Translation: from turkish

bugünkü günde

  • 81 hamule

    [hamu:le]
    阿́ is. 旧́ 货物, 船货: \hamule defteri (租船代理人的)货物登记册 Vapur hamulesini iki günde boşalttı. 他两天内把船上的货物卸完了。

    Türkçe-Çince Sözlük > hamule

  • 82 hareket

    阿́ is.
    1. 动, 行动, 移动, 晃动, 摇动: Bütün vücudum kaskatı. Hiç harekette bulunamıyourdum. 我全身僵硬, 一点也动弹不得。
    2. (军事)行动, 运动, 作战: \hareket harbi 运动战 \hareket planı 行动计划, 作战计划 taarruz \hareketi 进攻行动
    3. (体育)活动, 运动: Hareket sağlık için gereklidir. 生命在于运动。
    4. (政治、社会或精神上的)活动, 运动: edebî \hareket 文学运动 millî kurtuluş \hareketi 民族解放运动 sendika \hareketi 工会运动
    5. 行为, 举止: Hareketleri pek kaba düştü. 他的举止很不检点。
    6. 动身, 出发, 上路: \hareket noktası 起点, 出发点 Hareketimiz iki gün ertelendi. 我们动身的时间被推迟了两天。
    7. 地震: Bugünkü hareketi duydunuz mu? 今天的地震你们感觉到了吗?
    8. (铁路等行业)运行: \hareket cetveli (列车)时刻表 \hareket dairesi (铁路)调度室
    9. 活力, 有趣: O oyunda hiç hareket yok. 那个节目一点儿意思也没有。
    10. (音乐)乐章, 速度
    ◇ \hareket etmek 1) 动, 移动, 晃动, 摇动: Rüzgâr estikçe perdeler hareket ediyor. 风一吹, 帘子来回晃动。 2) 动身, 上路, 出发: Ne vakit hareket edeceksiniz, Ali? Yarın mı? 阿里, 你们什么时候动身?明天吗?Otobüs tam hareket ederken atladı. 公共汽车正要开, 他跳了上来。 3) 活动(身体), 锻练 4) 行动, 做, 干: Keyfinize göre hareket edemem. 我不会你想怎样就怎样。Onun sıkıntılı durumunda böyle hareket etmemeliydiniz. 在他处于困境的时候, 你们本不应这样做。 4) 物́ 运动 \hareket serbestîsi 1) 行动自由 2) 主动性 \hareket tarzı 1) 行为方式 2) 军́ 行动方法, 运动方式 \harekete geçirmek 推动, 使行动 \harekete geçmek 行动起来, 干起来: Yangın başladıktan iki dakika sonra itfaiye harekete geçti. 火灾发生两分钟后, 消防队就出发了。\harekete getirmek 推动, 使行动

    Türkçe-Çince Sözlük > hareket

  • 83 hay

    ünl. (用于表示喜欢、害怕、生气等)嘿, 嗨, 哈, 啊: Hay kuş beyinli budala hay! 咳!这个笨蛋!Hay ömrüne bereket; bu sıcak günde buz gibi ayran pek iyi geldi. 嘿!谢谢!这大热天的, 这冰镇阿易朗真是太棒了!Kimi ne hay hay, kimi ne vay vay. 成́ 有人笑哈哈, 有人哭哇哇; 几家欢乐几家愁。
    ◇ \hay \hay 好的, 行, 就这样吧 \hay \hayı gitmek vay vayı kalmak 年老体衰
    ◆ Haydan gelen huya gider, selden gelen suya gider. 钱财来得容易去得也快。

    Türkçe-Çince Sözlük > hay

  • 84 hiç

    波́
    zf.
    1. 从不, 决不, 从来: Onu bugün hiç görmedim. 我今天根本就没有看见过他。Eniştemle mürebbiyenin birbirine nasıl bakıştıklarına hiç dikkat ettin mi? 你一点也没注意到我妹夫同那个家庭女教师是如何眉来眼去的吗?
    2. (用在疑问句中)任何时候, 曾经; 从来: Hiç tavşan eti yediniz mi? 您吃过兔子肉吗?Hiç Türkiye'ye gittiniz mi? 您去过土耳其吗?Bana hiç mektup var mı? 有我的信吗?
    is.
    1. 无关紧要的人或事, 微不足道的人或事: O benim gözümde hiçtir. 他在我眼里什么也不是。
    2. 数́
    ünl. (在不要求明确回答时用在答句句首)什么也不, 从不, 不: -Ne gördün? -Hiç. 你看见什么了?-什么没看见。
    ◇ \hiç bir vakit 任何时候也(不), 永远(不), 从来(不), 始终(不) \hiç bir yerde 任何地方也(没有、不) \hiç de 肯定, 绝对, 完全: Dersleri hiç de iyi değil. 他的功课肯定不好。Yol yorgunluğundan sonra hiç de bu kadar erken kalkmak istemiyorum. 走累了之后, 我肯定不想起得这么早。\hiç değil 决不, 肯定不: -Çok yoruldunuz. -Hiç değil. -您太累了!-不累!\hiç değilse 至少: Hiç değilse bir tane alınız. 至少你们得买一个。\hiç durmaksızın 一刻不停地: Sabahtan akşama kadar hiç durmaksızın aç karnına çalışmışlardı. 他们饿着肚子一刻不停地从早干到晚。\hiç kimse 无论谁也(不、没有), 任何人也(不、没有) \hiç mi \hiç 一点也(不): Romantik şeylerden hiç mi hiç hoşlanmaz. 他对这种浪漫的事情一点儿也不感兴趣。\hiç olmak 消失, 失踪 \hiç olmazsa 至少: Hiç olmazsa günde iki kez gelir. 他至少每天来两次。Hiç olmazsa sabahları gazete okuyabiliyoruz. 至少每天我们还能看到报纸。\hiç yoktan 毫无理由地, 无缘无故地, 无端地: Hiç yoktan sebepler, büyük ağız dalaşmalarına döner. 他们无缘无故地吵了起来。Hiç yoktan kavga çıkardı, bir bardak suda fırtına kopardı. 他无缘无故惹是生非, 惟恐天下不乱。\hiç zaman 永远(不), 任何时候也(不) \hiçe saymak 不管, 不顾, 轻视, 蔑视, 无视: Bir büyüğu hiçe sayarak yanında sigara içmek doğru mu? 在大人身边旁若无人地抽烟对吗?Etrafındaki insanları hiçe saymış. 他似乎瞧不起周围的人。

    Türkçe-Çince Sözlük > hiç

  • 85 içtima

    -ı
    [içtima:]
    阿́ is.
    1. 集合, 汇集; 集会, 会议: fevkalâde \içtima 紧急会议 Meclis, bugünkü içtimaında önemli kanunları görüştü. 议会在今天的会议上审议了一些重要的法律。
    2. 天́ (行星等的)会合
    3. 部队集结
    ◇ \içtima etmek 集合, 开会, (会议)召开

    Türkçe-Çince Sözlük > içtima

  • 86 idame

    [ida:me]
    阿́ is. 旧́ 保持, 维持, 使继续: O bugünkü yaşayışını idameden başka bir şey düşünmez. 他只想着保持今天的生活方式。Sağlığınızın idamesi için sağlık kurallarına uymak gerekir. 维持您的健康需要遵循养生之道。
    ◇ \idame etmek 保持, 维持, 使继续

    Türkçe-Çince Sözlük > idame

  • 87 ihmal

    - li
    [ihma:l]
    阿́ is. 忽视, 不注意, 疏忽, 过失: Bu aksaklık ihmaldan geliyor. 这种缺陷起因于疏忽。Bugünkü zararımız senin ihmalinden doğdu. 我们现在的损失是由于你的疏忽引起的。
    -i \ihmal etmek 忽视, 不注意, 不放在心上: Sağlığını ihmal etmeyiniz. 您不要不注意身体。Sabahleyin balkonda nefes egzersizlerini ihmal etmez. 每天早晨他都不忘在阳台上做深呼吸训练。Bugün gezdik, aynı zamanda işi de ihmal etmedik. 今天我们出去玩了, 同时工作也没耽误。

