Translation: from turkish

bugünkü günde

  • 101 öğün

    is. 次, 回: bir \öğünde 一次, 一回, 一举, 一下, 一口(吃、喝): Bir öğünde yarısından fazlasını içti. 他一口喝了一多半。günde üç \öğün yemek 一日三餐 Günde üç öğün yemek yiyorum. 我一日三餐。

    Türkçe-Çince Sözlük > öğün

  • 102 ömür

    - mrü 阿́
    is.
    1. 生命, 性命; 寿命: uzun \ömür 长寿, 长生 Adamcağızın ömrü kısa imiş. 人的寿命是短促的。Çınarın ömrü uzun olur. 法国梧桐树的寿命是很长的。Ömrü yokmuş. 他命中注定短寿。
    2. 一生, 一世, 一辈子
    3. 生活的乐趣, 幸福
    4. 口́ (指非常漂亮、吸引人的人或物)妙极了, 真妙, 真漂亮: Vallahi ömürsün! 啊呀, 你真是漂亮极了!
    s. 转́ 奇怪的, 奇异的, 奇特的, 古怪的; 好玩的, 有趣的, 引起乐趣的, 逗人笑的: Doğrusu burası ömür yer. 的确这里是很好玩的地方。
    ◇ \ömür adam 1) 好人, 极可爱的人, 绝代佳人: Bu Sabri Bey çok ömür adammış doğrusu. 这个萨布里先生真的是一个很好的人!Eh! Hoca pek ömür adasın hani! 真棒!老师, 你是真的一个大好人。 2) 有点古怪的人 \ömür boyunca 一生, 一辈子: \ömür boyunca senelik gelir 经́ 终身年金 \ömür çürütmek 1) 白毁掉一生, 白断送生命: Ankara’ya gelinceye kadar yurdun en ücra yelerinde adeta ömür çürütmüştü. 在我来安卡拉之前, 在家乡那最偏远的地方我几乎是白活了一辈子。 2) 白浪费时间: Hami Bey devlet dairesinde kırk yıl ömür çürüttü. 哈米先生在国家机关白混了那么多年。\ömür geçirmek无忧无虑地生活, 随心所欲地生活; 生活得幸福美满; 享受生活 \ömür sürmek 生活, 过活: Babasından kalan miraşı har vurup harman savurmamış ve ölünceye kadar mutlu bir ömür sürmüştü. 他并没有肆意挥霍父亲留下的遗产, 一直到老过着幸福的生活。Elim hiç bir işe yaymadı. Ömür sürdüm faydasız. 我肩不能担, 手不能提, 这一辈子过得一点儿意思也没有。\ömür törpüsü 1) 极为繁重的(工作) 2) 口́ 好数落人的人, 好责难人的人, 好挑剔的人(指夫妻一方) \ömürde bir 非常难得的, 非常稀有的 \ömüre bedel 很宝贵, 贵如生命 \ömürü billâh 俗́ 从(不), 始终(不), 永远(不), 任何时候也(不): Ömrü billâh böyle bir eve sahip olamazdı. 他一辈子也没有住过这样的房子。Kocamdan ömrü billâh kötü bir lâf işitmemiştim. 我一辈子也没有听我丈夫说过粗话。\ömürü boyunca 一生, 一辈子: Ömrü boyunca çalıştı. 他工作了一辈子。Ömrümüz boyunca birbirimize yardımda bulunmak için yemin ettik. 我们发誓, 我们这一辈子要互相帮助。\ömürü Nuh 暮年, 活得很久 \ömürü oldukça 当他活着的时候: Ömrü oldukça anneme bakmak benin biricik görevimdir. 只要我母亲活一天, 照顾母亲就是我惟一的任务。\ömürü tükenmek 寿终正寝 \ömürü uzamak 1) 长生, 长寿 2) 成为耐久的, 成为坚固耐用的 \ömürü vefa etmemek 没有活到…就死了, 早逝, 短命, 短寿, 夭折, 夭亡: Çocuğunun okulu bitirdiğini görmeye adamın ömrü vefa etmemişti. 这个人英年早逝, 没有看到他的孩子毕业。-in \ömürünce 一生, 一辈子: Gördüğüm şeyi bütün ömrümce unutamayacağım. 我见到的东西一辈子也不会忘掉。\ömüründe 一生, 一辈子: Aile sevgisini, sıcak yuvayı, cıvıl cıvıl çocuk seslerini ömründe görmemişti. 他一辈子也没有享受过家庭的爱、温馨的家和孩子们叽叽喳喳的说笑声。Böylesini ömrümde görmemiştim. 一生中我还没有见过这种事。\ömüründe rahmama secde etmemiş 既不信神又不信鬼的人 \ömüründe unutmamak 记住一辈子, 永远不会忘记: Ona bir ders vereyim de ömründe unutmasın. 我好好教训他一顿, 让他一辈子记住。\ömürünü geçirmek 度过一生 \ömürünü harcamak 为…奋斗终身 \ömürünü sefalet içinde geçirmek 在艰难困苦中度过一生 \ömürünü tüketmek 无聊地消磨岁月 \ömürünü vermek 为…奋斗终身 \ömürünün sonuna kadar 至死, 一直到死
    ◆ Ömür boyu mutluluklar dilerim. 祝一生幸福。Ömürler olsun! (对吻手人的良好祝愿)长命百岁!Ömrüne bereket! 祝你长寿!谢谢: Hay ömrüne bereket; bu sıcak günde buz gibi ayran pek iyi geldi. 嘿!谢谢!这大热天的, 这冰镇酸奶真是太棒了!

