Translation: from turkish

SEYR-İ ÂFÂKÎ

  • 1 afakî

    afakî [ɑːfɑː'kiː] fig seicht, oberflächlich; PHIL objektiv

    Türkçe-Almanca sözlük > afakî

  • 2 afakî

    [a:fa:ki:]
    阿́ s.
    1. 东拉西扯的, 天南地北的, 海阔天空的: Biraz afakî sohbetten sonra oradan kalktık. 天南地北地闲扯了一会儿之后, 我们起身离开了那里。
    2. 哲́ 客观的, 如实的

    Türkçe-Çince Sözlük > afakî

  • 3 afakî

    а
    1) пусто́й, беспредме́тный (о разговоре)

    afakî konuşma — беспредме́тный разгово́р

    2) филос. объекти́вный

    Büyük Türk-Rus Sözlük > afakî

  • 4 afaki

    afaki [a:fa:ki:] adj
    1) ( nesnel) sachlich, objektiv
    2) ( pej) ( dereden tepeden) oberflächlich, seicht

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > afaki

  • 5 afaki

    1) пусто́й, беспредме́тный ( о разговоре)
    2) филос. объекти́вный

    Türkçe-rusça sözlük > afaki

  • 6 afaki

    aphakia

    Turkish-English dictionary > afaki

  • 7 afaki

    Göz büllurunun olmaması

    Türkcə-Azərbaycanca İzahlı Tibb lüğəti > afaki

  • 8 afaki

    επιπόλαιος, επιφανειακός. Ελαφρός

    Türkçe-Yunanca Sözlük > afaki

  • 9 afaki

    "(konuþma) small, wandering, rambling; objective" nesnel

    İngilizce Sözlük Türkçe > afaki

  • 10 afaki

    1. random (conversation). 2. phil. objective.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > afaki

