Translation: from turkish

birbirinin elini sıkmak

  • 1 elini sıkmak

    v. shake smb.'s hand, shake smb. by the hand, clasp smb.'s hand

    Turkish-English dictionary > elini sıkmak

  • 2 sıkmak

    (sıkar)
    В
    1) жать, сжима́ть, дави́ть, сда́вливать, сти́скивать; ти́скать, прижима́ть

    birbirinin elini sıkmak — пожима́ть друг дру́гу ру́ки

    diş(ler)ini sıkmak — а) сти́снуть зу́бы; б) перен. терпе́ть, переноси́ть что

    2) выжима́ть, выда́вливать

    çamaşır sıkmak — выжима́ть бельё

    3) полива́ть (из шланга); опры́скивать

    flit sıkmakс.-х. опры́скивать

    4) перен. нажима́ть, наседа́ть, дави́ть на кого
    5) стесня́ть, надоеда́ть, беспоко́ить, волнова́ть; задева́ть; опосты́леть

    artık sıktın ama! — хва́тит уже́!

    6) вы́стрелить
    7) тех. подтя́гивать, затя́гивать (гайку)

    Büyük Türk-Rus Sözlük > sıkmak

  • 3 el

    is.
    1. 手, 爪: \el bileği 手腕 \el bilgisayarı 掌上电脑 \el falı 手相术 \el feneri 手电筒 \el freni 手煞车 \el tezgâhı 手工织布机, 手工织毯机 Yemeğe oturmadan önce ellerinizi yıkamak gerekir. 你们饭前应该先洗手。
    2. 柄, 把手: kapı \eli 门把手 değirmen \eli 磨柄
    3. 转́ 方法, 手段, 办法; 中介: Otomobili ikinci elden aldı. 他买了台二手汽车。
    4. 次, 回: Bir el tabanca attı. 他开了一枪。İki el silâh sesi duyuldu. 听到两声枪响。
    5. (玩牌时)轮到出牌: El kimde? Şimdi el bende. 该谁出牌?该我了。Oyuna devam ediyoruz; el bendedir. 咱们继续玩儿, 该轮到我了。
    6. 控制, 统辖, 统治: düşman \elinden kurtulan topraklar 解放区
    7. 介入, 干预, 插手: Bu işte onun da eli vardır. 他也插手了此事。
    s. 手工制作的; 手工进行的: \elle sayım yapmak 手工计算
    ◇ \el açmak 1) 行乞, 讨要: Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi? 像瞎子似的坐等那些无情无义的人来施舍行吗? 2) (牌戏中)亮开王牌, 翻开王牌 \el alışkanlığı 技能, 熟巧, 习惯做法 \el alıştırmak 练习, 练手, 练字 \el almak 1) 加入教派, 成为信徒 2) (在师傅的允许下)独自操作 3) (牌戏中)赢牌, 占先手 \el altı 1) 手下的人, 手下 2) 秘密组织 \el altı etmek 隐藏, 藏匿 \el altında 手边的, 唾手可得的, 现成的: Kitaplarımı el altında bulundururum. 我把我的书放到随手可以拿到的地方。\el altından 秘密地, 暗地里, 私下里, 偷偷地, 悄悄地: El altından ucuz fiyata evini satmış; ailesini perişan etmiş. 他背地里以低价把房子卖了, 家人闻讯顿时乱做一团。Onun el altından çocukları kışkırttığını Hanımefendi bilmiyor mu? 难道夫人不知道他背地里教唆孩子们干坏事吗?\el arabası 独轮手推车 \el arabasına binmek 俚́ 手淫 -e \el atmak 1) 抓住, 抱住, 拿: Yüz yüze gelmiş, pakete el atmış. 他迎面走来, 手里提着包。 2) 插手, 干涉: Ahmet Bey, bu karışık işe el atınca her şey düzeldi. 这件事错综复杂, 艾哈迈德先生一插手, 事情全摆平了。 3) 着手做, 进行, 从事: Hangi işe el atsa başarır. 他要干什么都会成功。Günlerim sayılı olduğu için hiç bir şeye dürüst el atmıyordum. 我来日无多, 因此什么事也不管了。\el avuçta olmamak (或 kalmamak) 两手空空, 一无所有 \el ayak bağlamak 束缚手脚 \el ayak gevşemek (因激动、害怕等)手脚发软: Bu müjdeye karşı Ali’de el ayak gevşedi. 听到这个好消息, 阿里高兴得手脚发软。\el ayak öpmek 1) 央求, 请求, 恳求 2) 讨好, 谄媚, 献媚, 阿谀, 奉承, 巴结; 卑躬屈节, 低三下四 \el ayası 手掌, 手心 \el bagajı 随身行李 \el bağlamak 双手捧腹站着以表示尊敬 \el basmak 1) 手放在圣经上宣誓, 举手宣誓: Elini kitaba bastı, yemin etti. 他把手放在圣经上宣誓。 2) 发誓: Kitaba el basarım senden başka yârim yok. 我发誓, 我只爱你一个。\el bebek gül bebek 娇养惯了的, 娇纵的, 任性的: Ailenin en küçüğü olan bu kızı el bebek gül bebek yetiştirdiler. 这个女孩儿是全家最小的, 他们对她娇生惯养, 备加呵护。\el bir etmek 意见一致, 联手, 合作 \el bulmak 找到助手 \el çabukluğu 1) 麻利, 巧妙, 灵巧, 敏捷: Büyük bir el çabukluğuyla saçını sakalını cascavlak tıraş etmiş. 他非常麻利地把他的头发胡子剃得干干净净。Yan kesici, el çabukluğuyla adamın cüzdanını aşırmış. 小偷非常敏捷地偷走了那个人的钱包。 2) 花招 - den \el çekmek 放弃, 抛弃, 摆脱, 洗手不干 (- den, -i) \el çektirmek 解雇, 免职, 开除 \el çırpmak 1) 击节, 打拍子: Bir köylü oturduğu yerde cura çalıyor, birkaç delikanlı etrafında el çırparak, ayak vurarak türkü söylüyorlardı. 一个农民坐着弹琵琶, 几个小伙子围着他打着拍子, 踩着点儿唱着歌。 2) 拍手(呼人) \el değirmeni (磨咖啡、香料等的)手磨 (bir şey) \el değiştirmek (东西)转手, 易手, 易主: O canım tarihî eşyalar kim bilir kaç el değiştirmiştir. 谁知道我的那些心爱的古董已经倒了几次手。\el değmemiş 未动用的, 原封未动的, 未经触动的: gıcır gıcır \el değişmemiş yüzlükler 嘎嘎新的没有用过的百元大钞 \el diz köprüsü 体́ 小桥 \el \elde baş başta 1) 一无所有, 两手空空: Jandarma, tutuşmuş bir evden kaçar gibi el elde baş başta dağ yoluna dökülen ahaliyi çevirmişti. 宪兵们包围了那些急火火两手空空拥向山路的老百姓。 2) 一筹莫展的, 无计可施的 \el \elden üstün olmak 山外有山, 天外有天; 强中自有强中手, 能人之外有能人 \el \ele 1) 手拉手: Onları bir köşede denize bakan bir masada el ele, göz göze buldum. 在一个角落里的临海的桌子旁, 我发现他们手拉着手, 面对着面。 2) 携手, 团结一致, 联合: Başbaşa, el ele verelim de biz asıl bir çare bulalım, evvelâ şu büyüden kurtulalım. 让我们携手并肩找出一种切实可行的办法, 先摆脱这种魔法。Öncede söyledim, yine de o fikirdeyim, bu devirde el ele verip yürümedikçe herşeyin sonunda mahrumiyete düşmek mümkündür. 我以前就说过, 现在还是这种观点, 当前如果我们不联合起来, 最终我们将一无所有。\el emeği 1) 手工劳动 2) 手工劳动的报酬, 酬劳: El emeği olarak milyon lira aldık. 我们挣了1百万里拉。\el ense çekmek (或 etmek) 1) 掐住脖子: Bir ense çekti, rakibini yüz üstü düşürdü. 他掐住对手的脖子, 把他摔到在地。 2) 转́ 战胜, 制服: Politikacı konuşmaları çoğu zaman iki tarafın birbirine el ense çektiği, birbirini iskandil ettiği, ağız aradığı bir taktikle başlar. 政治家的交谈往往都是以观察、试探、战胜对方的战术开始的。\el erimi 俗́ 一臂之长 \el ermez, göz görmez 看不见摸不着的; 遥远的: Kızları evlenip uzaklara gitti; el ermez göz görmez. 他们的女儿远嫁他乡, 看不见摸不着。\el ermez, güç yetmez 无能为力, 力所不及, 爱莫能助 \el eşyası 随身行李 \el etek çekilmek 变空, 变得空荡荡; (声音等)消逝, 夜深人静: Gündüz dairedeyim, akşam çoluk çocuk gürültüsü oluyor, bunun için el etek çekildikten sonra okumayı tercih ediyorum. 我白天在单位上班, 晚上老婆孩子太吵, 因此我宁愿在夜深人静之后看会儿书。\el etek öpmek 1) 央求, 请求, 恳求: Doğrusu, senin için el etek öpmek zahmetine katlanamam. 