    Türkçe-Çince Sözlük > ihmal

  • 88

    is.
    1. 工作, 办公: \iş hanı 写字楼, 办公楼 İş sırasında kimseyi meşğul etmeyin. 工作期间, 请匆打扰!Şimdi iş zamanı, eğlence olmaz. 现在是办公时间, 不得喧哗打闹。
    2. 职业, 工作岗位: Birçokları madenlerde ve sıhhi olmayan işlerde ölüp gitti. 其中许多人相继死于矿山和有损健康的工作岗位。Ne iş yapıyorsunuz? 您是做什么工作的?
    3. 女红: Komşu kadın elindeki işini dizine bırakıp geline döndü. 邻家妇人把手中的活计放在膝盖上, 转过身去看新娘子。
    4. 手艺, 手工, 工艺, 技巧: Bu camide ne iş bulunduğunu tahmin edemezsiniz. 这座清真寺建造之精美令人叹为观止。Bu örtüde ne iş var! 这块台布做工多么精细!
    5. 要办的事情: Bu dairede işim var. 在这个部门我有事要办。Bu dairenin işi çok. 这个部门的工作很多。İşim olmasa, sana arkadaşlık ederim. 我要是有空, 会去陪伴你的。Şimdi çok işim var, beni meşgul etme. 我现在很忙, 请别打扰我!
    6. 事务: güvenlik \işleri 安全事务 devlet \işleri bakanı 国务部长
    7. 事情, 安排: Bu, benim işimi bozdu. 这可坏了我的事。İşinizi yoluna koydunuz mu? 你们的事办好了吗?İşlerini bırakmışlar, dükkânlarını kapamıslar, akın akın şehri terk edip gidiyorlardı. 他们放下工作, 关闭了店铺, 纷纷成群结队地逃离了城市。
    8. 实业; 交易, 买卖, 生意; 生产, 经营, 业务: \iş adamı 实业家 \iş alanı 行业 \iş âlemi 实业界, 商界 \işler durgun 生产萧条 Bu işte beş bin yuan içeri girdim. 我笔生意我赔了5千块钱。İşler açıldı. 生意兴隆。Sende insaf yok mu, adamcağız bu borcu birden verirse, iş bozulmaz mı? 你还讲不讲道理, 这笔债他要是一次还清, 他的生意不就毁了吗?
    9. 事情, 行为: Birçok insanlarla tanışmak iyi bir iştir. 多认识一些人是一件好事。Yoksullara yardım etmekle çok iyi bir iş yaptım. 我扶危济贫是办了一件大好事。
    10. 事情, 事件: Hep te bu işler bana rastlar. 这种事总是让我赶上。
    11. 值得一干的事情: Bu da bir iş mi sanki? 这也算件事?Bu da iş yapamıyalım. 我们别把这也当作一件事!
    12. 问题: Bu bir zevk işidir. 这是一个口味问题。Bu konuda sonuç olmak vakit işidir. 在这个问题上取得成果是一个时间问题。
    13. 麻烦: Sen de buraya girmeye kalkışırsan işimiz var. 要是你也加进来, 我们的事情可就麻烦了。
    14. 作品: Bu halı doğrusu değerli bir iştir. 这块地毯真是一块珍贵的作品。
    15. 花样, 名堂, 猫儿腻, 伎俩, 阴谋, 骗局: Bunda iş var ama anlayamadım. 这里面有猫儿腻, 只是我不清楚。Onun işi anlaşılmaz ki. 谁知道他在搞什么花样!Onun işine akıl ermez. 不知道他在打什么主意。
    16. 功: Erg, jul, kilogarmetre, vat saat, kilovat saat iş ve erke birimleridir. 尔格、焦尔、米千克、瓦时、千瓦时都是功和能的单位。
    ◇ (birinin başına) \iş açmak 转́ 找事, 添乱, 找麻烦: Pancuru tamir edeyim derken başıma iş açtım. Cam kırıldı. 我本想把灯罩修修, 结果弄巧成拙, 又把玻璃弄碎了。Başkalarına kötülük edeyim derken kendi başına iş açmış. 他本想给别人使坏, 结果却给自己找了麻烦。\iş akdi 劳动合同, 劳务合同, 劳资合同 \iş alanı 行业 \iş âlemi 实业界, 商界 - den \iş almak 奉承, 献殷勤: O duraktan iş alma, başın belâya girer. 别对那个骚货献殷勤, 你会惹麻烦的!\iş anlaşmazlığı 劳资纠纷 \iş aramak 找工作: Bu adam bir iş arıyor. 这个人正在找工作。\iş ayağa düşmek (工作)落到不负责任、缺乏能力的人手里 \iş başa düşmek 只能自己做某事, 只能靠自己: Başkasından yardım almamız mümkün değildi, iş başa düşmüştü. 得到别人的帮助是不可能的, 我们只有靠自己了。Ne yapalım iş başa düştü, başka yolu yok. 我们怎么办, 只能靠自己, 没有别的办法。\iş başarı belgesi 推荐信 \iş başı 负责人, 牵头的: Dünkü çocuk öyle önemli işin başına getirilir mi? 他乳臭未干, 能胜任如此重要的工作吗?\iş başına dönmek 干活: Yemekten sonra erkekler işlerinin başına döndüler, ev sahibi misafir kadını çarşı pazar dolaştıracaktı. 饭后, 男人们都干自己的事去了, 房东就让女客人逛街去了。\iş başına geçmek 牵头, 担任领导 \iş başına gitmek 干活: Haydi iş başına! Git, süpürgeyi getir, odayı süpür! 快干活去!把笤帚拿来, 把房间扫扫!\iş başında 1) 正在干活, 正在工作 2) 工作期间 \iş başında eğitim 在职培训 \iş başındakiler 头头, 领导, 负责人 \iş becermek 1) 会做事: Aralarında işten anlayan, iş becerebilecek kimse yok, karga derneği. 他们中间一个会办事的人也没有, 一群傻瓜蛋。Keli körü çevresine toplamış; aralarında iş becerecek bir kişi bile yok. 他纠集了一群酒囊饭袋, 一个会干事儿的也没有。 2) 干坏事, 搞小动作, 干见不得人的事 \iş bilmek 有经验, 熟练, 懂行, 内行: İş bilenin, kılıç kuşananın, demişler. İşini bilene bu memlekette iş çok. 俗话说, 一招鲜, 吃遍天; 在这个国家, 有本事的人好找工作。İş bilir birini bulup burayı düzene koyduk. 我们找来一个能人理顺了这里的秩序。\iş bitirmek 1) 顺利完工 2) 能干, 懂行 3) 合手, (对所从事的工作)派得上用场 \iş bitmek 1) 被完成, 被办妥, 被解决 2) - den 取决于, 仰仗 \iş bulmak 找到工作: Sonunda bir iş buldum. 我终于找到了一份工作。Yukarıdan ağır basmayınca iş bulmak mümkün olmuyor. 如果上边没有人说话, 就不可能找到工作。-e \iş buyurmak 指使, 给某人下命令: Lüzumu oldukça müdür onu çağırtır, iş buyurur. 必要时经理就找人叫他, 给他下命令。\iş çatallanmak (或 çatallaşmak) 出岔子, 复杂化 \iş çevirmek 搞小动作, 玩猫腻, 耍花样: İş çevirmek isteyenler muvaffak olamayacaklar. 企图搞小动作的人不会得逞。Ne işler çevirdiğinin farkındayım; beni kandırmazsın. 我知道你在搞什么鬼花样, 你骗不了我。\iş çığırından çıkmak (局势)失控, 出岔子: İş çığrından çıkmış, ok yaydan fırlamıştı. 娄子已经出了, 已经无可挽回。\iş çıkarmak 1) 做大量工作, 事务繁忙; 能干: Bu terzi çok iş çıkarıyor. 这个裁缝做了许多活儿。 2) -e 找事, 添乱, 找麻烦: Bizim problelerimiz yetmiyormuş gibi bir de sen başımıza iş çıkardın. 你又来给我们添乱, 好象我们的问题还不够似的。Bu makine günde on düzine iş çıkarıyor. 这部机器一天到头总出事。Oda başımıza iş çıkardı. 这个房间给我们添了不少麻烦。\iş değil 1) 小事一件; 不算什么 2) 不像话; 成何体统: Bu senin yaptığın iş değil. 你干的这事成何体统!\iş donu 宽松长裤 -e \iş düşmek (工作或责任)落到了某人的肩上: Kırk yılı başı size bir işimiz düştü. 我们难得有事求您。\iş edinmek -i 以…为己任, 以…为职业: Yazar, yazmayı kendisine iş edinmiş adamdır. 作家就是以写作为职业的人。\iş eri 行家, 能干的人, 能工巧匠, 多才多艺的人 \iş etmek 1) -e 玩花样, 玩猫腻, 欺骗, 耍弄: Sana öyle iş eder ki ne olduğunu anlayamazsın. 他就这样耍了你, 你可能都不知道是怎么回事。 2) -i 揽事, 当作自己的事: Bunu iş edip üzerine düştü. 他把这件事揽在了自己的身上, 忙得不亦乐乎。(-i, -e) \iş gördürmek 让某人做事: Her işi bana gördürüyor. 他什么活儿都让我干。\iş görmek 1) 做事, 干活, 工作: Kızcağız burada sabahtan akşama kadar en ağır işleri görmeye başlamış. 女孩在这里从早到晚干着最粗重的活。Yani övünmek gibi olmasın, benim gördüğüm işleri yapacak yok gibidir. 不是说大话, 我所做过的事情似乎还没有人能够做得到。 2) 有用, 管用: Bu tel iş görür. 这根线能用得上。Bu kalem işimi görür. 这支笔我用得上。\iş göstermek 让某人做事 \iş güç 活儿, 事情, 工作, 任务; 零活, 杂事; 待做的事情: \iş güç sahibi 有活儿干的人, 有工作的人 İş güç yoksa insan boş durmaktan sıkılır. 没事做闲呆着让人烦。Herifin işi gücü hep kaşkariko. 这家伙净会骗人。\iş güç edinmek 专心工作, 全心全意地工作 \iş icat etmek 1) 做大量工作, 事务繁忙 2) 找事, 添乱, 找麻烦 \iş ihtilâfları 劳资纠纷 \iş inada binmek 1) 顶牛, 互相较劲 2) 顽固坚持做成某事 \iş işlemek 刺绣, 绣 \iş \işten geçmek 不赶趟, 为时已晚, 错过时机, 木已成舟: Günün birinde şıppadak gözünüz açılacak ama iş işten geçmiş olacak. 