Translation: from turkish

derdine düşmek

  • 1 kendi derdine düşmek

    быть за́нятым то́лько со́бственными пробле́мами

    Türkçe-rusça sözlük > kendi derdine düşmek

  • 2 kendi derdine düşmek

    to be preoccupied with one's own troubles

    İngilizce Sözlük Türkçe > kendi derdine düşmek

  • 3 dert

    го́ре (с)
    * * *
    озвонч. -di
    1) страда́ние; муче́ние; [душе́вная] боль

    dert çekmek — страда́ть, терпе́ть му́ки

    2) го́ре, несча́стье; беда́

    derdini açmak / anlatmak — рассказа́ть о своём го́ре

    derdini deşmek — береди́ть ра́ны

    dert [derdini] dökmek — излива́ть своё го́ре; расска́зывать о свои́х страда́ниях

    dert üstüne dert — беда́ к беде́

    dert yanmak — а) се́товать / жа́ловаться на свою́ несча́стную судьбу́; б) пла́каться, расска́зывать о своём го́ре / беде́, несча́стье и т. п.

    3) сло́жная пробле́ма, тре́бующая разреше́ния; забо́та, печа́ль разг.

    dert değil! — не сто́ит придава́ть значе́ния!, не сто́ит беспоко́иться!

    derdine düşmek — иска́ть вы́ход из затрудни́тельного положе́ния

    derdi günü — одна́ еди́нственная забо́та

    onun derdi günü roman okumak! — у него́ одна́ забо́та - чита́ть рома́ны!

    4) неизлечи́мая боле́знь тж. перен. ; тяжёлый неду́г

    derde derman — цели́тельное сре́дство

    derdi tepmek — а) [сно́ва] дать о себе́ знать, взбудора́жить (о горе, печали и т. п.); б) возврати́ться - о боле́зни

    her derde deva — панаце́я

    5) прост. о́пухоль, ши́шка

    boynunda dert çıkmış — у него́ на шее́ образова́лась ши́шка

    ••

    derdini veren dermanını da verirпосл. [Алла́х] дал го́ре, он даст и избавле́ние

    dert ağlatır aşk söyletirпогов. го́ре заставля́ет пла́кать, а любо́вь - петь

    söylemeyen derdini derman bulamazпосл. дитя́ не пла́чет - мать не разуме́ет

    dert gider ama yeri boş kalmazпосл. на ме́сто уходя́щего го́ря прихо́дит но́вое

    - derdini Marko Paşaya anlat

    Türkçe-rusça sözlük > dert

  • 4 kendi

    1.

    kendin daha iyi bilirsin! — тебе́ видне́е!

    bu işi kendin yapabilirsin — э́то ты мо́жешь сде́лать сам

    kendi[si] — он сам

    kendisine her şey anlatmalı — ну́жно всё объясни́ть ему́ самому́

    kendine güveniyor — он наде́ется на [самого́] себя́

    kendimiz — мы са́ми

    kendimiz görmeliyiz — мы са́ми должны́ уви́деть

    kendiniz — вы са́ми

    kendiniz sebep oldunuz — вы са́ми ста́ли причи́ной

    kendileri — они́ са́ми

    kendiler evde yoklar mı? — что их сами́х нет до́ма?

    2.
    свой, со́бственный

    kendi evim — мой со́бственный дом

    kendi işini kendisi yapsın — свою́ рабо́ту пусть он сам де́лает

    ••

    kendi düşen ağlamazпогов. упа́вший сам - не пла́чет

    - kendini alamak
    - kendini ateşe atmak
    - kendini atmak
    - kendini beğenmek
    - kendini bırakmak
    - kendini bilmek
    - kendini bildim bileli
    - kendini bir şey sanmak
    - kendini bir yerde bulmak
    - kendini bulmak
    - kendini dar atmak
    - kendi derdine düşmek
    - kendini dinlemek
    - kendini derhem derhem satmak
    - kendinden geçmek
    - kendine gelmek
    - kendi göbeğini kendi kesmek
    - kendi havasında gitmek
    - kendi havasında olmak
    - kendini kapıp koyvermek
    - kendini kaptırmak
    - kendini kaybetmek
    - kendi kendine
    - kendi kendine konuşmak
    - kendi kendine yanma
    - niçin böyle kendi kendine yürüyorsun?
    - kendi kendini yemek
    - kendi kuyusunu kendi kazamak
    - kendini naza çekmek
    - kendinde olmamak
    - kendi payıma
    - kendi payıma ben bu işi doğru bulmuyorum
    - kendini sıkmak
    - kendini tartmak
    - kendini toparlamak
    - kendini toplamak
    - kendini tutmak
    - kendini vermek
    - kendi yağıyla kavrulmak
    - kendine yedirememek
    - kendine yontmak

    Türkçe-rusça sözlük > kendi

  • 5 kendi

    1. pron selbst, selber; er, sie, es;
    (ben) kendim ich (selbst), (sen) kendin du (selbst), kendi(si) er, sie, es (selbst), kendimiz wir (selbst), kendiniz ihr (selbst), Sie (selbst), kendileri sie (selbst);
    kendime mir, kendimi mich usw
    2. adj eigen;
    kendiminki mein, meins; der, die, das Meinige;
    kendi evim mein Haus, kendi evin dein Haus;
    kendi kitabı sein Buch, sein eigenes Buch;
    kendi oğlu ihr leiblicher Sohn;
    kendi başına selbstständig, auf eigene Faust;
    kendi derdine düşmek nur mit sich selbst beschäftigt sein;
    kendi düşen ağlamaz wie man sich bettet, so liegt man;
    kendi göbeğini kesmek sich nur auf sich selbst verlassen;
    kendi yağıyla kavrulmak im eigenen Saft schmoren; allein zurechtkommen;
    kendi halinde, kendi havasında eigenbrötlerisch;
    kendi işini kendin yap Do-ityourself n
    3. refl pron sich;
    ben kendime güveniyorum ich verlasse mich auf mich selbst;
    kendimi iyi bulmuyorum ich fühle mich nicht wohl;
    belli ki, kendini çok üşütmüş es ist klar, dass sie sich sehr erkältet hat;
    kendine vor sich; mit sich selbst; ganz allein; selbst-;
    kendinden geçmek in Ohnmacht fallen;
    kendine güvenen selbstsicher;
    kendini atmak sich stürzen (-den aus D);
    kendini dev aynasında görmek sehr eingebildet sein;
    kendini beğenmek viel von sich (D) halten;
    kendini bırakmak sich gehen lassen; sich überlassen (-e D);
    kendini dirhem dirhem satmak zimperlich sein, fam sich anstellen;
    kendini bulmak wieder zu sich (D) kommen; eine Persönlichkeit werden;
    kendini göstermek sich zeigen, auftreten; sich hervortun;
    kendini ispat etmek sich behaupten;
    kendini ispat ihtiyacı Geltungsbedürfnis n;
    kendini tanıtmak sich vorstellen;
    kendini toparlamak sich zusammennehmen; Vernunft annehmen; zunehmen;
    -e kendini vermek sich hingeben D, sich aufopfern für;
    kendi(si)ne gelmek zu sich (D) kommen; Sache sich einrenken