  • 11 düşündürücü

    seyr
    --------
    sosret

    Türk-Kürt Sözlük > düşündürücü

  • 12 ilginç

    balkêş
    --------
    serincrakêş
    --------
    seyr

    Türk-Kürt Sözlük > ilginç

  • 13 tuhaf

    ecêb
    --------
    seyr
    --------
    sosret

    Türk-Kürt Sözlük > tuhaf

  • 14 ucube

    seyr
    --------
    sosret
    --------
    zehar

    Türk-Kürt Sözlük > ucube

  • 15 ad

    is.
    1. 语́ 名词
    2. 名字, 名称: takma \ad 假名, 绰号, 浑号, 笔名, 化名, 艺名 Adınız ne? 您叫什么名字?
    3. 名声, 名望, 名气, 声誉
    4. 价值, 意义: Bir baş soğanın da adı mı olurmuş? 一棵葱值几个钱?
    ◇ \ad almak 1) 得名, 起名, 被命名 2) 赢得声誉 \ad bırakmak 被怀念 \ad cümlesi 语́ 以名词或形容词作谓语的句子 \ad koymak 起名, 命名: Adını Beijing mektubu koyacaktım, bu yazının, sonra düşündüm, beğenmedim. 我本来想把这部作品定名为《北京来信》, 后来想了想, 又觉得不太好。\ad takmak 起名, 命名; 起绰号: Ona Murat adı takılmıştır. 人们管他叫穆拉特。\ad vermek 1) 起名, 命名 2) 说出事情是何人所为, 供出: Nafile, üzerime vurmayın, ad vermem. 你们别枉费心机了, 我不会说出来这件事儿是谁干的。\ad yapmak (在某一方面)成名, 出名, 赢得声望 \adı âfakı tutmak 出名, 驰名, 名声外扬 \adı anılmamak 被遗忘 \adı batası (或 batasıca, batsın) (诅咒语, 多指不愿提及名称的疾病等令人讨厌的事物)该死的: Adı batası adam acaba nerelere defoldu? 这鬼东西不知跑到哪儿去了?Adı batası hastalık! 这个该死的病!Adı batasıca yer gitmem. 我才不去那鬼地方呢!Ahmet de o adı batasıya tutuldu. 艾哈迈德也得了那种倒霉病。\adı batmak (通常用于不受欢迎的人或物)被遗忘: Adı battı. 他的声望已经一落千丈。\adı belirsiz 不出名的, 无声望的 \adı bile okunmamak 不起眼, 名不见经传, 连名字都无人提及: Burada onun adı bile okunmaz. 在这儿, 他是一个不起眼的小人物。\adı bozulmak 名声变坏, 威望下降 \adı büyük cebi kovuk 表面上有钱实际上很穷的, 徒有虚名的 \adı çıkmak 1) -in 得了坏名声, 臭名昭著, 坏了名声: İnsanın adı çıkacağına canı çıksın. 一个人与其臭名昭著, 还不如一死了之。Onun adı çıkmış, yoksa fena adam değil. 他名声不好, 但不是坏人。 2) -in 出名, 名声在外: Onun falının adı çıktı. 他的相面术名声在外。 3) (-in, -e) 被当作是, 被看成是: Böyle bir şey yazmaya kalkarsam adım deliye çıkacak. 如果我去写这种东西, 我将被看作是个疯子。Bu zatların da, iyi kötü adları şaire çıkmış. 这些人好歹也被当作是诗人。\adı çıkmış 1) 臭名昭著的 2) 有案底的, 有前科的 -in \adı dedikoduya karışmak 被人议论: Çok geçmeden benim de karıştı, dedikoduya adım. 没过多久, 关于我流言四起。-in \adı dillerde gezmek 名垂青史 -in \adı dillere destan olmak 名垂青史: Böylece sarayın adı dillere destan olmuş. Derken seneler geçmiş. 就这样, 宫殿的名字名垂青史, 一直过了许多年。-in \adı duyulmak 出名, 著名, 成名 -in \adı dünyayı tutmak 出名, 著名, 成名: Adı dünyayı tutmuş. 