Translation: from turkish

EŞK-İ ŞÂDİ

  • 1 şadi

    is. 快乐心情, 快活; 愉快的心情; 喜悦, 高兴

    Türkçe-Çince Sözlük > şadi

  • 2 şadi

    п весе́лье; весёлость; ра́дость

    Büyük Türk-Rus Sözlük > şadi

  • 3 mutluluk

    bextewarî
    --------
    bextiyarî
    --------
    kam
    --------
    kamranî
    --------
    şadî

    Türk-Kürt Sözlük > mutluluk

  • 4 sevinç

    şadî
    --------
    şahî

    Türk-Kürt Sözlük > sevinç

  • 5 bildirmek

    (-i, -e)
    1. 通知, 告知: İneceğim zaman lütfen bildirir misiniz? 到我下车的时候您叫我一声好吗?Öğretmenmiz sınıfımızı müzeye götüreceğini bildirdi. 我们老师说, 他将带我们班去参观博物馆。
    2. 介绍, 告诉: Meseleyi anla da bana mektupla bildir. 你去了解一下这个问题, 写信告诉我。Sağlığımızı mektupla bildirin. 请您来信介绍一下您的健康状况。
    3. 表达, 表白: Sadi hem acele acele konuşarak fikirlerini bildiriyor hem de, gözlerini ileriye uçan bisikletlerden hiç alamıyordu. 萨迪一边急急地表白着, 一边紧盯着向前飞奔的自行车。

    Türkçe-Çince Sözlük > bildirmek

  • 6 debelenmek

    1. 挣扎, 打颤: Gözüm, yerde ters yüz edilmiş debelenen bir kaplaumbağaya ilişti. 我突然看到一只乌龟四脚朝天在地上挣扎。Polisler bu arada, kurtulmak için çırpınan ve debelenen Sadi'nin ceplerini arıyorlardı. 萨迪拼命挣扎想摆脱, 而警察则翻了他的口袋。
    2. 转́ 白忙活: Aslan debelenmiş, debelenmiş, ama kendi kendini parçalamaktan başka bir şey gelmemiş ki elinden. 狮子一阵忙活, 但是除了把自己抓得稀烂以外一无所获。