总有一天, 您会突然明白过来, 然而为时已晚。Zamanında bizi aramadınız, şimdi iş işten geçti. 当时你们没有找我们, 现在已经晚了。Başı taşa gelinceye kadar fikrinde ısrar etti, nihayet anladı ama iş işten geçti. 他固执己见, 不撞南墙不回头, 最后终于明白了, 然而为时已晚。\iş kabartmak 旧́ 夸张, 渲染 \iş kaçkını 旷工的 \iş kapıya bacaya düşmek 搞得沸沸扬扬, 弄得无人不知无人不晓 \iş karıştırmak 1) 搅混水, 制造混乱: Her şey yolunda, şimdi sen iş karıştırma lütfen. 一切都很顺利, 你不要搅混水。 2) 挑拨离间 \iş kazası 职业性意外事故 \iş ki 只要…足矣: İş ki sınıfı geçsin. 只要让他升级, 怎么都行!\iş kötüye varmak 事情办糟, 砸锅, 坏事 \iş masası 工作台 \iş medreseye düşmek 陷入无休止的争论 \iş ola (或 olsun) 装模作样, 没事找事, 假模假式 \iş olsun diye 没事找事, 只为做点儿事(而没有别的目的): Anlamsız şeylerle vakit yitiriyor, iş olsun diye yapıyor. 他干一些无聊的事打发时光, 只是为了别闲着。\iş önlüğü 围裙, 工作服: İş önlüğü ile baş örtüsünü çıkardı mı, bambaşka bir insan oluyordu. 他一摘下围裙和头巾, 就完全变成了另外一个人。Beyaz bir iş önlüğüm var. 我有一件白大褂。\iş sarpa sarmak 陷入困境, 遇到麻烦: Kredi çıkmayınca işleri sarpa sarmış. 贷款没拿到, 他们陷入了困境。\iş sözleşmesi 劳务合同, 劳动合同 \iş tutmak 工作, 劳动, 做事: Sen ne iş tutuyorsunuz. 您是做什么工作的?-de \iş var 1) 能干的 2) 有用的, 管用的 \iş vermek 让工作, 让干活 \iş yapmak 1) 工作, 劳动, 干活, 做事; 做买卖: bir firma ile \iş yapmak 同一家公司做买卖 2) 瞎忙 -de \iş yok 不中用的; 无能的: Bu kalemde iş yok, ikide bir ucu kırılıyor. 这支笔不好用, 笔尖总断。\iş yoluna girmek 步入正规, 有望成功: Ya iş yoluna girecek, ya da bütün berbat olacaktı. 本来此事要么有望取得成功, 要么完全都泡汤。\iş yolunda olmamak 事情不妙: Eşek de işlerin yolunda olmadığını sezmiş, başını alıp çıkmış. 这头驴也感觉到大事不妙, 就调头逃跑了。\işe almak 雇人: Patron adamın ıcığını cıcığını sorup işe aldı. 老板调查了那人的底细, 才雇了他。\işe atılmak 做事: O, gözü kara biridir, korkmadan bu işe atılır. 他是一个胆大的人, 做这种事一点儿也不害怕。Şimdilik yeni bir işe atılmayacağım. 我暂时将不做新的事。\işe bakmak 从事某项工件, 办理某件事情: Şu işe bak güler misin, ağlar mısın! 瞧这事闹的!真让人哭笑不得。\işe balta ile girişmek 笨手笨脚地做某事 -i \işe bağlamak 使过于忙碌: Bu evde her yerde olduğu gibi hizmetçileri işe bağlamak yoktur. 这家不会像其它人家那样, 让下人们忙得团团转。\işe dört elle sarılmak 全心地开始做某事, 热情地开始做某事 \işe geç kalmak 上班迟到: Kalk yavrum, işe geç kalacaksın. 孩子, 起床吧!你上班要迟到了!\işe gidiş ve \işten çıkış saatleri 上下班时间: İşe gidiş ve işten çıkış saatlerinde trafik tıkanıyor. 上下班时交通堵塞。-le \işe girilmek 共事: Kalleş bir adam, onunla hiç bir işe girişilmez. 他这个人靠不住, 绝对不能和他共事。\işe girmek 1) 上任, 就任: Kimse arka çıkmadığı için şimdiye kadar bir işe girememişti. 因为没有后台, 他至今也没有找到差事。 2) 做工, 打工: Çocukları da işe girince durumları oldukça genişledi. 孩子们一参加工作, 他们的境遇大大好转了。İşe girmesi ve para kazanması gerek. 他应该去打工挣点儿钱。İşe girersem artık kolay kolay kocaya varmam. 我一工作的话, 今后就不容易嫁出去了。 3) 做生意: Tüm varlığı ile bu işe girdi; bütün köprüleri attı. 他孤注一掷, 把全部家产都投到这笔生意里了。\işe gitmek 去上班: Bayram olduğu için işe gitmedi. 过节了, 他没去上班。Bir hafta istirahat etmelisiniz. İşe gidemezsiniz. 您必须休息一周, 不能去上班了。\işe kapak vurmak 掩饰, 掩盖, 隐瞒 \işe karışmak 卷入, 参与: Sen ne dedin de bu işe karıştın? 你卷入这件事中, 究竟想要干什么?Mademki sen beni dinlemiyorsun, ben de senin işine bir daha karışmam. 既然你不听我的, 我就再也不管你的事了。-i \işe karıştırmak 使卷入, 使参与: İşe polisi karıştırmadım. Son raddeye gelmedikçe de karıştırmak niyetinde değilim. 我还没通知警方。不到最后关头我不想让警察来插手这件事。-i \işe koşmak 让干事, 催促某人做事, 逼着某人干事: Ağzı dili yok birini buldular, her işe koşarlar. 他们找了一个自认倒霉的人, 什么事情都让他干。\işe yaramak 合适, 适用; 管用: Babaları ne dediyse işe yaramamış, huylarını bir türlü değiştirmemişler. 父亲说什么也不管用, 他们的脾气一点儿也不改。Daktilo oldukça küçüktü, ama yine de işe yarıyordu. 打字机很小, 不过很管用。\işe yatmak 合适, 适用; 管用: Elim hiç bir işe yaymadı. Ömür sürdüm faydasız. 我肩不能担, 手不能提, 这一辈子过得一点儿意思也没有。\işi açmak 搞清某个问题 \işi ağırdan alamk 磨蹭 \işi aksi gitmek 事与愿违 \işi alaya almak (或 vurmak) 1) 不重视, 不当回事 2) 开玩笑, 逗趣 \işi Allah'a kalmak 听天由命, 求助无门: Tüm umut kapıları kapandı, işimiz Allah'a kaldı. 一切希望都泡汤了, 我们只好听天由命。\işi altın 事业成功的, 生意兴隆的 \işi anlamak 知情 \işi azıtmak 胡闹, 过分: Hani ya kahve nerde? Bir saattır bekliyorum, hâlâ gelmedi! Yoo! siz artık işi azıttınız gayri! 怎么回事?咖啡呢?我都等了一个小时了, 还没有送上来。哎, 你们真是太过分了!Bu adam işi iyice azıttı, nesi varsa satıyor. 他非常过分, 把一切都变卖了。\işi babacanlığa vurmak 装出一副忠厚老实的样子: Tilki işi babacanlığa vurup suyu bir övmüş, bir övmüş, tekenin ağzının suyunu akıtımış. 狐狸装出一副忠厚老实的样子, 就把水夸了一遍又一遍, 说得羊只流口水。\işi başarmak 阴谋得逞: Gayet basit bir hile ile saflığımdan istifade ederek işi başardı. 他利用我的无知以一个相当简单的计谋阴谋得逞了。-in \işi başından aşkın olmak 事务缠身, 忙得团团转: Sizinle uğraşacak vaktim yok, işim başımdan aşkın oluyor. 我没时间跟你们废话, 我还一大堆事呢!-in \işi başından aşmak 事务缠身, 忙得团团转 \işi bırakıp gitmek 甩手而去: Kafası bozuldu, işi bırakıp gitti. 他顿时大怒, 甩手而去。\işi bitmek 1) 活干完, 工作结束 2) 精疲力竭 \işi bozmak 捣乱, 破坏: Boş boğazlık edip işi bozmakta anlam var mıydı? 他信口开河把事情搞黄了是什么意思?-in \işi bozulmak 1) 事情办糟, 办砸, 功败垂成, 前功尽弃 2) 一事无成, 业务衰落: Çok dostum yoktu; işlerim bozulmaya başladı. 我交游不广, 业务开始衰落下来。\işi ciddîye almak 重视, 严肃对待 \işi çiltlamak 轻声地对某人说某事 \işi dokuzdan gitmek (事业、生意)顺利, 兴旺 -e \işi dökmek 使某事变成: \işi ahbaplığa dökmek 把工作变成闲聊 \işi sırnaşıklığa dökmek 在某个问题上纠缠不休 -in \işi duman 处境不妙, 事情糟糕: Hava böyle giderse işimiz duman. 天气如果一直这样, 我们就麻烦了。Bugün de iş bulamazsak işimiz duman, akşama kadar ağza atılacak bir lokma ekmek bile alamam. 如果我们今天也还找不到工作那可就惨了, 晚上我是连买一口面包吃的钱都没有。-e \işi düşmek 对某人有事相求, 需要某人的帮助: Bu tarafa işim düşmüştü, gelmişken bir de sizi ziyaret etmek istedim. 我到这儿来办点儿事, 既然来了, 我想也来看看您。\işi gücü olmamak 1) 无工作, 失业 2) 游手好闲, 无所事事 -in \işi \iş kaşığı gümüş 称心如意, 如人所愿: Keyfime diyecek yoktu, işim iş, kaşığım gümüştü. 我兴致很好, 没的说, 一切都很称心。-in \işi \iş olmak 一切顺利, 称心如意 \işi olmak 1) 有事要做, 有不得不办的事 2) 出现好结果 3) 必须由某人来做 4) -le 同某人争吵 \işi onuruna bırakmak (或 bağlamak) 顺其自然, 听天由命 \işi pişirmek 1) 精心准备, 周密准备 2) 俗́ 私定终身, 生米做成熟饭; (男女间)发生性关系: Düğün olmadan onlar işi pişirirler. 他们会未婚而先干那种事。