    Türkçe-Çince Sözlük > ömür

  • 103 örmek

    - er -i
    1. 编织, 编结, 编织, 编制: çorap \örmek 织袜子 fanilâ \örmek 织毛(绒)衣 hasır \örmek 织 草席 sepet \örmek 编篮(篓, 筐)子 tentene \örmek 编花边
    2. 补, 织补: elbisenin yırtığını \örmek 补衣服上的洞(窟窿) Annem pantolonumdeki yırtığı ördü. 我母亲给我把裤子上的窟窿补好了。
    3. 编(梳)辫子
    4. 砌墙, 修缮墙: İşçiler yapının duvarlarını örüyorlar. 工人们在砌大楼的墙。Bu duvarı iki günde ördüler. 这堵墙他们两天就砌好了。
    5. 方́ 做, 作, 制作, 制做: Ne örüyon? 你在做什么?Bunları örüp bitirinceye kadar kimse ile dünya kelâmı etmeyeceksin. 在你把这些活儿都干完之前, 不要同任何人说话。

    Türkçe-Çince Sözlük > örmek

  • 104 posta

    [po’sta]
    意́ is.
    1. 邮件: \posta bedeli (或 ücreti) 邮资, 邮费 \posta çantası 邮包 \posta çeki 邮局收执 \posta çuvalı 邮袋 \posta dağıtıcısı 投递员, 邮递员 \posta güvercini 信鸽 \posta havalesi (或poliçesi) 邮局汇款 \posta kutusu 信箱 \posta paketi 邮包 \posta pulu 邮票 hava \postası 航空邮件 İstanbul \postası 伊斯坦布尔邮件 sabah \postası 早班邮件 Posta geldi. 邮件来了。Postadan bize bir şey çıkmadı. 邮件里没有我们的任何东西。
    2. 邮局, 邮政局: \posta biriktirme sandığı 邮政储蓄所 \posta müdürlüğü 邮局, 邮政局
    3. 邮车, 邮船: \posta arabası 邮车 \posta treni 邮政火车 \posta vapuru 邮船
    4. 队, 班, 组; 全体班组人员, 全队人员: çalışma \postası (工业企业中的)工作地 İşçi postaları nöbetleşe çalışırlar. 工人们倒班工作。
    5. 岗哨; 哨, 所, 哨位, 岗位: alarm \postası 信号台, 信号哨 gözetleme \postası 观察哨, 监视哨; 警戒哨; 观察部位 Sağa sola postalar çıkarıldı. 左右都放了岗。
    6. 军́ 传令兵, 通信兵; 值勤士兵: \posta neferi 勤务兵, 勤务员 Posta, şu zarfı komutana götür. 传令兵, 把这信封交给指挥官!
    7. 次, 回: Bu araba bütün eşyayı dört postada taşır. 所有的东西用这车要装四次才能装完。
    8. 旧́ 旅行, 旅程, 行程, 旅途: Avrupa \postası 欧洲之旅 Karadeniz \postası 黑海之旅
    9. 工作班次: gece \postası 夜班
    10. 史́ 驿夫; 邮件押送员
    -i \posta etmek 1) 把某人送到警察局 2) 派遣, 派出, 打发 \posta kartı 明信片 (–e) \posta koymak 口́ 1) 对…做出卑鄙下流的勾当来 2) 吓唬, 威胁: Değil kömür pazarında, bütün bir çarşıda herkese postasını koymuştu. 不光是在煤炭市场上, 他在整个集市上对每一个人都进行威胁。\posta yapmak 作定期航行, 来回行驶: Araba şehre günde üç posta yapar. 汽车每天往城里开三趟。\posta \posta 一批接一批地, 一组接一组地, 一群接一群地 -i \postaya atmak 寄出, 邮出 -i \postaya götürmek 邮寄: mektupları \postaya götürmek 去邮局寄信 -i \postaya vermek 寄出, 邮出: Kitapçının parasını postaya vermediniz mi? diye sordu. 他问道: “您没把买书的钱寄去吗?”\postayı kesmek 1) 断绝关系 2) 放弃, 退出, 撤回: Ben postayı kestim, artık toplantılara gitmeyeceğim. 我已经退出了, 再也不去参加会议了。

    Türkçe-Çince Sözlük > posta

  • 105 protesto

    [prote’sto]
    意́ is.
    1. 抗议(活动), 反对: \protesto notası 抗议照会 \protesto nümayişi 示威游行, 游行示威
    2. 抗议书: Efendiler, aynı günde muhtelif vesaitle şu protestoyu gönderdim. 先生们, 根据同一天的各种资料, 我送去了那份抗议书。
    3. 【法】(公证人对汇票等的)拒付证书; (缴付人对苛捐等的)抗议书: ödememe \protestosu 拒付证书
    ◇ \protesto çekmek 递交拒付证书 -i \protesto etmek 1) 抗议, 反对 2) 递交拒付证书 \protestoyu basmak (或 çekmek) 提出抗议

    Türkçe-Çince Sözlük > protesto

  • 106 sağmal

    s. 产奶的, 产乳的
    is.
    1. 奶牛: İri Hollanda cinsi sağmallardı, günde 42-45 kilogram arası süt verirlerdi. 它们是荷兰种大个奶牛, 每天能产42至45千克奶。
    2. 俚́ 摇钱树
    ◇ \sağmal inek 1) 奶牛: Sağmal ineklerden bazıları bol süt verir. 有些奶牛产奶量很高。 2) 俚́ 摇钱树

