Translation: from turkish

açlığı öldürmek

  • 61 öldürmää

    [T öldürmek, Az öldürmäk, Tk öldürmek, from ölmää]: to kill

    A Concise Gagauz Dictionary with etymologies and Turkish, Azerbaijani and Turkmen cognates > öldürmää

  • 62 vakit

    vakit [-kɪt] < vakti> Zeit f; Epoche f, Periode f; Möglichkeit f, Gelegenheit f;
    (-in) hali vakti yerinde (jemand ist) wohlhabend;
    -erek vakit geçirmek die Zeit (damit) verbringen (zu + inf), sich (D) die Zeit vertreiben mit;
    vakit kazanmak Zeit gewinnen;
    vakit öldürmek fig die Zeit totschlagen;
    vakit vakit von Zeit zu Zeit;
    vakti geldi fig seine (letzte) Stunde hat geschlagen;
    vakti olmamak keine Zeit haben;
    vaktinde rechtzeitig, pünktlich;
    -in vaktini almak (oder yemek) jemanden viel Zeit kosten;
    vaktiyle rechtzeitig; seinerzeit, damals;
    ne vakit? wann?;
    konj -diği, -eceği vakit wann; wenn; als;
    geldiği vakit söylerim wenn er kommt, sage ich es

    Türkçe-Almanca sözlük > vakit

  • 63 zaman

    zaman [zɑmɑ(ː)n]
    1. subst Zeit f; Zeitalter n; GR Tempus n; Saison f; MUS, TECH Takt m;
    zaman eki Tempussuffix n;
    zaman kollamak die richtige Zeit abwarten;
    zaman öldürmek sich (D) die Zeit totschlagen;
    zaman ulacı GR temporale(s) Verbaladverb (z.B. gelince);
    zaman zarfı GR Zeitadverb n;
    -e zaman vermek die Zeit erübrigen für;
    -in zamanı geçmek v/unp die Zeit ist vorbei für;
    -i zamana bırakmak der Zeit überlassen A;
    zaman geçtikçe, zamanla mit der Zeit;
    zamanında rechtzeitig;
    bu zamanda heutzutage;
    gel zaman, git zaman im Laufe der Zeit;
    az zaman sonra bald darauf;
    bir zaman(lar) einst, einmal;
    hiçbir zaman nie(mals);
    kimi zaman zeitweise, zuweilen;
    ne zaman? wann?;
    ne zamandan beri? seit wann?;
    o zaman damals; dann, in diesem Fall(e);
    zamanında zur rechten Zeit;
    zaman zaman von Zeit zu Zeit, dann und wann;
    zamanla yarışma Wettlauf m gegen die Zeit
    2. -diği zaman konj als; wenn