    Türkçe-Almanca sözlük > kendi

  • 6 baş

    is.
    1. 头, 头颅, 脑袋, 首级: \baş çanağı 颅骨, 头盖骨, 脑壳 Başını elleri arasına almış düşünüyordu. 他两手托腮, 在那里沉思。
    2. 领导人, 首脑, 首领, 头目, 头儿: kol \başı 队长 ırgat (或 işçi) \başı 工头 oymak \başı 部族首领 Cumhurbaşkanı devletin başıdır. 总统是国家元首。
    3. 起头, 开头, 开始, 开端: ay \başı 月初 yıl \başı 年初, 新年, 元旦 satır \başı 段首 yazısının \başında üzerinde durduğu noktalar 他在文章的开头部分谈到的几点
    4. 基础, 根本: Her işin (或 şeyin) başı sağlık. 成́ 万事悠悠, 健康为大。
    5. (河流)源头
    6. 顶, 最高点: dağ (ın) \başı 山头, 山顶 tepe (nin) \başı 小山头, 小山顶
    7. 小头: çiban \başı 脓头 meme \başı 奶头, 乳头 toplu iğne \başı 大头针的头
    8. 末端, 尽头: köprü \başı 桥头堡 O sırada koridorun başından uzun boylu bir kız belirmişti. 正在此时, 走廊的尽头出现了一位高个姑娘。
    9. 头, 只, 个, 枚: bir \baş soğan 一棵葱 on \baş sığır 10头牛 yirmi \baş koyun 20只羊 üç \baş sarımsak 三头蒜
    10. (货币兑换时的)佣金
    11. 附近, 周围, 旁边: ateş \başı 火堆旁边 havuz \başı 水池边 mangal \başı 火盆旁 ocak \başı 火炉旁 sofra \başı餐桌旁 Çeşme başında toplananlar su için kavga ettiler. 聚集在饮水处的人们为水争吵了起来。Pek sıcak günlerde prenses ormana gider; bu serin kuyunun başında otururmuş. 天气一热, 公主就到森林里去, 坐在清凉的水井旁边。
    12. 思想, 记忆; 头脑: Geçmişin anılarını başımda canlandırmak istiyorum. 我想恢复过去的记忆。
    13. 船头, 船首
    14. 5级跤手(最高一级跤手)
    15. 放在名词前, 组成复合词: başbakan 总理 başkent (或 başşehir) 首都 başyazar (或 başmuharrir) 主编 başyazı (或 başmakale) 社论 baştercümen 首席翻译
    s.
    1. 首要的, 最重要的: \baş merdiven 主梯, 主楼梯 Parlamentonun baş vazifesi bütçeyi yapmaktır. 议会首要任务是制定预算。Bu işin böyle olmasında baş sorumlu olduğumu düşünüp kendi kendimi yiyorum. 我认为这件事弄成这个样子全怪我自己, 我在生我自己的气。
    2. 首席的, 主要的: \baş erkek dansçı 首席男领舞演员, 舞剧男主角
    ◇ \baş açık yalın ayak 慌得顾不上穿衣服地, 赤身裸体地: Acı haberi alınca adam, baş açık yalın ayak sokağa fırladı. 这个人一听到噩耗, 顾不上穿衣服就跑到了街上。\baş açmak 1) 非常乐意做某事 2) (妇女)脱去罩袍 \baş ağrı 令人头疼的, 令人伤脑筋的 -e \baş ağrı vermek 令人头疼, 令人伤脑筋 \baş ağrıtmak 使烦恼, 使厌烦, 使伤脑筋: Şu mızmız davranışlarıyla baş ağrıttın. 你这种总爱给别人挑刺的态度使人反感。- den \baş alamamak 忙得脱不开身, 忙得不可开交, 忙得不亦乐乎 \baş alıp \baş vermek 争斗, 撕打, 搏斗 \baş almak 史́ 取首级, 杀敌 \baş aşağı 头朝下, 颠倒: Kendimi baş aşağı yürüyen insanlar arasında buluvermek çok hoş olacak doğrusu! 和头朝下走路的人在一起真的很有意思。Tavukları baş aşağı tutmayınız. 你们不要把鸡头朝下拿着。\baş aşağı çekim 交替拍摄 \baş aşağı düşmek 社会地位受到动摇, 走下坡路, 衰落, 衰败 \baş aşağı gelmek 1) 头着地, 倒栽葱 2) 倒霉 \baş aşağı gitmek 1) 头着地, 倒栽葱: Çocuk merdivenden baş aşağı gitti. 那孩子一个倒栽葱从楼梯上滚了下来。 2) 变糟, 下跌: Altın fiyatları baş aşağı gidiyor. 金价正在走低。Piyasa durgun, işlerimiz baş aşağı gidiyordu. 市场萧条, 我们的生意不好做。 3) 总是吃亏, 总是倒霉: Baş aşağı gittiğinin farkındaydı. Fakat toplanıp silkinmesine de bir türlü çare bulamıyordu. 他发现他总是倒霉, 但是怎么也找不到办法振作起来摆脱这个困境。\baş (ı) bacadan aşmak 超过出嫁年龄 \baş bağlamak 1) 包头, 裹头 2) 结穗: Buğdaylar baş bağladı. 小麦结穗了。 3) 与…有联系, 与…有关 \baş bağlatmak 使结婚 \baş \başa 1) 俩人单独在一起: Ayak altı olmayan bir yer bul da baş başa oturalım. 你找一个没人的地方, 咱们俩坐坐。Odada baş başa oturdular. 他俩独处一室。 2) 团结一致 \baş \baş bırakmak 使俩人单独在一起 \baş \başa kalmak 俩人单独在一起: Ben, el ayak çekildikten sonra, odanın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini beklerim. 夜深人静之后, 我插上门, 读起书来, 等待着我俩单独会面的时间到来。\baş \başa verip dert yanmak 同情, 发牢骚, 互诉衷肠 \baş \başa verip dertleşmek 同情, 发牢骚, 互诉衷肠 \baş \başa vermek 1) 碰头, 磋商: Bu mesele hakkında kaşık düşmanı ile baş başa verip düşünmeden birşey söyleyemem. 这事我什么也不能说, 得先和我老婆商量商量, 好好想想。 2) 互为依靠 \baş belâsı 令人厌烦的, 令人烦恼的, 扫把星: Benim bir köpeğim vardır. Başımın belâsı. 我有一条狗, 他真让我头疼。Baş belâsı karı, çocuğu niye dövüyorsun? 你这个贱女人, 为什么打孩子?\baş belirsiz, meydan ıssız 极其混乱的, 杂乱无章的, 无序的 \baş beyin kalmamak 晕头转向: İnşaatın gürültüsünden bizde baş beyin kalmadı. 施工噪音搅得我们晕头转向。\baş boy 优质 \baş bulmak 赢利, 获利: Bu fiyata verirsem, baş bulmaz. 如果按这个价卖, 我无利可图。\baş çatmak 包头, 缠头 \baş çavuş 士官 \baş çekimi 半身像, 半身照 \baş çekmek 倡导, 发起, 牵头; 主演 \baş çevirmek 绝交, 不愿见 \baş çıkarmak 出现, 出头露面 \baş derdine düşmek 自顾不暇 \baş dikmek 任命领导人, 指定负责人 \baş döndürmek 1) 使头晕眩: Aşağısı baş döndürecek kadar derin bir uçurumdu. 下面是令人眼晕的万丈深渊。 2) 变化之快令人吃惊 \baş döndürücü 1) (速度)极快的, 过快的 2) 令人眩晕的 \baş dönmesi 1) 头晕目眩, 头晕眼花 2) 陶醉: Böyle bir manzarayı ne resimlerde görebilirsiniz, ne filmlerde, insana baş dönmeleri gelir. 无论是在图画中, 还是在电影里, 你们都看不到这样一种景色, 它令人陶醉。-le \baş edebilmek 有能力应付某人, 有能力做某事 \baş edememek 无能力应付某人, 无能力做某事: Baş edemeyeceklerini anlayınca kirişi kırıp kaçmışlardı. 他们明白他们无能为力了, 便一走了之。\baş eğmek 1) 点头(同意, 打招呼等) 2) 惭愧, 害臊: Kız utancından kıpkırmızı olmuştu. Sessizce başını eğdi. 姑娘羞红了脸, 悄悄地低下了头。 3) 俯首听命: Otoriteme her zaman baş eğmiştir, ama bu defa baş kaldıracak gibi bir şey yapıyor. 他一向服从我的权威, 可这次似乎要造反了。\baş elde iken 生前, 活着时, 在世时: Dedem baş elde iken mülkünü çocuklarına paylaştırdı. 我祖父生前把他的财产对他的子女做了分割。\baş etmek 有能力做, 足以干成 \baş fiyat 好价钱, 为最好产品而确定的价格 -e \baş gelmek 战胜, 相当于: Bir orduya baş gelir. 它能顶一个军使。\baş giyeceği 帽子 \baş giyimi 帽子 \baş göstermek 显示, 出现, 发生: Bu kış yine, kok kömürü sıkıntısı baş gösterecekmiş. 今年冬天焦煤似乎将匮乏。Kuraklık olunca, Afrika'nın bazı ülkelerinde açlık baş gösterir. 只要一发生干旱, 非洲的某些国家就出现饥荒。\baş göz etmek 俗́ 使结婚, 嫁: Ben onu Mustafa ile baş göz etmek istiyorum. 我想让她与穆斯塔法结婚。Benim artık bir tek kaygım var. O da, şu kızı baş göz etmek. 我还有一个心愿, 那就是为这姑娘找一个婆家。Elim ayağım tutarken doğrusu şu kızı baş göz etmek isterim. 我真想在我手脚还能动的时候把这个女儿嫁出去。\baş göz olmak 俗́ 结婚 \baş göz yarmak 1) 殴打, 打得鼻青脸肿 2) 转́ 把一篇文章念得磕磕巴巴 3) 转́ 办事笨拙, 把事办砸, 未把事做好 \baş heykeli 半身塑像 \baş indirmek 点头同意 \baş kaldıramak 1) 抬头: Gece gündüz yazı yazmaktan baş kaldıramıyordu. 他没日没夜到写啊写。 2) 出现, 显露 3) 反对, 反抗; 起义, 造反, 暴动: Otoriteme her zaman baş eğmiştir. Ama bu defa baş kaldıracak gibi bir şey yapıyor. 他一向服从我的权威, 而这次似乎要造反了。\baş kaldıramamak 1) 病入膏肓, 卧床不起 2) 忙得脱不开身, 忙得不可开交, 忙得不亦乐乎 \baş kaygusu 惦念, 挂念 \baş kesmek 1) 砍头 2) 右手搁胸前低头致意: İhtiyar, baş kesip cevap verdi. 老人右手搁胸前低头致意, 以示还礼。 3) 投降, 服从 \baş kıç vurmak (船只)前后颠簸 \baş kırmak 抬杠 \baş kisvesi 帽子 -e \baş komak 准备献身: Biz vatanımıza baş komuş erleriz. 我们是准备为祖国而献身的战士。\baş korkusu 恐惧 \baş koşmak 努力, 用功 -e \baş koymak 准备献身 \baş kurtarmak 大难不死, 躲过一劫, 逃脱惩罚 \baş olmak 当头, 做首领 \baş örtmek 用头巾包头 -e \baş sallamak 随声附合, 言听计从; 同意, 认可 \baş selâmı 点头致意 -e \baş tutmak 海́ 沿着航线驶往, 保持航线 \baş tutmamak 海́ 偏离航线, 迷航 \baş üstünde gezdirmek 盛情款待, 友好接待, 尊重 \baş üstünde gezmek 受尊重, 被敬重 \baş üstünde tutmak 盛情款待, 友好接待, 尊重: Misafir olarak kaldığı sürece onu baş üstünde tutmuşlardı. 在他作客期间, 他们对他盛情款待。\baş üstünde yeri olmak 非常受尊敬, 非常受关注, 受到盛情款待 \baş vermek 1) (脓包)变熟 2) 吐穗, 抽穗 3) 迎着风或水流 4) 用清水漂流(衣物) 5) 牺牲; 出师未捷身先死 \baş yakmak 使陷入恶劣的境地 \baş yapmak 做头发, 做头发护理 \baş yarıp göz çıkarmak 1) 殴打, 打得鼻青脸肿 2) 转́ 办事笨拙, 把事办砸, 未把事做好 \baş yarmak 1) 殴打, 打得鼻青脸肿: Dostun attığı taş baş yarmaz. 成́ 良药苦口利于病, 忠言逆耳利于行。 2) 转́ 办事笨拙, 把事办砸, 未把事做好: Biz ona iş yap dedik, o gitti baş yarıp geldi. 我们让他去做事, 他去了, 结果搞得一塌糊涂。Adağın nerede kaldı, meseleyi kolaylıkla halledeceğini söylemiştin, hâlbuki baş yarmaktan başka birşey elinden gelmedi. 你是怎么答应的?你说你办这件事容易得很, 可是除了添乱你什么事情也办不成。-in \baş yemek 1) (餐桌上汤后上的第一道)主菜 2) 使死亡, 致死 3) 使陷入困境 \başa \baş 相同的, 相等的, 旗鼓相当的: Bu iki güreşçi başa baş güreştiler. 这两个摔跤手摔了个平手。\başa \baş gelmek 平等, 相等, 平衡, 旗鼓相当: Bu ayın aile bütçesi başa baş geldi. 这个月家里收支持平。\başa \baş gitmek 平等, 相等, 平衡, 旗鼓相当: Biz bu yarışın bu kadar başa baş gitmesinden gurur duymalıyız. 我们应该对这次竞争如此旗鼓相当感到自豪。(-ile) \başa çıkamamak 1) 不胜任 2) 无暇顾及 -i \başa çıkarmak 1) 结束, 完成 2) 宠爱, 溺爱 (-ile) \başa çıkmak 1) 战胜, 克服, 征服, 摆平, 了结: Adamcağız sözle başa çıkamayacağını anlamış. 他似乎明白光靠空口说白话已经摆不平了。 2) 胜任 3) 任性, 惯坏, 受宠 \başa dert düşmek 遭遇不幸, 烦恼, 不安 \başa geçmek 1) 当头, 做首领: Ali Bey dernekte başa geçtı. 阿里先生当了协会的头。 2) 名列前茅, 首屈一指 \başa gelmek 遭遇不幸: Alna yazılan başa gelir. 成́ 人之命, 天注定。\başa gün doğmak 走运, 撞大运 \başa güreşmek 1) 争夺冠军 2) 力争最佳结果 \başa hasır yakmak 抱怨 \başa kaka anlatmak (或 söylemek) 说粗话 -i \başa kakmak 揭短; 总提所做过的好事惹人厌 \başa sürmek 使进行到底 \başa varmak 结束, 完成, 有成果 \başa yazılmak 命中注定 \başa yetişmek 结束, 完成, 有成果 \başı açık 光着头, 不戴帽子的: Yağmurda başı açık sokağa çıkma. 雨天别光着头上街。\başı açılmak 脱发, 变秃 \başı açmak 走开, 离开, 滚开 \başı ağırlaşmak 犯困 -in \başı ağrımak 1) 对…负责任: Bu yolsuz işten dolayı başının ağrıyacağı belli idi. 显然他要对这种不正当的事情负责。 2) 头痛, 伤脑筋: O aileyle iyi geçinseydin başın ağrımazdı her hâlde. 你要是能同那一家和睦相处, 你肯定就不会伤脑筋了。-in \başı altından çıkmak (某种坏事)出自某人的主意: Bütün bu kötülükler o zalimin başı altından çıkıyordu. 所有这些坏事都是那个坏蛋的主意。Samimî gibi görünür ama aldanmayın: Her kötülük onun başının altından çıkar. 他看起来忠厚老实, 可是你们别上当, 他什么事儿都干得出来!-in \başı araya gitmek 不情愿地卷入别人的纷争; 受夹板气 \başı ateşe yanmak 因他人而受难, 舍己为人; 背黑锅 \başı ayak, ayağı \baş yapmak 颠倒黑白 \başı bağlanmak 1) 身不由己 2) 忙得脱不开身 3) 订婚, 结婚 \başı bağlı 1) 身不由己的 2) 忙得脱不开身的: Bir yere gidemiyor, başı bağlıdır. 他忙得脱不开身, 哪儿也去不了。 3) 已订婚的, 已结婚的, 有对象的, 有主儿的, 已出阁的 \başı \başa çatmak 磋商, 商量 -in \başı belâda 处于难以摆脱的困境 -in \başı belâya girmek 陷于困境, 面临令人烦恼的状况: Kıçı kırık bir saat yüzünden başım belâya giriyordu. 我为了一只破表而惹来了麻烦。\başı bez 女人 -in \başı bozulmak 丧夫 \başı bütün 配偶健在的 -in \başı çatlamak 头疼得象要裂开似的, 头剧烈地疼痛 \başı çekmek 牵头, 当头, 当首领, 倡导, 发起; 领衔主演 \başı çıplak 秃头的, 光头的-in \başı dara düşmek 手头紧, 拮据 -in \başı dara gelmek 陷入困境, 苦恼 -in \başı daralmak 手头紧, 拮据: Başınız daralırsa beni arayın. 您要是缺钱花, 就来找我好了。\başı darda kalmak (或 olmak) 手头紧, 贫困: Başı darda olduğu zaman bize gelirdi. 他一没钱就来找我们。\başı derde girmek 陷入困境, 苦恼 \başı dertte olmak 陷入困境, 苦恼 \başı devletli 幸福的, 幸运的 \başı dik gezmek 昂首挺胸: Böyle çalışırsamız, boynumuzu eğmeden, kimseden bir lokma beklemeden alnımızın terini yer, başımız dik gezerik. 如果我们这么干, 我们就可以自食其力, 挺起胸来做人, 用不着低三下四去求人。\başı dimdik 自尊的, 自豪的 \başı dinç 无忧无虑的 \başı dinlemek 惬意, 无忧无虑 -in \başı dönmek 1) 头晕, 头晕眼花, 晕头晕脑: Gözlerim kararıyor, başım döndü. 我眼前一黑, 天旋地转。Kapının önüne geldiği zaman başının dönmeye başladığını hissetti. 他刚一来到门口, 就觉得头开始发晕。 2) (遇到紧急情况)手忙脚乱, 手足无措 3) 乐昏了头, 得意忘形 4) 眼花缭乱 \başı dumanlı 1) 云山雾罩的, 大雾笼罩山头的(山) 2) 陶醉于爱情的 3) 酩酊大醉的, 醉得昏天黑地的 -in \başı göğe ermek (或 değmek) 谑́ 1) 忘乎所以, 得意忘形: Bir kitapçığı yayınladıktan sonra başı göğe erdi. 他出了一本书就不知道天高地厚了。 2) 意外得福, 幸运: Beni müşkül durumda bırakmakla başın göğe erdi mi? 你挤兑我又得了什么好处了呢?\başı gözü sadakası 为驱灾或防灾而捐的物品或作出的牺牲 \başı havada 1) 无忧无虑的, 高高兴兴的 2) 高傲的, 目空一切的, 自鸣得意的 \başı havalanmak 迷恋, 爱上 \başı hoş 1) 无忧无虑的, 无拘无束的 2) 微醉的 (-in, -le) \başı hoş olmamak (或 gitmemek, sayılmamak) 不喜欢, 不欣赏: Benim öteden beri halılarla başım hoş değildir. 我一向不喜欢地毯。Benim zaten içki ile başım hoş değildil. 我本来就不喜欢喝酒。-in \başı için 看在某人的面子上: Aman babamın başı için beni ele vermeyin. 看在我父亲的面子上, 请别告发我。Çocuğunun başı için bana gerçeği söyle. 看在孩子的份上, 把真相告诉我吧!-in \başı kalabalık 身边人太多, 不便说话: Şimdi başı çok kalabalık, işinizi yapamaz. 现在他身边的人太多, 您的事他没法办。Bugün başı çok kalabalık, görüşemeyiz. 今天人太多, 咱们没法谈。\başı kapalı 遮遮掩掩地, 偷偷摸摸地: Sözlerinden bir şey anlamıyorum, neden böyle başı kapalı konuşuyorsun. 你说的我一点儿也不明白, 你说话干嘛这么遮遮掩掩的?Başı kapalı iş yapmaktan hiç hoşlanmam. 我做事不喜欢偷偷摸摸。-in \başı kazan (gibi) olmak 头被吵得嗡嗡作响, 头被吵得晕晕乎乎的: Gürültüden başım kazan gibi oldu. 我脑袋都快给吵炸了。-in \başı kızmak 生气, 发火, 发怒: Başı kızınca kavgaya çanak tutmaya başlamıştı. 他一生气就要吵架。-in \başı nâra yanmak 为他人受难, 背黑锅, 吃亏: Serseri yoplulukla düşüp kalkma, başın nâra yanar, pişmanlık fayda vermez. 你别和那些流氓混在一起, 吃了亏悔之晚矣。\başı önünde 非常羞怯的; 安分守己的, 循规蹈矩的: Küçük kız ilk gün başı önünde sınıfa gördü. 小姑娘第一天怯生生地走进了教室。\başı önüne düşmek 处境不妙 \başı pek 1) 笨的, 理解力差的; 倔强的: Başı pek adamı kimse sevmez. 