Translation: from turkish to chinese

from chinese to turkish

bugünkü günde

  • 1 bu günkü

    s. 今天的; 当前的, 当代的: \bu günkü durum 当前形势
    ◇ \bu günkü günde 现在, 当前
    ◆ Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir. 今天的鸡胜过明天的鹅(切实的小利胜过虚幻的大利)。

    Türkçe-Çince Sözlük > bu günkü

  • 2 adam

    阿́ is.
    1. 人: Adamı kukla gibi oynatıyor. 他拿人当猴耍。
    2. 男人: Bu kasketli adam kim? 这个戴鸭舌帽的男人是谁?
    3. 受尊敬的人, 人士, 活动家, 大家, 人物: bilim \adamı 科学家, 学者 bir numaralı \adam 一号人物 devlet \adamı 国务活动家 din \adamı 宗教界人士 fen \adamı 自然科学家 fikir \adamı 思想家 iş \adamı 实业家 sanat \adamı 艺术家 siyaset \adamı 政治家
    4. 有教养的人, 好心人, 善良的人, 正派人, 品质好的人, 可信赖的人, 男子汉: Adam odur ki sözünden dönmeye. 男子汉一言九鼎。Arkadaşın adammış ki seni yalnız bırakmadı. 看来你的朋友是条汉子, 没有把你一个人丢下不管。Sen tam bir adamsın! 你是一个真正的男子汉!
    5. 靠山, 保护者, 庇护者: Adamınız varsa işiniz olur. 您要是有人保荐的话, 这份工作就是您的了。O benim adamımdır, hiçbir ricamı geri çevirmez. 他是我的靠山, 从不拒绝我的任何要求。
    6. 属下, 雇工, 雇员, 仆人, 心腹, 手下人: Hiç adamı olmadığı için işlerini kendi görüyor. 他一个属下也没有, 一切事情都得自己做。Karşı tarafın adamları çoktur. 对方的人很多。Sen kimin adamısın? 你是谁的人?
    7. 负责…事务的人, 干…的人: Buranın işine bakacak bir adam gerek. 需要一个负责此间事务的人。
    8. 人才: Bu okul şimdiye kadar çok adam yetiştirdi. 这个学校迄今已培养了许多人才。
    9. 俗́ 男人, 丈夫
    ◇ \adam \adama savunma (篮球)人盯人防守 \adam akıllı 理智的, 聪明的, 明智的 \adam aktarmak 在摔交中获胜 \adam almak 招野男人 \adam almamak (街道等)人满为患, 摩肩接踵, 水泄不通, 人山人海: Bayramlarda caddeler adam almıyor. 每逢节日, 大街上人满为患, 挤得水泄不通。\adam avlamak 骗人, 捉弄人, 迷惑人, 误导人 \adam azmanı 彪形大汉, 壮汉, 巨人: Şu adam azmanı herif oradan çekilse iyi olacak. 那个大个子的家伙还是离开那里为好。\adam başına 人均, 每人, 按人头 \adam beğenmemek 瞧不起人, 对人吹毛求疵: Sen de artık adam beğenmemeğe başladın. 你也开始瞧不起人了。\adam boyu 约一人高的: Adam boyu kar kapatır her yanı. 一人深的大雪把四周遮了个严严实实。\adam bozuntusu 俚́ 人渣 \adam çekiştirmek 讲别人坏话, 中伤, 诽谤, 诬蔑 \adam değiştirme 体́ (比赛中)换人 -e \adam dememek 不当成人: Bu yaptığını babana söylemezsem bana da adam demesinler. 我要是不告诉你父亲这事是你干的, 我就不是人。\adam deryası 人流, 人海 \adam eti yemek 转́ 讲人坏话, 诽谤 -i \adam etmek 1) 培养, 使成才, 改造: ağaçları \adam etmek 育树成材 çocukları \adam etmek 把孩子培养成人 Belediye başkanı bu kenti adam etti. 市长把这个城市治理得井井有条。 2) 精心照料, 精心侍奉 3) 俚́ 修理: bozuk radyoyu \adam etmek 把坏收音机修好 \adam evlâdı 良家子女; 正人君子: Kızlığında çok ıstırap çekti ama evlendikten sonra bir adam evlâdına düştü de hırpalanmadı. 她做姑娘的时候受了许多苦, 但是结婚以后遇到了好人家, 再没有受过虐待。O adam evlâdıdır, güvenebilisiniz. 他是个好孩子, 您可以相信他。\adam gibi 1) 象个大人似的, 懂事的, 有教养的: Antikalığı bırak da, adam gibi konuş. 你别这么乖戾, 有话好好说! 2) 象个人物似的, 有风度的 \adam içine çıkmak 在社交场合露面, 进入上层社会: Bu ayakkabılarla adam içine çıkılmaz. 这种鞋不能出现在社交场合。Suç işledediğinden bu yana adam içine çıkamıyor. 自打犯了罪后至今, 他再没在人前露过面。\adam içine karışmak 进入社交场合, 进入上层社会, 受人尊重 \adam kaldırmak 绑票, 绑架勒索 \adam kayırmak 偏向, 偏袒 \adam kıtlığı 人手不足, 人才匮乏, 缺少人才: Bugünkü çeşitli bunalımlar adam kıtlığından mıdır? 今天的各种危机难道不是源于人才匮乏吗?\adam kullanmak 用人, 雇人, 雇请 \adam oğlu 良家子女 \adam olmak 1) 成长, 长大, 成才, 有出息: Bu çocuk adam olacağa benziyor. 这孩子似乎将来会有出息。Benim babam bahçıvan ırgatı olmasaydı, ben de sizler gibi adam olurdum. 要不是我爹是一个种菜的, 我也可以像你们一样有出息。 2) 变好, 成为有用的, 被修好: Bu bozuk radyo tamirle adam oldu. 这个破收音机已经修好了。\adam olmaz 1) 不成器的, 没出息的, 不可救药的, 无可挽回的 2) 修不好的: Bu arabanın içi geçmiş, adam olmaz. 这辆车已经不能用了, 修不好了。\adam öldürmek 谋杀, 杀人, 凶杀 \adam sarrafı 善于识别好人坏人的人: O adam sarrafıdır, kimin ne olduğunu bir bakışta anlar. 他善于识别好人坏人, 一个人怎么样他一眼就能看出来。\adam sayılmak 受到尊敬, 赢得声望 \adam seçmek 偏向, 偏袒 \adam (sen de) (表示对事情不重视的插入语)去你的吧!没关系!算了吧!无所谓!没什么了不起: Adam sen de, siz bana bakmayın. 去去去!你们别看着我!Adam! Vazgeç! 算了, 别干了!\adam sırasına geçmek (或 girmek, girmek) 受重用: Genel müdüre gidersek belki adam sırasına gireriz. 如果我们去见见总经理, 也许我们会受到重用。\adam sırasında saymak 尊重, 尊敬 \adam tanımak 1) 善于了解人, 知人善任: Adam tanımak kolay bir iş değildir. 知人善任不是一件容易的事。 2) 有熟人的, 有声望的, 熟人多的 \adam tortusu 败类, 人渣 -i \adam yerine koymak 尊重, 把…当人物看: Babasını adam yerine koymuyor, ağzını açarken susturuyor. 他很不尊重自己的父亲, 父亲一开口, 他就让父亲闭嘴。Demek beni adam yerine koymuşyorsun öyle mi? 就是说你并不把我当回事, 是吗?\adama benzemek 改观, 改善, 变好, 变整齐 \adama çevirmek 使改观, 使改善, 整理, 收拾 \adama dönmek 改观, 改善, 变好, 变整齐: Badanası vurulunca ev adama döndu. 房子经过粉刷焕然一新。\adamdan saymak 尊重, 把…当人物看: Onu adamdan sayıp da fikirini sormadılar. 他们没把他当回事, 因而也没征求他的意见。\adamı olmak 1) 成为某方面的能手 2) -in 成为某人的手下 \adamına düşmek 巧遇内行, 适逢其人: İşimiz adamına düştü de kolayca yapıldı. 我们的工作适逢行家里手, 所以顺利完成。\adamına göre 因人而异, 区别对待 \adamını bulmak 巧遇内行, 适逢其人: Adamını bulursan iş daha da kolaylaşır. 如果你能找到行家, 这件事也就好办啦!
    ◆ Adam adama lâzım (或 gerek) olur. 人与人相互需要。Adam adamı bir kere aldatır. 骗子得逞只一回, 下次骗人谁人信。Adam adamın şeytanıdır. 跟着啥人学啥人, 跟着巫婆跳大神; 近朱者赤, 近墨者黑。Adam ahbabından bellidir. 观其友知其人。Adam kıymetini adam bilir. 有千里马, 还需有伯乐。Adam oluncaya kadar dokuz fırın ekmek ister. 十年树木, 百年树人。Adam sormakla âlim olur. 不懂就问为真知。Adamın alacası içinde, hayvanın alacası dışında. 动物的野性一目了然, 人的脾气含而不露。Adamın eti ağır. 人的躯体最沉, 伺候瘫子最累。Adamın iyisi alışverişte bellidir. 做生意最能体现人的品质。Adamın iyisi iş başında belli olur. 一个人的价值体现在他的工作成就上。Adamın yere bakanından, suyun sessiz akanından kork. 平静水面低头汉, 多加提防莫小看。

