Translation: from turkish

bugünkü günde

  • 61 çatışmak

    ( nsz, -le)
    1. 相撞; 遭遇
    2. 支撑, 架起
    3. 冲突; 争吵: Dışişleri Bakanı, Afganistan'da barışın, sadece çatışan gruplar arasındaki anlaşmayla sağlanacağı görüşünde olduklarını da kaydetti. 外交部长还指出, 他认为, 阿富汗的和平只有通过冲突各方的和解才能够实现。
    4. 矛盾, 对立, 冲突, 抵触: Bugünkü düşünceleriniz dünkülerle çatışıyor. 您今天的意见与昨天的相矛盾。Bu iki düşünce çatışıyor. 这两种意见相左。
    5. (狗、骆驼等)交配
    6. (时间)冲突, 同时发生: Ders saati ile yemek saati çatışıyor. 上课时间和吃饭时间冲突。

    Türkçe-Çince Sözlük > çatışmak

  • 62 çimento

    [çime'nto]
    意́ is. 水泥: dişçi \çimentosu 补牙材料
    ◇ \çimento yemek 消耗水泥: Yapımına başlanan bu yapı günde 5 ton çimento yiyor. 开工建造的这座大楼每天要消耗5吨水泥。

    Türkçe-Çince Sözlük > çimento

  • 63 çuvallanmak

    nsz çuvallamak 的被动态: Ürün iki günde çuvallandı. 粮食两天时间就装了袋。

    Türkçe-Çince Sözlük > çuvallanmak

  • 64 değil

    e.
    1. 名词性谓语的否定词, 有人称变化: Ben de öğrenci değilim. 我也不是学生。Sen bir öğretmen değilsin. 你不是老师。O bir işçi değildir. 他不是工人。
    2. 在复合句中对某一部分进行否定, 起否定式动词的作用: Evi gördüm, bahçeyi değil. 我看见了房子, 没看见花园。Hasan değil, Ali geldi. 哈桑没来, 阿里来了。Kalem değil defter aldı. 他没买笔, 买了本子。
    3. 用在成份相同的两个词之间, 强调第二个词: Türkiye değil, devletlerin en büyüğü dahi bugünkü milletlerarası şartlar içinde tek başına kalamaz. 且不论土耳其, 即使是当今最大的国家, 在目前的国际条件下, 也不可能单独生存。
    ◇ (-inde) \değil yeter ki …olsun 不在意…, 只要…就行: Ben parasında değilim, yeter ki iyi bir şey olsun. 我不在乎价钱, 只要东西好就行。Ben parasında değilim, yeter ki alınan ilâç yararlı olsun. 我在不乎花钱, 只要买来的药能治病就行。… \değil a, … 且不论, 更不用说: Ağaç değil a, ot bile yok. 连草都没有, 更不要说树了。Süt değil a, su bile yok. 不要说牛奶, 就连水也没有。 (Yalnız) \değil …, … bile (或 dahi, de), 不但…, 而且…: Değil ben sen bile geldin. 我来了, 没想到你也来了。Yalnız evi değil, bahçeyi de gördüm. 我不仅看见了房子, 还看见了花园。\değil mi ki, 因为, 既然, 鉴于: Değil mi ki gelirim dedi. mutlaka gelir. 既然他说要来, 就一定会来。Değil mi ki sözunde durmadı, anlaşma geçersiz sayılır. 既然他不讲信用, 那么可以认为协议已被撕毁。

    Türkçe-Çince Sözlük > değil

  • 65 derece

    阿́
    is.
    1. 程度, 阶段, 界线: Susuzluk artık son dereceye geldi. 缺水已经达到了极限。
    2. 等级, 级别, 衔级: Benzerleri arasında onun derecesi başkadır. 在类似的人当中, 他的职衔与众不同。Harplerdeki yararlığı yüzünden derecesi çabuk yükseldi. 由于他在历次战斗中战功卓著, 他的军衔升得快。
    3. 物́ 度: biranın alkol \derecesi 啤酒的酒精度 sıcaklık \derecesi 温度 sıcakölçerin \dereceleri 温度计的度数 Dik açılar 90 derecedir. 直角的角度为90度。
    4. 温度计, 体温表: Çok yorgunum. Ateşim de var biraz… Derece var mı sizde? 我太累了, 还有点儿发烧。您那儿有体温表吗?
    e. 程度, 那么, 这么: O derece terlemiş ki hastalanacak. 他那么辛苦, 会病倒的。
    ◇ \derece almak 取得名次: Artık koşamıyordu. Koşsa da derece alamıyordu. 他再也跑不动了, 再跑也拿不到名次。\derece \derece 慢慢地, 逐渐地, 逐步地: Derece derece azalıp çoğalan bu dalgınlık hâlinin ne kadar sürdüğünü de tahmin edemiyor. 他不知道他的这种时强时弱的心不在焉持续了多久。\derecesını almak 量体温: Günde iki kere derecenizi alın, sabahleyin ve akşamleyin. 您要一天量两次体温, 早晚各一次。Nöbetçi hemsireler hastaların derecelerini alıyorlar. 值班的护士们正在给病人们量体温。\dereceye girmek 取得名次

