurmak) 年满…岁: Dün altı yaşını doldurdu. 昨天他已满6岁。\yaşını göstermemek 不显年纪, 长相比实有岁数要年轻 \yaşta 象…的年龄: ben \yaşta, benim \yaşta 象我这样的年龄
    ◆ Yaş otuz beş, yolun yarısı eder. 人过三十五, 人生走一半。Yaş yetmiş, iş bitmiş. 年届古稀万事休。Yaşı benzemesin!但愿他不要如此短命。Yaşı ne, başı ne 年轻无经验: Yaşın ne, başın ne ki böyle şeyler yapmağa kalkıyorsun! 干这样的事情你还太嫩了点儿!Yaşı yerde (或 toprakta) sayılası!让他死了算啦!让他见阎王去吧!
    II
    is. 泪, 眼泪: Göz yaşlarımı tutamıyorum. 我的眼泪止不住地往下流。Gözlerinde yaşlar parlıyordu. 泪花在她眼睛里闪烁。Gözleri yaş dolu. 她的眼睛里充满泪水。
    s.
    1. 湿的, 潮湿的, 湿润的: \yaş çamaşır 潮衣服, 潮的内衣 \yaş odun 湿的木柴, 湿劈柴 \yaş toprak 潮湿的土壤 Yaş çamaşırları giyme. 不要穿潮湿的衣服。
    2. 鲜的, 新鲜的: \yaş meyve 新鲜水果 \yaş sebze 新鲜蔬菜 \yaş üzüm 鲜葡萄
    3. 俚́ 不顺利的, 困难的; 不祥的, 坏的: Bu gün işler yaş. 今天事情不顺。
    4. 俚́ 含酒精的(指饮料)
    ◇ \yaş akıtmak (或 dökmek) 哭, 哭泣, 流泪 \yaş boşanmak 泪如泉涌 \yaş deri ticarethanesi 俚́ 妓院, 妓馆 \yaş getirmek 使流泪 \yaş tahtaya (或 yere) basmak (本来可以搞好而)没有搞好, 弄糟, 办错; 由于自己的疏忽(轻率)上当受骗, 看错人, 错误地相信, 看走眼: O, ticaretten anlar, yaş tahtaya basmaz; aldanmaz. 他很会做生意, 不会看走了眼, 不会上别人的当。-i \yaşa bastırmak 使哭 \yaşını içine akıtmak 掩泪, 不露声色 \yaşını silmek 擦眼泪 \yaşlara boğulmak 泪流满面, 痛哭