    Türkçe-Çince Sözlük > adam

  • 3 ağız

    - ğzı is.
    1. 口, 嘴: \ağız boşluğu 口腔 \ağız suyu 口水, 唾液 \ağız yarı 口水, 唾液 küçük bir \ağız 一张小嘴
    2. 口状物: bardak \ağızı 杯口 boru \ağızı 管道口 fırın \ağızı 炉口 kuyu \ağızı 井口 madenin \ağızı 矿井口, 坑口 mağaranın \ağızı 洞口 su \ağızı 消防龙头, 配水龙头, 给水栓, 取水管 şişenin \ağızı 瓶口 test \ağızı 罐口 top \ağızı 炮口 tüfek \ağızı 枪口 yanardağın \ağızı 火山口
    3. 河口, 海口, 湖口, 路口: iki yol \ağızı (叉)路口 akarsu (或 nehir) \ağızı 河口 körfez \ağızı 海湾进出口
    4. (利器的)刃: bıçak \ağızı 刀刃 kılıç \ağızı 刀口
    5. 口音, 方言: İstanbul \ağızı 伊斯坦布尔口音 Sichuan \ağızı 四川口音 Tianjin \ağızı 天津方言
    6. 行话, 隐语, 暗语, 黑话: külhanbeyi \ağızı 流氓黑话 satıcı \ağızı 商人行话
    7. 语气, 口气, 语调: Ağzını öpeyim (或seveyim). 你说得太棒了!Bana karşı bu ağzı kullanma! 不要用这种口气对我说话!
    8. (有地方特色的)曲调, 歌调
    9. (危险的)当口, 边沿, 边缘: savaş \ağızı 战争的边缘 uçurumun \ağızı 悬崖边上
    10. 次, 回: İlk ağızda paranın yarısını ödedi. 他先付了一半款。Sobayı günde iki ağız yakıyoruz. 我们每天生两次炉子。
    ◇ \ağız açıp gözleri yummak 转́ 盛怒, 暴跳如雷 \ağız açmak 1) 开口说话: Onun hiddeti karşısında ağız açmamak daha iyiydi. 在他盛怒的情况下, 当时最好的办法就是闭口不语。 2) 破口大骂, 责骂, 斥责, 申斥 \ağız açtırmamak 不给人以说话的机会, 不让人说话: Tek kötü huyu, bir sohbette kimseye ağız açtırmamaktı. 他只有一个坏毛病, 一聊起来就没有别人说话的机会了。Amma onun karşısındakine ağız açtırmama huyu çok fena idi. 但是, 他那不让人说话的毛病很不好。\ağız \ağıza 1) 满满地, 满满当当地: Bardak ağız ağza dolu. 杯子里满满的。 2) 面对面地, 单独地, 私下里: \ağız \ağıza konuşmak (或 vermek) 秘谈, 说悄悄话, 窃窃私语 \ağız alışkanlığı 口头语, 口头禅 \ağız aramak 1) 觅食 2) 探口风, 套口气 \ağız atmak 转́ 自夸, 吹牛, 自吹自擂, 大言不惭 \ağız banyosu 医́ (口腔治疗后)漱口 \ağız biriktirmek 统一口径, 串通 \ağız bozmak 辱骂, 谩骂, 咒骂, 破口大骂, 骂大街 \ağız bozuk 爱骂人的 \ağız bozukluğu 骂人的习惯, 好骂人的习性 \ağız burun birbirine karışmak (因极度痛苦、难过、疲劳、恼怒等)五官错位, 显得痛苦不堪, 苦不堪言, 愁眉苦脸, 横眉立目 \ağız burun ekşitip çehre etmek 皱眉, 拉下脸: İşte söz ağız burun ekşitip çehre etti. 就是这句话, 使他眉头一皱, 拉下脸来。\ağız burun haşlanmak 转́ 吃热饭, 喝热汤 \ağız bükmek 撇嘴, 嗤之以鼻, 瞧不起 \ağız dağıtmak 诅咒, 咒骂 \ağız dalaş (mas) ı 吵嘴, 争吵, 口角, 斗嘴, 争论, 舌战: Çocuklar ağız dalaşına başladılar. 孩子们吵起来了。Hiç yoktan sebepler, büyük ağız dalaşmalarına döner. 他们无缘无故地吵了起来。\ağız değişikliği 1) 换口味: Ağız değişıkliği olsun diye bugün kızartma tavuk aldım. 为了换换口味, 我今天买了炸鸡。 2) 转́ 改口, 改嘴, 改主意 \ağız değiştirmek 1) 改口, 改嘴: Sonunda zararlı çıkacağını anladığı için ağız değiştirmeye, daha önce söylediklerini inkâr etmeye başlamıştır. 他得知最终将有麻烦, 就开始改口, 否认他以前说过的话。 2) 转́ 改主意: Ali’nin ortaklık konusunda ağız değiştirmesi arkadaşlarını çok üzmüştür. 阿里改变主意不参加入伙, 令他的朋友们非常不快。\ağız dil vermemek 1) 病得说不出话: Ali gidiciye benzer. İki günden beri ağız dil vermiyor. 阿里似乎将不久于人世, 两天来已经说不出话来了。 2) 保持缄默, 保守秘密, 不说 \ağız dolusu 1) 满嘴的, 满口的, 一大口的: Ağız dolusu bir dumanı üfledi. 他吐出了一大口烟。 2) 满口的, 一句接一句的: \ağız dolusu lâf 满嘴的胡言乱语 Ağız dolusu küfür ederek gitti. 他骂骂咧咧地走了。\ağız dolusu gülmek 哈哈大笑, 开怀大笑 \ağız düşmek 央求, 乞求, 低三下四 \ağız ebesi 爱说话的人, 话多的人 \ağız eğmek 1) 嘲笑, 取笑, 讥笑, 嘲弄, 讽刺, 挖苦 2) 央求, 乞求, 低三下四 \ağız etmek 央求, 乞求, 低三下四 \ağız gevşek 嘴快的, 多嘴多舌的 \ağız gevşekliği 嘴快, 多嘴多舌: Ağız gevşekliği bazen insanın başına belâ açar. 有些人吃亏就在他那张嘴上。\ağız haberi 小道消息, 流言蜚语 \ağız içine bakmak 全神贯注地听 \ağız kâhyası 干预他人谈话者, 多嘴的人: 花言巧语者, 巧舌如簧者: Ben istediğimi söylerim, sen benim ağzımın kâhyası mısın? 我想说什么就说什么, 你算老几?\ağız kalabalığı 不着边际的废话 \ağız kalabalığına getirmek 废话连篇使人莫明其妙: Ağız kalabalığına getirerek ellerinde kalan son malları da bir an önce satmaya çalışıyorlardı. 他一侃起来云山雾罩, 企图把手里剩下的货也尽快卖出去。\ağız karası 挑拨离间 \ağız kavafı 花言巧语者, 巧舌如簧者: Bıktım bu kadından, kadın değil ağız kavafı. 我讨厌这个满嘴跑火车的女人。\ağız kavgası 口角, 吵嘴, 争吵, 舌战, 斗嘴, 争论, 口角之争: İki elti ağız kavgasına başladılar. 两妯娌开始斗嘴了。Ağız kavgası bir ara tam anlamıyla gerçek kavgaya dönüşmüştü. 口角之争一度变成了完全意义上的真正的争斗。\ağız kokusu 1) 口臭, 口中难闻的气味 2) 转́ 任性, 反复无常; 任性的要求, 反复无常的言行 \ağız kokusu çekmek 忍受反复无常的言行 \ağız kokusu dinlemek 忍受反复无常的言行 \ağız kullanmak 耍嘴皮子, 巧辩, 狡辩, 花言巧语; 见风使舵 \ağız kurumak 口干舌燥 \ağız nağmesi 无谓的恭维 \ağız nişanı 口头婚约, 口头订婚 \ağız oynatmak 吃东西 \ağız patırdısı yapmak 口角, 争吵, 吵架 \ağız persengi 口头语 \ağız satmak 自夸, 自吹自擂, 吹牛皮, 夸口: Elinden bir iş gelmez; ama bize ağız satıyor. 他什么也干不了, 可是仍向我们夸口。\ağız suyu 口水: Öperken ağız suyunu çocuğun yanağına bırakıyordu. 他亲了孩子一下, 口水沾了孩子一脸。\ağız suyunu akıtmak 使流口水, 引起欲望, 使人十分羡慕, 使垂涎三尺 \ağız şakası 玩笑话, 玩笑: Arkadaşlarının ağız şakaları çekilmez hale gelmişti. 朋友们的玩笑话已经变得不可忍受。\ağız tadı 1) 和谐, 融洽, 安宁, 和睦, 协调; 快乐, 喜悦, 愉快, 快感: Ben istemiyorum ki yüzümden senin ağzının tadın kaçsın. 我不愿因我而使你失去快乐。Onun ailesinin tadı bozuldu. 他的家庭和睦受到了破坏。 2) 好口味, 好滋味: Bir lokantada ağız tadıyla bir yemek yedik. 我们在餐馆美美地吃了一顿。\ağız tadını kaçırmak 破坏和睦, 使不融洽: Mevcut ahengi bozup çoğunluğun ağız tadını kaçırmaz. 这不会破坏现有的安定, 破坏多数人的和睦。\ağız tamburası çalmak 1) 劝慰, 好言相劝 2) 打开话匣子, 信口开河, 夸夸其谈, 海阔天空 3) 打寒颤 \ağız tatsızlığı 1) 不和睦, 不和; 不快, 不悦 2) 口中异味, 味同嚼蜡 \ağız tutmak 1) 沉默, 缄口, 闭嘴 2) 守口如瓶, 保守秘密 \ağız tüfeği 能发出声响的步枪模型 \ağız tütünü 口嚼烟 \ağız vermek 央求, 乞求 \ağız yapmak 耍嘴皮子, 口是心非, 哄骗: Ağız yapmayı bırak da gerçeği söyle. 你甭编瞎话了, 说实话吧!Şimdi bana ağız yapmaya kalkışma, ben senin ne düşündüğünü bilirim. 你甭想糊弄我, 你现在想什么我很清楚。\ağız yaymak 拐弯抹角, 支吾: Bu konuda ağız yaymak ona yakışmaz. 在这个问题上, 对他说话用不着拐弯抹角。\ağız yoklamak 1) 觅食 2) 探口风, 套口气 \ağız yormak 白费唇舌, 白磨嘴皮子 \ağıza alınmadık 非常下流的, 不堪入耳的, 说不出口的, 闻所未闻的 \ağıza alınmayacak 难以启齿的, 不堪入耳的: \ağıza alınmayacak küfür 不堪入耳的谩骂 \ağıza alınmaz 难以启齿的, 不堪入耳的: \ağıza alınmaz sözler 说不出口的污言秽语 \ağıza almak 提及, 谈到, 想到 \ağıza düşmek 成为他人谈资, 被他人议论, 受到非议, 成为流言蜚语的目标: Kocasından ayrıldıktan sonra ağza düşmekten kurtulamadı. 离开丈夫之后, 她一直受到别人的非议。\ağıza koyacak bir şey 只够塞牙缝的东西: Bu evde ağza koyacak bir şeyler bulunmaz mı? 在这个家里, 难道连一点儿吃的东西也找不到吗?\ağıza sakız olmak 成为他人谈资, 被他人议论, 受到非议, 成为流言蜚语的目标 \ağıza tat, boğaza feryat 1) 好吃但是少得不够塞牙缝的(食物) 2) 表现不错但是还不够 \ağızda bakla ıslanmamak 口风不紧, 胡言乱语 \ağızda büyümek 味同嚼蜡, 咽不下去 \ağızda dağılmak (面包和点心)烤制得非常好, 松软得入口即化的 \ağızda dil kurumak 口干舌燥 \ağızda dili olmamak 三缄其口, 默默无言 \ağızda lâf çiğnemek 含糊其词地说 \ağızda sakız etmek 说车轱辘话, 翻来覆去地说, 唠叨, 絮叨 \ağızda sakız gibi çiğnemek 说车轱辘话, 翻来覆去地说, 唠叨, 絮叨 \ağızda söz çiğnemek 含糊其词地说 \ağızda tükrük kurumak 白费口舌 \ağızdan \ağıza dolaşmak 口头传播, 流传, 散布: Ali’nin kızı ile damadının hiç te tatlı bir aile hayatları olmadığı kısa zamanda, ağızden ağza dolaşmaya başladı. 很快就有传言说阿里的女儿和她的丈夫日子过得并不和睦。\ağızdan \ağıza düşmek 成为流言蜚语的目标 \ağızdan \ağıza geçmek 口头传播, 流传, 散布 \ağızdan \ağıza yayılmak 口头传播, 流传, 散布 \ağızdan almak 探知, 刺探出 \ağızdan baklayı çıkarmak 忍不住说出, 泄密, 说走嘴 \ağızdan çıkmak 一言既出, 驷马难追 \ağızdan dolma 道听途说的材料: Ağızdan dolma bilgilerle orda burda çalım satıyor. 他正在利用这些道听途说得来的材料到处招摇撞骗。\ağızdan kapmak 探知, 刺探出 \ağızdan rapor vermek 口头报告, 口头汇报 \ağızı açık 1) 惊呆的, 张口结舌的, 目瞪口呆的, 呆若木鸡的: 100 m.yi 9 saniyede koşunca herkesin ağzı açık kaldı. 他用9秒钟跑完了100米, 使所有的人目瞪口呆。Kızın güzelliği karşısında ağzı açık kalakalmıştı. 他被姑娘的美貌惊呆了。 2) 呆子, 傻子 \ağızı açık ayran budalası 大惊小怪的, 少见多怪的, 傻呆呆的: Ağzı açık ayran budalası gibi çevresini seyrediyor. 他大张着嘴, 傻呆呆地四处张望。\ağızı açık ayran delisi 大惊小怪的, 少见多怪的, 傻呆呆的: Panayırda gördüklerie kendini kaptırdı; ağzı açık ayran delisi oldu. 他对在庙会上的所见所闻着了迷, 大张着嘴, 如醉如痴。\ağızı \ağızına 满满地, 一点儿空也没有地: Kütüphaneler ağzı ağzına kitapla doldurulmuştur. 图书馆被书塞得满满的。\ağızı \ağızına kavuşmamak 乐得合不拢嘴 -in \ağızı aşağı 脸朝下: Toprağa ağzı aşağı uzandı. 他脸朝下趴在地上。-in \ağızı aya, gözü çaya bakmak 漫不经心: İşlerini elbette beğenmezler, çünkü ağzı aya gözü çaya bakıyor, eli işte gözü oynaştadır. 他们肯定不喜欢他们的工作, 因为他们漫不经心, 心不在焉。\ağızı bir 异口同声的, 口径一致的 -in \ağızı bir karış açık 转́ 惊呆的, 呆若木鸡的, 目瞪口呆的, 张口结舌的; 傻子, 呆子: Tayin haberini aldığı zaman ağzı bir karış açıkta kaldı. 他一得到任命的消息, 惊得目瞪口呆。\ağızı boş 好瞎说的, 爱胡扯的, 好闲聊的, 多嘴的, 嘴快的 \ağızı bozuk 好骂人的, 满口脏话的, 口出污言秽语的: Ağzı bozuk olanlarla arkadaşlık etme. 满口脏话的人不可交。Kıyafeti efendiye benzer ama ağzı bozuk terbiyesizin biridir. 他衣冠楚楚似君子, 却满口脏话无教养。\ağızı bozulmak 好骂人, 满口脏话, 骂大街, 口出污言秽语, 说话下流 \ağızı burnu birbirine karışmak (因为疲劳、激动、痛苦、生气、争吵、醉酒等原因)面部扭曲 \ağızı burnu çarşamba pazarına dönmek 1) (因为疲劳、痛苦、生气等)面部扭曲 2) 转́ 变得凌乱不堪 \ağızı burnu yerinde 漂亮的, 容貌端正的 \ağızı burulmak (因苦涩酸辣等味道)呲牙咧嘴: Çocuk cevizin yeşil kabuğunu ısırdığı için ağzı burularak öfkelendi. 那孩子咬了一口青核桃的绿皮, 涩得他呲牙咧嘴, 气急败坏。\ağızı büyük 口气大的, 好吹牛的, 自命不凡的 \ağızı cıvık 爱散布小道消息的, 东家长西家短的 \ağızı çelikli 1) 伶牙利齿的 2) 喜欢滚烫饮食的 -in \ağızı çiriş çanağına dönmek 口干发苦: Bugün o kadar çok sigara içtim ki, ağzım çiriş çanağına döndü. 