    Türkçe-Çince Sözlük > debelenmek

  • 7 göz

    is.
    1. 眼睛: \göz bankası 眼库 \göz doktoru 眼科医生 \göz kadehi 洗眼杯
    2. (孔、洞、植物芽眼、某些水果上的凹部、护墙或圆屋顶上的圆孔、天窗、泉眼、伤口、疮口等)眼状物: iğnenin \gözü 针鼻 köprünün \gözü 桥孔, 桥洞 çıban \gözü 疮口
    3. 分隔空间, 隔层, 分格, 房间: çantanın \gözleri 皮包隔层 Bu evde üç göz var, iki oda bir muftak. 这套房子有3间: 两个房间, 一个厨房。Dama tahtasında 64 göz var. 国际象棋盘上有64个方格。
    4. 抽屉: yazıhanenin \gözleri 写字台的抽屉
    5. 天平盘: terazinin \gözleri 天平盘
    6. 看见: \göz alanı (或 alımı) 视力, 视野
    7. 眼光, 看法: birine kardeş \gözüyle bakmak 视某人为兄弟 birine kötü \gözle bakmak 认为某人是坏人 birini hilekâr \gözlerle bakmak 认为某人是骗子 birşeye iyi iyi \gözle bakmak 看中某物
    8. 狠毒的眼光(迷信者认为会给人带来伤害)
    9. 宠爱, 偏爱, 关心, 关注
    10. 心愿, 心思, 愿望, 欲望: Onun hiç bir şeyde gözü yoktu. 他干什么都没有心思。Zenginlikte gözüm yok. 我无心发财。
    ◇ \göz açamamak 未能抓住时机 \göz açıp kapamadan 转瞬之间, 转眼之间, 刹那间: Kavgacılardan biri göz açıp kapamadan tabancasını ateşlemişti. 一转眼的工夫, 有一个打架者开了枪。\göz açıp kapayıncaya kadar 转瞬之间, 转眼之间, 刹那间: Üzülme, bir buçuk sene pek uzun bir zaman değil, göz açıp kapayıncaya kadar gelir. 别难过, 一年半的时间也不算长, 很快就会过去。Göz açıp kapayıncaya kadar akıntıya kapılmıştık. Kurtulmanın imkânı yoktu. 转瞬之间我们就被卷入急流, 无法摆脱了。\göz açmak 1) 醒来 2) 出生 3) 注意 4) 抓住时机 5) 喘口气, 歇口气, 喘息: Çalışmaktan göz açamıyorum. 我忙得连喘气的时间都没有。 6) 瞪大眼睛, 瞪 \göz açmaya vakit olmamak 忙得没有空闲时间 -e \göz açtırmamak 不给机会, 使无暇顾及, 不给喘息机会: Bütünleme sınavlarında gözcü öğretmen öğrencilere göz açtırmamışlardır. 在毕业考试中, 监考老师没给学生们任何机会。\göz alabildiğine 一望无际的: \göz alabildiğine yeşil uzanan çayır 满目葱绿的牧场 Evlarimizin önü göz alabiğine kırdı. 我家的前面原来是一望无际的原野。\göz almak 使人眼花缭乱, 使人目不暇接, 使人目眩: Bu yeni bina gerçekten göz alır. 这座新的大厦真得很壮观。Yapının heybeti göz alıyor. 这座建筑之雄伟令人吃惊。\göz ardı etmek 不给予必要的重视, 不在意 \göz aşınalığı 点头之交, 一面之交: Kendisi ile dostluğum yok, sadece göz aşınlığım var. 他和我不是朋友, 点头之交而已。Onu bir yerde görmüştüm, göz aşınalığım var. 我曾经在某个地方见过他, 有一面之交。\göz aşınası 点头之交的, 一面之交的 -e \göz atmak 1) 瞥一眼: Ali çalılığa bir göz attı ve hendekte, hâlâ yeşil ve sık yapraklı bir meşe dalının altında kuzuya benzer bir şey gördü. 阿里朝灌木丛里投了一瞥, 看见一株橡树浓密的仍然翠绿的枝桠下面的沟里, 有一样东西, 似乎是一只羊羔。 2) 浏览: Bügün gazete başlıklarına ancak göz atabildim. 今天我只能浏览了一下报纸的标题。İki dosyaya aceleyle bir göz atıyor. 我草草地把两份文件浏览了以下。 3) 眺望, 张望: Bir açığa çıkınca duruyor, dört yana bir göz atıyordu. 他一露面, 四处张望了一下。Esen Hanım pencereden iskeleye bir göz attı. 艾森太太在窗前朝码头望了望。 4) 觊觎: Güzel, duru sesiyle şarkı söylerken mandolin çalıyor, ara sıra bilgine gizlice göz atıyordu. 漂亮的姑娘边弹边唱, 歌声清脆悦耳, 并不时地向秀才暗送秋波。-e \göz aydına gitmek 向某人道喜: Oğlu Amerika’dan dönen Ali’ye göz aydına gittik. 阿里的儿子从美国回来了, 我们去向他道喜。\göz aydınlığı 欢乐 \göz bağı olmak 使分心, 使误会: Onun sözleri bana bir göz bağı olmuştu. 他的话使我分心。\göz banyosu 1) 洗眼 2) 【狎】看美人逍遣 \göz boyamak 欺骗, 欺诈, 文过饰非: Acem aslanı gibi ikide ortaya çıkıp göz boyuyor. 他经常冒充英雄好汉出来骗人。\göz boyayıcı 骗人的 \göz çıkarmak 搞糟, 办坏: Fazla mal, göz çıkarmaz. 成́ 手中有粮, 心中不慌。Kaş yapayım derken göz çıkardı. 