Translation: from turkish

açık açık

  • 1 açık açık

    ( saklamaksızın) (ganz) offen, öffentlich, freimütig, in aller Offenheit; ( göstere göstere) demonstrativ
    birine bir şeyi \açık açık söylemek jdm etw in aller Klarheit sagen
    biriyle \açık açık konuşmak (ganz) offen mit jdm reden

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > açık açık

  • 2 açık açık

    adv. clearly, outspokenly, openly, without mincing matters, in round terms, bluntly, warts and all
    * * *
    bridly

    Turkish-English dictionary > açık açık

  • 3 açık açık

    openly, baldly, frankly, straight out

    İngilizce Sözlük Türkçe > açık açık

  • 4 açık

    I s <- ğı>
    1) wirtsch, fin Defizit nt, Fehlbetrag m
    \açık vermek Defizit aufweisen, in den roten Zahlen stehen
    kasa açığı der Fehlbetrag in der Kasse
    ülkenin doktor açığı der Ärztemangel des Landes
    2) Lücke f
    3) ( gemi)
    \açıklarda auf offenem Meer
    4) açığa almak aus dem Dienst entfernen; ( tren) ausrangieren
    açığa vurmak ( ortaya çıkarmak) enthüllen, aufdecken; ( belli etmek) verraten, offenbaren
    yüzündeki ifade sevincini açığa vuruyordu der Ausdruck auf seinem Gesicht verriet seine Freude
    II adj <- ğı>
    1) ( kapalı olmayan) offen, geöffnet, auf
    \açık bırakmak offen lassen, auflassen
    \açık kapı bırakmak ( fig) sich einen Ausweg offenhalten, sich eine Hintertür offen halten
    \açık pencere önünde vor dem offenen Fenster
    \açık şehir pol offene Stadt
    gözünü \açık tutmak die Augen offen halten
    2) ( yol) frei
    yolu \açık olmak freie Bahn haben
    3) fin defizitär; ( çek) ungedeckt
    çek \açıktır der Scheck ist nicht gedeckt
    4) ( örtüsüz) unbedeckt; ( yara) offen; ( çıplak) bloß, frei; ( film, kitap) freizügig
    çok \açık bir film ein sehr freizügiger Film
    5) ( boş) leer, frei
    kâğıtta \açık yer kalmadı es gab keinen leeren [o freien] Platz mehr auf dem Blatt
    6) ( görevlisi olmayan) unbesetzt; ( boş) offen, frei
    7) ( vazıh) offen
    \açık konuşma zamanı artık gelmişti die Zeit war nun gekommen, offen zu reden
    8) aufgeschlossen
    her çeşit yeniliklere \açık olmak aufgeschlossen sein gegenüber allerlei Neuigkeiten
    9) ( renk için) hell
    \açık bir renk eine helle Farbe
    \açık sarı saçlı bir kadın eine Frau mit hellblondem Haar
    \açık tenli hellhäutig
    10) ( gökyüzü, hava) heiter, klar; ( hava) frei
    11) ( sarılmamış) lose
    12) (kamuya \açık, halka \açık, gizli olmayan) öffentlich
    \açık duruşma/oturum öffentliche Verhandlung/Sitzung
    13) \açık farkla önde olmak mit großem Abstand führen
    1) ( açıkça) offen
    \açık söylemek offen sagen
    \açık söylemek gerekirse, ... offen gesagt [o gestanden],...
    \açık vermek ( fig) sich verraten, sich anmerken lassen
    hiç \açık vermedi er ließ sich nichts anmerken
    birine \açık olmak jdm offen sein
    kapım sana her zaman \açıktır meine Tür ist immer für dich offen
    2) ( dükkân) offen, auf
    \açık tutmak ( kapıyı) aufhalten; ( gözlerini) aufbehalten, offen halten
    bu dükkân pazarları da \açıktır dieser Laden hat [o ist] auch sonntags offen
    dükkân \açık mı? hat das Geschäft auf?
    gözlerini \açık tutmak (a. fig) die Augen offen halten
    3) ( fam) ( radyo, ışıklar) eingeschaltet, an
    ışığı \açık bırakma! lass das Licht nicht an!
    radyo \açık mı? ist das Radio an?