他已是享誉全球。-in \adı geçmek 1) 被提到: Yukarıda \adı geçen kitap 上面提到的那本书 Adaylar arasında onun adı da geçti. 他也被提名为候选人。 2) 榜上有名, 被载入: O, dünya tıp tarihine adı geçmiş bir doktorumuzdur. 他是我国在世界医学史上被载入史册的一位名医。\adı gezmek 有面子 \adı gibi bilmek 非常熟悉, 清楚地知道 \adı iyi söylenmek 留名, 名声犹存, 英名永存 -in \adı kaale alınmamak 被轻视, 被瞧不起: Adının kaale alınmadığını anlayınca çok bir köpürüş köpürdü. 他得知自己受到了轻视, 勃然大怒。-in \adı kalmak 出名, 名垂青史: Ben gidersem adım kalır. 如果我死了, 我的英名会留芳百世。Öldükten sonra adınızın kalmasını istiyorsanız bir eser bırakınız. 如果您想身后名垂青史, 您就应该留下一部作品。(-e, -in) \adı karışmak 涉嫌(某事): Yolsuzluk olayına onun da adı karışmış. 他也涉嫌参与了非法活动。-in \adı kötüye çıkmak 臭名远扬 \adı kulağına değmek 声名远扬 \adı mimlenmek 臭名远扬 \adı okunmak 声名远扬 \adı olmak 占虚名, 名不符实, 徒有虚名 \adı sanı 人品; 身份, 来历: Ne adını sanını, ne kalbını kiyafetini, ne oturup kalkişını, ne huyunu beğenirim. 我不喜欢他的人品, 他的相貌, 他的言谈举止和秉性。\adı sanı bellisiz 1) 身份不明的, 来历不明的, 行迹可疑的 2) 佚名的, 不知名的: Adı sanı belirsiz bir yazarın eserini okudum. 我读过一位不知名作家的作品。\adı sanı olmak 出名 \adı sanı var 尊敬的 \adı sanılı 著名的 \adı ulu, götü kuru 占虚名的, 名不符实的, 徒有虚名的 \adı üstünde 非常清楚的 \adı var 1) 虚幻, 虚无缥缈 2) 徒有其名 \adım gibi biliyorum 绝对没错 \adına 以…的名义, 代表: kanun \adına 以法律的名义 şirketimiz \adına 代表本公司 \adına hak kazanmak 算得上是: Ancak böylelikle komünist adına hak kazanabilir. 只有这样, 才算得上是一个共产党员。\adını ağzına almamak (因生气、不满等而对某人)从不提及, 只字不提 \adını ağzına aptestle almak 非常尊敬地提到 \adını almak 取名为, 更名为: Maraş, kahramanmaraş adını aldı. 马拉什已更名为卡赫拉曼马拉什。\adını anmak 提及(某人): Onun adını anmak istemiyorum. 我不想提起他的名字。\adını bağışlamak 报上姓名: Adınızı bağışlar mısınız? 您贵姓?请问尊姓大名?\adını bile anmamak 无人提及 -in \adını kirletmek 败坏名声: Kötü kimselerle işbirliği yapıp adını kirletme. 你不要与坏人同流合污, 坏了自己的名头!\adını koymak 1) 谈价钱: Bu evi alabilmemiz için adını koyalım. 我们打算买这座房子, 咱们谈谈价钱吧! 2) 起名: Bunun için adını "Pamuk Prenses" koymuşlar. 因此, 他们给她起了个名字叫白雪公主。\adını lekelemek 玷污名声 \adını vermek 说出某人的名字, 提到某人: Benim adımı ver, o senin işini yapar. 只要你提一下我, 他就会把你的事办了。Benim adımı verirsen sana yardımcı olurlar. 你只要提一下我, 他们就会帮助你。\adıyla sanıyla 以某人的名义
    ◆ Adı çıkmış dokuza, inmez sekize. 恶名既出, 挽回极难。
    II
    - ddi 阿́ is. 认为
    ◇ \ad etmek 认为