    Türkçe-Almanca sözlük > zaman

  • 64 adam

    阿́ is.
    1. 人: Adamı kukla gibi oynatıyor. 他拿人当猴耍。
    2. 男人: Bu kasketli adam kim? 这个戴鸭舌帽的男人是谁?
    3. 受尊敬的人, 人士, 活动家, 大家, 人物: bilim \adamı 科学家, 学者 bir numaralı \adam 一号人物 devlet \adamı 国务活动家 din \adamı 宗教界人士 fen \adamı 自然科学家 fikir \adamı 思想家 iş \adamı 实业家 sanat \adamı 艺术家 siyaset \adamı 政治家
    4. 有教养的人, 好心人, 善良的人, 正派人, 品质好的人, 可信赖的人, 男子汉: Adam odur ki sözünden dönmeye. 男子汉一言九鼎。Arkadaşın adammış ki seni yalnız bırakmadı. 看来你的朋友是条汉子, 没有把你一个人丢下不管。Sen tam bir adamsın! 你是一个真正的男子汉!
    5. 靠山, 保护者, 庇护者: Adamınız varsa işiniz olur. 您要是有人保荐的话, 这份工作就是您的了。O benim adamımdır, hiçbir ricamı geri çevirmez. 他是我的靠山, 从不拒绝我的任何要求。
    6. 属下, 雇工, 雇员, 仆人, 心腹, 手下人: Hiç adamı olmadığı için işlerini kendi görüyor. 他一个属下也没有, 一切事情都得自己做。Karşı tarafın adamları çoktur. 对方的人很多。Sen kimin adamısın? 你是谁的人?
    7. 负责…事务的人, 干…的人: Buranın işine bakacak bir adam gerek. 需要一个负责此间事务的人。
    8. 人才: Bu okul şimdiye kadar çok adam yetiştirdi. 这个学校迄今已培养了许多人才。
    9. 俗́ 男人, 丈夫
    ◇ \adam \adama savunma (篮球)人盯人防守 \adam akıllı 理智的, 聪明的, 明智的 \adam aktarmak 在摔交中获胜 \adam almak 招野男人 \adam almamak (街道等)人满为患, 摩肩接踵, 水泄不通, 人山人海: Bayramlarda caddeler adam almıyor. 每逢节日, 大街上人满为患, 挤得水泄不通。\adam avlamak 骗人, 捉弄人, 迷惑人, 误导人 \adam azmanı 彪形大汉, 壮汉, 巨人: Şu adam azmanı herif oradan çekilse iyi olacak. 那个大个子的家伙还是离开那里为好。\adam başına 人均, 每人, 按人头 \adam beğenmemek 瞧不起人, 对人吹毛求疵: Sen de artık adam beğenmemeğe başladın. 你也开始瞧不起人了。\adam boyu 约一人高的: Adam boyu kar kapatır her yanı. 一人深的大雪把四周遮了个严严实实。\adam bozuntusu 俚́ 人渣 \adam çekiştirmek 讲别人坏话, 中伤, 诽谤, 诬蔑 \adam değiştirme 体́ (比赛中)换人 -e \adam dememek 不当成人: Bu yaptığını babana söylemezsem bana da adam demesinler. 我要是不告诉你父亲这事是你干的, 我就不是人。\adam deryası 人流, 人海 \adam eti yemek 转́ 讲人坏话, 诽谤 -i \adam etmek 1) 培养, 使成才, 改造: ağaçları \adam etmek 育树成材 çocukları \adam etmek 把孩子培养成人 Belediye başkanı bu kenti adam etti. 市长把这个城市治理得井井有条。 2) 精心照料, 精心侍奉 3) 俚́ 修理: bozuk radyoyu \adam etmek 把坏收音机修好 \adam evlâdı 良家子女; 正人君子: Kızlığında çok ıstırap çekti ama evlendikten sonra bir adam evlâdına düştü de hırpalanmadı. 她做姑娘的时候受了许多苦, 但是结婚以后遇到了好人家, 再没有受过虐待。O adam evlâdıdır, güvenebilisiniz. 他是个好孩子, 您可以相信他。\adam gibi 1) 象个大人似的, 懂事的, 有教养的: Antikalığı bırak da, adam gibi konuş. 你别这么乖戾, 有话好好说! 2) 象个人物似的, 有风度的 \adam içine çıkmak 在社交场合露面, 进入上层社会: Bu ayakkabılarla adam içine çıkılmaz. 这种鞋不能出现在社交场合。Suç işledediğinden bu yana adam içine çıkamıyor. 自打犯了罪后至今, 他再没在人前露过面。\adam içine karışmak 进入社交场合, 进入上层社会, 受人尊重 \adam kaldırmak 绑票, 绑架勒索 \adam kayırmak 偏向, 偏袒 \adam kıtlığı 人手不足, 人才匮乏, 缺少人才: Bugünkü çeşitli bunalımlar adam kıtlığından mıdır? 今天的各种危机难道不是源于人才匮乏吗?\adam kullanmak 用人, 雇人, 雇请 \adam oğlu 良家子女 \adam olmak 1) 成长, 长大, 成才, 有出息: Bu çocuk adam olacağa benziyor. 这孩子似乎将来会有出息。Benim babam bahçıvan ırgatı olmasaydı, ben de sizler gibi adam olurdum. 要不是我爹是一个种菜的, 我也可以像你们一样有出息。 2) 变好, 成为有用的, 被修好: Bu bozuk radyo tamirle adam oldu. 这个破收音机已经修好了。\adam olmaz 1) 不成器的, 没出息的, 不可救药的, 无可挽回的 2) 修不好的: Bu arabanın içi geçmiş, adam olmaz. 这辆车已经不能用了, 修不好了。\adam öldürmek 谋杀, 杀人, 凶杀 \adam sarrafı 善于识别好人坏人的人: O adam sarrafıdır, kimin ne olduğunu bir bakışta anlar. 他善于识别好人坏人, 一个人怎么样他一眼就能看出来。\adam sayılmak 受到尊敬, 赢得声望 \adam seçmek 偏向, 偏袒 \adam (sen de) (表示对事情不重视的插入语)去你的吧!没关系!算了吧!无所谓!没什么了不起: Adam sen de, siz bana bakmayın. 去去去!你们别看着我!Adam! Vazgeç! 算了, 别干了!\adam sırasına geçmek (或 girmek, girmek) 受重用: Genel müdüre gidersek belki adam sırasına gireriz. 如果我们去见见总经理, 也许我们会受到重用。\adam sırasında saymak 尊重, 尊敬 \adam tanımak 1) 善于了解人, 知人善任: Adam tanımak kolay bir iş değildir. 知人善任不是一件容易的事。 2) 有熟人的, 有声望的, 熟人多的 \adam tortusu 败类, 人渣 -i \adam yerine koymak 尊重, 把…当人物看: Babasını adam yerine koymuyor, ağzını açarken susturuyor. 他很不尊重自己的父亲, 父亲一开口, 他就让父亲闭嘴。Demek beni adam yerine koymuşyorsun öyle mi? 就是说你并不把我当回事, 是吗?\adama benzemek 改观, 改善, 变好, 变整齐 \adama çevirmek 使改观, 使改善, 整理, 收拾 \adama dönmek 改观, 改善, 变好, 变整齐: Badanası vurulunca ev adama döndu. 房子经过粉刷焕然一新。\adamdan saymak 尊重, 把…当人物看: Onu adamdan sayıp da fikirini sormadılar. 他们没把他当回事, 因而也没征求他的意见。\adamı olmak 1) 成为某方面的能手 2) -in 成为某人的手下 \adamına düşmek 巧遇内行, 适逢其人: İşimiz adamına düştü de kolayca yapıldı. 我们的工作适逢行家里手, 所以顺利完成。\adamına göre 因人而异, 区别对待 \adamını bulmak 巧遇内行, 适逢其人: Adamını bulursan iş daha da kolaylaşır. 如果你能找到行家, 这件事也就好办啦!
    ◆ Adam adama lâzım (或 gerek) olur. 人与人相互需要。Adam adamı bir kere aldatır. 骗子得逞只一回, 下次骗人谁人信。Adam adamın şeytanıdır. 跟着啥人学啥人, 跟着巫婆跳大神; 近朱者赤, 近墨者黑。Adam ahbabından bellidir. 观其友知其人。Adam kıymetini adam bilir. 有千里马, 还需有伯乐。Adam oluncaya kadar dokuz fırın ekmek ister. 十年树木, 百年树人。Adam sormakla âlim olur. 不懂就问为真知。Adamın alacası içinde, hayvanın alacası dışında. 动物的野性一目了然, 人的脾气含而不露。Adamın eti ağır. 人的躯体最沉, 伺候瘫子最累。Adamın iyisi alışverişte bellidir. 做生意最能体现人的品质。Adamın iyisi iş başında belli olur. 一个人的价值体现在他的工作成就上。Adamın yere bakanından, suyun sessiz akanından kork. 平静水面低头汉, 多加提防莫小看。