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > açık

  • 5 acık

    acık fam azıcık

    Türkçe-Almanca sözlük > acık

  • 6 açık oylama

    см. açık oy

    Türkçe-rusça sözlük > açık oylama

  • 7 açık

    s.
    1. 敞开的, 开着的; 开放性的: \açık devre 电́ 开端电路; 开路循环, 非闭全回路 \açık dolaşım sistemi (动物的)开式(血液)循环系统 \açık drenaj 排水明沟 \açık magnetik devre 电́ 开磁路 \açık pencere 敞开的窗户 \açık taşıt 敞篷车 \açık tekne 海́ 敞仓货船, 无甲板货船 \açık vagon 铁́ (铁路上的)敞篷货车, 敞车 çevresi \açık bir bahçe 没有围墙的花园
    2. 露天的: \açık ordugâh 军́ 野外露营, 宿营 \açık tribün 露天观礼台, 露天看台
    3. 畅通无阻的: Yol açık. 道路畅通无阻。Allah yolunu açık etsin. 祝一路平安!祝旅途顺利!祝一路顺风!
    4. 开阔的, 宽阔的, 空旷的: \açık arazi 开阔地带, 开阔地 \açık deniz 公海, 外海, 大海 \açık meydan 宽阔的广场 Bu açık ve soluk havanın renksizliği içinde, adanın yeşillikleri, kıyılara ve havaya yeşil kurşunî gölgeler salıyor. 在这晴朗白亮的天空下, 海岛的绿色给沿岸和天空投射出了铅绿色的映影。
    5. 光着的, 无遮盖的, 赤裸的, 袒露的: \açık baş 光头, 秃头 \açık elbise 袒胸露背的女装, 袒露较多的女服 \açık hendek drenajı 明渠排水 \açık yaka 敞开的领子, 开领 Başı açık. 他光着头。Göğsü açık. 他敞胸露怀。Kadınlar özenli, açık, yazlık giyimleri ile kalabalığı renklendiriyorlar. 女人们穿着煞费苦心准备的低胸夏服, 使人群变得活跃了起来。
    6. 空着的, 空白的, 有空当的: \açık çek 空白支票 Kağıtta açık yer kalmadı. 这张纸上已经没有空白的地方了。
    7. 空缺的: \açık memuriyet 空缺的职位 \açık kadro 空缺的官职
    8. 距离宽的, 间隔大的: \açık adımlarla 阔步地, 大步流星地 Kaşları açık. 他的眉间距很宽。
    9. 正在营业的, 正在开放的, 正处于工作状态的: abajuru \açık bırakmak 打开台灯 \açık dükkân 正在营业的商店
    10. 清楚的, 明确的, 直接了当的, 通俗易懂的, 清晰的, 坦率的: \açık anlatım 清晰的讲解 \açık ibare 明确的句子 \açık konuşma 坦率的谈话
    11. 公开的, 不保密的; 清白的: \açık dil (通讯)明语 \açık oturum 公开会议, 公开论坛 \açık oy 记名表决票 \açık sayım 唱票 Bu adamın her işi açıktır. 这个人的一切事情都是清白的。
    12. 宽容的, 易于接受的, 欢迎的: her türlü önerilere \açık bir müdür 乐于听取各种建议的经理 Yapıcı eleştiriye açığız. 我们欢迎建设性的批评。
    13. 开放的, 不设防的: \açık kale 不设防的城堡; (足球)空门 \açık pazar 开放的市场 \açık şehir 不设防的城市
    14. 合适的, 适当的
    15. 淡的, 淡色的, 浅色的: \açık çay 淡茶 \açık mavi 浅蓝色 \açık sarı 淡黄色
    16. 淫秽的, 色情的; 轻浮的, 品行不端的: \açık film 色情电影 \açık kadın (或 kız) 轻浮的女人(姑娘), 品行不端的女人(姑娘), 爱调情的女人(姑娘), 卖弄风情的女人(姑娘) \açık kitaplar 淫秽图书, 色情图书 \açık resim 色情画
    17. 公布了的, 已阐明的, 已说清楚了的
    zf. 坦率地, 直接了当地, 开诚布公地
    ◇ \açık \açık 坦率地, 直接了当地, 开诚布公地: Ona açık açık her şeyi anlattım. 我把每件事情都对他讲得明明白白。Karınından söyleme; cesaretle, açık açık söyle. 别这么唧唧咕咕的, 鼓起勇气, 大大方方地说!\açık ağız (lı) 傻乎乎的, 愚笨的 \açık alınla 坦诚地, 出色地, 问心无愧地, 体面地 \açık artırma 拍卖: \açık arttırma ile satış 拍卖 Bu açık artırmaya ben de katılacağım. 我也要参加这次拍卖。\açık baş 1) 光头的, 秃子 2) 不道德的, 道德败坏的 -i \açık bırakmak 打开, 敞开: Kadın, kaptan kamarasının kapsını açık bıraktığından şimdi dumandan göz gözü görmüyordu. 那女人打开驾驶舱的舱门, 一股浓烟扑面而来, 顿时两眼什么也看不见了。