    Türkçe-Çince Sözlük > derece

  • 66 devrilmek

    1. devirmek 的被动态: Araba doludizgin gitmekteyken devrildi. 汽车飞速行驶时翻了车。Kendimizi dalgaların keyfine bıraktık ve yarım saat kadar sonra bir sağanakla devrildik. 我们只好听任海浪的摆布, 大约半个小时之后, 一阵暴风雨, 把我们(的小艇)掀翻了。Koca ağaç güçlükle devrildi. 那棵大树好不容易才被伐倒了。
    2. 倒地, 摔跤; 倾倒: Adam birden devridi. 那人突然摔了一个跟头。Elim çiçeklere ilişti, vazo devrildi. 我的手碰了一下花儿, 花瓶就倒了。
    3. 转́ 倒台, 垮台: Evlerden ırak, dağ gibi delikanlı iki günde devrildi gitti. 多么健壮的小伙子, 可两天就垮了, 愿上帝保佑大家吧!

    Türkçe-Çince Sözlük > devrilmek

  • 67 doğrultmak

    -i
    1. doğrulmak 的使动态: tabancasını düşmanına \doğrultmak 把手枪对准敌人 yanlışları \doğrultmak 改正错误 Aralarında bellerini doğrultamayacak kadar yaşlılar da vardı. 他们当中还有一些老人, 腰都快直不起来了。Karşıki tepeye bakarak yolu doğrultup geldim. 我看了看对面的山头, 瞅准了方向就过来了。
    2. 挣, 赚(钱): Günde söyle böyle elli yuanı doğrultuyorum. 我每天大约挣50块钱。

    Türkçe-Çince Sözlük > doğrultmak

  • 68 doksan

    say. 90
    is. 俚́ 足球球门上角: Gol doksandan girdi. 足球挂角而入。
    ◇ \doksan kapının ipini çekmek 1) 走东家, 串西家: Her akşam doksan kapının ipinin çeker, lâf taşırmış. 她每天晚上都要到处串门, 东家长李家短地传闲话。 2) 东奔西走; 求爷爷告奶奶: Bir günde doksan kapının ipini çeker, uğramadığı yer kalmaz. 他一天之内东奔西走, 求爷爷告奶奶, 没有他没求过的地方。

    Türkçe-Çince Sözlük > doksan

  • 69 dost

    波́
    is.
    1. 朋友, 友人: Bu arkadaşa kanım kaynadı, çabucak dost olduk. 我很喜欢这位同学, 我们很快就成了朋友。Köpek sahibinin en sadık dost olur. 狗是主人最忠实的朋友。Her kişiyi dost sanma. 不能把每个人都当朋友。
    2. 情人, 情夫, 情妇
    3. 爱好者: kitap \dostu 书迷
    s. 友好的: \dost ülkeler 友好国家
    ◇ \dost bilmek 以某人为友 \dost düşman 无论敌友的外人, 其他所有的人 \dost edinmek 1) 交友, 成为好友: Böyle bir insanı dost edinmek düşüncesizliğin ta kendisidir. 和这样的人交朋友实在是欠考虑。 2) 得到情妇 \dost eli 非陌生的, 不是外人的 \dost gayreti gütmek 够朋友, 仗义 \dost geçinmek 建立良好关系 \dost görünüp arkadan vurmaya kalkışmak 当面说好话背后捅刀子: Ben dost görünüp arkadan vurmaya kalkışanlardan nefret ederim. 我讨厌当面说好话背后捅刀子的人。\dost görünen düşman 口蜜腹剑的人 \dost kazığı 谑́ 朋友的不忠, 朋友的暗算: Çok pahalıya mal oldu, dost kazığı yedik. 我们付出了很高的代价, 遭到了朋友的暗算。\dost nazarıyla 友好地 \dost tutmak 1) 交友 2) 搞婚外恋 \dosta düşman bakışlı 狗眼看人低; 以小人之心度君子之腹 \dosta düşmana karşı 对外人, 对所有的人: Ailedeki geçimsizlikleri dosta düşmana karşı açığa vurmamak gerekir. 家丑不可外扬。
    ◆ Dost acı söyler. 直言进谏是朋友。Dost ağlatır, düşman güldürür. 朋友直言是好意, 敌人奉承藏祸心。Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur. 朋友上千不算多, 敌人一个不算少。Dost dostun ayıbını yüzüne söyler. 直言进谏是朋友。Dost ile ye, iç, alış veriş etme. 好友经商必伤和气; 商场如战场, 六亲不认。Dost kara günde belli olur. 患难见真情。Dost sanma şanlı vaktinde dost olanı, dost bil gamlı vaktinde elinden tutanı. 不要把你春风得意的时候向你献殷勤的人当成是你的朋友, 要知道你穷困潦倒的时候帮助你的人才是你的朋友。Dostlar başına. 但愿您也交好运。Dostun attığı taş baş yarmaz. 良药苦口利于病, 忠言逆耳利于行。