成́ 好心办坏事。\göz dalmak 无目的地凝视 \göz değmek 受狠毒眼光的伤害(或刺激) \göz devirmek 怒目而视 -e \göz dikmek 1) 凝视, 仔细看 2) 觊觎, 垂涎: Başkalarının malına göz diker, komşularının yemişlerini çalarmış. 他总是觊觎别人的财产, 偷邻居的收成。Çin halkı, yurduna göz diken düşmanı güç birliği ile yendi. 中国人民万众一心, 打垮了觊觎中国领土的敌人。Kurtlar bir sürü koyuna göz dikmişler, ele geçirmek istiyorlarmış. 一群狼盯上了一群羊, 想夺过来。\göz doldurmak (或 doyurmak) 超常发挥, 使人看着过瘾, 使值得一看: Bu futbolcu antrenmanda göz doldurdu. 这名球员在练习中使人大饱眼福。\göz dumanlanmak 生气, 愤怒, 发怒 \göz eğlendirmek 使赏心悦目 \göz emeği 非常费眼的细活 -e \göz etmek 使眼色: Bana göz ederek "Sakın söyleme." dedi. 他给我使了个眼色, “千万别说”。Dayısı göz edince Ali, bizimle gelmekten vazgeçti. 阿里的舅舅给他使了个眼色, 阿里就不跟我们来了。-e \göz gezdirmek 浏览, 泛读, 走马观花: Dün akşam yazdıklarıma bu sabah bir göz gezdirdim. 今天早上, 我又看了一下昨天晚上我写的东西。Evin içine göz gezdirdim; her şey yerli yerindeydi. 我在屋里看了看, 所有的东西还在原来的地方。\göz göre göre 光天化日之下, 众目睽睽之下, 明目张胆地: Göz göre göre çocuğumu sana öldürtmem. 我不会让你在这光天化日之下杀死我的孩子。\göz görmek 看见 \göz \göz 1) 上面有许多孔洞的: Yaralarım göz göz oldu, elleme. 我的伤口上都是窟窿, 你别拿手摸。 2) 一间一间的 \göz \göze gelmek 目光相对, 互相看, 对视: Karşı karşıya oturup yalnız kaldığımız zaman göz göze gelmekten çekindiğini de hissettim. 我感觉到我们面对面坐下来单独相处时她不敢和我目光相对。Mustafa, kendisine "Aman, beni kurtar" der gibi bakan kızla göz göze geldi. 穆斯塔法和那姑娘四目相对, 那姑娘看着他, 似乎在说“救救我吧!”\göz \gözü görmemek 由于烟雾粉尘光线暗淡等原因什么也看不清: Kadın, kaptan kamarasının kapsını açık bıraktığından şimdi dumandan göz gözü görmüyordu. 那女人打开驾驶舱的舱门, 一股浓烟扑面而来, 顿时两眼什么也看不见了。Ortalık çok karanlıktı, göz gözü görmüyordu, el yordamıyla ilerlemeye çalıştım. 周围一片漆黑, 伸手不见五指, 我摸索着向前进。\göz hakkı 谁见有谁的一份: Çocuklar sizin göz hakkınız geliyor, merak etmeyin. 孩子们!你们每人都有一份, 都别着急!Gören gözün hakkı var. 成́ 见一面, 分一半。-i \göz hapsine almak 软禁, 监视: Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmenlerimi gevşetmiyordum. 由于妇女们的严密监视, 我就连衣领上的扣子都不能解开。\göz ısırmak 似曾相识: Yanımda oturan genci gözüm ısırıyor ama, nerede gördüm, kimdir hatırlamıyorum. 坐在我旁边的年轻人我似曾相识, 但是就是想不起来在哪儿见过他, 是什么人。\göz kalmak 渴望 \göz kamaştırmak 1) (光线等)耀眼, 眩 2) 转́ 使惊讶, 使赞叹不已: Çin’in teknik gelişmeleri göz kamaştırıyor. 中国的技术发展使人惊叹不已。Beijing, güzellikleriyle gerçekten de göz kamaştırıyordu. 北京之美也确实让人赞叹不已。\göz kapaklarını sıkmak 紧闭双眼: Genç kız korku ve istikrahla göz kapaklarını sıktı. 年轻姑娘恐惧而又厌恶地闭紧了双眼。\göz kapayıp açıncaya kadar 转瞬之间, 一眨眼的工夫 \göz kararı 用眼估算, 大致估计, 目测: Göz kararıyla attığından yemeğin tuzu az olmuş. 因为他是拿眼睛估摸着放的盐, 这道菜的盐好像是放少了。Göz kararıyla üç dört metre yüksekliğinde görülüyor. 看上去有三、四米高。\göz kararmak 晕倒, 昏倒; 头晕眼花, 眼前发黑 \göz kesilmek 全神贯注地看: Hokkabazın, şapkadan nasıl tavşan çıkardığını göz kesilerek seyretmiş ancak püf noktasını bir türlü anlayamamıştı. 他全神贯注地观看魔术师是怎样从帽子里变出兔子的, 可是关键的地方他怎么也弄不明白。\göz kırpmadan 1) 冷酷地, 冷漠地, 毫无同情地 2) 毫不犹豫地 \göz kırpmak 1) 眨眼 2) 使眼色: Ne demek istediğin anlaşılmadı, karanlıkta göz kırpıyoursun. 弄不明白你想说什么, 你这是在打哑谜。\göz kırpmamak 不睡觉, 没睡觉 \göz kızarmak 哭, 难过, 伤心 \göz korkutmak 吓唬, 恐吓, 威胁 -e \göz koymak 觊觎, 垂涎: Benim parama göz koydu. 