\açık bono 1) 空白支票 2) 全权, 自由处理权, 便宜行事权 -e \açık bono vermek 1) 开空白支票 2) 给予无限的权力, 授权全权处理 \açık ciro (转换票据背书时不记明受让人名称的)空白背书, 不记名背书 \açık çek vermek 1) 开空白支票 2) 授予全权, 授予自由处理权, 授予便宜行事权 \açık deniz 公海, 外海, 远洋: \açık deniz balıkçılığı 远洋渔业 Tekne açık denizde hızla yol alıyor. 船在外海飞速驶进。\açık durmak 1) 敞开: \açık duran mezar 敞开的坟墓 2) 不介入, 旁观 3) 保持距离 \açık duruş 体́ 双腿叉开站立 \açık düşmek 跤手仰面倒下 \açık eksiltme 经́ 招标 \açık etmek 说清楚, 搞清楚, 使真相大白 \açık fikirli 心胸开阔的, 性情开朗的, 豁达的 \açık gelmek 1) (衣服)过于肥大 2) 俚́ 疏远, 不接近, 保持距离: Açık gel sen burada duramazsın. 走开!走开!别停在这儿!Sen bizim yanımızda ne arıyorsun, açık gel, bakalım. 你在我们这儿踅摸什么呢?离我们远点儿!\açık giyinmek 袒露过多地穿着, 袒胸露臂地穿衣 \açık hece 以元音结尾的音节, 开音节 \açık imza (在未全部写就的文件上)预先签署 \açık kalmak 敞开: Kapağı açık kalınca şişedeki benzin uçmuş. 瓶盖一敞开, 瓶里的汽油就挥发掉了。\açık kalpli 坦白的, 直言不讳的, 直率的, 坦诚的 \açık kapı 1) 门户开放: \açık kapı siyaseti (或 politikası) 门户开放政策 2) 好客的人家 3) 俚́ 失贞的女人 \açık kapı aramak 寻找栖身之所: Berna Hanım evine barkına bakmaz, açık kapı arayan takınmındandı. 贝尔娜太太无家可归, 正在寻找栖身之所。\açık kapı bırakmak 留有余地, 留有回旋余地 \açık kapı bırakmamak 1) 把话说绝, 不留余地: Daha önce hiç açık kapı bırakmamıştı. Bugün pek toleranslı davrandı. 以前他说话做事从不留余地, 而现在宽容多了。 2) 不使它人有机可乘: Onun açık kapı bırakmaması, akıllı oluşundandır. 他很聪明, 不给人以任何可乘之机。\açık kart vermek 转́ 在某问题上授予某人全权, 自主权, 自由选择权: Ali’ye açık kart vermekle doğrusu yanlış bir iş yaptın. 你授全权给阿里真是大错特错了。\açık konuşmak 坦率地说: Açık konuş, yalan söyleme. 要实话实说, 不要说假话!Bakın açık konuşayım Ali bey. Zeytin toplama, pek kolay bir iş değil. 阿里先生, 坦率地说, 采摘橄榄可不是一件容易干的工作。\açık kredi 无担保信贷, 无条件信用证 \açık küme 天́ 疏散星团, 银河星团 \açık liman 1) 开放港口, 自由港 2) 易受气候影响的天然港口 \açık mektup 1) 未封口的书信 2) 公开信 \açık okumak 朗读, 读出声 \açık olmak 1) 随时欢迎: Genç insanlar yeniliklere daha açık olur. 年轻人更容易接受新鲜事物。 2) 真心实意, 坦诚相待: Bana karşı her zaman açık olmanızı rica ederim. 请您对我永远坦诚相待。 3) 毫无隐瞒 4) 便于, 易于: Cumhuriyetçilerse Demokrat ağırlıklı Florida ilçelerinde elle sayım yapılmasının hileye açık olduğu endişesini dile getiriyor. 而共和党人则表示担心在民主党占优势的佛罗里达州诸县进行人工计票会有舞弊行为。\açık oylama 记名表决, 公开表决 \açık oynamak 1) 俚́ 胸怀坦荡 2) (在足球等体育比赛中)不注重防守 \açık öğretim 函授教育 \açık police 无定额保险单, 开口保险单, 未确定保单 \açık raf 开架(图书等) \açık rejim 议会制 \açık sandal (let) 1) 女式凉鞋 2) 赤脚女子 \açık satış 拍卖 \açık seçik 1) 非常明确的 2) 非常清楚地: Yazar bu konuyu açık seçik anlatmış. 作者已经把这个问题说得很清楚了。\açık senet 1) 空白支票 2) 全权, 自由处理权, 便宜行事权 -e \açık senet vermek 给予无限的权力, 授权全权处理 \açık söylemek 明白地讲, 直截了当地说: Ne söyleyeceksen açık söyle, burada kimse yok. 你要说什么就直截了当地说, 这儿没有外人。\açık sözlü 说话坦率的, 快人快语的: Açık sözlü arkadaşları daha çok seviyorum. 我更喜欢说话坦率的同事。Ben açık sözlü bir insanım, kapalı konuşmalara gelemem. 我快人快语, 不会打哑谜。\açık sözlülük 说话坦率: Açık sözlülük insana çok şey kazandırır. 说话坦率使人受益匪浅。\açık teşekkür (通过新闻界)公开致谢 -i \açık tutmak 敞开; 开放: Kapıyı açık tutmayın. 别敞着门。Saray, savaş dönemleri dışında her zaman halkın ziyaretine açık tutuldu. 除战争时期以外, 这座宫殿一直向公众开放。\açık yara 敞开的伤口, 未愈合的伤口 \açık yürekle 心口如一地, 开诚布公地, 直言不讳地, 毫不隐讳地, 坦诚地 \açık yürekli 坦白的, 直言不讳的, 直率的, 坦诚的 \açık zihinli 思想开放的, 开明的 \açık yüzlü 高兴的, 愉快的(人)