    Türkçe-Çince Sözlük > ad

  • 16 âfak

    [a:fa:k]
    阿́ ç.is. 视野; 天地, 范围, 周围, 四周
    ◇ \âfakı tutmak 出名, 驰名, 名声外扬: Ali’nin kan dökücülüğü kısa zamanda âfakı tutmuştu. 阿里的残暴很快便出了名。

    Türkçe-Çince Sözlük > âfak

  • 17 güverte

    [güve'rte]
    意́ is. 甲板: Annem kamaraya girdi, ben güverteye çıktım. 妈妈进了客舱, 我登上了甲板。Yolcular, Boğaz'ı seyr etmek için güverteye çıktılar. 乘客们登上甲板欣赏海峡风光。
    ◇ \güverteden yürümek 俚́ 鸡奸

    Türkçe-Çince Sözlük > güverte

  • 18 kan

    is.
    1. 血液, 鲜血: \kan azlığı 贫血 \kan bankası 血库 \kan basıncı yüksekliği 高血压 \kan cisimciği 血细胞, 血球 \kan damarı 血管 \kan dolaşımı 血液循环 \kan durgunluğu 医́ 郁血 \kan grubu 血型 \kan kanseri 血癌, 白血病 \kan şekeri azlığı 低血糖 \kan yürümesi 充血 Kazandığımız zaferi kanımızla ödedik. 我们取得的胜利是我们用自己的鲜血换来的。
    2. 转́ 血统; 血缘关系; 家世, 家族: \kan bağı 血缘关系 saf \kan bir at 一匹纯种马 Onlar aynı kandandırlar. 他们有血缘关系。
    3. 转́ 血仇, 深仇大恨: \kan davası (家族间的)仇杀, 血仇
    4. 血案, 命案
    5. 战争, 战事
    ◇ \kan ağlamak 叫苦不迭, 深受其苦; 极其悲伤: Kuraklıktan çiftçiler kan ağlıyor. 农民们深受干旱之苦。Çocuklarının bu amansız hastalığa yakalandığından beri kan ağlıyorlardı. 自从他们的孩子患上这种绝症之后他们就非常悲伤。\kan akçesi 旧́ 法́ 赎罪金(伤人者或杀人者交给受伤者或死者继承人的钱) \kan akıtmak 1) 宰牲还愿: Horoz kesti, kan akıttı, adağı yerine getirdi. 他杀鸡还了愿。Böyle bir kazadan kurtulduğumuza göre kan akıtmamız gerekir. 得以逃过这样的一次事故, 我们真该谢天谢地。 2) 犯杀人罪 \kan akmak 1) 血液流动 2) 发生流血冲突 \kan akmaksızın 不流血地, 兵不血刃地 \kan alacak damarı bilmek 求助有门, 清楚获利的门道, 有办法: O çok kurnazdır; kan alacak damarı bilir; boşa kürek çekmez. 他很狡滑, 有办法, 从不白费功夫。\kan alıcı 残忍的, 残暴的, 凶残的 \kan almak 1) 抽血: Aç karnına kolumdan kan alındı. 我已经空腹抽了血。 2) 杀人: Kan almak istiyorsan çık karşıma, göster kabadayılığını. 你要是想玩命就放马过来。\kan aramak 寻求报复, 伺机杀人; 追杀 \kan ayaklı 俚́ 弱女子 \kan bağışlamak 献血 \kan başına sıçramak (或 çıkmak, fırlatmak) 血往上涌, 怒不可遏: Bütün kanı başına çıktı, üstüne bir fenalık gelir gibiydi. 他气血攻心, 差一点儿没晕过去。\kan beynine sıçramak (或 çıkmak, fırlatmak) 血往上涌, 怒不可遏: Birbirlerini görünce ikisinin tekrar kan beyinlerine çıktı, yüzleri sarard, dudakları morardı. 两个人一见面, 又是血往上涌, 气得脸色发黄, 嘴唇发紫。-i \kan boğmak 中风而死 -i \kan bürümek 变得通红: Ali'nin gözlerini kan bürümüştü. 阿里气得两眼通红。\kan çanağı gibi (眼睛)充血的, 布满血丝的 (göz) \kan çanağına dönmek (眼睛)变得通红: Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü. 他哭得两眼通红。\kan çekmek 1) (性格、长相等)像: Kan çekmiş, dayısına benzemiş. 他像他舅舅。 2) (亲戚间关系)亲热 \kan çıkmak 出血, 流血; 发生杀人案, 发生流血事件 \kan doğramak 破坏, 阻挠 \kan dökmek 打死打伤, 制造流血事件, 致死 \kan dökücü 残忍的, 残暴的, 嗜血成性的 \kan dökücülüğü 残忍, 残暴, 嗜血成性: Ali’nin kan dökücülüğü kısa zamanda âfakı tutmuştu. 阿里的残暴很快便出了名。