倔强的人没人喜欢。 2) 不好驾驭的马 \başı pişmek 在太阳暴晒下干活, 头顶烈日干活: Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer. 成́ 春夏耕作不休, 秋冬吃穿不愁; 少壮不努力, 老大徒伤悲。-e \başı sallamak 1) 随声附合, 言听计从; 同意, 认可: Onun söylediklerini, başı sallayarak tasdik ediyordu. 他点头对他的话表示认可。 2) 摇头(表示提醒或生气) \başı sert 1) 笨的, 理解力差的; 倔强的 -in \başı sıkılmak 陷入困境, 处于困境, 手头拮据: Başı sıkılınca kardeşinin yardımını bekliyor. 他一没钱就指望他的兄弟帮他。-in \başı sıkıya gelmek 陷入困境, 处于困境: Başımız sıkıya geldi mi, hemen onlara koşacağız. 我们要是处于困难的境地, 会马上去找他。-in \başı taşa değmek 1) 碰钉子: Sonunda başı taşa değdi; gerçeği anladı. 最后他碰了壁, 才明白过来。 2) 遇到生活困难, 遇到难处 -in \başı taşa gelmek 1) 碰钉子: Daha toysun, başın taşa gelmedikçe söylediklerimden mana çıkaramazsın. 你还是太幼稚, 不碰钉子不明白我的话的意思。Başı taşa gelinceye kadar fikrinde ısrar etti, nihayet anladı ama iş işten geçti. 他固执己见, 不撞南墙不回头, 最后终于明白了, 然而为时已晚。 2) 遇到生活困难, 遇到难处 \başı taşa taşı \başa vurmak 千方百计 -in \başı tutmak 烦恼, 头疼: Gürültüden başım tuttu. 吵得我头疼。-in \başı üstünde yeri olmak 1) 受到热情款待, 受欢迎, 受尊重: Arkadaşımın başımın üstünde yeri vardır. 我很敬重我的这位朋友。 2) 赞成, 认可 -in \başı yastığa düşmek 累得睡着, 虚弱得睡着 -in \başı yastık görmemek 辗转反侧, 坐卧不安: Bacağımın sızısından bu gece başım yastık görmedi. 我腿疼得一宿没睡着。Sinirli olduğum geceler başımın yastık görmesine imkân yok. 我激动得好几宿都没睡着。-in \başı yastık yüzü görmemek 1) 从未生过病 2) 辗转反侧, 坐卧不安: Bütün gece yol hazırlığı yaptık, başımız yastık yüzü görmedi. 我们在准备行囊, 彻夜未眠。\başı yerde 害羞, 羞怯, 沮丧, 失望 -in \başı yerine gelmek 恢复疲劳, 醉酒后醒来: Sekiz saat deliksiz uyudum, başım yerine geldi. 我美美地睡了8个小时, 缓过来了。\başı yukarıda 自以为是的, 自大的: Fena adam değil ama başı yukarıda, bu da bir kusur demektir. 他不是坏人, 但是很自以为是, 这也算是一个缺点吧!\başı yumuşak 顺从的, 听话的: Onun başı yumuşaktır, bu konuda sorun çıkarmaz. 他很听话, 在这方面不会出问题。-in \başı zapt olunmak (马)驯服 \başımla beraber 高兴地, 满意地 -in \başın sağ olsun’a gitmek 吊唁, 吊孝: Bütün kadınlar alay alay başın sağ olsuna gittiler. 所有的女人全都成群结队地去吊唁。\başına 每个: Şu andaki kur dolar başına 8.275 yuandır. 现在的汇率是1美元兑8.275元。\başına belâ açmak 使遭遇不幸, 使大难临头; 使不安, 使烦恼 \başına belâ almak 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼 \başına belâ çıkarmak 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼 \başına belâ etmek 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰 \başına belâ gelmek 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼: Ayağınızı denk almazsanız başınıza bir belânın geleceğini şimdiden söyleyebilirim. 现在我敢说, 你们要不当心点儿, 你们会有麻烦的。\başına belâ getirmek 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰: Deli ile çıkma yola, başına getirir belâ. 成́ 疯傻之人不可交, 否则多烦恼。\başına belâ kesilmek 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼 \başına belâ olmak 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰 \başına belâ sarmak 遭遇不幸, 大难临头; 不安, 烦恼 \başına belâyı satın almak 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰: Böyle bir işe girişmekle başına büyük belâyı satın aldığını sonradan farketti. 后来他才发现他这么干是自寻烦恼。-in \başına binmek 1) 上脸, 向…撒娇, 在…面前放纵 2) 骑在某人的头上, 欺凌, 欺负 -in \başına bir hâl gelmek 1) 遭遇不幸, 遇到灾祸, 出事: Çocuk şu saate kadar dönmedi, başına bir hâl gelmiş olmasın. 都这时候了, 这孩子还没回来, 可别出什么事。 2) 大难临头, 死到临头 3) (含蓄的说法)过世, 三长两短: Başına bir hâl gelirse, azabını ömrün boyunca çekersin, ağabey. 如果他有个好歹的话, 你可得后悔一辈子啊!大哥!-in \başına bir iş gelmek 遭遇不测, 遇到灾祸, 遇到麻烦, 出事: Başına bir iş gelsin de akıllan! 那你就上一回当学一回乖吧!-in \başına bir kaza gelmek 遭遇不测, 遇到灾祸, 遇到麻烦, 出事: Akla yelken ettik, o fena havada küçük sandalla açıldık, başımıza bir kaza geldi. 我们几个人心血来潮, 在那个恶劣的天气里, 登上一艘小船就出海了, 结果出事了。-in \başına bir şey gelmek 遭遇不测, 遇到灾祸, 遇到麻烦, 出事: Başımıza kötü bir şey gelecek sanıyorum! 我觉得我们会有麻烦。 -in \başına bir yıkım gelmek 遭遇不测, 遇到灾祸, 出事: Ali, başlarına bir yıkım geleceğinden korkuyordu. 阿里担心他们会出事。Giderken, başlarına bir yıkım gelir korkusuyla, karılarını yanında götürmekten korkmuştu; bunun için onları evde bıraktı, yalnız başına yola koyuldu. 出发的时候, 他担心带着妻妾会遭遇不测, 就把她们留在家里, 只身上路去了。-in \başına bitmek 使厌烦, 使烦恼, 打扰, 烦扰, 纠缠 \başına buyruk 独立的, 不受约束的, 自由自在的: Başına buyruk bir alay ördek, yeşil bir düzlüğü kaplamıştı. 在绿茵茵的草地上, 有一群自由自在的鸭子。-in \başına çalmak 生气地回绝, 生气地退回 \başına çelenk takmak 取得成功, 胜利 \başına çıkarmak 娇纵, 溺爱, 放纵 \başına çıkmak 1) 上脸, 撒娇, 放肆: Biraz koltuk verdik, şimdi başımıza çıkıyor. 我们奉承了他两句, 他就不知道天高地厚了。Kadınlara yüz verdikçe başımıza çıkıyor. 受宠的女人爱翻脸。 2) 骑在某人的头上, 欺凌, 欺负 -in \başına çorap örmek 陷害, 使绊子, 背后捣鬼 -in \başına çökmek 1) 落在某人头上: Evimin direğidir, giderse dünya başıma çöker. 他是我家的顶梁柱, 如果他没了, 所有的担子就会落到我头上。 2) 殴打: Akşam hepsi bir olup zavallı çocuğun başına çökmüşler. 晚上, 他们合伙儿把那可怜的孩子打了一顿。\başına dermek 聚集在…周围 \başına dert açmak 使不幸, 烦扰, 使苦恼, 使伤脑筋 \başına dert çıkarmak 遭遇不幸, 烦恼, 不安 \başına dert çıkartmak 使不幸, 烦扰, 使苦恼 \başına dert etmek 使不幸, 烦扰, 使苦恼 -in \başına dert olmak 使不幸, 烦扰, 使苦恼: Ama bu güzellik başına dert oldu. 但是, 她的美貌害了她。Artık açıkça mahallenin başına dert olmaya başlamış. 看来他显然已成为该街区的一害。-in \başına devlet kuşu konmak 意外得福, 撞大运: Aynı mahalledendik. Ama sonradan Allah yürü ya kulum, dedi. Başına devlet kuşu kondu. 我们曾经是街坊, 但是后来他犹如神助, 成了气候。Başına devlet kuşu kondu, piyangonun büyük ikramiyesini o kazandı. 他撞了大运, 买彩票中了大奖。\başına dikilmek 1) 不离开某人, 形影不离, 把某人置于控制之下 2) 现场督促 3) 一饮而尽 \başına dikmek 1) 委派某人保护某人某物 2) 一饮而尽 (-i, -in) \başına dolamak 使烦恼, 使厌烦; 使负责一项艰难的工作: Bu işi benim başıma doladılar. 他们把这重任交给了我。-in \başına dünyayı dar etmek 使不安, 使不快; 滋扰: Apartmanlarına kazık kakıp oturan kiracıların başlarına dünyayı dar etmek için bir sürü orijinal usular bulmaya çalıstılar. 房客们住在她们的房子赖着不走, 她们就使了许多怪招滋扰这些房客。-in \başına ekşimek 1) 使不堪重负 2) 纠缠, 烦扰, 骚扰: Bu işi bitirverelim, ikide bir gelip başımıza ekşimesin. 我们快把这件事了结了吧, 别再让他时不时来烦我们了。Herif başıma ekşidi. 这小子老缠着我。\başına feleğin tokmağı inmek 遇到麻烦, 遭遇不幸, 遭到打击: Başına böyle bir feleğin tokmağı indikten sonra belki aklın başına gelir. 也许给你当头一棒, 你才明白是怎么一回事。-i \başına geçirmek 1) 戴头上: Şapkasını başına geçirdi. 他把帽子戴在了头上。 2) 气得用某物打某人的头: Şimdi tencereyi başına geçiririm! 气得我真想把锅扣到你头上!-in \başına geçmek 1) 承担责任, 承担义务 2) 为首, 主持, 率领, 领导: Gündüzün bahçede arkadaşlarımla oynar, akşamları da büyük salonda dansın başına geçerdim. 白天我同伙伴们在花园里玩儿, 晚上我又在大厅里领头跳舞。Onları bahçeye toplayarak başlarına geçerek, akşama kadar âdeta kudurturdum. 我把他们召集到花园, 我当头, 让他们几乎一直疯到晚上。 3) 开始做某事: Tekrar masanın başına geçerek satraçoynamaya başladık. 我们重又摆好桌子开始下棋。-in \başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemek 遇到大麻烦: Bizim başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. 我们真是倒霉透了!-in \başına gelmek 1) 面临困境, 遇到麻烦; 倒霉: Ah başıma gelenleri sorma. 啊!别提了, 我真是倒霉透了!Geyik de başına gelecekleri düşünmeden tilkinin peşine takılıp mağaraya gitti. 鹿也没考虑会遇到什么麻烦, 就跟着狐狸到山洞去了。 2) 遭遇突发事件, 面临突发情况: yolda benim \başıma gelenler 我在途中的遭遇 Gülme komşuna, gelir başına! 成́ 不要笑话别人, 你也可能受到嘲笑。-in \başına getirmek 给…带来好处: Allah kimsenin başına getirmesin. 愿真主普渡众生!-in \başına gün doğmak 走运, 撞大运 -in \başına güneş geçmek 中暑: Başına güneş geçti. 他中暑了。Orada durma, başına güneş geçer. 别站在那儿, 你会中暑的。-in \başına hâl gelmek 历经艰辛, 好不容易: Bugün saç saça baş başa bir dövüştüler ki ayrıncaya kadar başımıza hâl geldi. 他们今天又打了起来, 我们好不容易才把他们拉开。\başına hırkayı çekmek 隐居, 自我封闭: Hiç bir işle ilgilenmiyor; hırkayı başına çekmiş. 他不问世事, 隐居起来了。-in \başına iş açmak 找麻烦, 招致烦恼: Pancuru tamir edeyim, derken başıma iş açtım, cam kırıldı. 我本想修一修活动窗板, 结果惹了麻烦, 把玻璃给弄碎了。-in \başına iş çıkarmak 找麻烦, 招致烦恼: Bu oda başımıza iş çıkardı. 这个房间给我们添了不少麻烦。\başına iş çıkmak 突遭不幸, 面临突发事件 -in \başına iş gelmek 有麻烦, 遇挫折: Dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir. 成́ 山头经常遇风暴, 人生难免有挫折。\başına kakmak 总提所做过的好事惹人厌: Ali beni şirkete yerleştirmekle büyük bir iyilik etmiştı. Fakat onu ikide birde başıma kakması doğru olmazdı. 阿里把我安置在公司是做了一件大好事, 可是他不该总是把这件事挂在嘴边, 真让人受不了。-in \başına kalmak 不情愿做某事, 不得不伺奉某人: Arkadaşının yapması gereken işler de onun başına kalmıştı. 他不情愿地去做了本该由他同事去做的事。\başına kan çıkmak 血往上涌, 生气, 大发雷霆 \başına karalar bağlamak 非常悲伤, 非常痛苦 -in \başına kel kâhya kesilmek 爱管闲事, 指手画脚: O ahçı kadın bile bazen başıma kel kâhya kesiliyor. 连那个女厨子也不时地对我指手画脚。\başına lânet yağmak 倒霉, 被奚落 \başına patlamak 1) 不情愿做某事 2) (恶运)当头 (-i, -in) \başına sarmak 使烦恼, 使厌烦; 使负责一项艰难的工作 \başına sevda gelmek 爱, 恋爱, 钟情, 陷入爱河 \başına sıçramak 睡意全无: Eğer bu patırtıdan, ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa, iki kadın, avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi. 要不是阿訇被这吵闹声从午睡中惊起跑下来的话, 两个女人就要在院子里打起来了。\başına soğuk geçmek 俚́ 犯傻, 办蠢事 -i \başına taç etmek 非常重视, 非常关心; 献殷勤: Ev sahibini başına taç etti ama yine yaranamadı. 他对房东大献殷勤, 可是仍未落好。\başına taş düşmek (或 yağmak) 遭遇不幸, 遭灾, 受惩罚 \başına taş yağdırmak 使遭遇不幸: Deliye taş atma, başına taş yağdırır. 成́ 疯傻之人不可招, 自找麻烦吃不消。\başına tedarik görmek 寻找解决办法 \başına teller takınmak 非常高兴 \başına tokmak olmak 关押, 使入狱, 使身陷囹圄 -i \başına toplamak 聚集, 招集: âlemi \başına toplamak 把所有人聚集在他身边 \başına toprak 该死的 \başına toprak saçmak (或 koymak) 哀悼, 哀伤 \başına üş (üş) mek 聚集在…周围: Herkes başına üştü. 所有人都聚集在他的周围。-in \başına vermek 使倒霉, 使处境险恶 \başına vurmak 1) (酒)上头, 使失去知觉, 使晕头转向, 使失态: Oğlan şarabı fazla kaçırmıştı. Başına vurunca sızmaktan başka çare kalmadı. 小伙子喝多了, 晕头转向, 只好睡下了。 2) (因有毒气体、炎热、饥饿)致病, 头疼: Kömür başına vurdu. 他煤气中毒了。-in \başına yazılmak 命中注定 \başına kaza gelmek 发生事故, 发生意外, 遭到不测: Akla yelken ettik, o fena havada küçük sandalla açıldık, başımıza bir kaza geldi. 我们几个人心血来潮, 在那个恶劣的天气里, 登上一艘小船就出海了, 结果出事了。-in \başına yıkmak 使烦恼, 使厌烦; 使负责一项艰难的工作: Bu karmaşık işi benim başıma yıktılar. 他们把这件棘手的事情交给了我。\başına yular geçirmek 统治, 控制 \başına zindan etmek 使活不下去, 使无法生存, 使陷入困境 \başında 居于首位: Öldürücü illetlerin başında kalp hastalıklarının geldiği malûm. 众所周知, 心脏病乃致命疾病之首。\başında akıl bırakmamak 犯糊涂 \başında ateş yanmak 1) 发高烧 2) 陷入困境: İnsanın başında ateşler yanarken nasıl neşeli olur? 人要是有了麻烦, 怎么还能乐得起来呢?-in \başında beklemek 1) 监视, 监督, 督促, 控制 2) 伺候, 侍奉, 照顾, 照料, 守侯: Mezarının başında iki gece beklediler. 他们在他的坟头守了两夜。-in \başında boza pişirmek 迫害 \başında bulunmak 1) 受尊敬, 受尊重 2) 领导, 率领
