Translation: from turkish

MEKTUB-U SÂMÎ

  • 1 Sami

    1. 2.
    семитский, семитический

    Türkçe-rusça sözlük > Sami

  • 2 Sami

    Sami [sɑːmiː] Semit m; Semitin f; semitisch

    Türkçe-Almanca sözlük > Sami

  • 3 Samî

    [sa:mi:]
    is. 闪米特人
    s. 闪米特人的: \Samî diller 闪语族

    Türkçe-Çince Sözlük > Samî

  • 4 Samî

    I s Semit(in) m(f)
    II adj semitisch

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > Samî

  • 5 sami

    adj. Semite
    --------
    n. Semite

    Turkish-English dictionary > sami

  • 6 sami dili

    n. Semitic

    Turkish-English dictionary > sami dili

  • 7 Şamî

    is. 大马士革人
    s. 大马士革的

    Türkçe-Çince Sözlük > Şamî

  • 8 Samî

    سامي

    Türkçe-Arapça Sözlük > Samî

  • 9 samî

    سامي [سامِيّ]
    Anlamı: hz. nuh'un oğlu sam'ın soyundan gelenler

    Türkçe-Arapça Sözlük > samî

  • 10 Sami

    Semitic

    İngilizce Sözlük Türkçe > Sami

  • 11 Sami

    1. (a) Semite. 2. Semitic, of the Semites. - dilleri Semitic languages.

    Saja Türkçe - İngilizce Sözlük > Sami

  • 12 semiz

    [T semiz, from OT *sämi]: fatty

    A Concise Gagauz Dictionary with etymologies and Turkish, Azerbaijani and Turkmen cognates > semiz

  • 13 zade

    zade [ɑː] osm geboren; Sohn m; Tochter f; Kind n (z.B. Samipaşazade Sezai Sezai, Sohn des Sami Pascha)

    Türkçe-Almanca sözlük > zade

  • 14 gayri samimi

    [ga'yri sami:mi:]
    阿́ s. 虚情假意的

    Türkçe-Çince Sözlük > gayri samimi

  • 15 samimî

    [sami:mi:]
    s.
    1. 真诚的; 笃实的; 诚恳的; 直率的; 真挚的; 表里一致的: \samimî bir dostluk 真挚的友谊 \samimî bir duygu 真挚的感情 \samimî selâmlar 诚挚的问候 Samimî gibi görünür ama aldanmayın: Her kötülük onun başının altından çıkar. 他看起来忠厚老实, 可是你们别上当, 他什么事儿都干得出来!
    2. 亲密的, 密切的: \samimî bir arkadaş 亲密的朋友
    zf. 真诚地, 诚恳地; 真挚地; 热诚地: Onunla samimî konuştum. 我和他真诚地交谈过了。
    ◇ \samimî olmak 1) 变得亲密; 变得密切 2) 变诚恳; 变真诚

    Türkçe-Çince Sözlük > samimî

  • 16 samimiyet

    [sami:miyet]
    is.
    1. 亲切, 亲密, 亲热: Bu iki arkadaşın samimiyetini çekemiyorlar, devamlı olarak aralarına fitne sokmaya çalışıyorlardı. 他们受不了这两个同学如此亲密, 一直企图在他们之间搬弄是非。
    2. 真诚; 诚恳; 坦率: Bu samimiyet her düğümü çözer. 这种诚意能解开任何一种疙瘩。

    Türkçe-Çince Sözlük > samimiyet

  • 17 samimiyetle

    [sami:miye'tle]
    zf. 亲密地, 亲切地; 真诚地; 坦率地: Prens bizi büyük bir samimiyetle karşıladı. 王子非常亲切地接见了我们。