\işi rast gitmek 诸事顺利, 心想事成 \işi resmiyete dökmek 采取合法途径 \işi sağlam kazığa bağlamak 使稳妥, 使牢靠, 采取必要的防范措施 \işi sağlama bağlamak 使稳妥, 使牢靠, 采取必要的防范措施 \işi savsaklamak 办事拖拉, 拖延 \işi sermek 拖延事情, 玩忽职守 -e \işi sezdirmek 使觉察: Yanımdakilere işi sezdirmek istemediğinden ihtiyatlı konuşuyor. 他不想让我旁边的人觉察, 所以讲话很谨慎。\işi sıkı tutmak 盯紧某事, 集中精力做某事 \işi şakaya vurmak 开玩笑, 逗趣 \işi tatlıya bağlamak 巧妙解决问题, 巧妙化解难题 \işi temizlemek 了结 -in \işi tıkırında 事遂人愿, 事情顺利 \işi uzatmak 拖延 \işi var 1) 有事要做, 有不得不办的事: Bu aksi adamla işimiz var. 我们同这个固执的人有事要办。Sen de burya girmeye kalkışırsan işimiz var. 要是你也加进来, 我们可就有麻烦了。 2) 出现好结果 3) 必须由某人来做 4) -le 同某人争吵 -e \işi vurmak 使事情变成 \işi yok 无交往, 无来往: Bildiği gibi davranan insanla benim işim yok. 我不同自以为是的人交往。\işi yokuşa sürmek 制造麻烦; 阻挠, 刁难, 为难: Önceden yardımcı olacağını söylediği hâlde işi yokuşa sürdü. 他本来说要帮忙, 实际上是故意刁难。\işi yoluna koymak 办妥, 办好: İşleri yoluna koyarsa çok bahşiş vereceğini söyledi. 他说事成定有厚报。İşleri yoluna koymak kolay değildir. 把事情都办好是不容易的。-in \işi yolunda 事遂人愿, 事情顺利: İlâmaşallah işimiz yolunda! 谢天谢地!天遂人愿!\işi yüzüne gözüne bulaştırmak 弄得一团糟, 使一塌糊涂 \işin alayında olmak 视为儿戏, 不认真对待 \işin başı 要害, 要点, 关键, 症结 \işin fenası 更糟糕的是 \işin iç yüzü 内情, 内幕 \işin içinde \iş var 表里不一, 另有隐情 \işin içinden çıkmak 1) 弄清奥妙, 弄懂, 解决问题: Matematik uzmanları bile işin içinden çıkamıyorlardı. 其中的奥妙连数学家们也未能搞明白。 2) 脱身, 撒手不干: Bana düşen payı verin, işin içinden çıkayım. 把我的那份给我, 让我抽身吧!\işin içinden sıyrılmak 1) 弄清奥妙, 弄懂, 解决问题 2) 脱身, 撒手不干: Bundan ben sorumlu değilim deyip işin içinden sıyrıldı. 他自称没他的责任就撒手了。\işin kötüsü 更糟糕的是 \işin mahiyeti itibariyle 事实上, 实际上 \işin tuhafı 说来也怪, 奇怪的是 \işin ucu 结局, 结果 -e \işin ucu dokunmak 间接受到影响 \işinden çıkmak 失业: Koca işinden çıktıktan sonra, borç boğazı aştı. 丈夫失去工作后, 负债累累。\işin üstesinden gelmek 克服困难, 解决难题; 完成任务: Bu işin üstesinden gelebileceğine aklı kesmiyordu. 他认为他将不可能完成这项任务。\işinden atmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 -i \işinden çıkarmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼: Yalnız dayak atmakla kalmadı, beni işimden de çıkardı. 他不仅打了我一顿, 还把我炒了鱿鱼。\işinden olmak 被解雇, 被开除, 失去工作: Amirine kafa tutan memur işinden oldu. 目无上司的职员已经被开除。Tembelliği yüzünden işinden oldu. 他由于偷懒而被炒了鱿鱼。-i \işinden kovmak 解雇, 开除, 解职, 炒鱿鱼 \işinden kovulmak 被解雇, 被开除, 被解职, 被炒鱿鱼: İşinden dovuldu. 他被开除了。\işinden uğratmak 被解雇, 失去工作: Geçimsizliği yüzünden işinden uğrattı. 他由于不合群被炒了鱿鱼。\işine bakmak 做自己的事: Artık lâfa yekûn tut, işimize bakalım babam. 爸爸, 别再说了, 干我们的事去吧!İşine bak, dalga geçme. 干活去!别在这儿心不在焉的!Bu adamdan hayır bekleme; sen kendi işine bak. 这个人指望不上, 你还是自己想办法吧!-in \işine gelmek 有利于, 适合于, 正合心意, 中意: Bu, benim işim gelmez. 这不合我意。İşine gelirse bu fiyata ver. 要是合算, 你就按这个价卖了吧!\işine girmek 做生意: Yaradana sığınıp çiçek ihracı işine girdik, başarılı olduk. 我们全心全意做花卉出口生意, 大获成功。-in \işine gitmek 做事, 上班: Bu günlük git işine. 今天你该干吗干吗去!Doğru dürüst bir uyku uyuyamadığı gibi sabah erkenden de kalkarak işine gitmişti. 他晚上没好好睡, 早上又一大早起来去上班了。Kâfi! İşinize gidebilirsiniz. 行了, 行了, 做你们的事情去吧!\işine göre 视情况, 按利润 \işine gücüne bakmak 不参与他人的事, 只做自己的事 \işine koyulmak 做事, 干事 -in \işine nihayet vermek 免职, 解职, 辞退: O memurun işine nihayet verildi. 那个职员被辞退了。-in \işine sıçmak 坏事, 办砸: Adam işime sıçtı. 那家伙坏了我的事。-in \işine yaramak 合适, 适用; 管用: Henüz taze, sağlıklı ve ne güzel, ne de çirkin bir kadın senin daha çok işine yarar. 一个还很娇嫩, 身体壮实, 既不美也不丑的女人, 对你最合适不过了。\işini asmak 磨洋工: İşini asarsan, sepetlerler seni sonra. 你要是磨洋工, 他们事后会开除你。\işini bırakmak 辞职, 甩手不干 \işini bilmek 1) 懂行, 内行, 有本事 2) 精明 -in \işini bitirmek 1) 完成, 做完 2) 使一事无成, 使干不成 3) 俗́ 干掉, 杀死 -in \işini çevirmek 操办, 主持, 料理: Gelmen iyi oldu. Bu evin erkeği olur, işlerimizi çevirirsin. 幸亏你来了, 这个家有了男人, 可为我支撑门庭了。Sen evin işlerini çevirirsin. 家中诸事由你料理。-in \işini görmek 1) 做事, 干事: Ancak gene yanınızda bir gece kalır, işinizi görürüm. 但是我依然可以陪您过一夜, 为您做事。İşimi görmediler. 我的事他们没给办。Köyde büyük küçük herkesin işini görür. 他为村里老老少少做事。 2) 转́ 打, 收拾 3) 俗́ 打死, 干掉: Aslan bakmış ki eşek tuzaktan kurtulamayacak, önce tilkinin işini görmüş, sonra eşeğe gitmiş. 狮子一看, 驴子在陷坑里逃不掉了, 就先干掉了狐狸, 又去对付驴子。\işini kaybetmek 失业: İşini kaybedince güzelim yazlığını elden çıkardı. 他失业之后, 把他心爱的别墅卖了。\işini uydurmak 随机应变, 耍花招, 设圈套 \işini yoluna koymak 把事情办妥, 把事情办好, 把事情安排妥当: İşlerimi yoluna koydum, kimseyle görülecek hesabım yok, Allah’a bir can borcum var. 我把一切都安排好了, 我现在无牵无挂, 天不怕地不怕。\işinin adamı 行家里手, 内行 \işinin eri 行家里手, 内行 \işler açılmak 市场复苏, 生意兴隆 \işler becermek 干坏事, 搞小动作, 干见不得人的事 \işten atılmak 被开除: Müdür idare etmeseydi o, çoktan işten atılırdı. 要不是经理宽容, 他早就被开除了。İşten atılma korkusuyla çok alçaldı. 由于害怕被炒鱿鱼, 他卑恭屈节, 低三下四。Çalışmazsa sağlam işten atılır. 他不努力必然会被炒鱿鱼。-i \işten atmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 \işten başını almak 脱身: İşten başımı alamıyorum ki sizi arasın. 我实在脱不开身, 让他去找您吧!\işten çıkarılmak 被解雇, 被开除: İşten çıkarıldığını öğrenince eli ayağı çözülmüş. 他得知自己被解雇的消息后手脚瘫软了。-i \işten çıkarmak 解雇, 开除, 炒鱿鱼 \işten (bile) değil 非常容易, 不算回事, 小菜一碟 \işten el çektirmek 使不再负责某事, 停职(以进行调查): Görevinde yaptığı birtakım suiistimaller sebebiyle işinden el çektirmişlerdi. 他因为在职期间数次滥用职权而被停职。\işten elini çekmek 收手, 诸事不管: Murat emekli olunca her işten elini çekti; ahret adamı oldu. 穆拉特退休以后什么事情也不干, 隐居起来了。\işten güçten kalmak 无事可做, 失业 \işten imtina 旷工 -i \işten kovmak 解雇, 开除, 解职, 炒鱿鱼 \işten kovulmak 被解雇, 被开除, 被解职, 被炒鱿鱼 \işten olmamak (或 sayılmamak) 不算回事, 小菜一碟
    ◆ İş işten geçtikten sonra gelmesi kaç para eder. 木已成舟, 他来还有什么用?İş mi? 这有什么?这有什么了不起: Postasını getirmek iş mi? 不就给他带来一件邮件吗, 有什么了不起的!İş olacağına varır. 在劫难逃; 是福不是祸, 是祸躲不过; 天要下雨, 娘要嫁人。İşe bak! 真是怪事!İşin mi yok! 别在这上面浪费时间了; 不值得费神!İşine hor bakan boyuna torba takar. 瞧不起自己手艺的人终究要受穷。İşini kış tut da yaz çıkarsa bahtına. 做事要有最坏的打算。İşinizi yarına bırakmayın. 今日事今日毕。İşten artmaz, dişten artar. 吃不穷, 穿不穷, 算计不到才受穷。