真的, 我可不愿意为你四处张罗着去求人。 2) 讨好, 谄媚, 献媚, 阿谀, 奉承, 巴结; 卑躬屈节, 低三下四 \el etmek 招手, 喊某人: Arkadaşım pencereden el etti; beni çağırdı. 我的朋友在窗口招手叫我。Sizin arabaya el ettim, oralı bile olmadınız. 我朝着您的车招手喊您, 您根本不在那里。\el gölgesi 推荐信, 保荐信 \el havlusu 手巾 \el ile tutulur 1) 明确的, 确实的, 明显的, 确凿的: Ortada el ile tutulur kanıtlar yok. 显然没有确凿的证据。 2) 具体的, 真实的; 看得见摸得着的, 众所周知的 \el işreti 手势: Kâtibini bir el işaretiyle yerine oturttu. 他挥手示意让他的秘书坐下。\el iyisi 总是要求别人帮助的人 \el kadar 巴掌大的, 很小的: \el kadar çocuk 婴儿 \el kaldırmak 1) 举手(投票或发言等) 2) 扬手想打: Sana el kaldırmadı. 他没伸手打你。\el kantarı 便携称 \el katmak 1) 干涉, 干预; 参与 2) 助一臂之力, 搭把手 \el kavuşturmak 双手合拢毕恭毕敬地等候 \el kesmek 放弃, 甩手不干 \el kiri 可随便放弃的, 可扔弃的; 身外之物: Mal dediğin ne? El kiri. 你说财产是什么东西?身外之物而已!Para el kiridir, gelir, gider. 钱乃身外之物, 来得, 也去得。Para dediğin el kiri. 钱乃身外之物。\el kitabı 手册 \el koymak 1) 干预, 插手: Bizi işimizde gücümüzde serbest bırakmak şöyle dursun, çoluk çocuğumuzun nafkasına el koymaya kalkıştılar. 别说让我们自由支配自己的事情了, 就连我老婆孩子的生活费, 他们都想插手。 2) 接管, 没收 \el mizan, göz terazi 手掂目测(估量一个物体的重量及大小) \el oğuşturmak 惊慌失措 \el öpmek 吻手: Mahalle yaşlılarının ellerini öpüp dualarını alarak, kendi yaşıtları ile de sarılıp helâlleşerek gitti. 他吻了该街区老人们的手以得到他们的祝福, 又同他的同龄人拥抱告别后走了。\el pençe divan durmak 毕恭毕敬地站立着: Efendisinin karşısında el pençe divan durdu. 他在主人面前毕恭毕敬地站着。Dün ayağını kaydırmak için uğraşanlar bugün karşısında el pençe divan duruyorlar. 昨天那些企图把他整下台的人今天毕恭毕敬地站在他面前。\el sallamak 1) 招手 2) 挥手召唤: El salladığını görmedim, seslenseydin elbette işitir, gelirdim. 我没看见他冲我招手, 他要是喊一声, 我当然一听见就会过来。 3) 挥手告别 \el sanatları 手工艺 \el sıkışmak 互相握手致意 \el sıkışıp bitirmek 握手成交 \el sıkmak 握手 \el sokmak 插手, 干预 \el sözüne uymak 看别人眼色行事, 照别人说的去做 \el sunmak 伸手, 表示亲近 \el sürmek 1) 碰: Çocuklardan her biri Ali'nin yalnız kendini sallamasını, ötekilerin salıncağına el sürmemesini istiyordu. 每个孩子都要阿里悠着自己, 而不让他去碰别的孩子的秋千。 2) 提到, 触及, 涉及: Daha işe el sürmedik. 我们没再提及此事。Kimse bu yerleşmiş, kökleşmiş sisteme el süremez. 谁也不能触及这个根深蒂固的体制。\el sürtmek 干涉, 干预; 过问 \el şakası 恶作剧, 耍弄别人的玩笑(例如推、捏、戳、胳肢人等): Herkes el şakasına tahammül edemez. 没有人能容忍他搞的恶作剧。El şakası yaparken fena yerine vurdu. 他的恶作剧使人很不舒服。\el tazelemek 换手, 倒手: Haydi, el tazeleyin! Yorulan arkadaşınızı dinlendirin. 哎!你去倒把手, 你的朋友累了, 让他歇会儿!\el terazi, göz mizan 手掂目测(估量一个物体的重量及大小) \el titrer, diş kesmez olmak 老得手发抖, 牙口也不好 \el tutmak 拖长, 拖延, 占用时间: Domates ekimi, bakımı zor olduğu kadar ambalâji güç, toplaması el tutar. 像种植和管理一样, 西红柿的装运也很麻烦, 因此收西红柿是很费时间的。\el tutmamak 不出手, 不帮助 \el tutuşmak 联合起来, 合并, 团结起来; 携手 \el ucuyla vermek 给得很少 \el uzatmak 1) 想侵占, 想抢夺, 染指: Ne var ki niye bizim lokmamıza el uzatırlar? 但是他们为什么想抢我们的饭碗? 2) 帮助, 伸出援助之手: En umulmadık bir zamanda kendine el uzatabilecek bir adam olmadığı nereden belli? 怎么才能知道在您最绝望的时候没有人会向你伸出援助之手? 3) 插手, 参与, 干预 \el uzunluğu 偷, 盗窃 \el üstünde 珍贵的, 爱不释手的 -i \el üstünde gezdirmek 珍视, 爱不释手 \el üstünde gezmek 讨人喜欢, 令人喜爱 -i \el üstünde tutmak 1) 敬重, 崇拜 2) 珍视, 爱不释手: Ben de onu çok sevmiş, el üstünde tutmaya çalışmıştım. 我也很喜欢它, 对它爱不释手。\el varmamak 不敢 \el vermek 1) 旧́ 帮助, 伸出援助之手: Bir (或 sağ) elin verdiğini öbür (或 sol) elin duymasın. 成́ 助人莫声张。 2) 旧́ 赋予某人某种权力 3) 准许某人行医 4) (牌戏中)输牌 \el vurmak 1) 击掌呼唤 2) 做, 干: Musevîler cumartesi günleri hiç bir işe el vurmazlar. 犹太教徒星期六全天什么事也不做。\el vurup etek silkmek 放弃从事的某项工作, 半途而废 \el yarası 皮外伤 \el yatkınlığı 技能, 熟巧: El yatkınlığı bir hayli tecrübenin sonunda kazanılabilir. 熟能生巧。- den \el yıkamak 洗手不干; 不再管 \el yordamıyla (暗中)摸索着: Mehmet, merdivenin ayağına koyduğu ufak petrol lâmbasını el yordamıyla bulmuş, yakmıştı. 艾哈迈德摸索着找到了放在楼梯扶手上的小油灯, 点亮了它。\el yumak 洗手不干 \elde ağza yaşamak 一天的所得只够糊口 \elde avuçta (ne varsa) 所有财产 \elde avuçta bir şey kalmamak 一无所有, 两手空空: İki konağı da satınca elde avuçta bir şey kalmamıştı. 他把两套宅子也卖了, 现在是两手空空, 一无所有。Ne ile elbise ve düğün yapacaklardı? Elde avuçta bir şey kalmamıştı. 他们用什么置办礼服, 举行婚礼呢?他已经一无所有了。\elde bir 肯定能实现的事: Takım oluştururken Ahmet elde bir, iki kişi daha bulunca tamam olur. 球队成立时, 肯定会有艾哈迈德, 再找两个人, 就齐了。Guoan’nın galip geleceği elde bir ama kaç gol atacağını tahmin etmek güçtür. 国安队肯定能赢, 但能进几个球却不好说。\elde bulunan 手头现有的: Damdaki tavuktan elde bulunan serçe daha iyidir. 成́ 屋顶上的母鸡虽肥, 不如手里的麻雀香。-i \elde etmek 1) 拥有; 获得, 得到, 搞到: İlk önce ikisinin el yazısını elde edeceğiz, sonra bu mektupla karşılaştıracağız. 首先我们要搞到他俩的笔迹, 然后再同这封信作比较。O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi? 那双美丽的黑眼睛, 难道他再也不能拥有了吗? 2) 争取, 拉来, 拉到, 招来, 招引, 吸引: Davayı, karşı taraftan birilerini elde etmek suretiyle kazanmışlardı. 他们通过争取对方的人, 打赢了这场官司。Galiba onu elde edemedin. 你大概没能把他拉过来。\elde maddeler 呆信(或其他邮件等) \elde kalmak 1) 在某人控制下 2) 卖不出去: Bu mallar elde kaldı. 这些货砸在手里了。 3) 剩余, 节省, 富余: Elde sadece salı, çarşamba ve perşembe günleri kalıyor. 只剩下星期二、星期三、星期四这3天了。\elde olmak 能做: Aslında çocukları dövmemek gerekir ama bazen elde olmadan dövüyor insan onları. 的确不应该打孩子, 但是有时人们也是不得已而为之。\elde olmamak 是某人力所不及的, 无法左右 \elde tutmak 1) 数́ 进位 2) 霸占, 攫为己有 3) 控制(局面等) \elde yok avuçta yok 穷得一无所有的: Kızlarımın açılıp saçılmasına ben de razı değilim ama ne yapalım elde yok avuçta yok. 我也不愿意我的女儿穿得破衣烂衫, 可是我怎么办呢?我穷得一无所有。\eldeki 手头现有的 \eldeki hamuru iyi yoğurmak 转́ 充分利用现有的条件 \elden 1) 亲自, 直接: Dilekçenin cevabını elden aldı. 他直接收到了请愿者的答复。 2) 由专人: Parayı elden yolladı. 