今天我的烟抽得太多, 口干发苦。\ağızı değişmek 改口, 改变说法 -in \ağızı dili bağlanmak 张口结舌, 有话说不出, 缄口不语, 一言不发: Ağzım dilim bağlanmış gibi cevap veremedim. 我张口结舌, 一句话也说不出来。Yıllarca arayıp da bulamadığı çocuğunu karşısında görünce ağzı dili bağlanmıştı âdeta. 一见到他找了多年都未能找到的孩子, 他几乎一句话也说不出来了。-in \ağızı dili kurumak 口干舌燥; 口渴: Susuzluktan ağzı dili kurumuştu. 渴得他嗓子直冒烟。\ağızı dili yok 1) 一言不发的 2) 自认倒霉的: Ağzı dili yok birini buldular, her işe koşarlar. 他们找了一个自认倒霉的人, 什么事情都让他干。\ağızı dört köşe olmak 乐得合不拢嘴 \ağızı eğri 挑拨离间的, 爱嚼舌的, 多嘴多舌的: Ağzı eğrilerden her zaman korkulur. 爱嚼舌的人永远都是最可怕的。\ağızı gevşek 嘴不严的, 长舌的, 多嘴的: Ona her konuyu açma; ağzı gevşektir, her yerde söyler. 什么事情也别对他讲, 他是一个碎嘴子, 会到处去说。\ağızı havada 转́ 1) 呆傻的, 痴呆的, 低能的 2) 傲慢的, 目空一切的, 骄傲的, 狂妄自大的 \ağızı hayretten açık kalmak 目瞪口呆, 大吃一惊 \ağızı ile arslan tutmak 转́ 说大话, 胡说八道, 乱讲 \ağızı ile konuşmak 代表某人讲话; 模仿某人讲话 \ağızı ile kuş tutmak 转́ 技艺高超, 掌握绝技: Ağzı ile kuş tutsa yaranamıyor. 即使他有天大的本事也无济于事。\ağızı ile söylemek 代表某人讲话; 模仿某人讲话 \ağızı kalabalık 1) 喋喋不休的, 健谈的: Yeni şübe reisi, kırk beşlık, ellilik, kıranta, ağzı kalabalık bir adam. 新科长年龄在45到50岁之间, 头发花白, 是一个健谈的人。 2) 废话连篇的, 胡说八道的, 绕舌的: Ağzı kalabalık kişi huzurumuzu kaçırdı. 这个爱胡说八道的人把我们搞得鸡犬不宁。 3) 带来坏消息的: Ağzı kalabalık kişi huzurumuzu kaşırdı. 那个人带来了坏消息, 把我们搞得心烦意乱。\ağızı kara 热衷于传播坏消息的; 嘴损的: Aramızı bozan ağzı kara şom ağızlı biri oldu. 挑拨我们之间关系的那个热衷于传播坏消息的人是一个不祥之物。Ağzı kara şom ağızlının biri aramıza girip bizi birbirine düşürdü. 嘴损的人是一个不祥之物, 一到我们这里就闹得我们鸡犬不宁。\ağızı kenetli 1) 守口如瓶的, 嘴巴紧的 2) 白唇的(马) \ağızı kilit gibi 嘴严 \ağızı kilitli 1) 守口如瓶的, 嘴巴紧的 2) 白唇的(马) \ağızı köpürmek 勃然大怒 \ağızı kulağına yakın 善于传话的人, 能把听到的话原封不动地讲给别人听的人 \ağızı kulaklarına varmak 乐得嘴都合不拢: sevinçinden \ağızı kulaklarına varmak 乐得嘴都合不拢 Genç kızların, delikanlılar etraflarını alınca ağızları kulaklarına vardı. 年轻的姑娘们围在小伙子们的周围, 乐得合不拢嘴。\ağızı kulaklarında 非常幸福的 \ağızı kurumak 说得口干舌燥: Ağzın kurusun. 闭上你的乌鸦嘴!\ağızı lâf (或 lâkırdı) yapmak 口齿伶俐, 伶牙利齿, 能说会道, 能言善辩: Berna, ağzı lâf yapan biridir; o, sözcümüz olsun. 贝尔娜能说会道的, 就让她当我们的发言人吧!\ağızı mühürlü 嘴上贴了封条的 \ağızı oynamak 1) 吃东西: Kaba leblebi, keçiboynuzu, iğde yiyip, üzerlerine bol bol su içerdi, Ağzı hiç durmadan oynayıp dururdu. 他先吃了炒鹰嘴豆、长角豆和野橄榄, 又足足地喝了一通水, 嘴巴一点儿也没闲着。 2) 说, 讲, 摇唇鼓舌 \ağızı öpülecek adam 行善的人, 做好事的人 \ağızı pabuç kadar 嘴臭的人, 不会说话的人 \ağızı paça olmak 非常快乐, 乐坏了 \ağızı pek 守口如瓶的, 能严守秘密的 \ağızı pis 满口脏话的, 张口骂人的, 好骂人的: O ağzı pis çocukla bir daha arkadaşlık etmeyeceğim. 我再也不和那个满口脏话的孩子做朋友了。\ağızı sıkı 守口如瓶的, 能严守秘密的: Bilirim, ağzı sıkı adamsın. 我知道你是一个守口如瓶的人。-in \ağızı söze yakışmak 会说话, 说的比唱的好听 -in \ağızı sulanmak 流口水, 垂涎, 垂涎欲滴; 眼馋, 羡慕: Vitrindeki nefis yiyecekleri görünce ağzı sulandı. 他一看见橱窗里的好吃的, 口水都下来了。-in \ağızı süt kokmak 乳臭未干, 不谙世事: Ağzı süt kokar. 他乳臭未干。Ağzı süt kokan bir masum çocuk tavrı takınmıştı. 他装出一副不谙世事、天真无邪的孩子般的神情。-in \ağızı tatlanmak 嘴里发甜 \ağızı tatlı 嘴甜的, 会说话的: Ağzı tatlı. 他的嘴很甜。\ağızı temiz 说话文质彬彬的, 言谈举止有修养的 -in \ağızı teneke (yle) kaplı 谑́ 钢口铁牙的(指喜好冷热辛辣饮食的): Ali’nin ağzı sanki teneke kaplı, bir bardak kaynar suyu bir saniyede içverdi. 阿里似乎长了一副钢口铁牙, 一杯滚烫的开水, 一口气就喝下去了。\ağızı torbaya yakın 言谈话语得体的 -in \ağızı var, dili yok 一言不发的: Ağzı var, dili yok. 他一言不发。-in \ağızı varmak 说得出口, 有勇气说出口: Babasının öldüğünü haber vermeğe bir türlü ağzım varmıyordu. 我怎么也不敢把他父亲去世的消息告诉他。(-in, - den) \ağızı yanmak 转́ 受伤害, 吃苦头, 碰钉子: Benim ticaret işlerinden ağzım yandı; bir daha girmek istemiyorum. 我吃过做商业欺诈的苦头, 再也不想经商了。Trafik cezasından ağzı yandı, artık dikkatli araba sürüyor. 他已尝到了交通违章处罚的苦头, 今后开车会小心的。\ağızı yayvan 多嘴多舌的, 长舌的, 嘴快的, 瞎说, 乱讲的, 饶舌的, 嚼舌的 \ağızı yukarıda 转́ 自夸的, 自吹的, 说大话的 -in \ağızına \ağız vermek 转́ 附和某人的想法 -in \ağızına almak 提起, 说起, 谈及: O hareketinden sonra bir daha Ali’nin adını ağzına almadı. 打那之后, 他再也不提阿里的名字了。-i \ağızına aptesle almak 恭敬地谈及 -in \ağızına baka kalmak (对某人的话)感到惊讶: Ali, bir ayak üstünde bin bir sözün belini büken bu kadının ağzına baka kaldılar. 阿里看这个女人口若悬河, 目瞪口呆。-in \ağızına bakmak 1) 洗耳恭听: Onu hayranlıkla izler, ağzına bakar dururdum. 我崇敬地看着他, 洗耳恭听。Öyle güzel konuşuyordu ki herkes onun ağzına bakıp kalıyordu. 他讲得真好, 所有的人都洗耳恭听。 2) 言听计从, 服从: Ali, Berna'nın ağzına bakar, onun sözünden çıkmaz. 阿里对贝尔娜言听计从, 从不驳她的面子。Ben kimsenin ağzına bakmam, kendi aklım kendime yeter. 我从不听别人说三道四, 自己的事自己拿主意。\ağızına basa basa 不容反驳地 \ağızına bile sürmemek 一点儿也没尝, 一点儿也没吃 \ağızına bir ip ölçmek 转́ 探口风, 套口气 -in \ağızına bir kemik atmak 转́ 施小惠以塞其口 -in \ağızına bir lokma koymamak 粒米未进: Açlıktan gözlerim kararıyor, sabahtan beri ağzıma bir lokma koymadım. 我饿得头晕眼花, 从一打早上起, 我就粒米未进。İki gündür ağzıma bir lokma koymadım. 我已经两天水米没打牙了。-in \ağızına bir parmak bal çalmak 转́ 给甜头, 以小恩小惠诱惑, 引诱; 甜言蜜语地哄骗: Nihayet ağzına bir parmak bal çalarak onu da susturmayı başardım. 最后, 我给了他一点儿甜头, 成功地使他也保持沉默。-in \ağızına bir şey koymamak 不吃东西, 水米不打牙: Uzun zamandan beri ağzına birşey koymadığı, yemeği kıtlıktan çıkmış gibi yemesinden belli oluyordu. 他吃起东西像是从灾区来的, 显然好长时间没吃过一点儿东西了。-in \ağızına bir çöp koymamak 不吃东西, 水米不打牙: Sabahtan beri ağzıma bir çöp koymadım. 自打一早上起我就粒米未进。-in \ağızına bir zeytin verip ardına (或 altına) bir tulum tutmak 转́ 吃小亏占大便宜 -in \ağızına burnuna bulaştırmak 转́ (把事情)搞得一团糟, 弄乱了套: Bu işi ağzına burnuna bulaştıracağını önceden biliyordum. 我早就知道他会把这件事越弄越乱。-in \ağızına çöp koymamak 不吃东西, 水米不打牙: Zavallının gözleri kararıyordu. Çünkü sabahtan beri ağzına çöp koymamıştı. 这个可怜的家伙两眼发黑, 因为从一早儿起他就一点儿东西也没吃。-in \ağızına geldiği gibi söylemek 信口开河, 胡说八道 -in \ağızına geleni söylemek 1) 胡说八道, 语言粗俗, 言谈下流, 肆无忌惮地说: Edepsiz adam ağzına geleni söyledi; ortalığın üstüne başına etti. 那个无耻的家伙满口污言秽语, 污染环境。Kafası kızınca ağzına geleni söylemeye başladı. 他一生气就开始胡说八道。 2) 信口开河, 想到什么说什么: Ağzına geleni söylüyor ama namusunuza ufak bir şekilde dil uzatmıyor. 他只是信口说说而已, 丝毫没有诋毁您的意思。-in \ağızına gem vurmak 使缄默, 不让说话: Ne yapayım, tembih ettiğim hâlde dilini tutamıyor, ağzına gem vuracak değilim ya. 我该怎么办呢?我叮嘱他要守口如瓶, 可他就是管不住自己的嘴, 我又不能给他套上一个马嚼子。-in \ağızına girmek 过于接近 -in \ağızına göre olmamak 1) 不合口味 2) 不胜任: O benim ağzıma göre değil, onunla başa çıkamam. 那个不合适我, 我胜任不了。\ağızına kadar 满满地: Kamyonlar ağızlarına kadar yüklü olarak cepheye gittiler. 一辆辆载重汽车满载物资驶往前线。-in \ağızına kilit takmak (或 vurmak) 1) 沉默, 不作声 2) 使沉默, 不让讲话: Çocuk, ağzına kilit vurulmuş gibi hiçbir şey söylemedi. 这个孩子的嘴好像被人上了锁, 什么也不说。-in \ağızına kira istemek 说话扭扭捏捏, 吞吞吐吐, 欲言又止, 卖关子: Ağzına kira mı istiyorsun çocuk, konuşsana. 你又要卖关子啦?孩子, 说吧!啊!-i \ağızına koymamak 忌食, 不吃: O güzelim yemeklerden ağzına koymadı. 那些好吃的东西他一点儿也没吃。-in \ağızına lâyık 很合口味的, 美味可口的, 值得一吃的: Bu börek doğrusu pek güzel olmuş, ağzına lâyık. 听说这种馅饼非常好吃, 肯定合你口味。\ağızına lokma olmak 落入魔掌, 成为口中之食 \ağızına sakız etmek 不断地谈及(某人或某事) -in \ağızına sakız olmak 转́ 成为(某人)经常谈及的(人), 成为流言蜚语的对象: Elin ağzına sakız olmayı hiç bir zaman istemem. 我永远也不希望成为外人说三道四的对象。\ağızına sıçmak 破坏, 捣乱 \ağızsına sövmek 漫骂, 辱骂 -i \ağızına sürmemek 忌食, 不吃 \ağızına taş almak 转́ 一言不发, 不说话, 不吭声: Ağzına taş almış. 他好像用石头堵住了嘴, 一声也不吭。\ağızına tat bulaşmak 转́ 由于喜欢而重复做同一件事, 希望获得同样的成功 -in \ağızına tıkamak 堵人的嘴, 使保持沉默: Bana maval okuma diye sözü ağzına tıkadı. 他一句“你别蒙我了”, 把我噎了回去。-in \ağızına tükürmek 1) 众口一词, 异口同声: Bunlar birbirinin ağzına tükürmüşler. 这些人众口一词。 2) 唾弃, 唾骂: \ağızına tükürdüğüm adam 我所唾弃的人 \ağızına verilmesini beklemek (或 istemek) 转́ 坐享其成, 坐等天上掉馅饼 -in \ağızına yakışmamak 转́ 不合适, 不相称, 不应该: Bu küfürler terbiyeli bir insanın ağzına yakışmıyor. 这种骂人的话不应该是一个有教养的人说的。\ağızında ayran durmaz 转́ 爱散布小道消息的, 东家长西家短 -in \ağızında bakla ıslanmamak 转́ 守不住秘密, 信口乱说 -in \ağızında büyümek 转́ 难以下咽, 无食欲, 没胃口: Lokmalar ağzımda büyüyor, hiçbir şey yemek istemiyorum. 饭在我嘴里咽不下去, 我什么东西都不想吃。-in \ağızında gevelemek 咕哝, 嘟囔, 含含糊糊地说: Ağzında geveleme de gerçeği olduğu gibi söyle. 别这么含糊其词, 你还是实话实说吧!-in \ağızında gezmek 转́ 成为(某人)经常谈及的(人), 成为流言蜚语的对象 -in \ağızında mercimek durmamak 转́ 守不住秘密, 信口乱说 -in \ağızında sakız gibi çiğnemek 说车轱辘话, 翻来覆去地说, 唠叨, 絮叨 -in \ağızında sakız olmak 转́ 1) 被嘲笑: Âlemin ağzında sakız oldun ama hâlâ kendini toparlayamadın. 大伙儿都在笑话你呢!可你还是那么没精打采的。 2) 说车轱辘话, 翻来覆去地说, 唠叨, 絮叨 -in \ağızında tükürüğü kurumak 说得口干舌燥, 白费口舌: Söyleye söyleye ağzımda tükrüğüm kuruyor yine meramımı anlamıyorsun. 我说啊说啊, 说得我口干舌燥, 可是你还是不明白我的意思。Ağzımda tükrüğüm kurudu hâlâ sana maksadımı anlatamadım. 我说得口干舌燥, 可是仍未能让你搞明白我的目的。