\kan emmek 吸血, 剥削 \kan etmek 杀人 \kan gelmek 流血, 出血 \kan gibi 血红的, 鲜红的 - den \kan gitmek 1) 便血 2) 经血过多 \kan gölüne dönmek 血流成河: Kan gölüne dönen Filistin'de 9 Filistinli daha mermilerle öldürüldü. 在血流成河的巴勒斯坦, 又有9个巴勒斯坦人被枪杀。\kan gövdeyi götürmek 血流成河, 血流漂橹: O sene büyük olaylar olmuş kan gövdeyi götürmüştü. 那年出了几件大事, 血流成河。Süngü süngüye savaş oldu; kan gövdeyi götürdü. 发生了肉搏战, 血流成河。\kan gütmek 报仇心切, 记仇, 身负深仇大恨 \kan istemek 希望杀死仇人, 希望报仇 \kan kardeşi 把兄弟, 盟兄弟 \kan kaybetmek 失血: Kadın o kadar kan kaybetmiş ki az daha ölecekmiş. 女人失血过多, 险些丧生。\kan kırmızı 1) 血红的, 鲜红的: Karpuzlar çok güzelmiş, kan kırmızı çıktılar. 这些西瓜很不错, 鲜红鲜红的。 2) 转́ 恶贯满盈的 \kan kurumak 忍无可忍, 非常厌烦: Damarlarımda kanım kurudu, hâlâ bu çocuğun vızıltısı kesilmedi. 我已经烦透了, 可这个孩子还是叽叽咕咕不停地发着牢骚。\kan kusmak 受苦, 受难, 受压迫, 承受艰苦, 含辛茹苦, 呕心沥血: Kan kusuyoruz da ona belli etmemeğe çalışıyoruz. Ama her şeyin bir haddi, nihayeti vardır. 我们不想告诉他我们正在为他而受苦受难, 但是什么事情都是有限度的。-e \kan kusturmak 压迫, 欺压: Zavallı kadına senelerden beri etmediklerini bırakmayarak kan kusturmuşlardı. 多年来他们绞尽脑汁欺压这个可怜的女人。\kan kusar kızılcık şerbeti içtim demek 有苦往肚子里咽, 打肿脸充胖子, 强颜欢笑: Ama her sınıfta insan çoğunluğu kan kusar kızılcık şerbeti içtim demeyi tercih eder. 但是, 每个班里的多数人都宁愿打掉牙齿往肚子里咽。\kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek 有苦往肚子里咽, 打肿脸充胖子, 强颜欢笑: Sorunlarını, acılarını kimseye söylemedi; kan kusup kızılcık şerbeti içtim dedi. 他没有把问题和痛苦对任何人讲, 总是有苦往肚子里咽。-de \kan olmak 1) 有血仇: Aralarında kan var. 他们之间有血海深仇。 2) 发生血案, 发生命案: Dağda bir kan olmuş. 据说山里出了人命案。 3) 发生战争: İki devlet arasında kan olmuş. 两国发生了战争。-e \kan oturmak 淤血: Ağacın dalı çarptıktan sonra gözüne kan oturmuş. 他撞到树上, 闹了个乌眼青。\kan revan içinde 浑身是血, 到处流血: Çocuğu kan revan içinde görünce zavallı kadın az kalsın düşüp bayılacaktı. 看到孩子浑身是血, 可怜的女人差点晕倒。Eve kan revan içinde döndüğü zaman annesi bayılmıştı. 他浑身是血回到家里, 他母亲一下子就晕了过去。\kan sayımı 血细胞统计, 血液分析, 验血 -in \kan sayımını yapmak 验血: Hastane laboratuarında annemin kan sayımını yaptılar. 在医院化验室里他们给我母亲化验了血。\kan sızmak 出血 -in \kan tepesine çıkmak 使(气得)血往上涌, 激怒: Of yine kan tepeme çıkmağa başlıyorsun. 哎呀!你又要气死我了!-in \kan tepesine sıçramak 使(气得)血往上涌, 激怒: Çocuk annesinin en çok sevdiği vazoyu kırınca kadıncağızın kan tepesine sıçradı. 孩子把妈妈最喜爱的花瓶打破了, 把女人气得血往上涌。\kan ter içinde 浑身是汗, 大汗淋漓: İki saat yürüdükten sonra kan ter içinde eve vardı. 走了两个小时之后, 他浑身是汗地回到了家。Uğraştık, çabaladık, kan ter içinde kaldık ama nihayet ayağımız düze bastı. 我们勤奋努力, 出力流汗, 终于熬出了头。\kan tere batmak 出一身汗, 大汗淋漓: Ne kadar yorulmuşsun! Kan tere batmışsın, baksana bir kez! 你可真是累得够呛!你瞧瞧, 浑身都是汗。\kan terletmek 精疲力竭, 疲惫不堪 -i \kan tutmak 1) 晕血: Onu kan tutar. 