Translation: from turkish

böyle şeyler onu sıkar

  • 1 böyle

    böyle so; solche (+ pl);
    böyle şeyler solche Sachen, so etwas;
    böyle bir ein(e) solche(r), solches;
    böyleleri solche Leute pl;
    böyle olunca wenn dem so ist;
    bundan böyle von nun an;
    nereye böyle? wohin möchten Sie (wollen Sie) denn?

    Türkçe-Almanca sözlük > böyle

  • 2 sıkmak

    вы́жать жать зажа́ть пожа́ть прижа́ть сжать стя́гивать
    * * *
    -i
    1) жать, сжима́ть, прижима́ть

    çizmeleri sıkıyor — сапоги́ [ему́] жмут

    elini sıkmak — пожа́ть [ему́] ру́ку

    göğüsüne sıkmak — прижа́ть к груди́

    2) выжима́ть, выда́вливать

    limon sıkmak — выжима́ть сок из лимо́на

    üzüm sıkmak — дави́ть виногра́д

    3) полива́ть из шла́нга

    yangına su sıkmak — залива́ть пожа́р

    4) вы́стрелить

    ona doğru bir kurşun sıktı — он вы́стрелил пря́мо в него́

    5) перен. нажима́ть, притесня́ть, дави́ть на кого

    çocuğu çok sıkıyorlar — они́ сли́шком притесня́ют ребёнка

    6) стесня́ть; надоеда́ть; опосты́леть

    böyle şeyler onu sıkar — подо́бные ве́щи надоеда́ют ему́

    hayat beni sıkıyor — жизнь мне опосты́лела

    Türkçe-rusça sözlük > sıkmak

  • 3 sıkmak

    - ar -i
    1. 捆紧, 束紧, 系紧; 搂紧, 抱紧: Ben onu göğsüme sıkıyorum. 我紧紧地把他抱在怀里。
    2. 压, 榨, 挤, 拧: çamaşır \sıkmak 拧干衣服 limon \sıkmak 挤柠檬汁 üzüm \sıkmak 榨葡萄汁
    3. 挤, 勒: ayakkabı ayağı \sıkmak 鞋挤脚 Kemer belimi sıktı. 我扎上了皮带。
    4. 压, 喷: flit \sıkmak 喷杀虫剂 yangına su \sıkmak 向着火点喷水
    5. 射, 射击, 发射: Üç kurşun sıktı. 他开了3枪。
    6. 使窘迫, 使困烦; 使为难, 苛求: Çocuğu çok sıkıyorlar. 他们对孩子太苛求了。
    7. 使厌倦, 使感到无聊: Böyle şeyler insanı sıkar. 这类事情使人厌烦。