他盯上了我的钱。Kız güzel, ona göz koyan, kaçırmak isteyen olabilir. 这姑娘真漂亮, 可能会有人对她心存不良, 要绑架她。Yusuf'nun beslengisine öteden beri göz koymuş. 他早就对尤素福的丫鬟垂涎三尺。-e \göz kulak olmak 1) 尽心尽力地关心(或关照、照看、守护、保护等): Çocuğa göz kulak oluverin. 你要好好照看孩子。 2) 留心, 留意: Şaşılacak şey, o kadar göz kulak olduğum hâlde farkında olmadım. 我是那么的留心, 可是没有发现什么可大惊小怪的事情。-e \göz kulak olunmak 尽心尽力地关心(或关照、照看、守护、保护等): Onlara göz kulak olunamadığından başlarına gelebilecek kazaları da düşününce insanın içi rahat olmaz. 一想到照看不过来他们会出什么事, 就让人放心不下。\göz kuyruğuyla bakmak 斜眼偷看 \göz nuru 1) 视力 2) 艰辛 \göz nuru dökmek 历经艰辛: Eski sanatkâr eserini, büyük bir sabır ve inaçla, göz nuru dökerek meydana getiriyordu. 以前艺术家要有很大的耐心和信心, 历经艰辛才能拿出他们的作品。\göz önü 眼前, 跟前, 近在眼前: Hemen beni gözünün önünden kaldırdılar. 他们立刻把我从他跟前带开了。\göz önünde 明显的, 明确的 \göz önünde bulundurmak 斟酌, 掂量, 认真考虑, 琢磨, 盘算 \göz önünde tutmak 斟酌, 掂量, 认真考虑, 琢磨, 盘算 \göz önüne almak 斟酌, 掂量, 认真考虑, 琢磨, 盘算 \göz önüne getirmek 1) 想起: Akşamki hâlini bir göz önüne getir. 你想想晚上的情景!O acı günleri göz önüne getirdiği zaman âdeta ağlamaklı oluyordu. 一想起那些苦难的日子, 他就想哭。 2) 斟酌, 掂量, 认真考虑, 琢磨, 盘算 \göz pekliği 胆量, 勇气, 勇敢 \göz sevdası 精神恋爱, 柏拉图式的爱情 \göz süzmek 1) 眯着眼, 多情地看, 卖弄风情地看 2) 眼皮发沉, 犯困 \göz ucundan bakmak 偷偷地看, 用眼角看, 悄悄地看 \göz ucuyla anlatmak 使眼色, 暗示 \göz ucuyla bakmak 斜眼偷看 -e \göz yummak 1) 闭眼, 睡着, 入睡: O gece göz yummadım. 那一夜, 我一宿没合眼。 2) 原谅, 宽恕, 睁只眼闭只眼, 宽容, 装看不见: İnsan buna bir hadde kadar göz yumabilir. 人对此的忍耐是有限度的。Bu harekete göz yumulursa başkalarına emsal olur. 如果对此视而不见, 大家都会效仿的。 3) 俗́ 断了念头, 失望, 绝望 4) 死亡, 去世 \göz yumup açıncaya kadar 转瞬之间, 一眨眼的工夫: Göz yumup açıncaya kadar bütün bahçeyi baştan başa temizlemişlerdi. 转眼之间, 他们就把花园打扫得干干净净。\gözden ayırmamak 考虑到, 顾及 \gözden bırakmak 忽视, 忽略, 不重视 \gözden çıkarmak 甘愿牺牲, 作出牺牲, 付出代价: Adamcağız eşeği iyileşsin diye keçiyi gözden çıkarmış, kesivermiş. 主人为了治好驴子的伤, 就把羊牺牲了, 把羊杀了。Seçim gezileri için bir buçuk miliyon doları gözden çıkarmıştı. 他为竞选旅行花了150万美元。\gözden çıkmak 变得不重要 \gözden düşmek 失宠 -i \gözden geçirmek 1) 阅读, 看 2) 考察, 研究; 仔细观察, 细看, 端详: Her yanımı büyük bir hayranlıkla gözden geçirdi. 他非常惊讶地把我仔仔细细地把我打量了一番。Odaları gözden geçirdiğim zaman, bunların da bizim evlerimize benzediklerini farkettim. 我巡视了一下各个房间, 发现这些房间也和我们的家相似。 3) 检查: Ödevini gözden geçirdi; noksanlıklarını belirledi. 他把作业检查了一遍, 发现了一些差错。\gözden ırak olmak 在远方, 在远处, 去远方 -i \gözden kaçırmak 未发现, 漏过, 忽略: Hesap yanlışını gözden kaçırmışım. 我忽略了这个计算错误。\gözden kaybolmak 不见, 消失, 不露面: Kalabalık arasında onu bir kere gördüm sonra gözden kayboluverdi. 在人群中我曾看见过他一次, 后来他就无影无踪了。\gözden silinmek 不见, 消失, 不露面 \gözden sürmeyi çalmak (或 çekmek) 熟练地扒窃: Gözden sürmeyi çeker; cüzdanınınzdaki parayı bile çalabilir. 他是一个惯偷, 你们钱包里的钱他也能偷出来。Gözden sürmeyi çalıyorlar da senin bıraktığın şeyi hiç almazlar mı, boşuna arayıp yorulma. 他们都是些惯偷, 你放到明面上的东西, 他们能不拿吗?你就别白费力气去找了。\gözden uzak 人烟罕至的: ıssız, \gözden uzak yerler 渺无人烟, 人烟罕至的地方 \gözden uzak kalmak 躲避别人的目光: Kenara büzülmüş, gözden uzak kalmaya çalışıyor. 