    Türkçe-Çince Sözlük > samimiyetle

  • 18 vurmak

    - ur (-e, -i)
    1. 敲, 打, 击, 打击; 拍; 踢; 砍; 抽; 钉; 捶: cama \vurmak 敲玻璃 çivi \vurmak 钉钉子 dişleri birbirine \vurmak 牙齿碰得咯咯响 kapıya \vurmak 敲门 kapıyı \vurmak 砰的一声响把门关上 masaya \vurmak 敲桌子 yumurtanın sarısını \vurmak 搅碎蛋黄 Sami sopayı kaldırıp Nazimi’nin koluna vurdu. 萨米举起棍子就打了纳齐米的胳膊。Temiz hava başına vurdu. 新鲜空气迎面扑来。
    2. 打死, 打倒, 撂倒, 杀死, 杀害; 打伤, 使受伤, 使负伤: Haydudu vurmuşlar. 他们打死了匪徒。Onu kolundan vurmuşlar. 他们打伤了他的胳膊。
    3. 猎杀, 射杀, 枪杀, 打猎: kuşu \vurmak 打鸟 Avcı tavşanı bir atışta vurdu. 猎人一枪打死了兔子。Bir adam onu uzaktan görmüş, okunu attığı gibi, ta yüreğinden vurmuş. 一个人在远处看见了他, 一箭射过来, 正中他的心口。
    4. 投, 掷, 扔, 抛: yere \vurmak 扔到地上
    5. 摆, 放; 打(上); 盖(上); 画(上); 写(上); 签(上): bir yere destek \vurmak 竖起支柱 damga \vurmak 盖上图章 lapa \vurmak 温敷, 罨敷 suyu ateşe \vurmak 把水放到火上 yama \vurmak 打上补丁
    6. 油漆; 抛光, 打磨; 磨光, 磨出光泽: duvara boya \vurmak 用油漆涂墙, 用涂料漆墙 tahtaya cilâ \vurmak 油漆木板
    7. 穿上, 戴上, 套上; 使穿上, 给戴上, 给套上 hayvana eyer \vurmak 给马挂上鞍 kelepçe \vurmak 上镣铐 yük \vurmak 使驮上驮物 zincire \vurmak 上镣铐
    8. 刺入, 戳入, 插入: bıçak \vurmak 把刀插入 hastaya iğne \vurmak 给病人打针
    9. 朝…方向去, 往…去: orman \vurmak 往森林深处去 sola \vurmak 向左转 yola \vurmak 出发, 动身, 起程, 上路: Bu taraftan vurdu. 他拐向这个方向了。Sürü dağa vurdu. 畜群往山里去了。Kızıllık göklere vurdu. 余辉冲霄而起。
    10. 假装成(某种样子), 佯装成: deliliğe \vurmak 装疯 bilmezliğe \vurmak 佯装无知, 佯装不内行 hastalığa \vurmak 装病
    11. 使变为: işi şakaya \vurmak 把事情化为笑谈
    12. 数́ 乘: ikiye dörde vurursak sekiz eder. 4乘2等于8。
    13. (钟)打点, (铃等)响, 鸣: Saat beşi vurdu. 钟敲过5点。
    14. (心脏、脉搏)跳动, 搏动: yürek \vurmak 心跳 nabız \vurmak 脉搏跳动
    15. 赚得, 挣得: Bu işten müthiş para vurdular. 他们在这桩买卖中赚了一大笔钱。
    16. 获得, 谋利, 得到, 弄到手; 攫取, 侵占; 抢夺, 掠夺; 诈取, 骗取: milyon lirasını \vurmak 骗取某人的一百万里拉
    17. 磨破, 擦伤; 磨损; 磨出(茧子等) Pabuçlar ayaklarımı vurdu. 鞋子磨破了我的脚。Semer hayvanın sırtını vurdu. 驮物磨破了牲口的脊背。
    18. 渗出, 渗透; 涌出, 喷出, 喷流; (烟、风等)钻出; 长出, 冒出, 渗入, 透进: açığa \vurmak 揭露 dışına (或dışarı) \vurmak 显出, 露出, 暴露出来 Dağlar suya vurdu. 山映在了水中。Işık dışarıya vurdu. 光透了出来。Kalbinin temizliği çehresine vurmuş. 从他的脸上就能看出他心地诚实。Rüzgâr buraya vurmuyor. 风从这里透不过来。Yağmur içeriye vuruyor. 雨渗到里面。
    19. 损害, 伤害, 危害, 使受损害: Meyveleri dolu vurdu. 冰雹打坏了果子。Sebzeleri soğuk vurdu. 严寒冻坏了蔬菜。
    20. 使突然生病, 使受伤害: Kömür başına vurdu. 他煤气中毒了。Birini kömür, ötekini güneş vurmuş. 一个煤气中毒, 另一个中了暑。
    21. 俚́ 喝(酒), 喝一杯, 干一杯
    22. 落到…身上: piyango \vurmak 中彩, 中奖
    ◇ vur abalıya 找到了替罪羊, 找到替人担过者 vur aşağı, tut yukarı 吵吵嚷嚷地讨价还价, 叫骂着讨价还价 2) 武装冲突, 搏斗 vur kör ayvaz 漠不关心, 一点也不理会, 无动于衷
    ◆ Vur dedimse öldür demedimya. 只说过叫你打, 没说过叫你打死。Vur deyince öldürmek (或 vur desem kıracak) 让傻瓜祈祷上帝, 他会磕破头。Vur patlasın çal oynasın. 狂欢劲舞: Komşu konaklarda vur patlasın çal oynasın saz âlemleri devam ediyo uzak yakın piyano sesleri işitiliyordu. 隔壁的大院里狂欢劲舞, 远近都能听到钢琴声。Vurdukça tozar. 越往森林里走, 打的柴就越多。

    Türkçe-Çince Sözlük > vurmak

  • 19 samimi

    samimi [sami:mi:]
    I adj
    1) ( içten) intim, innig, vertraut
    \samimi bir arkadaş ein intimer Freund
    2) ( candan) herzlich; ( açık yürekle davranan) offenherzig, aufrichtig, ehrlich
    bizimle niyeti \samimidir er meint es ehrlich mit uns
    biriyle \samimi konuşmak offen mit jdm reden [o sprechen]
    birbiriyle \samimi olmak vertraut mit einander sein

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > samimi

  • 20 arapça

    العربية [العَرَبِيَّة]
    Anlamı: sami dillerinden, arabiistan'da konuşulan dil

    Türkçe-Arapça Sözlük > arapça

Look at other dictionaries:

  • MEKTUB-U SÂMÎ — Başbakanlık (sadaret) makamından yazılan resmi mektublar …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.