    Türkçe-Çince Sözlük > sıkmak

  • 4 akıl

    - klı 阿́ is.
    1. 理智, 明智; 智慧, 智能, 智力, 聪明: Akıl kişiye sermayedir. 智慧是人的财富。
    2. 记忆, 记忆力: \akıl defteri 记事本, 备忘录 Bu gün gibi aklında. 他记得清清楚楚, 就象今天刚发生的事一样。
    3. 主意, 念头, 想法, 心思: Şimdi bütün aklın artık para kazanmakta olsun. Sözlerimi kulağına küpe et. 你今后要把一门心思放到挣钱上去, 不要把我的话当耳旁风。
    4. 意见, 建议, 劝告, 忠告, 指点: Adamın aklına bak! 瞧这人出的这主意!Teke bu aklı pek beğenmiş, hemen razı olmuş. 羊认为这个主意不错, 立刻就同意了。
    5. 心灵: \akıl güzellikleri 心灵美
    6. 神态, 理智, 思维能力, 判断力, 理解力: \akıl doktoru 精神病医生 \akıl hastahanesi 精神病院 \akıl hastalığı 精神病 \akıl hastası 精神病患者, 疯子
    ◇ \akıl alıcı 有理智的, 明智的, 值得干的: \akıl alıcı bir iş 值得做的工作 \akıl almak 1) 领会, 懂得, 明白, 想象到: Daha altmış yıl önce, insanların aya gidebileceğini akıl almıyordu. 还是在60年前, 人们还想不到人类能登上月球。 2) 咨询, 讨主意, 讨教, 求教: Nasıl davranması gerektiği ile ilgili olarak babasından akıl aldı. 他问父亲他应该怎么办。Önemli işlere karar vermeden önce tanıdıklarımızdan akıl almamız yerinde olur. 在作出重大决定之前, 我们应该和朋友们商量一下。\akıl almaz 难以置信的, 惊人的: \akıl almaz canavarlık 难以置信的野蛮暴行 Anlattıkları akıl almaz şeylerdi ama gene de heyecanla dinlemekten kendimizi alamadık. 他讲的都是一些难以置信的事情, 可是我们仍然忍不住去饶有兴趣地听他讲。\akıl baliğ olmak 长大, 成熟: Küçük değil ki, bu sene akıl baliğ oldu. 他已经不小了, 今年已经长大成人了。-de \akıl başa sıçramak 醒悟, 明白, 发现 \akıl başa yar olmak 醒悟, 弄明白, 明白过来 \akıl bırakmamak 使糊涂: Çocuğun hâlleri anasında akıl bırakmadı. 孩子的态度把他的母亲弄糊涂了。\akıl cihetiyle iflâsa çıkmak 不可理解, 不可思议, 百思不得其解; 什么都不懂, 什么都不明白: Çehre züğürdü olarak kırk lırk beş yaşına kadar evde kaldığından akıl cihetiyle iflâsa çıkmış. 她其丑无比, 四十四、五岁了还嫁不出去, 因此不谙世事。\akıl çalmak 蛊惑, 迷惑, 诱惑, 引诱 \akıl çelmek 引入歧途, 诱惑 \akıl çileden çıkmak 一时糊涂 \akıl dağıtılırken değirmene karpuz öğütmeye gitmek 成́ 一时糊涂干傻事 \akıl dağıtmak 劝戒, 劝告, 出主意 -e \akıl danışmak 咨询, 商量, 讨主意: Mesleğini seçerken babasına akıl danıştı. 他找工作时同父亲商量。\akıl durdurmak 令人惊异, 令人赞叹的, 使人目瞪口呆, 使人震惊, 使人困惑: İki gün boyunca bu bin kilometrelik kıyıların akıl durduran tabiat güzellikleri içinde yola almaya başlamıştık. 在这绵延1000千米的海岸的令人赞叹的自然美景中, 我们开始了为时两天的行程。\akıl duyuları 视觉触觉和听觉 -e \akıl erdirmek 理解, 领悟, 领会, 明白, 懂得: Kral paralardan birçoğunun eksildiğini anlamış; fakat bunları kimin çalabileceğine akıl erdirememiş. 国王发现钱少了不少, 但是搞不明白是谁能把它们偷走。-e \akıl ermek 理解, 领会, 领悟, 明白: Onun işine akıl ermez. 不知道他在打什么主意。\akıl etmek 1) -e 理解, 领会, 领悟, 明白: Buna akıl edecek yaşta değil. 他还太小, 弄不懂这一点。 2) -i 能及时想起对策和办法: Anahtarı komşuya bırakmayı akıl etmeseydi, kocasını saatlerce kapıda bekletecekti. 要不是她想起来把钥匙放在邻居家里, 她的丈夫就得在门口等上几个小时了。Şaşkın şaşkın etrafına bakıyor, fakat başını kaldırmayı akıl edemiyordu. 他茫然地四处看, 就是不敢反抗。\akıl fikir 想法, 见解, 设想, 主意, 点子 \akıl fikir ermek 明白, 懂得: Herkes çok şeyler söylüyor, ama yine de işlerine akıl fikir ermiyor. 大伙儿说了很多, 可是他还是不明白。\akıl fukarası 傻瓜, 笨蛋, 蠢货 -i \akıl havsala almamak 搞不明白, 弄不懂: Artık bu kadarını akıl havsala alamaz. 就这点东西, 他就是搞不明白。\akıl hocalığı 1) 出主意, 指点迷津 2) 好为人师, 对人指手划脚, 自以为是: Akıl hocalığı istemem. 我不喜欢别人对我指手划脚。\akıl hocalığı etmek 1) 出主意, 指点迷津 2) 好为人师, 对人指手划脚, 自以为是: Bana akıl hocalığı etme; ben ne yapacağımı bilirim. 别对我指手划脚的, 我该干什么我知道。\akıl hocası 1) 谋士, 顾问, 出主意者, 指点迷津者: Onun yanında akıl hocaları daima bulunmaktadır. 他身边总有一些人给出谋划策。 2) 好为人师者, 喜欢对人指手划脚者, 自以为是者: Bizim akıl hocasına ihtiyacımız yok. 我们不需要对我们指手划脚的人。\akıl işi değil (或 olmamak) 不理智的, 不明智的, 莫明其妙的, 荒唐的: Yaptığın akıl işi değil. 你干的这事真是莫明其妙。Genç bir kıza bağlanmak siz yaşta bir adam için akıl işi olamaz. 像您这样年纪的人爱上一个年轻姑娘是不理智的。\akıl kârı 理智的, 经过深思熟虑的: \akıl kârı hareket 理智的行动 Akıl kârı mı bu? 难道这是聪明人干的事吗?Bu iş akıl kârı değildir. 此事不妥。O senin salık verdiğin çareyi pek akıl kârı göremiyor. 她不会认可你出的主意。\akıl karışmak 慌乱, 慌张, 不知所措 -i \akıl kesmek 领会, 懂得, 明白: Bu işi aklım kesmiyor. 这事我搞不明白。\akıl kethüdası 好为人师者, 好事出主意者, 喜欢对别人指手划脚者 \akıl kumkuması (或 kutusu, küpü) 谑́ 机灵鬼; 聪慧的: Bu çocuk bir akıl kutusu. 这孩子是个机灵鬼。-e \akıl öğretmek 出主意, 出谋划策, 指点迷津: Bana bir akıl ögret. 帮我想个办法!帮我出个主意!你说我该怎么办?Ona, bir arkadaş sıfatıyle akıl öğretmek zahmetine katlanmayı göze almıştım. 我斗胆以同事的身分勉为其难地给他出了点儿主意。\akıl satmak 卖弄聪明, 耍小聪明 -e \akıl sır ermemek 弄不懂其中奥秘: İnsanların modaya düşkünlüğüne akıl sır ermiyor. 他对人们赶时髦百思不得其解。- den \akıl sormak 咨询, 讨主意, 讨教 \akıl terelelli 非常轻浮的, 非常不稳重的 -e \akıl vermek 出主意, 出谋划策, 指点迷津: Bu aklı kim size verdi? 这是谁给您出的主意?Allah akıl (fikir) versin! 愿真主开导开导他吧!\akıl yaşatmak 领会, 懂得, 明白 \akıl yatmak 领会, 懂得, 明白, 想象到 \akıl yormak 费尽心思, 煞费苦心, 绞尽脑汁, 冥思苦想: Akılını yorma, bulamazsın. 你别费心思了, 找不到了。Bu bilmece akıl yormadan bulunamaz. 这个谜语不动脑子是猜不出来的。\akıl yürütmek 开动脑筋, 出主意, 想办法, 提出思路 \akıl zıvanadan çıkmak 一时糊涂 \akıla dokunmak 使失去镇静, 使心绪不宁, 使糊涂, 使震惊, 使目瞪口呆 \akıla gelmedik 想不到的, 想象不到的 \akıla gelmek 想到, 想象出: Bu akla gelir şey değil. 