他托人把钱带去了。\elden ağıza yaşamak 仅够糊口 \elden almak 以出厂价购买, 不经过中间商而直接购买: Geçen Kurban Bayramında koyunları elden aldığımız için ucuza mal etmiştik. 上次古尔邦节我们的羊是直接从农民那里买来的, 所以很便宜。\elden ayaktan düşmek (或 kalmak, kesilmek) 年老体衰手脚不利索; 累倒; 病倒 \elden ayaktan olmak 失去手和脚 -i \elden bırakmak (或 koymak) 放弃: O ne kadar öfkelense insanlığı elden bırakmaz, yine de yardım eder. 他不管多么生气, 仍然不失人情味, 去帮助别人。-i \elden bırakmamak 爱不释手 \elden çıkarmak 1) 卖, 出手, 转让, 卖掉: Eskilenden bir kısmını yok pahasına elden çıkarmak gerekecek. 应该把部分旧物以非常低廉的价格出手。Evin en pahalı eşyalarını el altından elden çıkarmıştı. 他偷偷地把家里最值钱的家具都卖了。 2) 出牌, 垫牌 \elden çıkmak 脱手, 被售出: Koca konak de pek az fiyatla elden çıkmıştı. 大宅院也以很低的价钱买掉了。Bu son tarlayı de elden çıkarmayı düşünüyoruz. 我们打算把最后这块地也卖了。\elden düşme 1) 二手的, 用过的, 旧的: Elden düşme bir araba satın alınır. 可以买一台二手车。Elden düşme aldığımız araba, yenisinden daha dayanıklı çıktı. 我们买的二手车比新车还耐用。 2) 低价交易的, 廉价的 \elden düşürmek 放下, 抛在一边: Bu kitabı bitirinceye kadar elden düşürmedim. 我一口气看完了这本书。 (bir şey) \elden \ele dolaşmak 1) 传来传去, 流传, 多易其主: \elden \ele dolaşan kitap 流传的书 2) (女人)恶名远扬 \elden \ele düşmek 从一人之手转到他人之手, 从一个人传给另一个人 \elden \ele geçmek 更换主人, 易主: Bu arsa elden ele geçti sonunda biz satın aldık. 这块地皮已经倒手, 最后我们买了下来。\elden \ele gezmek 更换主人, 易主 \elden geçirmek 检查: Pilot uçuştan önce motoru elden geçirmek zorunluluğundadır. 飞行员起飞前必须检查发动机。\elden geçmek 俗́ (女人)与男人发生性关系 \elden geldiği kadar 尽量, 尽力 \elden geleni eksik etmemek 全力以赴 \elden gelmek 1) 能, 会, 懂得: Depreme karşı elden ne gelir? 地震了, 怎么办?Hâdiseyi duyduğum anda yüreğim cızladı, fakat elden ne gelir? 听说出事了, 我感到很难过, 可是我该怎么办呢? 2) 拿出, 摆出, 交出: Aldıklarını elden gel bakalım. 把你拿的东西交出来!Oğlum mangizleri elden gel bakalım. 小子, 把钱交出来。\elden gitmek 1) 不会, 不懂: Herkesin ayağı suya eriyor, hekimlik elden gidiyor. 大家恍然大悟, 他原来并不懂医术。 2) 失踪, 下落不明; 消失: Tıpkı kendisine benzeyen kara yağız erkek evlât elden gitmiş. 那个长得酷似他的皮肤黑黝的男孩失踪了。\elden kaçırmak 失去, 错过: Ben akıllı olmasaydım, bu kelepiri elden kaçırdım. 我要是不聪明些, 这么便宜的东西就错过去了。\elden kaçmak 失去 \elden kovuşturmak 催办, 督办: Verdiğim dilekçenin cevabını, elden kovuşturduğum için çabuk alabildim. 在我的催办下, 我的申请很快就有了下文。\elden koymamak 爱不释手 \ele alınır 相当好的, 有用的, 趁手的, 好使的 \ele alınmaz 非常坏的; 毫无用处的, 不好使的: Bu araba ele alınmaz, çok eskimiş. 这辆车一点儿用也没有, 太旧了。\ele almak 1) 研究, 讨论; 调查: Bunlar da daha çok genel, objektif, akademik açıdan ele alınmıyor. 还没有更全面地客观地从理论上来讨论这些问题。 2) 着手处理, 着手进行: Siz bu işi şahsen ele almalısınız. 这事儿您得亲自干。Sizce, hükûmet öncelikle hangi konuları ele almalı? 您认为政府应该优先处理哪些问题? 3) 毒打, 狠揍 \ele avuca sığmamak 1) 不听话; 顽皮: \ele avuca sığmayan bir çocuk 一个不听话的孩子 2) 放荡不羁, 任性: Büyüdükçe eski uysallığını kaybederek ele avuca sığmaz oldu. 他长大了, 就不太那么随和了, 变得放荡不羁。 3) 急性子: Bu çocuk da senin gibi ele avuca sığmıyor. 这孩子和你一样, 也是个急性子。 4) 不遵守一定的规范: Şiiri nazımla nesirden ayıran hususiyetler üzerinde durmaya çalışacağım. Daha doğrusu o hususiyetlerin nasıl ele avuca sığmaz şeyler olduğunu söyleyeceğim. 我要讲一讲诗同韵文的区别, 更确切地说, 我要说一说这些区别是怎样的模糊不清。\ele ayağa bakmak 乞求, 哀求, 央求, 恳求 \ele bakmak 1) 看手相 2) 期盼得到帮助 \ele \ele vermek 携起手来, 联合起来 \ele geçirmek 1) 抓, 捉, 拘捕, 逮捕: Polis, hırsızları ele geçirdi. 警察抓住了窃贼们。Kurtlar bir sürü koyuna göz dikmişler, ele geçirmek istiyorlarmış. 一群狼盯上了一群羊, 想夺过来。 2) 获得, 得到, 占有, 夺取: Fabrikanın bütün hisse senetlerini şirket ele geçirdi. 公司获得了工厂的全部股票。\ele geçmek 1) 被捕, 被捉住; 被抓住: Nihayet bir defasında tam iki ay izini kaybetmiş, bir türlü, ele geçmemişti. 最后一次整整两个月不知道他的下落, 根本无法抓到他。Fırsat her vakit ele geçmez. 成́ 机不可失, 时不再来。 2) 被占领, 被夺取 3) 找回来, 挽回: Yiten vakit bir daha ele geçmez. 失去的时间是无法挽回的。Küçücük birşey için kızarıp morarma azizim, canına acı, herşey gelir geçer, fakat sıhhat bir daha ele geçmez. 亲爱的, 别为点儿小事生气, 要注意身体, 其他什么事情都好说, 可气坏了身体是不可挽回的。\ele gelmek 1) 被捉住 2) (孩子)长到齐胸高: Bebek büyüdü; ele geliyor. 孩子长大了, 都齐胸高了。\ele getirmek 找到, 得到 \ele girmek 被捉住 \eli ağır 1) 笨手笨脚的, 动作迟钝的: Eli ağır olduğundan arkadaşlarından daha az mal üretiyor. 他手脚太慢, 因此活儿比同事们干得少。 2) 手重的 \eli ağzına uymak 说的和干的一个样 \eli ağzına yetmemek 所得不够填饱肚子 \eli ağzında kalmak 惊慌失措, 不知所措, 惘然若失; 感到非常惊讶 \eli akçe tutmak 节俭 \eli alışmak 1) 成为专家 2) 养成习惯 -in \eli altında olmak 1) 在随手可以拿到的地方: Ders çalışırken her öğrencinin birkaç ana kitabı elinin altında bulunmalıdır. 在做功课的时候, 每个学生手边必须有几本课本。 2) 在某人的控制下, 在某人手心中, 完全在某人的支配下 -in \eli armut devşirmemek (或 toplamamak) 在殴斗中还击: Adamın eli armut devşirmediği için dayak da yermiş. 那个人也不是好惹的, 看来他也挨了打。Sen bana vurursan benim elim armut devşirmiyor ya! 你要是敢打我, 我的手也不是白长的。\eli aşta, gözü oynaşta 心不在焉 -in \eli ayağı bağlanmak 手脚被束缚: Bir evin içinde çocuk var mı, elin ayağın bağlandı demektir, artık ne iş görebilirsin, ne de bir yere gidebilirsin. 一个家庭一旦有了孩子, 就等于被栓住了手脚, 什么事都不能干, 哪儿也去不了。-in \eli ayağı bağlı 束缚住手脚的, 受约束的 -in \eli ayağı buz kesilmek 1) 手脚冰凉: Elim ayağım buz kesildi. Üşüyorum konyak içmeliyim. 我手脚冰凉, 浑身发冷, 必须喝点儿酒。 2) 呆若木鸡, 异常激动: Beni bir odaya götürdü. Elim ayağım buz kesilmiş, vücudumun her tarafı titriyordu. 他把我领进了一个房间, 我非常紧张, 浑身发抖。\eli ayağı çözülmek 手脚瘫软: İşten çıkarıldığını öğrenince eli ayağı çözülmüş. 他得知自己被解雇的消息后手脚瘫软了。-in \eli ayağı dolaşmak 手足无措, 不知所措: Çok heyecanlanınca eli ayağı dolaştı. 他非常激动, 手足无措。Onların gözlerini yaşlı görünce eli ayağı dolaşır, bir şey düşünemez olurdu. 