    Türkçe-Çince Sözlük >

  • 89 iyi

    s. zf. ve is.
    1. 好的; 有益的: \iyi adam 好人 \iyi fikir 好主意 \iyi ilâç 良药 \iyi haber 好消息 \iyi alâmet 好兆头 Arkadaşı ile iyi bir ilişki kurdu. 他同朋友建立了良好的关系。
    2. 有利可图的, 盈利的: \iyi bir ticaret 一笔赚钱的生意 Bugün iyi bir alışveriş yaptı. 他今天做了笔划算的交易。
    3. 充足的, 足够的: İyi yağmur yağdı. 下了一场透雨。Dünkü maçta takımlar iyi çekiştiler. 在昨天的比赛中, 两个队争抢得很激烈。Ağzını bozunca bir iyi dayak yedi. 他刚一骂人, 就挨了一个大嘴巴。
    4. 合适的, 恰当的: \iyi bir cevap 恰当的答案
    5. (身体)好的, 健康的: Anan, baban iyiler mi? 你父母可好?İyi misiniz? 你好!
    6. 熟练的, 技艺高的: Çinceniz çok iyi. 您的汉语说得真好!İyi satranç oynayabilir misiniz? 您下棋下得好吗?Ata iyi biner. 他善于骑马。
    7. 顺利的: İşler iyi yürüyor. 工作进行得很顺利。
    -i \iyi etmek 1) 治愈, 使康复: O ilâç beni iyi etti. 那副药治好了我的病。Hastayı Allah iyi eder, ücreti doktor alır. 成́ 生死由天定, 收钱是医生。 2) 做得正确(得体、适当、适时): Burası çok güzel bir yer. Ne iyi ettik de geldik. 这儿是一个非常美丽的地方, 我们真来对了。Tiyatromuz bu oyunu oynamakla iyi ediyor. 我们剧院上演这出戏正是时候。Ona yardım etmekle iyi ettin. 你帮他帮对了。 3) 俗́ 抢劫, 洗劫; 偷东西 4) 俗́ 给: Varsa bana iki yüz yuan iyi et, yoluna çıkacağım. 你要有钱就给我两百块钱, 我要去接他。 5) 俗́ (赌博时)赢钱 6) 俗́ 灌醉, (以毒品)使飘飘然 7) 俗́ 奸污 8) 干掉, 吃掉: Fındığı, fıstığı, leblebiyi 10 dakikada iyi etti. 就10分钟, 他就把榛子、花生和炒鹰嘴豆全都干光了。-e \iyi geçinmek 和睦相处: O aileyle iyi geçinseydin başın ağrımazdı her hâlde. 你要是能同那一家和睦相处, 你肯定就不会伤脑筋了。-e \iyi gelmek 1) 有益于, 有效, 见效: Buranın havası ona iyi geliyor. 这里的气候对他有益。Bu ilâç iyi geldi. 这药挺见效。Güneş sağlığına iyi geliyor. 晒太阳有益你的健康。 2) 合适, 合身, 适合: Bu elbise size iyi geldi. 这件衣服你穿合身。Potin ayağıma iyi geldi. 这双统鞋我穿着合脚。Palto üstüne iyi geldi. 裤子他穿合身。\iyi gitmek 1) (事情)发展顺利: İşler iyi gidiyor. 一切进展顺利。 2) -e 适合, 合身: Bu renk size iyi gitmiyor. 这种颜色和你不配。\iyi gözle bakmamak 对某人没有好感 \iyi gün 好日子, 安逸的阳光 \iyi gün dostu 只能同安乐不能共患难的朋友, 酒肉朋友 \iyi gün görmek 过好日子 \iyi gün görmüş 曾经富有的 \iyi haber alan 消息灵通人士 \iyi hâl 良好的品行 \iyi hâl belgesi (或 kağıdı) \iyi boş (ama) 好是好, 不过(提异议时候用) \iyi hissetmemek 感到不舒服: Kendimi iyi hissetmiyorum. 我感到不舒服。\iyi kalpli 好心肠的, 心地善良的 \iyi karşılanmak 受欢迎: Toplumda, bencillik iyi karşılanmayan bir davranıştır. 在社会上, 自私自利是一种不受欢迎的行为。\iyi ki 幸好, 还好, 幸亏: İyi ki, o günkü acı ile ölmemişsiniz. 还好, 我们那天没有疼死。İyi ki, size uymadım. 幸亏我没有听你的。\iyi kötü 不太好也不太差的, 凑合的, 勉强说得过去的, 马马虎虎的, 可怜巴巴的, 好歹: İyi kötu bir cevap verdi. 他勉强作了个答复。İyi kötü geçinip gidiyor. 他日子过得马马虎虎。Dosdoğru teyzemin evine gidecktim, iyi kötü barınacak bir yer… 本来我要直接去我姨妈家, 好歹也是个藏身的地方。\iyi niyet 善意, 好意, 诚意; 斡旋, 调停: Bu söz onun iyi niyetini gösteriyor. 这一番话表明了他的诚意。\iyi olmak 1) 康复, 痊愈: Allaha şükür çocuk iyi oldu. 谢天谢地, 孩子的病好了。Elindeki yanık iyi oldu. 他手上的烫伤好了。Hasta iyi oldu. 病人康复了。 2) 适时, 恰当: O burada iken gelmeniz iyi oldu. 他还在这儿, 你来得正好。O zamana kadar kızımız bir iş öğrenir ve başkalarına hizmet etmeye alışırsa iyi olur. 在那之前, 我们的女儿最好学点儿本事, 习惯替别人干活儿。 3) -e 合适, 合身: Palto bana iyi oldu. 这裤子我穿合身。\iyi ruhlu 善良的, 好心肠的; 善意的 \iyi saatte olsunlar (穆斯林神话中的)精灵。鬼怪; 坏人: İyi saatte olsunlara inanmam. 我不信鬼。Aman yavaş söyle, iyi saatte olsunlar duyarsa mahvoluruz. 千万可小点儿声说, 要是让坏人听了去我们可就惨了。 (Biri için) \iyi söylemek 说(某人的)好话, 夸奖, 赞扬: Onun için pek iyi söylüyorlar. 人们对他交口称赞。\iyi uyum sağlanmak 头头是道: koskoca bir \iyi uyum sağlanmış "yeni" kanıtlar 颇为头头是道的“新”论据 \iyi vardım (表示固执的语气)我偏偏, 我就: -Niçin bu işi yapmadın. -İyi vardım da yapmadım. --这件事你怎么没做? --我就不做! \iyi varmak (尽管固执但)到底还是, 总算还是, 终于: İyi vardımız da ona haber vermediniz. (还好)你总算还是没有告诉他。\iyi yapmak 作得对, 做得好: İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. 您常常骂孩子, 这样做不好。İyi yaptınız da geldiniz. 您来了, 这就对了。\iyi yürekli 好心肠的, 心地善良的 \iyiden \iyiye 完全, 实在, 彻底: Altıncı kata vardığımızda soluğu iyiden iyiye kesilmişti. 我们爬6楼的时候他已经实在是上气不接下气了。İyiden iyiye sabah oldu. 已经天光大亮了。Kaşalotzâde iyiden iyiye marizlenmiş. 那蠢货挨了一顿臭揍。\iyisi 最好, 上策是: İyisi bu işe karışmamaktır. 最好不介入此事。\iyisi mi 最好, 上策是: İyisi mi bu işten vazgeçmeli. 抛开此事才是上策。Kuru gürültüye kimse pabuç bırakmaz, iyisi mi şurada can ciğer ahbabız, alçaktan görüşüp anlaşalım. 大家都镇静!最好我们还是好朋友, 好好谈谈, 和解了吧!\iyiye çekmek 往好里想 \iyiye iyi kötüye kötü demek 是好说好, 是坏说坏; 有一说一, 有二说二; 说实话; 直言不讳 \iyiyi kötüden ayırmak 知道好歹: İyiyi kötüden ayıracak yaşa geldin. 你已经到了能知道好歹的年龄。
    ◆ İyi akşamlar! 晚上好!İyi dost kara günde belli olur. 患难见真情。İyi günler! 你好!日安!İyi iş (doğrusu) 这叫什么事?!咄咄怪事!İyi (或 temiz) iş altı ayda çıkar. 好事多磨。İyi işler! 祝事业顺利!祝生意兴隆!İyi kılık insanı gösterir. 人靠衣装, 佛靠金装。İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir. 人要走运, 不知哪块云彩会下雨。İyi yolculuklar! 一路顺风!

    Türkçe-Çince Sözlük > iyi

  • 90 kabil

    阿́ is. 种类: Bu kabil işlerle kendinizi yormayınız. 您不要费力操持这种事了。Doktor lokman ruhu kabilinden bir iki de ilâç verip gitti. 医生留下乙醚之类的一两种药就走了。
    II
    [ka:bil]
    阿́ s. 可能的: Günde iki yüz dolar kazanması kabil. 他一天能挣200美元。Sokaklara yığılan çöplerden iğrenilmemesi kabil mi? 堆积在街道上的垃圾怎么能不令人感到厌恶?

    Türkçe-Çince Sözlük > kabil

  • 91 kalın

    s.
    1. 粗的: \kalın ağaç 粗树 \kalın iplik 粗线
    2. 厚的: \kalın dudak 厚嘴唇 \kalın duvar 厚厚的墙 \kalın kitap 厚厚的书 \kalın kumaş 厚厚的面料
    3. (声音)浑厚的: \kalın ses 浑厚的声音 \kalın ünlü 语́ 后列元音
    4. 浓密的: \kalın bir duman tabakası 浓烟 \kalın bir kaş 浓眉
    5. 丰满的: \kalın bacak 丰满的小腿, 粗腿
    6. 粘稠的
    7. 俚́ 富有的, 有钱的, 殷实的: Herif, kalın, günde yüz papel eritiyor. 这小子很有钱, 一掷千金。
    ◇ \kalın kafalı 理解力差的, 笨的, 脑筋迟钝的: A sen de ne kalın kafalı herifsin. Bunda anlamayacak ne var? 你真是个木头脑袋, 这有什么弄不懂的?Bu kalın kafalı adama gerçekleri anlatmak imkânsızdır. 这个人是个木头脑袋, 你跟他说不清楚。\kalın kafalılık 愚笨, 脑筋迟钝
    II
    is. 财礼, 彩礼: Babam senden çok mu istedi kalını? 难道我父亲向你要了许多彩礼吗?

