Translation: from turkish

alıcı için

  • 1 satış bedeli

    1) ( satıcı için) Verkaufspreis m; ( alıcı için) Kaufpreis m
    2) Erlös m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > satış bedeli

  • 2 satış fiyatı

    ( satıcı için) Verkaufspreis m; ( alıcı için) Kaufpreis m

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > satış fiyatı

  • 3 alıcı

    покупа́тель (м)
    * * *
    1) покупа́тель, клие́нт
    2) получа́тель
    3) тех. приёмник
    4) разг. телефо́нная тру́бка

    alıcıyı kaldırmak — подня́ть / снять тру́бку

    5) кино ка́мера

    alıcı yönetmeni — [кино]опера́тор

    ••
    - alıcı melek

    Türkçe-rusça sözlük > alıcı

  • 4 hakkı için

    ра́ди кого-чего; во и́мя кого-чего

    namusum hakkı için — кляну́сь че́стью

    Türkçe-rusça sözlük > hakkı için

  • 5 hatırı için

    а) из уваже́ния к кому-чему
    б) из-за кого, ра́ди кого

    hatırınız için — ра́ди вас

    Türkçe-rusça sözlük > hatırı için

  • 6 için

    для
    * * *
    1) для, ра́ди, из-за

    sizin için bir kitap getirdim — я принёс для вас кни́гу

    para için — ра́ди / из-за де́нег

    2) для, на

    bu şapka sizin için büyük — э́та шля́па на вас велика́

    3) на

    kitabı bir hafta için aldı — он взял кни́гу на одну́ неде́лю

    4) по (в сочет. с мест. указывает на субъект, воспринимающий, осознающий что-л.)

    benim için çok enteresan bir şeydi — по мне, по моему́ мне́нию э́то была́ о́чень интере́сная вещь

    5) за

    bu eşyalar için kaç lira ödediniz? — ско́лько лир вы отда́ли за э́ти ве́щи?

    6) о, про

    sizin için bir şey demedi — про вас он ничего́ не сказа́л

    7) (с формой -mak, -ması) что́бы; для того́, что́бы; ра́ди то́го, что́бы; с тем, что́бы
    8) (с формой -dığı / -acağı) так как; потому́ что; ввиду́ того́ что
    9) (в сочет. с именами образует клятвенное заверение, клятву)

    çocukların başı için — кляну́сь детьми́

    namusum hakkı için — кляну́сь че́стью

    Türkçe-rusça sözlük > için

  • 7 için için

    про себя́, тайко́м, скры́тно, незаме́тно, ти́хо

    için için gülmek / gülümsemek — посме́иваться; смея́ться в душе́

    için için kızmak — серди́ться в душе́

    için için yanmak — а) ти́хо-ти́хо горе́ть - об огне́; б) вта́йне страда́ть

    Türkçe-rusça sözlük > için için

  • 8 çimlerin üzerinden aşırmak için vuruş

    çimlerin üzerinden aşırmak için vuruş (golf)
    n. putt

    Turkish-English dictionary > çimlerin üzerinden aşırmak için vuruş

  • 9 icin

    [T icin, Az ücün, from ic]: because

    A Concise Gagauz Dictionary with etymologies and Turkish, Azerbaijani and Turkmen cognates > icin

  • 10 alıcı

    alıcı subst Käufer m, -in f; TECH, POST Empfänger m, -in f; adj interessiert (etwas zu kaufen);
    alıcı gözle bakmak prüfend ansehen;
    alıcı kuş Raubvogel m;
    alıcı melek Todesengel m