他龟缩在一边, 极力躲避别人的目光。\gözden uzaklaşmak 离开, 离去, 不见, 消失: Son günlerde göremedim; gözden uzaklaştı. 这几天我没见过他, 他不见了。\gözden yitmek 消失: Bekçi "Orada yatamazsınız, " diye bağırdı; onlar da yağmur altında gözden yittiler. “你们不要躺在这里。”看门人吼道。他们只好站起来消失在大雨之中。-i \göze almak 1) 考虑到, 注意到: Bunun getireceği riski göze almıştı. 他注意到了此事可能带来的危险。 2) 冒险, 敢于, 硬着头皮干: Ona, bir arkadaş sıfatıyle akıl öğretmek zahmetine katlanmayı göze almıştım. 我斗胆以同事的身分勉为其难地给他出了点儿主意。Tanımadığım bir kadını böyle bir sıkıntıya sokmayı göze alamam. 我不敢把这麻烦事托给一个我不了解的女人。\göze batmak 1) 碍眼, 显得不合适, 扎眼: Ortadaki masa pek göze batıyor. 中间这张桌子显得碍事。 2) 引人注目, 惹人关注 \göze çarpmak 引人注目; 被看到: Böyle güzel bir binekle gelen bir damat adayı pek göze çarpar. 骑这样的好马去求婚, 那才叫神气。Uzakta geniş bir ova, bu ovada yoksul kulübeler göze çarpar. 广袤的原野伸展到远方, 在那边可以看到一些穷人的木板屋。\göze diken olmak 遭人嫉妒, 讨人嫌 \göze gelmek 受狠毒眼光的伤害(或刺激): Hastalığının nedenini göze gelmiş olmasına bağladılar. 她们把他的病因归于受到毒眼的伤害。\göze girmek 受宠 \göze görünmek 1) 显现, 显出, 显露, 露面, 出现 2) (鬼神等)现身 \göze görünmemek 1) 不出现, 不露面, 藏匿 2) 不可见 -i \göze kestirmek 注意, 记住, 记下 \göze sokmak 1) 提醒 2) 强迫看, 硬塞给看: Görmek istemedikten sonra göze soksan yine görmez. 他不想看, 你硬给他看, 他也不看。\göze uyku girmemek 激动得不能入睡 \gözle görülmek 一目了然 \gözle kaş arasında 转瞬之间, 瞬间, 刹那间, 瞬息间, 一眨眼的功夫间: Çocuk gözle kaş arasında sokağa çıkmıştı. 这孩子, 一眨眼的工夫, 就跑到街上去了。-i \göz (üy) le yemek 1) 眼馋, 眼巴巴地看: Beyefendi, yeni gelen hizmetçiyi âdet gözle yiyecekti. 老爷死死地盯着新来的丫鬟, 恨不得一口吞到肚子里。 2) 恶狠狠地盯着 \gözler çukura gitmek (或 kaçmak) 双眼凹陷, 瘦弱不堪: Çoktandır görmemiştim, dün bir yerde rastladım, o ne hâl görseniz, gözler çukura gitmiş. 我好久没有看见他了, 昨天我在一个地方碰见了他, 你猜怎么着?他双眼凹陷, 骨瘦如柴。-in \gözler dışarı fırlamak 1) 大发雷霆 2) 惊恐万状 -in \gözleri açık gitmek 死不瞑目: Eğer gidermezsem, gözlerim açık gideceğim. 我要是去不成, 我死不瞑目。-in \gözleri açılmak 1) 睁开双眼, 醒来 2) 变精明, 明白过来, 知道好歹, 明白事理: Bu ana kadar senin bu güzelliğini göremeyen bir kör imişim. Şimdi kıskançlıkla gözlerim açıldı. 以前我真是有眼不识金镶玉, 没有发现你的这种美德, 现在我明白了, 我真羡慕你!\gözleri ahu 有着一双美丽的大眼睛的姑娘, 可爱的姑娘: Gözleri ahuya vuruldu. 我迷上了一位可爱的姑娘。Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek. 命运使我爱上了一位美丽的姑娘。\gözleri ateş gibi parlamak 两眼冒火: Benzi limon gibi sararmaya, gözleri ateş gibi parlamaya başladı. 他脸色苍白, 两眼冒火。\gözleri baygın 目光呆滞的: \gözleri baygın bir ihtiyar 一个目光呆滞的老人 -in \gözleri baygınlaşmak 两眼发直, 双眼无神: Bir kadeh içine gözleri baygınlaştı. 他一杯酒下肚, 两眼就发直了。-in \gözleri bayılmak 犯困, 倦怠: Sütünü içince bebeğin gözleri bayıldı. 婴儿一吃奶就犯困。Hem gözleri bayılıyor hem de çene çalmaktan geri kalmıyordu. 他困得两眼都睁不开了, 可是聊兴依然很浓。-in \gözleri buğulanmak 泪眼朦胧, 眼睛发潮, 眼发花: Sürekli yazı yazdığımdan gözlerim buğulandı. 我一直在写稿子, 写啊写啊, 写得我眼睛都花了。-in \gözleri bulanık görmek 视力模糊, 老眼昏花 -in \gözleri bulunmak 泪眼朦胧, 眼睛发潮, 眼发花 -in \gözleri bulutlanmak 泪眼朦胧, 眼睛发潮, 眼发花: Çocuğun hayat hikâyesini dinleyince gözlerim bulutlandı. 听了那孩子的遭遇, 我的两眼湿润了。