    ◆ Açık ağız aç kalmaz. 脸皮厚, 吃个够, 脸皮薄, 吃不着。Açık yaraya tuz ekilmez. 不应往未愈的伤口上撒盐; 不要雪上加霜; 不要落井下石。
    II
    - ğı is.
    1. 户外, 露天的地方, 外边: Eti açıkta bırakma, kedi kapar. 别把肉放在外边, 猫会偷吃的。
    2. 附近, 近郊: Demir yolu şehrin açığından gecer. 铁路从市郊经过。
    3. 外海, 公海, 远离海岸的洋面: Gemiler açıklardadır. 船只停泊在公海上。
    4. 匮乏, 缺少, 赤字: \açık bütçe 收支不平衡的预算, 有赤字的预算 \açık itibar 透支 ülkenin doktor \açıkı 国家医生短缺 bütçe \açıkı 预算赤字
    5. 空额, 缺额, 空位; 空白: Açıklara kimse alınmayacak. 将不派人补缺。Bu dairede hiç açık yokmuş. 据说这个部门没有任何职位空缺。
    6. 赤字
    ◇ \açık almak 远离, 不靠近 \açık çıkmak 出现赤字, 出现亏损, 出现亏空: Dört yüz bin RMB yuan açığı çıktı. 出现了40万元人民币的亏损。\açık (ı) kapamak 填补空缺: Onu işe almakla bu açığı da kapamış oldu. 我们招聘了他, 填补了这个空缺。\açık maaşı 失业津贴 \açık vermek 1) 入不敷出, 亏空, 有赤字 2) (为摔跤比赛)开场子, 打场子 3) 露出破绽, 给可乘之机: Bir politikacının her zaman dikkatli davranması, muhaliflerine açık vermemesi gerekir. 作为政治家, 要事事谨慎, 不给反对派以可乘之机。 3) 转́ 无意中泄露, 说走嘴 \açıka almak 1) 解职, 免职, 辞退, 解雇, 开除 2) 让船暂时离岸 \açıka çıkarılmak 1) 被搞清楚, 真相大白 2) 被解职, 被免职, 被辞退, 被开除: Açığa çıkarılmaktan korkuyordu. 他害怕被开除。-i \açıka çıkarmak 1) 说清楚, 搞清楚, 使真相大白 2) 解职, 免职, 辞退, 解雇, 开除 \açıka çıkmak 1) 显露, 显现, 暴露, 出现: Gerçek açığa çıktı. 事实终于真相大白。 2) 被解职, 被辞退, 被开除 3) 驶离, 让开(通道, 路口, 码头等) \açıka satış 抛售, 甩卖, 清仓甩卖 \açıka vermek 1) 显露, 显现, 出现, 暴露 2) -i 泄露, 吐露, 使暴露, 揭露 3) 倾诉, 倾吐, 和盘托出: Eşkiya darda kaldığını anlayınca çetenin plânlarını açığz verdi. 这帮匪徒明白他们已经无路可走, 于是便和盘托出了他们的计划。\açıka vurmak 1) 显露, 显现, 出现, 暴露: Ya hekim getirirlerse dolanımız açığa vurur. 只要他们一把大夫请来, 我们的这些把戏就会露馅。 2) -i 泄露, 吐露, 使暴露, 揭露: Abdullah bütün bu hükümlerini açığa vuracak kadar toydur. 阿卜杜拉没有经验, 会把所有这些条款都泄露出去的。Bu davranışıyla niyetini açığz vurdu. 他的这种态度暴露了他的意图。 3) 倾诉, 倾吐, 和盘托出: Ailedeki geçimsizlikleri dosta düşmana karşı açığa vurmamak gerekir. 家丑不可外扬。-in \açıkı çıkmak 入不敷出, 出现亏空 \açıkını bulmak 揭露舞弊, 发现亏损, 发现破绽 \açıkını kapatmak 填补空白, 弥补亏损, 消除赤字: Bütçe açığını kapatmak için hükûmet bir yol bulacaktır. 政府将想办法解决预算赤字。\açıkını örtmek 掩饰, 掩盖: Arkadaşını açığını örtmek için çok çabaladı. 他费了好大的劲才帮他的朋友掩饰过去了。\açıklar livası olmak 谑́ 失业, 无事可做 \açıkta bırakmak 1) 辞退, 开除, 解职: En güvendiği kimseler tarafından açıkta bırakılmak onu çok üzmüştür. 让他非常难过的是, 他被他非常信任的人开除了。 2) 使无家可归 3) (在共享的好事中)排除(某人) \açıkta çalışmak 1) 野外作业 2) (画家)户外作画 \açıkta durmak 袖手旁观, 不介入, 保持距离 \açıkta eğlenmek (船只)在港口之外不抛锚等候进港 \açıkta gezip durmak 无所事事: Zavallı Murat, çoktan beri bir kapı bulamadı, açıkta gezip duruyor. 可怜的穆拉特很长时间没有找到工作了, 一直无所事事。\açıkta kalmak (或 olmak) 1) 失业 2) 无家可归, 生活无着落 3) 被列入编外, 下岗 4) (在共享的好事中)被排除在外 \açıkta yatmak 露宿