    Türkçe-Almanca sözlük > alıcı

  • 11 için

    için1
    1. postp für (A); zu (D); wegen (G); um (G) … willen; über (A), betreffend (A)
    2. konj weil, da; um … zu; dafür, dass …; Beschwörungen bei (D), zu (D);
    Beispiele annem için für meine Mutter;
    benim için für mich; meinetwegen; meines Erachtens;
    barışçı maksatlar için zu friedlichen Zwecken;
    bunun için deswegen; dafür; infolgedessen;
    bir kaç saat için auf einige Stunden (a für …);
    kara gözler için um der schwarzen Augen willen;
    kim(in) için für wen?;
    pratik için der praktischen Arbeit wegen, der Praxis wegen;
    şaka için zum Scherz, aus Spaß
    3. konj -mek için: yaşamak için yemeli man muss essen, um zu leben
    4. -me+Possessiv için: çabuk gitmesi için arabayı verdim ich gab ihm den Wagen, damit er schnell hinkommt
    5. -diği için: ona yardım ettiği için weil ( oder dafür, dass) ich ihr ihm/ihr geholfen habe;
    Allah (oder namusum) hakkı için! bei Gott! ( oder meiner Ehre!)
    için2 tief (innerlich);
    için için (leise) vor sich hin, innerlich; unbemerkt;
    için için yanmak schwelen, vor sich hin brennen; fig betrübt sein, ohne es zu zeigen

    Türkçe-Almanca sözlük > için

  • 12 kopya\ için\ olan

    (ударение: kópya için olan) копирова́льный

    Türkçe-rusça sözlük > kopya\ için\ olan

  • 13 alıcı

    is.
    1. 顾客, 主顾, 买主: Anlaşılıyor, alıcı değil, bakıcısın. 看来你不是一个买主, 只看不买。Alıcı ile satıcı beş milyon liraya uyuştular. 买卖双方以5百万里拉成交。Bitli baklanın da kör alıcısı olur. 成́ 生虫的豆角自有不长眼的买主; 萝卜白菜, 各有所爱。
    2. 收信人, 收件人, 收货人, 收款人: Mektuplar posta memurunca alıcılara verilir. 信件由邮差送达收信人。
    3. 收音机; 收讯机, 接收机: \alıcı cihaz 收音机; 收讯机, 接收机 kısa dalga \alıcısı 短波收音机, 短波收讯机 radyo \alıcısı 收音机, 无线电接收机 ses \alıcısı 录音设备
    4. 听筒, 受话器, 耳机: \alıcıyı kulağa götürmek 戴耳机 telefon \alıcısı 电话听筒
    5. 摄影机, 摄像机: \alıcı gürültüsü 摄像机噪声, 摄像机杂波 \alıcı hareketleri 摄影(像)机移动调整 \alıcı hızı 摄影(像)速度 \alıcı takımı 摄制组 \alıcı uzaklığı 拍摄距离 \alıcı yönetmeni 摄影(像)师 savaş \alıcısı 战地摄影机
    6. 电́ 变压器, 互感器, (能源)变换器, 感受器
    7. 医́ 受血者, 生́ 受体: genel \alıcı 医́ 全适受血者(指AB血型者)
    8. 俗́ 死神, 索命鬼
    ◇ \alıcı bulmak 找到买主, 打开销路 -e \alıcı çıkmak 有买主, 有销路, 卖掉: Mallarımıza alıcı çıktı. 我们的货有了销路。\alıcı gözüyle 挑剔地, 认真地, 仔细地: Alıcı gözüyle bakınca mobilyanun birçok kusurunu gördüm. 我用挑剔的目光一看, 就看出了这套家具的许多毛病。Mühendis çıkan oğlunu evlendirmekten başkan isteği yoktu. Bundan ötürüdür ki, her gördüğü kıza alıcı gözüyle bakıyordu. 他一门心思就是为了给他那当工程师的儿子成家, 因此, 他一见到姑娘, 就用挑剔的目光仔细观察。\alıcı melek 死神, 索命鬼 \alıcı verici 索回赠品的人