-in \gözleri büyümek 双眼圆睁, 瞪大双眼: Dehşetten gözleri büyümüştür. 他吓得瞪大了双眼。Koşa koşa gözleri büyümüş bir hâlde geldi, anladım ki birşey oldu. 他三步并做两步跑了过来, 两眼瞪得溜圆, 我明白出事了。-in \gözleri çakmak çakmak olmak (因发烧或生气)两眼通红: Ateşi kırk dereceye yükselince gözleri çakmak çakmak oldu. 他高烧40度, 烧得两眼通红。\gözleri çekik 眯着眼的 -in \gözleri çukura kaçmak 双眼凹陷, 瘦弱不堪: Yedi sekiz gün içinde kızcağız, süzülmüş, solmuş, gözleri çukura kaçmıştı. 七八天之内可怜的姑娘消瘦了, 脸上也失去了光泽, 两眼也凹陷了。-in \gözleri dalmak 呆呆地盯着 -in \gözleri dışarı fırlamak (或 uğramak) 1) 大发雷霆 2) 惊恐万状: Gözlerin dışarı fırlamış, yine ne var ayol, ne yaptılar sana? 你怎么吓成这样?啊!出什么事了?他们怎么着你了?-in \gözleri dike dike bakmak 两眼直不愣瞪地瞅着, 挑衅性地看着 \gözleri doldurmak 完美无缺, 洁净无瑕 -in \gözleri dolmak (或 dolu dolu olmak) 热泪盈眶, 两眼含泪: Onu uğurlarken gözlerim doldu. 我两眼含泪送别了他。\gözleri doyurmak 完美无缺, 洁净无瑕 \gözleri dönmek 1) (濒临死亡的人)翻白眼 2) (由于过分的欲望、生气等)无可奈何, 昏头昏脑, 实在没办法, 气急败坏 -in \gözleri evinden uğramak (或 fırlamak, oynamak) 瞪大眼睛, 睁大眼睛: Adam birden parladı, gözleri evinden fırladı. 此人突然发火, 双眼暴凸。Yüzü horoz ibiği gibi kıpkırmızı, gözleri evlerinden fırlamıştı. 他脸红得像鸡冠子, 两眼圆睁。-in \gözleri fal taşı gibi açılmak 眼睛瞪大, 眼睛睁大, 目瞪口呆, 惊呆: Hancının gözleri faltaşı gibi açılmış. 店主的眼睛瞪得像牛眼一样大。O zaman, meraklı komşularımızın gözleri fal taşı gibi açılır ve bizi soru yağmuruna başlarlar. 当时, 我们的那些好奇心颇大的邻居们眼睛圆睁, 暴风雨般地向我们问个不停。-in \gözleri fıldır fıldır dönmek 两眼滴溜溜地乱转, 肆无忌惮地看, 不怀好意地看: Çocuğun gözleri fıldır fıldır dönüyor, etrafında olup bitenleri iyice anlamaya çalışıyor. 这孩子两眼滴溜溜乱转, 想搞清楚周围发生了什么事。-in \gözleri fıldır fıldır etmek 两眼滴溜溜地乱转, 肆无忌惮地看, 不怀好意地看: Gözleri fıldır fıldır eden bir satıcı, çürük malı bize vermiş. 一个小贩两眼滴溜溜乱转, 把劣货卖给了我们。-in \gözleri fincan gibi olmak 眼睛睁得又大又圆: Yüzüne bakınca şaşırdım kaldım, gözleri fincan gibi olmuş, saçları dikilmiş, âdeta çıldırmış gibi. 我一看他的脸, 大吃一惊, 只见他两眼圆睁, 毛发矗立, 似乎要疯了。-i \gözleri ile yemek 1) 眼馋, 眼巴巴地看: Karşısındaki insanı âdeta gözleriyle yiyordu. 他几乎是眼巴巴地瞅着对面的人。 2) 恶狠狠地盯着 (-in, -e) \gözleri ilişmek 瞥见, 看见: O sırada gözleri, masanın altında duran küçük bir şişeye ilişti. 正在这时, 她看见桌子下有一个小瓶子。-in \gözleri kamaşmak 1) 目眩: Işıktan gözlerim kamaştı. 在光线的照射下, 我的眼睛什么也看不见了。 2) 惊讶, 赞叹不已: Delikanlı, kral kızını görünce, güzelliği karşısında gözleri kamaşmış. 小伙子一见公主, 就被她的美貌迷住了。-in \gözleri kan çanağına dönmek 两眼通红: Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü. 他哭得两眼通红。-in \gözleri kanlanmak 两眼通红, 两眼充血 \gözleri kapalı 1) 不了解情况的, 漫不经心的 2) 粗枝大叶地, 自作聪明的 -in \gözleri kapanmak 1) 去世, 过世 2) 非常困倦 3) 双目失明 -in \gözleri kararmak 1) 两眼发黑: Gözlerim kararıyor, biraz sonra yüzükoyun kapaklanacağım gibi. 我的眼前发黑, 仿佛马上就要栽倒。 2) 头晕眼花: Açlıktan gözlerim kararıyor, sabahtan beri ağzıma bir lokma koymadım. 我饿得头晕眼花, 从一打早上起, 我就粒米未进。-in \gözleri kıvılcım saçmak 生气, 发火, 两眼冒火 -in \gözleri kızarmak 眼圈发红, 哭, 难过, 伤心: Söylemeye gerek yok, gözlerinin kızardığını görüyorum. 不必说了, 我看他眼圈已经红了。\gözleri kuyuda 两眼凹陷的(人) -in \gözleri nemlenmek 两眼含泪 -in \gözleri oynamak 生气, 发火 \gözleri önünde 当着某人的面: Derhal dışarıya deniz kıyısına götürülmüş, gözlerinin önünde suya altın bir yüzük atılmış. 