他晕血。 2) (杀人后)惊慌失措 3) 暴卒, 暴毙 \kan tükürmek 受苦, 受难, 受压迫, 承受艰苦, 含辛茹苦, 呕心沥血: Ben bunca sene kan tükürdükten sonra nihayet biraz nefes alacağım derken felâket gelip çattı. 我含辛茹苦这么多年, 眼看终于可以喘口气了, 一场灾祸降临了。Kırk yıldır yemedim içmedim, kan tükürüp seni bu boya getirdim. 多年来我舍不得吃舍不得喝, 含辛茹苦地把你养到这么大。\kan tükürtmek 使受苦, 使受难, 压迫, 使承受艰苦, 使含辛茹苦, 使呕心沥血 \kan üstüne \kan eylemek 以血还血 \kan vermek 1) 给某人输血 2) 献血 \kan yutmak 受苦, 受难, 受压迫, 承受艰苦, 含辛茹苦, 呕心沥血 \kan yutturmak 使受苦, 使受难, 压迫, 使承受艰苦, 使含辛茹苦, 使呕心沥血 \kan yürümek 医́ 充血 -i \kana boyamak 使浑身是血 \kana boyanmak 浑身是血 -i \kana bulamak 使浑身是血 \kana bulanmak 浑身是血 \kana girmek 杀死 \kana \kan 满意地, 满足地, 足足地, 充分地, 圆满地 \kana \kan istemek 以血还血, 杀人偿命 \kana susamak 1) 报仇心切; 杀人心切 2) 寻衅滋事: Bu günlerde sen kana susamış görünüyorsun, nedir bu aranızdaki çekişme? 最近你好像总想找碴打架, 你们两个人有什么过节? 3) 残暴, 嗜杀, 嗜血成性 \kanı ağır 1) 行动迟缓的 2) 令人讨厌的, 不受待见的: Kanı ağır birisidir, onun yanında mutlu olunamaz. 他是一个讨厌的家伙, 跟着他是不会有好日子过的。\kanı akmak 1) 抛头颅, 洒热血 2) 被打伤, 被杀害 -in \kanı başına çıkmak (气得)血往上涌, 怒气冲天: Bütün kanı başına çıktı, üstüne bir fenalık gelir gibiydi. 他气血攻心, 差一点儿没晕过去。Kanımın birdenbire başıma çıktığını, kalbimin hızlı hızlı attığını duydum. 我觉得我突然血往上涌, 心怦怦直跳。-in \kanı başına sıçramak (气得)血往上涌, 怒气冲天 -in \kanı başına toplamak (气得)血往上涌, 怒气冲天 -in \kanı bozuk 坏种, 生性卑劣的: Öyleyse senin kanın bozuk. 这么说来, 你是一个卑鄙小人。\kanı çekilmek 血迹变干 -in \kanı donmak 目瞪口呆, 不知所措 \kanı durdurmak 止血: Yüzünü bir iyice yıkadıktan sonra kanı durdurmak için ilâçladı. 他仔细洗过脸之后又上了药止血。\kanı helâl etmek 奋不顾身 (-in, -e) \kanı ısınmak 对某人亲切, 对某人热情, 喜欢: Bu kısa süre içinde kendisine kanım ısınmıştı. 在这短短的时间里, 我就和他无话不谈了。Kanları çabuk ısındı birbirine. 俩个人很快就亲热起来了。\kanı içine akmak 有苦难言, 有苦说不出 \kanı \kanla yıkamak 以血还血 \kanı kaynamak 1) -in 热血沸腾, 心潮膨湃, 异常兴奋: Murat'ın kanı kaynıyor. 穆拉特热血沸腾。 2) (-in, -e) 倾心于, 热心于, 喜欢, 喜爱: O kıza kanım bir türlü kaynamıyor. 我一点儿也不喜欢那个女孩儿。Öğretmenime ilk anda kanım kaynamıştı. 第一次见到老师的时候我就喜欢上了她。Kanı kaynamazsa insan birbiriyle ne olursa uzun uzadıya düşüp kalkamaz. 人逢知己千杯少, 话不投机半句多。-in \kanı kurumak 1) 极为厌倦, 失去耐心, 讨厌: Damarlarımda kanım kurudu, hâlâ bu çocuğun vızıltısı kesilmedi. 我已经烦透了, 可这个孩子还是叽叽咕咕不停地发着牢骚。 2) (因烦恼、痛苦而)心力交瘁: Bu kadar dert, elem çeke çeke kanım kurudu. 承受如此多的烦恼和痛苦令我心力交瘁。\kanı kurumuş 没有同情心的 \kanı pahasına 以血的代价, 以生命的代价, 置生死于不顾: Yurdumuzu, kanımız pahasına da yiğitçe koruduk. 我们以血的代价英勇地保卫了我们的家园。Kanım pahasına da olsa dediklerini yerine getireceğim. 我拼死也会完成他交给的任务。-in \kanı sıcak 可爱的, 讨人喜欢的; 善交际的: Bu çocuğun kanı sıcak herkesle çabucak anlaşıp kaynaşıyor. 这孩子很讨人喜欢, 很快就和大家打成了一片。Gördüklerimin arasında en kanı sıcak kız, bu olsa gerek. 