这是想象不到的事情。\akıla gelmez 无法想象的, 难以置信的, 可怕的, 恐怖的; 想不起来的, 回忆不起来的 \akıla getirmek 提醒, 使想起 \akıla hayale gelmemek 想不到, 难以置信, 百思不解, 莫明其妙: Cambaz akla hayale gelmeyen numaralar yaptı. 杂技演员表演了一些令人难以置信的特技动作。\akıla sığar gibi 可信的, 令人信服的, 理智能够接受的: Söylediklerin akla sığar gibi değil. 你说的话不能令人信服。\akıla sığmamak 不可信, 难以置信, 不合情理: \akıla sığmaz servetler 令人难以置信的财富 \akıla uymak 想当然, 草率从事, 莽撞行事 \akıla yakın 明智的, 合乎情理的, 似乎可以接受的 \akıla yelken etmek 心血来潮, 草率从事, 莽撞行事: Akla yelken ettik, o fena havada küçük sandalla açıldık, başımıza bir kaza geldi. 我们几个人心血来潮, 在那个恶劣的天气里, 登上一艘小船就出海了, 结果出事了。Akla yelken edip bir kere kapıldık şimdi kurtulamıyoruz. 我们脑子一热, 再次卷了进去, 现在脱不了干系。\akıla zarar 令人震惊的, 令人迷惑不解的, 使人不知所措的 \akılda bulunmak 记住, 牢记 \akılda kalmak 被记住, 被铭记 \akılda tutmak 记住, 铭记 \akıldan atmak 忘掉, 不去想 \akıldan bulmak 思索, 思考; 想办法解决: Sorulan problemi akıldan bulmak için epey uğraştım ama beceremedim. 我绞尽脑汁想办法解决被提出的问题, 可是一无所获。\akıldan çıkarmak 失望, 断念头 \akıldan çözmek 思索, 思考; 想办法解决 \akıldan gayrı müsellâh 转́ 疯狂的, 心理不正常的 \akıldan geçmek 回想, 回忆, 怀念 \akıldan geçirmek 1) 回想, 回忆, 怀念: Akıldan geçiyordum çocukluğumu. 我怀念我的童年时代。 2) 筹划做某事, 产生某种念头 \akıldan gitmek 忘记: Okul hayatımız akıldan gider mi hiç? 我们的校园生活你一点儿也不记得了吗?\akıldan söküp atmak 忘记 \akıldan söylemek 思索, 思考; 想办法解决 \akıldan yana züğürt olmak 谑́ 犯傻, 成为笨蛋: Akıldan yana züğürt olduktan sonra zenginlik neye yarar ki… 人要是变成了傻瓜, 有钱又有什么用?Zengindir ama akıldan yana ah, pek züğürt. 他很有钱, 但是他很傻。(-in, -i) \akılı almamak 1) 想不通, 不明白 2) 不相信会发生 3) 认为不妥: Çocuğun bu geç saatte evden izinsiz çıkıp gitmesini aklım almıyor. 我认为一个孩子这么晚了不经允许出门是不合适的。\akılı basmek 领悟, 明白 -in \akılı başına gelmek 1) 醒悟, 弄明白, 明白过来: Aklı başına sonradan geldi. 他后来才明白是怎么回事。Başına böyle bir felek tokmağı yedikten sonra belki aklın başına gelir. 也许给你当头一棒, 你才明白是怎么一回事。 2) 苏醒 \akılı başında 1) 理智的, 聪明的, 明智的: \akılı başında bir çocuk 聪明的孩子 2) 诚实的, 正直的, 正派的: \akılı başında bir genç 正直的年轻人 Aklı başında bir kimse kolay kolay yolunu sapıtmaz. 一个正派的人是不会轻易学坏的。Karısı aklı başıda, mayası temiz bir kadın. 他的妻子是一个正派的好女人。\akılı başında değil bir karış yukarıda 轻率的, 不加思索想到什么就干什么的; 任性的, 轻佻的, 轻狂的 \akılı başında kalmamak 惊慌失措 \akılı başından bir karış yukarı (da) 轻率的, 不加思索想到什么就干什么的; 任性的, 轻佻的, 轻狂的 \akılı başından çıkmak 惊慌失措 \akılı başından fırlamak 呆, 发楞, 惊呆 -in \akılı başından gitmek 1) 乐不可支: Aklımız başımızdan gidip bir gece bunlar ile can sohbetleri ettik. 我们乐坏了, 同这些人推心置腹地聊了一宿。Onu karşımda görünce aklım başımdan gitti. 我一见了他, 高兴得不知该如何是好。 2) 魂不守舍; 大吃一惊, 不知所措, 惊慌失措, 魂飞魄散: Fakat bunların da yeniden kömür olduklarını görünce kuyumcunun aklı başından gitmiş. 但是, 这些也重新变成了煤炭, 金匠一见, 大吃一惊。Yaşlı adamın aklı başından gitti. 老头魂飞魄散。Aklım başımdan gitti, bir türlü yanına yaklaşmağa cesaret edemedim. 我魂都没了, 还哪敢往前靠。 3) 昏迷, 昏厥 \akılı başka yerde olmak (或 kalmak, dolaşmak) 走神儿, 想别的事儿, 魂不守舍, 心不在焉: Affet, aklım başka yerdeydi. 对不起, 我刚才走神了。Sen ders çalışıyor görünüyorsun; ama aklın başka yerde. 你看起来像是在做功课, 可实际上心不在焉。\akılı bir yerde olmak 分心, 心思集中在某处, 为不该操心事操心: Aklı hep evdeydi. 当时她的心思全放在家里了。\akılı bokuna karışmak 粗́ 1) 吓得屁滚尿流, 吓傻; 不知所措, 惊慌失措: Ökçesizin biri, höt desen aklı bokuna karışır. 他是个胆小鬼, 你一吓唬他, 他就屁滚尿流了。 2) 乐不可支, 高兴得不知如何是好 \akılı bulanmak 惊讶 \akılı çalık 发疯的, 发狂的, 头脑不正常的, 脑子有问题的 \akılı çatlamak 犹豫不决, 不知该如何是好 \akılı çelinmek 不知所措, 惊慌, 困惑 \akılı çıkmak 害怕, 不安; 不知所措, 惊慌: Çocuklar evde yalnız diye aklı çıkıyor. 孩子们害怕独自在家。Para harcayacak diye aklı çıkıyor. 他怕花钱。\akılı dağılmak 分神儿, 思想不集中, 无法集中精力思考某个特定问题 \akılı dolaşmak 茫然不知所措, 慌乱, 惊慌 (-nin) \akılı durmak 吓呆, 惊呆, 目瞪口呆; 赞叹不已: Bu haberi öğrenince aklım durdu. 一得知这一消息, 我目瞪口呆。-e \akılı erdirmek 搞清楚, 弄明白 (-nin, -e) \akılı ermek 1) 搞清楚, 弄明白; 有能力做: Bunun nasıl olduğuna kimsenin aklı ermezmiş. 谁也不明白这是怎么回事。Onun matematiğe pek aklı ermez. 他数学不大行。Nasıl aile bu aklım ermiyor, hemen her gün, günün her saatinde birbirlerine geçiyorlar. 这个家我怎么也搞不明白, 几乎每天每时每刻都在吵。 2) 懂事, 成熟: Benim o şeylere artık aklım ermeğe başladı. 我已经开始懂得那些事了。Sahi, Marie, senin aklın her şeye eriyor. 说实话, 玛丽, 你真是什么都懂。\akılı evvel 非常聪明的, 极聪慧的 \akılı fırtmak 变傻, 变呆; 吃惊, 惊呆 -in \akılı fikri bir şeyde olmak 一门心思在某件事上: Bizim çocuğun aklı fikri oyunda. 我们的孩子一门心思就是玩儿。Bu adamın aklı fikri hep yemekte. 这个人一门心思净想着吃了。Ne yapsa aklı fikri o kızda. 不论干什么事, 他总是想那姑娘。\akılı fikri birbirine karışmak 被弄糊涂, 被弄得莫明其妙 \akılı gideyazmak 失去思维能力; 昏厥, 昏迷 \akılı gitmek 1) 困惑, 茫然不知所措, 担心, 害怕, 惊慌失措: Kamyon hatalı sollayınca bir kaza olacak diye aklımız gitti. 我们担心, 卡车一旦违章超车, 就可能发生事故。 2) 非常喜欢, 酷爱, 痴迷于 \akılı gözünde olmak 信奉眼见为实, 只相信亲眼看见的 \akılı işletebilmek 善于动脑筋, 会开动脑筋 \akılı kaçık olmak 1) 发疯, 发狂, 失去理智, 精神失常 2) 转́ 失态 -de \akılı kalmak 入迷地想心爱的东西, 痴迷于: Vitrinde gördüğü basket topunda aklı kaldı. 他在橱窗里看见了一个篮球, 一下子就迷上了。