-in \ağızında tüy bitmek 转́ 被迫一直说同样的话 -in \ağızında yaş kalmamak 转́ 多次向人诉说一种想法 -in \ağızındaki kozu kırmak 转́ 完成所从事的任务 -in \ağızından 1) 从某人口中: Bu masalı ninemin ağzından derledim. 这个童话是我从我奶奶那里听来的。 2) 以某人的口气, 以某人的名义: Anasının ağzından babasına bir mektup yazdı. 他以他母亲的口气给父亲写了一封信。-in \ağızından almak 1) 从某人口中套取 2) 插话, 打断某人谈话 -in \ağızından ateş saçmak 转́ 气得哇哇大叫 -in \ağızından baklayı çıkarmak 转́ 忍不住说出, 泄密, 说走嘴: Mecbur kalmasaydı çıkarmazdı ağzından baklayı. 要不是迫不得已, 他不会说出来。Nihayet ağzından baklayı çıkardı. 她终于忍不住说了出来。-in \ağızından bal akmak 转́ 嘴甜如蜜, 说好话 -in \ağızından bal damlamak 转́ 嘴甜如蜜, 说好话 -in \ağızından burnundan getirmek 使后悔 -in \ağızından çıkanı (或 çıkan sözü) kulağı duymamak (或 işitmemek) 信口开河, 随便乱说, 说话欠思量: Çok kızmıştı; ağzından çıkanı kulağı işitmiyordu. 他太生气了, 说话欠思量。-in \ağızından çıkmak 脱口而出, 说走嘴 -in \ağızından çıt çıkmamak 什么也不说, 沉默 -in \ağızından dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话: Sınıfayeni gelen çocuk âdeta dilsiz gibiyidi; söz ağzından dirhemle çıkıyordu. 班上新来的孩子不爱说话, 象个哑巴似的。-in \ağızından dirhemle lâkırdı çıkmak 少言寡语, 不爱说话: Bacı da ağzından dirhemle lâkırdı çıkan asık suratlı bir kadındı. 姐姐也是个沉默寡言、不苛言笑的女人。-in \ağızından dökülmek 说走嘴, 泄露, 流露 -i \ağızından düşürmemek 一直谈论, 反复地说: Çin gezisini yıllardır hiç ağzından düşürmüyor. 几年来他一直在讲述他的中国之行。-in \ağızından emdiğini burnundan getirmek 使后悔 -in \ağızından girip burnundan çıkmak 花言巧语哄骗, 千方百计劝说, 央求 -in \ağızından heceler kuvvetsiz çıkmak 说话有气无力: Nuri, gittikçe kağşıyor, ayağa kalktıkça sendeliyor, ağzından heceler kuvvetsiz çıkıyor. 努里日渐衰老, 站起来摇摇晃晃, 说话有气无力。-in \ağızından inci saçmak (或 dökülmek) 字字珠玑; 能说会道, 甜言蜜语 \ağızından kaçırmak 说走嘴, 无意中泄露: Niyetinin Amerika'ya gitmek olduğunu bir defa ağzından kaçırdı. 他无意中泄露了他想去美国。\ağızından kapmak 1) 从某人口中套取 2) 插话, 打断某人谈话 \ağızından lâf almak (或 çekmek, çalmak, çıkarmak) 探听, 套话 \ağızından lâf dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话, 沉默寡言 \ağızından lâf kaçırmak 说走嘴, 泄露 \ağızından lâf kapmak 1) 从某人口中套取: birbirinin \ağızından lâf kapmaya çalışmak 相互探口风 2) 插话, 打断某人谈话 \ağızından lâkırdı çıkmak 提到, 怀念 \ağızından lâkırdı dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话, 沉默寡言 \ağızından lâkırdı kapmak 1) 从某人口中套取 2) 插话, 打断某人谈话 -in \ağızından lokmasını almak 夺取, 强取豪夺 -in \ağızından saçılmak说出: Benyninde çakan şimşeğin kıvılcımlar hemen ağzından saçılır. 他脑子里一闪过什么念头, 便会顺口说出来。-in \ağızından sakat bir söz kaçırmak 张口骂人 -in \ağızından salya akmak 流口水, 垂涎 \ağızından söz almak (或 çekmek, çalmak, çıkarmak) 探听, 套话 \ağızından söz dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话, 沉默寡言 \ağızından söz kaçırmak 说走嘴, 泄露 \ağızından söz kapmak 1) 从某人口中套取 2) 插话, 打断某人谈话 \ağızından süt kokusu gelmek 乳臭未干 \ağızından şeker saçmak (或 dökmek) 能说会道, 甜言蜜语 \ağızından tükürüğü kurumak 理屈词穷 \ağızını açacağına gözünü açmak 少说多看, 当心, 提防: Ağzını açacağına gözünü aç. 少说多看; 张口不如睁眼; 要当心!\ağızını açarken küçük dilini görmek 善于领会, 有眼力: Karşısındaki henüz ağzını açarken o küçük dilini görüyor. 来人刚一张口, 他就知道是什么意思了。-in \ağızını açık bırakmak 使吃惊, 使惊讶, 使目瞪口呆 \ağızını açıp gözlerini yummak 勃然大怒, 气急败坏, 破口大骂 -in \ağızını açmak 1) 开口说话: Kimsenin ağzını açmasına vakit bırakmıyor. 他不给别人说话的时间。 2) 张口骂人, 口出秽言, 责骂: Sus diyorum, ağzımı açarsam pişman olursun. 都别说了, 我要是一开口, 你会后悔的。 3) 张口结舌, 目瞪口呆 -in \ağızını açtırmamak 不给人以说话的机会 -in \ağızını aramak 1) 觅食: Günün birinde tilki azığını aramaya çıkmış. 一天, 狐狸外出觅食。 2) 探口风, 套口气: \ağızını arayıp uslüp ile işi anlamak 从对方口中探知 Onun ne kadar ağzını aradımsa da istediğimi öğrenemedim. 不管我怎么探他的口风, 我仍然是未能了解到我想得到的东西。-in \ağızını arayıp üslup ile işi anlamak 让对方说话, 看他想干什么 -in \ağızını bağlamak 使不说话, 堵别人的嘴 -in \ağızını bıçak açmamak 说不出话来, 坚强, 打掉牙往肚子里咽, 一言不发: Okuldan geldiğinden beri çocuğun ağzını bıçak açmıyordu. 自打一放学回来, 这孩子一句话也不说。-in \ağızını bozmak 破口大骂, 辱骂, 谩骂, 说脏话, 口出污言秽语, 说坏话, 骂大街: Ağzını bozma da güzel güzel konuş. 不要骂人, 有话好好说!Ağzını bozunca bir iyi dayak yedi. 他刚一骂人, 就挨了一个大嘴巴。-in \ağızını burnunu dağıtmak 俚́ 打得鼻青脸肿, 打得鼻歪嘴斜 -in \ağızını çarşamba pazarına çevirmek 俚́ 痛打一顿, 打得晕头转向: Ağzının çarşamba pazarına çevrilmesini istemiyorsan uzaklaş burdan! 你要是不想挨揍, 就赶紧从这儿离开!-in \ağızını dilini bağlamak 堵嘴, 封嘴, 使无法讲话, 不让说话: Büyüyle adamcağızın ağzını dilini bağlamıştır. 他用巫术使这家伙说不了话了。-in \ağızını düzeltmek 客气地讲话, 有礼貌地说话: Ağzını düzelt. 你说话要客气点儿!-in \ağızını havaya açmak 谑́ 什么也得不到, 竹篮打水一场空: Sana o kadar söyledik, uyanmadın; şimdi ağzını havaya açarsın. 我们曾这样告戒过你, 你执迷不悟, 现在你可是竹篮打水一场空。-in \ağızını hayra açmak 说好事, 口出吉言, 不说丧气话: Ağzını hayra aç! 别说丧气话!-in \ağızını ıslatmak 俚́ 喝酒 -in \ağızını kapamak 1) 缄默, 缄口不语, 沉默, 不说话: Ağzını kapayıp otur, beni hırslandırma. 闭上你的嘴!坐下!别惹我发火! 2) 使不说, 使保持沉默, 封某的口 -in \ağızını kırmak 俗́ 打嘴巴 -in \ağızını kilitlemek 保持沉默, 缄口不言 \ağızını kiraya vermek 卖关子 \ağızını koklamak 央求, 哀求, 恳求 -in \ağızını kullanmak 拾人牙慧, 鹦鹉学舌 \ağızını mühürlemek 嘴上贴封条, 沉默不语, 闭口不讲 -in \ağızını öpmek 俗́ 感谢: Verdiğin haberden öyle sevindim ki ağzını öpeyim. 我很喜欢你带来的消息, 谢谢!-in \ağızını pek tutmak 守口如瓶, 不泄露秘密 -in \ağızını poyraza açmak 谑́ 什么也得不到, 竹篮打水一场空: Herkes çalışıyor, kazanıyor, sen ağzını poyraza açıp boş geziyorsun. 大家都在忙着挣钱, 你却游手好闲, 什么也得不到。-in \ağızını satmak 拾人牙慧, 鹦鹉学舌 -in \ağızını sıkı tutmak 守口如瓶, 不泄露秘密 -in \ağızını sulandırmak 使垂涎, 使眼谗, 使羡慕 -in \ağızını tatlandırmak 1) 使羡慕 2) 使得利 -in \ağızını tıkmak 堵某人的嘴, 使沉默, 使住口 -in \ağızını toplamak 不再谩骂, 停止咒骂: Ailelerin de bulunduğu salonda dikkatli konuş; ağzını topla. 家里人也都在客厅里, 你说话注意点儿, 管住你那张嘴!Kadın, ağzını topla! 夫人, 请您嘴下留德!-in \ağızını tutmak 1) 沉默, 缄口, 闭嘴: Ağzını tut! 别吭声! 2) 守口如瓶, 保守秘密: Ağzını tuttu da amcasına hiçbir şey söylemedi. 他守口如瓶, 对他的叔叔什么也没说。 3) 不多嘴多舌, 不信口乱讲 4) 不说难听的话, 不口出污言秽语 -in \ağızını yaya yaya konuşmak 多嘴, 绕舌, 口若悬河 -in \ağızını yaymak 多嘴, 绕舌, 口若悬河 -in \ağızını yoklamak 探口风, 打探, 刺探 -in \ağızını yormak 白费口舌 -in \ağızının gevişi olmak 口若悬河 -in \ağızının içine bakmak 1) 洗耳恭听: O konuşurken hepimiz ağzının içine bakarız. 他讲话我们大家都会洗耳恭听。 2) 言听计从, 服从 -in \ağızının içine baktırmak 1) 娓娓动听地讲, 引人入胜地讲, 使聚精会神地听: Böyle meseleleri çok tatlı anlatır, kendisini dinleyenleri ağzının içine baktırırdı. 他把这样的问题讲得引人入胜, 使得听他讲话的人听得聚精会神。 2) 使言听计从, 使服从 \ağızının içine girmek 过于接近 \ağızının kalayını vermek 严厉斥责胡说八道的人 \ağızının kalıbı olmamak 1) 不在某人管辖范围之内, 不在某人权限之内 2) 某人无权谈论, 某人无资格谈论 \ağızının kalıbını vermek 严厉斥责胡说八道的人 \ağızının kaşığı olmamak 1) 不在某人管辖范围之内, 不在某人权限之内 2) 某人无权谈论, 某人无资格谈论 \ağızının kaytanını çekmek 俚́ 1) 住口, 住嘴 2) 使住口, 使住嘴 -in \ağızının kokusunu çekmek (或 dinlemek) 容忍某人任性, 忍受某人难以容忍的行为: Onun ağzının kokusunu kimse çekmez. 他的言谈举止没有人能受得了。\ağızının lokması olmamak 1) 不在某人管辖范围之内, 不在某人权限之内 2) 某人无权谈论, 某人无资格谈论 \ağızının mührüyle 转́ 持斋, 戒斋 \ağıznın otunu vermek 指责, 斥责 - den \ağızının ölçüsünü almak 因言语不当受到斥责, 受责骂 \ağızının patavatı 随意说来, 想到什么说什么 -in \ağızının payını vermek 提醒某人不要超出限度, 使后悔莫及, 使无言以对, 责骂得某人无言以对, 斥责: Çok konuştu, ağzının payını vermelisin. 他的话太多了, 你去说说他。Şımarık çocuğun ağzının payını verdi. 他把那个任性的孩子训了一顿。\ağızının perhizi olamamak 俚́ 信口开河, 胡说八道, 说话没分寸: Ağzının perhizi yok. 他嘴上没把门的。-in \ağızının suyu akmak 流口水, 十分羡慕: Karganın gagasındaki eti görünce tilkinin ağzının suyu akmış. 一看到乌鸦嘴里叼的肉, 狐狸的口水都流了下来。-in \ağızının suyunu akıtmak 使流口水, 引起欲望, 使人十分羡慕, 使垂涎三尺: Tilki işi babacanlığa vurup suyu bir övmüş, bir övmüş, tekenin ağzının suyunu akıtımış. 狐狸装出一副忠厚老实的样子, 就把水夸了一遍又一遍, 说得羊只流口水。-in \ağızının tadı bozulmak 某人的安宁被打破, 变得烦恼不快 -in \ağızının tadı kaçmak 某人的安宁被打破, 变得烦恼不快: Ben istemiyorum ki benim yüzümden ağzının tadı kaçsın. 我不希望因为我而使你感到烦恼和不快。- den \ağızının tadını almak 吃苦头: Ağzımın tadını aldım, bir daha onunla bir yere gider miyim? 我已经吃过一回苦头了, 难道我还要再和他一起去一次吗?\ağızının tadını bilmek 1) 会吃, 通晓美食之道 2) 在行, 内行: Adam ağzının tadını biliyor; her malın en iyisini alır. 这个人很在行, 什么东西他都拿最好的。-in \ağızının tadını bozmak 打破某人的平静, 使烦恼不快, 使不得安宁: Her şeyi eleştiren bu adam, ağzımızın tadını bozdu. 这个人无论什么事情都要评论一番, 搞得我们不得安宁。\ağızının tadını bulmak 会吃, 通晓美食 -in \ağızının tadını kaçırmak 破坏某人的情绪, 使烦恼不快 -e \ağızının tadını vermek 使后悔, 使吃苦头 \ağızlara sakız olmak 成为众人议论的对象 \ağızları bir olmak 众口一词, 异口同声 \ağızları uymak 口径一致, 说的一样
    ◆ Ağız yer, yüz utanır. 吃人家的嘴短, 拿人家的手软。Ağzına bir zeytin verir, altına (或 ardına) tulum tutar. 吃小亏占大便宜。Ağzına sağlık. 谢您吉言!Ağzına vur lokmasını al. 一脚踢不出个屁来。
    II
    is.
    1. 初乳: \ağız sütü 初乳
    2. 乳皮, 凝乳, 乳脂
    öz.is. 天́ 水委一, 波江座 α 星 (Achernar)