    3. 在某人旁边: Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır ya kalbı bulamaz ya nabzı şaşırır. 当他给病人看病的时候, 如果有人站在旁边, 尤其是再有人说上几句话, 他就会手足无措, 要么找不到心脏在哪儿, 要么摸不到脉搏。-in \başında değirmen çevirmek (或 döndürmek) 由于嘈杂声而使人心烦, 滋扰: Üst kattakiler sabaha kadar başımızda değirmen çevirdiler. 楼上的人把我们折腾了一宿。\başında dert tütmek 烦恼, 不快, 伤心, 难过, 心烦意乱 \başında dikilmek 形影不离; 纠缠 \başında dolaşmak 遇到: Başında dolaşan tehlikeyi görünce tilki usulca aslanın yanına gitmiş. 狐狸一见大祸临头, 就悄悄地跑到了狮子身边。\başında dört dönmek 围在身边团团转, 关注, 关心 \başında durmak 1) 监视, 监督, 督促, 控制: Başında durdum; ayakkabılarımı tamir ettirdim. 我看着让他给我修鞋。 2) 伺候, 侍奉, 照顾, 照料 \başında gezdirmek 款待; 尊重 \başında kavak yel (ler) i esmek 1) (年轻人)不负责任, 贪图享乐 2) 心不在焉, 想入非非, 空想, 幻想 \başında kazan kaynatmak 骚扰, 使不安, 使不快 \başında kışlamak 赖着不走 \başında muhabbet yelleri esmek 爱恋, 迷恋 \başında olmak 1) 处于同样困境: Başımda olduğu için parasızlığın ne olduğunu bilirim. 我的处境也不好, 因此我知道缺钱花是一种什么滋味。Durumuzunu anlıyorum, çünkü aynı şey bizim de başımızda. 我理解你们的处境, 因为我们都一样。 2) 当头, 当领导, 主持: İşinin başında olduğu için her şey yolunda gidiyor. 你的事由他负责, 一切顺利。\başında seyisleri kalmamak (奴隶)被解放 \başında taşımak 尊敬, 尊重 \başında torbası eksik 蠢驴, 笨蛋 \başında yaşamak 和…在一起生活: Kimseyle bir hır gür çıkarmadan çoluğunun çocuğunun başında yaşayıp gitmek istiyor. 他希望与世无争地同老婆孩子生活在一起。\başından almak 从头说, 从头做, 重新开始 \başında yer vermek 非常重视; 尊重 \başından aşağı kaynar sular dökülmek 如同一盆冷水从头上浇下来; 心似滚油浇 \başından aşkın olmak 很多 -in \başından aşmak 很多: İşim başımdan aşıyor, bir de bunu yaptırmayın. 我的工作很多, 你就别再给我添麻烦了。-i \başından atmak 1) 摆脱纠缠: Mustafayı başlarından atmak yolunu arıyorlardı. 他们正在设法摆脱穆斯塔法的纠缠。 2) 推托 \başından ayrılmamak 不离左右, 寸步不离 \başından beri 从一开始 \başından bir kazan kaynar su dökülmek 如同一盆冷水从头上浇下来; 心似滚油浇: Başımdan bir kazan kaynar su döküldü sandım. 我觉得如同一盆冷水劈头盖脸浇下来。\başından büyük halt etmek (或 yemek) 试图做自己力不能及的事, 硬着头皮干事, 自讨苦吃, 干蠢事: Başından büyük haltlar yer bu arkadaş. 这位同事是自讨苦吃。\başından büyük işlere girismek (或 kalkışmak, kalkmak, karışmak) 试图做自己力不能及的事, 硬着头皮干事, 自讨苦吃, 干蠢事: Başından büyük işe kalktı, başaramadı. 他硬着头皮去做, 没能做成。\başından büyük yalan söylemek 说大话, 吹牛 -i \başından defetmek 1) 摆脱纠缠 2) 推托 \başından düşmek 衰落, 衰败 \başından geçmek 经历: \başından iki evlilik geçen genç bir kadın 一位结过两次婚的年轻女人 Adamcağız evine dönmüş, akşam arkadaşlarıyla buluşup başından geçeni onlara da anlatmış. 他回到住处, 晚上遇见同事, 也向他们讲述了这番经历。Son günlerde başından geçen olaylar sebebiyle sinirleri alt üst olmuştu. 最近几天遇到的几件事情搞得他心神不安。\başından gitmemek 摆脱不了烦恼 \başından kalkmak 为了休息而推脱一件事情 \başından kaynar su dökülmek 如同一盆冷水从头上浇下来; 心似滚油浇: Onu görünce başımdan kaynar sular döküldü. 我一看见他, 如同一盆冷水劈头盖脸浇下来。Öğretmen çocuğun yaptıklarını anlatırken, annesinin başından kaynar sular dökülüyordu. 老师把那孩子干的事说了一遍, 他母亲一听如同一盆冷水浇下来。-i \başından kesmek 推托 \başından korkmak 担惊受怕, 提心吊胆: Seni bana ısmarlayıp gittiler. Başımdan korkarım. 他们把你交给我就不见踪影了, 我好害怕。Yönetici başından korktu, bu kanunsuz işi yapmadı. 那当官儿的怕出事, 这非法的事他没做。\başından nikâh geçmek 结婚 -i \başından savmak 找借口摆脱纠缠, 敷衍了事, 搪塞: Bize, kendisine yatacak bir yer bulmamız için yalvardı. Onu başımızdan savamadık. 他再三要求借宿, 烦死我们了!Yoksa başımdan savmak için akla karayı mı seçeceğim? 难道我要费尽周折找借口才能甩掉他不成?-in \başından sevda geçmek 曾经爱过 -in \başını adamak 视…为生命, 为…而献身 -in \başını ağrıtmak 1) 使头痛: Bu koku başımı ağrıttı. 这气味熏得我头疼。Sokağın har gürü başımı ağrıttı. 街上的嘈杂声搅得我头疼。 2) 使烦恼, 困扰, 使伤脑筋: Ah affedersiniz efendim başınızı ağrıttım. 啊!对不起, 先生!打搅了!Başınızı ağrıtmayayım. 说来话长, 一言难尽哪!Böyle başımı ağrıtma. 你别再这样烦我了, 好不好!Bütün bu meseleler başımı ağrıttı. 所有这些问题使我大伤脑筋。-in \başını alıp gitmek (或 kaçmak) 1) 抽身离去, 不辞而别: Aman zaman demeye kalmadan başını alıp gitti. 他一句求饶的话也没说, 扬长而去。O çarçabuk bezdi, başını alıp gitti. 她很快就厌倦了, 不辞而别。 2) 逃跑: Gel başımızı alıp uzaklara gidelim. 来!我们逃吧, 逃得远远的。- den \başını almak 自由, 解脱, 抽身, 摆脱: Dertten başını alamıyor. 他老是摆脱不了烦恼。Eşek de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış. 这头驴也感觉到大事不妙, 就调头逃跑了。İşten başımı alamıyorum ki sizi arasın. 我实在脱不开身, 让他去找您吧!-in \başını arkaya çevirmek 回头: Kız yürürken, büyük bir korku duyuyormuş gibi başını ikide bir arkaya çeviriyordu. 姑娘一边走, 一边回头, 似乎很害怕。-in \başını ateşlere yakmak 使非常烦恼 -in \başını bağlamak 1) 使订婚, 使结婚 2) 约束, 使走正道, 使浪子回头: Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını. 成́ 见机行事, 量入为出, 量力而行。-in \başını beklemek 看护, 守护, 守侯: Ali Bey’in hastalığında her gece birimiz başını beklemiştik. 在阿里先生生病期间, 我们每天夜里都有一个人守在旁边。-in \başını belâya sokmak 使不幸, 使受灾; 滋扰, 打扰: Çekil git buradan, başımı belâya sokma. 出去, 别在这儿烦我!Söylediğim doğrudur ama yazamam, başımı belâya sokamam. 我说的是实话, 但我不会写下来给自己找麻烦。-in \başını belâya uğratmak 使不幸, 使受灾; 滋扰, 打扰 -in \başını bir yere bağlamak 安置工作, 使就业 -in \başını boş bırakmak 放任, 使自由 -in \başını çatmak (用头巾、布条等)勒头止头痛 -in \başını çevirmek 回头: Kız bir aralık başını çevirdi. Adamı görünce, hizmetçisine daha çabuk yürümesini söyledi. 姑娘偶尔一回头, 看见了这个人, 让丫鬟快走。-in \başını derde salmak 惹麻烦; 自生烦恼 \başını derde sokmak 使不幸, 使受难; 滋扰, 打扰 -in \başını derde uğratmak 使不幸, 使受难; 滋扰, 打扰: Sus. Başımı derde mi uğratacaksın? 闭嘴!难道你要给我找麻烦不成?-in \başını dik tutmak 维护尊严: Başını dik tut. 你抬起头来!-in \başını dinlemek 在安静的环境中休息: Biraz uzaklara gitmek, yalnız kalıp başını dinlemek istedi. 他想走得远一点儿, 独自一人安安静静地休息休息。-in \başını döğmek 后悔, 伤心 -in \başını eğmek 1) 低头不语: Onların hepsini dile getirerek sırların söyletiyor, onlar başlarını eğiyorlar. 他让他们开口说出他们的秘密, 他们全都低头不语。 2) 低头认错: Ağlayıp başını eğdi, arkadaşlarından kendisini bağışlamalarını dileyip dua etti. 他哭着低下了头, 乞求同伴们的宽恕。-in \başını ezmek 斩草除根, 防范于未然 -in \başını gözünü yarmak 1) 殴打, 打得鼻青脸肿: Ali, Mehmet’e temiz bir dayak atmış, başını gözünü yaramış. 阿里把穆罕默德狠狠地打了一顿, 打得他鼻青脸肿。Murat Bey aralarına girmemiş olsaydı boğaz boğaza dövüşeceller, birbirlerinin başını gözünü yaracaklardı. 要不是穆拉特先生拦住, 他们就打起来了, 非打得头破血流不可。 2) 转́ 把一篇文章念得磕磕巴巴: Başını gözünü yararak okuduğu parçaladan kimse bir şey anlamamıştı. 他念得磕磕巴巴, 谁也不明白他都念了些什么。 3) 转́ 把事办砸, 未把事做好: Yemeği başını gözünü yararak yapmış, mutfak darmadağınık olmuş. 他把饭给做砸了, 厨房内一片狼籍。-in \başını gün, ayağını yer yemek 面朝黄土背朝天 -in \başını her deliğe sokmak 非常好奇, 好奇心强 -in \başını hırkaya çekmek 隐居, 退隐 -in \başını iki eliyle tutmak 感到遗憾, 感到难过, 感到忧伤 -in \başını istemek 要某人的脑袋, 要某人的命 -in \başını kaldırmak 抬头: Alice başını kaldırıp baktı, yukarısı kapkaranlıktı. 艾丽丝抬头一看, 上面一片漆黑。İşinden başını kaldırıp bir yere gidemedi. 他忙得不可开交, 哪儿也没去成。-in \başını kaldır (a) mamak 1) 头也不抬地工作, 不停地工作: Bütün gün başımı kaldırmadan okudum. Boynum tutulmuş gibi. 我头也不抬地看了一整天书, 脖子好象都僵了。 2) 抱病卧床, 病得起不来床 -in \başını kanadına çekmek 诸事不问沉溺于自己的世界 -in \başını kaşımaya eli değmemek 忙得不可开交, 非常忙 -in \başını kaşımaya vakti bulamamak 忙得不可开交, 非常忙: Bugünlerde başımı kaşımağa vakit bulamıyorum. 我最近忙得不可开交。-in \başını kaşıyacak vakti olmamak 忙得不可开交, 非常忙: Büyük babanın artık başını kaşıyacak vakti yoktur. Kâh çocukları kırda oynamaya götürüyor. Kâh onlara ocak başında masallar söylüyor. 老爷爷成天忙得不亦乐乎, 有时带孩子们到郊外去玩, 有时围着火炉给孩子们讲童话故事。-in \başını kaydetmek 掉脑袋: O adam hâlâ sağ; ama başını kaybedecek kadar ağır bir suç altında. 那个人还活着, 可是他犯了杀头之罪。-in \başını kesmek 固执己见, 坚持认为, 坚持: Yalancılığını bir defa anladım, bundan sonra başımı kessen sana inanmam. 我已经认清了你的骗子嘴脸, 今后你就是说破了天, 我也不会相信你了。İştahım yok dedi, artık başını kesseler sofraya gelmez. 他说他没胃口, 他们就是说破天, 他也不会来吃饭。-in \başını koltuğunun altına almak 把脑袋夹在胳肢窝里; 豁出性命干某事 -in \başını koparmak 砍头 -in \başını kurtarmak 1) 死里逃生, 保命: Ne istersen yaparım. Elverir ki şu belâlardan başımızı, kurtaralım. 你让我怎么干, 我就怎么干, 只要我们能够从这场灾难中死里逃生。 2) 能够维持生计, 能够养活自己 -in \başını narâ yakmak 使遭受重大损失; 使懊恼 \başını okutmak 为某人祈祷使之摆脱病痛 -in \başını omuzları arasına çekmek 缩脖子: Başını omuzları arasına çekmiş, rüzgârın etkisiyle arada bir sendeleyerek yola düzüldü. 他缩着脖子, 被风吹得踉踉跄跄地上路了。-in \başını ortaya koymak 豁出命来干某事 -in \başını önüne eğmek 羞得抬不起头来: Esen Hanım bu kaynar sözlerin altında morardı. Başını önüne eğdi. 几句滚烫的话, 说得艾森太太面红耳赤, 羞得抬不起头来。-in \başını sallamak 1) 点头同意 2) 摇头不同意 \başını savurmak (船头)顶风 \başını secdeye koymamış 不敬神的, 不信神的 -in \başını sokmak 找到一个藏身之处, 有安身之处: Sonunda başını sokabileceği küçük bir ev aldı. 最后他买了一所小房子安身。Ne olsa yeriz, nasıl olsa başımızı sokup yatacak bir yer buluruz. 我们随便吃点什么, 不管怎样, 我们得找一个安身的地方, 睡上一觉。Gelmiş buraya, başını sokacak, ekmeğini kazancak bir yer bulmuş, hiç bunu teper mi? 他来到这里找到了一个落脚谋生的地方, 当然不会放弃。-in \başını taşa vurmak 1) 悔之不及, 后悔得用头撞墙 2) 忧郁, 忧伤, 忧愁, 痛苦 -in \başını taşla döğmek 悔之不及, 后悔得用头撞墙 -in \başını taşlara çarpmak 悔之不及, 后悔得用头撞墙 -in \başını taştan kurtarmak 拯救, 救命 -in \başını taştan taşa vurmak 悔之不及, 后悔得用头撞墙 -in \başını toplamak (女人)梳理头发 -in \başını uçurmak 砍某人的头 -in \başını vermek 抛头颅, 牺牲, 献身 -in \başını vurmak 砍头: Bunun üzerine hiç acımaksızın oğlanın başını vurmuşlar. 因此, 他们无情地砍掉了小伙子的脑袋。-in \başını yakmak 使处于困境; 陷害 -in \başını yapmak (女人)梳理头发 (-e, -in) \başını yaptırmak (女人)去发廊做头发 -in \başını yarıp gözünü çıkarmak 殴打, 打得鼻青脸肿 -in \başını yarmak 打破脑袋, 打得头破血流 -in \başını yemek 1) 使陷入困境, 使受重创: Sen bu gidişle kendi başını yersin. 你这是作茧自缚。 2) 致死: Bu çocuğun başını yiyen sen değil misin? 这孩子难道不是你害死的吗?-in \başının altında 在某人的枕头下 -in \başının altından çıkmak 是某人策划的, 是某人捣的鬼: Anlaşıldığına göre bu iş, Ali'nin başının altından çıkmıştı. 看来, 这事是阿里捣的鬼。Samimî gibi görünür ama aldanmayın: Her kötülük onun başının altından çıkar. 他看起来忠厚老实, 可是你们别上当, 他什么事儿都干得出来!-in \başının belâsını bulmak 恶有恶报 -in \başının çaresine bakmak 自己的事自己做, 自救: Herkes başının çaresine baksın! 每个人自己的事要自己办。\başının derdi 烦心的人, 磨人的人(尤指孩子) -in \başının derdine düşmek 1) 烦恼得顾不上其它的事 2) 不顾一切地逃命 -in \başının dikine gitmek 自以为是, 固执己见 -in \başının etini yemek 唠唠叨叨让人烦, 死命纠缠: Anaları başımın etini yiyor. 孩子他妈的唠叨让我心烦。Bisiklet almak için bizim oğlan bir senedir başımın etini yiyiyor. 一年来我儿子一直缠着我给他买一辆自行车。\başının gözünün sadakası 为驱灾或防灾而捐的物品或作出的牺牲 \başının üstünde taşımak 敬重, 尊重 \başının üstünde yeri olmak 1) 受尊敬, 受尊重: Sizi her zaman bekleriz. Her zaman başımızın üstünde yeriniz olduğunu unutmayınız. 我们永远等着您, 您不要忘记了, 您永远是我们敬重的人。 2) 率领, 领导 \başıyla oynamak 玩命地做事, 冒着生命危险做事 \başta gelmek 1) 领先: İpekçilikte Shanghai başta gelir. 上海的纺织业居于领先地位。 2) 居于主要地位: Başta gelen gıdalar arasında süt vardır. 主要的食品中有牛奶。\başta gitmek 领先: 5 numaralı yarışmacı başta gidiyor. 5号选手正在领先。\başta akıl olmamak 不走运: Akıl olmayınca başta, ne kuruda biter, ne yaşta. 成́ 人要是不走运, 喝凉水都塞牙。\başta kalmak 纠缠 \başta taşımak 非常敬重, 非常尊重 \baştan 从头起, 重新, 再一次: Meseleyi baştan anlatayım. 我重新阐述一下这个问题。\baştan aşağı 从上到下, 从头到尾, 完完全全: Baştan aşağı demir kuşaklı bir yiğit ata binmiş. 全副武装的勇士上了马。Mektubu baştan aşağı okumuş. 他从头到尾把信读了一遍。\baştan aşağı bir kova sıcak su dökülmek 如同一桶凉水劈头盖脸浇下来 \baştan aşağıya 从上到下, 从头到脚, 完完全全: Bu genç adamı baştan aşağıya süzdü. 他把这个年轻人从头到脚打量了一番。\baştan aşkın 很多, 过分 \baştan aşmak 很多 \baştan ayağa 从上到下, 从头到脚, 完完全全: Beni şehre götürdü, baştan ayağa giydirdi. 他把我带到城里, 把我从头到脚打扮一新。\baştan azmak 摆脱控制 \baştan \baş 最好的 \baştan \başa 1) 从一端到别一端: Ülkeyi baştan başa geçti. 他从国家这一端走到了另一端。 2) 完全, 全部, 彻底, 彻头彻尾: Adamcağız ölmüş; oğulları gömülü bir kap altın var sanarak bağı baştan başa kazmışlar. 他死了; 他的儿子们以为底下埋的是一罐金子, 把葡萄园挖了个遍。Köy baştan başa bir çamur deryası hâlini alır. 整个村子完全变成了一个烂泥塘。Söyledikleri baştan başa yalan. 他的话是彻头彻尾的谎言。\baştan \başa gitmek 贸然行事 \baştan bulmak 船头搁浅 -i \baştan çıkarmak 使误入歧途, 教唆, 引诱, 勾引; 玷污: Onu da sen baştan çıkardın. Onu artık senden başka kişiyle evlendiremem. 你又玷污了她, 我已无法把她嫁给他人。Perihan adında bir bayan, güveyi dans arasında ayartıp baştan çıkarmış. 一个名叫佩莉罕的女人在跳舞时勾引新郎官。-i \baştan çıkarmaya kurt masalı okumak 使误入歧途, 教唆, 引诱, 勾引; 玷污 \baştan çıkmak 道德败坏, 学坏 \baştan inme 突然降临的: \baştan inme belâ 突然降临的灾祸 \baştan kalmış (或 kalma) 别人用过的, 旧的 \baştan kara etmek 1) (船)搁浅; 冲滩 2) 受挫, 因失败而不知所措 \baştan kara gitmek 不计后果而蛮干 \baştan kaynar sular dökülmek 如同一盆冷水浇下来 \baştan savma 1) 漫不经心地, 敷衍了事地 2) 漫不经心的, 敷衍了事的: Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin. 你要知道, 我们不容忍做事漫不经心。-i \baştan savmak 找借口摆脱纠缠, 敷衍了事, 搪塞 \baştan soğuk sular dökülmek 如同一盆冷水浇下来 \baştan sona 从上到下, 从头到脚, 完完全全 \baştan tırnağa 从上到下, 从头到脚, 完完全全
    ◆ Baş ağır gerek, kulak sağır. 做人要有主心骨, 流言蜚语随它去。Baş dille tartılır. 听其言, 知其人。Baş kırılır fes (或 körk) içinde, kol kırılır yen (或 kürk) içinde. 脑袋破了, 藏在帽子里, 胳膊折了, 藏在袖子里; 家丑不可外扬。Baş ol da, eşek (或 soğan) başı ol. 无论大小, 是官就得利; 三年清知府, 十万雪花银。Baş olan boş olmaz. 1) 官身不由己。 2) 没有金钢钻, 不揽瓷器活。Baş nereye giderse, ayak da oraya gider. 上行下效。Baş üstüne!是!遵命!Başa gelen çekilir. 既来之, 则安之。Başa gelmeyince bilinmez. 饱汉子不知饿汉子饥。Başa yazılan gelir. 人之命, 天注定。Başın (或 başı, başınız) sağ olsun! 望节哀顺便。Başına vur, ağzından lokmasını al. 一脚踹不出个屁来; 老实本分。Başında paralasın. 总提所做过的好事惹人厌。
    II
    is. 旧́ 小脓包