\akılı karışmak 不知所措, 惊慌, 困惑: Farklı konularda, bir çok soru sordunuz; aklım karıştı. 您问得那么多, 涉及的事又多, 我脑子都乱了。-i \akılı kesmek 确信, 确认, 断定, 以为, 认为: Bu işin içinden yalnız çıkamayacağımı aklım kesti. 我认为我不可能一个人独立处理这件事。Oğlunun başarılı olacağına aklı kesti. 他认为他的儿子将会成功。Şimdi öleceğimi akılları kestiği için ağlaşıyorlar. 他们以为我就要死了, 于是便哭了起来。\akılı kısa (或 kıt) 愚笨的, 缺心眼的 \akılı okkadan dört yüz dirhem eksik 俚́ 没头脑的, 缺心眼的, 愚蠢的 \akılı oynamak 俗́ 害怕, 惊慌 \akılı pusmak 头发蒙 -e \akılı sıra 依某人所见, 按某人理解, 据某人认为, 按照某人的希望 \akılı sonradan gelmek 悔悟, 知错而改, 事后才明白: Aklı başına sonradan geldi. 他后来才明白是怎么回事。-e \akılı takılmak 牵挂, 冥思苦想, 沉思; 着迷, 沉溺于: Gece gündüz aklı o çocuklara takılıyordu. 他日夜牵挂着那些孩子。Oğlunun geleceğine aklı takılıyor. 他在为儿子的前途而思虑。Yatakta, aklım ertesi gün yapacağım işlere takılıyordum. 我躺在床上, 思索着次日要干的事。\akılı tam ayar 神智正常的, 智力正常的: \akılı tam ayar çocuklar 智力正常的孩子们 Zaten bu ailede aklı tam ayar kimse yoktur. 在这一家人中, 经常全都疯了。-in \akılı tepesinden yukarı 轻率的, 不加思索想到什么就干什么的; 任性的, 轻佻的, 轻狂的(人): Dikkat et, dost olacağın kimsenin aklı tepesinden yukarı olmasın. 当心点儿!不要结交轻浮的人。\akılı terelelli 非常轻浮的, 非常不稳重的(人) (-e, -in) \akılı yatmak 确信, 确认, 断定, 认可: Ama babası, bu söze iyice aklı yatsın diye ahıra gitmiş. 但是, 父亲想证实一下这句话, 于是来到羊圈。Ali’nin türbeye kundak sokmasına benim de aklım yatmıyor. 我也不大相信阿里会放火烧墓。\akılı yolundan çıkmak (或 fırlamak) 发疯, 发狂, 发傻, 干蠢事; 怒不可遏, 失去理智 \akılı yumurta sarısıyla beslenmek 聪明 \akılı zıvanadan çıkmak 发疯, 发狂, 发傻, 干蠢事; 怒不可遏, 失去理智: Bu kadar yıkımdan sonra adamın aklı zıvanadan çıktı. 受到如此意外的打击, 此人失去了理智。-in \akılına bir şey gelmemek 一筹莫展: Oğlan bahçeye oturmuş, bu ödevin yapılmasının nasıl mümkün olacağını düşünüp taşınmış ama aklına bir şey gelmemiş. 小伙子坐在花园里, 琢磨着怎样解决这个难题, 可是一筹莫展。-in \akılına bir şey takılmak 一直在想, 一直在琢磨 -in \akılına dammak 突然想起: Aklıma damdı. 我突然想起来了。\akılına düşmek 1) 想起, 记起, 忆起: Geçen yaz tatilinde tanıştığım arkadaşım aklıma düştü. 我突然想起了我在暑假时认识的一个朋友。 2) 想到, 产生念头, 产生想法 \akılına eseni söylemek 冒然行事, 不加思索随心所欲, 随便说, 想到什么说什么, 信口开河 -in \akılına esmek 心血来潮, 忽然想做某事: Oraya gitmek aklımıza esti. 我们忽然心血来潮, 想去那里走走。\akılına estiği gibi hareket etmek 我行我素 -in \akılına gelen başına gelmek 言中: Aklıma gelen başıma geldi otomobilin lastiği patladı. 真让我说着了, 车胎爆了。\akılına geleni işlemek 心血来潮, 忽然想做某事 \akılına geleni söylemek 冒然行事, 不加思索随心所欲, 随便说, 想到什么说什么, 信口开河 \akılına geleni yapmak 心血来潮, 忽然想做某事 -in \akılına gelmek 1) 被想起, 被想到: Sonunda birdenbire halasının Ankara'de yaşadığı aklına geldi. 最后, 他突然想起来他有个姑妈住在安卡拉。Eski eşyaların yığılı durduğu odadaki eski bir masa aklına gelmiş. 他想起来堆杂物的房子里有一张旧桌子。 2) 产生某种念头, 打算做某事: Günün birinde aklına babasının yanına dönmek gelmiş. 有一天, 他想该回到父亲身边去了。 3) 想办法: Sonunda aklına bir çare geldi. 最后, 他想出了一个办法。-in \akılına gelmemek 忘记; 没想到: Bu sonucu önceden düşünmek gerek ama böyle şeyler kimsenin aklına gelmiyor. 这个结果应该事先想到, 可是这样的事情谁也没有想到。-in \akılına gelmeyen başa gelmek 发生意想不到的事情 -i \akılına getirmek 1) 使想起, 提醒: Yemekten önce şekeri çocuğun aklına getirme. 饭前不要引逗孩子吃糖。 2) 想到, 想象: İşin nereye varacağını aklına getirmez. 他想象不出事情会搞成什么样子。Kral yasa girmiş, fakat kraliçenin bu kötü işi yaptığını aklına getirmemiş. 国王很难过, 但他没想到这坏事是王后干的。 3) 发现: Bunun kendi masası olmadığını aklına bile getirmemiş. 他甚至没发现这张桌子不是他那张桌子。\akılına hiffet getirmek 发疯, 发狂 -in \akılına hücum etmek 烦扰: Aklıma ne kadar kötü şeyler hücum ederse, o kadar eğleniyorum. 不管我有多少麻烦事, 我都同样保持乐观。-i \akılına koymak 打定主意做, 决心做, 执意: Ali, beni vapura kadar götürmeği aklına koymuştu. 阿里执意要送我上船。Amerika’ya gitmeyi bir kere aklına koymuştu. Bu fikirden onu caydırmak oldukça zordu. 他执意要再去美国一趟, 要使他改变主意相当困难。-in \akılına koymak 授意, 提议, 启发, 使产生念头 -i \akılına sığdırmak 1) 相信, 想象, 理解, 弄懂, 搞明白: Bunu aklıma sığdıramıyorum. 这一点我搞不明白。Barış Bey, Ali'nin bu cehaletini aklına sığdıramadı. 巴雷什先生就是搞不懂阿里为什么这么蠢。 2) 认为有可能发生 3) 忍受 \akılına sığmak 明白, 理解 -in \akılına şaşmak 对某人不理智的蠢行感到困惑(吃惊等): Senin aklına şaşayım, böyle iş yapılır mı? 你的脑子是不是有毛病, 这种事能干吗?Sana güvenenin aklına şaşayım. 真让我感到吃惊, 居然还有人相信你。-i \akılına takmak 醉心于, 迷恋于, 打定主意, 一门心思想做某事: Avrupa'ya gitmeği aklına taktı. 他一心想去欧洲。-in \akılına turp sıkmak 不喜欢某人的主意或言行: Aklına turp sıkayım. 谑́ 你真是个糊涂虫, 没脑子。Bu soğukta burada oturmayı akıl edenin aklına turp sıkayım. 这么冷, 谁想住在这儿, 谁就是个猪脑子。\akılına tükürmek俚́ (对某人的想法主意等)不屑一顾, 嗤之以鼻, 看不上眼, 厌恶, 斥责 -in \akılına uymak 迁就, 迎合: çocuğun \akılına uymak 迁就孩子的不正当要求 \akılına yatmak 被牢记, 被铭记在心; 同意: Onun sözü aklıma yatmış. 我同意他的这句话。\akılına yelken etmek 心血来潮, 草率行事, 莽撞: Her zaman aklına yelken eden kimselerin sonu hüsrandır. 无论何时, 卤莽行事事不成。\akılına yer etmek 牢记, 不忘 \akılında kalmak 被记住, 被想起: Onun adı aklımda kalmadı. 我记不起他的名字了。Aklında kalsın. 记住, 别忘了!Adresi aklımda kaldı. 她的地址我已经记在脑子里了。