    Türkçe-Çince Sözlük > ağız

  • 4 akıl

    - klı 阿́ is.
    1. 理智, 明智; 智慧, 智能, 智力, 聪明: Akıl kişiye sermayedir. 智慧是人的财富。
    2. 记忆, 记忆力: \akıl defteri 记事本, 备忘录 Bu gün gibi aklında. 他记得清清楚楚, 就象今天刚发生的事一样。
    3. 主意, 念头, 想法, 心思: Şimdi bütün aklın artık para kazanmakta olsun. Sözlerimi kulağına küpe et. 你今后要把一门心思放到挣钱上去, 不要把我的话当耳旁风。
    4. 意见, 建议, 劝告, 忠告, 指点: Adamın aklına bak! 瞧这人出的这主意!Teke bu aklı pek beğenmiş, hemen razı olmuş. 羊认为这个主意不错, 立刻就同意了。
    5. 心灵: \akıl güzellikleri 心灵美
    6. 神态, 理智, 思维能力, 判断力, 理解力: \akıl doktoru 精神病医生 \akıl hastahanesi 精神病院 \akıl hastalığı 精神病 \akıl hastası 精神病患者, 疯子
    ◇ \akıl alıcı 有理智的, 明智的, 值得干的: \akıl alıcı bir iş 值得做的工作 \akıl almak 1) 领会, 懂得, 明白, 想象到: Daha altmış yıl önce, insanların aya gidebileceğini akıl almıyordu. 还是在60年前, 人们还想不到人类能登上月球。 2) 咨询, 讨主意, 讨教, 求教: Nasıl davranması gerektiği ile ilgili olarak babasından akıl aldı. 他问父亲他应该怎么办。Önemli işlere karar vermeden önce tanıdıklarımızdan akıl almamız yerinde olur. 在作出重大决定之前, 我们应该和朋友们商量一下。\akıl almaz 难以置信的, 惊人的: \akıl almaz canavarlık 难以置信的野蛮暴行 Anlattıkları akıl almaz şeylerdi ama gene de heyecanla dinlemekten kendimizi alamadık. 他讲的都是一些难以置信的事情, 可是我们仍然忍不住去饶有兴趣地听他讲。\akıl baliğ olmak 长大, 成熟: Küçük değil ki, bu sene akıl baliğ oldu. 他已经不小了, 今年已经长大成人了。-de \akıl başa sıçramak 醒悟, 明白, 发现 \akıl başa yar olmak 醒悟, 弄明白, 明白过来 \akıl bırakmamak 使糊涂: Çocuğun hâlleri anasında akıl bırakmadı. 孩子的态度把他的母亲弄糊涂了。\akıl cihetiyle iflâsa çıkmak 不可理解, 不可思议, 百思不得其解; 什么都不懂, 什么都不明白: Çehre züğürdü olarak kırk lırk beş yaşına kadar evde kaldığından akıl cihetiyle iflâsa çıkmış. 她其丑无比, 四十四、五岁了还嫁不出去, 因此不谙世事。\akıl çalmak 蛊惑, 迷惑, 诱惑, 引诱 \akıl çelmek 引入歧途, 诱惑 \akıl çileden çıkmak 一时糊涂 \akıl dağıtılırken değirmene karpuz öğütmeye gitmek 成́ 一时糊涂干傻事 \akıl dağıtmak 劝戒, 劝告, 出主意 -e \akıl danışmak 咨询, 商量, 讨主意: Mesleğini seçerken babasına akıl danıştı. 他找工作时同父亲商量。\akıl durdurmak 令人惊异, 令人赞叹的, 使人目瞪口呆, 使人震惊, 使人困惑: İki gün boyunca bu bin kilometrelik kıyıların akıl durduran tabiat güzellikleri içinde yola almaya başlamıştık. 在这绵延1000千米的海岸的令人赞叹的自然美景中, 我们开始了为时两天的行程。\akıl duyuları 视觉触觉和听觉 -e \akıl erdirmek 理解, 领悟, 领会, 明白, 懂得: Kral paralardan birçoğunun eksildiğini anlamış; fakat bunları kimin çalabileceğine akıl erdirememiş. 国王发现钱少了不少, 但是搞不明白是谁能把它们偷走。-e \akıl ermek 理解, 领会, 领悟, 明白: Onun işine akıl ermez. 不知道他在打什么主意。\akıl etmek 1) -e 理解, 领会, 领悟, 明白: Buna akıl edecek yaşta değil. 他还太小, 弄不懂这一点。 2) -i 能及时想起对策和办法: Anahtarı komşuya bırakmayı akıl etmeseydi, kocasını saatlerce kapıda bekletecekti. 要不是她想起来把钥匙放在邻居家里, 她的丈夫就得在门口等上几个小时了。Şaşkın şaşkın etrafına bakıyor, fakat başını kaldırmayı akıl edemiyordu. 他茫然地四处看, 就是不敢反抗。\akıl fikir 想法, 见解, 设想, 主意, 点子 \akıl fikir ermek 明白, 懂得: Herkes çok şeyler söylüyor, ama yine de işlerine akıl fikir ermiyor. 大伙儿说了很多, 可是他还是不明白。\akıl fukarası 傻瓜, 笨蛋, 蠢货 -i \akıl havsala almamak 搞不明白, 弄不懂: Artık bu kadarını akıl havsala alamaz. 就这点东西, 他就是搞不明白。\akıl hocalığı 1) 出主意, 指点迷津 2) 好为人师, 对人指手划脚, 自以为是: Akıl hocalığı istemem. 我不喜欢别人对我指手划脚。\akıl hocalığı etmek 1) 出主意, 指点迷津 2) 好为人师, 对人指手划脚, 自以为是: Bana akıl hocalığı etme; ben ne yapacağımı bilirim. 别对我指手划脚的, 我该干什么我知道。\akıl hocası 1) 谋士, 顾问, 出主意者, 指点迷津者: Onun yanında akıl hocaları daima bulunmaktadır. 他身边总有一些人给出谋划策。 2) 好为人师者, 喜欢对人指手划脚者, 自以为是者: Bizim akıl hocasına ihtiyacımız yok. 我们不需要对我们指手划脚的人。\akıl işi değil (或 olmamak) 不理智的, 不明智的, 莫明其妙的, 荒唐的: Yaptığın akıl işi değil. 你干的这事真是莫明其妙。Genç bir kıza bağlanmak siz yaşta bir adam için akıl işi olamaz. 像您这样年纪的人爱上一个年轻姑娘是不理智的。\akıl kârı 理智的, 经过深思熟虑的: \akıl kârı hareket 理智的行动 Akıl kârı mı bu? 难道这是聪明人干的事吗?Bu iş akıl kârı değildir. 此事不妥。O senin salık verdiğin çareyi pek akıl kârı göremiyor. 她不会认可你出的主意。\akıl karışmak 慌乱, 慌张, 不知所措 -i \akıl kesmek 领会, 懂得, 明白: Bu işi aklım kesmiyor. 这事我搞不明白。\akıl kethüdası 好为人师者, 好事出主意者, 喜欢对别人指手划脚者 \akıl kumkuması (或 kutusu, küpü) 谑́ 机灵鬼; 聪慧的: Bu çocuk bir akıl kutusu. 这孩子是个机灵鬼。-e \akıl öğretmek 出主意, 出谋划策, 指点迷津: Bana bir akıl ögret. 帮我想个办法!帮我出个主意!你说我该怎么办?Ona, bir arkadaş sıfatıyle akıl öğretmek zahmetine katlanmayı göze almıştım. 我斗胆以同事的身分勉为其难地给他出了点儿主意。\akıl satmak 卖弄聪明, 耍小聪明 -e \akıl sır ermemek 弄不懂其中奥秘: İnsanların modaya düşkünlüğüne akıl sır ermiyor. 他对人们赶时髦百思不得其解。- den \akıl sormak 咨询, 讨主意, 讨教 \akıl terelelli 非常轻浮的, 非常不稳重的 -e \akıl vermek 出主意, 出谋划策, 指点迷津: Bu aklı kim size verdi? 这是谁给您出的主意?Allah akıl (fikir) versin! 愿真主开导开导他吧!\akıl yaşatmak 领会, 懂得, 明白 \akıl yatmak 领会, 懂得, 明白, 想象到 \akıl yormak 费尽心思, 煞费苦心, 绞尽脑汁, 冥思苦想: Akılını yorma, bulamazsın. 你别费心思了, 找不到了。Bu bilmece akıl yormadan bulunamaz. 这个谜语不动脑子是猜不出来的。\akıl yürütmek 开动脑筋, 出主意, 想办法, 提出思路 \akıl zıvanadan çıkmak 一时糊涂 \akıla dokunmak 使失去镇静, 使心绪不宁, 使糊涂, 使震惊, 使目瞪口呆 \akıla gelmedik 想不到的, 想象不到的 \akıla gelmek 想到, 想象出: Bu akla gelir şey değil. 这是想象不到的事情。\akıla gelmez 无法想象的, 难以置信的, 可怕的, 恐怖的; 想不起来的, 回忆不起来的 \akıla getirmek 提醒, 使想起 \akıla hayale gelmemek 想不到, 难以置信, 百思不解, 莫明其妙: Cambaz akla hayale gelmeyen numaralar yaptı. 杂技演员表演了一些令人难以置信的特技动作。\akıla sığar gibi 可信的, 令人信服的, 理智能够接受的: Söylediklerin akla sığar gibi değil. 你说的话不能令人信服。\akıla sığmamak 不可信, 难以置信, 不合情理: \akıla sığmaz servetler 令人难以置信的财富 \akıla uymak 想当然, 草率从事, 莽撞行事 \akıla yakın 明智的, 合乎情理的, 似乎可以接受的 \akıla yelken etmek 心血来潮, 草率从事, 莽撞行事: Akla yelken ettik, o fena havada küçük sandalla açıldık, başımıza bir kaza geldi. 我们几个人心血来潮, 在那个恶劣的天气里, 登上一艘小船就出海了, 结果出事了。Akla yelken edip bir kere kapıldık şimdi kurtulamıyoruz. 我们脑子一热, 再次卷了进去, 现在脱不了干系。\akıla zarar 令人震惊的, 令人迷惑不解的, 使人不知所措的 \akılda bulunmak 记住, 牢记 \akılda kalmak 被记住, 被铭记 \akılda tutmak 记住, 铭记 \akıldan atmak 忘掉, 不去想 \akıldan bulmak 思索, 思考; 想办法解决: Sorulan problemi akıldan bulmak için epey uğraştım ama beceremedim. 我绞尽脑汁想办法解决被提出的问题, 可是一无所获。\akıldan çıkarmak 失望, 断念头 \akıldan çözmek 思索, 思考; 想办法解决 \akıldan gayrı müsellâh 转́ 疯狂的, 心理不正常的 \akıldan geçmek 回想, 回忆, 怀念 \akıldan geçirmek 1) 回想, 回忆, 怀念: Akıldan geçiyordum çocukluğumu. 我怀念我的童年时代。 2) 筹划做某事, 产生某种念头 \akıldan gitmek 忘记: Okul hayatımız akıldan gider mi hiç? 我们的校园生活你一点儿也不记得了吗?\akıldan söküp atmak 忘记 \akıldan söylemek 思索, 思考; 想办法解决 \akıldan yana züğürt olmak 谑́ 犯傻, 成为笨蛋: Akıldan yana züğürt olduktan sonra zenginlik neye yarar ki… 人要是变成了傻瓜, 有钱又有什么用?Zengindir ama akıldan yana ah, pek züğürt. 他很有钱, 但是他很傻。(-in, -i) \akılı almamak 1) 想不通, 不明白 2) 不相信会发生 3) 认为不妥: Çocuğun bu geç saatte evden izinsiz çıkıp gitmesini aklım almıyor. 我认为一个孩子这么晚了不经允许出门是不合适的。\akılı basmek 领悟, 明白 -in \akılı başına gelmek 1) 醒悟, 弄明白, 明白过来: Aklı başına sonradan geldi. 他后来才明白是怎么回事。Başına böyle bir felek tokmağı yedikten sonra belki aklın başına gelir. 也许给你当头一棒, 你才明白是怎么一回事。 2) 苏醒 \akılı başında 1) 理智的, 聪明的, 明智的: \akılı başında bir çocuk 聪明的孩子 2) 诚实的, 正直的, 正派的: \akılı başında bir genç 正直的年轻人 Aklı başında bir kimse kolay kolay yolunu sapıtmaz. 一个正派的人是不会轻易学坏的。Karısı aklı başıda, mayası temiz bir kadın. 他的妻子是一个正派的好女人。\akılı başında değil bir karış yukarıda 轻率的, 不加思索想到什么就干什么的; 任性的, 轻佻的, 轻狂的 \akılı başında kalmamak 惊慌失措 \akılı başından bir karış yukarı (da) 轻率的, 不加思索想到什么就干什么的; 任性的, 轻佻的, 轻狂的 \akılı başından çıkmak 惊慌失措 \akılı başından fırlamak 呆, 发楞, 惊呆 -in \akılı başından gitmek 1) 乐不可支: Aklımız başımızdan gidip bir gece bunlar ile can sohbetleri ettik. 我们乐坏了, 同这些人推心置腹地聊了一宿。Onu karşımda görünce aklım başımdan gitti. 我一见了他, 高兴得不知该如何是好。 2) 魂不守舍; 大吃一惊, 不知所措, 惊慌失措, 魂飞魄散: Fakat bunların da yeniden kömür olduklarını görünce kuyumcunun aklı başından gitmiş. 但是, 这些也重新变成了煤炭, 金匠一见, 大吃一惊。Yaşlı adamın aklı başından gitti. 老头魂飞魄散。Aklım başımdan gitti, bir türlü yanına yaklaşmağa cesaret edemedim. 我魂都没了, 还哪敢往前靠。 3) 昏迷, 昏厥 \akılı başka yerde olmak (或 kalmak, dolaşmak) 走神儿, 想别的事儿, 魂不守舍, 心不在焉: Affet, aklım başka yerdeydi. 对不起, 我刚才走神了。Sen ders çalışıyor görünüyorsun; ama aklın başka yerde. 你看起来像是在做功课, 可实际上心不在焉。\akılı bir yerde olmak 分心, 心思集中在某处, 为不该操心事操心: Aklı hep evdeydi. 当时她的心思全放在家里了。\akılı bokuna karışmak 粗́ 1) 吓得屁滚尿流, 吓傻; 不知所措, 惊慌失措: Ökçesizin biri, höt desen aklı bokuna karışır. 他是个胆小鬼, 你一吓唬他, 他就屁滚尿流了。 2) 乐不可支, 高兴得不知如何是好 \akılı bulanmak 惊讶 \akılı çalık 发疯的, 发狂的, 头脑不正常的, 脑子有问题的 \akılı çatlamak 犹豫不决, 不知该如何是好 \akılı çelinmek 不知所措, 惊慌, 困惑 \akılı çıkmak 害怕, 不安; 不知所措, 惊慌: Çocuklar evde yalnız diye aklı çıkıyor. 孩子们害怕独自在家。Para harcayacak diye aklı çıkıyor. 他怕花钱。\akılı dağılmak 分神儿, 思想不集中, 无法集中精力思考某个特定问题 \akılı dolaşmak 茫然不知所措, 慌乱, 惊慌 (-nin) \akılı durmak 吓呆, 惊呆, 目瞪口呆; 赞叹不已: Bu haberi öğrenince aklım durdu. 一得知这一消息, 我目瞪口呆。-e \akılı erdirmek 搞清楚, 弄明白 (-nin, -e) \akılı ermek 1) 搞清楚, 弄明白; 有能力做: Bunun nasıl olduğuna kimsenin aklı ermezmiş. 谁也不明白这是怎么回事。Onun matematiğe pek aklı ermez. 他数学不大行。Nasıl aile bu aklım ermiyor, hemen her gün, günün her saatinde birbirlerine geçiyorlar. 这个家我怎么也搞不明白, 几乎每天每时每刻都在吵。 2) 懂事, 成熟: Benim o şeylere artık aklım ermeğe başladı. 我已经开始懂得那些事了。Sahi, Marie, senin aklın her şeye eriyor. 说实话, 玛丽, 你真是什么都懂。\akılı evvel 非常聪明的, 极聪慧的 \akılı fırtmak 变傻, 变呆; 吃惊, 惊呆 -in \akılı fikri bir şeyde olmak 一门心思在某件事上: Bizim çocuğun aklı fikri oyunda. 我们的孩子一门心思就是玩儿。Bu adamın aklı fikri hep yemekte. 这个人一门心思净想着吃了。Ne yapsa aklı fikri o kızda. 不论干什么事, 他总是想那姑娘。\akılı fikri birbirine karışmak 被弄糊涂, 被弄得莫明其妙 \akılı gideyazmak 失去思维能力; 昏厥, 昏迷 \akılı gitmek 1) 困惑, 茫然不知所措, 担心, 害怕, 惊慌失措: Kamyon hatalı sollayınca bir kaza olacak diye aklımız gitti. 我们担心, 卡车一旦违章超车, 就可能发生事故。 2) 非常喜欢, 酷爱, 痴迷于 \akılı gözünde olmak 信奉眼见为实, 只相信亲眼看见的 \akılı işletebilmek 善于动脑筋, 会开动脑筋 \akılı kaçık olmak 1) 发疯, 发狂, 失去理智, 精神失常 2) 转́ 失态 -de \akılı kalmak 入迷地想心爱的东西, 痴迷于: Vitrinde gördüğü basket topunda aklı kaldı. 他在橱窗里看见了一个篮球, 一下子就迷上了。