Translation: from turkish

etli meyve

  • 181 dondurarak kurutmak

    dondurarak kurutmak (meyve vb.)
    v. freeze dry

    Turkish-English dictionary > dondurarak kurutmak

  • 182 memnu

    memnu [uː] <- uu> verboten;
    memnu meyve REL verbotene Frucht

    Türkçe-Almanca sözlük > memnu

  • 183 meyva

    meyva, meyve Frucht f; Obst n;
    meyva şekeri Fruchtzucker m;
    meyva suyu Obstsaft m

    Türkçe-Almanca sözlük > meyva

  • 184 üzümsü

    üzümsü traubenartig; Beeren-, beerenartig;
    üzümsü meyve Beerenobst n

    Türkçe-Almanca sözlük > üzümsü

  • 185 vitaminli

    vitaminli vitaminreich;
    bol vitaminli meyve suyu Multivitaminsaft m

    Türkçe-Almanca sözlük > vitaminli

  • 186 baklamsı

    s.
    1. 蚕豆形的
    2. 有荚的, 结荚的
    ◇ \baklamsı meyve (或 yemiş) 豆科

    Türkçe-Çince Sözlük > baklamsı

  • 187 bolluk

    - ğu is.
    1. 宽大, 肥大(部分): Eteğin belinde bir bolluk var. 裙腰过肥。
    2. 宽裕, 富饶, 充足: \bolluk memleket 富裕之乡 Bu ev bollukta döşenmişti. 这套房子是(他们)宽裕的时候装修的。Bu yıl meyve bolluğu var. 今年水果丰收。Ben bolluk içinde rahat yaşarken kardeşimin sıkıntılı yaşamasını içim götürmüyor. 我丰衣足食过得舒舒服服, 不忍心看我的弟弟过穷日子。

    Türkçe-Çince Sözlük > bolluk

  • 188 buğdaysı

    s. 像小麦的
    ◇ \buğdaysı tohum (或 meyve, tane) 植́ 颖果

    Türkçe-Çince Sözlük > buğdaysı

  • 189 cemile

    [cemi:le]
    阿́
    s. 旧́ (女人)俊秀的, 美丽的
    is. 取悦, 讨好: Cemile olmak üzere onu yemeğe davet etti. 他讨好她, 请她吃饭。Misafire cemile olsun diye sofraya çiçek ve meyve doldurdu. 为取悦客人, 他在饭桌上摆满了鲜花和水果。
    ◇ \cemile göstermek 讨好, 取悦