    Türkçe-Çince Sözlük > dost

  • 70 duvar

    波́ is.
    1. 墙壁: \duvar ayağı 建́ 壁柱, 半露柱 \duvar dişi 建́ 凹口, 槽口 \duvar dolabı 壁柜 \duvar gazetesi 墙报 \duvar gözü 墙龛 \duvar halısı 挂毯 \duvar kâğıdı 壁纸, 墙纸 \duvar örücüsü 砌墙工 \duvar resmi 壁画 \duvar saati 挂钟, 壁钟 \duvar semeri 墙的压顶, 盖顶 ana \duvarlar 建́ 主墙, 外墙 kerpiç \duvar 土坯墙 tuğla \duvar 砖墙 taşımıyan \duvarlar 建́ 非承重墙 taşıyıcı \duvarlar 建́ 承重墙 temel \duvarı 建́ 承重墙 yangın \duvarı 建́ 防火墙
    2. 围墙, 大墙: bahçe \duvarı 花园围墙
    3. 转́ 障碍; 隔阂: ses \duvarı 音障, 声障 Aralarında aşılmaz bir duvar var. 他们之间有着难以消除的隔阂。
    4. (排球)拦网
    ◇ \duvar çekmek 建墙, 砌墙 \duvar çevirmek 建墙, 砌墙 \duvar gibi 1) 聋子 2) 冷漠的, 无动于衷的 \duvar üstünde (neticeyi) beklemek 转́ 隔岸观火, 坐收鱼翁之利: Parti içi mücadelesinin nasıl gelişeceğini görmek için duvar üstünde bekledi ve nihayet kazanan tarafın safına geçti. 他隔岸观火, 静观党内斗争如何发展, 最后加入了获胜的一方。\duvar yapmak (足球)排人墙 -i \duvara vurmak 转́ 使碰壁, 使束手无策 \duvarı örmek 砌墙: Bu duvarı iki günde ördüler. 这堵墙他们两天就砌好了。
    ◆ Duvarı nem, insanı gam yıkar. 潮湿使墙倒, 忧伤催人老。

    Türkçe-Çince Sözlük > duvar

  • 71 düzine

    [düzi'ne]
    意́
    is. 一打, 12个: Bir düzine bardak aldı. 他买了一打杯子。
    s. 转́ 许多的, 一大堆: Babasının şatosunda sabah kahvaltımı ederken karşımda bir düzine hizmetçi el pençe divan dururdu. 那时, 每当我在他爸爸的别墅中吃早饭, 都有一大堆侍者毕恭毕敬地站在我面前。Bir düzine söz etti. 他讲了许多话。Bu makine günde on düzine iş çıkarıyor. 这部机器一天到头总出事。

    Türkçe-Çince Sözlük > düzine

  • 72 efkâr

    [efkâ:r]
    阿́ ç.is.
    1. 意见; 见解, 主张; 看法; 评价 \efkârı âmme (或 halk \efkârı) (社会)舆论
    2. 悲伤, 伤心, 悲哀; 忧愁, 忧郁, 愁闷: \efkâr tepesi 无尽的烦恼, 无穷的悲哀
    -i \efkâr basmak 使悲伤, 使抑郁, 使忧愁; 折磨: Efkâr basıyor. 忧愁折磨人。Yalnız adamı efkâr bastı. 孤独的人郁郁寡欢。\efkâr dağıtmak 消愁, 消除烦恼: Bu durumda efkâr dağıtmak için içtiğim günde iki paket sigaram da olmasa aklımı kaçırabilirim. 在这种情况下, 为了消愁如果一天没有两包烟的话, 我就会发疯。\efkâr etmek 悲伤, 抑郁, 忧愁 \efkârı dağılmak 郁闷消散: Ona ne zaman rastlarsanız, konuşsanız, içiniz açılır, efkârınız dağılır. 您不论什么时候遇见他, 只要跟他谈, 您就会心情开朗, 郁闷全消。