立刻, 他被带到了外面, 带到了海边, 当着他的面, 一枚金戒指被扔进了大海。-in \gözleri parlamak 两眼放光, 眼前一亮: Cimri adam "para" sözcüğünü duyunca gözleri parladı. 吝啬的人一听钱字就两眼放光。İki kere gidip geldikten sonra gözleri parladı. Evi bulmuştu. 他在来回走了两次之后, 眼前一亮, 他找到家了。-in \gözleri sönmek 眼光暗淡, 两眼无光 -in \gözleri sulanmak 眼含泪水 -in \gözleri (süzüm süzüm) süzülmek 眼皮发沉, 犯困: Tahammülümüz kalmadı artık, gözlerim süzülüyor, ben gideyim. 我实在扛不住了, 困得两眼都睁不开了, 我要走了。-in \gözleri şişmek 双眼肿胀: Ağlamaktan gözleri şişmiş. 她哭肿了双眼。(-in, -e) \gözleri takılmak 盯, 直视: Ali'nin gözleri yerdeki kırmızı sarı çubuklu kilime takıldı. 阿里两眼直视着地上有红黄条纹的地毯。-in \gözleri toprağa bakmak 死期不远, 行将死亡 -in \gözleri uyku tutamamak 不能入睡, 睡不着, 失眠 -in \gözleri velfecri okumak 两眼狡猾机灵: Bu adam bana güven vermedi, gözleri velfecri okuyordu. 这个人我信不过, 他两眼狡黠。Satıcı çocuğun gözleri velfecri okuyor. 卖东西的小孩两眼狡黠。\gözleri yaş dolu 两眼含泪的: Gözleri yaş dolu. 她的两眼含满了泪水。\gözleri yaş içinde olmak 两眼含泪: Biraz sonra dönüp kocasına baktı, gözleri yaş içindeydi. 过了一会儿, 她回过头来, 看着丈夫, 两眼充满了眼泪。Mutlu Prens'in gözleri yaş içindeydi, yanaklarından da gözyaşları akıp duruyordu. 快乐王子眼里装满了泪水, 泪珠沿着他的脸颊流下来。-in \gözleri yaşarmak 1) 眼含泪水: Onun konuşması derdimi tazelemiş, gözlerim yaşarmıştı. 他的一番话触到了我的痛处, 我两眼含泪。 2) 受感动 -i \gözleri yaşartmak 1) 使眼含泪水: Bu söz Ali'yi yalnız kendi gözlerini yaşarttı. 这番话只能使阿里暗自饮泣。 2) 使受感动 -in \gözleri yol (lar) da kalmak 焦急地等候, 眼巴巴等待, 望眼欲穿: Atları hızlı sür ki köye pek geç varmasın, / Nişanlımın gözleri yollarda kalmasın. 你要快马加鞭, 到村里的时候可别太迟; / 我不会让我的未婚妻望眼欲穿。Nerdesin a çocuğum, akşam oldu, gözlerimiz yolda kaldı, niçin geç geldin? 我的孩子啊!你去哪儿了?天都黑了, 我们望眼欲穿, 你为什么来得这么晚?-in \gözleri yuvalarından uğramak (或 fırlamak, oynamak) 瞪大眼睛, 睁大眼睛 -in \gözlerinde fer kalmamak 眼球混浊, 视力减退, 眼力不济 -in \gözlerinde şimşek (ler) çakmak 大发雷霆, 气得发抖 (-in, -i) \gözlerinden okumak 察言观色, 揣摸某人的想法: Onu iteceğinden çekiniyor, çekingenliği gözlerinden okunuyor. 他不敢推它, 从他的眼神里可以看到一丝胆怯。Doktor, Esen hanımın içinden gelenleri gözlerinden okuyarak, söze karıştığına pişman oldu. 大夫从艾森太太的眼神里看出了她在想什么, 后悔自己的多嘴。-in \gözlerinden uyku akmak 犯困 -in \gözlerinden yaş boşanmak 哭泣 -in \gözlerinden yaş getirmek 使流泪 -in \gözlerine fer gelmek 两眼晶莹透彻 -in \gözlerine inanamamak 不敢相信自己的眼睛, 不敢相信是真的: Onu birden karşımda görünce gözlerime inanamadım. 我突然亲眼看见了他, 我都不敢相信自己的眼睛。-in \gözlerine kara su inmek 1) 眼睛因结膜炎而失明 2) 望眼欲穿: Beijing'de okuyan oğlumun yolunu gözlemekten gözlerime kara sular indi. 我儿子在北京读书, 我很想他, 望眼欲穿。-in \gözlerine mil çekmek 刺瞎, 使瞎眼 -in \gözlerine perde çekmek 弄不明白, 搞不清楚 -in \gözlerine perde inmek 失明 -in \gözlerine tutulmak 看中, 看上: Kahpenin gözlerine mi tutulmuş ne, sahabetçi çıkıyor. 他强出头, 是看上了这婊子还是怎么着?-in \gözlerine uyku girmemek 不能入睡, 睡不着, 失眠: Açlık yüzünden çocukların gözlerine de uyku girmemiş. 孩子们饿得也睡不着觉。O elemli günün gecesinde gözlerime uyku girmemiş, sabahı etmiştim. 在那个痛苦的夜晚, 我彻夜未眠, 一直熬到天亮。