    Türkçe-Çince Sözlük > açık

  • 8 açık

    открове́нный я́сный
    * * *
    I 1.
    1) врз. откры́тый

    açık arazi — откры́тая ме́стность

    açık pencere — раскры́тое окно́

    yol açık — доро́га откры́та

    2) я́сный, чёткий (о почерке и т. п.)

    açık ibare — я́сная фра́за

    3) непокры́тый, обнажённый

    açık baş — простоволо́сый

    göğsü açık — у него́ грудь откры́та / обнажена́

    4) све́тлый ( о цвете)

    açık mavi — све́тло-си́ний

    açık yeşil — све́тло-зелёный

    açık renk kostüm — све́тлый костю́м

    5) неза́нятый, свобо́дный; вака́нтный

    açık memuriyet — вака́нтная до́лжность, вака́нсия

    kağıtta açık yer kalmadı — на бума́ге не оста́лось чи́стого ме́ста

    6) нескро́мный, фриво́льный, непристо́йный

    açık filmler yasaklandı — порнографи́ческие фи́льмы бы́ли запрещены́

    pek açık fıkralar anlatıyor — он расска́зывает о́чень уж неприли́чные анекдо́ты

    7) перен. откры́тый, бесхи́тростный, прямоду́шный

    bu adamın her işi açıktır — у э́того челове́ка всё как на ладо́ни

    2.
    1) откры́то, открове́нно

    açık konuş yalan söyleme — говори́ пря́мо, не ври

    2) я́сно, поня́тно; отчётливо
    ••
    - açık gelmek
    - açık kapı bırakmak
    - açık oyla seçmek
    - açık yürekle
    II озвонч. -ğı
    1) откры́тое простра́нство, пусты́рь разг.