    Türkçe-Çince Sözlük > baş

  • 7 can

    波́
    is.
    1. 魂, 灵魂; 生命: Senin canın can da benimki patlıcan mı? 成́ 你的命值钱, 难道我的命就不值钱吗?
    2. 力气, 力量: Sende hiç can yokmuş. 你好像一点力气也没有。Sıcakta yürümeye can kalmadı. 天气炎热, 他没有力气走路了。
    3. (一个)人: Altı canı beslemek için çalışıyor. 为了养活6口人, 他努力工作。Benimle beraber dört canız. 算上我咱们一共4个人。Orada bir tek can kalmamış. 那里好像一个人也没有。
    4. 自己, 自我, 个人: Can cümleden aziz. 个人第一; 个人至上。
    5. 心, 内心: Yanıma kibrit almayı unutmuşum; canım da öyle bir sigara içmek istiyor ki! 我竟然忘记了带火柴, 我多想吸只烟啊。
    6. (比克特西教团及毛拉维教团)信徒, 兄弟: Canlar tekkede toplandı. 众信徒在修道院聚会。
    7. (复数表示昵称)弟兄们, 伙计们, 哥儿几个: Canlar! Açık olsun bahtınız. 弟兄们, 祝你们好运。
    s. 真诚的, 纯真的, 可爱的: Ne can çocuk! 多可爱的孩子!Ne kadar can adam! 他真是个多么实在的人啊!
    ◇ \can acısı 剧痛: Eşek can acısından anırmış, yerinde duramaz olmuş, oradan oraya koşmuş. 驴子疼得直叫唤, 不停地打转转。\can ağıza gelmek 1) 怕得心提到了嗓子眼, 极度恐惧 2) 濒于死亡 \can ağzında beklemek 焦急不安地等候 \can alacak nokta (或 yer, taraf) 关键, 要害, 最重要的: Susunuz, beyhude yoruluyorsunuz. Can alacak noktayi unutuyoruz. 大家安静!你们这是白受累, 我们忽略了要害。\can alıcı 1) 关键的, 要害的, 最重要的 2) 死神 \can alıp \can vermek 死去活来, 痛苦挣扎; 垂死: İki gün can alıp can vermiş, ancak sonra ölmüştü. 他痛苦地挣扎了两天, 最后还是死了。Üst üste gelen yıkımlarla can alıp can verdi. 接踵而来的打击使他在痛苦中挣扎。\can almak 要命, 致命, 杀死: Maden kömürü ocağındaki facia yirmi can aldı. 煤矿发生的惨祸夺去了20条生命。Uyarılara kimse kulak asmıyor; her gün tüp gazlı şofben kazaları can alıyor. 没有任何人把这种前车之鉴当回事, 每天都有人死于液化石油气燃气热水器事故。-e \can atmak 1) 十分动心, 渴望: Altın tüylerinden birer tane edinmek için can atmışlar. 她们很想每人得到一根金羽毛。Orada bulunmaya can atıyor, ama nedense çağırmadılar. 他特别想去, 可是不知为什么, 人家没有邀请他。 2) 避难, 躲避, 摆脱 \can bağışlamak 饶命, 饶恕 \can baş gelmek 苏醒 \can baş koymak 冒死做, 为…而冒生命危险 \can baş üstüne 愿意效劳, 遵命, 非常荣幸 \can baş vermek 冒死做, 为…而冒生命危险 \can başa çıkmak 惊恐万状 \can başa düşmek 处境危险, 大祸临头, 大难临头, 祸从天降 \can başa sıçramak 吓得魂不附体 \can beraber 视如生命的, 最亲爱的 \can beslemak 1) 吃喝玩乐, 养尊处优 2) 养活: Beş can besliyor. 他养活着5口人。\can bırakmamak 使筋疲力尽, 使疲惫不堪 \can boğaza gelmek 濒于死亡 -in \can boğazına gelmek 使厌烦: İşte artık can boğazıma geldi. 好了好了, 烦死我了!\can borcu 欠(真主或救命恩人)一条命: Allah'a bir can borcu var. 成́ 光棍一条, 天不怕地不怕!\can borcunu ödemek 死亡 \can bulmak 1) 大难不死 2) 复活 \can burnuna gelmak 被耗尽, 极为紧缺 \can bülbülü 俚́ 人 \can \cana 一起, 一块儿 \can \cana, baş başa 1) 各顾各的, 争相(逃命): Halk can cana baş başa birbirini iterek boş yer arıyor. 人们争相逃命, 推搡着寻找着空地。 2) 相爱的两个人独处 \can çekilmek 无精打采, 倦怠, 疲惫不堪 \can çekişmek 垂死, 垂危, 奄奄一息, 行将就木: Yollarının üzerinde bu ihtiyarın, yüzükoyun can çekişmekte olduğunu görmüşler. 他们在路上看到这个老人趴倒在地上, 已经奄奄一息了。Kurt can çekişirken: "Kendini beğenip böbürlenmenin sonu böyle olur işte!" demiş. 狼在临死的时候说: “这就是自高自大, 得意忘形的下场。”\can çekmek 动心, 想得到, 羡慕 \can damarı 命脉, 关键, 要害, 生命线: Akarsular toprakların can damarı, güç kaynağıdır. 河流是土地的命脉, 力量的源泉。-in \can damarına basmak 切中要害, 抓住关键 -e \can dayanmamak 无法忍受, 忍无可忍, 受不了, 坚持不住: Para kazanmak iyi şeydir, ama bekârlığa can dayanıyordu. 挣钱固然重要, 但人不能总是独身。\can derdine düşmek 求生 \can direği 乐́ 音柱 \can dostu 密友, 挚友 \can dudağa gelmek 吓得心提到嗓子眼 \can düşmanı 死敌, 死对头 \can evi 1) 俗́ 心脏 2) 转́ 心窝子, 最敏感、最脆弱的事物 -in \can evinden vurmak 戳某人心窝子, 击中要害, 置人于死地: Onu can evinden vurdun, yapmamalıydın. 你这是置他于死地, 你不能这样干!-in \can evinden vurulmak 被置于死地, 被击中要害 \can feda etmek 为…而献身 \can gelmek 有了活力, 有了力气, 恢复生机 \can gözünü açmak 认清事实 \can gözüyle bakmak 认真看管, 用心看管 \can gözüyle tetkik etmek 使劲盯着, 仔细观察: O da bizi can gözüyle tetkik ediyordu. 他也在仔细观察我们。\can hakkı ile çalışmak 非常努力 \can havli ile 拼命地: İki elini arkasına uzatarak can havliyle direği yakalıyor. 他伸出两只手, 拼命要抓住那根木头。Terzi keçiyi öyle pataklamış ki, hayvan can havliyle bir iki sıçrayışta kaçıp kurtulmuş. 裁缝拼命抽打那只羊, 打得那只羊疯也似的逃走了。Yaralı kedi can havliyle bir o yana bir bu yana koşuyor. 那只受了伤的猫拼命地到处乱跑。\can içe sığmamak 忍无可忍 \can içinde \can 最亲爱的 \can ile sarılmak 全力以赴 -i \can istemek 极想, 非常希望 \can kalmamak 1) 精疲力尽, 精疲力竭, 浑身没劲 2) 濒临死亡 \can kaygısına düşmek 求生 \can korkusu 怕死 \can kulağı ile dinlemek 全神惯注地听, 倾听, 用心听: Can kulağınla dinlemezse elbette aklında kalmaz. 你要是不用心听, 当然记不住。Nadide Hanım dayısını can kulağıyla dinledi. 娜迪代夫人倾听了舅舅的讲述。İki kız okunanları can kulağıyla dinlerler, oturdukları yerde örgü örerlermiş. 两个女孩一面认真听念书, 一面坐着做毛活儿。\can kurtarmak 救命: İmdat! İmdat! Can kurtaran yok mu? 救命啊!救命啊!快来人啊!\can kuşu 魂, 精神 \can noktası 关键, 要害 \can oynamak 害怕, 恐惧, 畏惧; 胆战心惊 \can oyunu 死亡游戏, 有生命危险的处境 \can pahasına 以生命为代价; 冒生命危险 \can pazarı 生死关头 \can rahat olmak 脱离险境 \can sağlığı 健在, 生存: Allah can sağlığı verirse önümüzdeki yıl öğretmenlikten ayrılacağım. 如果我还活着, 明年我将不再教书。\can sevecek bir şey 心爱之物 \can sıkıcı 令人烦恼的, 令人烦闷的, 令人忧愁的 \can sıkıntısı 烦恼, 烦闷, 忧愁, 忧郁: Can sıkıntısını gidermek için de yanına bir altın top alır, havaya atıp tutarmış. 也是为了解闷, 她拿出一个金球来, 抛到空中, 然后用手接住它。\can sıkıntısı içinde yüzmek 烦恼, 烦闷, 忧愁 \can sıkmak 令人心烦, 令人不快, 令人忧愁: Bu yağmurlar da artık can sıkmaya başladı. 这场雨已经开始让人心烦了。Biçimsiz sözlerle can sıktı. 他的污言秽语令人恶心。\can simidi 救生圈 \can sohbeti 推心置腹的交谈: Aklımız başımızdan gidip bir gece bunlar ile can sohbetleri ettik. 我们乐坏了, 同这些人推心置腹地聊了一宿。\can tutmak 长力气: Çocuğun yemeğine dikkat etmeli ki biraz et, can tutsun. 要注意孩子的饮食, 让他长胖、有劲。\can ve baş feda etmek 为…而牺牲 \can ve baş ile 全身心地 \can ve baş yoluna 以坚韧不拔的耐力 \can vermek 1) 死, 送命, 献身: Sen bu gidişle kuru hasır üzerinde can vereceksin. 照这样下去, 你早晚得穷死。Hile ile iş gören mihnet ile can verir. 骗人者没有好下场。 2) 渴望得到: Şöhret için can veriyor. 他一心想出名。 3) -e 使振作, 使振奋, 鼓舞: Bu sözleriniz bana can verdi. 您的这席话让我很受鼓舞。 4) -e 注入生机, 使有生机, 使有生气; 使复活: Bahar toprağa gene can verdi. 春天使大地又恢复了生机。Ölene yeniden can verilmez. 人死不可复生。\can yakmak 伤害, 迫害; 使痛苦; 体罚 \can yoldaşı 伴儿: Can yoldaşı olarak alıkoyuyor beni. 他要我留下来和她做伴儿。Kedisi onun için bir can yoldaşıdır. (只有)猫和她作伴儿。\can yongası 心爱的东西 \cana \can istemek 要某人偿命, 要某人一命抵一命 \cana \can katmak 使振作, 使有精神, 使振奋: Son bahar akşamlarının cana can katan serinliği içimizi dolduryordu. 秋天的晚上, 秋高气爽, 使我们心旷神怡。Sesiniz böyle tatlı oluyor, cana can katıyor. 您的歌喉如此甜美, 让人心旷神怡。\cana değmek 触动 \cana eser etmek 触动, 留下印象 \cana geçmek 令人喜欢, 使中意, 令人心旷神怡 \cana kalmak 爱, 热爱; 喜欢 \cana kastetmek 企图杀死, 谋害 \cana kıymak 杀死, 杀人, 残杀 \cana minnet (对意料之外的好的情况表示满意)谢天谢地, 夫复何求 \cana yakın 可爱的, 善良的, 有同情心的 \cana yakınlığı 可爱, 善良, 有同情心: Doktorun güleçliğini, cana yakınlığını maske sanıyor. 他认为医生的笑脸和同情都是装出来的。\candan bezmek 失望, 扫兴; 厌烦, 厌倦, 腻烦 \candan el çekmek 即将死亡, 垂死挣扎, 苟延残喘 \candan etmek 致死 \candan geçmek 1) 冒着生命危险 2) 死亡 \candan gitmek 死亡 \candan olmak 死亡 \candan soğutmak 使心寒, 使寒心 \candan tatlı 令人喜欢的 -i \candan bezdirmek 使极度厌烦 -i \candan usandırmak 使极度厌烦: Beni candan usandırdı. 他让我烦死了。\candan usanmak 极度厌烦 -e \candan vurulmak 迷恋于, 痴迷于: Bir dilbere candan vuruldum. 我被一个漂亮的女人迷住了。\candan yanmak 非常喜欢 \candan yürekten 衷心地, 真心诚意地 \canı acımak 1) 感到疼痛: Karayılan canı acıyınca kuşçuyu ısırmış, sokuvermiş. 黑蛇感到疼痛, 就咬了捕鸟人一口。 2) 同情, 怜悯, 可怜 -in \canı ağızına gelmek 心提到了嗓子眼, 非常激动; 十分害怕, 怕得要命 \canı ağızında beklemek 焦急地等待, 不安地等候: İzin verin bir haber salayım, çünkü evde canı ağzında bekliyor. 请允许我给她捎个话儿, 她还在家里焦急地等着哪!\canı almak 要命, 致命, 杀死: Allah verdiği canı kendisi alır, Allah’ın binasını kimse yıkamaz. 生命是真主赐予的, 只能由真主收回, 任何人不得自杀。-in \canı boğzına gelmek 精疲力尽, 疲惫不堪; 受够了所受的苦难: iç ve dış buhranların tesiri altında \canı boğazına gelmiş 内外交困疲惫不堪的 -in \canı burnuna gelmek 精疲力尽, 疲惫不堪; 受够了所受的苦难: Sabahtan akşama kadar uğraşmaktan can burnuma geldi, bir dakika rahat edemedim. 我从早忙到晚, 累得我筋疲力尽, 一分钟也没闲着。Yok o kadarı fazla oldu, zaten canım burnuma geldi, bir de bunu yükletirseniz düşer bayılırım. 还是那么多啊!我早就累了, 您要是再给我加一点儿, 我可就爬下了。-in \canı burnunda olmak 精疲力尽, 疲惫不堪; 受够了所受的苦难: Anaları ocak başında yemek kotarıyordu. Onun da canı burnundaydı. 他们的母亲正在灶前做饭, 她也已经筋疲力尽。-in \canı burnundan damlamak 精疲力尽, 疲惫不堪; 受够了所受的苦难 -in \canı burnundan gelmek 精疲力尽, 疲惫不堪; 受够了所受的苦难: Gün boyu çalıştı, sıkıldı; canı burnundan geldi. 他成天干活儿, 成天受欺负, 他受够了。\canı \cana ölçmek 将心比心, 设身处地 \canı \canına sığmamak 很不耐烦; 实在受不了 \canı cebinde 勇敢的, 不怕死的, 无畏的 \canı cehenneme 见他的鬼, 去他的, 管他呢 \canı çekilmek (身体的某个器官)功能减退, 不大管用 -in \canı çekmek 动心, 想得到, 羡慕: Canım bir ıspanaklı börek çekti ki. 我想要一个菠菜馅饼。\canı çıkasıca 见他的鬼, 去他的, 管他呢 -in \canı çıkmak 1) 极度劳累, 精疲力尽; 备受艰辛, 历尽艰难: Çalışmaktan canım çıktı. 我干活累得要死。Zenginin keyfi oluncaya dek yoksulun canı çıkarmış. 只要富人一不高兴, 穷人就得累死。 2) 死: Kolay canı çıkar mı o yezidin? 那个混蛋会容易死掉吗? 3) 变旧, 变破, 被磨损: Her gün giyilmekten elbisenin canı çıktı. 这件衣服每天都穿, 已经变得很旧了。\canı dinlenmek 好好休息 -in \canı dudağına gelmek 吓得心提到嗓子眼: Hanımefendi canım dudaklarıma geldi. Şu anda bir sözünüz ile ya yaşacağım ya da öleceğim. 夫人!我现在可是心提在嗓子眼上, 眼下我是死是活, 全凭您一句话。\canı gelip gitmek 死去活来 \canı gelmek 疲劳消除, 体力恢复, 身体康复, 恢复元气 -i \canı gibi sevemek非常喜欢, 酷爱 \canı gitmek 提心吊胆, 担惊受怕, 放心不下, 操心: Çok sevdiği kanaryası yolda ölecek diye kardeşimin canı gitti. 我的兄弟生怕他最喜爱的金丝雀死在路上, 对它备加呵护。\canı gönülden 虔诚地, 衷心地, 真心实意地, 心甘情愿地, 愉快地, 欣然地: Ev halkı şu kızın bir an evvel başının bağlanmasını canı gönülden istedikleri hâlde yine de kumarbaz Hayri'ye kız vermezler. 即使全家人真的希望赶快把女孩嫁出去, 也不会把她嫁给赌鬼哈伊里。-in \canı hulkuna gelmek 受够了所受的苦难: Çektiğimi bir ben bir Allah bilir, artık canım hulkuma geldi. 我所受的苦只有我知天知, 我已经受够了。-in \canı içine sığmamak 迫不及待, 急不可耐; 兴奋不已: Annesine kavuşacağından canı içine sığmıyordu. 他迫不及待地要和母亲团聚。\canı ile oynamak 玩命, 从事危险的工作 -i \canı istemek 极想, 非常希望: Bu gün çalışmayı canı istemiyordu. 今天他一点儿也不想干活。\canı isterse (面对拒绝时)随意, 悉听尊便, 无所谓, 没关系 \canı kaynamak 迫不及待, 急不可耐; 兴奋不已 \canı kurban olmak 钟爱, 忠诚于 -in \canı oynamak 害怕, 恐惧, 畏惧; 胆战心惊: Canı oynadı. 他害怕了。\canı pahasına 以生命为代价; 冒生命危险: Adam nehre atılarak canı pahasına da olsa küçük çocuğu boğulmaktan kurtarmıştı. 那人跳进河里, 冒着生命危险救出了溺水的儿童。\canı pek 坚强的, 有毅力的, 坚韧不拔的 -i \canı (gibi) sevmek 热爱, 深爱, 十分喜爱 -in \canı sıkılmak 1) 感到烦闷, 感到无聊: Bu gün işsizlikten canı sıkılıyordu. 他今天无事可做, 甚感无聊。Canımın sıkılmasından korkarak ikide birde hatırımı almağa çalışıyor. 他怕我烦闷, 经常设法宽慰我。 2) 感到不快, 感到窝火, 感到扫兴, 感到不满, 气愤: Oğlumun sınıfta kaldığını duyunca bir hayli canım sıkıldı. 听说我儿子留级了, 我很窝火。Vakitsiz misafire içinden canı sıkılıyor. 对这位不守时的客人他很是不满。Ama kavanozun içi boş çıkınca Alice'in çok canı sıkıldı. 但是, 罐子里是空的, 艾丽丝感到很扫兴。\canı sıkkın 不安, 烦躁, 焦虑 \canı tatlı 贪图安逸的, 不愿吃苦的, 不肯受累的 \canı tez 性急的, 急脾气的, 缺乏耐心的: Canı tez biridir, bir hafta bekleyemez. 他是一个急性子, 连一个星期都等不及。(-in, -e) \canı vurulmak 迷恋于, 痴迷于: İkrar edeyim, bir mahbubeye canım vuruldu. 我承认, 我被一个漂亮的女人迷住了。-in \canı vücudundan çekilmek 丧命: Yanımdan gitsen canım vücudumdan çekilir. 你要是离开我, 我会没命的。-in \canı yanmak 1) 感到十分疼痛 2) 经受磨难, 经受艰巨的考验: Canı yanan eşek atı geçermiş derler. 常言说, 受过磨难的驴子能赛过马。Canı yanmadan bir türlü akıllanmadı. 成́ 不吃一堑, 不长一智。 3) 受到损失或伤害: İki ortağından canı yandığı için bir üçüncü ortalığın müracaatını kabul etmedi. 他受过两个合伙人的伤害, 因此他没有接受第3个合伙人的请求。Sizin mutlaka bir güzel kadından pek fena hâlde canınız yanmış olmalı ki böyle söylüyorsunuz. 你这么说肯定是你受到了一个漂亮的女人的极大伤害。\canı yerinden kopmak 挣扎在极大的痛苦之中 -in \canı yerine gelmek 疲劳消除, 体力恢复; 身体康复, 恢复健康, 恢复元气: İki gün dinledim, canım yerine geldi. 我歇了两天, 缓过来了。\canı yürekten 虔诚地, 衷心地, 真心实意地, 心甘情愿地, 愉快地, 欣然地: İki köy halkı ihtiyar, genç, her sabah bu duaları canı yürekten tekrarlıyor. 两村的老老少少每天早晨都要虔诚地反复祷告。\canım ciğerim 我的心肝, 我的宝贝, 亲爱的 \canım dese \canım çıksın diyor sanmak 好心当成驴肝肺 \canım hakkı için 凭良心说, 真的, 的的确确 \canıma lâyık 美味的 \canımın içi 我的心尖, 我的心肝, 我的宝贝, 亲爱的 \canına acımak 爱惜自己, 保重自己, 注意健康: Küçücük birşey için kızarıp morarma azizim, canına acı. 亲爱的, 别为点儿小事生气, 要注意身体。\canına ateş düşürmek 使不安, 使焦虑, 使担心, 使担忧 \canına basmak 热爱, 钟爱 \canına \can katmak 使振作, 使有精神, 使振奋: Bu genç canımıza can kattı. 这个年轻人让我们感到精神抖擞。-in \canına değmek 1) 被喜欢: Bu limonata canıma değdi. 这个柠檬我十分喜欢。Doğrusu bu börek canıma değdi. 真的, 这个馅饼正合我意。 2) 安息: Babanın canına değsin. 愿令尊得到安息。\canına düşkün (善于)自我保养的, 自我保护的, 注重养生之道的 -in \canına ezan okumak 俚́ 报复, 伤害, 收拾, 惩治 -in \canına geçmek 深深影响, 使不堪, 使无法忍受 -in \canına işlemek 深深影响, 使不堪, 使无法忍受 -in \canına kâr etmek 深深影响, 使不堪, 使无法忍受: Yalnızlık canıma kâr etti, bilmem neylesem. 孤独感使我难以忍受, 我不知如何是好。-in \canına kastetmek 企图杀死, 谋害 -in \canına kıymak 1) 残杀, 虐杀: Alçak adam, iki suçsuzun canına kıymamı nasıl oldu da bana yazdın? 你这个卑鄙的家伙, 你怎么这么狠心写信让我杀害两个无辜的生命?Bu hayvancağızın canına nasıl kıydın! 你怎么这么狠心杀了这个动物! 2) 自杀, 自戕: Canına kıymasına meydan vermeden yetişmeliyim. 我得赶过去不能让他自杀。 3) 送命: Ah! Bizim kara bahtımız! biraz zevk edeceğiz diye canımıza kıymışız. 哎!我们真倒霉, 为了一点儿快乐, 却送掉了自己的性命。Birçokları bu yüzden canlarına kıydılar. 许多人为此送了命。 4) (工作)拼死拼活, (干活)不要命 -in \canına okumak 损坏, 破坏, 弄坏, 伤害, 使受损: Bilirim yezit kahpeyi bilirim, kaç aydır canıma okudu. 我知道这个臭婊子, 这几个月她把我害得不轻。Dolu, ekinlerin canına okudu. 冰雹砸坏了庄稼。\canına saplanmak 严重伤害, 使非常难过 \canına susamak 找麻烦, 找碴 -in \canına tak demek 使无法忍受, 使不堪, 使厌烦: Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma. 孤苦伶仃的生活已经让我再也受不了了。Yorgunluk kızların canına tak demiş. 姑娘们累得实在受不了了。-in \canına tak etmek 使无法忍受, 使不堪, 使厌烦 \canına üfürmek 破口大骂 \canına yandığım (ın) 俚́ (表示喜欢、惊奇、愤怒等)该死的!讨厌的!可恶的: Canına yandığım herifi! 这个该死的东西!Canına yandığımın dünyası! 这可恶的世道!-in \canına yasin okumak 搞糟, 捣乱; 破坏, 毁坏: Kaç senedir canıma yasin okudu. Hâlâ ayrılamıyorum. 这几年他净坏我的事, 现在仍然是甩也甩不掉。\canına yetmek 无法忍受, 厌烦, 忍无可忍 \canından bezmek (或 bıkmak) 很烦, 烦得要死, 心烦意乱, 不想活, 厌世: Benim gibi canından bezmiş bir kadına hakaret etmeğe ne hakkın var? 你凭什么要来羞辱像我这样一个已经痛不欲生的女人?\canından geçmek 死, 丧命, 送命: Kazada öldü, canından geçti. 他死于事故, 送了命。\canından olmak 死亡, 白白送命 \canından soğumak 失去生活热情 \canından usanmak 很烦, 烦得要死, 心烦意乱, 不想活, 厌世: İnsan bazan canından usanır. 世人皆有烦恼时。-in \canını acıtmak 1) 弄疼, 使疼痛: Bırak kolumu, canımı acıtıyorsun. 放开我的胳膊!你弄疼我了。O sırada arılar da çiçek özü toplamaktan dönmüşler, hepsi arıcının başına üşüşmüş, sokup canını acıtmışlar. 正在这时, 蜜蜂们也采蜜回来了, 全都飞到养蜂人的头上蛰他, 使他疼痛难忍。 2) 使痛苦 -e \canını alacak gibi bakmak 恶狠狠地看, 居心叵测地看, 不怀好意地看: Ali’ye canını alacak gibi baktı. 他不怀好意地看了阿里一眼。-in \canını almak 1) 要命: O, benim canımı alır. 他会要了我的命。Allah canını alaydı! 天哪!让他去死吧!Allah canını alsın! 该死的!我真想杀了你! 2) 博得欢心, 使心满意足, 使十分满意, 使十分高兴 -in \canını ateşe atmak 冒生命危险 -in \canını bağışlamak 赦免, 饶恕(性命) -in \canını cehenneme göndermek 俚́ 送某人见阎王, 送某人上西天, 送某人下地狱: Evet şu sopa ile kemiklerini kırıp canını cehenneme göndereceğim. 是的, 我就是要用这根棍子敲碎他的骨头, 送他下地狱。\canını cepten çıkarmak 铤而走险, 冒生命危险 \canını çıkarıncaya kadar dövmek 痛打, 打得灵魂出窍: Sonra, canını çıkarıncaya kadar dövmüşler, hatta işkence için bir kolunu da kırmışlar. 后来, 他们把他痛打了一顿, 甚至因为用刑还打断了他一条胳膊。-in \canını çıkarmak 1) 使精疲力尽, 使十分疲惫 2) 弄旧, 磨损 \canını (bir yere) dar etmek (躲过危险后在某地)苟且安身 \canını dişine almak 拼出全力, 不顾一切: Üçüncü sıradaki koşucu son turlara yaklaşırken canını dişine alarak bir finiş yaptı. 排在第3位的跑步运动员在接近最后几圈的时候拼出全力发起了冲刺。\canını dişine takmak 拼出全力, 不顾一切: Hayvan, sahibinin sırtına indirdiği şiddetli kamçı üzerine olanca canını dişine taktı. 背上挨了主人狠狠的几鞭之后, 那头牲口便拼出了全力。\canını feda etmek 献身, 捐躯, 牺牲: Vatan uğruna canını feda etti. 他为国捐躯了。\canını feda vermek 献身, 牺牲 \canını kurtarmak 1) 逃脱性命: Üç ortak canlarını zor kurtarmışlar. 3个伙伴好不容易才逃脱性命。 2) 救命, 使脱离危险 \canını oda atmak 非常痛苦 \canını ortaya koymak 冒险 \canını pazarda bulmak 自寻烦恼 -in \canını pazarda bulmamak 无意冒险, 珍惜生命 -in \canını sıkmak 使扫兴, 使不快: Bu haber canımı sıktı. Beynimden vurulmuşa döndüm. 这个消息让我很失望, 我就像当头挨了一棒。Onun sık sık sözünü kesmesi, benim canımı sıktı. 他总是插嘴, 惹得我很不高兴。-in \canını sokakta bulmamak 无意冒险, 珍惜生命: Canımı sokakta mı buldum? Ellbete biraz dinleneceğim. 难道我的命就那么贱吗?我当然得喘口气。Fırtınalı havada balığa çıkma, canını sokakta bulmadın. 雷雨天你可别出去打渔, 你的命也不是从大街上捡来的。\canını şeytana satmak 把灵魂出卖给魔鬼; 自甘堕落 (için) \canını vermek 1) 献身, 捐躯 2) 沉醉, 沉迷; 爱惜, 珍爱: Fakat burada karşılaştığı manzara da bir başka türlü. Ali şu anda canını verebilirdi. 然而在这里遇到的景色也是与众不同, 此时此刻, 阿里如醉如痴。O, kitap için canını verir. 他嗜书如命。 3) 忠于: Candan dostumun elbette benim için canını bile verebilmesini beklerim. 当然, 我希望我的忠实的朋友对我忠诚。-in \canını yakmak 1) 体罚: Eskiden uzun seneler askerî rüştiyelerde hocalık etmiş olan bu adam kim bilir ne kadar çocuğun canını yakmıştı. 这个人曾多年在军事学校担任教官, 天晓得他体罚过多少学生。 2) 使受痛苦; 使受损失: Ayağıma basıp canımı yaktın. 你踩了我的脚, 弄疼我了。Az kalsın üzerinize düşecek ve canınızı yakacaktım. 我差点儿压着你们, 把你们压痛了。\canını yerine getirmek 使健康 \canını yoluna koymak 献身, 牺牲 \canının derdine düşmek 求生: Vapur alabildiğine sallanıyor, yolcular da alabildiğine paniğe kapılmış bulunuyordu. Bu ana baba gününde herkes canının derdine düşmüştü. 轮船剧烈地摇晃, 乘客们也乱做一团, 在这危急时刻, 所有的人都只想保命。\canının içine sokacağı gelmek 深爱, 热爱, 非常喜爱 \canıyla oynamak 玩命, 干危险的事 \canıyla ödemek 付出生命 \canıyla uğraşmak 糊口, 谋生, 求生存 \canla başla 1) 全心全意地, 心甘情愿地, 忠心耿耿地; 全力以赴地, 竭尽全力地: Vaktiyle bir asker varmış. Uzun yıllar krala canla başla hizmet etmiş. 从前有一个士兵, 为国王忠心耿耿地效劳了许多年。 2) 高兴地: Hem de bu sofrayı görünce beni canla başla evine alır. 再说, 他见到这张餐桌, 一定会高兴地接纳我回家。
    ◆ Can boğazdan gelir ama boğazdan da çıkar. 人是铁, 饭是钢, 一顿不吃饿得慌。Can canın yoldaşıdır. 一个篱笆三个桩, 一个好汉三个帮。Can çıkmayınca huy çıkmaz. 江河易改, 本性难移。Can feda 太好了!太棒了!太美了!绝了!Can kurban. 太好了!太棒了!太美了: Doğru söze can kurban. 说得太棒了!Canı çıksın (a) ! (诅咒用语)让他见鬼去吧!让他去死吧!Canı sağ olsun! (在别人遇到小的损失或麻烦时表示安慰)别担心, 放宽心, 没有什么大不了的!Canı yok mu? (指一个人所受的艰难或劳累)他难道不是肉长的?他难道是铁打的: Onun canı yok mu, sabahtan beri çalışıyor. 他可真能干, 从早晨开始一直在干。Canım! 1)
    [ca'nım]
    (表示不满): Böyle yazı olur mu, a canım! 我的天, 写成这个样子怎么行!Bu ne iş, canım. 乖乖, 这叫什么事! 2)
    [canı'm]
    (表示爱意)亲爱的, 心肝宝贝: \canım kardeşim 我亲爱的兄弟, 我的好兄弟 3)
    [ca:nım]
    心爱的: Canım elbisesini lekelemiş. 他心爱的衣服给弄脏了。Canım kurban 太好了!太棒了!太美了!绝了!Canın sağ olsun. 不要紧, 没关系: Senin canın sağ olsun, hiç vermesen de olur. 没关系, 你就是什么也不给, 也可以。Canına 天哪: Vay canına, doğru! 天哪!没错!-in Canına minnet. (对意料之外的好的情况表示满意)谢天谢地, 夫复何求: Bu hâl onun canına minnet. 这对他来说是求之不得的天大好事。O bana can yoldaşı olacağına benim canım çıksa daha canıma minnetir. 我就是死了也不愿意与他为伍。Canına rahmet. 谢谢!Canına tükürdüğümün (或 üfürdüğümün). 俚́ (表示生气、愤怒)该死的!讨厌的!可恶的!