Can kulağınla dilemezsen elbette aklında kalmaz. 你不用心听, 当然记不住了。\akılında olmak 被记住, 被想起: Aklında mı? 你还记得吗?Aklında olsun. 记住, 别忘了!-i \akılında tutmak 1) 学会 2) 牢记不忘: Bu sözü aklınızda tutun. 请您记住这句话。Bunları iyice aklında tuttu. Krala gitti; gördüklerini, işittiklerini anlattı. 他把这一切牢记在心里, 去见国王, 把他的所见所闻报告了国王。\akılında yer etmek 牢记, 不忘 -i \akılından çıkarmak 1) 把…忘掉, 忘记, 遗忘: Ağabeyim pilot olmayı aklından çıkarmadı. 我大哥还没有断了去当飞行员的念头。 2) 不想, 不愿意: Erişemiyeceğiniz şeyi aklınızdan çıkarın. 您做不到的事, 就不要去想它。-in \akılından çıkmak 被忘记, 被遗忘, 想不起来: Bak eczaneye uğracaktım, aklımdan çıktı. 本来我要去药店, 可是我给忘了。Söylediğiniz ad aklımdan çıktı. 您说的这个名字我想不起来了。Onun için yaptıkları iyilikler aklından çıkmış. 似乎他已经把人们为他做的好事忘得一干二净。-i \akılından demek 自言自语, 默念 \akılından geçenler okumak 揣测某人的心思 -i \akılından geçirmek 想起, 想到, 产生念头, 打算, 被认为可能发生: Tatilde Hongkong’a çıkmayı aklımdan geçiriyorum. 我打算到香港去度假。Şimdi seni aklımdan geçiriyordum. 我现在想你了。-in \akılından geçmek 1) 回想, 回忆, 怀念 2) 筹划做某事, 产生念头: Bunu yapmak aklımdan bile geçmez. 我根本就不可能产生干这事的念头。\akılından tutmak 想, 想出, 考虑 \akılından zoru olmak 言谈举止傻乎乎的, 脑子有毛病: Aklından zoru yoktur. 他一点儿不傻。-in \akılını almak 1) 引起注意, 引起兴趣, 使心向神往: Karanlık gecede duvardan “pat” diye düşen tuğla aklımı aldı. 半夜三更, 啪嗒一声从墙上掉下来一块砖头, 吓了我一跳。 2) 使变傻: Allah insanın aklını alacağına canını alsın. 与其让他痴呆变傻, 还不如要了他的命吧!\akılını başına almak (或 toplamak, devşirmek) 明白过来, 醒悟, 明白事理, 回心转意: Aklını başına topla da çalış. 打起精神, 干活儿去!Aklını başına toplamazsan kötü durumlara düşeceğin muhakkaktır. 你如果不回心转意, 肯定要倒霉。-in \akılını başından almak 使惊呆, 使手足无措, 使茫然失措: Karanlık gecede duvardan “pat” diye düşen tuğla aklımı aldı. 半夜三更, 啪嗒一声从墙上掉下来一块砖头, 吓了我一跳。\akılını başka yere vermek 走神儿, 思想开小差 \akılını beğenmek 自作聪明, 自以为是 -le \akılını bozmak 迷恋于, 沉溺于, 醉心于: Aklını fotbolla bozmuş. 他迷恋足球。Bu çocuk oyunla aklını bozmuş. 这孩子玩儿上瘾了。-in \akılını çalmak 使着迷, 使迷恋, 使神魂颠倒; 蛊惑 -in \akılını çelmek 1) 劝阻, 谏止, 说服 2) 诱惑, 迷惑, 使着迷, 使误入歧途: Bu harita, kâğıdının genişliği ve güzelliğiyle çoktandır aklımı çeliyordu. 这张地图的纸又宽又好, 我早就看中了。O kız benim aklımı çeldi. 那姑娘使我着迷。Yavrucuğumun aklını çelmiş; kural dışı davranışlara yöneltmiş. 他引诱我的孩子干不正当的事。\akılını dağıtmak 失去理智, 发狂, 精神失常 \akılını değiştirmek 改变主意, 变卦, 改变决定 \akılını gidermek 使惊讶, 使大吃一惊, 使目瞪口呆 \akılını işletmek 开动脑筋 \akılını kaçırmak 1) 发疯, 发狂, 失去理智, 精神失常: Ali, aklını mı kaçırdın? Otur çabuk yerine! 阿里!你疯了吗?快坐回去! 2) 转́ 失态: Bu durumda efkâr dağıtmak için içtiğim günde iki paket sigaram da olmasa aklımı kaçırabilirim. 在这种情况下, 为了消愁如果一天没有两包烟的话, 我就会发疯。\akılını kaybetmek 1) 发疯, 发狂, 失去理智, 精神失常, 疯疯癫癫 2) 变痴呆 \akılını kullanamak 动脑筋, 思索 \akılını oynatmak 发疯, 发狂, 精神失常, 疯疯癫癫, 犯傻: Razı oldum, pekâlâ, gözlerin parlamaya başladı, hayır desem aklını oynatacaksın. 好吧, 就算是你说的那样吧!你两眼已经开始放光了, 我要是说不行, 你还不疯了。-in \akılını perişan etmek 使伤心, 使难过, 使心绪不佳 \akılını peynir ekmekle yemek 谑́ 犯傻, 干傻事: Yani ben şarkı mı söyleyeceğim? Sen aklını peynir ekmekle mi yedin? 我还能唱歌?你别犯傻了!\akılını şaşırmak 惊慌失措, 失魂落魄, 不知所措, 干傻事 -e \akılını takmak 迷恋于, 沉溺于; 操心, 牵挂, 心思都用于 \akılını üstüne almak 明白过来, 醒悟 \akılını yitirmek 魂不守舍: Ali kızın bu sözlerini işitince o kadar kendisinden geçti ki, az kalsın aklını yitirecekti. 阿里听姑娘这么一说, 魂不守舍。-in \akılının bir çivisi eksik olmak 脑子少根弦: Bu adam tutarsız davranıyor; galiba aklının çivisi eksik. 这个人做事颠三倒四的, 大概是脑子里少根弦。-in \akılının bir tahtası eksik olmak 俚́ 脑子里少根弦, 半傻 -in \akılının kıyısından geçmek 考虑, 思索, 琢磨: Elli dolarımın üstüne yatacağı aklımın kıyısından bile geçmemişti. 我从没有想过要把50美元据为己有。Ne geçer aklının bir kıyıcığından Allah bilir. 天晓得他在琢磨什么!-in \akılının köşesinden geçmemek 从未想过: Onu çağırmak aklımın köşesinden geçmedi. 我从没有想过要请他。-in \akılının terazisi bozulmak 变傻, 呆头呆脑 -in \akılının ucundan geçmemek 从未想过: Böyle mantıksızca bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti. 我从没有想到还有这样不合逻辑的事情。\akılınla bin (或 çok) yaşa 你真聪明 \akılla cesareti birleştiren 智勇双全的: \akılla cesareti birleştiren general 智勇双全的将军 \akıllara durgunluk 吃惊, 惊呆: \akıllara durgunluk verecek gösteriler 令人眼花缭乱的表演 \akıllara durgunluk veren güzellik 惊人的美貌 Akıllara durgunluk! 哇!太惊人了!\akıllara hayret vermek 令人吃惊 \akıllara ziyan 令人震惊的, 令人迷惑不解的, 使人不知所措的 \akılları durdurmak 使惊呆, 令人吃惊
    ◆ Akıl akıldan üstündür. 能人之外有能人。Akıl için yol biridir. 英雄所见略同。Akıl olmayınca başta, ne kuruda biter, ne yaşta. 人要是不走运, 喝凉水都塞牙。Akıl olmayınca ne yapsın sakal. 没有智慧, 有胡子又有什么用!Akıl para ile satılmaz. 智慧千金难买。Akıl yaşta değil, baştadır. 聪明与否不在年龄, 而在头脑。Akla gelmeyen, başa gelir. 天有不测风云, 人有旦夕祸福。Aklına geleni işleme, her ağacı taşlama. 凡事三思而后行。Aklınla bin (或 çok) yaşa. 谑́ 高!实在是高!佩服之至!真乃高见!Akıllar gelin olmuş, herkes kendininkini beğenmiş. 人总是自以为是。Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını almış. 人总是自以为是。