这可能是我见到的最可爱的姑娘。-in \kanı soğuk 不可爱的, 讨人嫌的; 不善交际的 -in \kanı sulanmak 患贫血症 \kanı uyuşmak 达成协议, 取得一致, 约定, 和解, 和睦 \kanı yüzüne çıkmak 脸红: Besleme kız utandı, bütün kanı yüzüne çıktı, hemen ayağa kalktı. 小丫鬟害羞了, 满脸通红, 赶紧站了起来。\kanına dokunmak (使)怒不可遏, (使)极为愤怒: Ailesi hakkında ileri geri konuşmaları kanına dokundu; tartışmaya girdi. 他们的那些关于他的家庭的胡言乱语使他大为恼火, 于是便发生了争吵。-in \kanına ekmek doğramak 1) 使承受痛苦, 使经历艰辛: Hayırlı evlât olsaydın böyle ananın kanına ekmek doğrayıp zavallı kadıncağız iki büklüm yapar mıydın? 你要是个有出息的孩子, 还会让你妈这么吃苦受累吗? 2) 幸灾乐祸; 损人利己 -in \kanına girmek 1) (使)杀死, 残害: Kanıma gireceksiniz, ama ne yapalım siz sağ olun. 你们这是要我的命, 但是无论我怎么样, 你们一定要活下去!Kötü arkadaşları delikanlının kanına girdi; ailesi yasa boğuldu. 这小伙子是他的那些狐朋狗友害了他, 他的一家陷入了痛苦之中。 2) 使失贞, 强奸: Zaten günahkârım bir de, elin kızının kanına girip cehenneme seccadeyi yaymak istemem. 我是一个罪孽深重的的人, 但是我并不想淫人妻女, 干伤天害理的事情。 3) 破坏, 毁坏 -in \kanına susamak 1) 急于杀死 2) (kendi) 找死, 玩命 -in \kanını bağışlamak 饶命, 放一条生路 -in \kanını dökmek 流血牺牲: Dedelerimiz bu topraklar için, kanlarını dökmüşler. 我们的祖先曾为了这片土地流血牺牲。-in \kanını emmek 吸血, 剥削, 盘剥: Yıllardan beri adamın kanını emmiş, sonunda nesi var nesi yoksa yiyip bitirmişler. 多年来, 他们一直对这个人进行盘剥, 最后把他榨得一干二净。\kanını içine akıtmak 有苦往肚子里咽, 把痛苦埋在心里: Derdini gizledi; kanını içine akıttı. 他隐藏了自己的痛苦, 有苦全往肚子里咽。\kanını içmek 恨之入骨, 恨入骨髓 -in \kanını kurutmak 迫害, 欺人太甚 \kanını su etmek 奋不顾身 \kanıyla ödemek 付出血的代价, 以生命的代价赢得: Bu halk bağımsızlık zaferini kanlarıyla ödedi. 这个国家的人民用自己的鲜血赢得了独立。Kazandığımız zaferi kanımızla ödedik. 我们取得的胜利是我们用自己的鲜血换来的。\kanla boyamak 浑身是血 \kanlara boyamak 浑身是血
    ◆ Kan ettim kapına düştüm. 1) 我到你这里来避风头, 请务必帮忙! 2) 求求你了, 别回绝我!Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar. 冤家宜解不宜结, 冤冤相报何时了。

    Türkçe-Çince Sözlük > kan

  • 19 addisonizm

    Addison xəstəliyinə bənzər əlamətlərlə seyr edən klinik hal

    Türkcə-Azərbaycanca İzahlı Tibb lüğəti > addisonizm

  • 20 difüzyon

    Diffuziya; molekulların yüksək sıxlığa malik yerdən seyrək mühitə keçməsi

    Türkcə-Azərbaycanca İzahlı Tibb lüğəti > difüzyon

Look at other dictionaries:

  • SEYR-İ ÂFÂKÎ — Terbiye ve mâneviyatta tekâmül yollarında, hariç âlemden, âfaktan başlamak suretiyle bulunan delillerle tekâmül edip nefsini ıslâh ve imâni ve Kur âni hakikatlarda terakki etmek usulü.(Tarikatta seyr i enfüsi ve seyr i âfâki tâbirleri altında iki …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • TARİKAT — Yol, manevî yol. * Usûl, tarz. Hal ü şan. (Bak: Müteşeyyih, Seyr i âfâkî, Tasavvuf …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.