    bugün açıkta bir toplantı yapıldı — сего́дня под откры́тым не́бом бы́ло проведено́ собра́ние

    2) [не́сколько] удалённое ме́сто (от чего-л.)

    tren yolu şehrin açığından geçer — железнодоро́жный путь прохо́дит недалеко́ от го́рода

    3) морски́е просто́ры, прибре́жные во́ды

    Bakırköy açıklarında — в прибре́жных во́дах Бакыркёя

    deniz açıklarında — в откры́том мо́ре

    4) вака́нтное ме́сто, вака́нсия

    açıklara kimse alınmıyor — на вака́нтные места́ никого́ не беру́т

    bu dairede hiç açık yok — в э́той конто́ре нет никако́й вака́нтной до́лжности

    5) недоста́ча, дефици́т

    açık [açığı] çıkmak — а) обнару́житься (о дефиците, недостаче); б) всплыть / вы́йти нару́жу, обнару́житься; проясни́ться

    açık [açığı] kapamak / kapatmak — покры́ть недоста́чу / дефици́т

    dış ödeme açığı — внешнеплатёжный дефици́т

    dış ticaret açığı — внешнеторго́вый дефици́т, дефици́т внешнеторго́вого бала́нса

    ••
    - açıkta bırakmak
    - açığa çıkarmak
    - açıkta kalmak
    - açıkta olmak
    - açıktan kazanmak
    - açık vermek
    - açığa vurmak

    Türkçe-rusça sözlük > açık

  • 9 açık

    açık1 <- ğı> adj Tür usw offen (a Meer); Geschäft, Museum geöffnet; Platz, Stelle frei; Schritt weit; Farbe hell; Film usw frei, schamlos; Tee leicht;
    açık açık in aller Offenheit, freimütig;
    açık ağızlı deppenhaft;
    açık arttırma Auktion f;
    açık çek Blankoscheck m;
    açık eksiltme (öffentliche) Ausschreibung f;
    açık fikirli vorurteilsfrei, aufgeschlossen;
    açık fikirlilik Aufgeschlossenheit f;
    açık hava Freilicht…;
    açık havada im Freien;
    açık liman Freihafen m;
    açık mektup offene(r) Brief;
    açık seçik deutlich;
    açık olmak offen sein (-e für etwas); offen stehen (-e jemandem);
    açık söylemek offen aussprechen
    açık2 <- ğı> subst (das) Freie; freie Stelle f, Vakanz f; ÖKON Defizit n, Fehlbetrag m; Lücke f, Ausfall m;
    açık vermek ÖKON in den roten Zahlen stehen; sich ertappen lassen;
    açığa çıkarmak ans Licht bringen (etwas); entlassen oder freistellen (jemanden);
    açığa çıkmak an den Tag kommen;
    açığa vurmak offenkundig werden; (-i) bekunden (A);
    bütçe açığı Haushaltsdefizit n;
    şehrin açığından an der Stadt vorbei;
    … açıklarında vor … (im Meer);
    açıkta im Freien;
    -i açıkta bırakmak jemanden ohne Arbeit oder ohne Unterkommen lassen;
    açıkta kalmak oder olmak keine Arbeit oder kein Unterkommen haben; nicht berücksichtigt werden; açıktan

    Türkçe-Almanca sözlük > açık

  • 10 açık

    (-ğı)
    1.
    1) в разн. знач. откры́тый

    açık arazi — откры́тая ме́стность

    açık ar(t)tırma — откры́тые торги́, аукцио́н

    2) я́сный, безо́блачный (о погоде)
    3) очеви́дный, я́сный; чёткий, разбо́рчивый (о почерке)

    açık ibare — я́сная (чёткая) фра́за

    2.
    1) откры́то, пря́мо, открове́нно
    2) я́сно, отчётливо
    3.
    1) откры́тое ме́сто
    2) не́сколько удалённое от чего-л. ме́сто
    3) морски́е просто́ры, во́ды

    Büyük Türk-Rus Sözlük > açık

  • 11 acık

    - ğı is.
    1. 痛疼, 痛苦
    2. 哀痛, 哀悼
    ◇ \acık gelmek 1) 难过, 感到痛苦 2) 生气, 发怒, 发火
    II
    zf. 稍微, 稍许