    Türkçe-Çince Sözlük > akıl

  • 5 aranılmak

    1. aramak 的被动态: Yaz sebzeleri kışın aranılıyor. 夏令蔬菜在冬天很紧俏。
    2. 被谈到: Arkadaş arasında böyle şeyler aranılır mı? 在同事之间, 这种事能说吗?

    Türkçe-Çince Sözlük > aranılmak

  • 6 düşünmek

    -i
    1. 想, 思考, 考虑, 思索: Bu iş için ben bir çare düşündüm. 对于这一工作我已经想出了解决办法。Mektupta neler yazacağını düşünüyor. 他正在考虑信中将写些什么。
    2. 关心, 注意, 感兴趣: O, derslerinden başka şey düşünmez. 除了功课外, 他对其它事都不感兴趣。
    3. 思念: Bunları düşündükçe daha çok üzünç duydu. 一想到这些, 他就更加难过。Karısını düşündü. 他思念他的妻子。O andan sonra, ailesiyle birlikte yaşadı, bir daha eski evini barkını düşünmedi. 打那以后, 他就和家人住在一起, 再也不想老家了。
    4. 预测: Ekonomik durumun gelişeceğini düşünüyor. 他在预测经济形势的发展。
    5. 计划, 打算: Ankara'ya gitmeyi düşünüyorum. 我打算去安卡拉。Esen Hanım tatil için Çin’i düşünüyor. 艾森太太想去中国度假。Bu son tarlayı de elden çıkarmayı düşünüyoruz. 我们打算把最后这块地也卖了。
    6. nsz 担心, 忧虑: Bu kadar düşünme elbette bir çare bulunur. 别这么担心, 迟早会有办法的。
    7. 猜想, 料想, 想象: Köpek orada birkaç parça kemik, biraz et bulursa pek hoşuna gideceğini düşünmüş. 狗在想, 如果在那里能找到几块骨头几块肉, 那就好了。
    8. 想到: Bu sonucu önceden düşünmek gerek ama böyle şeyler kimsenin aklına gelmiyor. 这个结果应该事先想到, 可是这样的事情谁也没有想到。
    9. 认为: Bu işte şeytanın parmağı bulunduğunu düşünmesine karşın, evini papaza efsunlatarak, onunla arasının açılmasını istemiyordu. 她认为这是有鬼在作怪, 但她又不想请法师在她家驱鬼, 同鬼闹翻。Yaptığı kötülüklerin bir zaman sonra ayağına dolaşacağını hiç düşünmemişti. 他压根儿就不认为还有恶有恶报这档子事儿。
    ◇ düşüne taşına hareket etmek 三思而后行 düşünmek taşınmak 认真思考, 慎重考虑, 想办法: Bu yıkımdan nasıl kurtulabileceğini düşünüp taşınıyor. 他正在想办法如何摆脱这样的厄运。Düşündüm taşındım ve içinden çıkamadım. 我经过慎重考虑, 这个工作我干不了。Düşünün taşının, yarın, öbür gün cevap ve imza bekliyoruz. 你认真考虑一下, 我们希望你明后天答复并签字。