    Türkçe-Çince Sözlük > can

  • 8 kendi

    zm. 自己: Kendiniz gidin, başkasını yollamayın. 您自己去, 不要派别人!Kendisi gelsin. 让他自己来。Kendileri evde yoklar mı? 他们不在家吗?
    s. 自己的: \kendi evim 我自己的家 \kendi düşüncemiz 我们自己的想法
    ◇ \kendi adına 仅为自己, 仅出于自己的考虑; 以自己(个人)的名义, 代表自己: \kendi adına konuşmak 以个人名义发言 \kendi adına para bastıran ülke 独立印刷货币的国家 \kendi ağzıyla tutulmak 自相矛盾, 不打自招, 自己说走嘴, 自己说露了陷: Ben görmedim demişti; konuşma sırasında kendi ağzıyla tutuldu. 他说没看见, 可说话期间却露了馅。\kendi âleminde olmak 退隐, 不问世事 \kendi âleminde yaşamak 退隐, 不问世事 \kendi âlemine dalmak 独自坚持自己的看法 \kendi ayağıyla gelmek 1) 主动前来: Biz ona gelmesi için yalvarmadık ya! O kendi ayağıyla geldi. 我们并没有求他来呀!是他自己来的。 2) 得来全不费功夫 -in \kendi başına 1) 擅自地, 自作主张地: Kendi başına evlenme kararı vermiş. 他自作主张地决定结婚。Mesele çok nazik olduğu için kendi başıma bir teşebbüste bulunmaya cesaret edemedim. 兹事重大, 我不敢擅做主张。 2) 独自, 全凭自己: Kendi başına koca tarlayı ekip biçiyor. 他一个人耕种一大块土地。Küçük yaşta olmasına rağmen okula kendi başına gidip geliyor. 他年纪虽小却是独自一人上下学。\kendi başına buyruk 我行我素的 \kendi başını yemek 自我毁灭 \kendi bildiğini okumak 我行我素, 一意孤行, 自作主张 \kendi bildiğini yapmak 我行我素, 一意孤行, 自作主张 \kendi canına kıymak 自杀 \kendi çalıp \kendi oynamak 1) 自娱自乐, 独自快活: Oturduğu yerde kendi çalıp kendi oynuyor. 他坐在那里自娱自乐。 2) (只顾)自己闷头做事: Kendi çalıp kendi oynuyor, üst üste yanlışlık yapıyor. 他一个人闷着头干, 屡屡出错。\kendi derdine düşmek 自顾不暇: Bir çok sorunla karşılaştı, kendi derdine düştü. 他遇到了不少问题, 自顾不暇。Kadıncağız zaten kendi derdine düşmüş; bir de üzerine varmayın. 这小娘们本来就自顾不暇了, 你就别再逼她做什么事情了。\kendi derdine yanmak 自顾不暇 \kendi edip \kendi bulmak 自作自受, 自讨苦吃, 搬起石头砸自己的脚 \kendi eliyle 亲手 \kendi eliyle ayağına balta vurmak 搬起石头砸自己的脚 \kendi gelen 不请自到的, 意外到来而且令人惊喜的人或物, 不速之客, 意外之喜, 天降之喜: Kendi gelen küçük köpeği çocuklar çok sevmişlerdi. 孩子们很喜欢这只自己跑来的小狗。Kendi gelen bu gelir kaynağını çok iyi değerlendirmeliyiz. 这笔意外之财我们要好好花。\kendi gözünden sakınmak 1) 十分羡慕, 十分嫉妒 2) 十分重视, 十分珍爱: Seni ben kendi gözümden bile sakınırım. 我爱你胜过爱我自己的眼睛。\kendi gözünü \kendi bağlamak 自欺欺人, 掩耳盗铃: Bu hatadan vazgeçin, kendi gözünü kendin bağlama. 纠正错误吧, 不要自欺欺人了。\kendi hâlinde 本分的, 安分守己的, 老实巴交的, 文静的, 不爱惹事的, 沉默寡言的: \kendi hâlinde bir çocuk 一个老实巴交的孩子 Okula yeni gelen öğretmen kendi hâlinde genç bir hanımdır. 学校新来的老师是一个文静本分的年轻女士。-i \kendi hâlinde bırakmak 听之任之, 任其发展; 不加管理, 不加照料 -in \kendi hâlinde olmak 本分, 安分守己, 与世无争 -in \kendi hâlinde yaşamak 本分, 安分守己, 与世无争: Ben kendi hâlimde yaşarım. Yuvasındaki kuşa, kovanındaki arıya, benden zarar gelmez. 我安分守己, 与世无争, 不会伤害鸟窝里的鸟, 也不会伤害蜂房里的蜂。\kendi hâline bırakmak 放开, 放任, 听之任之, 任其发展; 不加管理, 不加照料: Canım o kadar üstüne varma, kendi hâline bırak. 亲爱的!你别这么逼他, 由他去吧!Bakımsız, kendi hâline bırakılmış bir mezarlığın yanından geçtik. 我们经过了一个荒芜的无人整治的坟场。Çocuğu yatılı okula yazdırdılar ama kendi hâline bıraktıkları için eski başarısını gösteremedi. 他们把孩子送进寄宿学校就不管了, 所以孩子的成绩不像过去那么好。\kendi havasına girmek 随心所欲, (独自一人)自由自在 \kendi havasına gitmek 随心所欲, (独自一人)自由自在 \kendi havasında olmak 随心所欲, (独自一人)自由自在: Murat kendi havasında; gönlünce hareket ediyor. 穆拉特自由自在, 想干什么就干什么。\kendi hesabına 根据自己的情况, 根据自已的观点, 从自己的角度, 以自己(个人)的名义, 代表自己: Ben kendi hesabıma konuştum. 我是根据自己的想法说的。\kendi içine kapanmak 闭门不出: Odasında kendi içine kapanır, arpacı kumrusu gibi düşünür. 他把自己关在房间里冥思苦想, 左右为难。\kendi ipini \kendi kesmek 自我毁灭 \kendi işini \kendi görmek 生活自理: Bu kış geçirdiği krizden sonra büstütün küngürdedi, kendi işini kendi göremez oldu. 今年冬天他突然发病后就完全瘫痪了, 生活不能自理。\kendi kabuğuna çekilmek 转́ 闭门谢客, 与外界隔绝, 不与人交际 \kendi karpuzunu \kendi kesmek 自力更生, 自己的事自己做 \kendi \kendi (si) ne 1) 自作主张地, 擅自地: Kendi kendine karar vermiş. 他自己做了决定。 2) 独自一人地: Kendi kendine mırıldanır gibiydi, dalgındı. 他自言自语地在那里发愣。Odamda kendi kendime kalacağım zamanı sabırsızlıkla bekliyordum. 我焦急地期待着能有时间独自一人在屋里呆一会儿。 3) 独立地, 靠自己地, 自主地 4) 自动地: Kapı kendi kendine açılıvermişti. 门忽然自己开了。\kendi \kendini yemek (或 yiyip bitirmek) 生闷气: İstemeyerek de olsa hocasının kalbini kırdığı için üzüntüsünden kendi kendini yiyip bitiriyordu. 他无意中伤了老师的心, 一个人暗自难过。\kendi \kendisine filim olmak 自娱自乐, 独自开心 \kendi \kendisine gelin güvey olmak 做梦娶媳妇, 过早乐观, 打如意算盘: Onların bu işten hiç haberi yok, sen kendi kendine gelin güvey oluyorsun. 这件事他们还一点儿也不知道, 你这是在做梦娶媳妇。\kendi \kendisine kızmak 生闷气, 自己生自己的气: Ancak, üzüntüsü arasında kendi kendisine de kızıyordu. 但是, 苦恼中他也有点儿生自己的气。\kendi \kendisini azarlamak 自责 \kendi \kendisini beslemek 自己养活自己: Koskoca şeyler oldunuz. Kendi kendinizi besleyebilirsiniz! 你们已经长大了, 可以自己养活自己了。\kendi \kendisini üzmek 自寻烦恼: Kendi kendinizi üzüyorsunuz. 您在自寻烦恼。\kendi \kendisini yemek 生闷气: Bu işin böyle olmasında baş sorumlu olduğumu düşünüp kendi kendimi yiyorum. 我认为这件事弄成这个样子全怪我自己, 我在生我自己的气。\kendi \kendisini yiyip bitirmek 生闷气 \kendi köşesinde yaşamak 独自生活, 孑然一身 \kendi kuyusunu \kendi kazmak 搬起石头砸自己的脚, 自掘陷井 \kendi nefsi 自然地, 自然而然的 \kendi payıma 我认为, 以我的看法, 至于我: Kendi payıma ben öyle birinin yardımını kabul etmezdim. 如果是我的话就不会接受这种人的帮助。Kendi payıma, ben bu işi doğru bulmuyorum. 我个人认为这件事不对。\kendi yağıyla kavrulmak 自己养活自己: Çok çalışmamız, kendi yağımızla kavrulmayı öğrenmemiz lâzım. 我们要努力工作, 学会自己养活自己。Kocası öldükten sonra uzun bir süre kendi yağıyla kavrulmak mecburiyetinde kalmıştı. 丈夫死后, 好长一段时间, 她不得不自己养活自己。\kendi yok Allahı var 事实上, 其实 \kendinde olmamak 1) 心不在焉, 心猿意马, 精神恍惚; 失去思考(判断等)能力 2) 昏迷, 失去知觉: Ateşi kırk dereceyi aşmıştı; zavallı kendinde değildi. 他发烧40多度, 已不醒人事了。\kendinden geçirmek 1) 使昏迷, 使失去知觉, 使不醒人事 2) 使异常欣喜, 使异常兴奋, 使激动万分, 使惊叹不已 \kendinden geçmek 1) 昏迷, 失去知觉, 不醒人事: Hasta kendinden geçmiş. 病人昏过去了。 2) 异常欣喜, 异常兴奋, 激动万分, 惊叹不已 \kendinden paha biçmek 设身处地地考虑, 从自己的角度考虑 \kendinden pay biçmek 设身处地地考虑, 从自己的角度考虑: İnsan öyle birisine gönül vermez. Kendinden pay biç, sen olsan sevebilir miydin? 谁也不会爱上那样的人。你设身处地地想想, 要是你, 你会爱他吗?\kendine çekmek 引人注目 \kendine dert etmek 1) 伤心, 难过, 心绪不佳, 伤感, 遗憾 2) 毁了自己, 伤害自己, 自寻死路: Dostuna tuzak kurmaya kalkan da çoğu zaman onunla birlikte kendine de dert eder. 欺骗朋友的人往往也毁了自己。\kendine etmek 毁了自己, 伤害自己, 自寻死路 \kendine gelmek 1) 苏醒: Ameliyattan ancak iki saat kadar sonra kendine gelebilmişti. 手术后只有大约两个小时他就苏醒过来了。 2) 明白过来, 变得清醒, 回过神来; 打起精神; 集中精神: Alın, için de bir parça, kendinize gelin! 拿着!喝一口, 提提神!Karartı uzaklaştıktan çok sonradır ki, Erol kendine gelebildi. 黑影走了好一会儿, 埃罗尔才回过神来。 3) 好转, 得到改善: Öyle yorulmuşum ki, yeni yeni geliyorum kendime. 我真是累坏了, 刚刚缓过劲来。-i \kendine getirmek 1) 使苏醒: Zavallıyı saatlerce kendine getiremediler. 他们花了几个小时也未能使这个可怜的家伙苏醒过来。 2) 使明白过来, 使变得清醒; 使打起精神; 使集中精神 3) 使好转, 改善 \kendine görev etmek 以…为己任: Ali düşkün insanlara yardımı kendine görev edinmiştir. 阿里以帮助失去劳动能力的人为己任。\kendine güven 自信: Başarıda kendine güvenin de katkısı var. 自信是取得成功的原因之一。\kendine güvenmek 自信: Bütün bunları söylerken kendine son derece güveniyordu. 他在说这番话的时候充满了自信。Kendisine çok güveniyordu, övünüyordu, ama boyunun ölçüsünü aldı. 他很自信, 也很自豪, 然而有自知之明。\kendine hâkim olmamak 情不自禁 \kendine has 特有的, 专有的, 专用的 -i \kendine ilinti yapmak 操心, 费神: Zavallı kadın her şeyi kendine ilinti yapıyor. 可怜的女人, 什么事都操心。\kendine kıymak 自杀 \kendine kollamak 自我保护, 保重自己: Kendini kolla. 你要多保重。-i \kendine mal etmek 占有, 据为已有, 侵吞, 剽窃: zaferi \kendine mal etmek 冒功 Kesinlikle, başkalarının fikirlerini bilgisayarla çalıp kendinize mal etmeyin. 你绝不要通过计算机剽窃他人的思想。\kendine Müslüman 自私的 \kendine reklâm yapmak 自我宣扬, 自吹自擂 \kendine süpürge sopası davet etmek 找揍 \kendine … süsü vermek 冒充, 假装, 装出…的样子, 摆出一副…的架势: Adam kendine müfettiş süsü veriyor. 此人摆出了一副监察大员的架子。Kendine polis süsü veren hırsız evi soymuş. 窃贼冒充警察洗劫了这一家。-i \kendine yedirememek (认为有失尊严、体面等而)无法忍受, 不能接受; 不肯, 不忍: Kaçmayı kendine yediremiyordu. 他不肯逃跑。\kendine yontmak 装自己的腰包, 只顾自己的利益: Ortak işlerde hep kendine yonttu; bizi hiç düşünmedi. 合伙做事的时候他总是只顾自己, 从来没有想过我们。\kendini adamak 牺牲, 献身: \kendii bilime adamak 献身科学 O kendini yurt hizmetine adadı. 他把自己奉献给了祖国。\kendi (si) ni ağır (a) (或 ağırdan) satmak 得意; 卖关子, 故作高深, 故弄玄虚: Bu işi yalnızca kendisi biliyor, diye kendini ağır sattı. 这件事只有他知道, 因此他又卖起关子来了。\kendii ahım şahım bir şey sanmak 自以为了不起 \kendini alamamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已, 情不自禁: Yüzü her zaman asık olan Murat bile gülmekten kendini alamadı. 就连一向板着脸的穆拉特也忍不住笑了起来。\kendi (si) ni aldatmak 自欺欺人: Onun seni sevdiğine inanmakla kendini aldatıyorsun. 你要是认为她爱你, 那是自欺欺人。- den \kendi (si) ni alıkoymamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Kendilerini gülmekten alıkoyamadılar. 他们忍不住笑起来。Kendisini ağlamaktan alıkoydu. 他强忍住没哭。\kendi (si) ni alkole vermek 嗜酒如命 - den \kendi (si) ni almamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Aksırmaktan kendini alamadı. 他忍不住打了个喷嚏。\kendi (si) ni aşağı görmek 自轻自贱, 自视不如人 \kendi (si) ni ateşe atmak 知难而进; 明知山有虎偏向虎山行; 往火坑里跳: Bakalım bu iş kendini ateşe attığına değer mi? 这件事值得你自己往火坑里跳吗?Bu çocuk bile bile kendini ateşe atıyor. 这孩子是自己眼睁睁地往火坑里跳。-e \kendi (si) ni atmak 1) 躲进: Yağmur yağarken kendimizi eve attık. 下雨时我们躲进了屋里。 2) 逃往: Adam pılıyı pırtıyı toplayınca kendini Paris’e attı. 他收拾好杂七杂八的行李逃到了巴黎。 3) 前往: Tütüncüye kendini nasıl attığımı bilemiyorum. 我都不知道我是怎么来到烟摊前的。\kendi (si) ni beğenmek 骄傲自大, 倨傲, 自视甚高, 目中无人: Bu kadın güzelmiş ama pek kendini beğenmiş bir şeymiş. 这个女人很漂亮, 但是很傲气。O sırada kendini beğenmiş birinin ortaya attığı fikir çok saçma idi. 当时一个目中无人的家伙提出了一个非常荒谬的想法。\kendi (si) ni bırakmak 1) 不修边幅, 随随便便: Hadi yüzünü yıka, tıraş ol... Ben senin hiç bu kadar kendini bıraktığını görmedimdi. 赶紧洗洗脸, 刮刮胡子, 我还从来没有见过你这样邋遢。 2) 专心于: O hatıralara kendini bırakıyor. 他完全沉浸在往事的回忆之中。 3) 气馁, 泄气 \kendi (si) ni bilmek 1) 头脑清醒, 明白: İnsanın kendi kendini bilmesi ve bulması bir bakımdan hiç de kolay değil. 人保持清楚的头脑并认识自我在某种意义上说并非易事。 2) 言行得体, 讲究分寸: İnsan iptida kendini bilmeli de sonra başkasına öğüt vermeli. 人先要自己行得正, 然后才能教导别人。O kendini bilmezin sözlerine kulak asma. 他不知道天高地厚, 他的话你别在意。 3) 记事: Kendimi bildim bileli bu ağaç buradaydı. 从我记事起这棵树就长在这里了。\kendi (si) ni bir şey sanmak 自视甚高, 夜郎自大, 自以为了不起 \kendi (si) ni bulmak 1) 实现自我, 发现自我, 认识(或体现)自己的个性: Ancak askerden gelip iş başlayınca kendini buldu. 他退伍参加工作之后才找到了自己的感觉。 2) 恢复 3) 苏醒 -e \kendi (si) ni çalmak 全心投入于, 全神贯注于, 全力做某事 \kendini çarp çarp 跌跌撞撞地: Her gece kör kandil olup o duvar senin bu duvar benim kendini çarpa çarpa evine zor dönebiliyor. 他每天晚上喝得烂醉, 跌跌撞撞好不容易才能回到家。\kendi (si) ni çekip çevirmek 言谈举止着装得体: Hocanın yanında öyle durulmaz; kendini çek çevir. 在老师跟前可不能这样, 你穿衣打扮、言谈举止都要把握住自己。(- den, -e) \kendi (si) ni dar atmak 1) 逃出: Bunun üzerine hepimiz kıyam ederek kendimizi kitapçı dükkânından dışarıya dar attık. 于是我们赶紧站起来从书店里逃了出来。 2) 躲到: Kıraathanenin dumanından, gürültüsünden kendini sokağa dar attı. 咖啡馆里乌烟瘴气, 人声嘈杂, 他赶紧逃到了街上。Yağmur başlayınca kendini eve dar attı. 一下雨, 他赶紧躲进了屋里。\kendi (si) ni dengede tutmak 1) 保持平衡 2) 保持平和心态, 不大喜亦不大怒, 喜怒不形于色 \kendi (si) ni dev aynasında görmek 自视甚高, 自高自大, 自以为了不起: Biraz para kazandı, kendini dev aynasında görüyor. 他挣了一点儿钱, 就自以为了不起。\kendisi (ni) dışarı atmak 出去, 外出: Sıcaktan afakanlar basınca kendisini dışarı attı. 他热得心烦意乱, 便跑了出去。Depremle birlikte ahali, don gömlek kendini dışarı atmıştı. 地震了, 居民们衣不遮体地逃了出去。\kendi (si) ni dinlemek 1) 犯疑心病 2) 独自一人默不作声: Yalnız kalınca kendini dinliyor; karamsar oluyor. 他自己一个人默默无语, 很是悲观。\kendi (si) ni dirhem dirhem satmak 得意; 卖关子, 故作高深, 故弄玄虚; 忸扭捏捏: Güzelim, akıllıyım diye kendini dirhem dirhem satıyor. 她自以为漂亮聪明而非常得意。Kendini dirhem dirhem satmak niyetinde isen o burada olmaz, seni tanımayan çevreye gidersen eh, belki bir süre aldanan olur. 在这里, 如果你想故弄玄虚, 连门儿都没有, 如果你去没人认识你的地方, 也许能骗人一时。Hâl böyle iken yine de bilmeyenlere karşı kendini dirhem dirhem satar. 到了这种时候他还会对那些不知情的人大卖关子。\kendi (si) ni ele vermek 露马脚, 露陷, 说走嘴 \kendi (si) ni fasulye gibi nimetten saymak 摆架子, 自以为了不起, 自命不凡: Düdük makarnası sen de, kendini fasulye gibi nimetten mi sayıyorsun? 蠢货!你有什么了不起?\kendi (si) ni göstermek 1) 展示自己(的优点、长处等): Hadi susmayın, gösterin kendinizi bakalım. 好了, 别抻着了, 你也给咱露一手。Ne var ki, arkadaşlarını şaşırtmak, kendini göstermek, caka yapmaktı asıl amacı. 实际上, 他真正的目的, 是哗众取宠, 表现自己, 炫耀自己。 2) 显现, 出现: Babam aylığını alamadığı günlerde aç kalmak korkusu da kendini gösteriyordu. 爸爸拿不到工资的那些天我们出现了挨饿的危险。\kendi (si) ni harcamak 耗尽毕生精力: Ana, evlâdı için kendini harcadı. 母亲为子女耗尽了毕生的精力。\kendi (si) ni hiç sıkmadan 毫不费力地, 轻轻松松地 \kendi (si) ni hissettirmek 使感觉到, 出现, 呈现 \kendi (si) ni ibadete vermek 献身宗教; 青灯古佛伴长夜 \kendi (si) ni içkiye vermek 借酒消愁 \kendi (si) ni işe vermek 献身事业 -e \kendi (si) ni kaptırmak 沉迷于, 专心于; 陷入: Müziğe kendini kaptırmış, göbeğini kıvratıyordu. 他沉醉于音乐之中, 手舞足蹈。Kamil kendini oyuna kaptırdı, hiç bir şeyi gözü görmüyor. 卡米尔专心看戏, 对任何其它事情都视而不见。Kendini ümitsizliğe kaptırdı. 他陷入绝望之中。\kendi (si) ni kaybetmek 1) 昏迷: Zavallı korkudan kendini kaybetmiş. 可怜人的给吓昏了。 2) 气昏了头 \kendi (si) ni kaynar kazana atmak 自讨苦吃: Veznedar yirmi milyon lira zimmetine geçirdiği zaman kendini kaynar kazana attı. 出纳员侵吞了2千万里拉, 这是自讨苦吃。\kendi (si) ni (kapıp) koyuvermek 1) 不修边幅, 放任自己, 放纵: Belki de benim başkasıyla evlenip gidişim üzerine hayattan soğudu, kendini koyuverdi. 也许是因为我与别人结婚了, 所以她对生活失去了热情, 放纵了自己。 2) 忘我地从事某事, 废寝忘食, 全身心投入 \kendi (si) ni kurtaramamak 不能自拔: Zavallı, içine battığı aşk deryasından kendini kurtaramadı. 这可怜的家伙, 陷入了情爱的泥潭, 不能自拔。\kendi (si) ni kuyuya atmak 投井自尽 \kendi (si) ni naza çekmek 卖关子: İstediğimizi yapacak, ama kendini naza çekiyor. 我们要他办的事他会办的, 只是要卖卖关子。\kendi (si) ni paralamak 做出极大的努力 - den \kendi (si) ni sakınmak 自我保护: Ağlar gözden, sahte sözden kendini sakın. 成́ 勿为谎言所欺, 勿为眼泪所骗。\kendi (si) ni satmak 自我吹嘘, 自吹自擂, 装模做样: Ahmet kendini satmasını bilir; çok az anladığı işin bile ustası kesilir. 艾哈迈德很会装模做样, 不太懂的事也充内行。\kendi (si) ni sıkmak 极力, 尽力, 努力 \kendi (si) ni tanıtmak 做自我介绍 \kendi (si) ni tarihe vermek 青史留名 \kendi (si) ni tartmak 自省, 掂量自己 \kendi (si) ni temize çıkarmak 表白自己, 表示清白 \kendi (si) ni toparlamak 1) 改善, 好转, 恢复 2) 集中精神, 振作起来: Âlemin ağzında sakız oldun ama hâlâ kendini toparlayamadın. 大伙儿都在笑话你呢!可你还是那么没精打采的。 3) 发福, 发胖 \kendi (si) ni toplamak 1) 改善, 好转, 恢复: Biraz yer, içerse belki iyileşir, kendini toplar. 她要是能吃点儿, 喝点儿, 也许会好起来。 2) 集中精神, 振作起来: Hans kendini toplamış, ayağa kalkmış. 汉斯振作起精神, 爬了起来。Utancından kendisini toplayamıyordu. 她羞得无地自容。 3) 发福, 发胖 \kendi (si) ni tutmak 自持, 克制; 忍耐: Kendini tutamayarak ağlamaya başladı. 他忍不住哭了。Kendini tutamayıp hazrete bir tokat aşk etti. 他忍无可忍, 扇了那家伙一个嘴巴子。\kendi (si) ni usta satmak 冒充行家 \kendi (si) ni üstün tutmak 自负, 自命不凡 -e \kendi (si) ni vermek (或 vurmak) 全心投入于, 全神贯注于, 全力做某事 \kendi (si) ni yerden yere vurmak 1) (痛苦地)挣扎 2) (因懊悔而)顿足捶胸 (\kendi) \kendi (si) ni yemek (或 yiyip bitirmek) 暗自伤心, 独自发愁, 生闷气: Bu borcun altından nasıl kalkacağım diye kendini yiyip durmuştu. 他为了还债而暗自发愁。\kendi (si) ni yitirmek 昏迷, 失去知觉 \kendi (si) ni zaptetmek 忍, 自我克制 \kendisi görmek 亲眼目睹, 亲眼看: Kendimiz görmeliyiz. 我们必须亲眼看看。-in \kendiine fenalık gelmek 难受, 不舒服; 失去知觉 -i \kendisine ilinti etmek 操心: Her şeyi kendine ilinti etme. 你别什么事都操心。-i \kendisine ilinti yapmak 操心: Zavallı kadın her şeyi kendine ilinti yapıyor. 这可怜的女人, 什么事都操心。-i \kendisine kılavuz (或 rehber) seçmek 以某人为偶像 - den \kendisini alamamak 不由自主, 忍不住做某事, 身不由已: Adamın aczine şaşmaktan kendimi alamıyorum. 我不禁对此人的无能感到震惊。- den \kendisini dağıtmak 自我失控, 忘乎所以: Seyirciler Murat'ın attığı golleri görünce zevkten kendilerini iyice dağıtmışlardı. 观众们看了穆拉特的进球兴奋异常。-le \kendisini yormak 费心操持: Bu kabil işlerle kendinizi yormayınız. 您不要费力操持这种事了。
    ◆ Kendi düşen ağlamaz. 自作自受; 自认倒霉; 自食其果; 咎由自取。Kendi söyler kendi dinler. 只顾自己说自己的; 说什么没人懂或没人听; 唱独角戏。