    Türkçe-Çince Sözlük > acık

  • 12 açık

    "1. open. 2. unobstructed, free. 3. uncovered; naked, bare, exposed. 4. empty, clear, unoccupied. 5. spaced far apart, separated. 6. open for business, open. 7. clear, easy to understand; not in cipher. 8. not secret, in the open. 9. light (shade of color). 10. fortunate, promising. 11. obscene; suggestive. 12. open, defenseless, unprotected (city). 13. not roofed; not enclosed. 14. clear, cloudless, fine. 15. the open. 16. vacancy, job opening. 17. deficit, shortage. 18. excess of expense over income. 19. distance, space between. 20. outskirts; nearby place. 21. soccer wing, winger, player in a wing position. 22. open sea. 23. frank, open. 24. frankly, openly. -ında/-larında naut. off..., offshore. -ta 1. outdoors, in the open air. 2. obvious, apparent. 3. naut. in the offing, offshore. 4. unemployed. - açık openly, frankly. -tan açığa openly. - adım big step, wide step. - ağızlı stupid, dim-witted. - alınla with a clear conscience. -a almak /ı/ to lay off (a government employee) temporarily. - arazi mil. exposed terrain, unprotected terrain, open country. - artırma sale by public auction. - ateş mil. direct fire. -ta bırakmak /ı/ 1. to leave (something) outdoors. 2. to leave out, exclude (a person from a privilege). 3. to leave (someone) without a home or a job. - bono vermek /a/ 1. com. to give (someone) a blank check. 2. to give (someone) carte blanche, give (someone) freedom of action or complete control. -ını bulmak to find something amiss. - celse law public hearing. - ciro blank endorsement, general endorsement. - çek signed blank check. -a çıkarılmak to be dismissed from work, be fired. -a çıkarmak /ı/ 1. to fire (a government employee). 2. to bring (a matter) out into the open. -a çıkmak 1. to be fired. 2. to become known, come out. -ı çıkmak 1. (for one´s accounts) to show a shortage. 2. (for the inventory of property for which one is responsible) to show a shortage. - deniz 1. law high seas. 2. the open sea. - devre elec. open circuit, interrupted circuit. - durmak to stand aside, not to interfere. - duruşma law public hearing. -ta eğlenmek to wait offshore without anchoring. - eksiltme public bidding for a contract. - elbise (a) revealing dress; (a) décolleté dress. - elli open-handed, generous. - ellilik open-handedness, generosity. - fikirli broad -minded, enlightened, liberal-minded. - gel! slang 1. Stay clear! 2. Come on, out with it! - gelmek slang to stay away, not to come near. - giyinmek to wear revealing clothes; to wear décolleté dresses. - hava 1. open air, outdoor; fresh air. 2. clear weather. - hava sineması open-air movie theater, open-air cinema. - hava tiyatrosu open-air theater. - hava toplantısı public protest meeting. - hece gram. open syllable. - imza signature on blank paper. -ta kalmak/olmak to have lost one´s home or job, Brit. be up a gum tree. - kalp ameliyatı open-heart surgery. - kalpli open-hearted, candid. -ı kapatmak to meet the deficit. - kapı open door. - kapı bırakmak /a/ to leave (someone) with some room for choice, leave (someone) with some leeway, not to tie (someone´s) hands. - kapı politikası open-door policy. - kart vermek /a/ to give (someone) carte blanche. - konuşmak to be frank, talk frankly. - kredi open credit, blank credit. - liman 1. port unprotected from storms. 2. port without excessive formalities. 3. mil. unprotected port. -lar livası colloq. the unemployed. - maaşı half pay (while an employee is temporarily suspended). - mektup 1. open letter. 2. unsealed letter. - mevzi mil. exposed position. - olmak /a/ 1. to be accessible (to). 2. to be receptive (to). - ordugâh bivouac, temporary encampment. - oturum panel discussion. - oy open vote. - oylama open voting. - öğretim education modeled after that of an open university. -ını örtmek to cover up one´s fraud. - pazar open market. - poliçe certificate of indebtedness issued before all the details are settled. - saçık 1. off-color, risqué; bawdy

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > açık

  • 13 açık oy

    откры́тое голосова́ние

    Türkçe-rusça sözlük > açık oy

  • 14 açık

    ачык; аксыл; иркен

    Türkçe-Tatarca sözlük > açık

  • 15 açık

    светлый; открытый, раскрытый; ясный, четкий

    İnşaat Mühendisliği ve Mimarlık Türkçe-Rusça Sözlük ve Rus-Türkçe Sözlük > açık

  • 16 acık

    adj. open, uncovered, wide open, visible, apparent, obvious, bare, clear, unclouded, cloudless, definite, exposed, blank, aboveground, articulate, avowed, broad, candid, categorical, clean cut, clear-cut, confessed, crystal, decided, declared
    --------
    adv. expressly, in blank, explicitly
    --------
    n. shortage, deficient amount, shortfall, deficiency, deficit
    * * *
    hunger (v.)