    Türkçe-Çince Sözlük > efkâr

  • 73 ev

    is.
    1. 房屋, 寓所, 住所, 住宅: \ev kirası 房租 mağara \evi 窑洞 Yeni bir ev kıraladılar. 他们租了一座新居。Taş taş üstüne olur, ev ev üstüne olmaz. 成́ 山上可以有山, 家中不可有家; 一所房子住两家, 早晚要吵架。
    2. 家, 人家: \ev hayvanı 家畜 \ev kadını 家庭主妇, 家庭妇女 \ev yemeği 家常菜, 家宴 Akşam olunca herkes evine döner. 天一黑, 人们就都回家了。Gelin girmedik ev olur, ölümsüz ev olmaz. 成́ 有人丁不旺之户, 无长生不老之家。
    3. 家里的家具, 摆设: \ev eşyası 家具, 居家用品, 坛坛罐罐 düzenli bir \ev 秩序井然的摆设 Evi çok temiz. 她的家一尘不染。
    4. 室, 院, 所, 馆; 机构: çay \evi 茶馆 ceza \evi 监狱 dikim \evi 服装厂, 裁缝铺 gözlem \evi 观察室 ordu \evi 军人之家 öğretmen \evi 教师之家 randevu \evi 幽会场所; 暗娼的处所, 地下妓院 yayın \evi 出版社
    5. 转́ 家庭; 家人, 家眷: \evine bağlı bir adam 有家眷的人 kız \evi 娘家人 oğlan \evi 婆家人 Akşama gecikeceğimizi eve haber verelim, meraklanmasınlar. 我们要耽搁到晚上, 还是给家里说一声吧, 别让他们担心。
    6. 旧́ 家族: Kasabada Ahmedoğulları evi meşhurdur. 在镇上, 艾哈迈德家族是很有名的。
    7. (国际象棋棋盘的)方格
    ◇ \ev açmak 1) 分家, 自立门户 2) 结婚, 成家: Sevdiği kadına ev açmıştı. 他同心爱的女人成了家。 3) 开妓院 \ev adamı 恋家的男人 \ev almak 买房 \ev altı (旧时房屋的)地窖, 地下室, 谷仓, 畜栏 \ev bark 1) 家产, 住宅: Almanya'da ev bark düzerek bir daha dönmemişti. 他在德国安家后就再也没有回来。O andan sonra, ailesiyle birlikte yaşadı, bir daha eski evini barkını düşünmedi. 打那以后, 他就和家人住在一起, 再也不想老家了。 2) 家人, 老婆孩子: Her insan ev bark sahibi olmak ister. 每个人都想做一家之主。\ev bark edinmek 结婚, 成家 \ev basmak 私闯民宅, 打家劫舍 \ev başkanlığı 法́ 户主 \ev bekçilik etmek 俚́ 闭门不出 \ev bozmak 家庭破裂, 造成夫妻分居, 家庭解体 \ev delisi 人见人烦的人 \ev \ev dolaşmak (或 gezmek) 挨家挨户地串, 走东家串西家 \ev gailesi 家累, 家庭负担 \ev halkı 全家人, 一家人: Sokakta bir telâş bir kıyamet iki ev halkı birbirine girmişti. 大街上一片混乱, 两家人打成一团。\ev idaresi 家务事, 家务活儿, 家政 \ev işi 家务事, 家务活儿, 家政: Ev işlerinde annesine yardım eder, hattâ onun örgülerine, gergeflerine biraz eli yatardı. 她会帮妈妈干家务, 甚至颇善于编织和刺绣。\ev işletmek 开妓院 \ev kadını 家庭妇女 \ev sahibi 1) 房主, 房东 2) 主人: Ev sahipleri bizi güler yüzle ağırladılar. 主人们热情地款待了我们。\ev sahipliğini yapmak 做东道主, 主持: Arafat, ABD Başkanı Bill Clinton 'ın ev sahipliğini yapacağı yeni bir Ortadoğu zirvesine katılmaya istekli olduğunu söyledi. 阿拉法特说, 他愿意参加将由美国总统克林顿主持的新的中东首脑会议。\ev tavuğu 轻佻放荡的家庭妇女 \ev tutmak 租房: Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk. 我们把妈妈留下的房子作为抵押租了一座房子。\ev (bark) yıkmak 破坏家庭, 拆散家庭, 使夫妻反目 \evde kalmak (姑娘)嫁不出去: Kaygılanma; evde kalmazsın. 别担心, 你不会嫁不出去的。\eve hırsız girdikten sonra kapıya kilit takmak 俚́ 亡羊补牢 \eve kapağı atmak 疲惫不堪地赶回家 \eve kapanmak 闭门不出 \evi geçindirmek 管家, 持家: Eli tartısız kadın bir evi kolay kolay geçindiremez. 大手大脚的女人管不好家。\evi omuzunda 四海飘泊的, 居无定所的, 无家可归的, 流浪的 \evi şırtında 四海飘泊的, 居无定所的, 无家可归的, 流浪的 \evi yakılmak 窝里反, 家庭不和 \evin direği 家庭的顶梁柱: Erkek evin direğidir. 男人是家庭的顶梁柱。Günün birinde bu evin direği sen olacaksın yavrum, bunu unutma! 总有一天, 你将成为这个家里的顶梁柱, 我的儿, 这你可不要忘了!\evin yolunu bilmek 恋家, 经常回家 \evin yolunu unutmak 很少回家, 经常不回家 \evinde elek dönmemek 一贫如洗 -in \evinden bereket gitmek 一贫如洗, 穷困潦倒: Evimden bereket gitti diye odasına kapanmıştı. 他闭门不出是因为他已经穷困潦倒。\evinden kaçmak 离家出走: Evinden kaçan genç kız kısa zamanda kadın ticareti yapanların eline düşmüştü. 离家出走的女孩儿很快就落入了人贩子的手中。\evinden olmak 失去家园, 被赶出家园; 被赶出家门 \evine barkına bakmamak 无家可归: Berna Hanım evine barkına bakmaz, açık kapı arayan takınmındandı. 贝尔娜太太无家可归, 正在寻找栖身之所。\evini bırakmak 离家出走: Yedi senedir Ali'yle evli, fakat arada bir aklına esince evini bırakır. 她和阿里结婚已经7年了, 可有时说出走就出走。\evini yıkıp yüzünü ağartmak 死要面子活受罪 \evlerden ırak (或 uzak) 愿上帝保佑你们千万不要遇到这种事: Evlerden ırak, dağ gibi delikanlı iki günde devrildi gitti. 多么健壮的小伙子, 可两天就垮了, 愿上帝保佑大家吧!\evlere şenlik 俗́ 1) 面对坏情况, 不好的举动所说的戏言: Ev desen evlere şenlik apteshane kokar. 你说是住宅, 怎么散发着厕所味。 2) 愿上帝保佑我们: Evlere şenlik, üç oğlunu bir günde kaybetti. 他一天失去了3个儿子, 愿上帝保佑我们免受此难吧! 3) 很不好: Yeni bir bina yapmışlar, mimarı bakımdan evlere şenlik... 他们新建了一栋大楼, 从建筑结构上来看糟透了。\evinin kadını olmak 女人当家庭妇女
    ◆ Ev alma, komsu al. 择居先择邻。Evdeki pazar (或 hesap) çarşıya (或 pazara) uymaz. 人算不如天算; 谋事在人, 成事在天。Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet. 治家靠老婆, 治国靠政府。