    Türkçe-Çince Sözlük > kendi

  • 9 maişet

    [mai:şet]
    阿́ is. 旧́ 生活资料, 资源; 食物; 最低生活费; 生存: \maişet derdi 操劳生计 \maişet seviyesi 生活水准, 生活水平
    ◇ \maişet derdine düşmek 为生计而奔波

    Türkçe-Çince Sözlük > maişet

  • 10 can

    "1. soul. 2. life. 3. person, individual. 4. energy, zeal, vigor; vitality, strength. 5. dervish orders brother, friend; disciple. 6. dear, lovable. -ım 1. darling, honey, my dear. 2. my dear fellow; my dear lady (often used in reproach or objection). 3. precious, lovely. -ı acımak to feel pain. -ına acımamak to live without thinking of one´s own comfort. - acısı acute pain. -ını acıtmak /ın/ to cause (someone) acute pain. -ı ağzına gelmek to be frightened to death. - alacak nokta/yer the crucial point. - alıp can vermek to be in agony; to be in great distress. -ını almak /ın/ to kill. - arkadaşı close companion, intimate friend. - atmak /a/ to desire strongly, want badly. -ını bağışlamak /ın/ to spare (someone´s) life. - baş üstüne! I´ll do it gladly!/Gladly! -la başla çalışmak to put one´s heart into a job, work with determination and enthusiasm. - benim canım, çıksın elin canı. colloq. I´ll look out for number one. - beslemek to feed oneself well. -ından bezmek/bıkmak/usanmak to be tired of living. - boğazdan gelir/geçer. proverb One cannot live without food. - borcunu ödemek to die. -ı burnuna gelmek 1. to be overwhelmed with trouble. 2. to be fed up. -ı burnunda olmak to be worn out, be exhausted. - cana, baş başa everyone for himself. -a can katmak to delight greatly, increase one´s pleasure. -ı cehenneme! To hell with him! -ını cehenneme göndermek /ın/ colloq. to kill. -ım ciğerim my darling. - çabası the struggle to support oneself. -ı çekilmek to feel exhausted. - çekişmek to be dying in agony. -ı/gönlü çekmek /ı/ to long (for). -ını çıkarmak /ın/ 1. to wear out, tire. 2. to wear (something) out. -ı çıkasıca/çıksın! May the devil take him! -ı çıkmak 1. to die. 2. to get very tired. 3. to get worn out. - çıkmayınca/çıkmadıkça/çıkar huy çıkmaz. proverb People never change. - damarı vital point, most sensitive spot. - damarına basmak /ın/ to touch on the most sensitive spot of (someone, something). -ını (bir yere) dar atmak just barely to make it to (a safe place). - dayanmamak /a/ to be intolerable. -ına değmek /ın/ 1. to please greatly. 2. to cause joy to the spirit (of a deceased person). - derdine düşmek to struggle for one´s life. “-ım” dese “canın çıksın” diyor sanmak to hear “darling” and understand “damn you.” - direği sound post (of a violin). -ını dişine takmak to make a great effort, put one´s back into it, go all out, give it one´s all. - dostu dear friend. -ına düşkün (one) who takes good care of himself. - düşmanı mortal enemy. - evi 1. the upper part of the belly. 2. heart. 3. the vital spot. - evinden vurmak /ı/ to attack (a person) where he is most sensitive and vulnerable. -ına ezan okumak /ın/ slang to kill, destroy. - feda! Wonderful!/Superb! -dan geçmek to give up the ghost. -ına geçmek/ işlemek/kâr etmek /ın/ to touch (someone) to the quick. - gelmek /a/ to be refreshed, revive. -ı gelip gitmek to have fainting spells. -ı gitmek to worry about the safety and well-being of someone or something. - halatı naut. life line. - havliyle in a desperate attempt to save one´s life. -ımın içi my darling. -ının içine sokacağı gelmek /ı/ to feel a strong wave of love (for). -ı ile oynamak to do dangerous things. -ı istemek /ı/ to desire. -ın isterse. If you like./I don´t care. - kalmamak /da/ to have all the life drained out (of). -a kasıt law intent to murder. -ına kastetmek /ın/ to plot against (someone´s) life. - kaygısına düşmek to fight for one´s life. -ına kıymak 1. /ın/ to kill without pity. 2. to commit suicide. 3. to wear oneself out. - korkusu fear of death. - kulağı ile dinlemek to be all ears; /ı/ to listen intently (to). - kurban! colloq. How wonderful! -ını kurtarmak 1. to save one´s life. 2. /ın/ to save (someone´s) life. - kurtaran yok mu! Help!/Save me! -ına/-ıma minnet! colloq. What more could one want!/So much the better! -ına okumak /ın/ 1. to harass. 2. to destroy, ruin. - pahasına at the risk of one´s life, a

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > can

  • 11 kendi

    "1. self, oneself. 2. own. 3. he; she. 4. in person. -leri 1. themselves. 2. he; she. -m myself. -minki mine. -miz ourselves. -si 1. herself; himself. 2. he; she. -ni ağır satmak to agree to something only after repeated requests. - ağzıyla tutulmak to be proved a liar by one´s own words. -ni alamamak /dan/ not to be able to refrain from, be unable to stop oneself from. - âleminde olmak to keep to oneself; to live in a world of one´s own. -ni alıştırmak /a/ to make oneself get used to. -ni ateşe atmak to court trouble. -ni atmak /a/ to go immediately to, rush to (a place). -ne bağlamak /ı/ to captivate. - başına 1. of one´s own accord. 2. without anyone´s help, single-handedly. -ni beğenmek to be conceited. -ni beğenmiş conceited, arrogant. -ni bırakmak to neglect oneself, let oneself go. -ni bilen/bilir upright and honorable (person). -ni bilmek 1. to be in one´s right mind. 2. to comport oneself properly. 3. (for a person) to have grown up, have reached maturity. -ni bir şey sanmak to give oneself airs, think one is something. -ni (bir yerde) bulmak to find that one has arrived at (a place). -ni bulmak to develop a personality of one´s own. - çalıp kendi oynuyor. colloq. He makes a big fuss about something, but when people want to help him he spurns their aid. - çapında according to his own standards, according to his own way of thinking. -ne çeki düzen vermek 1. to tidy oneself up. 2. to put one´s life and affairs in order. - çıkarı için for his own benefit. -ni dar atmak /a/ to manage to reach (a place) in the nick of time. - derdine düşmek to be completely taken up with one´s own troubles. -ni dev aynasında görmek to overrate oneself vastly. -ni dinlemek to be a hypochondriac. -ni dirhem dirhem satmak to make a great show of reluctance. - düşen ağlamaz. proverb If you get yourself into trouble then you´ve no right to complain. - eliyle himself, with his own hand. -ne etmek to harm oneself. -ni fasulye gibi nimetten saymak to overrate oneself vastly. -nden geçme psych. trance. -nden geçmek 1. to be transported by joy, be ecstatic. 2. to faint. -ne gel. colloq. 1. Come to your senses! 2. Pull yourself together! - gelen that comes one´s way by chance. -ne gelmek 1. to regain consciousness, come to. 2. to pull oneself together, regain one´s self-control. - göbeğini kendi kesmek colloq. to do it all on one´s own, do it without getting help from anybody. -ni göstermek to prove one´s worth. - gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür. colloq. He doesn´t see the beam in his own eye, but he sees the mote in the eye of another person. -ne güvenme self-confidence, self-reliance. - halinde 1. quiet and innoffensive, innocuous (person). 2. simple-minded. - haline bırakmak /ı/ to leave (someone) to his own devices; to let (a thing) take care of itself. - havasına gitmek/- havasında olmak to do what strikes one´s fancy. -ni hissettirmek to make one´s/its presence felt. -ni iyice vermek /a/ to concentrate (on). -ni kapıp koyuvermek 1. to cease to take an interest in oneself, let oneself go. 2. /a/ to lose oneself in (a project). -ni kaptırmak /a/ 1. to let oneself get carried away (by). 2. to become wholly absorbed in. -ni kaybetmek 1. to lose consciousness. 2. to go into a towering rage. - kendine 1. on one´s own responsibility; of one´s own accord. 2. alone, by oneself, without help. 3. to oneself. 4. theat. as an aside. - kendine gelin güvey olmak to count one´s chickens before they´re hatched, build castles in Spain. - kendini yemek to eat one´s heart out, worry oneself to death. - kendine yeterli self-reliant and self-sufficient. -ne kıymak to commit suicide. - kuyusunu kendi kazmak to dig one´s own grave, be the cause of one´s own downfall. -si muhtac-ı himmet bir dede. (Nerde kaldı geriye himmet ede.) colloq. You can´t expect any help from him since he´s in need of help himself. -ni naza çekmek to make a great show of reluctance. -nde olmamak not to kno

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > kendi

  • 12 dile düşmek

    = dillere düşmek попа́сть на язычо́к

    Türkçe-rusça sözlük > dile düşmek

  • 13 dillere düşmek

    Türkçe-rusça sözlük > dillere düşmek

  • 14 düşmek

    впада́ть выпада́ть па́дать свали́ться
    * * *
    1) па́дать тж. перен.

    damdan bir keremit düştü — с кры́ши упа́ла черепи́ца

    kabine düşmedi yalnız üç bakan düştü — кабине́т не пал, то́лько три мини́стра смещены́

    saçları alnına düşüyor — у неё во́лосы па́дают на лоб

    şehir düştü — го́род пал

    buraya yağmur düşmedi — здесь дождя́ не́ было

    dağlara kar düştü — в гора́х вы́пал снег

    3) па́дать; убыва́ть, уменьша́ться

    dolar günden güne düşüyor — до́ллар па́дает с ка́ждым днём

    fiyatlar düşüyor — це́ны па́дают

    hiddeti düşünce haksızlığını anladı — когда́ прошёл гнев, он по́нял, что был не прав

    iki gün içinde ateşi düştü — в тече́ние двух дней у него́ температу́ра спа́ла

    rüzgâr düştü — ве́тер стих

    sıcak düştü — жара́ спа́ла

    soğuk düştü — холода́ уме́ньшились

    4) теря́ть здоро́вье / си́лу и т. п.

    beş kilo düştü — он похуде́л на пять килогра́ммов

    adamcağız hastalıktan çok düştü — бедня́га по́сле боле́зни о́чень си́льно сдал

    etten / vücuttan düşmek — похуде́ть; спасть с те́ла разг.