    Türkçe-Çince Sözlük > alıcı

  • 14 alıcı kuşlar

    ç.is. 猎禽, 猎鸟: Alıcı kuşun ömrü az olur. 成́ 猛禽寿命短, 恶人仇人多。

    Türkçe-Çince Sözlük > alıcı kuşlar

  • 15 göz alıcı

    s. 光彩照人的, 引人注目的, 美不胜收的, 使人眼花缭乱的, 使人目不暇接的, 使人目眩的: \göz alıcı alıcı bir manzara 使人目不暇接的美景 O göz alıcı rengi zamanla tatlılaşmıştı. 那种刺眼的颜色逐渐变得柔和了。

    Türkçe-Çince Sözlük > göz alıcı

  • 16 için

    e.
    1. 为了, 为: Başarı kazanmak için çalışıyor. 他为了取得成功而努力工作。Sizin icin bir kitap getirdim. 我给你带来了一本书。Onun için hayatımı tehlikeye koydum. 我为了他而置生死于不顾。
    2. 由于, 因为: Bayram olduğu için işe gitmedi. 过节了, 他没去上班。O an kendi da bir Çinli olduğu için derin bir iftihar duydu. 当时, 他为自己也是一个中国人而深感自豪。
    3. 对, 对于: Bu şapka senin icin büyük. 这帽子你戴着大。65 yaş ve yukarısı her 1000 erkek için, 1285 kadın mevcuttur. 在65岁及65岁以上的人群中男女比例为1000人比1285人。
    4. 以…为代价, 以…做交换: Bu eşyalar için kaç lira ödedininz? 您买这些东西花了多少钱?
    5. 以某人的观点, 在某人看来: Benim için enteresan bir insandır o. 我觉得他这个人挺有趣。
    6. 关于, 就: biri \için iyi söylemek 称赞某人, 说某人的好话 Atatürk için dâhi diyorlar. 人们称阿塔图尔克为天才。
    7. 表示时间段: Kitabı bir hafta için aldım. 这本书我借阅一个星期。Traktörünü iki gün için iare etti. 他把他的拖拉机借出去两天。
    8. 去, 赴: Biletin Shanghai için. 你这张票是去上海的。
    9. 以某人的名义: Allah için siz söyleyin, ne olmuş? 看在真主的份上, 你说吧, 出了什么事?Benim için mektup var mı? 有我的信吗?Hepimiz için konuştu. 他代表我们发了言。

    Türkçe-Çince Sözlük > için

  • 17 için için

    zf. 暗自, 偷偷地; 悄悄地, 不被察觉地: \için için çektiği bir özlem 默默的思念 Delikanlı, o kızı için için sevmekteymiş meğer. 原来那个小伙子在暗恋那个女孩。Dev dışarıya bakarken yüreği için için eridi. 巨人看到外边这种情景, 心也慢慢地软了下来。
    ◇ \için için ağlamak 暗自哭泣 \için için gül (ümse) mek 暗笑, 偷乐, 窃笑 \için için yanmak 1) 不知不觉地燃烧 2) 转́ 暗自惆怅

    Türkçe-Çince Sözlük > için için

  • 18 alıcı

    1.
    1) покупа́тель, клие́нт

    alıcı(sı) yok — нет спро́са (букв. нет покупа́телей)

    kısa dalga alıcısı — коротково́лновый радиоприёмник

    2.
    1) покупа́ющий
    2) беру́щий, получа́ющий

    Büyük Türk-Rus Sözlük > alıcı

  • 19 alici

    1. (satın alici) щэфакIу/ щэхуакIуэ, щафэрэр/ щахуэр
    2. (yerden, bir yerden alici) зыштэ(рэр)/ зыщтэ(р), къэзыштэ(рэр) / къэзыщтэ(р), шталъ(э)/ щталъэ, къэшталъ(э)/ щталъэ
    3. (biri(leri)nin elinden alici) Iызых/ Iизых, аIызых/ яIизых, къыIызых/ къеIизых, къаIызых/ къаIизых