    Türkçe-Çince Sözlük > cemile

  • 190 çıkarmak

    -i
    1. 取出, 拿出, 弄出, 牵出, 捞出: dolaptan çamaşır \çıkarmak 从衣柜里拿出内衣 Atı ahırdan çıkardı. 他从马棚里牵出马来。Cebinden küçücük siyah bir mendil çıkardı. 他从兜里掏出一块黑色小手帕。Denize uçan otomobili çıkardılar. 他们把掉到海里的汽车捞了上来。Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış. 成́ 一个傻子往井里扔一块石头, 40个聪明人也捞不上来。
    2. 卸下; 脱: çoraplarını \çıkarmak 脱袜子 elbisesini \çıkarmak 脱衣服 şapkanı \çıkarmak 摘帽子
    3. 吐出, 呕吐; 排出, 排泄: Bütün yediklerini çıkardı. 他把吃的东西全吐了。
    4. 驱逐, 赶出: evden kiracıyı \çıkarmak 从家里赶走房客 pasaportsuz adamı sınırdan \çıkarmak 把没有护照的人驱逐出境
    5. 消除, 除去, 拔除; 挑出, 拣出, 摘除: çekirdeğini \çıkarmak 去核 dalak \çıkarmak 脾切除 diş \çıkarmak 拔牙 kabuğunu \çıkarmak 剥去外壳, 剥皮 lekeyi \çıkarmak 清除污渍 zehirli maddeler \çıkarmak 排出有毒物质
    6. 提取, 榨出: sütün yağını \çıkarmak 提取奶油 gülyağı \çıkarmak 提炼玫瑰油 Taşı sıksa suyunu çıkarır. 成́ 他力大无比, 石头也能攥出水来。
    7. 数́ 减去
    8. 搬上, 抬上: dolabı üst kata \çıkarmak 把柜子抬到楼上
    9. 派出: Bir adam çıkarıp oğlunu yanına getirtti. 他派了一个人把他的儿子接来了。
    10. 转́ 说出; 揭穿, 揭露, 指出; 认定, 指责, 认为: yalanını \çıkarmak 揭穿谎言 yanlışını \çıkarmak 指出错误 birini hırsız \çıkarmak 说某人是小偷 birini suçlu \çıkarmak 指责某人犯罪 Ne düşünüyorsun, çıkar da rahatla. 你有话好好说。
    11. 展示; 以…招待: misafire meyve \çıkarmak 拿水果招待客人 müşteriye kumaş \çıkarmak 拿布给顾客看 Kızı görücüye çıkardı. 他叫出了女儿给媒人相看。
    12. 演奏出: bir tangoyu piyanoda \çıkarmak 用钢琴弹奏一曲探戈舞曲
    13. 出版, 发表: faydalı bir kitap \çıkarmak 出版一本好书 Türkiye'de o zamanlar gazete çıkarmak kolaydı. 当时在土耳其出版报纸是非常容易的。
    14. 得到, 获得: Geçimini balıkçılıktan çıkarıyor. 他靠打鱼为生。
    15. 度过, 熬过; 忍受: Bu kömür kışı çıkarmaz. 这些煤过不了冬。Bu para ile ayı çıkaramayız. 我们用这些钱过不了这个月。Hasta kışı çıkaramadı. 病人没有熬过冬天。
    16. 养成, 形成: yeni bir âdet \çıkarmak 形成新的习惯
    17. 得出结论, 得出认识; 理解, 弄懂: Bundan ne çıkarıyorsun? 你从中得出什么结论?Mektuptaki şu sözcüğü çıkaramadım. 信里的这个词我没有看懂。
    18. 出产, 生产: Antalya, turfanda domates çıkarır. 安塔利亚出产早熟的的番茄。Fabrika yeni bir otomobil modeli çıkardı. 工厂生产了一种新车型。
    19. 制造, 引发, 造成: kavga \çıkarmak 吵架 iş \çıkarmak 添乱 olay \çıkarmak 惹是生非, 制造事端 güçlük \çıkarmak 制造麻烦; 阻挠, 刁难, 为难
    20. 解决, 破解: bilmeceyi \çıkarmak 猜出谜语 meseleyi \çıkarmak 解决问题
    21. 患有: kızamık \çıkarmak 患麻疹, 出疹子 çiçek \çıkarmak 出天花
    22. 非常喜欢: Lezzetini çıkara çıkara hikâyesine devam ediyor. 他仍在兴致勃勃地讲着他的故事。
    23. 发泄: Öfkesini benden çıkardı. 他拿我出气。