老者一看他们的眼神, 就不知所措, 什么也想不起来了。\eli ayağı düzgün 漂亮的, 标致的, 俏的, 美丽的 -in \eli ayağı gevşemek 手脚发软: Sıcak bastırdı; elim ayağım gevşedi. 热浪袭来, 我手脚发软。-in \eli ayağı kesilmek 手足无措, 不知所措 -in \eli ayağı olmak 成为某人的帮手, 成为某人的助手; 对某人的工作有利 -in \eli ayağı şaşırmak 不知所措, 惊慌失措: Çocuktan kan gelmeğe başlayınca hepsinin eli ayağı şaşırdı. 孩子一出血, 大家就都慌得不知如何是好。-in \eli ayağı titremek (因害怕、激动等)手脚哆嗦 -in \eli ayağı tutmadan kalmak 冻得手脚不听使唤 -in \eli ayağı tutmak 手脚利索: Birkaç yıl sonra ne eli ayağın tutar, ne de gözleri görür. 几年之后, 他就会手脚也不能动了, 眼睛也看不见了。Elim ayağım tutarken doğrusu şu kızı baş göz etmek isterim. 我真想在我手脚还能动的时候把这个女儿嫁出去。-in \eli ayağı zangır zangır titremek 浑身瑟瑟发抖: Murat Bey’in hiddetten eli ayağı zangır zangır titriyordu. Yerinden fırlayıp Ali’yi bir iyi tepeliyecekti. 穆拉特先生气得浑身发抖, 冲上去就要打阿里。-in \eli ayağına dolaşmak 不知所措, 手足无措, 手忙脚乱 -in \eli aza varmamak 习惯于大把进大把出 \eli bayraklı 1) 持旗的 2) 转́ 蛮横无礼的, 爱吵架的: Kasımpaşa karısı gibi \eli bayraklı 母夜叉 \eli belinde 转́ 蛮横无礼的 \eli boş 1) 无所事事的, 失业的 2) 两手空空的 -in \eli boş çevrilmek 失望而归, 无功而返, 空手而归 -in \eli boş çıkmak 失望, 失败 \eli boş dava gütmek 瞎折腾, 做无谓的努力 \eli boş dönmek 空手而归, 无功而返 \eli boş durmak 游手好闲 \eli boş gelmek 空手而归, 无功而返 \eli boş geri gelmek 空手而归, 无功而返 \eli boş gitmek 空手去: Arkadaşının evine eli boş olarak gitmezdi. 他从不空着手去朋友家。\eli boş kalmak 大失所望: Fakat bütün gayretine rağmen eli boş kaldığını itiraf ediyordu. 但是他承认, 虽然尽了力, 依然是一无所获。-in \eli boş olmak 空闲, 无事: Eliniz boş olunca TV’yi onarmak için geliniz. 你要是有空, 就来把电视修修!\eli boş varmak 失业 -in \eli böğründe kalmak 1) 失败, 完蛋: O ölünce iki elimiz böğrümüzde kaldı. 他一死我们就完了。 2) 无事可做, 束手无策, 一筹莫展: Uğraştım, didiştim, yine birşey yapamadım, elim böğrümde kaldı, doğrusu bu durum beni çok üzüyor. 说实话, 让我非常难过的是, 我碌碌无为, 一筹莫展。\eli çabuk 麻利的, 勤快的: Senelerden beri bir eli çabuk hizmetçi bulamadım gitti. 几年了, 我都找不到一个勤快的佣人。-in \eli cebine gitmemek (或 varmamak) 舍不得掏钱, 吝啬: Çok tutumlu biri oldu; eli cebine varmıyor. 他是一个很节俭的人, 舍不得花钱。-in \eli daldan kaymak 无依无靠, 失去依靠 -in \eli dar (da) olmak 手头拮据: Borcumu elim darda olduğu için iki ay sonra ödememe müsaade etmenizi rica ederim. 我手里现在没钱, 请您允许我过两个月再还您的钱。Bu günlerde babamın eli dar; istediğimiz bilgisayarı satın alamaz. 目前爸爸手头紧, 买不起我们要的电脑。Şu sıralarda elim dar, onun için bu tür işlere girişemem. 眼下我手头拮据, 这种生意我还做不了。-in \eli daralmak 手头拮据: Bugünlerde eli iyice daraldı. 最近他手头很紧。-in \eli değmek 有机会, 有时间: Yola çıkarken tanıdıklara, sevdiklere bile selâm bırakmağa elimiz değmedi. 我们走的时候没来得及向熟人, 甚至我们的亲人打招呼。\eli değnekli 乖僻的, 不合群的, 难于共处的 -in \eli dursa ayağı durmamak 好动, 手脚不停, 调皮, 不听话 \eli düzgün 手巧的, 身手敏捷的 -in \eli ekmek tutmak 自食其力: İşi var, eli ekmek tutuyor. 他有工作, 已经自食其力了。-in \eli erişmek 有机会, 有时间 -in \eli ermez gücü yetmemek 走投无路, 无能为力 -in \eli geniş olmak 富裕, 有钱, 手头阔绰: Şu günlerde elimin geniş olmadığını anladığın hâlde bana yine baskı yapmakta devam ediyorsun. 明知道我现在手头不宽裕, 可是你还是这么逼我。-in \eli genişlemek 变阔, 发财: İlerde elimiz genişler de borcumuzu öderiz. 以后我们有钱了, 会把债还清的。\eli gitmek 想抓住 -e \eli gitmemek 不愿做, 不会干 -in \eli hafif 手轻的, 动作轻的: Hemşire hanımın eli çok hafif; hiç acıtmadan iğne yaptı. 护士小姐的动作很轻, 打针一点儿都不疼。-in \eli hamur karnı aç 白忙活的, 为他人做嫁衣的: Çok çalıştığım hâlde elim hamur karnım aç. 我很忙, 却是为他人做嫁衣。-in \eli iki yanına gelmek 1) 撒手人寰, 故去 2) 死后了帐 -in \eli işe yatkın 手巧的, 能干的: Elleriniz işe yatkın olmaktan çok, kollarınız güçlü. 你们的手不巧, 但是胳膊很有劲。\eli işe yatmak 有工作能力, 能干, 手巧, 办事麻利, 勤快: Eli işe yatıyor. 他干活很勤快。Elim hiç bir işe yatmadı. Ömür sürdüm faydasız. 我肩不能担, 手不能提, 这一辈子过得一点儿意思也没有。\eli işlemek 勤劳能干 \eli işte, gözü oynaşta 心不在焉: Eli işte gözü oynaşta olan kişi işinde başarılı olamaz. 心不在焉的人一事无成。İşlerini elbette beğenmezler, çünkü ağzı aya gözü çaya bakıyor, eli işte gözü oynaştadır. 他们肯定不喜欢他们的工作, 因为他们漫不经心, 心不在焉。\eli kadar 巴掌大的, 很小的 \eli kalem tutmak 擅长于写作: Saz sanatkârı bütün kedileri sever. Aynı zamanda eli kalem tuttuğundan sevdiği kedilerin bir bir hikâyesini yazar. 这位塔尔琴演奏家喜欢各种各样的猫, 同时擅长于写作, 因此写下了一个个他所喜欢的猫的故事。-e \eli kırılmak 1) 习惯于, 擅长于; 熟练, 有经验, 老练 2) 不会伤害他人 \eli kısa 俚́ 无能的, 没本事的 -in \elı kolu bağlı 束缚住手脚的, 受约束的 -in \eli kolu bağlı kalmak (或 durmak) 被缚住手脚, 做事没有自由, 束手就擒: Düşman askerleri şu tepenin ardından görünüverirse, elin kolun bağlı durabilir misin? 一旦敌军突然从那座山峰背面出现, 你不就要束手就擒了吗?\eli koynunda 1) 失败, 完蛋, 没有出路的, 束手无策的: Kuraklık yüzünden çiftçilerin eli koynunda kaldı. 面对干旱, 农夫们束手无策。İşittiklerinin hiçbirine kulak asmadın, şimdi böyle elleri koynunda oturuyorsun. 你过去一句话也听不进去, 现在没辙了吧! 2) 无所事事的 3) 老实巴交的, 不爱惹事的, 沉默寡言的 -in \eli kulağında 1) 快到, 临近: akşamın \eli kulağında iken 当夜幕降临时 Bayramın eli kulağındadır. 节日快到了。 2) 警惕的, 警觉的, 准备好的 -in \eli kurumak 手不能拿东西, 手废了: Eli kurusun! 把他的手废了!\eli maşalı 蛮横无礼的(女人): Kasımpaşalı \eli maşalı 母夜叉 -e \eli olmak 插手, 参与, 有联系: Şu hâlde Ali Bey'i Ahmet'in ölümünde de eli olanlardan saymak lâzım geliyordu. 如果是这样的话, 应该认为阿里先生同艾哈迈德的死也有关系。\eli öpülür adam 受尊重的人: Ali Bey deyip geçme, eli öpülür adamdır. 别把阿里先生不当回事, 他可是一个受人尊重的人。-in \eli para görmek (或 tutmak) 变富, 变阔, 到手很多钱: Elin para tutuyor. Kızı istersen, babası da vermeğe yanaşırsa, alır mısın? 你现在有钱了, 如果你想娶那姑娘, 她的父亲也同意, 你娶她吗?\eli pek 吝啬的, 小气的: Ali usta eli pek bir adamdır. 阿里师傅是一个很小气的人。