    Türkçe-Çince Sözlük > adam

  • 65 arzu

    [arzu:]
    波́ is.
    1. 愿望, 希望, 要求: Arzunuzu öğrenebilir miyim? 您有什么要求吗?Doktor olmak en büyük arzusuydu. 当医生是他最大的愿望。
    2. 欲望; 性欲: yaşam \arzusu 生存欲望
    ◇ \arzu buyurmak (通常用于受尊敬的人)希望, 要求, 请求, 命令 \arzu doğmak 希望, 意欲, 想要 \arzu duymak 希望, 要求, 需求 \arzu etmek 1) 希望, 要求: Hasta, olmayacak şeyler arzu ediyordu. 这个病人有一些想入非非的要求。Ne arzu ediyorsunuz? 您要点儿什么? 2) 有性欲 \arzu uyanmak 希望, 要求 \arzu vermek 使希望, 使要求 \arzuya düşmek 希望, 要求 \arzuya kapılmak 怀有欲望: Behimî arzulara kapılmak insanlığa lekedir. 抱有种种畜生般的欲望是对人性的污辱。\arzuyu öldürmek 打消某种愿望: O kadar üstüme varma, icbar arzuyu öldürür. 你别这么逼我!强人所难也就忒没劲了!

    Türkçe-Çince Sözlük > arzu

  • 66 bok

    is.
    1. 渣滓, 残渣: maden \boku 渣, 溶渣, 炉渣, 矿渣
    2. 粗́ 大便, 屎: Kediye “Bokun kimya” demişler, üstünü örtmiş. 成́ 你对猫说“你的屎真金贵”, 它就会把屎盖上; 自私的人要是认为某个本是无用的东西是宝贝, 会立刻把它藏起来。
    3. 转́ 困境, 麻烦
    s. 粗́ 讨厌的: \bok şerif 讨厌的家伙
    -e \bok atmak 污陷, 栽脏; 扣屎盆子 \bok boğaz 贪食的, 贪吃的, 吃不够的, 饕餮的 \bok \bok üstüne koyamamak 对任何事情都一窍不通 -e \bok bulaştırmak 污陷, 栽脏; 扣屎盆子 \bok çömçesi 搅浑水的人 \bok çuvalı 粗́ 大胖子 -i \bok etmek 破坏, 捣乱 \bok götürmek 肮脏, 龌龊, 污秽 \bok içinde badem kadın 只顾打扮而不料理家务的女人 \bok karıştırmak 搅浑水, 瞎捣乱 \bok püsür 讨厌的事物 \bok soyu 粗́ 混蛋 -e \bok sürmek 污陷, 栽脏; 扣屎盆子: Sen de şimdi kırk yıl evvelki işi karıştırıp, bana bok sürmek mi istiyorsun? 难道你也想翻出这陈年烂谷子的事情陷害我吗?\bok tulumu 粗́ 大胖子 \bok üstün \bok 极坏的, 糟糕的, 更坏的 \bok üstünde badem 非常不般配的 \bok üstünde badem kadın 只顾打扮而不料理家务的女人 \bok yedi (ci) başı 到处捣乱的人, 瞎搀和的人 \bok yemek 做不光彩的事情; 说不该说的话 -e \bok yemek düşmek (乱搀和的人)活该丢丑 \bok yemenin Arapçası 大错, 不可饶恕的错误, 十分丢人的事, 很不体面的事 \bok yetiştirmek 着急, 匆匆忙忙 \bok yolu 茅坑 \bok yoluna gitmek 白白送死 \boka basmak 陷入困境, 遇到麻烦 \boka taş atmamak 不以怨报怨与坏人纠缠 \boktan 毫无根据地 \boktan \boka sokmak 嘲弄, 讥讽 \boku \bokuna 白白地, 毫无必要地 \boku çıkmak 丢丑, 现眼, 露陷 \boku kurumak 吓得屁滚尿流 \boku püsürü 鸡毛蒜皮 \boku yemek 陷入困境: İşte şimdi boku yedik. Adamlar bütün yaptıklarımızı öğrenmişler. 我们现在有麻烦了, 那些人已经知道了所有我们做的事情。\bokumun ağa babası 趾高气扬的家伙 \bokun içinde oturmak 肮脏, 不讲卫生 \bokun soyu 粗́ 混蛋 \bokun üstünde oturmak 肮脏, 不讲卫生 \bokuna bıçak çekmek 无端发火, 莫名其妙发脾气 \bokuna kurban olmak 因为爱而忍气吞声 \bokunda \bok yemek 盲目附和 -in \bokunda boncuk bulmak 捧臭脚 -in \bokunda inci aramak 捧臭脚 \bokunda sinek öldürmek 一事无成, 对任何事情都一窍不通 \bokunu çekmek 搬起石头砸自己的脚; 受牵连, 跟着倒霉 \bokunu çıkarmak 破坏, 捣乱 \bokunu çomaklamak 1) 过多地搀和 2) 过于自谦 \bokunu temizlemek 替某人擦屁股, 替人收拾残局 \bokunu yemek 溜须拍马 \bokuyla kavga etmek 脾气暴躁, 难以相处, 横挑鼻子坚挑眼
    ◆ Bok canına olsun. 见他的鬼去吧!Boka nispetle tezek amberdir. 矮子里面拔将军。