    Türkçe-Çince Sözlük > yaş

  • 214 yemek

    - ği is.
    1. 食品, 食物, 吃的东西; 饭食, 饭菜; 肴馔, 菜肴, 一道菜, 一盘菜: \yemek artıkları 残羹剩饭 \yemek listesi 菜单, 食谱 \yemek masası 饭桌, 餐桌 \yemek oda takımı 食堂餐具 \yemek sobası 厨房炉灶 \yemek tenceresi 锅 akşam \yemeki 晚饭 alafranga \yemek 欧式菜肴 alaturka \yemek 土耳其风味菜肴 kuru \yemek 干粮 sabah \yemeki 早饭 sıcak \yemek 热饭Yemek ağırlaşmış. 饭菜好象馊了。Bu yemek güzel pişmiş. 这饭菜做得很好吃。Bu akşam yemeği bize geliniz. 请你们今晚到我们这里来吃饭!
    2. 午饭, 午餐, 午宴; 宴会: Arkadaşımın yemeğinde birçok tanıdığa rasladım. 我在朋友处吃饭时, 遇到了很多熟人。Bugün yemeği dışarda mı yeyeceksiniz? 今天你不在家吃午饭吗?
    ◇ \yemek borusu 1) 解́ 食道, 食管 2) 开饭号, 吃饭号 \yemek çıkarmak 端上菜肴 \yemek kotarmak 煮饭, 做饭: Anaları ocak başında yemek kotarıyordu. 他们的母亲正在灶前做饭。\yemek pişirmek 煮饭, 做饭 \yemek seçmek 挑食, 挑剔吃食 \yemek vermek 设宴, 举行宴会欢迎 \yemek yapmak 煮饭, 做饭: Acaba bugün ne yemek yapsam? 今天我做什么饭呢?\yemek yemek 吃饭: Ben daha yemek yemedim. 我还没有吃饭。Her gün üç öğün yemek yeriz. 我们每日三餐。\yemeke davet etmek 请客吃饭
    II
    -i
    1. 吃; 吃饭, 吃东西: ekmek \yemek 吃面包 meyve \yemek 吃水果 peynir \yemek 吃奶酪 yemek \yemek 吃饭 Yemek, emek ister. 吃饭也要花力气。
    2. (酸、锈等)腐蚀, (虫、鼠等)蛀, 咬: Bazı asitler demiri yer. 有些酸能腐蚀铁。Güve yün giysiyi yemiş. 夜蛾把毛料衣服蛀了。
    3. 咬, 啮; 叮: dudağını \yemek 咬嘴唇 tırmaklarını \yemek 咬指甲 Sivri sinekler çocuğun kollarını yemiş. 蚊虫咬了孩子的胳膊。
    4. 浪费, 花费, 耗费; 挥霍, 滥用; 输, 输掉, 赌输: miras \yemek 挥霍掉遗产 para \yemek 花钱 Parası var, ama yemez. 他有钱, 但不花。Varını yoğunu kumarda yemiş. 他赌博输光了一切。Yapımına başlanan bu yapı günde 5 ton çimento yiyor. 开工建造的这座大楼每天要消耗5吨水泥。
    5. 挨, 遭, 受, 遭受; 经受, 陷入(某种状况), 受到: ceza \yemek 受到惩罚 dayak \yemek 挨(棍子)打, 挨揍: papara \yemek 受到警告 taş \yemek 挨石头砸 tokat \yemek 挨耳光 yağmur \yemek 遭雨, 湿透 rüşvet \yemek 受贿
    6. 转́ (思想、感情等)折磨, 使不安: Bu dert beni yiyor. 这种痛苦折磨着我。Bu işin böyle olmasında baş sorumlu olduğumu düşünüp kendi kendimi yiyorum. 我认为这件事弄成这个样子全怪我自己, 我在生我自己的气。
    7. 磨断; 拭去, 擦掉, 毁灭, 摧毁, 消灭; (从下面)冲坏: Çıma babayı yemiş. 缆绳把系缆柱磨坏了。Deniz sahili yemiş. 海浪冲毁了海岸。
    8. 还不起借款, 欠款: Bu adam benim milyon liramı yedi. 这个人欠了我100万里拉。
    9. 俚́ 受骗, 被迷惑; 看错人; 搞错, 失策, 失算, 上当
    ◇ yemeden içmeden 立即, 立刻: Yemeden içmeden gitmiş. 他立刻走了。-i yiyip bitirmek 消耗尽, 耗费, 花掉, 用尽, 使陷入绝境: Yıllardan beri adamın kanını emmiş, sonunda nesi var nesi yoksa yiyip bitirmişler. 多年来, 他们一直对这个人进行盘剥, 最后把他榨得一干二净。yiyip içmek 吃喝
    ◆ Yediği naneye bak!瞧他干的傻事!瞧他说的傻话!Yediğin ekmek gözüne dursun! 【粗、俗、骂】卡死(你)!噎死(你)!Yeme de yanında yat! 只能看不能摸!Yemedik nane bırakmadı. 他什么蠢事没干过!

    Türkçe-Çince Sözlük > yemek

  • 215 yenmek

    - er -i
    1. 战胜, 打败, 获胜: düşmanlarını \yenmek 战胜敌人 rakibini \yenmek 战胜对手 Kahramanları daima yenmek ve düşmanlarını yendikten sonra da yine yenecek düşman bulmak ister. 勇士们总想获胜, 总想在战胜他们的对手之后找到能战胜的新对手。Maçta karşı takım bizi yendi. 在足球赛中对方赢了我们。
    2. 转́ 克服, 征服; 忍住, 抑制(住), 克制; 压制住, 压下去: güçlükleri ve mahrumiyetleri \yenmek 克服艰难和困苦 korkusunu \yenmek 克服恐惧心理Özkesini yenemedi. 他克制不住自己的愤怒。Sonunda isteğini yenememiş. 最终他也未能克制住自己愿望。
    II
    - er nsz yemek 的被动态: topukları yenmiş iskarpinler 后跟穿坏了的鞋 Bu meyve yenmez. 这种果实不能吃。Sofrada börek yendi. 餐桌上的馅饼都吃光了。Ceketin dirseği yenmiş. 上衣的胳膊肘磨破了。Kıyı dalgalarla yenmiş. 堤岸被风浪侵蚀坏了。