    Türkçe-Çince Sözlük > çıkarmak

  • 191 çürüksüz

    s. 未腐烂的: \çürüksüz meyve 未腐烂的水果

    Türkçe-Çince Sözlük > çürüksüz

  • 192 dolu

    is. 雹子, 冰雹: Dolu, ekinlerin canına okudu. 冰雹砸坏了庄稼。Dolunun her biri, denk gelse, bir kafa yarardı. 要是赶巧了, 一个冰雹就能把脑袋砸破了。Şiddetli dolu bütün meyveleri yere döktü. 一阵猛烈的冰雹, 果子全砸掉了。
    ◇ \dolu düşmek 下冰雹 \dolu vurmuş (döğmüş) tarlaya dönmek 遭受重大损失 \dolu yağmak 下冰雹 \doluya tutulmak 遭受雹灾
    II
    s.
    1. -le 充满的, 客满的: \dolu bir tabanca 一把装满子弹的手枪 \dolu çekmece 满满一抽屉 \dolu dükkân 顾客盈门的商店 \dolu sinema 客满的电影院 Derken İlkyaz geldi, bütün kırlar küçük küçük kuşlarla doldu. 春天来了, 乡下到处都开着小花。Uzakta kalan dostlarıma karşı kalbim muhabbetle doludur. 我心里充满了对我的那些流落在远方的朋友们的爱。
    2. 大量的, 多的: Bu yıl ağaçlar meyve dolu. 今年果树硕果累累。Dağda keklik dolu. 山上多鹧鸪。
    3. 日程排满的, 没空的, 无闲暇: Bu gün çok doluyum, yarın buluşalım. 今天我很忙, 我们明天再见吧!
    4. 充满某种情感的的: sevinç \dolu 高高兴兴的 öfke \dolu 怒气冲冲的 Sevgi dolu bir sesle konuşuyordu. 她说话的话语充满了爱。
    is.
    1. 满满一个容器的量: bir bardak \dolusu süt 满满一杯牛奶 bir oda \dolusu insan 满满一屋子的人 Bu orman, dışardan bakınca öten kuşlar, güzel kokulu çiçeklerle dolu gibi, pek güzel görünüyordu. 从外边看, 这片林子鸟语花香, 显得非常漂亮。
    2. 满满一杯酒: Bir dolu içti. 他喝了满满一杯酒。
    3. 盛满东西的容器
    ◇ \dolu (yu) çekmek 一饮而尽 \dolu içmek 喝酒 \dolu zar 俚́ 做了假的色子
    ◆ Dolu küpün sesi çıkmaz. 一瓶子不响, 半瓶子咣荡。Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı. 左右为难; 一筹莫展; 无计可施; 黔驴计穷。

    Türkçe-Çince Sözlük > dolu

  • 193 düşman

    s. ve is.
    1. 仇视的, 敌对的; 敌人, 敌手: \düşman ordusu 敌军 halk \düşmanı 人民公敌 sınıf \düşmanı 阶级敌人 Ahmet hiç düşmanı olmayan, çok sevilen bir insandir. 艾哈迈德没有任何仇人, 是一个深受爱戴的人。Düşman süvarisi, kesif yayım ateşi başlayınca yüz geri attı. 密集的枪声一响, 敌骑兵掉头就跑。Rıhtımda kaynaşan kalabalığa düşman gözüyle bakıyor. 他用仇视的目光盯着码头上熙熙攘攘的人群。
    2. 对方, 对手: Futbol sahasının kenarında düşmanlarını seyrediyordu. 他在足球场边上看着对手。
    3. -e 讨厌…的, 厌恶…的: içki \düşmanı 讨厌喝酒的人 içkiye \düşman bir adam 一个厌酒的人 Mediha kendinin iştirak etmediği her davranışa düşmandır. 迈迪哈讨厌任何他不赞同的作法。
    4. -e 对…有害的, 有害的, 天敌: meyve \düşmanı karga 危害水果的乌鸦 çiçek \düşmanı böcek 危害鲜花的昆虫
    5. 大量消耗…的: yemek \düşmanı 饭桶, 老饕, 饕餮
    ◇ \düşman ağzı 诬陷不实之词, 诽谤, 恶言中伤 \düşman başına 让恶运远离自己和亲友而只落到敌人头上的一句祝词 \düşman çatlatmak 展示自己的胜利刺激敌方 -e \düşman kesilmek 敌视, 仇视; 讨厌, 厌恶: Neden ona bu kadar düşman kesildiklerini anlayamadı. 他不明白他们为什么如此讨厌他。\düşman mevzilerini sarmak 包围敌军 \düşman olmak 敌视, 成为仇敌: Dedikodu yüzünden birbirlerine düşman oldular. 他们因听信流言蜚语而相互敌视。\düşmana sokulmak 与敌人接触(交火) \düşmanı püskürtmek 击溃敌军 \düşmanı topun namlusunda görmek 与敌军正面交火 \düşmanın arkasını kesmek 切断敌军后路 \düşmanın eline kılıç vermek 自己做对自己不利的事 \düşmanın merhametine sığınmak 无条件投降 \düşmanını güldürmek 使亲者痛仇者快: Korkuyorum, sen bu gidişle babanın ocağına incir dikeceksin, düşmanlarını güldüreceksin. 我担心你这么干会毁掉祖宗的基业, 干出亲者痛仇者快的事情。
    ◆ Düşmanın karınca ise de hor bakma. 敌手再弱, 也不可轻敌。