\akılı karışmak 不知所措, 惊慌, 困惑: Farklı konularda, bir çok soru sordunuz; aklım karıştı. 您问得那么多, 涉及的事又多, 我脑子都乱了。-i \akılı kesmek 确信, 确认, 断定, 以为, 认为: Bu işin içinden yalnız çıkamayacağımı aklım kesti. 我认为我不可能一个人独立处理这件事。Oğlunun başarılı olacağına aklı kesti. 他认为他的儿子将会成功。Şimdi öleceğimi akılları kestiği için ağlaşıyorlar. 他们以为我就要死了, 于是便哭了起来。\akılı kısa (或 kıt) 愚笨的, 缺心眼的 \akılı okkadan dört yüz dirhem eksik 俚́ 没头脑的, 缺心眼的, 愚蠢的 \akılı oynamak 俗́ 害怕, 惊慌 \akılı pusmak 头发蒙 -e \akılı sıra 依某人所见, 按某人理解, 据某人认为, 按照某人的希望 \akılı sonradan gelmek 悔悟, 知错而改, 事后才明白: Aklı başına sonradan geldi. 他后来才明白是怎么回事。-e \akılı takılmak 牵挂, 冥思苦想, 沉思; 着迷, 沉溺于: Gece gündüz aklı o çocuklara takılıyordu. 他日夜牵挂着那些孩子。Oğlunun geleceğine aklı takılıyor. 他在为儿子的前途而思虑。Yatakta, aklım ertesi gün yapacağım işlere takılıyordum. 我躺在床上, 思索着次日要干的事。\akılı tam ayar 神智正常的, 智力正常的: \akılı tam ayar çocuklar 智力正常的孩子们 Zaten bu ailede aklı tam ayar kimse yoktur. 在这一家人中, 经常全都疯了。-in \akılı tepesinden yukarı 轻率的, 不加思索想到什么就干什么的; 任性的, 轻佻的, 轻狂的(人): Dikkat et, dost olacağın kimsenin aklı tepesinden yukarı olmasın. 当心点儿!不要结交轻浮的人。\akılı terelelli 非常轻浮的, 非常不稳重的(人) (-e, -in) \akılı yatmak 确信, 确认, 断定, 认可: Ama babası, bu söze iyice aklı yatsın diye ahıra gitmiş. 但是, 父亲想证实一下这句话, 于是来到羊圈。Ali’nin türbeye kundak sokmasına benim de aklım yatmıyor. 我也不大相信阿里会放火烧墓。\akılı yolundan çıkmak (或 fırlamak) 发疯, 发狂, 发傻, 干蠢事; 怒不可遏, 失去理智 \akılı yumurta sarısıyla beslenmek 聪明 \akılı zıvanadan çıkmak 发疯, 发狂, 发傻, 干蠢事; 怒不可遏, 失去理智: Bu kadar yıkımdan sonra adamın aklı zıvanadan çıktı. 受到如此意外的打击, 此人失去了理智。-in \akılına bir şey gelmemek 一筹莫展: Oğlan bahçeye oturmuş, bu ödevin yapılmasının nasıl mümkün olacağını düşünüp taşınmış ama aklına bir şey gelmemiş. 小伙子坐在花园里, 琢磨着怎样解决这个难题, 可是一筹莫展。-in \akılına bir şey takılmak 一直在想, 一直在琢磨 -in \akılına dammak 突然想起: Aklıma damdı. 我突然想起来了。\akılına düşmek 1) 想起, 记起, 忆起: Geçen yaz tatilinde tanıştığım arkadaşım aklıma düştü. 我突然想起了我在暑假时认识的一个朋友。 2) 想到, 产生念头, 产生想法 \akılına eseni söylemek 冒然行事, 不加思索随心所欲, 随便说, 想到什么说什么, 信口开河 -in \akılına esmek 心血来潮, 忽然想做某事: Oraya gitmek aklımıza esti. 我们忽然心血来潮, 想去那里走走。\akılına estiği gibi hareket etmek 我行我素 -in \akılına gelen başına gelmek 言中: Aklıma gelen başıma geldi otomobilin lastiği patladı. 真让我说着了, 车胎爆了。\akılına geleni işlemek 心血来潮, 忽然想做某事 \akılına geleni söylemek 冒然行事, 不加思索随心所欲, 随便说, 想到什么说什么, 信口开河 \akılına geleni yapmak 心血来潮, 忽然想做某事 -in \akılına gelmek 1) 被想起, 被想到: Sonunda birdenbire halasının Ankara'de yaşadığı aklına geldi. 最后, 他突然想起来他有个姑妈住在安卡拉。Eski eşyaların yığılı durduğu odadaki eski bir masa aklına gelmiş. 他想起来堆杂物的房子里有一张旧桌子。 2) 产生某种念头, 打算做某事: Günün birinde aklına babasının yanına dönmek gelmiş. 有一天, 他想该回到父亲身边去了。 3) 想办法: Sonunda aklına bir çare geldi. 最后, 他想出了一个办法。-in \akılına gelmemek 忘记; 没想到: Bu sonucu önceden düşünmek gerek ama böyle şeyler kimsenin aklına gelmiyor. 这个结果应该事先想到, 可是这样的事情谁也没有想到。-in \akılına gelmeyen başa gelmek 发生意想不到的事情 -i \akılına getirmek 1) 使想起, 提醒: Yemekten önce şekeri çocuğun aklına getirme. 饭前不要引逗孩子吃糖。 2) 想到, 想象: İşin nereye varacağını aklına getirmez. 他想象不出事情会搞成什么样子。Kral yasa girmiş, fakat kraliçenin bu kötü işi yaptığını aklına getirmemiş. 国王很难过, 但他没想到这坏事是王后干的。 3) 发现: Bunun kendi masası olmadığını aklına bile getirmemiş. 他甚至没发现这张桌子不是他那张桌子。\akılına hiffet getirmek 发疯, 发狂 -in \akılına hücum etmek 烦扰: Aklıma ne kadar kötü şeyler hücum ederse, o kadar eğleniyorum. 不管我有多少麻烦事, 我都同样保持乐观。-i \akılına koymak 打定主意做, 决心做, 执意: Ali, beni vapura kadar götürmeği aklına koymuştu. 阿里执意要送我上船。Amerika’ya gitmeyi bir kere aklına koymuştu. Bu fikirden onu caydırmak oldukça zordu. 他执意要再去美国一趟, 要使他改变主意相当困难。-in \akılına koymak 授意, 提议, 启发, 使产生念头 -i \akılına sığdırmak 1) 相信, 想象, 理解, 弄懂, 搞明白: Bunu aklıma sığdıramıyorum. 这一点我搞不明白。Barış Bey, Ali'nin bu cehaletini aklına sığdıramadı. 巴雷什先生就是搞不懂阿里为什么这么蠢。 2) 认为有可能发生 3) 忍受 \akılına sığmak 明白, 理解 -in \akılına şaşmak 对某人不理智的蠢行感到困惑(吃惊等): Senin aklına şaşayım, böyle iş yapılır mı? 你的脑子是不是有毛病, 这种事能干吗?Sana güvenenin aklına şaşayım. 真让我感到吃惊, 居然还有人相信你。-i \akılına takmak 醉心于, 迷恋于, 打定主意, 一门心思想做某事: Avrupa'ya gitmeği aklına taktı. 他一心想去欧洲。-in \akılına turp sıkmak 不喜欢某人的主意或言行: Aklına turp sıkayım. 谑́ 你真是个糊涂虫, 没脑子。Bu soğukta burada oturmayı akıl edenin aklına turp sıkayım. 这么冷, 谁想住在这儿, 谁就是个猪脑子。\akılına tükürmek俚́ (对某人的想法主意等)不屑一顾, 嗤之以鼻, 看不上眼, 厌恶, 斥责 -in \akılına uymak 迁就, 迎合: çocuğun \akılına uymak 迁就孩子的不正当要求 \akılına yatmak 被牢记, 被铭记在心; 同意: Onun sözü aklıma yatmış. 我同意他的这句话。\akılına yelken etmek 心血来潮, 草率行事, 莽撞: Her zaman aklına yelken eden kimselerin sonu hüsrandır. 无论何时, 卤莽行事事不成。\akılına yer etmek 牢记, 不忘 \akılında kalmak 被记住, 被想起: Onun adı aklımda kalmadı. 我记不起他的名字了。Aklında kalsın. 记住, 别忘了!Adresi aklımda kaldı. 她的地址我已经记在脑子里了。Can kulağınla dilemezsen elbette aklında kalmaz. 你不用心听, 当然记不住了。\akılında olmak 被记住, 被想起: Aklında mı? 你还记得吗?Aklında olsun. 记住, 别忘了!-i \akılında tutmak 1) 学会 2) 牢记不忘: Bu sözü aklınızda tutun. 请您记住这句话。Bunları iyice aklında tuttu. Krala gitti; gördüklerini, işittiklerini anlattı. 他把这一切牢记在心里, 去见国王, 把他的所见所闻报告了国王。\akılında yer etmek 牢记, 不忘 -i \akılından çıkarmak 1) 把…忘掉, 忘记, 遗忘: Ağabeyim pilot olmayı aklından çıkarmadı. 我大哥还没有断了去当飞行员的念头。 2) 不想, 不愿意: Erişemiyeceğiniz şeyi aklınızdan çıkarın. 您做不到的事, 就不要去想它。-in \akılından çıkmak 被忘记, 被遗忘, 想不起来: Bak eczaneye uğracaktım, aklımdan çıktı. 本来我要去药店, 可是我给忘了。Söylediğiniz ad aklımdan çıktı. 您说的这个名字我想不起来了。Onun için yaptıkları iyilikler aklından çıkmış. 似乎他已经把人们为他做的好事忘得一干二净。-i \akılından demek 自言自语, 默念 \akılından geçenler okumak 揣测某人的心思 -i \akılından geçirmek 想起, 想到, 产生念头, 打算, 被认为可能发生: Tatilde Hongkong’a çıkmayı aklımdan geçiriyorum. 我打算到香港去度假。Şimdi seni aklımdan geçiriyordum. 我现在想你了。-in \akılından geçmek 1) 回想, 回忆, 怀念 2) 筹划做某事, 产生念头: Bunu yapmak aklımdan bile geçmez. 我根本就不可能产生干这事的念头。\akılından tutmak 想, 想出, 考虑 \akılından zoru olmak 言谈举止傻乎乎的, 脑子有毛病: Aklından zoru yoktur. 他一点儿不傻。-in \akılını almak 1) 引起注意, 引起兴趣, 使心向神往: Karanlık gecede duvardan “pat” diye düşen tuğla aklımı aldı. 半夜三更, 啪嗒一声从墙上掉下来一块砖头, 吓了我一跳。 2) 使变傻: Allah insanın aklını alacağına canını alsın. 与其让他痴呆变傻, 还不如要了他的命吧!\akılını başına almak (或 toplamak, devşirmek) 明白过来, 醒悟, 明白事理, 回心转意: Aklını başına topla da çalış. 打起精神, 干活儿去!Aklını başına toplamazsan kötü durumlara düşeceğin muhakkaktır. 你如果不回心转意, 肯定要倒霉。-in \akılını başından almak 使惊呆, 使手足无措, 使茫然失措: Karanlık gecede duvardan “pat” diye düşen tuğla aklımı aldı. 半夜三更, 啪嗒一声从墙上掉下来一块砖头, 吓了我一跳。\akılını başka yere vermek 走神儿, 思想开小差 \akılını beğenmek 自作聪明, 自以为是 -le \akılını bozmak 迷恋于, 沉溺于, 醉心于: Aklını fotbolla bozmuş. 他迷恋足球。Bu çocuk oyunla aklını bozmuş. 这孩子玩儿上瘾了。-in \akılını çalmak 使着迷, 使迷恋, 使神魂颠倒; 蛊惑 -in \akılını çelmek 1) 劝阻, 谏止, 说服 2) 诱惑, 迷惑, 使着迷, 使误入歧途: Bu harita, kâğıdının genişliği ve güzelliğiyle çoktandır aklımı çeliyordu. 这张地图的纸又宽又好, 我早就看中了。O kız benim aklımı çeldi. 那姑娘使我着迷。Yavrucuğumun aklını çelmiş; kural dışı davranışlara yöneltmiş. 他引诱我的孩子干不正当的事。\akılını dağıtmak 失去理智, 发狂, 精神失常 \akılını değiştirmek 改变主意, 变卦, 改变决定 \akılını gidermek 使惊讶, 使大吃一惊, 使目瞪口呆 \akılını işletmek 开动脑筋 \akılını kaçırmak 1) 发疯, 发狂, 失去理智, 精神失常: Ali, aklını mı kaçırdın? Otur çabuk yerine! 阿里!你疯了吗?快坐回去! 2) 转́ 失态: Bu durumda efkâr dağıtmak için içtiğim günde iki paket sigaram da olmasa aklımı kaçırabilirim. 在这种情况下, 为了消愁如果一天没有两包烟的话, 我就会发疯。\akılını kaybetmek 1) 发疯, 发狂, 失去理智, 精神失常, 疯疯癫癫 2) 变痴呆 \akılını kullanamak 动脑筋, 思索 \akılını oynatmak 发疯, 发狂, 精神失常, 疯疯癫癫, 犯傻: Razı oldum, pekâlâ, gözlerin parlamaya başladı, hayır desem aklını oynatacaksın. 好吧, 就算是你说的那样吧!你两眼已经开始放光了, 我要是说不行, 你还不疯了。-in \akılını perişan etmek 使伤心, 使难过, 使心绪不佳 \akılını peynir ekmekle yemek 谑́ 犯傻, 干傻事: Yani ben şarkı mı söyleyeceğim? Sen aklını peynir ekmekle mi yedin? 我还能唱歌?你别犯傻了!\akılını şaşırmak 惊慌失措, 失魂落魄, 不知所措, 干傻事 -e \akılını takmak 迷恋于, 沉溺于; 操心, 牵挂, 心思都用于 \akılını üstüne almak 明白过来, 醒悟 \akılını yitirmek 魂不守舍: Ali kızın bu sözlerini işitince o kadar kendisinden geçti ki, az kalsın aklını yitirecekti. 阿里听姑娘这么一说, 魂不守舍。-in \akılının bir çivisi eksik olmak 脑子少根弦: Bu adam tutarsız davranıyor; galiba aklının çivisi eksik. 这个人做事颠三倒四的, 大概是脑子里少根弦。-in \akılının bir tahtası eksik olmak 俚́ 脑子里少根弦, 半傻 -in \akılının kıyısından geçmek 考虑, 思索, 琢磨: Elli dolarımın üstüne yatacağı aklımın kıyısından bile geçmemişti. 我从没有想过要把50美元据为己有。Ne geçer aklının bir kıyıcığından Allah bilir. 天晓得他在琢磨什么!-in \akılının köşesinden geçmemek 从未想过: Onu çağırmak aklımın köşesinden geçmedi. 我从没有想过要请他。-in \akılının terazisi bozulmak 变傻, 呆头呆脑 -in \akılının ucundan geçmemek 从未想过: Böyle mantıksızca bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti. 我从没有想到还有这样不合逻辑的事情。\akılınla bin (或 çok) yaşa 你真聪明 \akılla cesareti birleştiren 智勇双全的: \akılla cesareti birleştiren general 智勇双全的将军 \akıllara durgunluk 吃惊, 惊呆: \akıllara durgunluk verecek gösteriler 令人眼花缭乱的表演 \akıllara durgunluk veren güzellik 惊人的美貌 Akıllara durgunluk! 哇!太惊人了!\akıllara hayret vermek 令人吃惊 \akıllara ziyan 令人震惊的, 令人迷惑不解的, 使人不知所措的 \akılları durdurmak 使惊呆, 令人吃惊
    ◆ Akıl akıldan üstündür. 能人之外有能人。Akıl için yol biridir. 英雄所见略同。Akıl olmayınca başta, ne kuruda biter, ne yaşta. 人要是不走运, 喝凉水都塞牙。Akıl olmayınca ne yapsın sakal. 没有智慧, 有胡子又有什么用!Akıl para ile satılmaz. 智慧千金难买。Akıl yaşta değil, baştadır. 聪明与否不在年龄, 而在头脑。Akla gelmeyen, başa gelir. 天有不测风云, 人有旦夕祸福。Aklına geleni işleme, her ağacı taşlama. 凡事三思而后行。Aklınla bin (或 çok) yaşa. 谑́ 高!实在是高!佩服之至!真乃高见!Akıllar gelin olmuş, herkes kendininkini beğenmiş. 人总是自以为是。Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını almış. 人总是自以为是。