    Türkçe-Çince Sözlük > kalın

  • 92 kapı

    is.
    1. 门, 大门; 门扉, 门扇: \kapı başarığı (或 dayağı) 顶门杠 \kapı demiri 门插销 \kapı halkası 门环 \kapı kolu 门把手 \kapı odunu 顶门杠 bahçe \kapısı 花园大门 oda \kapısı 房门 Kocası kapıyı çekmiş, ıslık çalarak merdivenleri inip gitmişti. 他的丈夫拉开门, 吹着口哨下了楼。
    2. 门户, 通道; 山口, 峡道: Kafkas \kapıları 高加索峡道 Hırsıza kapı olmaz. 成́ 再好的门也是防君子不防小人。
    3. 门路, 门子: Bütün kapılar yüzüne kapandı. 他四处碰壁, 求告无门。Onların başvuracağı her kapıya gitmiş. 能走的门路他们都走过了。Paranın açmayacağı kapı yok. 成́ 有钱能使鬼推磨。
    4. 工作; 工作单位: Yeni kapısı iyi imiş. 听说他新找的工作不错。
    5. 旧́ 政府机构; 衙门: hükûmet \kapısı 政府机构
    6. 串门的去处: Bu gün yine kaç kapı dolaştın? 今天你又串了几家的门?
    7. 转́ 支出项目: Bayram geldi, yine masraf kapıları açıldı 过节了, 又花了不少钱。
    ◇ \kapı açılmak 出现希望, 出现机会: Dualarında hayırlı kapılar açılmasını diliyordu. 他祈祷老天显灵。- den \kapı açmak 1) 开价: Evvelâ kapıyı yedi yüz milyon liradan açtı, nihayet beş yüz milyona sulh oldu. 他开价7亿里拉, 最后以5亿里拉成交。 2) (首先)提起, 谈及 3) 做示范 \kapı ağası 史́ 1) 君王巡猎时陪伴左右的大太监 2) 宰相府大总管 \kapı ağzı 1) 门口 2) 线索 \kapı almak 15子棋中一步至少赢两个子 \kapı aralığı 1) 相对两个房门之间的空地 2) 私生子: Boş ver şu kapı aralığına. 别理这个私生子!\kapı aramak 1) 找工作 2) 串门 \kapı baca 住房, 住宅 \kapı baca açık 门户洞开的, 不设防的, 缺乏保护的; 漏洞多的 \kapı baca kilitli 严加防守, 严密的, 没有漏洞的 \kapı bir komşu 近邻, 隔壁, 对门: O zamanlar Ali’lerle kapı bir komşu idik. 那时我们和阿里夫妇是隔壁。Onun akrabaları benim kapı bir komşumdur. 他的亲戚是我们的隔壁邻居。\kapı bulmak 找到工作, 找到落脚之处: Beijing’e gelmişsin, bari bir kapı bulabildin mi, kapı bulamadınsa hiç söyleyip durma hepsi boştur. 听说你到北京来了, 找到工作了吗?如果找不到工作, 说什么也没用。\kapı çalmak 1) 敲门 2) 转́ 求人, 求助 \kapı çuhadarı 史́ (尤指奥斯曼时期的)邮差, 信差 \kapı değiştirmek 跳槽, 改换门庭: Bir yılda dört kapı değiştirdi. 他一年跳了4次槽。-i \kapı dışarı atmak 赶出门外, 逐出家门: Sonunda kadın onu ele geçirmiş, kapı dışarı atmış. 最后, 女人抓住了他, 把他赶出了家门。Şu soysuza bak, mal sahibi olunca beni kapı dışarı atacakmış. 你要当心那个卑鄙小人, 要是让他当了家, 他会把我赶出家门的。-i \kapı dışarı etmek 赶出门外, 逐出家门: Babası onu kapı dışarı etti. 他的父亲把他逐出了家门。Doğrusunu isterseniz onu çoktan kapı dışarı etmeliydim, ama yüreğim kaldırmıyor, acıyorum. 说老实话, 我早就应该把他赶出门, 但是我可怜他, 于心不忍。Sopasını kaptığı gibi kapı dışarı etmiş. 她抓起一根木棒就打, 把他赶出家门。\kapı duvar olmak 无人应门: Evden sesler geldiği hâlde kapı duvar olmuş; bir türlü açılmamış. 屋里虽然有响动, 但就是大门紧闭, 没有打开。\kapı gibi 高大的, 魁梧的, 人高马大的: \kapı gibi adam 魁梧的人 Küçük bir hastalık o kapı gibi adamı ölüme kadar götürdü. 一场小病, 就要了这条大汉的命。Evlât acısı, gam, kasavet kapı gibi kadını eritmiş; adeta iğneye döndürmüş. 仇恨、悲伤和忧愁使这个人高马大的女人形容枯槁, 瘦弱不堪。\kapı halkı 军政大员、大户人家的亲兵、家丁、仆佣等的总称: Konağa giren hırsız kapı halkı tarafından kıskıvrak yakalanmıştı. 入室盗窃的小偷被家丁们紧紧地抓住了。\kapı gibi kadar 高大的, 魁梧的, 人高马大的 \kapı kapamaca (sına) 完全, 全都, 人去房空地: Onlar kapı kapamaca kaçıktır. 他们全都逃走了。-e \kapı kapamak 1) 切断姻缘 2) 关禁闭 \kapı \kapı aramak 到处寻找, 挨家挨户地寻找 \kapı \kapı dolaşmak 1) 串门 2) 四处奔走, 四处求告, 四处寻找: Kapı kapı dolaşıyor, her hekimden bir ilâç soruyordum. 我四处求医问药。Çağırcı kapı kapı dolaştı, komşuları düğüne çağırdı. 报信的人挨家挨户走, 把邻居们请来参加婚礼。\kapı \kapı gezmek 1) 串门 2) 四处奔走, 四处求告 \kapı karşı 对门 \kapı kazanmak 15子棋中一步至少赢两个子 \kapı komşu 隔壁: Pek komşu sayılmayız, ama aynı mahalledeyiz. 我们不是对门, 但是住在同一个街区。\kapı kuzusu 大门上的便门, 门中门, 小门, 篱笆门, 围墙门 \kapı mandalı 1) 门把手 2) 俚́ 小人物, 微不足道的人 \kapı tutmak 找到工作 \kapı yapmak 1) 委婉地提出, 旁敲侧击, 兜圈子, 拐弯抹角: Eveledi geveledi neden sonra söyleyeceklerini bir bir ortaya döktü. Gevelemesinin sebebi meğer kapı yapmakmış. 他先是支支唔唔, 接下来还是把要说的话一一说了出来。他支唔原来是在兜圈子。 2) -e 串门: Bayramda ona kapı yaptık. 过节时, 我们到他家去串了个门。 3) 15子棋中一步至少赢两个子 \kapı yavrusu 大门上的便门, 门中门, 小门, 篱笆门, 围墙门 \kapı yoldaşı 同事, 同僚: Yirmi yıl aşkın aynı kuruluşta çalıştık, seninle kapı yoldaşıyız. 我们在同一个单位工作了20多年, 咱们是同事。\kapıda kalmak 1) 吃闭门羹, 撞锁: Anahtar bendedir. Onlar sonra kapıda kalırlar. 钥匙在我这里, 他们过会儿得吃闭门羹了。 2) (老姑娘)嫁不出去: komşunun \kapıda kalmış kızları 邻居家的几位嫁不出去的老姑娘 \kapıdan atsan bacadan girmek (或 düşmek) 俗́ 死皮赖脸, 软磨硬泡 \kapıdan bakmak 闭门不出 -i \kapıdan çevirmek 挡回, 拒之门外: Görücüleri de kapıdan çevirmeyi doğru bulmuyor. 他认为不该把媒人也拒之门外。\kapıdan \kapıya 埃家挨户地, 逐门逐户的 \kapıdan kovsan bacadan girmek (或 düşmek) 俗́ 死皮赖脸, 软磨硬泡: Bu adamı kapıdan kovsan bacadan girer; malını pazarlar. 这个人总是软磨硬泡, 推销他的产品。\kapıdan kovulmak 被开除; 失业: Kim ne derse desin aldırma, sonra kapıdan kovulursan pişmanlık fayda vermez. 别人怎么说, 你不要理睬, 否则, 以后你要是被开除了, 哭都来不及。\kapıdan savsan bacadan girmek (或 düşmek) 俗́ 死皮赖脸, 软磨硬泡 \kapılar yüzüne (或 üzerine, üstüne) kapanmak 碰钉子, 吃闭门羹 \kapıları açık tutmak 留有余地 \kapıları kapamak 不留余地 \kapının doksan ipini çekmek 1) 走东家, 串西家: Her akşam doksan kapının ipinin çeker, lâf taşırmış. 她每天晚上都要到处串门, 东家长李家短地传闲话。 2) 东奔西走, 求爷爷告奶奶: Bir günde doksan kapının ipini çeker, uğramadığı yer kalmaz. 他一天之内东奔西走, 求爷爷告奶奶, 没有他没求过的地方。\kapının ipini çekmek 1) 走东家, 串西家; 串门: Ali akşam demez, sabah demez her kapının ipini çekmekten çekinmez. 阿里总是不分早晚走东家串西家。Teklif ve tekellüften azade olduğumuz malûm. İstediğin dakika kapının ipini çekerek gelirsin. 您知道我们是没有那么多客套和规矩的, 您随时可以来串串门。 2) 东奔西走, 求爷爷告奶奶 \kapının önüne koymak 赶出门去, 驱逐 -in \kapısı açık 好客的: Kapım sana açık. 欢迎你到我家来做客!\kapısı ardına dayalı 有条件随时接待来客的 \kapısı bacası açık 1) 门户洞开的, 不设防的, 缺乏保护的; 漏洞多的: Kapısı bacası açık kanunlarla anarşi elbette önlenemezdi. 用漏洞百出的法律当然防止不了无政府主义。 2) 好客的: Ali Beyciğim, benim kapım, bacam sana her zaman açık. 阿里先生!欢迎你随时到我家来做客!\kapısı bacası yok 破败不堪的房子, 摇摇欲坠的房子 \kapısı mükemmel vezir 史́ 王公大臣, 封疆大吏 \kapısı olmak 需要…般的花费 \kapısına dayanmak 登门索要: Nihayet bir sene sonra bir gün kapıma dayandı. 终于在一年后的某一天, 他找上门来了。\kapısına kilit vurmak 锁门(禁止出入、停工、停业等) -in \kapısında büyümek 出身于, 在某人身边长大 -in \kapısında çalışmak 效力于 \kapısından olmak 被开除; 失业: Elin dediğine kapıldık, kapımızdan olduk. 我们轻信别人的话, 结果被开除了。\kapısını açık tutmak 好客 \kapısını açmak 邀请, 接待 \kapısını aşındırmak 1) 是…的常客, 经常造访, 经常前往: Cami kapısını aşındırır. 他常去清真寺。Komşu kapısını aşındıracağına evinin işine bak. 你别总往邻居家跑, 还是去干好自己的家务事吧! 2) 纠缠: Allah’ın günü kapımı aşındırmasından bıktım. 我讨厌他几乎每天都来纠缠我。Her gün kapımı aşındırdı, sonunda istediğini kopardı. 她每天都缠着我, 最后终于如愿以偿了。-in \kapısını çalmak 1) 求助于: İskele memurluğu isteyen işçiler hep benim kapımı çalıyorlar. 那些想当码头管理员的工人几乎都来找我。Kapısını kimse çalmıyor. 他的家门可罗雀。 2) 转́ 加害于: Çalma elin kapısını çalarlar kapını. 成́ 善有善报, 恶有恶报。\kapısını yapmak 委婉地提出, 旁敲侧击, 兜圈子, 拐弯抹角 \kapısının ipini çeken alacaklılar 上门讨债的债主 \kapısının köpeği olmak 做走狗 \kapıya bacaya çıkmamak 闭门不出, 足不出户 \kapıya dayanmak (或 dikilmek) 1) 临近, 不可回避: Kış kapıya dayandı, daha kömür alamadık. 冬天就要到了, 可我们还没有买到煤。 2) 找上门, 逼上门来: Alacaklılar kapıya dayandılar. 债主们逼上门来了。Kapıya dayandı beş milyon lira istedi. 他找上门来, 索要5百万里拉。İkindi üzeri memurlar (polisler) kapıya dayandılar. 下午, 警官们找上门来了。 3) 经常出现: Kapıya bir araba dayandı. 有一辆车总是出现。\kapıya kilit asmak 转́ 破产 \kapıya vurmak 敲门: Hafifçe kapıya vurdu. 他轻轻地敲了敲门。\kapıyı açmak 转́ 1) 开始, 开价 2) 做示范 \kapıyı büyük açmak 耗资巨大, 挥霍无度, 大把花钱; 下大赌注, 豪赌 \kapıyı dışardan kapatmak 俚́ 滚蛋 \kapıyı geniş açmak 耗资巨大, 挥霍无度, 大把花钱; 下大赌注, 豪赌 \kapıyı göstermek 轰走, 赶走, 驱逐 \kapıyı (kırıp) odun etmek 成́ 砸锅卖铁: Beklenmedik masraflar çıkınca kapıyı odun ettik, sorunu çözümledik. 由于出于了意想不到的花销, 所以我们砸锅卖铁把问题解决了。\kapıyı vurmak 1) 敲门 2) 使劲关门: Lârp diye kapıyı vurdu. 他砰地一声关上了门。
    ◆ Kapı arkası bile gurbet. 出门在外, 再近也不是自己的家。Kapının iyi kapa, komşunu hırsız etme. 自家的门自关紧, 莫把邻居当盗贼。