    Türkçe-Çince Sözlük > sağmal

  • 107 seans

    法́ is.
    1. 一场, 一次, 一回: Portresini üç seansta tamamladı. 他分3次给她画了一幅肖像。
    2. 会议, 开会, 会期: akademik kurulun \seansı 学院教职员工会议
    3. (音乐会、电影、戏剧的)演出, 演奏; 表演: Sinemalar günde üç seans yapıyor. 电影院一天上映3场电影。

    Türkçe-Çince Sözlük > seans

  • 108 sızdırmak

    -i
    1. sızmak 的使动态: Bu küp suyu sızdırıyor. 这陶罐漏水。Son kadeh adamı sızdırdı. 最后一杯酒把他灌倒了。
    2. 传播, 散布; 泄漏(消息、秘密等): Ortalığa hiç bir şey sızdırmadı. 他没有向别人走露一点风声。Ne yaptıkları hakkında hiç bir haber sızdırmıyordum. 我只字未提他们都干了些什么。
    3. 滗清, 倾析, 把…过滤干净
    4. 转́ 榨取, 勒索, 敲诈: Haylaz çocuk babasını sızdırıyor. 游手好闲的孩子不断地骗他父亲的钱。
    5. 转́ 使发昏: Bugünkü sıcak insanı sızdırıyor. 今天热得人发昏。

    Türkçe-Çince Sözlük > sızdırmak

  • 109 tahsilât

    [tahsi:la:t]
    阿́ ç.is. 征收的款; 国家收入: dükkânın bugünkü \tahsilâtı 商店今天的收入

    Türkçe-Çince Sözlük > tahsilât

  • 110 tamam

    [tama:m]
    s.
    1. 全部的, 齐全的, 完整的; 正确的, 准确的: Paranın tamamını verdim. 我把钱如数交给了他。Binanın tamamı yandı. 整个大楼都烧着了。Bu kitap tamam değildir. 这本书不完整。
    2. 合适的, 合身的
    3. 结束的, 完成的; 准备就绪的
    ünl. 好吧, 好的, 可以; 好了, 行了: Tamam, tamam. 好的, 好的。Tamam, başka işimiz kalmadı da şimdi onunla uğrasacağız! 好吧, 反正我们闲着没事, 现在我们就干这个吧!
    ◇ \tamam bulmak 1) 结束, 完成; 准备就绪 2) 俚́ 结果, 杀死 \tamam etmek 1) 结束, 完成 2) 俚́ 结果, 杀死 \tamam gelmek 正合适: Bu ceket sana tamam geldi. 这件上衣正合你身。\tamam olmak 1) 结束, 完成; 准备就绪: İşler tamam oldu. 工作完成了。Gemi yedinci günde tamam oldu. 船在第7天上造好了。Vakit tamam oldu. 时间到了。 2) 俚́ 结果, 杀死 \tamamı \tamamına 全部地, 完整地: Borcunu tamamı tamamına ödedi. 他把全部债务都还清了。

    Türkçe-Çince Sözlük > tamam

  • 111 temel

    希́
    is.
    1. 基础, 地基, 基脚, 基座: \temel cıvatası 锚栓, 地脚螺栓 \temel çivisi 建房时用的大钉子 \temel duvarı 建́ 承重墙 evin \temeli 房子的地基 köprünün \temeli 桥墩, 桥台 Bu yapının temeli çok derindir. 这幢楼的地基很深。
    2. 基础, 根本; 根据; 起源: iktisat \temeli 经济基础 mevcut \temel üstünde 在现有基础上 şimdiki sosyetenin \temelleri 现代社会的基础 Bu iş temelinden çürük. 这件事基础不牢。Sorunu temelinden çözmeli. 这个问题必须从根本上加以解决。Bugünkü Türkçenin temeli Köktürklere dayanır. 当代土耳其语源自蓝突厥语。
    s. 基本的, 基础的, 根本的, 主要的: \temel cümle语́ 主句 \temel düşünceler (或 fikirler) 基本思想 \temel eğitim 基础教育 \temel ilke (或 prensipler) 基本原则 \temel Romen rakamları 数́ 基本的罗马数字 \temel sayı 数́ 基数, 基本量 Devletin temel kanununun adı Anayasa’dır. 国家的根本大法称为宪法。
    ◇ \temel atmak 1) 奠基: İnşaatın hazırlığı yapıldı, temel atılacak. 施工的准备工作已经就绪, 就要奠基了。 2) 转́ 奠基, 开创 \temel bırakmak 做客坐得太久 \temel çivisi çakmak (或 kakmak) 利用各种可能性留在原来的地方(或活在这个世上) \temel direği 1) 基柱 2) 转́ 顶梁柱, 主要依靠 \temel duruş 体́ (体操的)基本姿势, 开始姿势 -e \temel kakmak 扎根于; 长期落户, 永远定居在某个地方 \temel kemiği 解́ 后脑勺骨 \temel taşı 1) 奠基石 2) 转́ 柱石, 基础: Geçmiş günler özlemi eserin temel taşını teşkil eder. 对逝去岁月的留恋是这部作品的基础。\temel taşı komak 1) 开创 2) 奠定基础 \temel tutmak 1) 根基稳固, 地位稳固, 扎住根 2) 长期定居 \temeli üzerinde 在…基础上 \temeli üstüne kurulmuş 建立在…基础上的 \temelinden 1) 就其基础, 就其实质: Bu iş temelinden çürük. 这事开头就没开好。