    Türkçe-Çince Sözlük > akıl

  • 5 akşamleyin

    [akşam'leyin]
    zf. 在晚上, 晚间, 傍晚: Akşamleyin bir ormana varıncaya kadar boyuna yürümüş. 他一直走啊走, 晚上, 他来到了一座森林。Günde iki kere derecenizi alın, sabahleyin ve akşamleyin. 您要一天量两次体温, 早晚各一次。

    Türkçe-Çince Sözlük > akşamleyin

  • 6 almak

    - ır -i
    1. 拿, 取: Ateşi maşa ile aldı. 他用火钳取了火。Şapkamı alıp gidiyorum. 我拿起帽了就走。Arabamı garajdan almak istiyorum. 我想到停车场取我的车。
    2. 接: Çocuğumu çocuk kreşinden eve aldım. 我已把孩子从幼儿园接回了家。Yarın sabah size uğrar seni de alırım. 我明天早上到你们这儿拐一下, 把你也带上。
    3. 买: Babam yeni bir otomobil aldı. 我父亲买了一辆新车。İki kilo pirinç aldı. 他买了两千克大米。
    4. 收到, 得到: alıp verme merkezi (邮政)收发中心 arkadaştan bir mektup \almak 收到朋友一封信 öğüt \almak 受贿
    5. 娶, 嫁: Arkadaşım komşusunun kızını aldı. 我的朋友娶了邻居的女儿。Alacağımı isteyince kızarıp bozardı. 她羞得满脸通红, 要求我娶她。
    6. 占领, 攻占, 夺取: Ordu kenti aldı. 军队攻占了该城。
    7. 夺去, 抢走: Allah annesini aldı. 他的母亲永远离开了人世。Maden kömürü ocağındaki facia yirmi can aldı. 煤矿矿井发生的惨祸夺去了20条生命。
    8. 没收, 扣留, 扣压: Polis şoförün ehliyetini aldı. 警察扣留了司机的驾照。
    9. 带, 随身携带: Sokağa çıkarken şemşiyemi alacağım. 我上街将带上伞。
    10. 取得, 得到: benzin \almak 加油 iş \almak 得到工作 izin \almak 得到允许; 获得假期 mahsul \almak 收割, 收获 söz \almak 得到承诺
    11. 接纳, 招收, 接待: adam \almak 招野男人 evine kiracı \almak 接纳房客 yeni öğrenci \almak 招生 ziyaretciyi yanına \almak 接待来访者
    12. 去除, 摘除, 拿掉, 拔掉; 刮(胡子), 修剪(胡须): ameliyatla kurşun \almak 开刀取出子弹 dalağı \almak 摘除脾脏 kaş \almak 拔眉毛 ur \almak 摘除肿瘤 Bıyıktan biraz alınız. 请给我修剪一下胡子。
    13. 卷走, 冲走, 刮走: Rüzgâr harmanı aldı. 大风吹跑了麦垛。Sel evler ile hayvanları aldı. 洪水冲走了房屋和牲畜。
    14. 装下, 容纳: Bu küp beş kilo su alır. 这个罐子能装5千克水。Bu otomobil dört kişi alır. 这辆车可载乘4人。Bu salon bin kişi alır. 这个大厅能容纳千人。Odanın içerisi bu kadar adam almaz. 房间里容不了这么多人。
    15. 抽(烟), 服药́, 饮(酒): bir sigara \almak 抽一支烟 iki kadeh konyak \almak 喝两杯白兰地 Bu ilâcı günde üç kere almalısınız. 这种药您每天应该服3次。
    16. (向内)渗露: Fotograf şasisi ışık almış. 照相机暗匣漏光了。Sandal birdenbire su alıp battı. 小船突然漏水沉没。
    17. 遭受, 受到, 遭到: ateş \almak 遭受火灾 ceza \almak 受到惩罚 hastalık \almak 患病 soğuk \almak 受凉, 感冒
    18. 把…当作, 把…看成, 把…理解为: bu sözü şakaya \almak 把这句话当成开玩笑
    19. 裁, 减: Boyundan biraz al bu ceket. 请把这件上衣改小一点儿。Paltonun paçasını biraz almak gerekiyor. 这件大衣的下摆应该短一点儿。
    20. 朝向, 面向: Bu pencere de denizi alır. 这扇窗户也朝向大海。
    21. 确定, 选定, 选择: ölçüsünü \almak 测量, 衡量
    22. 感觉到(味道、气味、声音等): Köpeğin burnu iyi koku alır. 狗鼻子嗅觉灵敏。Sol kulağım sesi iyi almıyor. 我左耳聋, 听不太清楚。
    23. 拉, 挪, 移动: Arabayı daha sola alın. 请把车再向左靠靠。
    24. 笼罩, 遮盖, 缠绕, 围住, 淹没: Ovayı sel aldı. 水漫平原。Bir düşünce beni aldı. 有一个想法萦绕在我的脑际。Kuvvetli bir heyecan onu aldı. 他十分激动。
    25. 雇用, 招聘, 聘请, 吸收: Lokantaya yeni garsonları alacaktır. 他将为餐馆招聘一些新的服务员。Yeni bir sekreter aldım. 我新请了一位秘书。Kontenjanımız yeni memurlar almaya elverişli değil. 我们的定额不利于吸收新员工。
    26. 偷, 窃, 盗: Hırsız cebinden para aldı. 小偷偷了他口袋里的钱。Bütün paramı cebimden aldı. 他把我口袋里的钱都偷走了。
    27. 放入, 装入, 领入: Çocuklar küçük tavşanı bir kutuya aldılar. 孩子们把小兔子放进一个盒子里。
    28. 清扫, 打扫, 扫除: Örümcek ağlarını aldı. 他把蜘蛛网都扫掉了。Yatağın altını süpürge ile alıyor. 他把正在用笤帚扫床底下。
    29. 走, 行驶: Arızalı araba iki üç kilometre zor alabildi ve yolda durdu. 这辆故障车勉强走了两三千米就趴窝了。O yolu yarım gün alabildik. 这段路我们半天就走完了。
    30. 洗澡, 洗浴
    31. 理解, 领会, 懂得: Hoca iyi ama çocuk almıyor. 老师虽好, 但孩子听不懂。Kafam bu sözleri hiç almıyor. 这些话我一点儿也听不懂。
    32. 披: Mantosunu sırtına aldı. 她披上了大衣。Omuzlarına bir örtü aldı. 她把一块头巾披在双肩。
    33. 赚, 挣: Arkadaşım bir arabayı alıp satmakla elli milyon aldı. 我的朋友倒卖一辆汽车赚了5千万里拉。Her paltodan üç yüz bin lira alır. 每件大衣他能赚30万里拉。
    34. 占用(时间): Bu iş benim üç günümü aldı. 这件事花了我3天的时间。
    35. 撤职, 免职, 开除: Düşündü, taşındı okumaktan hoşlanmayan çocuğu mektepten almaya karar verdi. 经过再三考虑, 他决定把那个不爱学习的孩子从学校开除。
    36. 除去, 消除, 减少, 冲淡, 使褪色: Güneş perdelerin rengini aldı. 太阳晒得窗帘退了色。İçine biraz su koy, tuzunu alır. 你兑点儿水, 咸味就淡了。
    37. 适合于, 便于: Bu tahta boya almıyor. 这块木板着不上色。
    38. nsz 猛然开始, 突然启动: Ben sokağa çıkarken bir yağmurludur aldı. 我正要上街, 突然天上下起了大雨。Çocuklar uyurken bir yangın birdenbire aldı. 孩子们正在睡梦中, 突然发生了火灾。Gaza bastım, motor almadı. 我踩了油门, 但马达没发动起来。
    39. 开始讲述(民间故事)
    ◇ al aşağı vur yukarı 讨价还价 al mektup, ver mektup 频繁的书信来往 al takke ve külâh 1) 长时间争吵之后, 吵吵闹闹地: Yarım saat al takke ver külâh pazarlıktan sonra balıklar kilosu iki dolardan satıldı. 经过半个小时激烈的讨价还价, 这些鱼以每千克两美元的价格卖了出去。 2) 不拘礼节地, 不讲客套地, 随随便地 alabildiğine 竭尽全力地, 尽可能地, 拼命地 aldı yürüdü 1) 一下子走出好远, 一下子扩散开来, 不胫而走 2) 流行: Blucin modası aldı yürüdü. 牛仔裤很流行。aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek 功不低过; 得不偿失 alıp gitmek 拖走, 强行带走, 抓走 alıp kaçmak 抢劫 alıp satmak 做生意, 做买卖 alıp vereceği olmamak 1) 互不欠帐 2) 互无往来, 没有任何关系: Benim Ali'yle hiç alıp vereceğim yoktur. 我和阿里没有任何来往。-le alıp verememek 无法和解, 无法和睦相处: Ne alıp veremiyorsunuz? 你们为什么总是互相过不去?Onunla alıp veremediğiniz nedir. 您和他有什么过结?Senin onunla ne alıp veremediğin var? Niye her yerde onu çekiştiriyorsun. 你和他有什么过节?为什么总是跟他过不去?alıp vermek 1) 心悸, 心跳, 感兴趣, 动心 2) 深思熟虑 3) 有关系; 有过节 alıp yürümek 飞跃发展, 有大的进步: İnsanlar aya gitti. Elelktronik teknik aldı yürüdü. 人类已经登上月球, 电子技术有了很大的发展。alır almaz 立即, 立刻, 马上 almış, satmış, çekmecesini kapatmış 退休的
    ◆ Al (或 Alın, Alınız) ! 瞧!喏: Al bir aksilik daha! 喏!又一件麻烦事!Al sana bir sorun (或 belâ) daha! 瞧, 又是你的一个难题!Al benden de o kadar. 我也这么认为: Söyledikleriniz çok doğru; Al benden de o kadar. 你说的没错, 我也这么认为。Al beş paralıkta bundan. 纯粹是胡说八道!Al birini, vur birine (或 çarp ötekine). 都是一路货色!没一个好东西: Onların birbirinden farkı yok ki, Al birini vur birine. 他们没有什么两样, 都是一路货色!Al bundan da on (或 beş) paralık. 这纯粹是胡扯: Bunun da öekisinden farkı yok. Al bundan de on paralık. 这个和其他的也没有什么区别, 纯粹是胡扯!Al gülüm, ver gülüm. 1) (相爱者)互表爱意 2) 等候即时回报 Al iskeleyi. 走开, 滚开!Al kaşağıyı, gir ahıra, yağırı (或 yarası) olan gocunsun. 干自己的事, 休管他人论短长。Al malın iyisini, çekme kaygısını. 便宜没好货, 好货不便宜; 花钱买好货, 放心省烦恼。Al on paralık da ondan. 纯粹是胡说八道: Ali dayanamadı: Al on paralık da ondan diye karşılık vermek zorunda kaldı. 阿里实在忍不住了, 回敬了一句: “你这纯粹是胡说八道。”Al sana bir kaya, nerene dayarsan daya. 事已至此, 我毫无办法。Alan razı (或 memnun), satan razı (或 memnun). 两相情愿, 一拍即合: Alan razı satan razı, bize bu konuda söz düşmez. 他们是两相情愿, 我们无可奈何。Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. 作恶必受惩罚, 只在早与迟; 害人者终害已。Almazsın satmazsın, pazarda işin ne. 你在这里干什么?你瞎凑什么热闹: Burası gençlerin eğlendiği bir yerdir, almazsın satmazsın işin ne. almazsın satmazsın, pazarda işin ne. 这儿是年轻人娱乐的一个地方, 你在这里干什么?

    Türkçe-Çince Sözlük > almak

  • 7 avantaj

    法́ is.
    1. 优势, 优越: Bugünkü maçta avantaj onlarda. 在今天的比赛中, 优势在他们那边。
    2. 利益, 好处: Birden gelen kış odunculara, kömürcülere avantaj sağladı. 突然来临的冬天给卖劈材和卖煤的带来了好处。

    Türkçe-Çince Sözlük > avantaj

  • 8 ayaz

    is.
    1. 严寒, 寒冷
    2. 俚́ 危险的地方, 不好的地方: Orası ayazdır, ben gitmem. 那个鬼地方, 我可不不去!
    3. 俚́ 糟糕的局面, 危险的处境: İşler ayaz. 事业正处在危急之中。
    4. 俚́ 令人生畏的课程, 难上的课程: Bugünkü dersler hep ayaz. 今天的课程全都很难。
    s. 寒冷的
    ◇ \ayaz almak 竹篮打水; 瞎子点灯 \ayaz kesmek 长时间冻得发抖 \ayaz vurmak (水果蔬菜)冻坏 (Hava) \ayaza çekmek 冬天气温下降 \ayazda kalmak 1) 处在寒冷之中: Bütün gece, sokakta ayazda kaldı. 他在街上冻了一夜。 2) 俚́ 空等, 白干, 竹篮打水

    Türkçe-Çince Sözlük > ayaz

  • 9 bandaj

    法́ is.
    1. 扎绷带, 缠绷带
    2. 绷带
    -i \bandajla kapamak 用绷带包扎: Şu hâlde, bu yağı günde 3 kere sürmesini ve yanığı bandajla kapamamasını söyleyin. 您这样, 您让她把这种油每天擦3次, 不要用绷带包扎烫伤的地方。

    Türkçe-Çince Sözlük > bandaj

  • 10 baskın

    is.
    1. 突然搜索, 搜捕: Hırsızlar, polisin baskını sonucunda bir evde yakalandılar. 由于警察突然搜查, 小偷们在一所房子里被抓住了。
    2. 突然袭击, 突击: \baskın ateşi 突袭性炮击 \baskın müfrezesi 突击队 gece \baskını 夜袭 tayyare \baskını 空袭 Baskı basanındır. 先下手为强。
    3. 天灾的袭击: deniz \baskını 海潮漫堤 su \baskını 发大水
    s. 有优势的, 强有力的: Bu pehlivan ötekine baskın görünüyor. 这个角斗士似乎比其它角斗士有劲。Bugünkü soğuk dünkünden baskın. 今天比昨天冷。Kayınvalidesi çenesiyle gelinine baskın olduğunu gösterdi. 婆婆那张嘴显得比媳妇还厉害。
    ◇ \baskın çıkmak (或 gelmek) 占优势, 占上风, 压倒 \baskın vermek 突然袭击 -e \baskın yapmak 1) 突然袭击 2) 突然搜查犯罪现场, 搜捕; 突击检查: Bozuk besin üreten fabrikaya sağlık ekipleri baskın yaptı. 卫生检查团对劣质食品的生产厂家进行了突击检查。 3) 转́ (客人)突然来访 \baskına uğramak 1) 遭到突袭 2) 在犯罪现场被逮捕 3) (客人)突然到来, 不速客来访 4) 突遭天灾袭击

    Türkçe-Çince Sözlük > baskın

  • 11 belirli

    s. 被限定的, 确定的, 一定的, 决定的: \belirli geçmiş 语́ 肯定过去时 \belirli görev 明确的任务 \belirli ücret 固定工资 Belirli bir günde gidip kendisini görebilirsiniz. 您可以在定好的日子去见他。
    ◇ \belirli belirsiz 半明半暗的, 隐隐约约的, 犹犹豫豫的, 朦朦胧胧的