    Türkçe-Çince Sözlük > düşman

  • 194 hasiyetli

    s. (饮食等)有益的, 有益健康的, 适合卫生的: \hasiyetli bir meyve 一种有益健康的水果

    Türkçe-Çince Sözlük > hasiyetli

  • 195 incili

    s.
    1. 镶有珍珠的
    2. 珍珠色的: İlkyazda pembeli incili çiçekler açıp, güzde bol bol meyve veren on iki de şeftali ağacı vardı. 那里还有12棵桃树, 春天开出淡红色和珍珠色的鲜花, 秋天结着硕大的果子。

    Türkçe-Çince Sözlük > incili

  • 196 kabuk

    - ğu is.
    1. 外皮, 外壳, 荚: ağaç \kabuku 树皮 ekmek \kabuku 面包皮 fasulye \kabuku 豆荚 fındık \kabuku 榛子壳 kavun \kabuku 瓜皮 meyve \kabuku 果壳, 果皮 yer \kabuku 地壳 yumurta \kabuku 蛋壳
    2. (动物的)壳, 甲: salyangoz \kabuku 蜗牛壳 istiridye \kabuku 牡蛎壳
    3. 解́ (动、植物内部器官的)外皮, 皮质, 皮层: beyin \kabuku 脑外皮
    4. 医́ 痂: Yaranın kabuğu kalktı. 伤口的痂已经脱落。
    ◇ \kabuk bağlamak 1) 形成外皮(或外壳); 结痂: Yarası kabuk bağlamış. 他的伤口结痂了。 2) 结束, 完结 \kabuk gibi (指布料)坚硬的, 结实的 \kabuk koparmak 惹事生非, 怂恿, 教唆: Kabuk koparmak niyetinde olsa bile senin ona uyacağına inanmak istemem. 就算他有意教唆, 我也不愿相信你会听他的。\kabuk tutmak 1) 形成外皮(或外壳); 结痂 2) 结束, 完结 (kendi) \kabukuna çekilmek 转́ 闭门谢客, 与外界隔绝, 不与人交际: Geçirdiği hastalıktan sonra kabuğuna çekilmek mecburiyetini duymuştu. 生病之后他觉得必须闭门谢客。\kabukını çıkarmak 剥去外壳

    Türkçe-Çince Sözlük > kabuk

  • 197 kanatlı

    s. 有翅(翼等的): \kanatlı radyatör 片状散热器 çifte \kanatlı kapı 双扇门 \kanatlı meyve 植́ 翅果, 翼果

    Türkçe-Çince Sözlük > kanatlı

  • 198 kapçık

    - ğı is.
    1. 小容器
    2. 弹壳: fişek \kapçıkı 弹壳
    3. 植́ 外皮, 外果壳, 壳
    4. 转́ 毫无价值的外表部分
    ◇ \kapçık meyve 瘦果

    Türkçe-Çince Sözlük > kapçık

  • 199 kıyamet

    [kıya:met]
    阿́
    is.
    1. 世界末日: Hemen herkes, kıyamet gününün gelip çattığına hükmetmiş ve akıbetten ümit kesmiş görünüyor. 看来几乎所有的人都认为世界末日就要来了, 对未来丧失了希望。
    2. 转́ 不幸, 痛苦, 灾难: \kıyamet kuramı 灾变说
    s.
    1. 转́ 嘈杂的, 喧闹的, 喧嚣的, 乱哄哄的: Bayram olduğu için sokaklar kıyamet. 过节了, 大街上人群熙攘。
    2. 转́ 很多的: Dışarda kıyamet insan var. 外面人声鼎沸。
    ◇ \kıyamet alâmeti 1) 糟透啦!真讨厌! 2) 不祥之兆 \kıyamet gibi 大量的, 繁杂的: Kıyamet gibi konuk geldi. 来了许多客人。Pazarda meyve kıyamet gibiydi. 市场上水果多得成灾。\kıyamet kadar 大量的, 繁杂的: Benim kıyamet kadar işim var. 我有许多事要做。\kıyamet kopmak 1) 世界末日降临: Kıyamet mi kopar? 出什么事了?怎么回事? 2) 喧闹, 喧嚣, 乱成一团, 争吵: O günlerde, sokaklarda kıyametler kopuyordu. 在那些日子里, 大街上热闹非凡。Her hâlde karımla aramızda kopacak kıyamete göğüs germeye hazırlanmalıyım. 无论如何, 我必须做好准备, 面对我们夫妻之间将出现的争吵。\kıyamet köprüsü 宗́ 奈何桥; 天桥(伊斯兰教称架在火狱之上直通天国的桥, 其窄细如发丝, 锋利如剑刃; 生前行善者可安全通过, 行为不端或作恶者经此将掉入火狱。) \kıyamete kadar 永远: Onu kıyamete kadar unutmam. 我永远也忘不了她。\kıyamete kalmak 永无可能: Seni bir daha görmek kıyamete mi kaldı? 难道再也不能看你了吗?\kıyameti koparmak 1) 声嘶力竭地大喊大叫 2) 号啕大哭: Annesi çarşıya götürmeyince çocuk kıyameti kopardı. 妈妈不带他去商店, 那孩子就号啕大哭。