\eli silâh tutmak 会使用武器: Halk arasında da eli silâh tutan büyük bir kalabalık bulunuyordu. 民间也有很多人会使用武器。\eli sopalı 好斗的, 好打架的, 迷信武力的 \eli şakağında 烦恼的, 焦虑的, 忧郁的: Biraz küskün, daima eli şakağında. 他有点儿不高兴, 总是一副忧郁的样子。\eli tartısız 无度的, 大手大脚的: Eli tartısız kadın bir evi kolay kolay geçindiremez. 大手大脚的女人管不好家。\eli taş altında kalmak 无可奈何, 束手无策, 一筹莫展 \eli terazili 有绝招的, 有绝活的, 技艺高超的 \eli uğurlu 手气好的 \eli uz 灵巧的, 能干的, 熟练的; 有绝招的, 有绝活的, 技艺高超的: Elinden her iş gelir, eli uzdur. 他心灵手巧, 什么活儿都能干。\eli uzun 1) 势力大的 2) 什么都会干的 3) 小偷 \eli üstün olmak 胜人一筹 \eli üstünde tutmak 很看重, 爱不释手 -e \eli varmamak 不愿做, 不会干: Babasına kötülük etmeye eli varmadı. 他是不会害他的爸爸的。Bahçemizdeki çiçekleri seyretmeye elim varmıyor. 我不想去花园去看花。Temiz yere kolay çöp atamazsınız. Eliniz varmaz. 您不会随地扔垃圾, 您不会这样做。\eli yakasında olmak 向某人要求自己的权利, 向某人讨说法 -e \eli yatkın 熟练的, 有经验的, 老练的: Ali’nin onarım işlerine el pek yatkındır. 阿里很擅长于维修。-e \eli yatmak 擅长于, 善于, 习惯: Daha çatal ve bıçağı tutmasına eli yatmamıştı. 那时他还不习惯使用刀叉。Ev işlerinde annesine yardım eder, hattâ onun örgülerine, gergeflerine biraz eli yatardı. 她会帮妈妈干家务, 甚至颇善于编织和刺绣。\eli yerden gökten kesilmek 得不到任何帮助; 叫天天不应, 叫地地不灵 \eli yordamlı 灵巧的, 熟练的 \eli yufka 手头拮据的, 贫困潦倒的, 艰难度日的 \eli yumuk katı canlı 一毛不拔而又铁石心肠的 \eli yüreğinin üstünde olmak 不安地等候, 焦虑不安的期待着(不好的结果) \eli yüzü düzgün 漂亮的, 标致的, 俏的, 美丽的: \eli yüzü düzgün bir kadın 一位标致的女子 Eli yüzü düzgün köy ve kasabalarda geçerek nihayet şehre ulaştık. 我们穿过美丽的村庄和小镇, 终于来到了城里。\elim ve valım 非常痛苦的, 非常可怕的 \elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi 一呼百应 \elin nur topu gibi kız 掌上明珠 -in \elinde 1) 掌握: Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım. 我把属于我的所有钱都投进了这座房子。Mal onun elindedir. 财产在他的名下。 2) 在某人的照顾下, 在某人的监控下: Çocuklar bu kadının elinde büyüdüler. 孩子们在这位妇女的看护下长大了。-in \elinde avucunda nesi varsa 全部财产: Elinde avucunda nesi varsa kumara toplumumuzda çokça rastlanır. 在我们这个社会上, 倾家荡产去赌博的人比比皆是。-in \elinde avucunda bir şey kalmamak 一无所有, 两手空空: Bu kadar çok harcasan yakında elinde avucunda bir şey kalmaz. 你再这么花销无度, 很快就会一无所有, 两手空空。Öyle bir hale düştü ki Elinde avucunda bir şeyciği kalmadı. 他已经沦落到了这种地步, 一无所有, 两手空空。-in \elinde bulunmak (或 olmak) 拥有, 占有, 持有 -in \elinde büyümek 被抚养大: O da senin gibi elimizde büyüdü. 和你一样, 他也是我们抚养成人的。\elinde ekşimek (被)延误, (被)耽误 -in \elinde kalmak 1) 在某人的看护下, 在某人的控制下 2) 砸在手里, 卖不掉: Pazarcının sebzelerinin yarısı elinde kalmış. 小贩的菜有一半儿没卖出去。\elinde kezzap suyu 毁灭一切的人 \elinde olmak 全力以赴, 力所能及: Okulda en yüksek notu almak elindeydi; ama düzenli çalışmadı. 在学校, 他要全力以赴拿最高分, 可是他学习不好。\elinde olmamak 无法左右; 由不得自己, 情不自禁地: Elinde olmadan başını kaldırdı ve göz göze gelince de konuşmak zorunda kaldı. 他迫不得已地抬起头, 彼此看见了, 他也就不得不说话了。Elinde olmadan gülümsedi. 他情不自禁地笑了。Ali da, elinde olmaksızın çocuktan söz ederken kendi karısına beddua ediyordu. 阿里一提到孩子就情不自禁地要骂他的老婆。-i \elinde tutmak 1) 垄断, 独占; 专营, 专利; 控制: Piyasayı elinde tutuyor. 他已经控制了市场。Tütün satışlarını devlet elinde tutuyor. 国家垄断着烟草销售。 2) 不卖 \elinden 因为, 由于: senin \elinden 因为你的原因 -in \elinden almak 夺走: Bir evlâdım vardı, Allah elimden aldı, bağrıma taş basarım. 我曾经有一个孩子, 真主把他召回去了, 我认命。-in \elinden bir iş gelmek 什么事都会做: Elinizden iki paralık iş gelmez. Siz adam olsanız ben böyle insanları semtime mi uğratırım. 你们什么都不会做, 如果你们能干的话, 我还要这些人干什么?-in \elinden bir kaza çıkmak 惹祸, 搞出不好的事: Belki elinden bir kaza çıkar diye evine girmeye cesaret edemedi. 他大概又惹祸了才不敢回家。Elimden bir kaza çıkmıyacak. 我不会惹事生非的。Elinden bir kaza çıkmakla hem kendi ocağını, hem kardeşinin ocağını söndürmüş oldu. 都是他惹的祸, 不仅害了他自己一家, 还害了他哥哥一家。-in \elinden bir sakatlık çıkmak 惹祸, 搞出不好的事 -in \elinden bir şey gelmek 什么事都会做: Yüreğim kurşun olduğu hâlde elimden ağlamaktan başka bir şey gelmiyor. 虽然我的心是铅做的, 我也忍不住哭了。-in \elinden bir şey kurtulmamak 没有干不成的事情: Azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz. 世上无难事, 只怕有心人。\elinden çekmek 讨厌, 厌恶 -in \elinden çıkmak 出自某人之手: Bu kitap benim elimden çıktı. 这本书是我写的。Elbisenin kumaşı iyi değil ama, iyi bir terzi elinden çıktığı belli. 这件衣服的质地不好, 但做工考究。-in \elinden düşürmemek 爱不释手: Babam bu kalemi pek sever; onu hiç elinden düşürmez. 爸爸很喜欢这只笔, 爱不释手。-in \elinden geldiğince 极力, 尽力, 全心全意地: Kendisi de tam karşıma geçmiş; elinden geldiğince bana iyi davranıyor ve daha çok benimle ilgileniyordu. 他也坐在我的对面, 殷勤地招待我, 对我特别偏爱。Çetin Bey baba adamdır, elinden geldiğince herkese iyilik eder, yardımını esirgemez. 切廷先生是一个好人, 尽心尽力地为大家做好事, 毫不吝啬地帮人排忧解难。-in \elinden geleni ardına (或 arkasına) koymamak (或 bırakmamak) 坏事做尽: Senin tehditlerin beni yıldıramaz, elinden geleni ardına koyma. 来吧!有什么招数全使出来吧!你吓不倒我。Tehditlerine kulak asmam, elinden geleni ardına koyma. 我不怕你的威胁, 来吧!有什么招数全使出来吧!-in \elinden geleni yapmak 尽力而为: Başarmak için elinden geleni ifa etmekte. 他正在竭尽全力争取成功。Biricik çocuğu için elinden geleni yapmıştı. 他为自己的独生子费尽了心血。-in \elinden gelmek 能做: Ne şiir yazmak elimden gelir, ne roman. 无论是作诗, 还是写小说, 我都不会。Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur. 成́ 我已尽力而为; 我把吃奶的劲都使出来了。-in \elinden gelmemek 不能做, 干不了, 办不成: Adağın nerede kaldı, meseleyi kolaylıkla halledeceğini söylemiştin, hâlbuki baş yarmaktan başka birşey elinden gelmedi. 你是怎么答应的?你说你办这件事容易得很, 可是除了添乱你什么事情也办不成。Bu iş elimden gelmez. 这件事我干不了。Elinden gelmiyen iş yoktur. 没有他不会的事。