    Türkçe-Çince Sözlük > temel

  • 112 temelli

    s.
    1. 有地基的, 有基础的: sağlam \temelli bir yapı 地基结实的建筑 ATM \temelli omurga 基于异步传输模式技术的骨干网 Bugünkü teknolojik gelişmelerin yüzde 80'inin bilgi teknolojisi temellidir. 当今技术的发展有80%取决于信息技术。
    2. 根本的, 基本的, 首要的: \temelli ve ikinci derecedeki öneriler 首要和和次要的建议
    3. 固定的, 长期的, 永久的: \temelli iş 固定工作 \temelli barış 永久的和平
    zf.
    1.
    [te’melli]
    长期地, 永久地: \temelli oturmak 长期居住, 永久居住 Buraya temelli geldik. 我们来这里是长期的。Köyünü ve ailesini temelli bırakarak buraya gelip yerleşti. 她完全离开了她的村子和家人来到这里安家。Temelli mi geldin? 你是来长住吗?
    2. 完全地, 完全地, 彻底地: \temelli kaybolmak 完全消失

    Türkçe-Çince Sözlük > temelli

  • 113 tenha

    [tenha:]
    波́ s.
    1. 旧́ 单独的, 孤独的
    2. 人烟稀少的, 空旷的, 荒凉的, 冷清的; 无人过问的: \tenha bir sokak 一条万籁俱寂无人的街道 Arada tenha düz yolda tıkır tıkır gidiyor. 车子在空旷平坦的公路上疾驶。Bugünkü çarşı tenha. 今天商场冷冷清清。
    ◇ \tenha kalmak 变得冷清, 变得空旷: Onlar gittikten sonra her yer tenha kaldı. 他们走后, 到处都变得冷冷清清。

    Türkçe-Çince Sözlük > tenha

  • 114 tez

    波́ s. ve zf. 迅速的: Tez gel! 快来!Tez ol! 快一点!Kara haber tez duyulur. 成́ 好事不出门, 坏事传千里。El atına binen tez iner. 成́ 好借好还, 再借不难。
    ◇ \tez beri 麻利地; 轻松地: Adam biraz sağırdır, tez beri duymaz. 他有点聋, 一下子没有听见。\tez canlı 1) 性子急的; 缺乏耐心的 2) 精力充沛的, 充满活力的, 积极的 \tez elden 迅速地, 很快地: Tez elden mektup yaz. 你赶快写信。\tez günde 日内, 最近几天, 不久 \tez vakitte (或 zamanda) 尽快地 - den \tezi yok 不晚于; 立即, 马上: Bugünden tezi yok, buradan kaçmalı. 他应当立刻从这里逃走。Yarından tezi yok seni oraya yollayacağım. 我马上就派你去那儿。Şimdiden tezi yok bunu yapmalısın. 这事儿你必须立即就办。
    II
    法́ is.
    1. 论题, 命题; 立论; 论点, 观点; 提纲: \tezlere dayanmak 根据论点
    2. 论文, 毕业(或学位)论文: \tezini hazırlayan (或 savunan) 学位论文答辩人 \tezini mitolojiden hazırlayan gözlüklü bir delikanlı 一个正就神话学写论文的戴眼镜的年轻人 doktora \tezi 博士论文
    ◇ \tezi müdafaa etmek 论文答辩

    Türkçe-Çince Sözlük > tez

  • 115 top

    is.
    1. 球: \top ayakkabısı 足球鞋 \top oyunu 打玩, 踢球 \top teknigi 球技 ayak \topu 足球 el \topu 手球 masa \topu 乒乓球 sepet \topu 篮球 su \topu 水球
    2. 球形零件, 球形物: duvar saatinin \topu 挂钟的钟摆 kantarın \topu 秤砣 kar \topu 雪球 tabancanın \topu 手枪把
    3. (棉布等的)一匹; (纸等的)一卷, 一令; (花等的)一束, 一把; (烟、云的)一团: bir \top beyaz bulut 一团白云 bir \top çicek 一束花 bir \top kumaş 一匹布 kâğıt \topları 纸卷 Ardında top duman. 在他的后面是烟云。
    4. 全部: Topu birden geldi. 大家一块全来了。Parasının topunu harcayıvermiş. 他一下子把所有的钱都花光了。
    s.
    1. 球状的, 圆形的: \top ağaç 圆材, 圆木(段) \top çehre 圆脸 \top sakal 大胡子; 西班牙式的短尖胡子 \top lâhana (结球)甘蓝, 卷心菜 \top yüzlü 圆脸的
    2. 俚́ 脂粉气的(男人), 同性恋的(男人)
    ◇ \top etmek 堆积; 使成球状, 滚成球状 \top gitmek 说走就走, 立即走 \top kandili 多灯头的枝形吊灯 \top koşturmak 俚́ 踢球: On yıl aynı takımda top koşturmuştu. 他10年里一直在同一个球队踢球。\top oynamak 玩球, 打球 \top sürmek (足球运动员)带球射门 \top \top 1) 圆圆的, 球状的 2) (布、纸、花等)大量的, 一堆堆的, 一匹匹的, 一令令的; 一束束的 \topu şişirmek 给球打气 \topu \topu 总共(才), 一共(才): Topu topu iki gün kalabildim. 我仅能呆了两天。
    II
    is.
    1. 炮, 大炮, 火炮, 榴弹炮, 加农炮: \top ateşi 炮火 \top cephanesi (或 güllesi) 炮弹 \top hizmeti (一尊炮的)全组炮手 ağır \top 重炮 bomba \topu 近程炸弹炮 cebel (或 dağ) \topu 军́ 山炮 salkım \top 机关炮
    2. 炮声: \top gürültüsü 炮击, 炮轰 sağlık (或 selâm) \topu 礼炮
    ◇ \top arabası 1) 炮架 2) 俚́ 睾丸 \top atımı 1) (大炮的)射程 2) (大炮的)齐射 \top atmak 1) 开炮 2) 俚́ 破产, 倒闭: Bizim küplü top atmış. 我们的小酒馆倒闭了。 3) 俚́ 留级, 蹲班 \top bindirmek 把火炮系在前车上, 上架 \top gibi 毫不迟疑, 立即, 马上, 很快 \top gibi gitmek 尽可能地走快一点; 飞跑, 飞奔: Top gibi gidersin. 你要拚命地跑。\top gibi gürlemek 吵闹, 喧嚣 \top gibi patlamak (消息)引起震动: Cepheden gelen haber köyde top gibi patlamıştı. 前线传来的消息在村里引起了震动。\top tüfek 各种武器 \top yemi 炮灰 \top yoluna gitmek 1) 走向死亡 2) 遭到危险 3) 不光彩的牺牲 4) 无故受苦 5) 当炮灰 \topa tutmak 1) 开炮 2) 转́ 斥责, 抨击 \topu atmak 1) 俚́ 破产: Biz kim oluyoruz ki veresiye vereli, iki günde topu atarız. 我们以为自己是谁呢, 让我们赊销, 两天我们就会破产。 2) 俚́ 留级, 蹲班 3) 俚́ 死, 完蛋 \topun ağzı 转́ 1) 将受攻击的地方 2) 濒临危险的(人或地), 虎口 3) 第一个倒霉蛋