    Türkçe-Çince Sözlük > düşünmek

  • 7 gerek

    - ği
    is. 需要, 用处, 必须: Böyle şeylerin bana gereği yok. 这些东西我不需要。Her çocuğun ilkokula girmesi yasa gereğidir. 法律规定每个孩子都要上学。
    s. 需要的, 应该的: Bütün bunları söylemeye ne gerek. Ben on beş gün içinde dönerim. 所有这些不用我嘱咐了, 我半个月之内就可能回来。Bu sonucu önceden düşünmek gerek ama böyle şeyler kimsenin aklına gelmiyor. 这个结果应该事先想到, 可是这样的事情谁也没有想到。
    ◇ \gerek görmek 认为有必要 \gereki düşünülmek 想方设法 \gereki gibi 1) 适当地: Gereği gibi davranırsınız. 你要好自为之。Gereği gibi davranmadığınız için işler böyle karıştı. 你没有按要求去做, 事情全乱了套。 2) 充分地, 完全地: kimseyi \gereki gibi anlamak 完全理解某人
    II
    s. (-ise) 很可能, 大概: Dışarı soğuk olsa gerek. 外面可能很冷。Işık görünüyor, yakınlarda bir ev olsa gerek! 前面有灯光, 附近可能有人家!Mesele o kadar kolay olmasa gerek zannederim. 我认为问题大概不会这么简单。

    Türkçe-Çince Sözlük > gerek

  • 8 önceleri

    [ö’nceleri]
    zf. 从前, 以前, 过去: Önceleri böyle şeyler yoktu. 从前没有这些东西。O, önceleri bu rolde oynamak istemedi. 先前他不想演这个角色。

    Türkçe-Çince Sözlük > önceleri

  • 9 yaş

    is.
    1. 年龄, 年纪, 岁数, 年岁: \yaş günü 生日 \yaş haddi 供职最高年限 Bir yaşıma daha girdim!我真长见识!
    2. 时代, 时期(指人生的不同阶段): çocukluk \yaşı 儿童时代 gençlik \yaşı 青年时代
    3. 周年(指某社会组织从成立到现今的时间)
    4. (某一天体自形成到如今的)年代:
    ◇ \yaş basmak 来临, 到来, 快到(老年) \yaşına basmak 超过…岁, 年逾…岁: gitmiş \yaşına basan Türkiye Cumhuriyeti 成立已有70周年的土耳其共和国 80 yaşına bastı. 他已年逾八十。\yaşında …岁: Çocuk daha yaşında değil. 小孩还不满一岁。Kaç yaşındasın? 你多大了?你高寿?\yaşını (başını) almak 1) 长成(大人), 成为成年人 2) 成为上岁数的人, 步入老年: \yaşını almış insanlar 已过中年的人, 中年以上年纪的人, 年迈的人 \yaşını bitirmak (年龄)满…岁: Hâkimler ve savcılar altmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. 法官和检察长可以工作到满65岁。\yaşını bulmak (或 doldurmak) 年满…岁: Dün altı yaşını doldurdu. 昨天他已满6岁。\yaşını göstermemek 不显年纪, 长相比实有岁数要年轻 \yaşta 象…的年龄: ben \yaşta, benim \yaşta 象我这样的年龄
    ◆ Yaş otuz beş, yolun yarısı eder. 人过三十五, 人生走一半。Yaş yetmiş, iş bitmiş. 年届古稀万事休。Yaşı benzemesin!但愿他不要如此短命。Yaşı ne, başı ne 年轻无经验: Yaşın ne, başın ne ki böyle şeyler yapmağa kalkıyorsun! 干这样的事情你还太嫩了点儿!Yaşı yerde (或 toprakta) sayılası!让他死了算啦!让他见阎王去吧!
    II
    is. 泪, 眼泪: Göz yaşlarımı tutamıyorum. 我的眼泪止不住地往下流。Gözlerinde yaşlar parlıyordu. 泪花在她眼睛里闪烁。Gözleri yaş dolu. 她的眼睛里充满泪水。
    s.
    1. 湿的, 潮湿的, 湿润的: \yaş çamaşır 潮衣服, 潮的内衣 \yaş odun 湿的木柴, 湿劈柴 \yaş toprak 潮湿的土壤 Yaş çamaşırları giyme. 不要穿潮湿的衣服。
    2. 鲜的, 新鲜的: \yaş meyve 新鲜水果 \yaş sebze 新鲜蔬菜 \yaş üzüm 鲜葡萄
    3. 俚́ 不顺利的, 困难的; 不祥的, 坏的: Bu gün işler yaş. 今天事情不顺。
    4. 俚́ 含酒精的(指饮料)
    ◇ \yaş akıtmak (或 dökmek) 哭, 哭泣, 流泪 \yaş boşanmak 泪如泉涌 \yaş deri ticarethanesi 俚́ 妓院, 妓馆 \yaş getirmek 使流泪 \yaş tahtaya (或 yere) basmak (本来可以搞好而)没有搞好, 弄糟, 办错; 由于自己的疏忽(轻率)上当受骗, 看错人, 错误地相信, 看走眼: O, ticaretten anlar, yaş tahtaya basmaz; aldanmaz. 他很会做生意, 不会看走了眼, 不会上别人的当。-i \yaşa bastırmak 使哭 \yaşını içine akıtmak 掩泪, 不露声色 \yaşını silmek 擦眼泪 \yaşlara boğulmak 泪流满面, 痛哭