    Türkçe-Çince Sözlük > bok

  • 67 ecelsiz

    s. ve zf. 不当死的, 不该死的: \ecelsiz ölüm 死于非命
    ◇ \ecelsiz gömülmek 死于非命 -i \ecelsiz öldürmek 使死于非命: Bu çocuklar beni ecelsiz öldürecekler. 这些孩子是要置我于死地。\ecelsiz ölmek 死于非命

    Türkçe-Çince Sözlük > ecelsiz

  • 68 fırsat

    阿́ is. 时机, 机会: Polis arkaya doğru bakarken suçlu bu fırsattan yararlanarak kaçtı. 警察回头向后看的时候, 罪犯乘机逃掉了。Tatilde gezmeye ve kitap okumaya çok fırsatım olacak. 放假了, 我将有很多机会旅游和读书。
    ◇ \fırsat aramak 伺机, 等待时机 \fırsat beklemek 伺机, 等待时机 -i \fırsat bilmek 懂得利用机会 \fırsat bu \fırsat 机不可失, 时机到了, 这正是个机会 \fırsat bulmak 找到机会: Mayası bozuk kişiler fırsat bulunca kötülük yaparlar. 坏人一有机会就会干坏事。Münasebete girişmekten korkmakta hakkın var, çünkü adamın karası elinde, küçük bir fırsat buldu mu, hemen seni lekelemeye bakar. 你和他交往要有所提防, 因为这家伙爱造谣中伤, 一有机会, 马上他就会造你的谣。\fırsat çıkmak 机会出现 \fırsat düşkünü 伺机作恶的: Dikkatli davran, fırsat düşkünlerine meydan verme. 你要小点儿心, 别给那些伺机作恶的人机会!\fırsat düşmek 机会出现 \fırsat elvermek 时机成熟 \fırsat gözlemek 伺机, 等待时机 \fırsat kaçırmak 错过机会: Çok fırsatlar kaçırdı; şimdi derdine yanıyor. 他错过了许多机会, 现在只有哭的份儿了。\fırsat kollamak 伺机, 等待时机: Tilki horozu yakalamak için fırsat kollıyor. 狐狸正在等待时机抓住公鸡。-e \fırsat vermek 提供机会: Dallanıp budaklanmasına fırsat vermeden bir an önce bu meseleyi kapatmak gereklidir. 应该尽快把这件事了结了, 别让它复杂化了!\fırsat yakalamak 找到机会 \fırsat yoksulu 伺机作恶的 \fırsat züğürdü 伺机作恶的 \fırsatı fevt etmemek 不失时机 \fırsatı ganimet bilmek 最大限度地利用时机, 充分利用时机, 乘机: Fırsatı ganimet bildi; bahçeye girmişken elma kopardı. 他乘机在进果园的时候摘了一个苹果。\fırsatı ganimet saymak 最大限度地利用时机, 充分利用时机, 乘机 \fırsatı kaçırmamak 不失时机 \fırsatı öldürmek 眼巴巴地坐失良机 \fırsattan istifade (etmek) 充分利用机会, 乘机: Ayağa kalktı. Ben de fırsattan istifade pardösümü çıkarıp yanıma koydum. 他站了起来, 我乘机拿出我的薄外套, 放在我的身边。
    ◆ Fırsat her vakit ele geçmez. 机不可失, 时不再来。