    Türkçe-Çince Sözlük > top

  • 116 tutmak

    - ar -i
    1. (-i, - den) 握, 抓, 拉, 抱, 揪, 拖: Çocuk, babasının elini tutmak istiyordu. 孩子想拉着爸爸的手。Masayı tut da çekelim. 咱们抓着桌子把它拉开!Kucağında bir çocuk tutuyor. 他抱着孩子。
    2. 捕, 捉, 逮, 抓住, 捉住; 捕获, 抓获, 逮捕: balık \tutmak 捕鱼 Avcı bir keklik tuttu. 猎人打了一只松鸡。Polis hırsızı tuttu. 警察抓住了小偷。
    3. 占, 占去, 占用, 占满, 占据; 占领, 攻占; (烟雾等)笼罩, 遮盖: Bu yazı iki sütun tutar. 这篇文章占两栏篇幅。Bu dolap çok yer tutuyor. 这个柜子占了很大的地方。Dağ başlarını duman tutmuştu. 雾锁群山。
    4. 拖住, 拖延; 耽搁; 留住; 挽留, 吸引: Sizi biraz tutacağım. 我要耽搁您一会。Onu bu kentte tutan bir şey kalmamıştı. 这个城市已经没有什么可以留住他。Bu dükkân bir türlü müşteri tutmuyor. 这家小店怎么也不吸引顾客。
    5. 关押, 监禁, 囚禁: Adamı zorla üç gün tuttular. 他们把那个人强行关押了3天。
    6. 控制, 管制; 看管; 照管, 照顾: Trafik polisi karayolunu tuttu. 交通警察对公路进行了管制。Onu ben tutarım, size zarar veremez. 我看着他呢, 伤不着你。Annesi gelinceye kadar çocuğu ben tutarım. 孩子我来照看, 直到他妈妈回来。
    7. 使保持某种状态; 以某种方式从事: Bu işi hızlı tutalım. 这件事我们得抓紧干。İşi geniş tutunca sermaye yetişmedi. 他生意做大了, 可资金跟不上。Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor. 即使到了80岁, 干点活儿也会使人有精神。
    8. 保持(原状), (雪等)不融化, 不消散; 长期流传, 经久不衰, 持久; 附着于: Kar tutacağa benziyor. 雪好象不会化。Bu tahta boya tutmaz. 这种木板挂不住漆。Bu tahtaya çivi iyi tutar. 这块木板上钉子钉得牢。
    9. 识破, 察觉, 发现: Yalanını bir değil, birçok kez tuttuk. 我们不止一次发现他撒谎。
    10. 抵达, 到达: Akşama köyü tutacağız. 我们傍晚可以到达那个村子。Artık tepeyi tutuyorduk. 我们已经到达山顶。
    11. (冰等)凝结; 形成, 出现: buz \tutmak 结冰 Süt kaymak tuttu. 牛奶结了一层皮。Ekin başak tutmuş. 庄稼吐穗了。Ekinler tane tuttu. 庄稼灌浆了。
    12. 支持, 赞同, 拥护; 保护, 维护, 袒护; 叫好, 喝彩: Onu müdür tutuyor. 经理袒护他。Bu sorunda beni siz hiç tutmadınız. 在这个问题上你们一点儿也没有支持我。Hangi takımı tutuyorsun? 你支持哪个队?
    13. 信守, 遵守, 兑现; 听从: Vaadini tuttu. 他信守了诺言。Verdiği sözü tutmamiş. 他食言了。Sözümü tutarsan sevinirim. 你要是听我的, 我会很高兴。
    14. 一致, 不矛盾, 相符, 吻合: Dün söyledikleriyle bugün söyledikleri birbirini tutuyor. 他昨天说的和今天说的是一致的。Bu listeler birbirini tutmuyor. 这些清单互不相符。
    15. 租用; 雇用; 预订: ev \tutmak 租房 araba \tutmak 租车 aşçı \tutmak 雇厨师 Gazinoda bir masa tutmuştum, ona oturduk. 我们在夜总会订了张桌子, 大家就在这张桌子旁落坐。Bir hizmetçi tuttu. 他雇了一个佣人。
    16. 俚́ 娶妻: O, arkadaşımın kız kardeşini tuttu. 他娶了我朋友的妹妹。
    17. 开始发作; 开始疼痛; 起作用; (诅咒)应验: Yine romatizmaları tuttu, sızlanıp duruyor. 他的风湿又犯了, 疼个不停。İçki onu çabuk tutar. 他喝点酒很快就上头。Bu uyku ilâcı beni tutmaz. 这个安眠药对我不起作用。
    18. 总数为: Bugünkü masrafımız iki bin dolar tuttu. 我们今天总共支出2000美元。Aldığım şeyler yüz dolar tuttu. 我买的东西一共100美元。
    19. 使遭受; 送给: şehri topa \tutmak 对城市进行炮击 Öğrenciler yetkiliyi bir soru yağmuruna tuttu. 学生们对官员提出大量问题。Gelini hediye yağmuruna tuttular. 他们给新娘送上了大量的礼物。
    20. 挪近, 移近, 使靠近, 使贴近; 把…放到…上边: saati kulağına \tutmak 把表贴在耳边 Sucuğu ateşe tutup kızarttı. 他把香肠拿到火上烤。Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar. 如果有一点尘土, 他就会用手帕捂住鼻子。
    21. 增加(重量等): Bu et tutmamış davarı satalım. 咱们把这头不长肉的羊卖了吧。Çocuğun yemeğine dikkat etmeli ki biraz et, can tutsun. 要注意孩子的饮食, 让他长胖、有劲。