    Turkish-English dictionary > acık

  • 17 açık

    adj. open, uncovered, wide open, visible, apparent, obvious, bare, clear, unclouded, cloudless, definite, exposed, blank, aboveground, articulate, avowed, broad, candid, categorical, clean cut, clear-cut, confessed, crystal, decided, declared
    --------
    adv. expressly, in blank, explicitly
    --------
    n. shortage, deficient amount, shortfall, deficiency, deficit
    * * *
    1. clear 2. deficit 3. evident 4. explicit 5. obvious 6. open 7. ostensive 8. perspicuous 9. uncovered 10. unmistakable 11. open (adj.) 12. clear (adj.)

    Turkish-English dictionary > açık

  • 18 açık

    awêne
    --------
    diyar
    --------
    eyan
    --------
    eşkere
    --------
    kifş
    --------
    pas
    --------
    rewşen
    --------
    ron
    --------
    vekirî
    --------
    wekat

    Türk-Kürt Sözlük > açık

  • 19 açık el

    is. 慷慨

    Türkçe-Çince Sözlük > açık el

  • 20 açık

    Açıq

    Türkcə-Azərbaycanca İzahlı Tibb lüğəti > açık

Look at other dictionaries:

  • ačik — àčik [b] (I)[/b] (hàčik) pril. <indekl.> DEFINICIJA reg. otvoreno, jasno [ačik reći; ačik priznati (što)] ETIMOLOGIJA tur. açık ← açmak: otvoriti …   Hrvatski jezični portal

  • ačik — àčik [b] (II)[/b] (hàčik) prid. <indekl.> DEFINICIJA koji je otvoren, jasan [ačik čovjek] ETIMOLOGIJA vidi ačik [b] (I)[/b] …   Hrvatski jezični portal

  • açık — sf., ğı 1) Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik. R. N. Güntekin 2) Engelsiz Açık yol. 3) Örtüsüz, çıplak Açık baş. 4) Boş Kâğıtta açık yer kalmadı. 5) Görevlisi olmayan, boş (iş, görev) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • Açık Radyo — Infobox Radio Station name = Açık Radyo area = Turkey Regional FM Istanbul airdate = November 13 1995 frequency = 94.9 MHz (Istanbul) format = News, Music, and Personality owner = Acik Radyo website = [http://www.acikradyo.com.tr/… …   Wikipedia

  • açık hava — is. 1) Bulutsuz hava 2) Bahçe, park gibi yapı dışı olan yer Uçurtmalar biraz gök, açık hava ve rüzgâr ister. A. Ş. Hisar Birleşik Sözler açık hava müzesi açık hava sineması açık hava tiyatrosu …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • açık kapı — is. 1) Seçenek 2) argo Bakire olma durumu Birleşik Sözler açık kapı hırsızı açık kapı politikası açık kapı siyaseti Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller açık kapı bırakmamak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • açık açık — zf. 1) Saklamaksızın Açık açık anlattı. 2) Bütün ayrıntılarıyla 3) İçtenlikle …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • açık seçik — sf., ği 1) Çok açık, çok belirgin 2) zf. Çok açık, çok belirgin bir biçimde Bu iki örnek de açık seçik gösteriyor ki çocuklarımızı kendi yetiştiğimiz gibi yetiştirmek hakkı bize verilmiş değildir. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • açık yüreklilik — is., ği Açık yürekli olma durumu, samimiyet, açık kalplilik En sonra da görüşlerini edebiyata kaçmayan bir açık yüreklilikle ortaya koydu. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • açık bono — is., tic. Para hanesi boş bırakılarak imza edilen bono, açık senet Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller açık bono vermek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • açık hava müzesi — is. Açık havadan etkilenmeyecek etnografik eserlerin, evlerin, işlik vb. sivil yapıların sergilendiği bir bölgede kurulan üstü açık müze …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.