    Türkçe-Çince Sözlük > kıyamet

  • 200 kuru

    s.
    1. 干的, 干燥的, 干枯的, 干涸的: \kuru çeşme 枯泉 \kuru dere 干涸的小溪 \kuru kuyu 干井, 渗井
    2. 干旱的, 无雨的; (土地)贫瘠的, 不毛的, 荒芜的, 不毛的, 荒芜的: \kuru çol 干旱的沙漠 \kuru hava 干燥空气 \kuru soğuk 干冷 \kuru tepeler 荒芜的小丘
    3. 脱水的: \kuru fasulye 干豆角 \kuru meyve 果干 \kuru üzüm 葡萄干
    4. (植物)枯萎的, 干枯的
    5. 瘦削的, 干瘪的, 枯瘦的, 瘦弱的: \kuru bir adam 一个干瘦的人 Bu çocuk ne kadar kuru! 这孩子多么瘦弱!
    6. 不用水的, 没有分泌液的: \kuru filtre 干滤器 \kuru öksürük 干咳 \kuru pil 干电池 \kuru tarım 非灌溉耕作 \kuru temizleme 干洗 \kuru temezleyici 干洗工作人员
    7. 赤裸裸的, 光秃的, 空的, 无遮蔽的, 不铺垫褥的: \kuru oda 空荡的房间
    8. 单单的, 无味的; 无任何佐餐品的(面包等): \kuru ekmek 无任何佐餐品的面包 \kuru pasta 一种不加奶酪的糕点 Kuru çayla karın doyar mı? 光喝茶能填饱肚子吗?
    9. 无意义的, 空洞的, 虚妄的, 空幻的: \kuru söz 不切实际的空话 \kuru vaatler 不兑现的诺言
    10. 转́ 枯燥的, 乏味的, 干巴巴的: \kuru bir anlatım. 干巴巴的解释 \kuru, zevksiz bir hayat 枯燥乏味的生活
    11. 转́ 生硬的, 不柔和的: \kuru cevap 生硬的回答
    12. (在一些词组中)意为“贫穷, 贫困”“仅仅”“只有”: Dünyada kuru canından başka hiçbir şeyi kalmamıştı. 他孤单一人, 落魄潦倒。
    is.
    1. 干, 干燥
    2. 俚́ 大麻: Az buçuk kuru tosla da efkâr dağıtayım be abi. 大哥!给点儿抽的!可怜可怜我吧!
    3. 俚́ 又瘦又小的女老师
    ◇ \kuru baş 单独, 孤独 \kuru başına (或 canına) kalmak 独自一人, 单独生活: Eşini yitirince evde kuru başına kaldı. 妻子过世后, 他在家孤独地过活。\kuru çeşmede abdest alıp ihmal paşada namaz kılmak 俗́ 敷衍了事, 应付差使 \kuru dâva 废话, 胡说八道 \kuru duvar 砖石之间不抹灰浆砌成的墙 \kuru gürültü 瞎嚷嚷, 吓唬人的话; 空话, 废话: Bu konuşmalar onun için bir kuru gürültüden itaretti. 这番话对他来说是废话。Onun palavraları hep kuru gürültüdür, aldanmayın. 他的谎言全是废话, 你别上当!\kuru gürültüye pabuç bırakmak 转́ 害怕, 被吓住, 惊慌失措: Ahmet öyle denemeden, kuru gürültüye pabuç bırakır takımından değil. 艾哈迈德不是那种试都不试就被虚张声势吓住的人。Genç kız, kuru gürültüye pabuç bırakacağa benzemiyordu. 这女孩儿似乎不怕别人吓唬她。Kuru gürültüye kimse pabuç bırakmaz, iyisi mi şurada can ciğer ahbabız, alçaktan görüşüp anlaşalım. 大家都镇静!最好我们还是好朋友, 好好谈谈, 和解了吧!\kuru hasır üstünde (或 üzerinde) 转́ 穷困潦到的, 一无所有的: Sen bu gidişle kuru hasır üzerinde can vereceksin. 照这样下去, 你早晚得穷死。\kuru iftiraya uğramak 蒙受不白之冤: Kuru iftiraya uğrayan kişi üzüntüden bitti. 蒙受不白之冤的人非常难过。\kuru kalabalık 1) 吃闲饭的人, 废物: Şu kuru kalabalık lütfen dağılsınız da işimize bakalım. 你们这些废物, 还是散了吧!我们做我们的事情去吧! 2) 废弃的物品, 无用的东西, 破烂货 \kuru kemik 骨瘦如柴的, 极度瘦弱的人 \kuru kilim üstünde (或 üzerinde) 转́ 穷困潦到的, 一无所有的 \kuru \kuruya 徒然, 白白地, 无结果地 \kuru köfte 油炸肉丸子: İçinde kuru köfteler bulunan bir tası oğluna uzattı. 他把一碗油炸丸子递给了儿子。\kuru kütük 没对任何人做过善事的人 \kuru tahtada kalmak 家贫如洗, 家徒四壁 \kuru tehdit 瞎诈唬: Arkadaş, kuru tehdite metelik verme, yapacağını yap. 朋友, 别听别人瞎诈唬, 做你该做的事情去吧!\kuru yası ağız 俗́ 乌鸦嘴, 臭嘴 \kuru yere kurt düşürmek 转́ 无事生非 \kuruda kalmak (船只)搁浅
    ◆ Kurunun yanında yaş da yanar. 坏人作恶, 好人受罚。