    22. 历时, 耗时: İzmir’le Bodrum arası altı saat tutar. 从伊兹密尔到博德鲁姆需要半个小时。Bu iş iki saat tuttu. 这件事花了两个小时。
    23. (出乎意料地)决定, 忽然想起, 想要, 打算, 产生某种念头: O akşam sinemaya gideceğimiz tuttu. 那天晚上我们突然想去看电影。Tuttu, bütün parasını harcadı. 他一下子把所有的钱都花光了。İkide birde tutar, ziyafetler verir. 他常常请客吃饭。Durup duruken tutup ortaya öyle bir laf attı ki. 他莫名其妙地突然冒出这么一句话来。
    24. 以…款待: Konuklarına şeker tuttu. 他拿出糖来款待他的客人们。
    25. 记住, 不忘记: Bu sözü aklınınzda tutun. 你们要记住这句话。
    26. (四肢)活动正常: Şükür, elim ayağım tutuyor. 谢天谢地, 我的手脚还利落。Elim ayağım tutarken doğrusu şu kızı baş göz etmek isterim. 我真想在我手脚还能动的时候把这个女儿嫁出去。
    27. 途经, 经过: Vapur İzmir’i tutmıyacakmış. 听说轮船不在伊兹密尔停靠。Burasını rüzgâr tutmaz. 风刮不到这里。
    28. 假设, 假定, 推测; 认为: Tutalım ki Ahmet beraat etti, o durumda ne yapacağız? 假如艾哈迈德获释, 那么我们怎么办?
    29. 沿着…行进: Su sağdaki yolu tut ve doğru git. 你沿着右边这条路一直向前走。Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular. 演员们缓缓地朝更衣室走去。
    30. 从…算起: Ak sakallısından tut süt kuzusuna kadar herkes oradaydı. 老老少少所有的人都在那里。
    31. (车、船、飞机)使眩晕: Otobüs beni tutar. 我坐公共汽车晕车。Beni deniz tutmaz. 我不晕船。
    32. 进行, 做, 写, 记录: hatıra defteri \tutmak 记日记 hesap \tutmak 记账 not \tutmak 记笔记 zabit \tutmak 做记录
    33. 抑制, 控制, 憋住, 忍住, 克制: kendini \tutmak 克制自己 Gözyaşlarını tutamadı. 他忍不住眼泪。Baba sesini çıkarmadı, hatta öksürüğünü bile galiba tuttu. 爸爸没有出声, 他甚至可能还忍住了咳嗽。Soluğunu tutup bekledi. 他屏住呼息等待。
    34. 发芽, 生根, 成活: Toprağa atılan tohum ya tutar ya tutmaz. 种下的种子可能发芽也可能不发芽。Dikilen ağaç tutmadı. 植的树没活。
    35. (帮助)穿戴: Eskiden kadınlar peçe (或 yaşmak) tutarlarmış. 过去女人戴面纱。Babasına paltoyu tuttu. 他帮父亲穿上了大衣。
    36. 坐锅, 糊锅: Lâfa dalınca tencere tuttu. 他只顾了说话, 锅糊了。
    37. 代替, 取代: Seni tutan olmaz. 没有人可以取代你。Otobüs uçağı tutar mı? 汽车能代替飞机吗?
    38. (开始)下(雨雪等): Yolda yağmur tuttu, ıslandık. 半路上下起了雨, 我们都淋湿了。
    39. 增加, 补充: On milyon lirayı borcunuza tuttum. 我又借给了您100万里拉。Paranın kalanını borcuma tutun. 您把剩下的钱记到我的帐上。
    40. (开始)做, 着手, 入手: bir işi sıkı (或 sağlam) \tutmak 认真开始做某事 Yıllar sonra bir iş tuttu. 多年以后他找了一份工作。Daha bir iş tutamadı. 他现在还什么事情都没有做。İşi fena tuttular. 他们做事出师不利。
    41. 有钱: Tutuyor musun? 你有钱吗?Kaç para tutuyorsun? 你有多少钱?
    42. 足够, 够用: Bu çok sert bir şaraptır, bir bardağı bile tutar. 这酒度数很高, 一杯就够了。
    ◇ tut kelin perçeminden 俚́ 指望不上, 没有希望, 走投无路: Bu iş iyice sarpa sardı, tut kelin perçeminden. 这件事很难办, 没戏。Tut kelin perçeminden, simdi ne yapacağız? 我们已经走投无路了, 现在怎么办?tuttuğu dal elinde kalmak 1) 失去依靠, 失去靠山; 失去意义 2) 毫无成就, 做事不顺 tuttuğu toprak altın olmak 很走运, 抓把黄土变成金 tuttuğunu koparmak 心灵手巧, 干什么都能干好, 能干: Tuttuğunu koparamayan, güçsüz, çılız kişilere kız vermez babaları. 父亲们都不愿意把女儿嫁给无用的男人。- den tutunuz da …a kadar 从…到…: Kazma, kürekten tutunuz da traktörlere kadar her türlü aletler 从镐、锹到拖拉机各种各样的劳动工具 küçüğünden tutunuz da en büyüğüne kadar 从最小的到最大的, 从小到大