\elinden gelse bir kaşık suda boğmak 欺软怕硬, 吃柿子拣软的捏 -in \elinden hiçbir şey kurtulmamak 门门在行, 事事精通: Her işten anlıyor; elinden hiç bir şey kurutulmuyor. 他无所不通, 没有他干不了的事。-in \elinden içmek 受款待, 被请客 \elinden incinmek 挨骂 -in \elinden iş çıkmak 做, 干 -in \elinden iş çıkmamak (做事)磨磨蹭蹭, 拖拖拉拉 -in \elinden iş gelmek 做, 干: Elinden bir iş gelmez; ama bize ağız satıyor. 他什么也干不了, 可是仍向我们夸口。-in \elinden iyi iş gelmek 有才干, 有本事 \elinden kabuklu koz yenmez 不讲卫生的人 -in \elinden kan çıkmak 犯罪: Kırk kanını Allah'a affettirmeğe çalışırken kazara, elinden yeni bir kan çıkmıştı. 当他试图请求真主饶恕他的种种罪行时, 他又意外地犯了新罪。-in \elinden koymak 不放手, 不松手: Kitabı bütün gün elinden koymadı. 她成天手不释卷。-in \elinden kurtulmak 摆脱, 逃脱: Kuş olsan da kurtulmazdın elimden / Eğer görsem idi gözümle seni. 只要是让我盯上了, 你就插翅难飞。-in \elinden tutmak 帮助, 帮忙, 援助; 接济; 关心: Annem elimden tutuyor. 我妈妈在帮我。Sizden çok iyilikler gördüm. En müşkül bir zamanda elimden tutunuz. 我得到了您的鼎力相助, 在我最困难的时候, 您拉了我一把。\elinden uçmak 失去, 丧失 \eline ağır 1) 手脚不利索的, 笨头笨脑的, 迟钝的, 反应慢的 2) 不想还债的, 赖帐的: Borç para vermeye tövbe ettim, kimisi aldığını vermiyor, kimi eline ağır oluyor. 我发誓再也不借钱给别人了。有些人借了不还, 有些人还想赖帐。-in \eline almak 1) 掌管, 负责, 看管: Tahliye edilirse bilâhare onun idaresini elime alacağım. 如果他要撤离的话, 以后他那个部门将由我来掌管。 2) 承担, 尝试 -e \eline ayağına kapanmak (或 sarılmak, düşmek) 跪下乞求, 恳求, 苦苦哀求: Eline ayağına düşüp bir maval okusan belki paçayı kurtarırdın. 如果你跪下来哀求, 再说些好话, 也许你早就解脱了。\eline ayağına üşenmemek 勤快 -in \eline bakmak 1) 靠某人养活: Beş nüfus benim elime bakıyor. 我养活着5口人。Bir senedir burada oturuyorlar, o adamın eline bakıyorlar. 他们在这里住了一年了, 一直靠那个人养活着。Yaşlanınca çocuklarının eline bakmak zordur. 他老了以后很难指望儿女养活他。 2) 渴望帮助 3) 看某人带什么来了, 看某人拿着什么东西 \eline çabuk 效率高的, (办事)麻利的: Eline çok çabuktur. 他办事很麻利。-in \eline değmek 收到: Mektup elime değmedi. 我没有收到信。-in \eline doğmak 从小就认识: A, Ahmet'i nasıl tanımam? Elime doğdu. 嗨!我怎么能不认识艾哈迈德?他是我看着长大的。-in \eline düşmek 1) 被占领: Kale düşman eline düştü. 要塞落入敌人之手。 2) 被抓住: Haydutların eline düştü. 他落到了强盗之手。Polisin eline düştü. 他落入警察之手。 3) 被控制: Eline düşersem beni muhakkak öldürürdü. 我要是落在他的手里, 他非杀了我不可。Yıllar önce bana oyun oynamıştı; şimdi elime düştü. 几年前他耍了我, 现在可落在了我的手里。 4) 碰到, 遇见: Çocuk iyi bir öğretmenin eline düştü. 孩子遇到个好老师。 5) 需要: Elbet bir gün elime düşersin. 总有一天你会需要我的。\eline erkek eli değmemiş olmak (姑娘)贞洁 \eline eteğine doğru 无罪过的, 无污点的, 纯洁的 \eline eteğine sarılmak 乞求, 恳求, 哀求 \eline fırsat düşmek (或 geçmek) 抓住机会 -i \eline geçirmek 1) 得到, 获得, 搞到, 拿到: O yazma eseri sahaflarda elime geçirtim. 那本手抄本的东西是我从旧书店搞到的。Eline geçirince dibine darı ekmeden bırakmaz. (钱)一到手, 他是不花光用净不罢休。 2) 抓住, 抓获: İşte seni elime geçirdim, koca canavar! 好!我可抓住你了, 你这个大坏蛋!Bir elime geçirirsem seni eşek sudan gelinceye kadar döverim. 我要是能抓到你, 一定会好好收拾你一顿!-in \eline geçmek (或 girmek) 1) 获得, 赚得, 挣得: Evi sattım, elime bin iki yüz dolar kadar bir şey geçti. 我卖了房子, 获得了大约1200美元的东西。Eline geçen paranın çoğu da çoluğa çocuğa gidiyor. 他挣点儿钱大都花在老婆孩子身上了。 2) 遇见, 找到: Eline geçen her kitabı okur. 没有他不看的书。Geçen gün sandığı karıştırırken elime işlemeli çevreler geçti. 前天我翻我的箱子, 翻出了几块绣花手帕。 3) 收到, 得到: Bu mektuplardan birkaç tanesi elime geçti. 这些信有几封我收到了。 4) 扣押, 扣留, 抓住: Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin. 我们把花瓶拿开吧!别让孩子够着了!-in \eline kalmak 由某人照管: İki yaşında iken elime kalmıştı. Şimdi on sekiz yaşında. 他两岁的时候我带过他, 现在他已经18岁了。(-i, -in) \eline sıkıştırmak 悄悄地给东西 -in \eline su dökememek 某人比某人差远了, 远远不如; 望尘莫及: Ali onun eline su dökemez. 阿里给他提鞋还不配呢!Şimdikiler onların eline su dökemez. 现在这些人比他们差远了。\eline tetik 勤快的, 麻利的, 利索的 (-i, -in) \eline tutuşturmak 悄悄地给东西: Bir şey demeden mektubu elime tutuşturdu. 他一声不吭, 悄悄地把信塞到我手里。\eline yüzüne bulaştırmak 弄得灰头土脸的, 工作没做好 \elini ayağını bağlamak 束缚手脚 \elini ayağını kesmek (或 çekmek) 不让去某处 - den \elini ayağını öpmek 哀求, 央求: Elini ayağını öpeyim. 我求求你啦!\elini bırakıp ayağına sarılmak 哀求, 央求 \elini ceb (in) e atmak 掏钱 \elini çabuk tutmak 快干, 麻利: Elini çabuk tut kız, misafirlere kahve götüreceksin. 姑娘, 麻利点儿, 把咖啡给客人们送去!Şoförümüz elini çabuk tutmasaydı, bir kazanın meydana gelmesi işten bile değildi. 要不是我们的司机手脚麻利, 很容易出交通事故。Yavrum kapana tutulmak istemiyorsan elini çabuk tut. 小子!你要是不想被抓住, 就手脚麻利点儿!- den \elini eteğini çekmek 切断联系, 退出: Odasına kapandı. aylarca dünyadan elini eteğini çekti. 他闭门不出, 已有数月与世隔绝了。Bir yaşlı akrabam elini eteğini siyasetten çektiken sonra gül yetiştirmeye başladı. 我的一位上了年纪的亲戚退出政界之后开始养植玫瑰花。-in \elini eteğini öpmek 哀求, 央求: Onun bunun elini eteğini öpmek süretiyle bu mevkiye geldi. 他四处求人, 才得到了这个职位。\elini kalbine (或 göğsüne) koymak 公正, 公平, 凭良心 \elini kaldırmak 挥手, 招手: Elini kaldırarak taksiyi durdurdu. 他挥手拦了一辆出租车。\elini kana bula (ştır) mak 双手沾满鲜血, 伤人, 杀人: Kavga edenler ellerini kana buladılar. 斗殴者们浑身是血, 有死有伤。\elini kesmek 阻挠, 阻止 -in \elini kolunu bağlamak 束缚手脚; 约束: Bu çocuk elimi kolumu bağlamasa ben de çalışmak isterim tabiî. 要不是这个孩子拴住了我的手脚, 我当然也愿意去工作。\elini kolunu sallaya sallaya gelmek 空手而来, 空手而归, 一无所获 \elini kolunu sallaya sallaya gezmek 自由自在地周游, 漫游: Bütün memleketi, elimi kolumu sallayarak serbest ve rahat dolaşmağa başlamıştım. 我开始自由自在地漫游全国。\elini kulağına atmak (在唱歌时)使手置于耳后 \elini oğuşturmak 踌躇不安: Ali epeyce gecikti, nihayet elleri oğuşturarak içeri girdi. 阿里迟到得太多, 最后踌躇不安地进来了。\elini oynatmak 1) 不惜钱财 2) 抓紧干: Haydi elini oynat ta bitir şu işi. 嗨!抓紧快把这点儿活儿干完。\elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi) 一呼百应 \elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak (或 değdirmemek, koymamak) (在家)什么活都不干; 衣来伸手, 饭来张口; 转́ 娇生惯养 \elini sıkmak 握手: birbirinin \elini sıkmak 互相握手 -e \elini sürmemek 1) 不碰, 不能摸 2) 不屈尊做, 不做 \elini şakağa koymak 认真思索 \elini uzatmak 帮助, 援助: Kızılay, yoksullara elini uzatır. 红新月会救助穷人。\elini üstüne koymak 触摸: Hemen o yöne doğru gitti, yere eğilip ellerini üstüne koydu. 他连忙跑过去, 弯下身子, 用两只手去摸。-e \elini veren kolunu (或 ayağını) alamaz 欲壑难填的, 得寸进尺的, 得陇望蜀的: Aman uyanık ol; ona elini veren kolunu alamaz. 你可要当心!他这个人欲壑难填。\elini vermek 1) 旧́ 帮助, 伸出援助之手: Bir (或 sağ) elin verdiğini öbür (或 sol) elin duymasın. 成́ 助人莫声张。 2) 旧́ 赋予某人某种权力 3) 准许某人行医 4) (牌戏中)输牌 \elini vicdanına koyarak konuşmak (或 söylemek) 凭良心说话 \elini vicdanına koymak 公正, 公平, 凭良心 \elini yıkamak 洗手不干; 不再管 \elini yüzüne almak 硬着头皮去求人 \elinin altında 在手头, 在身边, 手下的; 唾手可得: Elinin altındaki asker pek azdı. 在他身边的士兵不多。Siz daha elinizin altındaki iki üç kopuğa söz geçiremiyorsunuz. 您别再吩咐您手下的那两、三个游手好闲者做什么事了。\elinin hamuruyla erkek işine karışmak 妇女试图做力所不及的事 \elinin körü 1) 住嘴! 2) 难以理解的, 嘈杂的: Acentenin açık arka pencerelerinden her gün işittiği elinin körü bir lisanın yaygarası sokağın ortasına düşüyor. 大街上每天都可以听到办事处敞开的后窗里传出的嘈杂的叫喊声。\eliyle 以…为中介, 通过: Kardeşimin eliyle arkadaşıma mektup yolladım. 我让我兄弟给我的同事捎去一封信。\eliyle koymuş gibi 没有找地, 轻易地: Eliyle koymuş gibi rafta çay kavanozunu buldu. 他一下子就找到了放在架子上的茶叶筒。\eliyle koynunun arası kırk yıllık yol 铁公鸡一毛不拔 -in \elle tutulacak tarafı (或 yanı, yeri) kalmamak 1) 全面崩溃 2) 没有任何价值, 失去信任 3) 破烂不堪: Pantolonu o kadar eskimişti ki, elle tutulacak tarafı kalmamıştı. 这条裤子也太破了, 都提不起来了。\el (iy) le tutulur 真实的, 实际的; 非常明显的, 众所周知的 \elle tutulur gözle görülür (或 dille anlatılır) 看得见摸得着的, 实实在在的; 众所周知的: Ali'nin yakışıklılığı elle tutulur, dille anlatılır makbul bir yakışıklılık değildir. 阿里的英俊不是那种众所周知的公认的英俊。\ellerde gezmek 爱不释手, 非常喜爱 \elleri altında 手边的, 唾手可得的, 现成的: Ailelerin daima elleri altında bulunabilen malzeme ile güzel yemekler nasıl pişirilir? 怎么才能用家庭常备的材料做出可口的饭菜呢?\ellerini kavuşturmak 双手抱拳; 双手合十: Ellerini kavuşturarak kıza teşekkür etti. 他双手抱拳, 谢过了小姐。Kız, diz çöktü, küçük ellerini kavuşturdu ve duaya başladı. 小姐跪下身子, 双手合十, 开始许愿。\ellerini üstüne sürmek 用双手摸: Kirli ellerini üstüne sürme. 请你不要把脏手放在上面!\elleriyle çalışan 自食其力的
    ◆ El elden üstündür. 山外有山, 天外有天; 强中自有强中手, 能人之外有能人。El etek öpmekle ağız (或 dudak) aşınmaz. 阿谀奉承不吃亏。El öpmekle ağız aşınmaz. 该求人时且求人, 求人亦不丢人。El yarası geçer (或 onulur), dil yarası geçmez (或 onulmaz). 皮肉之伤好愈合, 恶语伤人恨难消。-in Eline sağlık 手艺真不错: Elinize sağlık, balık nefis olmuş. 您手艺真不错, 这道鱼做得太好了。Elinle ver, ayağınla ara. 借出容易索回难: Artık elinle ver, ayağınla ara, en iyisi hiç kimseye birşey vermezsin, sonra uğraşmaktan da kurtulursun. 借时容易还时难, 最好的办法是谁也不借, 免得以后麻烦。Eliyle hamur ovalar, gözüyle dana kovalar. (女人)心不在焉一事无成。Eller yukarı! 举起手来!快投降!Ellerim yanıma gelsin ellerin dert görmesin! 祝你万事如意!
    II
    is.
    1. 外人, 生人, 别人, 他人: \el evi 旁人家 Elin karısına kızına göz dikmenin akıbeti budur. 这就是你觊觎他人妻女的下场。Zurnayı biz çaldık parayı el topladı. 成́ 我们卖力他受益, 尽为他人做嫁衣。
    2. 国家, 省, 地区: yad \eller 外地, 外乡 Bizim eller ne güzel eller. 我们的国家山河壮丽。Ala gözlü nazlı dilber / Koma beni el yerine. 褐色眼睛的美娇娘, 请不要把我抛弃在他乡。
    3. 人民: El mi yaman bey mi yaman? El yaman! 谁是世界的主宰?人民!
    4. 俗́ 游牧者, 游民
    ◇ \el adamı 陌生人, 异乡人 \el ağzı ile çorba yemek (或 içmek) 人云亦云, 鹦鹉学舌: Kendi görüşü yok; el ağzıyla çorba içer. 他没有自己的主见, 总是人云亦云。\el ağzı ile kuş tutmak 亦步亦趋 \el ağzına bakmak 人云亦云, 亦步亦趋 \el ağzına düşmek 被人议论 \el ağzına sakız olmak 被人议论 \el arı düşman gayreti (或 körü) 为了顾全面子, 为了装点门面 \el ayak çekilmek 变空, 变得空荡荡, 空无一人; (声音等)消逝, 夜深人静: El ayak çekilince bekçi düdüğü duyuldu. 夜深人静之后, 传来了更夫的哨子声。El ayak çekildikten sonra kalkar kendime bir güzel çay demlerim. 等人都走了之后, 我要自己给自己泡一壶好茶。\el ile gelen düğün bayram 同舟共济 \el kanadı ile uçmak 靠别人接济生活 \el kapısı 1) 婆家 2) 别人家: El kapısında çalışmak çok zordur. 在别人家做工很难。Ben baba ocağında yetiştim, senin gibi el kapısında büyümedim. 我是在我的老家长大的, 不像你那样是在别人家长大的。\el kapısına düşmek 需要别人: Başından nasıl bir sergüzeşt geçmişti de böyle el kapılarına düşmüştü? 他经历了一次怎样的冒险, 这样需要别人?\el kazanıyla aş kaynatmak 依靠别人帮助做事 \el sözüne uymak 按别人说的做 \el yüzüne bakamamak 不愿见任何人 \elden ayrıksı 与众不同 \elden vefa, zehirden şifa 不要寄希望于别人 \ele güne (karşı) 面对所有人, 在外人面前: Sade yurttaşlara karşı değil, ele güne karşı da açmazlara düşüyoruz. 我们不仅无颜面对国人, 就是在世人面前也处于尴尬的地位。-i \ele vermek 1) 通知, 告密, 告发; 出卖, 叛变, 背叛; 泄露, 暴露; 招供出: Aman babamın başı için beni ele vermeyin. 看在我父亲的面子上, 请别告发我。Eşkiyaları bir hafta sonra ele verdi. 一周之后, 他告发了这帮匪徒。 2) 使白费力气: Allah emeklerini ele vermesin. 老天保佑你别白忙活一场!\elin ağzına bakmak 对别人言听计从 \elin gözündeki çöpü görüp de kendi gözündeki direği görememek 看别人是豆腐渣, 看自己是一朵花 \elin günahını almak 无理指责
    ◆ El ağzına bakan karısını tez boşar. 家事总听别人话, 老婆就得回娘家。El atına binen tez iner. 好借好还, 再借不难。El beğenmezse yer beğensin. 与其万人嫌, 不如死了算。El elin aynasıdır. 旁观者清。El için kuyu kazan, evvelâ kendi düşer. 搬起石头砸自己的脚。El kazanı ile aş kaynamaz. 用借来的锅做不成饭, 总依赖别人的帮助则将一事无成。Elden glen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz. 外人之饭不可靠, 肚到饥时找不到。Elin ağzı torba değil ki (çekip) büzesiniz. 走自己的路, 让别人说去吧。