    Турецко-адыгский словарь > alici

  • 20 alıcı

    1) Abnehmer(in) m(f), Käufer(in) m(f), Einkäufer(in) m(f); ( müşteri) Kunde, Kundin m, f
    bir şeye \alıcı gözüyle bakmak etw näher betrachten [o ansehen]
    \alıcı bulmak einen Abnehmer [o Käufer] finden
    2) ( gönderilen) Empfänger(in) m(f)
    bir mektubun/paketin \alıcısı der Empfänger eines Briefes/Päckchens
    3) radio, tv Empfänger m
    4) ( ahize) Hörer m
    5) ( reg) ( Azrail) Todesengel m
    6) film ( kamera) Kamera f

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > alıcı

Look at other dictionaries:

  • gelin alıcı — is. Gelini götürmek için oğlanevinden gelen kimse …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bulundurmak — i 1) Var olmasını, hazır bulunmasını sağlamak 2) nsz Eksik etmemek Her milletten alıcı için her şey bulundururlar orada. T. Dursun K …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • alan — is. 1) Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha 2) Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran 3) Yüz ölçümü 4) Eski Roma da açık hava gösterisi yapılan geniş yer 5) mec. Bir çalışma çevresi Sanat kapalı bir alan değildir; sanat eseri herkes için …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • can — is., Far. cān 1) İnsan ve hayvanlarda yaşamayı sağlayan ve ölümle vücuttan ayrılan madde dışı varlık 2) Yaşama, hayat Bir kedi yavrusunu kurtarmak için ipe sarılıp kuyuya iner, canımı tehlikeye koyardım. R. N. Güntekin 3) Güç, dirilik Her şeyde… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gelin — is. 1) Evlenmek için hazırlanmış, süslenmiş kız veya yeni evlenmiş kadın 2) Aileye evlenme yoluyla girmiş olan kadın Birleşik Sözler gelin abla gelin alayı gelin alıcı gelinboğan gelin böceği gelin çiçeği …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • güneşlik — is., ği 1) Güneş ışınlarına engel olan perde veya buna benzer gereç 2) Siperlik Gözleri kasketinin güneşliğinde kayboldu. S. F. Abasıyanık 3) sf. Güneş ışınlarını alan (yer) 4) sin. Alıcı merceğini zararlı ışınlardan korumak için mercek önüne… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • hazır — sf., Ar. ḥāżir 1) Bir iş yapmak için gereken her şeyi tamamlamış olan, anık, amade, müheyya Ben hazırım, isterseniz gidelim. 2) Belli bir işe yarayacak, kullanılacak bir duruma getirilmiş Yemek hazır, buyurun. 3) Belirli bir biçimde yapılmış… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kamera — is., sin., TV, Fr. caméra 1) Görüntülerin filme alınmasını sağlayan alet, alıcı 2) Bu alet ile görüntüyü kaydeden kimse 3) ünl. Bir çekime başlanırken, yönetmenin alıcıyı çalıştırmaları için verdiği buyruk Birleşik Sözler kamera şakası termal… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kılavuz — is. 1) Yol gösteren, tarihî ve turistik yerleri gezerken bilgi aktaran kimse, rehber Mum tutan kılavuzların arkasından içeri girdik. F. R. Atay 2) Herhangi bir alanda ve konuda bilgi veren, yol yöntem gösteren kitap vb Öğrenci kılavuzu. 3)… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • odak noktası — is. 1) Bir merceğe paralel olarak gelen ışınların, mercekten geçip kırıldıktan sonra merceğin öte yanında birleştikleri nokta 2) mec. En önemli konu, can alıcı nokta Bir öğrenci için kampüs, onun yaşamının odak noktasıdır. A. Cemal …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • odaklamak — i, sin., TV İyi görüntü elde etmek, görüntüyü tam odak noktasına düşürmek için alıcı merceğini düzenlemek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.