    Türkçe-Çince Sözlük > tutmak

  • 117 varmak

    - ır -e
    1. 来到, 到达, 抵达: Tren beş saat sonra Ankara'ya varacak. 火车5小时后到达安卡拉。
    2. 到达; 达到某种程度、限度; 活到: Şimdi yolun yarısına varmıştır. 现在他已走了一半路程。Yaşı elliye vardı. 他已到50岁了。Bugünkü masrafı yüz bin liraya vardı. 他今日的开销达10万里拉。
    3. 使产生, 使达到; 造成, 导致(某种不良后果); 以某种形式(方法)了结: fenaya \varmak 结果很坏, 后果不好 Bu iş nereye varacak? 此事会有什么结果呢?Bunun sonu iyiye varmaz. 此事不会有好结果。İş dövüşmeye kadar vardı. 事情导致了相互撕打。
    4. 了解, 深知, 认识到, 意识到; 明白, 懂得: sırrına \varmak 深知某人的秘密 tadına \varmak 懂得妙处, 仔细品尝; 欣赏, (能够)体验乐趣
    5. (或 kocaya \varmak) 出嫁
    6. 愿意, 能够, 想, 敢于: eli varmamak 不愿做, 不会干 dili varmamak 不想说(伤害人的话), 难以启齿
    7. 进入(某种状态): secdeye \varmak 俯首在地, 磕头, 叩头, 跪拜 uykuya \varmak 入睡, 睡着
    8. 达成, 达到: anlaşmaya \varmak 达成协议 görüşbirliğine \varmak 达成观点一致
    ◇ var (或 varın, varsın, varsınlar) 1) 让, 叫, 听凭; 好吧, 行, 得了, 就这样吧, 随他去(表示让步、容许、同意); 如果您(你)愿意的话: Var, bildiğini yap. 你愿意怎么做你就怎么做好了。Varsın, gelmesin. 如果他不愿意, 就让他不要来了。 2) 算一算, 比一比: Varayım gideyim. (表示经过踌躇拿定主意干什么)我就去吧。varıncaya kadar 直到…为止 vara vara 1) 渐渐地, 逐渐地, 一点一点地 2) 至多, 最多, 充其量, 至多不过
    ◆ Vardığın yer körse gözünü kapa. 与狼为伍学狼嚎; 近朱者赤, 近墨者黑。

    Türkçe-Çince Sözlük > varmak

  • 118 vinç

    英́ is. 起重机, 吊车; 绞车, 绞盘; 卷扬机, 起货机, 提门机, 绞弹机: \vinç çengeli 起重机吊钩, 吊车挂钩 \vinç kirişi (或 kolu) 起重臂, 起重机吊杆, 起重机挺杆 \vinç şasisi 起重机底座, 起重机底盘 \vinç sereni 起重机的吊杆 \vinç zinciri 起重键, 吊车键 elektrik \vinçi 电动起重机, 电力吊车 hidrolik \vinç 液压起重机, 水压吊车 seyyar \vinç 移动式起重机 yüzer \vinç 浮吊, 海吊, 浮式起重机, 水上起重机 Vapurun yükünü vinçlerle bir günde boşalttılar. 他们用吊车在一天之内就把轮船上的货物卸完了。

    Türkçe-Çince Sözlük > vinç

  • 119 yarınki

    s. 明天的: \yarınki işler 明天的事情
    ◆ Yarınki kazdan bugünkü tavuk (或 yumurta) yeğdir. 不要天上飞的仙鹤, 只要你手中的山雀。