    Türkçe-Çince Sözlük > belirli

  • 12 belirsiz

    s.
    1. 不明确的, 不固定的, 未定的: \belirsiz geçmiş 语́ 不定过去时 Belirsiz bir günde çıkageldi. 有一天他突然出现了。
    2. 不分明的, 不清楚的, 模糊的: \belirsiz bir söz 含含糊糊的话 \belirsiz renk 模糊色彩 Kim oldukarı belirsiz kişilerle dostluk etme. 不要同身份不明的人交朋友。Ne olduğu belirsiz. 不清楚发生了什么事。

    Türkçe-Çince Sözlük > belirsiz

  • 13 bilmek

    - ir -i
    1. 懂得, 了解: Sınavda sorulan bütün soruların yanıtlarını biliyordum. 考试中提出的所有问题我都会答。
    2. 掌握(某种知识技能等), 通晓: Yani kısacası bu mükemmel dilimizi kimse bilmez, okumaz. 实际上, 谁也无法掌握我们这种优美的语言。
    3. 善于, 会: İyi ütü bilir. 他善于熨烫。Karım kaymayı bilmez. 我的妻子不会滑雪。Yüzmek bilmem. 我不会游泳。
    4. 记得, 记着, 认得; 想起: Benim kim olduğumu bildin mi? 你想起我是谁了吗?Kadıncığım aç… Ben geldim. Bilemedin mi? 娘子, 开门…, 是我, 你不记得我了吗?Ben arkadaşını bilmem, seni bilirim. 我认识你, 而不认识你的同事。
    5. 把…当成: Ben onu dost biliyordum. 我把他视为朋友。
    6. 懂得, 领会, 知道: Çince bilir misiniz? 您懂汉语吗?Görülecek o kadar çok şey var. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. 要看的东西那么多, 我都不知道该从哪里开始了。
    7. 认为…负责任: Ben, o aracı size teslim ettim. Onun için sizi bilirim. 我把那辆车交给您, 我认为您会照管好它的。
    8. - den 怪罪: Düşünüp taşınmadan söylenmiş bir söz sizi bu evlenmeden soğutursa büyükleriniz benden bilirler. 如果我随便说了一句话, 叫你不满意这门婚事, 您家大人会怪罪我的。
    9. 信任, 相信: Halkın ne hükûmeti, ne de kanunları bildiği var. 人们既不相信政府, 也不相信法律。
    10. 符合于, 合适: Bildiğin gibi yap! 请按你自己的想法做!
    11. 加到以 - (y) a, - (y) e 结尾的付动词上, 构成能动态动词: gidebilmek 能去 görebilmek 能看
    12. 用做宽广时第一人称单数否定式时表示吃惊、怀疑和犹豫的意思: Soğuktan veya üzüntüden mi bilmem. Gözlerinde yaşlar var. 他两眼泪汪汪的, 我不知道由于冷还是由于难受。
    ◇ bildiği gibi davranmak 自以为是: Bildiği gibi davranan insanla benim işim yok. 我不同自以为是的人交往。bildiğinden şaşmamak (或 kalmamak) 我行我素, 固执己见 bildiğini okumak 我行我素, 恣意妄为: Ben böyle bir şeyin doğru olmayacağını kendisine anlattım, ama o hep bildiğini okudu. 我已告诉他样做不对, 但他总是我行我素。Efendiden gizli yine herkes bildiğini okuyordu. 所有的人又在背着主人恣意妄为。bildiğini yapmak 固执己见: Her şeye peki, olur der, fakat sonunda gene bildiğini yapardı. 他做事总是先说“好, 行”, 但最后仍固执己见。bildiğini yedi mahalle bilmez 老奸巨滑的, 老谋深算的 bildim (或 bildik) bileli 很久以来, 自古以来 bilemedin (iz) 最多, 顶多: Bu iş bir haftalık, haydi bilemediniz on günlük olsun. 这活儿需要一周, 可能最多10天。Bu iş, üç günde, hadi bilemediniz, dört günde, ferah ferah biter. 这项工作3天, 可能最多4天就可以从容地完成。bilerek 有意, 故意 bilmeden 1) 无意地, 非故意地 2) 无法断定地 bilmem hangi (或 kaç, kim, nasıl, ne) 不值得重视的, 不足道的: Bilmem hangi dairede kâtipmis. 听说他在一个不起眼的部门做秘书。bilmemek 1) 不知道 2) 无穷无尽, 无止境; 漫长: Eskimek bilmiyor. 它很耐用; 它很结实。Kış bir türlü bitip tükenmek bilmedi. 冬季漫长。
    ◆ Bilmemek ayıp değil, sormamak (或 öğrenmemek) ayıp. 不知不为耻, 不学方为耻。

    Türkçe-Çince Sözlük > bilmek

  • 14 bozulmak

    1. bozmak 的被动态: bozulan ordu 被击溃的部队 Makine bozuldu. 机器坏了。İş bozuldu. 事情砸了。Ortalık bozuldu. 一切都混乱不堪。Palto bozuldu, ceket yapıldı. 大衣改成了上衣。Yatak bozuldu, düzeltmeli. 床乱了, 必须整理一下。Yüz lira bozuldu. 换开了100里拉。Tılsım bozulmuş. 魔力被破解了。
    2. 损坏, 出故障: Yolda bozulan araba kenara çekildi. 半路抛锚的汽车被拖到了路边。
    3. (食物)变质, 变馊, 发霉: Eti fazla bayatlatma, bozulur. 肉别放久了, 否则会腐烂的。
    4. (天气)变坏
    5. 俚́ 恼火: Herif bozuldu. 这家伙恼羞成怒了。Karısının bu ikinci ihtarı ile biraz bozulan adam salıncaktan atladı. 听了妻子的这第二次警告, 这个人有些恼羞成怒, 从吊床上跳了下来。
    6. 转́ 发蔫, 变得枯萎; 变得虚弱, 变得消瘦: Çiçekler bir gecede bozuldu. 花一夜之间就枯萎了。Beş altı günde o kadar sarardım, bozuldum, bittim ki, beni kim görse büyük bir hastalığın pençesine düşüp kıvrandığımı sanıyordu. 过了五六天, 我又黄又瘦, 筋疲力尽, 谁见了我都会以会我是大病缠身。Nihayet bir olay anlattım, herif bozuldu, fiyakası kalmadı. 最后我戳了他的老底, 这小子一下就蔫了, 再也不卖弄了。

    Türkçe-Çince Sözlük > bozulmak

  • 15 buz

    is. 冰: \buz alanı 冰原, 冰帽, 冰冠, 冰盖; 流冰群, 大片浮冰 \buz yağmuru 冻雨
    s.
    1. 严寒的, 寒冷的: Hava bugün buz. 今天天气极冷。
    2. 冷酷的: Bu romanın neresini beğendiniz? Buz! 您觉得这本小说哪点好?太冷酷了!
    ◇ \buz bağlamak 结冰: Sıfır altında beş derecede akarsu buz bağlamadı. 流动的水在零下5度不会结冰。\buz duvarı 转́ 隔阂 \buz gibi 1) 冰冷的, 冰凉的: Elleri buz gibi. 他的手冰凉。Buz gibi fırtınayla savrulan yağmur iliklere işliyor. 冰冷的风暴夹着雨水砭人肌骨。Hay ömrüne bereket; bu sıcak günde buz gibi ayran pek iyi geldi. 嘿!谢谢!这大热天的, 这冰镇阿易朗真是太棒了! 2) 转́ 冷冰的, 不热情的: \buz gibi insan 冷冰冰的人 3) 不折不扣的, 确实的(表示消极的意义): Adam buz gibi hırsız. 此人是个不折不扣的贼。Herife baksana be, buz gibi peygamber! 你看那小子, 完全是一个醉鬼!Herif, buz gibi koroydo. 这家伙是一个不折不扣的笨蛋。 4) (肉)肥而干净的: \buz gibi kuzu 肥嫩的羊羔 - den \buz gibi soğumak 厌恶, 憎恶, 冷若冰霜: Para isteme benden, buz gibi soğurum senden. 别找我要钱, 我会讨厌你的。İnsanlardan buz gibi soğudum. 我讨厌这些人。\buz kesilmek 1) 冷淡, 疏远 2) 冻僵, 感到寒冷: Dışarda yarım saat kalınca buz kesildi. 他在外面呆了半个小时, 冻得够呛。 3) 惊呆, 瞠目结舌: Beni bir odaya götürdü. Elim ayağım buz kesilmiş, vücudumun her tarafı titriyordu. 他把我领进了一个房间, 我非常紧张, 浑身发抖。\buz kesmek (使)感到冰冷: \buz kesen rüzgâr 冰冷的风 Ellerim buz kesti. 我的手冰凉。\buz kırıcı 1) 除霜器, 除冰装置, 防冰装置 2) 破冰船 \buz olmak 变成冰: Ağustosta suya girsem balta kesmez buz olur. 成́ 人若倒霉, 喝口凉水也塞牙。\buz sarkıtması 钟乳石状装饰 \buz tutmak 结冰 \buz üstüne yazı yazmak 缘木求鱼, 白费力气; 白费口舌, 对牛弹琴: Kalıcı bir çözüm bulamadık, buz üstüne yazı yazıyoruz. 我们找不到永久的解决办法, 白忙活了。Yaptıklarına bakıp sana acıdım, buz üstüne yazı yazıyorsun da farkında değilsin. 我一看你做的事我就可怜你, 你难道还没有发现你是在白忙活吗?\buzı kırmak 1) 打破坚冰 2) 转́ 改善关系 \buzlar çözülmek 1) 冰融化 2) 转́ 和好

    Türkçe-Çince Sözlük > buz

  • 16 çatışmak

    ( nsz, -le)
    1. 相撞; 遭遇
    2. 支撑, 架起
    3. 冲突; 争吵: Dışişleri Bakanı, Afganistan'da barışın, sadece çatışan gruplar arasındaki anlaşmayla sağlanacağı görüşünde olduklarını da kaydetti. 外交部长还指出, 他认为, 阿富汗的和平只有通过冲突各方的和解才能够实现。
    4. 矛盾, 对立, 冲突, 抵触: Bugünkü düşünceleriniz dünkülerle çatışıyor. 您今天的意见与昨天的相矛盾。Bu iki düşünce çatışıyor. 这两种意见相左。
    5. (狗、骆驼等)交配
    6. (时间)冲突, 同时发生: Ders saati ile yemek saati çatışıyor. 上课时间和吃饭时间冲突。

    Türkçe-Çince Sözlük > çatışmak

  • 17 çimento

    [çime'nto]
    意́ is. 水泥: dişçi \çimentosu 补牙材料
    ◇ \çimento yemek 消耗水泥: Yapımına başlanan bu yapı günde 5 ton çimento yiyor. 开工建造的这座大楼每天要消耗5吨水泥。

    Türkçe-Çince Sözlük > çimento

  • 18 çuvallanmak

    nsz çuvallamak 的被动态: Ürün iki günde çuvallandı. 粮食两天时间就装了袋。

    Türkçe-Çince Sözlük > çuvallanmak

  • 19 değil

    e.
    1. 名词性谓语的否定词, 有人称变化: Ben de öğrenci değilim. 我也不是学生。Sen bir öğretmen değilsin. 你不是老师。O bir işçi değildir. 他不是工人。
    2. 在复合句中对某一部分进行否定, 起否定式动词的作用: Evi gördüm, bahçeyi değil. 我看见了房子, 没看见花园。Hasan değil, Ali geldi. 哈桑没来, 阿里来了。Kalem değil defter aldı. 他没买笔, 买了本子。
    3. 用在成份相同的两个词之间, 强调第二个词: Türkiye değil, devletlerin en büyüğü dahi bugünkü milletlerarası şartlar içinde tek başına kalamaz. 且不论土耳其, 即使是当今最大的国家, 在目前的国际条件下, 也不可能单独生存。
    ◇ (-inde) \değil yeter ki …olsun 不在意…, 只要…就行: Ben parasında değilim, yeter ki iyi bir şey olsun. 我不在乎价钱, 只要东西好就行。Ben parasında değilim, yeter ki alınan ilâç yararlı olsun. 我在不乎花钱, 只要买来的药能治病就行。… \değil a, … 且不论, 更不用说: Ağaç değil a, ot bile yok. 连草都没有, 更不要说树了。Süt değil a, su bile yok. 不要说牛奶, 就连水也没有。 (Yalnız) \değil …, … bile (或 dahi, de), 不但…, 而且…: Değil ben sen bile geldin. 我来了, 没想到你也来了。Yalnız evi değil, bahçeyi de gördüm. 我不仅看见了房子, 还看见了花园。\değil mi ki, 因为, 既然, 鉴于: Değil mi ki gelirim dedi. mutlaka gelir. 既然他说要来, 就一定会来。Değil mi ki sözunde durmadı, anlaşma geçersiz sayılır. 既然他不讲信用, 那么可以认为协议已被撕毁。

    Türkçe-Çince Sözlük > değil

  • 20 derece

    阿́
    is.
    1. 程度, 阶段, 界线: Susuzluk artık son dereceye geldi. 缺水已经达到了极限。
    2. 等级, 级别, 衔级: Benzerleri arasında onun derecesi başkadır. 在类似的人当中, 他的职衔与众不同。Harplerdeki yararlığı yüzünden derecesi çabuk yükseldi. 由于他在历次战斗中战功卓著, 他的军衔升得快。
    3. 物́ 度: biranın alkol \derecesi 啤酒的酒精度 sıcaklık \derecesi 温度 sıcakölçerin \dereceleri 温度计的度数 Dik açılar 90 derecedir. 直角的角度为90度。
    4. 温度计, 体温表: Çok yorgunum. Ateşim de var biraz… Derece var mı sizde? 我太累了, 还有点儿发烧。您那儿有体温表吗?
    e. 程度, 那么, 这么: O derece terlemiş ki hastalanacak. 他那么辛苦, 会病倒的。
    ◇ \derece almak 取得名次: Artık koşamıyordu. Koşsa da derece alamıyordu. 他再也跑不动了, 再跑也拿不到名次。\derece \derece 慢慢地, 逐渐地, 逐步地: Derece derece azalıp çoğalan bu dalgınlık hâlinin ne kadar sürdüğünü de tahmin edemiyor. 他不知道他的这种时强时弱的心不在焉持续了多久。\derecesını almak 量体温: Günde iki kere derecenizi alın, sabahleyin ve akşamleyin. 您要一天量两次体温, 早晚各一次。Nöbetçi hemsireler hastaların derecelerini alıyorlar. 值班的护士们正在给病人们量体温。\dereceye girmek 取得名次

    Türkçe-Çince Sözlük > derece

Look at other dictionaries:

  • bugünkü günde — şimdi, içinde bulunduğumuz zamanda, şimdiki şartlarda …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bugünkü — sf. Bugüne özgü, bugün olan, bugün yapılan Bugünkü Türk şiirinin manzarası şairlerle dolu bir memlekette yaşadığımızı gösteriyor. S. F. Abasıyanık Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller bugünkü günde bugünkü işi yarına bırakma bugünkü tavuk yarınki… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • hâlen — zf., Ar. ḥālen Şimdi, şu anda, bugünkü günde …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pepelik — is., ği Pepe olma durumu Bugünkü günde ise pepeliğe tutulmamış tek yazar gösteremezsiniz. S. Birsel …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.