Translation: from english to turkish

from turkish to english

büyümüş

  • 1 adult

    adj. yetişkin, ergin, reşit, büyümüş, erişkin
    ————————
    n. yetişkin, ergin kimse
    * * *
    1. erişkin 2. yetişkin
    * * *
    1. adjective
    1) (fully grown: an adult gorilla.) yetişkin, erişkin
    2) (mature: adult behaviour.) olgun, aklı başında
    2. noun
    (a fully grown human being: That film is suitable only for adults.) büyük, ergin kimse

    English-Turkish dictionary > adult

  • 2 forward

    adj. ileri, ileriye doğru, ilerideki, ön, öndeki, turfanda, erken gelişmiş, büyümüş de küçülmüş, ilerlemiş, fazla ileriye giden, cüretli, hazır, istekli, vadeli, ileriye yönelik
    ————————
    adv. öne, ileri, ileriye, ileriye yönelik
    ————————
    n. forvet, ileride yer alan kimse
    ————————
    v. sevketmek, göndermek, yollamak, yeni adrese yollamak, ilerletmek
    * * *
    1. gönder (v.) 2. ileriye doğru (adj.)
    * * *
    ['fo:wəd] 1. adjective
    1) (moving on; advancing: a forward movement.) ileri
    2) (at or near the front: The forward part of a ship is called the `bows'.) önde, öne yakın
    2. adverb
    1) ((also forwards) moving towards the front: A pendulum swings backward(s) and forward(s).) ileri doğru
    2) (to a later time: from this time forward.) daha sonraya
    3. noun
    ((in certain team games, eg football, hockey) a player in a forward position.) forvet, ileri hat oyuncusu
    4. verb
    (to send (letters etc) on to another address: I have asked the post office to forward my mail.) (yeni adrese) göndermek

    English-Turkish dictionary > forward

  • 3 grown

    adj. olmuş, büyümüş, olgun, yetişkin
    * * *
    1. yetiştir (v.) 2. yetişkin (adj.)
    * * *
    adjective (adult: a grown man; fully grown.) yetişkin

    English-Turkish dictionary > grown

  • 4 growth

    n. büyüme, gelişme, geliştirme, büyümüş şey, ürün, filiz, sürgün, ur
    * * *
    büyüme
    * * *
    [-Ɵ]
    1) (the act or process of growing, increasing, developing etc: the growth of trade unionism.) büyüme
    2) (something that has grown: a week's growth of beard.) büyümüş şey
    3) (the amount by which something grows: to measure the growth of a plant.) büyüme oranı, gelişme miktarı
    4) (something unwanted which grows: a cancerous growth.) ur, şiş

    English-Turkish dictionary > growth

  • 5 overgrown

    adj. azman, çok büyümüş, kaplanmış, otlarla sarılmış
    * * *
    [əuvə'ɡroun]
    1) (full of plants that have grown too large or thick: Our garden is overgrown with weeds.) örtülü, kaplanmış
    2) (grown too large: an overgrown puppy.) azman

    English-Turkish dictionary > overgrown

  • 6 swelled

    adj. büyümüş, şişmiş, kabarmış
    * * *
    1. şiş (v.) 2. şişmiş (adj.)
    * * *
    ['swoulən]
    past tense; = swell

    English-Turkish dictionary > swelled

  • 7 full grown

    büyümüş, ergin, anaç
    * * *
    tamamen büyümüş

    English-Turkish dictionary > full grown

  • 8 grown up

    n. ergin, yetişkin
    * * *
    1. büyü (v.) 2. büyümüş (adj.)

    English-Turkish dictionary > grown up

  • 9 precocious

    adj. erken gelişmiş, vaktinden önce yetişmiş, büyümüş de küçülmüş, bacaksız
    * * *
    erken gelişmiş

    English-Turkish dictionary > precocious

  • 10 ingrown

    adj. içe doğru büyümüş, batık, kökleşmiş

    English-Turkish dictionary > ingrown

  • 11 grown

    büyümüs, yetiskin

    English to Turkish dictionary > grown

  • 12 growth

    büyüme, gelisme; artis, yükselis; büyümüs, gelismis sey; ur, tümör

    English to Turkish dictionary > growth

  • 13 outgrow

    -den daha çabuk büyümek; sigmamak;... için fazla büyümüs olmak

    English to Turkish dictionary > outgrow

  • 14 overgrown

    yabanil bitkilerle kapli; fazla büyümüs, hizli büyümüs

    English to Turkish dictionary > overgrown

  • 15 precocious

    erken gelismis, erken büyümüs

    English to Turkish dictionary > precocious

  • 16 full grown

    tamamen büyümüş

    English-Turkish new dictionary > full grown

  • 17 grown up

    v.büyü:adj.büyümüş

    English-Turkish new dictionary > grown up

Look at other dictionaries:

  • büyümüş de küçülmüş — konuşması ve davranışları yaşına uymayan, büyüklerinki gibi olan Küçücük gözlü, çokbilmiş suratlı, büyümüş de küçülmüş, kavruk bir oğlandı. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dağda büyümüş — kaba ve görgüsüz kimse …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çocuk kalmak — büyümüş olmasına rağmen çocukça düşünceler taşıyıp çocuk gibi davranmak Araya araya bu oyunu mu buldun? Ayol sen sahiden çocuk kalmışsın. R. H. Karay …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • üsüb — büyümüş, uzamış …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • alyon — sf., argo Çok zengin (kimse) İki Dulun Kocası adlı bir taklitli güldürü oynanmış ve Nerval in gözünde büyümüş büyümüş, alyon kesilmiştir. S. Birsel …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • Mehmet Ali Erbil — (born 8 February 1957) is a Turkish comedian, actor and talk show host. Contents 1 Biography 2 Filmography 3 …   Wikipedia

  • Mehmet Ali Erbil — (* 8. Februar 1957 in Istanbul, Türkei) ist ein türkischer Schauspieler, Comedian und Showmaster. Inhaltsverzeichnis 1 Leben und Werk 2 Filme 3 Einzelnachweise …   Deutsch Wikipedia

  • Liste von Kanal-D-Sendungen — Die Liste von Kanal D Sendungen ist eine unvollständige Zusammenstellung laufender und eingestellter Formate des türkischen Privatfernsehsenders Kanal D. (Stand: März 2011) Inhaltsverzeichnis 1 Sendungen im Programm 1.1 Eigenproduktion 1.2… …   Deutsch Wikipedia

  • büyümek — nsz 1) Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde, boyutlar artmak, irileşmek, eskisinden büyük duruma gelmek Büyür güzellikleri, vücutları, kısmetleri çocuklar uyurken. F. H. Dağlarca 2) Yetişmek İhtiyar Süleyman Çavuşun ellerinde… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çalpara — is., Far. çār + pāre 1) Parmaklara takılıp çalınan zil veya buna benzer ses çıkarıcı araç Bet beniz solmuş, gözler büyümüş, kansız dudaklar aralık, alt üst dişler çalpara gibi birbirine vuruyor. H. R. Gürpınar 2) hay. b. Açıklarda, kumluk… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dağ — 1. is., Far. dāġ 1) Kızgın bir demirle vurulan damga, nişan 2) İyileştirmek için vücudun hastalıklı bölümüne kızgın bir araçla yapılan yanık 3) mec. Büyük üzüntü, acı Birleşik Sözler gözdağı 2. is. Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.