    Türkçe-Çince Sözlük > yarınki

  • 120 yemek

    - ği is.
    1. 食品, 食物, 吃的东西; 饭食, 饭菜; 肴馔, 菜肴, 一道菜, 一盘菜: \yemek artıkları 残羹剩饭 \yemek listesi 菜单, 食谱 \yemek masası 饭桌, 餐桌 \yemek oda takımı 食堂餐具 \yemek sobası 厨房炉灶 \yemek tenceresi 锅 akşam \yemeki 晚饭 alafranga \yemek 欧式菜肴 alaturka \yemek 土耳其风味菜肴 kuru \yemek 干粮 sabah \yemeki 早饭 sıcak \yemek 热饭Yemek ağırlaşmış. 饭菜好象馊了。Bu yemek güzel pişmiş. 这饭菜做得很好吃。Bu akşam yemeği bize geliniz. 请你们今晚到我们这里来吃饭!
    2. 午饭, 午餐, 午宴; 宴会: Arkadaşımın yemeğinde birçok tanıdığa rasladım. 我在朋友处吃饭时, 遇到了很多熟人。Bugün yemeği dışarda mı yeyeceksiniz? 今天你不在家吃午饭吗?
    ◇ \yemek borusu 1) 解́ 食道, 食管 2) 开饭号, 吃饭号 \yemek çıkarmak 端上菜肴 \yemek kotarmak 煮饭, 做饭: Anaları ocak başında yemek kotarıyordu. 他们的母亲正在灶前做饭。\yemek pişirmek 煮饭, 做饭 \yemek seçmek 挑食, 挑剔吃食 \yemek vermek 设宴, 举行宴会欢迎 \yemek yapmak 煮饭, 做饭: Acaba bugün ne yemek yapsam? 今天我做什么饭呢?\yemek yemek 吃饭: Ben daha yemek yemedim. 我还没有吃饭。Her gün üç öğün yemek yeriz. 我们每日三餐。\yemeke davet etmek 请客吃饭
    II
    -i
    1. 吃; 吃饭, 吃东西: ekmek \yemek 吃面包 meyve \yemek 吃水果 peynir \yemek 吃奶酪 yemek \yemek 吃饭 Yemek, emek ister. 吃饭也要花力气。
    2. (酸、锈等)腐蚀, (虫、鼠等)蛀, 咬: Bazı asitler demiri yer. 有些酸能腐蚀铁。Güve yün giysiyi yemiş. 夜蛾把毛料衣服蛀了。
    3. 咬, 啮; 叮: dudağını \yemek 咬嘴唇 tırmaklarını \yemek 咬指甲 Sivri sinekler çocuğun kollarını yemiş. 蚊虫咬了孩子的胳膊。
    4. 浪费, 花费, 耗费; 挥霍, 滥用; 输, 输掉, 赌输: miras \yemek 挥霍掉遗产 para \yemek 花钱 Parası var, ama yemez. 他有钱, 但不花。Varını yoğunu kumarda yemiş. 他赌博输光了一切。Yapımına başlanan bu yapı günde 5 ton çimento yiyor. 开工建造的这座大楼每天要消耗5吨水泥。
    5. 挨, 遭, 受, 遭受; 经受, 陷入(某种状况), 受到: ceza \yemek 受到惩罚 dayak \yemek 挨(棍子)打, 挨揍: papara \yemek 受到警告 taş \yemek 挨石头砸 tokat \yemek 挨耳光 yağmur \yemek 遭雨, 湿透 rüşvet \yemek 受贿
    6. 转́ (思想、感情等)折磨, 使不安: Bu dert beni yiyor. 这种痛苦折磨着我。Bu işin böyle olmasında baş sorumlu olduğumu düşünüp kendi kendimi yiyorum. 我认为这件事弄成这个样子全怪我自己, 我在生我自己的气。
    7. 磨断; 拭去, 擦掉, 毁灭, 摧毁, 消灭; (从下面)冲坏: Çıma babayı yemiş. 缆绳把系缆柱磨坏了。Deniz sahili yemiş. 海浪冲毁了海岸。
    8. 还不起借款, 欠款: Bu adam benim milyon liramı yedi. 这个人欠了我100万里拉。
    9. 俚́ 受骗, 被迷惑; 看错人; 搞错, 失策, 失算, 上当
    ◇ yemeden içmeden 立即, 立刻: Yemeden içmeden gitmiş. 他立刻走了。-i yiyip bitirmek 消耗尽, 耗费, 花掉, 用尽, 使陷入绝境: Yıllardan beri adamın kanını emmiş, sonunda nesi var nesi yoksa yiyip bitirmişler. 多年来, 他们一直对这个人进行盘剥, 最后把他榨得一干二净。yiyip içmek 吃喝
    ◆ Yediği naneye bak!瞧他干的傻事!瞧他说的傻话!Yediğin ekmek gözüne dursun! 【粗、俗、骂】卡死(你)!噎死(你)!Yeme de yanında yat! 只能看不能摸!Yemedik nane bırakmadı. 他什么蠢事没干过!

    Türkçe-Çince Sözlük > yemek

Look at other dictionaries:

  • bugünkü günde — şimdi, içinde bulunduğumuz zamanda, şimdiki şartlarda …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bugünkü — sf. Bugüne özgü, bugün olan, bugün yapılan Bugünkü Türk şiirinin manzarası şairlerle dolu bir memlekette yaşadığımızı gösteriyor. S. F. Abasıyanık Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller bugünkü günde bugünkü işi yarına bırakma bugünkü tavuk yarınki… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • hâlen — zf., Ar. ḥālen Şimdi, şu anda, bugünkü günde …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pepelik — is., ği Pepe olma durumu Bugünkü günde ise pepeliğe tutulmamış tek yazar gösteremezsiniz. S. Birsel …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.