    Türkçe-Çince Sözlük > ev

  • 74 garipsemek

    1. nsz 因感到孤独而暗自伤心
    2. -i 感到奇怪, 认为奇怪: Onun bugünkü konuşmasını pek garipsedim. 我觉得他今天的话怪怪的。

    Türkçe-Çince Sözlük > garipsemek

  • 75 geçinmek

    1. 生活, 生计, 生存, 谋生: Ali artık yalnız balıkçılıkla geçiniyor. 阿里今后仅以打渔为生。Bugünkü koşullarda bir maaşla geçinmek kolay değil. 在目前的条件下, 靠一份工资维持生计不是那么容易的。
    2. -le 和睦, 融洽: Akrabaları da onunla geçinemediler. 亲戚们也不喜欢他。Ben tembellerle geçinemem. 我无法与这些懒鬼相处。Karı koca iyi geçiniyorlar. 夫妻俩相亲相爱。
    3. - den 蹭(吃、喝、花费等): O, altmış para verip bir paket tütün almaz, herkesin tabakasından geçinir. 他从不舍得花钱买包烟, 净蹭别人的抽。
    4. 俗́ 死亡, 去世
    5. 冒充: Sen filozof geçinen bir ukalâ herife benzersin. 你就像是一个冒充哲学家的自以为是的家伙。
    ◇ geçinip gitmek 1) 生活还过得去; 日子过得马马虎虎: Bir ev alıp başçağınızı sokarsın. Bir yurdun olduktan sonra bekâr dikişi diksen geçinir gidersin. 你可以找个房子住下, 安顿下来之后, 你给单身汉缝缝补补, 日子还能过得去。 2) 和别人的关系不好不坏, 马马虎虎

    Türkçe-Çince Sözlük > geçinmek

  • 76 göz erimi

    is.
    1. 天́ 地平线
    2. 可以目测的距离, 眼睛可以看到的远方: Günesli bir günde, ovada göz erimi otuz kilometre kadardır. 在艳阳高照的日子里, 在平原地区, 一眼可以看到30千米以外的地方。