    Türkçe-Çince Sözlük > kuru

Look at other dictionaries:

  • etli meyve — is., bit. b. Ortası etli ve sulu olan yemiş …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • etli — sf. 1) İçinde et bulunan 2) Eti çok olan Etli koyun. 3) Dolgun, kalın ... aşağıya sarkan kalın, etli, ıslak dudakları vardı. Y. K. Karaosmanoğlu 4) Yenecek kısmı çok olan (meyve) Etli, lezzetli bir zeytin. Birleşik Sözler etli bitki etli butlu e …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve — is., bit. b., Far. mīve 1) Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş 2) mec. Ürün, sonuç, kâr Mektebimizin şapirografla basılan haftalık Fidan ında, en güzel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • meyve ortası — is., bit. b. Yemişlerin meyve dışı ve meyve içi arasında bulunan sulu ve etli bölümü …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • sırık domatesi — is., bit. b. Dalları sırıkla desteklenerek yetiştirilen, iri, düzgün ve etli meyve veren bir tür domates …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • Gastronomía de Turquía — Pizza turca o Lahmacun preparada y con todos sus ingredientes. La gastronomía de Turquía corresponde al conjunto de costumbres culinarias de los habitantes de las regiones de Turquía. La cocina de Turquía es muy conocida en la actualidad y parece …   Wikipedia Español

  • ezme — is. 1) Ezmek işi 2) Sebze veya yemiş ezilerek yapılan yiyecek Sıkınca içinden vıcık vıcık balık ezmeleri, kaz ciğerleri çıkan tüpler... Y. Z. Ortaç 3) Bitkilerin etli ve yumuşak kısımlarını macun kıvamına getirmek üzere parçalama, katı ve telsel… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kiraz — is., bit. b., Rum. 1) Gülgillerden, ılıman iklimlerde yetişen bir meyve ağacı (Cerasus avium) 2) Bu ağacın kırmızı veya beyaz renkte, etli, sulu, tek çekirdekli meyvesi Tabaktan ikişer kiraz daha alıyoruz. Y. Z. Ortaç Birleşik Sözler kiraz elması …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.