    Türkçe-Çince Sözlük > fırsat

  • 69 kör

    波́ s. ve is.
    1. 瞎的, 盲的, 失明的; 盲人, 瞎子: \kör göz 失明的眼睛 \kör adam 盲人 \kör dilenci 盲人乞丐 \kör hayvan 瞎了眼的牲畜 Âşığın gözü kördür. 成́ 情人的眼睛是瞎的; 情人眼里出西施。
    2. 钝的, 不锋利的: \kör bıçak 钝刀子 \kör makas 钝剪刀
    3. 昏喑的, 喑淡的: \kör ışık 昏喑的光线 \kör lâmba 昏喑的灯 Sahanlığın üstünde bir kör kandil yanıyordu. 当时楼梯平台的顶上点着一只昏喑的油灯。
    4. 转́ 堵塞的, 闭塞的; 闲置的, 不用的: \kör kokak 死胡同 \kör yer 闲置地 \kör bostan 废弃的莱园 \kör kuyu 弃井, 枯井
    5. 转́ 考虑不周的, 考虑不到的: O kör değil, her şeyi anlıyor. 他不是瞎子, 什么都懂。
    6. 转́ 麻木的, 麻痹的: Vidanı kör. 她的身体麻木了。Muhitimiz bize karşı her an kör, sağır ve şuursuzdur. 我们的亲戚总是对我们不闻不问, 漠不关心。
    7. 该词在一些习惯用语中有表丑、表恶的修饰意义: \kör talih 可诅咒的运气
    ◇ \kör boğaz 俗́ 1) 饭食之需: Ali, kör boğaz için uzaklara gitmek zorundadır. 为了糊口, 阿里不得不背井离乡。Giyimden kuşamdan vazgeçilir, ama kör boğaz durmaz! 人可以不穿衣, 但不能不吃饭。 2) 贪食的, 不知道饱的 \kör cahil 无知的, 睁眼瞎, 文盲 \kör çapa 鹤嘴锄 \kör değneğini beller gibi 俗́ 循规蹈矩, 固步自封, 一成不变, 一条道走到黑: Değer yargıları değişiyor; o hâlâ kör değneğini beler gibi aynı görüşleri savunuyor. 价值观已经变了, 可他仍然一成不变, 坚持自己的观点。\kör dövüşü 做同一件事的人们之间不通信息且制肘 \kör duman 俗́ 浓雾, 大雾: Kör duman yamaçlara kadar inmiş, etekteki bahçelerin kavak ağaçlarını da perdelemeğe başlanmıştı. 浓雾沿着山坡而下, 就连位于山脚下花园里的杨树也被雾气笼罩起来。\kör duvar 建́ 没有门窗的墙 -i \kör etmek 使失明: Hatta oklardan birisi az kalsın sol gözümü kör ediyordu. 甚至有一枝箭差点儿射瞎我的左眼。\kör hat 闭塞的铁轨, 封闭的铁路线: Çekildi kör hata gecede boş trenler. 夜里空火车撤到了封闭的铁路线上。\kör kadı 俗́ 直言不讳的, 坦言地: Onun burnunu kırmak için kör kadı olmak gerekir. 要想挫掉他的傲气, 应该直言不讳。\kör kadıya körsün demek 俗́ 直言不讳地当面指出缺点 \kör kaz gibi hemen yutmak 俗́ 囫囵吞枣 \kör \kör 盲目地: Şimdiki gençler burunlarının doğrultusuna gidiyorlar kör kör. 现在的年轻人盲目地我行我素。\kör \kör parmağım gözün (d) e 非常明确, 十分明显: Bunu anlamayacak kadar yeteneksiz olamaz; kör kör parmağım gözüne. 这是显而易见的, 他不会连这个都不懂。Meğerse iş kör kör parmağım gözüne. 然而事情竟然是如此清楚不过!\kör kurşun 致人伤亡的流弹 \kör kurttan bile vazgeçmemek 不舍寸利 \kör kütük 1) 喝得烂醉的: Kör kütük sarhoş adamla çocuklar alay ediyorlar. 孩子们正在戏弄那个喝得烂醉的醉汉。 2) 爱得发狂的 \kör nişancılık 盲目, 碰运气 \kör şeytan 霉运, 不好的运气 \kör şeytandan bulmak (咒骂用语)倒霉去吧, 走霉运去吧 \kör şeytanın işi yok 真倒霉: Kör şeytanın işi hiç yok, hep onu benim karşıma çıkartır. 真倒霉, 总是让我碰见他。\kör talih 霉运, 不好的运气 \kör topal 不足的, 不完整的, 不完美的, 将就, 马马乎乎: İşlerimiz fena değil; kör topal yürütüyoruz. 我们的生意还不错, 马马乎乎。\kör uçuş 飞机在黑喑或雾中飞行, 盲飞 \körle yatan şaşı kalkar 近墨者黑 \körler mahallesinde ayna satmak (或 tutmak) 在盲人街区卖镜子瞎耽误工夫: Bu işle bizim hiçbir ilgimiz yoktur; körler mahallesinde ayna satılmaz. 我们对这笔生意不感兴趣, 别瞎耽误工夫了。\körü \körüne 盲目: Bir fikre körü körüne bağlanmak çok kez iyi sonuç vermiyor. 盲从大都一无所获。Beni gene körü körüne bir garp medeniyeti âşığı zannetmeyiniz. 您别又把我看成是西方文明的盲从者。\körü \körüne iş yapmak 瞎忙活 \körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz 得到意外的收获 \körün taşı 意外的伤害, 无意的伤害: Bu iş körün taşına pek benzemiyor sanıyorum ki bilerek yaptılar. 我看这不大像是一个意外, 而是他们故意干的。\körünü kırmak 俗́ 厌倦 \körünü öldürmek 俗́ 1) 有些厌倦: Kısa süre bu güzel arabayı kullandı; körünü öldürdü. 这辆好车他开了时间不长, 就有些厌倦了。 2) 伤人自尊心 3) 忍耐: Şeytana uyma, körünü öldür, herhâlde kaybetmezsin. 你别鬼迷心窍了, 忍一忍, 你不一定会输。
    ◆ Kör bile düştüğü çukura bir daha düşmez. 瞎子也不会第二次掉进同一个坑里。Kör olası (或 olasıca, olsun.) 该死的, 见鬼: Ne kör olası hastalıkmış o öyle! 见鬼, 她竟病成这样。Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı olur. 拥有之时当根草, 失去方觉不可少。

    Türkçe-Çince Sözlük > kör

  • 70 öldürtmek

    (-i, -e) öldürmek 的使动态

    Türkçe-Çince Sözlük > öldürtmek

  • 71 öldürülmek

    nsz öldürmek 的被动态: Kan gölüne dönen Filistin'de 9 Filistinli daha mermilerle öldürüldü. 在血流成河的巴勒斯坦, 又有9个巴勒斯坦人被枪杀。

    Türkçe-Çince Sözlük > öldürülmek

  • 72 taammüden

    [taa’müden]
    zf. 故意地, 蓄意地, 有预谋地: suçu \taammüden işlemek 故意犯罪 \taammüden adam öldürmek 故意杀人