    Türkçe-Çince Sözlük > kapı

  • 93 kara

    阿́ 陆地, 大陆: \kara iklimi 大陆性气候 \kara kuvvetleri 陆军 \kara mili 长度单位, 合1609米 \kara suları 内海 \kara ticareti 陆路贸易 \kara yeli 陆风(从陆地吹向海洋的风)
    ◇ \karada ölüm yok 以后再也不会遇到什么麻烦, 一帆风顺: Şirket verimli hâle geldi; artık karada ölüm yok. 公司已经开始赢利, 不会再有什么困难了。\karadan açılmak 离岸, 出海: Bir gemi denizde gidiyormuş. Karadan hayli açıldıktan sonra bir fırtına çıkmış. 有一条船在海上航行, 离岸很远以后起了风暴。\karaya ayak basmak 登陆, 上岸 \karaya çalmak 搁浅 \karaya çıkmak 登陆, 上岸 \karaya düşmek 1) 搁浅: Gemi karaya düştü. 船搁浅了。 2) (漂浮物体)被冲上岸 3) 俚́ 上当, 受骗, 中圈套; 遇到麻烦, 陷入困境 \karaya düşürmek 俚́ 1) 痛打, 毒打 2) 使陷入困境: Bu gidişle sen babanı karaya düşürürsün. 你这么干会把你爹害苦的。\karaya oturmak 搁浅: Gemi karaya oturdu. 船搁浅了。\karaya vurmak 1) 搁浅 2) (漂浮物体)被冲上岸: Demirlerini tarayan hurda harami gemileri karaya vuruyordu. 那几艘拖锚而去的破海盗船被冲上了海岸。
    II
    is. ve s.
    1. 黑色(的); (皮肤)黝黑(的): \kara köpek 黑狗 \kara ekmek 黑面包 \kara kız 肤色黝黑的姑娘 \kara oğlan 黑小伙儿 \kara sakız 沥青 Yanakları kara bir sakkala örtülü idi. 他的腮帮上长满了黑胡须。
    2. 转́ 不幸的, 倒霉的; 充满苦难的
    3. 有污点的, 不光彩的: İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara. 成́ 求人者没面子, 拒人者更没面子。
    ◇ \kara ağızlı 喜欢陷害人的, 喜欢说人坏话的 \kara bağlamak 戴孝, 服丧 \kara baht 厄运: Ah! Bizim kara bahtımız! biraz zevk edeceğiz diye canımıza kıymışız. 哎, 我们真倒霉, 为了一点儿快乐, 却送掉了自己的性命。\kara bahtlı 倒霉的, 不走运的 \kara belâ 1) 艰难, 困难; 极大的烦恼 2) 黑美人 \kara cümle 俚́ 加减乘除, 四则运算: Daha kara cümlesi yok, kendini matematikçi sanıyor. 他连四则运算都不会, 还自认为是数学家。Onun kara cümlersi yok (çok zayıf). 他不识数(算术很差)。-e \kara çalmak 陷害, 诬陷, 诽谤, 冤枉 \kara dağ gibi 很大的, 非常大的 \kara damaklı 倔强的, 顽固的 \kara eğleni 黑色幽默 \kara et 瘦肉, 精肉 \kara gün 倒霉的日子, 患难时节: \kara gün dostu 患难之交 İyi dost kara günde belli olur. 成́ 患难见真情。\kara haber 坏消息, 噩耗: Bu kara haber hastalığının üzerine tuz biber ekti. 这个噩耗, 对于他的病来说可是雪上加霜。\kara kaplı kitap 俚́ 1) 主要参考书 2) 法律书 \kara \kara düşünmek 愁眉苦脸, 发愁, 苦苦思考: Akşam eve döndüğünde, beni, kışı nasıl geçireceğimizi kara kara düşünürken buldu. 晚上他回到家里, 看见我愁眉苦脸, 发愁怎么过冬。Önünde bir rakı şişesi, kafayı çekip kara kara düşünüyor. 他面前摆着一瓶酒, 正在借酒浇愁。 (Aralarında) \kara kedi geçmek 关系变得冷淡, 关系出现裂痕 \kara kedi gibi 不祥之人: Uzaklaş bizden, aramıza kara kedi gibi girme. 离我们远点儿!你这个扫把星!\kara kuru 又黑又瘦的: Beş yıl öncesine kadar kara kuru, sümsük bir kızken şimdi gelişivermiş bir dişi. 5年前她还是一个又黑又瘦的傻丫头, 现在成了一个胖大女人。\kara kuvvet 反动宗教势力; 黑社会, 黑帮 -e \kara lekeyi sürmek 羞辱, 玷辱, 使蒙受耻辱; 使丢脸; 败坏名声, 损害名誉: Kendi işledikleri günahı örtmek için kardeşlerimize bu kara lekeyi sürmek istediler. 他们为了掩盖自己所犯罪过, 就想往我们兄弟的脸上抹黑。\kara liste 黑名单: \kara listeye almak 列入黑名单 \kara maşa 瘦小黝黑的女人 \kara mizah 黑色幽默 \kara renk 1) 黑色 2) 污点 3) 黑衣 \kara sarı 黑黄的 -e \kara sürmek 陷害, 诬陷, 诽谤, 冤枉 \kara toprak 1) 黑土 2) 坟墓, 墓穴 \kara yağız (肤色)黝黑的 \kara yas 巨大的痛苦 \kara yazı 前定的苦命 \kara yürekli 残酷无情的, 毫无怜悯心的; 黑心肠的 \kara yüz 耻辱, 不体面, 不名誉, 丑事 \kara yüzlü 丢脸的, 可耻的 \karalar bağlamak (或 giymek) 戴孝, 穿丧服 \karaları çıkarmak 去孝, 脱去丧服 \karası elinde (经常)诽谤的, (善于)造谣中伤的: Münasebete girişmekten korkmakta hakkın var, çünkü adamın karası elinde, küçük bir fırsat buldu mu, hemen seni lekelemeye bakar. 你和他交往要有所提防, 因为这家伙爱造谣中伤, 一有机会, 马上他就会造你的谣。\karaya boyamak 染成黑色
    ◆ Kara gün kararıp kalmaz. 黑云压顶不长久, 雨过天晴见光明。Kara haber tez duyulur. 好事不出门, 坏事传千里: Atalarımız kara haber tez duyulur demişler. 老话说, 好事不出门, 坏事传千里。Karaya sabun, deliye öğüt neylesin. 肥皂洗不白黑脸, 忠告劝不回疯子。