    Türkçe-Çince Sözlük > göz erimi

  • 77 gün

    is.
    1. 昼夜, 一日, 一天, 时光
    2. 日间, 白天, 白昼: Yazın günleri uzundur, kışın en kısa günleridir. 夏日长, 冬日短。
    3. 日期
    4. 节日, 假日: Babalar Günü 父亲节 Sevgililer Günü 情人节(2月14日) 8 mart Dünya Kadınlar Günü 国际三八妇女节
    5. 当前
    6. 时候, 时机: Bu işi yapmanın günü değil. 这不是干这件事的时候。
    7. 时期, 时代: Bu çeşme bundan önceki valinin gününde yapılmış. 这座喷水池好像是前任总督时期修造的。
    8. 好日子, 好时光: unutulmaz bir \gün 难忘的一天
    9. 太阳: \gün doğarken 太阳升起的时候 Dünya ölümlü, gün akşamlı. 成́ 人有旦夕祸福, 月有阴晴圆缺。
    10. 日光, 阳光
    11. 家庭聚会
    ◇ \gün ağarmak 天亮, 东方发白: Gün ağarmadan yola çıktık. 我们天不亮就上路了。\gün ağartısı 黎明, 拂晓 \gün almak 1) 约会, 预约: Doktordan gün alman gerekir. 你应该和大夫约个时间。Doktordan cuma için gün almıştım. 我已经和医生约好星期五去看病。 2) …岁过…天: Çocuk beş yaşından iki gün aldı. 这孩子已经5岁零两天。\gün atmak 天亮, 拂晓 \gün batmak 日落, 太阳下山, 夜幕降临: Gün batarken içeri girdiler. 日落时分, 他们进来了。Gün batmadan kuşlar yuvalarına dönerler. 日落之前, 鸟儿归巢。\gün boyu 1) 一整天: O, beni aramaya çıkmış, ben onu; gün boyu köşe kapmaca oynadık. 他找我, 我找他, 我们折腾了一天。 2) 成天, 整天, 天天: Gün boyu çalıştı, sıkıldı; canı burnundan geldi. 他成天干活儿, 成天受欺负, 他受够了。\gün bu gün 机不可失, 只争朝夕: Gün bu gün, saat bu saat, bu akşam Ali’yi yakalıyamazsam belki senelerce elime böyle bir fırsat daha geçmiyecek. 机不可失, 时不再来, 今天晚上我要是抓不住阿里, 也许几年也再不会有这样的机会了。\gün dikilmesi 俗́ 正午 \gün doğmak 1) 日出, 天明, 天亮: Gün doğmadan kalkar, su taşır, ateşi yakar, yemek pişirir, kirlileri yıkarmış. 天不亮, 她就起床, 担水, 生火, 煮饭, 洗衣服。 2) -e 给某人意想不到的良机 \gün doldurmak 虚度时光 \gün durumu 天́ 至, 至点: yaz \gün durumu 夏至 kış \gün durumu 冬至 \gün eğişmesi 午后 \gün geçirmiş 有经验的, 饱经风霜的 \gün geçmek 1) 斗转星移: Gün geçtikçe işimden soğudum. 我越来越不喜欢我的工作了。 2) -e 使中暑: Güneşte durma, başına gün geçer. 别站在太阳底下, 你会中暑的。\gün gibi açık 显而易见的, 非常明显的, 非常明确的 \gün gibi âşikâr 显而易见的, 非常明显的, 非常明确的: Kazayı yapanın sarhoş olduğu, ters yoldan geldiği gün gibi aşikârdı. 肇事者显然是喝醉了, 而且又是逆行。\gün gibi bâhir 显而易见的, 非常明显的, 非常明确的 \gün gibi zâhir 显而易见的, 非常明显的, 非常明确的: Hakkımız gün gibi zâhir ve bâhirdir. 我们的权益是明摆着的。\gün gittikçe 天长日久, 随着时光的流失: Bu kaygı, en iyi muharriri, gün geçtikçe kötü muharrir olmaya iter. 这种忧愁天长日久会使一个最好的作家变成一个蹩脚的文人。\gün görmek 过好日子: Annemiz öldü öleli iyi bir gün görmedik. 自从母亲死了以后, 我们没有一天快乐过。Zavallı, hiç gün görmedi. 这个可怜的人没过过一天好日子。\gün görmez 暗无天日的, 阴暗的(地方) \gün görmüş 1) 生活富裕的: Onun gün görmüş olduğu yüzünün aydınlığından belli olurdu. 他满面春风, 显然日子过得不错。 2) 见过世面的, 阅历深的, 饱经风霜的, 有经验的: Amcam, gün görmüş bir adamdır. 我叔叔是一个饱经世故的人。\gün \günden 一天天, 一天又一天: İşler, gün günden kötü gitti. 事情一天比一天糟糕。\gün ışığına çıkmak 暴光, 真相大白, 暴露在光天化日之下: Şirketteki oyunlar, yolsuzluklar gün ışığına çıktı. 公司里的阴谋诡计和不法活动都暴露在光天化日之下。\gün kavuşmak 日落, 天黑 \gün koymak 定日子, 确定日子 \gün olmak 1) 天亮: Ertesi gün olunca var gücüyle çalışmış, fakat akşam olmadan işi bitirememiş. 第二天, 天一亮, 他使尽全力去干活, 但是到了晚上还是没干完。 2) 总有一天: Bırak beni; gün olur, benim de sana bir iyiliğim dokunur. 放过我吧!总有一天我会报答你的。\gün olur 有时, 有一天 \gün sektirmeden 1) 日内, 最近几天内 2) 不久以前, 前几天 3) 一天天地 \gün sönmek 日落 \gün tutulması 日食 \gün- tün eşitliği 天́ 分点, 昼夜平分时: bahar \gün-tün eşitliği 春分 sonbahar \gün-tün eşitliği 秋分 \gün yapmak (家庭主妇在某个日子)举行聚会招待客人 \gün yayı 天́ 周日弧 \gün yemek 被监禁一段时间 \günde on düzine iş çıkarmak 一天到头总出事: Bu makine günde on düzine iş çıkarıyor. 这部机器一天到头总出事。\günde yüz papel eritmek 一掷千金: Herif, kalın, günde yüz papel eritiyor. 这小子很有钱, 一掷千金。\gün yüzlü 满面春风的, 红光满面的 \günden \güne 一天天地, 逐渐地: Dolar günden güne düşüyordu. 当时美元天天在贬值。Kıskançlık onu günden güne eritiyordu. 嫉妒心使她日益憔悴。Yaşlandım. Günden güne güçten düşüyorum. 我老了, 气力一天不如一天。\günden yarına 即将, 眼看: Bu günden yarına yiyecek ekmeği olmayanlar için para ve mal her şeyden üstündür. 对于眼看就要没有饭吃的人来说, 钱和物比什么都重要。\günlerden bir \gün 过去的某一天, 当时 \günleri gece olmak 遭遇不幸, 蒙难 \günleri sayılı olmak 1) 活不了几天, 行将就木, 日子曲指可数: Günlerim sayılı olduğu için hiç bir şeye dürüst el atmıyordum. 我来日无多, 因此什么事也不管了。 2) 在某个地方停留的日子曲指可数: Günlerim sayılıydı, bir günlük gecikme benim için bir felâket olabilirdi. 没几天熬头了, 每推迟一天, 对我来说, 都可能是一场灾难。\günleri saymak 望眼欲穿, 非常思念 \günü birliğine 一天之内往返: Uçakla günü birliğine Hongkong'a gidip geldim. 我一天之内乘飞机到香港打了个来回。\günü \gününe 每时每刻, 日日夜夜 \günü \gününe uyamaz 日新月异的, 变幻不定的: Berna'ya gelince, onun düşüncelerini anlamak delilanlı için imkânsız gibiydi. Çünkü genç kızın günü gününe, saati saatine uyumuyordu. 至于贝尔娜, 对于这个小伙子来说, 要想猜透她的心, 似乎是不可能的, 因为这个姑娘变幻莫测, 每天每时都不一样。\günü yetmek 1) 死期到: Günü yetmişse ona hiç bir ilâç kâr etmez. 如果该他死, 什么药也不管用。 2) (胎儿出生)日子到 3) 期限将满 \günün adamı 1) 风云人物: Ali, takıma eksik doldurmak amacıyla alınmıştı ama olumlu futbolu onu günün adamı hâline getiriverdi. 阿里是作为补缺被召进球队的, 可是他踢得一脚好球很快使他变成了风云人物。 2) 见风使舵的人 \günün birinde 在某一天, 有朝一日: Günün birinde aklına babasının yanına dönmek gelmiş. 有一天, 他想该回到父亲身边去了。Günün birinde şıppadak gözünüz açılacak ama iş işten geçmiş olacak. 总有一天, 您会突然明白过来, 但是一切都晚了。\gününü beklemek (病入膏肓者)活过最后几天 \gününü doldurmak 1) 期满: Ağabeyim bu ay sonunda gününü doldurup askerden dönecek. 我哥哥这个月底服役期满, 将退役回乡。 2) 死期到 \gününü görmek 1) 遭报应: Kötü yürekli cadı cayır cayır yansın da görsün gününü! 该让那恶毒的巫婆受到报应, 被活活地烧死! 2) 看见子女过上好日子: Çocuklarının iyi günlerini görmekten çok memnundu. 看到儿女们都过上了好日子, 他非常高兴。 3) (女人)来月经 \gününü göstermek (威胁性言语)收拾, 惩治 \gününü \gün etmek 无忧无虑地生活: Tatilde günümüzü gün ettik; bir güzel dinlendik. 放假了, 我们的日子过得无忧无虑, 好好地休息了一下。Ahmet'in bütün düşüncesi gününü gün etmektir. 艾哈迈德的全部目标, 就是过上无忧无虑的日子。\gününü (或 \günlerini) saymak (病入膏肓者)活过最后几天
    ◆ Gün doğmadan neler doğar. 只要天不亮, 什么事情都可能发生; 在身处逆境的时候, 不要失去希望。Gün geçer, kin geçmez. 太阳有下山之时, 仇恨无忘怀之日; 深仇大恨, 终生不忘。Gün güne uymaz. 彼一时, 此一时。Gün var yılı besler, yıl var günü beslemez. 三年不开张, 开张吃三年。