    Türkçe-Çince Sözlük > taammüden

  • 73 toptan

    [to’ptan]
    s. 大批的, 成批的; 批发的, 趸卖的: \toptan alış veriş 批发交易 malın \toptan fiyatı 商品的批发价
    zf.
    1. 整批地, 成批地: \toptan öldürmek 大屠杀 Kışlık yiyeceklerimizi toptan alırız. 我们成批地购买过冬食品。
    2. 成群地, 共同地; 一起, 一齐, 一同: Toptan gittiler. 他们一起去了。Sinemaya bütün sınıf toptan gideceğiz. 我们全班将一起去看电影。

    Türkçe-Çince Sözlük > toptan

  • 74 vakit

    - kti 阿́ is.
    1. 时间, 时刻, 时候: boşuna \vakit kaybetmek 白废时间 iş \vakiti 技́ 周期, 循环 kış \vakiti 冬季, 冬天 o \vakit 那时候, 当时, 彼时 yemek \vakiti 午饭时间, 吃饭时间 Vaktini bilmek istiyen bir saat taşır. 谁想知道时间, 就得随身带表。Vakit insana her şeyi öğretir. 时间能教会人一切。Vakit nakittir. 时间就是金钱。
    2. 时代, 时期: \vakitin bilginleri 当代学者
    3. 季节, 时节: orak \vakiti 收割季节
    4. (金钱、经费方面)可能性: Onun bu kadar para vermeye vakti yok. 他没有能力给这么多钱。
    5. 和以 –dık / -acak 结尾的动名词连用构成扩展时间状语: Geldiği vakit ben yoktum. 他来的时候我不在。Geldiği vakit söylerim. 他来了我会告诉他的。Gideceğiniz vakit bana da bildirirsiniz. 等您来了也对我说说。
    ◇ \vakit bırakmak 留出时间, 划出时间, 分出时间 \vakit dar 时间很紧, 时间不多, 时间少 \vakit geçirmek 度过时光, 打发日子, 消磨时间; 忙于: Ne ile vakit geçiriyorsunuz? 您在忙什么呢?\vakit kaybetmeden (或 kaybetmeksizin) 立即, 马上, 赶快, 刻不容缓 \vakit kazanmak 赢得时间, 争取时间, 赶时间 \vakit öldürmek 浪费时间, 虚度光阴 \vakit \vakit 间或, 有时, 偶尔 \vakit ve zamaniyle 按时, 及时 \vakiti dolmak 限期到, 期限到 \vakiti gelmek (死亡、末日)来临, 降临, 到来 \vakiti hâli (物质的)状况 \vakiti hâli yerinde olmak 没有感受到物质上的困难; 过平安幸福的生活; 过得不愁吃穿: Vakti hâli yerinde. 他过得无忧无虑。\vakiti olmamak 1) 没有时间 2) 不同意 \vakitin birinde 有一次, 有一天, 某一次, 某时 \vakitinde 1) 按时, 及时, 适时: tam \vakitinde 不早不晚, 十分准时, 很及时 Müdür, görevine vaktinde gelmesi için dikkatini çekti. 经理提醒他要注意按时上班。 2) 当时: Vaktinde yaptığımız uyarıları kulak ardı etti; cezasını çekiyordu. 他当时不把我们的警告当回事, 现在吃苦头了。\vakitinden evvel 提前, 过早地, 太早地 -in \vakitini almak 占用时间, 占用做另一件事的时间 \vakitini öldürmek 消磨时间, 白废时间 \vakitini şaşmamak 1) 不放过时机 2) 准时做事: Çocuk vaktini hiç şaşmaz, hep saat yedide uyanır. 孩子很守时, 每天7点睡觉。-in \vakitini yemek 占用时间, 占用做另一件事的时间 \vakitiyle 1) 准时, 及时, 按时 2) 从前, 过去, 很久以前, 往昔
    ◆ Vakti gelmiş. 1) 他大限已到。 2) 他完蛋了。Vaktim yok. 1) 我没有时间。 2) 我没有可能: Benim gülünç olmaya vaktim yok. 我不想成为一个可笑的人。 3) 我感到不舒服。Vakitler hayırolsun! 日安(晚安)!早安!