    Türkçe-Çince Sözlük > kara

  • 94 koparmak

    -i
    1. 使折断, 撅: fidanı \koparmak 使树苗折断 Ağaçtan bir dalcık koparmış. 他从树上撅下了一根小树枝。Fırtına elektrik tellerini kopardı. 风暴刮断了电线。
    2. 采, 摘: patlıcan \koparmak 摘茄子 armut \koparmak 摘梨子 Çiçekleri koparmayın. 你们不要折花!
    3. (- den, -i) 转́ 费力地得到, 好不容易获得: Ondan bu kitabı koparmak kolay olmadı. 从她那儿费尽周折才得到这本书, 真不容易。Üç gün izin kopardı. 他好不容易才得到3天假。Her gün kapımı aşındırdı, sonunda istediğini kopardı. 她每天都缠着我, 最后终于如愿以偿了。
    4. 爆发, 使爆发: feryat \koparmak 嚎啕大哭 kavga \koparmak 爆发争吵 velveleyi \koparmak 叫嚣, 吵吵嚷嚷, 喧哗起来, 引起混乱
    5. 抢夺, 掠夺: Bir günde elimden bu güzel şeyi koparıp aldılar. 一天, 他们从我手里抢走了这件好东西。Onu küçük yaşta anasından kopardılar. 她小时候就被母亲身边夺走。
    6. 体́ 比赛时加速超过对手
    7. 割断, 斩断: başını \koparmak 砍头 bağını \koparmak 割断羁绊, 去掉约束 Liberalizm, Parti örgütlerini Partinin önderlik ettiği kitlelerden koparır. 自由主义会使党的组织和党所领导的群众发生隔离。
    ◇ koparıp atmak 转́ 不感兴趣, 不重视: İşte onu koparıp atamıyorum. 我不会不关心她。

    Türkçe-Çince Sözlük > koparmak

  • 95 kovalamak

    -i
    1. 驱赶, 驱逐: Beni terlikle kovaladığını bilirim. 我知道她是穿着拖鞋来驱赶我的。Kuşları kovalıyor. 他在赶鸟。Eliyle hamur ovalar, gözüyle dana kovalar. 成́ (女人)心不在焉一事无成。
    2. 追赶, 追逐: Geçenlerde ay ışığında üç atlıyı kovalamış. 前几天他曾在月光下追赶3个骑兵。Polisler hırsızı uzun süre kovaladıktan sonra yakaladılar. 警察们追了好长时间才抓住小偷。
    3. 紧随, 紧追不舍: Geceler günleri, günler geceleri kovalıyor. 夜以继日。Poyrazlar, lodoslar birbirini kovalar. 东北风和西南风相互交替。İşimizi kovalayarak on günde yaptırabildik. 我们一鼓作气, 在10天里完成了我们的工作。
    4. 体́ 赛跑中追赶

    Türkçe-Çince Sözlük > kovalamak

  • 96 nişan

    波́ is.
    1. 标记, 标志; 记号; 痕迹, 印迹; 迹象, 征兆, 征候, 征状: \nişan dairesi 罗盘仪
    2. 订婚仪式, 订婚典礼(给订婚男女戴戒指): \nişan halkası (或 yüzüğü) 订婚戒指 \nişan merasimi 订婚仪式 Bizi nişana çağırdılar. 他们邀请了我们参加订婚仪式。Aralarında nişan var. 他们已经订婚。
    3. 勋章, 奖章: General savaşta kazandığı nişanı hep yakasında taşıyor. 将军把在战争中获得的勋章总是戴在胸前。
    4. 纪念碑
    5. 瞄准: \nişan aleti 瞄准装置, 瞄准具 \nişan dürbünü 光学瞄准具 \nişan dürbünlü tüfek 有瞄准镜的枪 \nişan eri 瞄准手 \nişan hattı 瞄准线 \nişan kavsi 瞄准框 \nişan (bağlama) noktası 瞄准点 ayakta \nişan vaziyeti 立射姿势 yatarak \nişan vaziyeti 卧射姿势
    ◇ \nişan almak 1) 瞄准, 对准, 照准 2) 获得勋章 \nişan (a) atmak 对准目标射击 \nişan bırakmak 留下印迹, 留下痕迹 \nişan bozmak 1) 悔婚, 取消婚约: Bunu onuruna yediremedi ve armağanları geri göndererek nişanı bozdu. 她认为此事有失体面, 于是退回聘礼, 毁了婚约。 2) 使瞄不准目标 -i \nişan koymak 做标记, 做记号; 记住, 记在心中: Dönüşte yolumuzu şaşırmamak için şu çifte kavakları nişan koymuştuk. 为了回来时不走错路, 我们在这两棵白杨树上做了标记。\nişan takmak 1) 使订亲, 给某人举行订婚礼 2) 戴上勋章 \nişan vermek 1) 授予勋章 2) 使想起, 使想到: Bugünkü fırtına kıyametten nişan verdi. 今日的风暴令人想到世界的末日。\nişan yapmak 订婚: Şimdilik nişan yapacaklarmış. 他们象似想举办新式订婚礼。\nişanı vurmak 命中目标

    Türkçe-Çince Sözlük > nişan

  • 97 nöbet

    阿́ is.
    1. 次序, 序列; 顺序, 轮次; 位次, 排队的次序; 班次: Bu akşam nöbet sizde, masrafı siz yapacaksınız. 今晚轮到您付账。Bugün yemek pişirmek nöbeti sende. 今天轮到你做饭。Bize nöbet daha gelmedi. 还没轮到我们。
    2. 值班, 值日; 军́ 值勤, 勤务; 警戒, 警卫(任务); 看守, 守卫; 守护, 护理: \nöbet hizmeti 卫兵勤务, 警卫勤务 gece \nöbeti 值夜班, 值夜
    3. 发作; 发烧: sıtma \nöbeti 疟疾发作 sinir \nöbeti 神经病发作 Öksürük nöbeti tuttu. 他咳嗽了。Hastanın nöbeti var mı? 病人发烧吗?
    4. 次, 回: Bu eşyayı kaç nöbette götürebilirsiniz? 您要多少次才能把这些东西运走?Gecede birkaç nöbet kalkar, açık havada yıldızlar altında hemen yarı çıplak uyumaya alışan torununun küçük ayaklarıyla tepip attığı örtüleri düzeltirdi. 我孙子习惯在露天里半光着睡觉, 我一夜里要起来好几次为他盖好被蹬掉的被子。
    ◇ \nöbet beklemek 排队, 等号; 值班, 值日, 当值; 站岗, 守卫 \nöbet çalmak 演奏(欢迎进行曲) \nöbet değiştirmek 换岗; 换班 \nöbet devretmek 交班; 交岗 \nöbet geçirmek 1) 值班, 值日, 当值; 站岗 2) 经受疾病发作 -e \nöbet gelmek 发作 Hastaya günde üç defa nöbet geliyor. 病人一天发作3次。\nöbet teslim etmek 交班; 交岗 \nöbet tutmak 排队, 等号; 值班, 值日, 当值; 站岗, 守卫 \nöbete çıkmak (或 gelmek, girmek) 来接班, 来换班; 来换岗 \nöbetini savmak 1) (因年迈)不能工作, 丧失工作能力; 转́ (长期使用)已不能使用, 不堪再使用, 用得不能再用, 用坏, 使坏 2) 排好队

    Türkçe-Çince Sözlük > nöbet

  • 98 manzara

    阿́ is.
    1. 风景, 景色, 景致, 风光: \manzara kartı 风景明信片
    2. 景色, 景观, 景象: Ne manzara var! 多美的景色!
    3. 转́ 情况, 情形; 情景, 景象: ekonomik durumumuzun bugünkü \manzarası 我们目前的经济特色 garip bir \manzara 奇怪的现象
    4. 风景画

    Türkçe-Çince Sözlük > manzara

  • 99 monte etmek

    -i 装, 装配, 安装: Prefabrike evi üç günde monte ettiler. 他们用3天时间就把大板房装好了。

    Türkçe-Çince Sözlük > monte etmek

  • 100 mübarek

    - ği
    [müba:rek]
    阿́
    s.
    1. 肥沃的, 富饶的, 多产的
    2. 幸福的, 有福气的; 幸运的, 走运的: Mübarek olsun! 祝你幸福!Bayramınız mübarek olsun! 祝您节日愉快!
    3. 可敬的, 受人敬爱的, 令人敬重的: \mübarek yüzlü bir ihtiyar 令人敬重的老人 kendine \mübarek bir insan süsü vermek 装出一副可敬的样子
    4. 谑́ 带点傻气的, 象傻子似的: Aklın nerede idi, mübarek! 傻瓜, 你的脑子呢!Ne de hafıza vardı mübarekte, neler de anlatmazdı. 这傻瓜有什么脑子, 什么事也不说!O mübarek adama da laf anlatmak kabil değil ki. 跟这种傻瓜是说不明白的。
    ünl. 天哪: Mübarek, ne güzel yer! 天哪, 多么美丽的地方!
    ◇ \mübarek ağzını açmak 开始说人坏话, 开始诽谤 \mübarek gün (ler) (宗教的)神圣的日子: Haydi! haydi! mübarek günde, başımı belâya sokma. 嗨!嗨!今天可是好日子, 你可别烦我。\mübarek etmek 使幸福: Allah mübarek etsin! 愿真主赐你幸福!

    Türkçe-Çince Sözlük > mübarek

Look at other dictionaries:

  • bugünkü günde — şimdi, içinde bulunduğumuz zamanda, şimdiki şartlarda …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bugünkü — sf. Bugüne özgü, bugün olan, bugün yapılan Bugünkü Türk şiirinin manzarası şairlerle dolu bir memlekette yaşadığımızı gösteriyor. S. F. Abasıyanık Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller bugünkü günde bugünkü işi yarına bırakma bugünkü tavuk yarınki… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • hâlen — zf., Ar. ḥālen Şimdi, şu anda, bugünkü günde …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pepelik — is., ği Pepe olma durumu Bugünkü günde ise pepeliğe tutulmamış tek yazar gösteremezsiniz. S. Birsel …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.