    Türkçe-Çince Sözlük > gün

  • 78 güneşli

    s. 有阳光的, 艳阳高照的, 晴朗的: Bir kış günüydü ama şıkır şıkır güneşli bir kış günüydü. 那是一个冬日, 然而却是一个阳光灿烂的冬日。Günesli bir günde, ovada göz erimi otuz kilometre kadardır. 在艳阳高照的日子里, 在平原地区, 一眼可以看到30千米以外的地方。

    Türkçe-Çince Sözlük > güneşli

  • 79 güzel

    s.
    1. 美丽的, 漂亮的, 美妙的: \güzel çiçek 美丽的花朵 \güzel kız 漂亮的姑娘 \güzel ses 美妙的声音 Yüzü ay ışığında o kadar güzeldi ki küçük Kırlangıç'ın yüreği sızladı. 他的脸在月光下显得那么美, 叫小燕子的心里充满了怜悯。
    2. 好的, 完美无缺的, 美好的, 美味的: \güzel fırsat 好机会 \güzel hava 好天 \güzel bir gece 一个美好的夜晚 \güzel bir tatil 一个美妙的假期 Bu börek doğrusu pek güzel olmuş, ağzına lâyık. 听说这种馅饼真的非常好吃, 肯定合你口味。Güzel davranılşarıyla mesup olduğu cemiyetinde yüzünü ağartmıştı. 他办事漂亮, 在他所在的圈子里挣足了面子。Ağaç yaprağıyla güzeldir. 成́ 大树枝繁叶茂才壮观; 一个篱笆三个桩, 一个好汉三个帮; 牡丹虽好, 绿叶相扶。
    3. 奉承的, 好听的: Allah için güzel söz çok söyleyin! 看在真主的份上, 请多美言几句!Güzel sözlerle avutuldu. 他被甜言蜜语蒙蔽住了。
    ünl. 太好了, 妙极了, 棒极了, 好极了!
    zf.
    1. 好, 妙, 棒, 准确: Anahtarın masanın üstünde durduğu pek güzel görülüyordu. 钥匙就在桌子上, 清晰可见。Güzel konuştu. 他说得真好。Ne demek istediğimi pek güzel anladı. 他很准确地理解了我的意思。
    2. 狠狠地: Çocuğa bir güzel sopa çekti. 他抄起木棒把那孩子毒打了一顿。
    is.
    1. 美人, 美女; 美男子: erkek \güzeli 美男子 Kusursuz güzel olmaz. 成́ 白璧无瑕世上难找, 世人皆有自己的弱点。
    2. 选美赛冠军
    3. 美好的人(或物)
    ◇ \güzel \güzel 好好地, 正常地, 有礼貌地, 文雅地: Güzel güzel oturun. 都坐好了!Ağzını bozma da güzel güzel konuş. 不要骂人, 有话好好说!Köylü, doktorun güzel güzel şeyler yiyip içtiğini görmüş; içi gitmiş, doktor olmak hevesine kapılmış. 农夫见医生吃的好, 喝的好, 心里很羡慕, 也想做一个医生。\güzel olmak 变美, 变漂亮 \güzel sanatlar 美的艺术(包括文学, 音乐, 绘画, 雕塑, 建筑, 戏剧等) \güzel yazı sanatı 书法, 书法艺术
    ◆ Güzel seyahatler! 祝旅途愉快!Güzele kırk günde doyulur, iyi huyluya kırk yılda doyulmaz. 貌美不是最美, 心灵美才是最美。Güzeli herkes sever. 美人人人想抱, 美器人人想要。Güzellerin talihi çirkin olur. 红颜薄命。