    Türkçe-Çince Sözlük > vakit

  • 75 vurmak

    - ur (-e, -i)
    1. 敲, 打, 击, 打击; 拍; 踢; 砍; 抽; 钉; 捶: cama \vurmak 敲玻璃 çivi \vurmak 钉钉子 dişleri birbirine \vurmak 牙齿碰得咯咯响 kapıya \vurmak 敲门 kapıyı \vurmak 砰的一声响把门关上 masaya \vurmak 敲桌子 yumurtanın sarısını \vurmak 搅碎蛋黄 Sami sopayı kaldırıp Nazimi’nin koluna vurdu. 萨米举起棍子就打了纳齐米的胳膊。Temiz hava başına vurdu. 新鲜空气迎面扑来。
    2. 打死, 打倒, 撂倒, 杀死, 杀害; 打伤, 使受伤, 使负伤: Haydudu vurmuşlar. 他们打死了匪徒。Onu kolundan vurmuşlar. 他们打伤了他的胳膊。
    3. 猎杀, 射杀, 枪杀, 打猎: kuşu \vurmak 打鸟 Avcı tavşanı bir atışta vurdu. 猎人一枪打死了兔子。Bir adam onu uzaktan görmüş, okunu attığı gibi, ta yüreğinden vurmuş. 一个人在远处看见了他, 一箭射过来, 正中他的心口。
    4. 投, 掷, 扔, 抛: yere \vurmak 扔到地上
    5. 摆, 放; 打(上); 盖(上); 画(上); 写(上); 签(上): bir yere destek \vurmak 竖起支柱 damga \vurmak 盖上图章 lapa \vurmak 温敷, 罨敷 suyu ateşe \vurmak 把水放到火上 yama \vurmak 打上补丁
    6. 油漆; 抛光, 打磨; 磨光, 磨出光泽: duvara boya \vurmak 用油漆涂墙, 用涂料漆墙 tahtaya cilâ \vurmak 油漆木板
    7. 穿上, 戴上, 套上; 使穿上, 给戴上, 给套上 hayvana eyer \vurmak 给马挂上鞍 kelepçe \vurmak 上镣铐 yük \vurmak 使驮上驮物 zincire \vurmak 上镣铐
    8. 刺入, 戳入, 插入: bıçak \vurmak 把刀插入 hastaya iğne \vurmak 给病人打针
    9. 朝…方向去, 往…去: orman \vurmak 往森林深处去 sola \vurmak 向左转 yola \vurmak 出发, 动身, 起程, 上路: Bu taraftan vurdu. 他拐向这个方向了。Sürü dağa vurdu. 畜群往山里去了。Kızıllık göklere vurdu. 余辉冲霄而起。
    10. 假装成(某种样子), 佯装成: deliliğe \vurmak 装疯 bilmezliğe \vurmak 佯装无知, 佯装不内行 hastalığa \vurmak 装病
    11. 使变为: işi şakaya \vurmak 把事情化为笑谈
    12. 数́ 乘: ikiye dörde vurursak sekiz eder. 4乘2等于8。
    13. (钟)打点, (铃等)响, 鸣: Saat beşi vurdu. 钟敲过5点。
    14. (心脏、脉搏)跳动, 搏动: yürek \vurmak 心跳 nabız \vurmak 脉搏跳动
    15. 赚得, 挣得: Bu işten müthiş para vurdular. 他们在这桩买卖中赚了一大笔钱。
    16. 获得, 谋利, 得到, 弄到手; 攫取, 侵占; 抢夺, 掠夺; 诈取, 骗取: milyon lirasını \vurmak 骗取某人的一百万里拉
    17. 磨破, 擦伤; 磨损; 磨出(茧子等) Pabuçlar ayaklarımı vurdu. 鞋子磨破了我的脚。Semer hayvanın sırtını vurdu. 驮物磨破了牲口的脊背。
    18. 渗出, 渗透; 涌出, 喷出, 喷流; (烟、风等)钻出; 长出, 冒出, 渗入, 透进: açığa \vurmak 揭露 dışına (或dışarı) \vurmak 显出, 露出, 暴露出来 Dağlar suya vurdu. 山映在了水中。Işık dışarıya vurdu. 光透了出来。Kalbinin temizliği çehresine vurmuş. 从他的脸上就能看出他心地诚实。Rüzgâr buraya vurmuyor. 风从这里透不过来。Yağmur içeriye vuruyor. 雨渗到里面。
    19. 损害, 伤害, 危害, 使受损害: Meyveleri dolu vurdu. 冰雹打坏了果子。Sebzeleri soğuk vurdu. 严寒冻坏了蔬菜。
    20. 使突然生病, 使受伤害: Kömür başına vurdu. 他煤气中毒了。Birini kömür, ötekini güneş vurmuş. 一个煤气中毒, 另一个中了暑。
    21. 俚́ 喝(酒), 喝一杯, 干一杯
    22. 落到…身上: piyango \vurmak 中彩, 中奖
    ◇ vur abalıya 找到了替罪羊, 找到替人担过者 vur aşağı, tut yukarı 吵吵嚷嚷地讨价还价, 叫骂着讨价还价 2) 武装冲突, 搏斗 vur kör ayvaz 漠不关心, 一点也不理会, 无动于衷
    ◆ Vur dedimse öldür demedimya. 只说过叫你打, 没说过叫你打死。Vur deyince öldürmek (或 vur desem kıracak) 让傻瓜祈祷上帝, 他会磕破头。Vur patlasın çal oynasın. 狂欢劲舞: Komşu konaklarda vur patlasın çal oynasın saz âlemleri devam ediyo uzak yakın piyano sesleri işitiliyordu. 隔壁的大院里狂欢劲舞, 远近都能听到钢琴声。Vurdukça tozar. 越往森林里走, 打的柴就越多。