    Türkçe-Çince Sözlük > el

  • 4 sıkmak

    вы́жать жать зажа́ть пожа́ть прижа́ть сжать стя́гивать
    * * *
    -i
    1) жать, сжима́ть, прижима́ть

    çizmeleri sıkıyor — сапоги́ [ему́] жмут

    elini sıkmak — пожа́ть [ему́] ру́ку

    göğüsüne sıkmak — прижа́ть к груди́

    2) выжима́ть, выда́вливать

    limon sıkmak — выжима́ть сок из лимо́на

    üzüm sıkmak — дави́ть виногра́д

    3) полива́ть из шла́нга

    yangına su sıkmak — залива́ть пожа́р

    4) вы́стрелить

    ona doğru bir kurşun sıktı — он вы́стрелил пря́мо в него́

    5) перен. нажима́ть, притесня́ть, дави́ть на кого

    çocuğu çok sıkıyorlar — они́ сли́шком притесня́ют ребёнка

    6) стесня́ть; надоеда́ть; опосты́леть

    böyle şeyler onu sıkar — подо́бные ве́щи надоеда́ют ему́

    hayat beni sıkıyor — жизнь мне опосты́лела

    Türkçe-rusça sözlük > sıkmak

  • 5 sıkmak

    sıkmak <- ar>
    vt
    1) dişini \sıkmak ( fig) o ( fam) die Zähne zusammenbeißen, sich am Riemen reißen
    birinin elini \sıkmak jdm die Hand drücken [o schütteln]
    birinin gırtlağını \sıkmak jdm die Kehle zudrücken
    birinin/kendi kafasına bir kurşun \sıkmak jdm/sich eine Kugel in den Kopf jagen
    kemerini \sıkmak ( fig) den Gürtel enger schnallen
    2) ( meyve) auspressen
    3) ( yumruğunu) ballen
    4) ( püskürtmek) spritzen
    5) ( vida) anziehen
    bir şeyin vidasını \sıkmak etw fester schrauben

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > sıkmak

  • 6 el

    el s
    1. 1) Hand f
    \el \ele Hand in Hand
    \el çırpmak in die Hände klatschen
    bir şeye \el koymak etw beschlagnahmen [o einziehen], etw sicherstellen
    bir şeyi \el altından satmak etw unter der Hand verkaufen
    \elde etmek ( bir şeyi) erlangen/erreichen/bekommen; ( bir kimseyi) (für sich) gewinnen, erobern; ( kendi hizmetine almak) abwerben
    birini bir şey için \elde etmek jdn für etw gewinnen
    bir şeyi \elde tutmak etw besitzen
    \elden ağıza yaşamak von der Hand in den Mund leben
    \elden çıkmak abhandenkommen
    bir şeyi \ele almak ( fig) etw in die Hand nehmen, etw anpacken, etw ergreifen; ( konuyu, sorunu) behandeln
    birini/kendini \ele vermek jdn/sich verraten
    \eli ayağı yatağa bağlı olmak ( fig) o ( fam) ans Bett gefesselt sein
    \eli dar(da) olmak ( fam) knapp bei Kasse sein
    \elim kolum bağlı ( fig) o ( fam) mir sind die Hände gebunden
    \elimde değil es liegt nicht in meiner Hand, ich kann nichts dafür
    \elinde olmak/olmamak etwas/nichts dafürkönnen
    \elinden geleni yapmak sein Bestes [o Bestmögliches] tun, sein Äußerstes tun, alles Menschenmögliche tun
    \elinden gelmek können
    \elinden gelmemek nicht anders können
    \elinden gelmiyormuş gibi yapma! stell dich nicht so ungeschickt an!
    \elinden iyi iş gelmek geschickt sein
    bir şeyi \eline almak etw in [o auf] die Hand nehmen
    birinin \eline su dökemez olmak ( fig) jdm nicht das Wasser reichen können
    bir şeyde \elini çabuk tutmak ( fam) mit etw schnell bei der Hand sein
    \elini kolunu sallaya sallaya mit leeren Händen
    birinin \elini sıkmak jdm die Hand schütteln [o drücken]
    bir şeyden \elini ayağını çekmek sich zurückziehen von etw
    \elini ayağını öpeyim ich flehe dich an
    birine \elini uzatmak jdm die Hand reichen
    bir \el bir \eli yıkar, iki \el bir yüzü yıkar ( prov) eine Hand wäscht die andere
    birinci/ikinci \elden aus erster/zweiter Hand
    çek \elini! Hände weg!
    sol/sağ \el(de) linke(r) /rechte(r) Hand
    \elle tutulur gözle görülür greifbar, handgreiflich; ( çok belirgin) deutlich erkennbar
    bu \el das liegt auf der Hand
    2) ( güç) Macht f
    \elinden geleni yapmak alles tun, was in seiner Macht steht, sein Bestes geben
    \elinden gelmek können
    \elinden gelmemek nicht anders können
    3) ( iskambilde)
    iyi bir \eli olmak ein gutes Blatt (auf der Hand) haben
    2. s
    1) ( yabancı) Fremde(r) f(m)
    \el için çukur [o kuyu] kazan, kendisi içine düşer ( prov) wer andern eine Grube gräbt, fällt selbst hinein
    \el kazanıyla aş kaynatmak ( fig) sich mit fremden Federn schmücken
    2) ( ülke) Land nt; ( yurt) Heimat f
    3) ( halk) Volk nt
    4) ( reg) ( aşiret) Volksstamm m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > el

  • 7 elini ayağını çekmek

    Türkçe-rusça sözlük > elini ayağını çekmek

  • 8 elini ayağını kesmek

    = elini ayağını çekmek переста́ть быва́ть (где-л.)

    Türkçe-rusça sözlük > elini ayağını kesmek

  • 9 elini kalbine koyarak düşünmek sürmek

    Türkçe-rusça sözlük > elini kalbine koyarak düşünmek sürmek

  • 10 elini kalbine koyarak hüküm sürmek

    Türkçe-rusça sözlük > elini kalbine koyarak hüküm sürmek

  • 11 elini kalbine koyarak söylemek sürmek

    = elini kalbine koyarak düşünmek sürmek, = elini kalbine koyarak hüküm sürmek сказа́ть / ду́мать / принима́ть реше́ние положа́ ру́ку на́ сердце

    Türkçe-rusça sözlük > elini kalbine koyarak söylemek sürmek

  • 12 sıkmak

    v. squeeze, tighten, make fast, hold tight, grip, bore, bother, give the willies, depress, ail, chevy, chivvy, chivy, clench, constipate, constrict, crush, cumber, distress, extrude, harass, hatchel, incommode, irk, jam, load, mope, oppress, pinch
    --------
    sıkmak (limon vb.)
    v. press, ream, ream out
    * * *
    1. annoy 2. bother 3. squeeze (n.)

    Turkish-English dictionary > sıkmak

  • 13 elini bırakmak

    elini bırakmak (toka)
    v. unclasp one's grasp

    Turkish-English dictionary > elini bırakmak

  • 14 suyunu sıkmak

    suyunu sıkmak (çamaşır)
    v. wring out

    Turkish-English dictionary > suyunu sıkmak

  • 15 sıkmak

    sıkmak <- ar> (-i) pressen, zusammendrücken A; (jemandem die Hand) drücken; Frucht auspressen; drücken (auf A); Wäsche auswringen; Wasser spritzen (-e auf A); Salve abfeuern; fig jemanden drangsalieren, piesacken, fam Schüler ordentlich vornehmen; jemanden verdrießen;
    sıkarsın (oder sıkıyorsun, sıktın)! du gehst mir auf die Nerven

    Türkçe-Almanca sözlük > sıkmak

  • 16 sıkmak

    - ar -i
    1. 捆紧, 束紧, 系紧; 搂紧, 抱紧: Ben onu göğsüme sıkıyorum. 我紧紧地把他抱在怀里。
    2. 压, 榨, 挤, 拧: çamaşır \sıkmak 拧干衣服 limon \sıkmak 挤柠檬汁 üzüm \sıkmak 榨葡萄汁
    3. 挤, 勒: ayakkabı ayağı \sıkmak 鞋挤脚 Kemer belimi sıktı. 我扎上了皮带。
    4. 压, 喷: flit \sıkmak 喷杀虫剂 yangına su \sıkmak 向着火点喷水
    5. 射, 射击, 发射: Üç kurşun sıktı. 他开了3枪。
    6. 使窘迫, 使困烦; 使为难, 苛求: Çocuğu çok sıkıyorlar. 他们对孩子太苛求了。
    7. 使厌倦, 使感到无聊: Böyle şeyler insanı sıkar. 这类事情使人厌烦。

    Türkçe-Çince Sözlük > sıkmak

  • 17 birbirinin apzına tükürmek

    вме́сте врать, вме́сте соверша́ть дурны́е посту́пки

    Türkçe-rusça sözlük > birbirinin apzına tükürmek

  • 18 birbirinin gözünü çıkarmak

    вы́царапать глаза́ друг дру́гу, дра́ться не на жизнь, а на́ смерть

    Türkçe-rusça sözlük > birbirinin gözünü çıkarmak

  • 19 canını sıkmak

    надоеда́ть, докуча́ть

    Türkçe-rusça sözlük > canını sıkmak

  • 20 dişini sıkmak

    сти́снуть зу́бы; стерпе́ть

    Türkçe-rusça sözlük > dişini sıkmak

Look at other dictionaries:

  • tokalaşmak — nsz, le Birbirinin elini sıkmak, el sıkışmak Yalnız rüyalarında birbirlerinden bir lahza ayrılıp tokalaşıyorlardı. S. F. Abasıyanık …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.