    5) -e па́дать, выпада́ть, приходи́ться на кого-что

    aramak ve bulmak ona düşer — иска́ть и находи́ть выпада́ет ему́

    bana artık çıkıp gitmek düşmüştü — мне остава́лось то́лько уйти́

    bu da bana düştü — а э́то вы́пало на меня́

    mirastan ona bu ev düştü — э́тот дом ему́ доста́лся по насле́дству

    6) -e подходи́ть, соотве́тствовать (по размеру, окраске и т. п.)

    bu resim buraya fena düşmedi — э́та карти́на непло́хо подошла́ сюда́

    7) -e совпада́ть; оказа́ться

    ayni masaya düşmeğe çalışırdık — мы стара́лись попа́сть за оди́н стол

    bayram pazara düşüyor — пра́здник прихо́дится на воскресе́нье

    8) -e устреми́ться, ри́нуться

    halk sokaklara düştü — наро́д вы́сыпал на у́лицу

    9) -e предава́ться, отдава́ться чему

    bugünlerde oyuna çok düştü — он в после́днее вре́мя сли́шком увлёкся игро́й

    10) -e впада́ть (в сомнение и т. п.); попада́ть (в затруднительное положение и т. п.)

    belâya düşmek — попа́сть в беду́

    gülünç bir duruma düşmek — попа́сть в смешно́е положе́ние

    sefalete düşmek — обнища́ть

    şüpheye düşmek — засомнева́ться

    tehlikeye düşmek — оказа́ться в опа́сности

    11) -e попа́сть; неожи́данно очути́ться / оказа́ться (где-л.)

    hapishaneye düşmek — угоди́ть за решётку

    hastahaneye düşmek — попа́сть в больни́цу

    yatağa düşmek — слечь в посте́ль

    12) -e сле́довать, идти́ за кем

    peşine düşmek — идти́ / сле́довать за ним

    herkes onun arkasına düştü — все пошли́ за ним

    13) -i вычита́ть, изыма́ть

    sigara borcunu düştü — он не засчита́л в упла́ту долг за сигаре́ты

    dokuzdan yedi düş ne kalır? — из девяти́ вы́честь семь, ско́лько оста́нется?

    14) случа́йно попа́сться / оказа́ться

    bu kelepir her zaman düşmez — така́я дешёвка не всегда́ попада́ется

    işim düşerse, yolum düşerse gelirim — е́сли у меня́ бу́дут дела́, е́сли ока́жется э́то по пути́, я зае́ду

    15) преждевре́менно роди́ться ( мёртвым)

    fakir düşmek — стать бе́дным

    hasta düşmek — заболе́ть

    yorgun düşmek — утомля́ться, устава́ть

    zayıf düşmek — стать худы́м, похуде́ть; ослабе́ть

    ••

    düşmez kalkmaz bir Allahпогов. то́лько одному́ Алла́ху не дано́ испы́тывать пережива́ния

    Türkçe-rusça sözlük > düşmek

  • 15 sokağa düşmek

    = sokaklara düşmek идти́ на пане́ль, станови́ться проститу́ткой

    Türkçe-rusça sözlük > sokağa düşmek

  • 16 sokaklara düşmek

    Türkçe-rusça sözlük > sokaklara düşmek

  • 17 düşmek

    v. fall, fall down, fall on, fall in a heap, collapse, come down, crash, crumble, crumple, crumple up, decline, decrease, deduct, degrade, dive, droop, drop, drop down, drop off, ebb, end up, fall among, fall from, fall off, fall over, go down, land
    --------
    düşmek (at)
    v. toss: take a toss
    --------
    düşmek (fiyat)
    v. recede, sag
    --------
    düşmek (iş)
    v. behoove, behove
    * * *
    fall

    Turkish-English dictionary > düşmek

  • 18 düzenli biçimde düşmek

    düzenli biçimde düşmek (fiyat)
    v. spiral down

    Turkish-English dictionary > düzenli biçimde düşmek

  • 19 düşmek

    1. v/i fallen (-den von D; -e auf A); hinfallen; Flugzeug abstürzen; herunterkommen, verarmen; (-den durch, z.B. Krankheit) abnehmen; (-e in eine Lage, Angst) geraten; passen, wirken, sich machen (-e zu, z.B. einem Bild); verlieren (-den an, z.B. Vertrauen); Hitze zurückgehen; Wind, Wut sich legen; sich dem Spiel hingeben; Verhältnis entfallen (-e auf A); (-e) irgendwo auftauchen, herkommen; Leute strömen (-e auf, in A);
    arkasına (peşine) düşmek verfolgen (-in A);
    önüne düşmek vorausgehen (-in D);
    hastaneye düşmek ins Krankenhaus kommen;
    şüpheye düşmek Zweifel hegen;
    kar düştü es hat geschneit;
    dokuzdan iki düş(tü) neun minus zwei;
    bana düşer es obliegt mir, es ist meine Pflicht;
    bana düşmez es ist nicht meine Sache, es geht mich nichts an;
    bana (da) evet demek düşmüştü (und) mir war nur noch geblieben, ja zu sagen;
    fırsat düşerse wenn sich die Gelegenheit bietet;
    işim düşerse wenn ich … zu tun haben sollte;
    yolum (oraya) düşerse wenn es mich (dorthin) verschlägt;
    -le düşüp kalkmak (intensive) Beziehungen haben zu
    2. v/t abziehen;
    hesaptan düşmek von der Rechnung abziehen
    3. v/aux: hasta (yorgun, zayıf usw) düşmek krank (müde, schwach usw) werden

    Türkçe-Almanca sözlük > düşmek

  • 20 düşmek

    - er -e
    1. 落下, 掉下, 坠落, 落入: Az daha havuza düşecekti. 他差一点儿掉到水池子里。Damdan bir kiremit düştü. 房顶上掉下一片瓦。Ağaçtan yere bir yaprak düştü. 有一片叶子从树上掉到了地上。
    2. 跌倒, 摔跟头: Çocuk koşarken yere düştü. 这孩子跑着跑着摔了跟头。Karda yürürken düştü. 他在雪地上走, 摔了一跤。
    3. 下, 降(雨雪等): Buraya yağmur düşmedi. 这儿没有下雨。Yılın ilk karı düştü. 今年已下了头场雪。Dağlara kar düştü. 山上下雪了。
    4. 早产, 小产, 流产
    5. 失陷, 陷落; 沦陷: İkinci dünya savaşında Nanking düştü. 在第二次世界大战中, 南京沦陷。
    6. 位于, 坐落于: Ev yolun soluna düşüyor. 房子在马路左边。İskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüş. 他好像朝码头对面的咖啡馆走过去了。Beijing Üniversitesi kentin kuzeybatısına düşüyor. 北京大学位于城西北。
    7. 落座: Protokolda kimlerin nereye oturduğunu bilmem ama, ben saray nazarının yanına düşüyor. 我不知道按规矩谁应该坐在什么地方, 我就坐在了宫廷大臣的旁边。
    8. 垂下, 披散在, 滑落在, 下滑: Saçları alnına düşüyor. 他的头发垂在他的额头上。
    9. 垮台, 下台: Kabine düşmedi, yalnız üç bakan düştü. 内阁没有倒台, 只有3位部长下台了。
    10. (价值、速度、力量、温度、压力、体重、健康状况等)下降: Arabanın hızı düştü. 车速降下来了。Dolar günden güne düşüyordu. 当时美元天天在贬值。Isı sürekli olarak düsüyor. 温度正在持续下降。Pek yaşlı değil ama hastalıktan düştü. 他岁数并不是很大, 但是疾病把他拖垮了。Rüzgar düştü. 风力下降了。
    11. 遗漏, 漏掉; 缺损, 遗失: Bisikletimin çamurluğu sallanıyor bir vidası düşmüş. 我的自行车的挡泥板晃动了, 像是掉了一只螺丝钉。Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş. 此书再版时这里好像漏了一个词。Kitap ciltlenirken bir forma düşmüş. 此书装订时好像漏了一个印张。
    12. 破落, 没落, 失势, 变穷: düşmüş bir aile 一个破落的家族 Zavallı ne kadar düşmüş. 可怜的他已经穷困潦倒。
    13. 堕落, 沦落, 变得一钱不值: sokağa \düşmek (女人)沦落街头, 沦为娼妓; (东西)多得臭了街
    14. 由某人继承: Baba mirasından ona bu ev düştü. 在父亲的遗产中, 这套房子由他继承了。
    15. (光线等)映在; (影子等)遮蔽: Fakat güneşin ilk ışıkları bahçeye düştüğü sırada oğlan on çuvalın da tümüyle dolu olarak yan yana durduklarını görmüş, içlerinde bir tane bile eksik yokmuş. 但是, 当第一束阳光照进花园的时候, 小伙子看见10只袋子都装得满满的, 排列在那里, 一粒(小米)都不少。İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu. 杏树林枝繁叶茂, 树影斑驳, 遮蔽了通往岸边的小路。
    16. 由某人负责, 由某人去做: Buraya her nevi bakır eşyaları düşüyor. 各种铜器活都交给这儿做。Onlar böyle yaparlarsa tabiî bize iş düşmez. 他们要是这么干, 自然没我们什么事了。
    17. 只好, 不得不: Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor. 有时我只好自己去杂货铺买盐和柠檬。Tanıklar borcu olduğunu söyleyince ona parayı vermek düştü. 证人证明他欠了债, 他只好把钱还了。
    18. 与某人在一起(生活、学习、工作等), 赶上, 摊上: Çocuk iyi bir öğretmene düştü. 这孩子摊上了一个好老师。Görevi iyi bir kente düştü. 他的差事赶上了一个好城市。O asker bir aralık benim bölüğüme düşmüştü. 那位军人曾在我们连队呆过一段时间。Ortalama bir kilometre kareye 52 kişi düşmektedir. 平均每平方千米有52人。
    19. 去, 进入: Rastgele dolaştığımız için çiçeklerin içine düşmüştük. 我们信步走去, 步入鲜花丛中。Sabah sabah sokağa düştüm. 我一大早就上街了。
    20. 误入: Bu konuda kim bilir ne yanılgılara düşüyoruz. 在这个问题上, 谁知道我们又有什么样的失误。Bu sırada büyük bir ormana düşmüş, çıkacak yer bulamamış. 就在此时, 他误入了一座大森林, 迷了路。
    21. 撞上: Gemi karaya düştü. 船搁浅了。
    22. 适合, 恰当, 协调: Bu iş bana düşmez, size düşer. 这活我干不合适, 您干合适。Bu konuşmayı yapmak size düşer. 这次讲话由您讲合适。
    23. 专心于, 酷爱, 醉心于, 沉湎于: Ben bu işin üstüne, çok düştüm. 对这件工作, 我非常用心。Oğlunun üzerine çok düşüyor. 她把心思都放到了儿子身上。Bugünlerde oyuna pek düştü. 这些日子他太贪玩了。
    24. 走, 追, 跑向: önüne \düşmek 引导, 带领 peşine \düşmek 跟随, 追随, 追求 peşine \düşmek 跟随, 追随, 追求: ”Dur! dur!” diye bağırarak arkalarına düşüyor. 他喊着“站住!站住!”朝那些人追去。Süvariler öne düştüler. 骑兵走在前面。
    25. 突然出现: Hiç haberimiz yokken akşam düştü. 我们一点也没得到信儿, 到了晚上, 他突然冒了出来。Ne zaman düştün yahu! 嗨!你是什么时候冒出来的?Ulan kaşalot, nereden düştün buraya? 嘿, 傻小子, 你这是打哪儿冒出来的?
    26. 恰好, 恰巧, 恰逢: Bayram pazara düşüyor. 节日正好赶上星期天。Yolum düşürse gelirim. 要是顺路的话, 我会来的。Babasının burada yeni bir ev alması bu tarihlere düşer. 恰恰在这个节骨眼上, 他的父亲要在这儿买一座新房子。
    27. 被迫离开前往: tımarhaneye \düşmek 被送进精神病院 Bir lokma ekmek uğruna çoluk çocuğu ile gurbet ellere düşmüştür. 为了糊口, 他带着老婆孩子流落异乡。
    28. 变为, 成为, 沦为: yorgun \düşmek 疲惫不堪 hasta \düşmek 患病 fakir \düşmek 变穷 zayıf \düşmek 变弱, 变瘦 esir \düşmek 被俘 şehit \düşmek 牺牲
    29. 感到, 受到, 遭到: belâya \düşmek 遇到麻烦 kuşkuya \düşmek 怀疑 şupheye \düşmek 怀疑 korkuya \düşmek 害怕 Saçlarıma ak düştü. 我有白头发了。
    30. -i 扣除, 减去: borçları düştükten sonra kalan para 扣除债务后剩下的钱 darasını \düşmek 扣除皮重 Beş yüzden iki yüzü düşünce üç yüz kalır. 500扣去200还剩300。
    ◇ düşe kalka 1) 好不容易, 艰难地, 困难地, 费劲地, 吃力地: Çocuk düşe kalka büyüdü. 孩子好不容易长大了。Düşe kalka nihayet varabildik. 我们终于到了, 真不容易。 2) 同某人建立密切关系; 同某人混在一起: Evveli böyle değildi. Esnafla düşe kalka hin oğlu hinleşti. 他原来不是这样子的, 自打同那个坏女人混在一起就变坏了。düşecek yer aramak 寻找落脚之处 düşüp bayılmak 昏倒, 晕倒: Kadın bu sözleri duyunca, sesi çıktığınca haykırarak düşüp bayıldı. 那女人一听这话, 大叫一声, 晕了过去。Yok o kadarı fazla oldu, zaten canım burnuma geldi, bir de bunu yükletirseniz düşer bayılırım. 还是那么多啊!我早就累了, 您要是再给我加一点儿, 我可就爬下了。-le düşüp kalkmak 1) 同某人婚外恋, 鬼混: Onlar bir süre birlikte düşüp kalkmışlar, kadın sonra başka biriyle evlenmişti. 他们曾相好过一阵子, 后来女人嫁给了他人。Orospularla düşüp kalkan, iyi bir insan olamaz. 嫖妓的没有一个是好人。Yok pek ileriye gitme, senin de kimlerle düşüp kalktığını biliyoruz, fakat nemelâzım, kel tavuk kel horozla derler bilirsin ya. 站住!别走!我们知道你又和什么人混在一起了, 但是我们不感兴趣, 俗话说, 鱼找鱼虾找虾, 乌龟找王八, 这你该知道吧! 2) 同某人关系密切, 同某人在一起, 来往: Kapanık mizaçlı adamla hergün düşüp kalkmak insanı âdeta sinirlendiriyor. 每天同内向孤僻的人待在一起, 都快把人逼疯了。Onlar da orta gelirli aile çocukları idi, kendileri seviyesinde insanlarla düşüp kalkarlardı. 他们也是中等收入家庭的孩子, 同与他们同档次的人来往。Kanı kaynamazsa insan birbiriyle ne olursa uzun uzadıya düşüp kalkamaz. 人逢知己千杯少, 话不投机半句多。 3) 跌倒了再爬起来
    ◆ Düşenin dostu olmaz. 落魄之人无朋友。Düşmez kalkmaz bir Allah. 人无千日好, 花无百日红。

    Türkçe-Çince Sözlük > düşmek

Look at other dictionaries:

  • derdine düşmek — (bir şeyin) yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak Savaş yüzünden herkes kendi derdine düşmüştü. A. Kutlu …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kendi derdine düşmek — kendi sorunu sebebiyle başka şeyle ilgilenememek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • can derdine düşmek — ölüm korkusuna kapılmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • canının derdine düşmek — canından başka bir şey düşünemeyecek kadar sıkıntıda olmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • başının derdine düşmek — başka bir şeyle ilgilenmeyecek kadar sıkıntılı durumda bulunmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • can — is., Far. cān 1) İnsan ve hayvanlarda yaşamayı sağlayan ve ölümle vücuttan ayrılan madde dışı varlık 2) Yaşama, hayat Bir kedi yavrusunu kurtarmak için ipe sarılıp kuyuya iner, canımı tehlikeye koyardım. R. N. Güntekin 3) Güç, dirilik Her şeyde… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dert — is., di, Far. derd 1) Üzüntü Gündüz ya bir yere sokulup uyur ya sessiz sedasız sokaklarda dolaşır. Fakat akşam oldu mu derdi teper. H. E. Adıvar 2) Hastalık Hastayım derdime verem diyorlar. F. N. Çamlıbel 3) Ağrı 4) mec. Sorun, kaygı Ne var ki… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • baş — 1. is., anat. 1) İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız vb. organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. N. Cumalı 2) Bir topluluğu yöneten kimse …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kendi — zm. 1) İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat Kendi ülkemizde kendimizi yok edeceklerdi. R. E. Ünaydın 2) Kişiler üzerinde direnilerek durulduğunu anlatan bir söz Kendisi gelsin. Kendimiz görmeliyiz.… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.