    Türkçe-Çince Sözlük > vurmak

  • 76 zaman

    [zama:n]
    阿́ is.
    1. 时间; 时光, 光阴: Zamanlarındaki bilgi seviyesinin fevkine çıkmak 高于当时的科学水平 \zaman farkı 时差 iş \zamanı 工作时间 uyku \zamanı 睡觉时间 Oradan çok zaman geçti. 从那时起过了很长时间 Bu iş kötü bir zamana rastgeldi. 这件事碰上了倒霉的时候。Zamanı gelmiştir. 时间到了。
    2. 时代, 时期: Atatürk \zamanı 阿塔图尔克时代 İmparatorluk \zamanında 在帝国时代 çocukluk \zamanı 童年时代
    3. 季节, 时节: gül \zamanı 玫瑰花开期 üzüm \zamanı 葡萄成熟季节
    4. 语́ 时, 时间: geçmiş \zaman 过去时 gelecek \zaman 将来时 şimdiki \zaman 现在时 \zaman zarfları 时间副词
    5. 地́ 代, 纪: dördüncü \zaman 第四纪
    6. 拍、节, 节拍; 冲程, 行程: \zaman ölçüleri 乐́ 小节, 拍子, 拍节 emme \zamanı 技́ 吸气行程, 进气行程, 吸气冲程 tazyik \zamanı 技́ 压缩行程, 压缩冲程
    7. 和以 -dık, -acak 结尾的动名词连用构成扩展时间状语: Atatürk Samsun'a ayak bastığı \zaman 当阿塔图尔克到了萨姆松的时候 Derslerimiz sona erdiği zaman istirahat eder, voleybol oynarız. 下课了, 我们休息、打排球。
    ◇ \zaman adamı 识时务的人 \zaman aşımı 过时, 过期 \zaman bırakmak 分出时间, 留出时间 \zaman geçirmek 1) 度时光, 过日子 2) 浪费时间, 虚度光阴 \zaman geçirmeden 不浪费时间, 不虚度光阴 \zaman geçtikçe 逐渐, 渐渐, 随着时间的推移 \zaman kazanmak 赢得时间, 争取时间, 赶时间: Zaman kazanmak için kahvaltıyı yolda yapmaya karar verdik. 为了赶时间, 我们决定早餐在路上吃。\zaman kollamak 等待时机 \zaman öldürmek 浪费时间, 虚度光阴 \zaman vermek 分出时间, 留出时间, 给时间 \zaman \zaman 有时, 偶而: Zaman zaman bize uğrar, hoşbeş ederiz. 他偶尔来看看我们, 聊聊天。\zaman \zamana uymaz 此一时, 彼一时; 一年不同于一年 -i \zamana bırakmak 指望时间, 等待时机: Her şeyi zamana bırakmıştım. 我把一切都寄托于时间。\zamana uymak 与时间相符合; 与时代相吻合 \zamanı dolmak 限期到, 期限到 \zamanı geçmek 过时 \zamanı öldürmek 浪费时间, 虚度光阴 \zamanında 及时, 适时, 按时 \zamanını almak 占用时间: Biraz zamanınızı alabilir miyim? 我能占用您的一点时间吗?\zamanını kollamak 等待时机 \zamanını mirasyedice harcamak 浪费时间, 虚度光阴
    ◆ Zaman yardım etmedi. 生不逢时。
    II
    阿́ is.
    1. 担保, 保证; 保单; 保障
    2. 填补, (亏空), 赔偿, 抵偿, 赔款
    ◇ \zaman altına almak 保证赔偿损失

    Türkçe-Çince Sözlük > zaman

  • 77 gidermek

    В, Исх.
    1) устраня́ть (действие чего-л., боль и т. п.); преодолева́ть (препятствия и т. п.); уничтожа́ть, ликвиди́ровать; утоля́ть (напр. жажду)

    açlığı gidermek — утоля́ть го́лод

    anarşiyi gidermek — устрани́ть ана́рхию

    Ankara'nın su ihtiyacını giderecek modern tesisler — совреме́нные устано́вки, кото́рые смо́гут удовлетвори́ть потре́бность Анкары́ в воде́

    ihtiyaçları gidermek — удовлетворя́ть потре́бности

    iktisadî durgunluğu gidermek — ликвиди́ровать экономи́ческий засто́й

    - ın mıknatısiyetini gidermek — размагни́чивать

    susuzluğunu gidermek — напи́ться, утоли́ть жа́жду

    2) удаля́ть

    - ın lekesini gidermek — удали́ть пятно́ с чего

    maden filizlerindeki yabancı maddeleri gidermek — удали́ть иноро́дные вещества́ из руды́

    Büyük Türk-Rus Sözlük > gidermek

  • 78 kiymak

    1) упкIэтэн/ упщIэтэн
    2) (esirgememek) шъхьамысын/ щымысхьын
    3) (merhamet etmemek) гукIэгъу фэмышIын, гущIэгъу хуэмыщIын
    4) (öldürmek) УКIЫН

    Турецко-адыгский словарь > kiymak

  • 79 becermek

    vt
    1) schaffen, zustande bringen; ( üstesinden gelmek) fertigbringen, bewältigen
    2) ( iron) o ( fam) ( bozmak) kaputtmachen
    3) (sl) ( ırzına geçmek) vergewaltigen; ( öldürmek) umbringen

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > becermek

  • 80 bıçaklamak

    vt
    1) ( kesmek)
    birini \bıçaklamak jdm mit dem Messer eine Schnittwunde zufügen
    2) ( yaralamak) mit dem Messer zustoßen
    birini \bıçaklamak jdn mit dem Messer verwunden [o verletzen], jdn durch einen Messerstich verletzen
    birini karnından \bıçaklamak jdm ein Messer in den Bauch stoßen
    birini bıçaklayarak öldürmek jdn mit dem Messer erstechen

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > bıçaklamak

Look at other dictionaries:

  • açlığı öldürmek — açlık duygusunu yatıştırmak Kaldırılmış harman yerlerinden buğday toplayıp açlığımızı öldürdük. O. Kemal …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • açlık — is., ğı 1) Aç olma durumu Havada güzel güzel dönen bu kuşun, açlıkla, bu yılana saldıracağını hiç düşünmemiştim. M. Ş. Esendal 2) Kıtlık 3) mec. Aşırı istek içinde bulunma İki arkadaş görülmemiş bir okuma açlığı içinde durmadan okuyordu. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.