    Türkçe-Çince Sözlük > güzel

  • 80 haber

    阿́ is.
    1. 消息, 信息, 新闻, 情报: \haber ajansı 通讯社 \haber bülteni 新闻电讯稿 \haber güvercini 信鸽 Benim bundan haberim yok. 我没有这方面的消息。
    3. 知识, 知道, 了解: Bu olaydan haberim yok, hem ben bugünkü gazeteyi görmedim. 我不知道这件事, 也没有看到今天的报纸。Hem bu işten onun haberi yok. 尤其是这件事, 他不知道。Sanattan haberi yok. 他对艺术一窍不通。
    4. 旧́ 语́ 谓语
    -i \haber almak 1) 获息, 得知: Gelececğinizi haber aldım. 我已听说你们要来。 2) 接到通知: Birkaç gün zarfında bizden haber alacaksınız. 几天之内您将接到我们的通知。\haber atlamak (记者)错过新闻, 漏报新闻 \haber bırakmak 通知, 通报, 发消息, 捎口信: Bir emrin olursa dükkâna haber bırak, şipşak buradayım. 要是有什么吩咐你就给店里说一声, 我会立刻到这儿来。\haber çıkmamak 杳无音讯: Verdiğim dilekçeden bir haber çıkmadı. 我的申请已经交上去了, 可一点儿消息都没有。\haber deyince 即刻, 马上 \haber geçmek (用电话、电传等)发消息 \haber göndermek 通知, 通报, 发消息, 捎口信 - den \haber olmak 注意到, 觉察到, 知道 \haber salmak 通知, 通报, 发消息, 捎口信: Ali'yle haber salmıştım, almadın mı? 我托阿里给你捎过信儿, 难道你没有收到吗?Yukarda, şosede çalışan yol bekçisine, çocuğu götürdüğünüzü söyler, evinize haber salmasını rica edersiniz. 您去对在那上头干活的养路工说, 您把孩子带走了, 托他转告您家里的人。\haber sızdırmak 泄露: Ne yaptıkları hakkında hiç bir haber sızdırmıyordum. 我只字未提他们都干了些什么。\haber uçurmak 悄悄地迅速传递消息 \haber verici 1) 勤务员, 通信员 2) 报导者, 报导消息的人; 情报员 -i \haber vermek 1) 打招呼, 通知, 通报, 送信儿: Haber vermeden gitti. 他没打招呼就走了。Geç kalacağımı kaşık düşmanına haber vermezsem merak ederler. 我要晚回家, 要是我不给我那口子打个招呼的话, 她会担心的。İşi pişirip kotardıktan sonra haber verdi. 事成之后他已通报了情况。 2) 报告: Geldiğimi müdüre haber veriniz. 请您去报告经理, 就说我来了。Vahşî bir cinayeti haber vermeye geldim. 我来报告一起残忍的谋杀案。Yangını itfaiyeye haber verdik. 我们向消防队报了火警。 3) 预示: Günlerden beri artan iştahsızlık ve derin yorgunluk fena günlerin yaklaştığını haber vermiş olabilir. 几天来滴水未进和疲劳预示着快完蛋了。 4) 呼唤: Bana sabah saat 6’da haber verebilir misiniz, lütfen? 请您在早上6点钟叫我一下好吗?\haber yollamak 通知, 通报, 发消息, 捎口信 (-in, - den) \haberi olmak 了解, 懂得, 知道: Dikkat et, o ne hin oğludur, sen bilmezsin ama ben pek iyi bilirim, seni atlatır da haberin olmaz. 你要当心!他可是一个流氓。你不了解他, 而我对他太了解了, 他骗了你你都不知道。Senin terbiye ettiğin böyle olur; kıçından çıkardığından haberin olmaz mı? 难道你就是这么调教孩子的?难道你不知道他是你亲生的孩子吗?\haberini almak 1) 获息, 得知: Kaza haberini alınca yıldırımla vurulmuşa döndü. 他一听说出事了, 如同遭了雷击一般。 2) 接到通知

    Türkçe-Çince Sözlük > haber

Look at other dictionaries:

  • bugünkü günde — şimdi, içinde bulunduğumuz zamanda, şimdiki şartlarda …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bugünkü — sf. Bugüne özgü, bugün olan, bugün yapılan Bugünkü Türk şiirinin manzarası şairlerle dolu bir memlekette yaşadığımızı gösteriyor. S. F. Abasıyanık Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller bugünkü günde bugünkü işi yarına bırakma bugünkü tavuk yarınki… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • hâlen — zf., Ar. ḥālen Şimdi, şu anda, bugünkü günde …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • pepelik — is., ği Pepe olma durumu Bugünkü günde ise pepeliğe tutulmamış tek yazar gösteremezsiniz. S. Birsel …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.