    Türkçe-Çince Sözlük > yaş

  • 10 önceleri

    ра́ньше, пре́жде, в пре́жние времена́

    önceleri böyle şeyler yoktu — в пре́жние времена́ тако́го не быва́ло

    Büyük Türk-Rus Sözlük > önceleri

  • 11 gezmek

    gezmek <- er>
    I vi
    1) spazieren gehen; ( arabayla) spazieren fahren
    2) ( dolaşmak) herumlaufen
    aç \gezmektense tok ölmek yeğdir besser satt sterben als hungrig herumlaufen
    bu gömlekle gezemem mit diesem Hemd kann ich nicht herumlaufen
    saçı uzun/kısa \gezmek das Haar lang/kurz tragen
    3) ( gitmek) gehen
    devriye \gezmek auf Streife gehen
    4) ( bulunmak)
    şapkam burada ne geziyor? was macht mein Hut hier?
    5) ne gezer! ( fam) i wo!
    burada böyle şeyler ne gezer ( bulunmaz) hier gibt es solche Sachen nicht
    II vt
    1) besichtigen
    2) bereisen
    Almanya'yı/Türkiye'yi \gezmek Deutschland/die Türkei bereisen

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > gezmek

  • 12 işte

    1. Lokativ von
    2. 1) da
    \işte geliyor da kommt er
    hani kitap? — \işte! wo ist das Buch? — da!
    2) nun
    3) eben, gerade, nun mal, halt
    \işte bu nedenle ebendarum
    böyle şeyler olur \işte solche Dinge passieren eben [o nun mal]
    bu böyledir \işte das ist eben [o nun mal] so
    bunun için \işte! eben [o gerade] deshalb!, eben darum!
    bu yüzden \işte! eben [o gerade] deshalb!, gerade deshalb [o deswegen] !

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > işte

  • 13 ne

    ne pron
    1. Name des 17. Buchstaben des türk. Alphabets
    Nigde'nin \ne'si N wie Nordpol
    2. 1) was
    \ne de olsa immerhin
    \ne derece wie
    \ne derse desin ganz gleich, was er sagt
    \ne oldu (ki) ? was ist (denn) passiert?
    \ne olursa olsun ( fam) egal was (passiert)
    \ne pahasına olursa olsun koste es, was es wolle, um jeden Preis
    \ne var? was gibt's?
    \ne var ki (je) doch; ( lakin) jedoch
    \ne var ne yok? — iyilik sağlık! ( fam) wie geht's, wie steht's? — danke, bestens!
    \ne yapmalı ki? was soll man denn machen?
    bundan bana \ne? was geht mich das an?
    bundan kolay \ne var ki! nichts leichter als das!
    sana \ne! was geht dich das an!
    2) was für
    \ne komik/paskal adam! was für ein komischer/ulkiger Mensch!
    3) wie
    \ne dereceye kadar inwiefern, inwieweit
    \ne güzel/yazık! wie schön/schade!
    \ne kadar haklısın wie sehr du Recht hast
    \ne kadar paran var? wie viel Geld hast du?
    adı \ne olursa olsun wie er auch heißen mag
    adın \ne? wie heißt du?
    bu Almancada/Türkçede \ne demek? wie heißt das auf Deutsch/Türkisch?
    4) weder
    \ne... \ne weder... noch
    \ne biri \ne öteki weder der eine noch der andere
    5) \ne gezer! ( fam) i wo!
    burada böyle şeyler \ne gezer ( bulunmaz) hier gibt es solche Sachen nicht
    \ne mümkün ( imkânsız) es ist unmöglich
    \ne olur, \ne olmaz ( her ihtimale karşı) für alle Fälle
    \ne olur( sun), bunu yapma! ich flehe dich an, tu [o mach] das nicht!
    \ne olursunuz, bunu yapmayın! ich flehe Sie an, tun [o machen] Sie das nicht!
    6) \ne kadar wie; ( kaç) wie viel
    bu \ne kadar ediyor? wie viel macht das?
    \ne kadar erken gelirsen... je eher du kommst,...
    \ne kadar erken olursa o kadar iyi olur je eher, desto besser
    7) \ne var, \ne yok alles, was es gibt
    \ne var, \ne yok? wie geht's, wie steht's?
    8) \nesi var \nesi yok alles, was er hat
    bunun \nesi güzel? was ist schön daran?
    onun \nesi oluyorsunuz? wie sind Sie mit ihm verwandt?

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > ne

  • 14 öğretilmek

    bana böyle şeyler öğretilmedi mir wurden solche Sachen nicht beigebracht

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > öğretilmek

  • 15 böyle

    так тако́й
    * * *
    1.
    тако́й, тако́го ро́да

    böyleler — тако́го со́рта лю́ди, подо́бные лю́ди

    böylesi — тако́й, тако́го ро́да

    2.
    так, таки́м о́бразом

    böyle böyle — а) так, таки́м о́бразом; б) разг. так [мол] и так

    böyle ise — е́сли так, в тако́м слу́чае

    böyle söyledi — он сказа́л так

    ••

    böyle gelmiş böyle giderпогов. так бы́ло, так и бу́дет

    - böyle olunca
    - bundan böyle

    Türkçe-rusça sözlük > böyle

  • 16 şöyle böyle

    1.
    1) ни пло́хо, ни хорошо́; сре́дне

    Almancayı şöyle böyle bilir — неме́цкий язы́к он сре́дне зна́ет, ни хорошо́, ни пло́хо

    2) приблизи́тельно, о́коло

    şöyle böyle üç yıl oldu — прошло́ о́коло трёх лет

    2.
    сре́дний, зауря́дный

    şöyle böyle bir adam — [да так], оди́н зауря́дный челове́к

    Türkçe-rusça sözlük > şöyle böyle

  • 17 boyle kanunu

    1. boyles law 2. boyle's law

    Turkish-English dictionary > boyle kanunu

  • 18 boyle sıcaklığı

    boyle temperature

    Turkish-English dictionary > boyle sıcaklığı

  • 19 bagajım kırılmış ve bazı şeyler eksik

    My baggage is broken
    Fbagajım kırılmış ve bazı şeyler eksik. (and some things are missing.)

    Turkish-English dictionary > bagajım kırılmış ve bazı şeyler eksik

  • 20 sıkar

    Türkçe-Almanca sözlük > sıkar

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.