    Türkçe-Çince Sözlük > yenmek

  • 216 yerli

    is. (某地方)出生的人, …地方的老居民, 本地人; 当地人, 原有居民; 土著: doğma büyüme \yerli olmak 成为…地方的居民 Bizim arkadaş buranın yerlisidir. 我们的朋友是本地人。
    s.
    1. 地方的, 地区的; 当地的, 本地的: \yerli mallar 本地生产的产品, 本地货 \yerli mamulât 本地产品 \yerli meyve 本地水果 \yerli sebze 本地蔬菜
    2. 固定的, 不动的, 不能挪动的, 不能移动的; 不便于运输的: \yerli dolap 挪动不了的橱子 \yerli sedir 挪不动的沙发 \yerli akümülatör 技́ 固定(式)蓄电池
    3. 民兵的: \yerli ordu 民兵军
    ◇ \yerli yerine koymak 整理, 放回原位, 放回原处 \yerli yerinde durmak 在规定的地方, 在-在的地方 \yerli yersiz 无缘无故, 不管恰当不恰当, 不分场合

    Türkçe-Çince Sözlük > yerli

  • 217 zeytinsi

    s. 植́ 有核的(指果实); 类似橄榄的: \zeytinsi meyve 有核果实; 单核果实

    Türkçe-Çince Sözlük > zeytinsi

  • 218 bileşik

    1.
    составно́й, сло́жный, комбини́рованный

    bileşik cümleграм. сло́жное предложе́ние

    bileşik fiil — сло́жный (составно́й) глаго́л

    bileşik kesirмат. сме́шанная дробь

    bileşik meyveбот. сло́жный плод

    2.
    хим. соедине́ние

    organik bileşikler — органи́ческие соедине́ния

    bileşik milletlerarası durum — сло́жное междунаро́дное положе́ние

    Büyük Türk-Rus Sözlük > bileşik

  • 219 vakitsiz

    безвре́менный, несвоевре́менный

    vakitsiz bir zamanda — в неподходя́щий моме́нт

    vakitsiz iş — внеуро́чная рабо́та

    vakitsiz meyve — несезо́нные фру́кты

    vakitsiz ölüm — безвре́менная смерть

    vakitsiz öten horozun başını keserler — посл. петуху́, кукаре́кающему не во́время, отреза́ют го́лову

    Büyük Türk-Rus Sözlük > vakitsiz

  • 220 dolgun

    1) (dolu) ИЗ
    2) (gürbüz) шъуашIо/ фафIэ
    3) (sert etlı) ЛЫпытэ/ быдэ
    4) (şişmanca) пщэрышъо/ пшэрыфэ
    5) (tam, yeterlı) ИКЪУ

    Турецко-адыгский словарь > dolgun

Look at other dictionaries:

  • etli meyve — is., bit. b. Ortası etli ve sulu olan yemiş …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • etli — sf. 1) İçinde et bulunan 2) Eti çok olan Etli koyun. 3) Dolgun, kalın ... aşağıya sarkan kalın, etli, ıslak dudakları vardı. Y. K. Karaosmanoğlu 4) Yenecek kısmı çok olan (meyve) Etli, lezzetli bir zeytin. Birleşik Sözler etli bitki etli butlu e …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve — is., bit. b., Far. mīve 1) Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş 2) mec. Ürün, sonuç, kâr Mektebimizin şapirografla basılan haftalık Fidan ında, en güzel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve ortası — is., bit. b. Yemişlerin meyve dışı ve meyve içi arasında bulunan sulu ve etli bölümü …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • sırık domatesi — is., bit. b. Dalları sırıkla desteklenerek yetiştirilen, iri, düzgün ve etli meyve veren bir tür domates …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • Gastronomía de Turquía — Pizza turca o Lahmacun preparada y con todos sus ingredientes. La gastronomía de Turquía corresponde al conjunto de costumbres culinarias de los habitantes de las regiones de Turquía. La cocina de Turquía es muy conocida en la actualidad y parece …   Wikipedia Español

  • ezme — is. 1) Ezmek işi 2) Sebze veya yemiş ezilerek yapılan yiyecek Sıkınca içinden vıcık vıcık balık ezmeleri, kaz ciğerleri çıkan tüpler... Y. Z. Ortaç 3) Bitkilerin etli ve yumuşak kısımlarını macun kıvamına getirmek üzere parçalama, katı ve telsel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kiraz — is., bit. b., Rum. 1) Gülgillerden, ılıman iklimlerde yetişen bir meyve ağacı (Cerasus avium) 2) Bu ağacın kırmızı veya beyaz renkte, etli, sulu, tek çekirdekli meyvesi Tabaktan ikişer kiraz daha alıyoruz. Y. Z. Ortaç Birleşik Sözler kiraz elması …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.