\gözlerini açmak 1) 醒来, 苏醒, 清醒: Ali gece gündüz yandı kavruldu, fakat nihayet gözlerini açtı. 阿里烧了一天一夜, 但是最后终于醒过来了。 2) 出生: Gözlerimi 1981'de Beijing'de açmışım. 我1981年生于北京。 3) 注意 4) 抓住时机 5) 喘口气, 歇口气, 喘息 6) 瞪大眼睛, 瞪 - den \gözlerini alamamak 目不转睛地看: Ali, Ahmet'ten bir türlü gözlerini alamıyordu. 阿里目不转睛地望着艾哈迈德。Sadi hem acele acele konuşarak fikirlerini bildiriyor hem de, gözlerini ileriye uçan bisikletlerden hiç alamıyordu. 萨迪一边急急地表白着, 一边紧盯着向前飞奔的自行车。\gözlerini bayıltmak 眯眼, 半睁眼 \gözlerini belertmek 翻白眼: Küçük, akı çok gözlerini belerterek ruh teslim etmiştir. 这小子两眼一翻断了气。\gözlerini boyamak 欺骗, 欺诈, 文过饰非 -e \gözlerini devirmek 怒视 -e \gözlerini dikmek 1) 凝视, 盯着, 仔细看: O, gözlerini tavana dikerek tek bir kelime söylemeden ruhunu teslim etmişti. 他两眼紧盯着天花板, 一句话没说就咽了气。 2) 妄想, 觊觎, 垂涎 \gözlerini fal taşı gibi açmak 瞪大眼睛, 睁大眼睛 \gözlerini içine çevirmek 沉思, 思考 \gözlerini kaçırmak 躲过某人的目光: Faruk gözlerini kaçırmak için yere bakarak kalktı. 法鲁克两眼看着地面站起来, 不敢正眼相看。Kadıncağızın elemle bakan gözlerinden, gözlerini kaçırmış. 他不敢正眼去看那女人哀伤的目光。-in \gözlerini kamaştırmak 1) (光线等)耀眼, 眩: Projektör, gözlerini kamaştırınca hendeğe yuvarlandı. 车灯照得他两眼什么也看不见, 一下子就掉到了沟里。 2) 转́ 使惊讶, 使赞叹不已: Şık giyimiyle herkesin gözlerini kamaştırdı. 他那一身时髦的衣装, 使所有的人瞠目结舌。-in \gözlerini kan bürümek 气得两眼通红: Ali'nin gözlerini kan bürümüştü. 阿里气得两眼通红。\gözlerini kapamak 1) 闭眼; 去世, 死亡: Babası gözlerini bir kapasa oğlanın hâli haraptır. 父亲要是死了, 这孩子的处境可就惨了。Dünyaya gözlerini açtığı gün babası gözlerini kapadı. 就在他出世的那天, 他父亲去世了。 2) 睁只眼闭只眼, 视而不见, 宽容: Canım biraz gözlerini kapa, hizmetçinin her kabahatini görürsen sonra kullanacak adam bulamazsın. 亲爱的!我看你还是睁只眼闭只眼算啦, 要是仆人们的毛病都让你看见了, 那么你今后就找不到可用之人了。 3) 睡觉 \gözlerini kırpmak 1) 眨眼: Durun, durun bu adam ölmemiş, gözlerini kırpıyor. 等等!这个人没有死, 他的眼睛还在动呢! 2) 使眼色 \gözlerini oymak 伤害, 对某人不客气 \gözlerini toprak doyursun 粗́ 贪得无厌的家伙, 贪心不足的 \gözlerini üstünden ayırmamak 目不转睛: Kadıncağız korku içinde baktı, gözlerini de üstünden ayırmadı. 那女人惊恐万状, 目不转睛地看着他。\gözlerini yere eğmek 神情沮丧: bir başına oturan, \gözlerini yere eğmiş bir kadıncağız...一个孤零零的、神情沮丧的女人 \gözlerini yummak 1) 闭眼, 睡着, 入睡 2) -e 原谅, 宽恕, 睁只眼闭只眼, 宽容, 装看不见 3) 俗́ 断了念头, 失望, 绝望 4) 去世, 死亡 \gözlerinin bağını açmak 提醒 \gözlerinin içi gülmek 喜形于色, 兴高采烈: O gün gözlerinin içi gülüyordu. Çünkü sınıfını başarıyla geçmiştir. 那天他兴高采烈, 因为他顺利地通过了升级考试。\gözlerinin içine kadar kızarmek 羞红脸, 羞愧得面红耳赤 \gözlerinin önünde canlanmak 如在眼前 \gözü aç (gözlü) 不知饱的, 贪得无厌的: Gözü aç birisi olmak istemeyiz. 我们不要做贪得无厌的人。\gözü açık 机警的, 警惕的; 精明强干的, 聪明的: Yeni aldığım çırak gözü açık birine benziyordu. 我新收的徒弟似乎是一个精明强干的人。\gözü açık gitmek 死不瞑目: Torunumun mühendis olduğunu görmeden ölürsem gözüm açık gider. 不看到我的孙子成为工程师, 我死不瞑目。\gözü açık rüya görmek 转́ 白日做梦 -in \gözü açılmak 1) 睁开双眼, 醒来 2) 变精明, 明白过来, 知道好歹, 明白事理: Günün birinde şıppadak gözünüz açılacak ama iş işten geçmiş olacak. 总有一天, 您会突然明白过来, 但是一切都晚了。\gözü ak 白眼狼: Ne gözü ak olduğunu bilmiyormuşsun gibi ondan hayır bekliyorsun. 难道你不知道他是一只白眼狼吗?还在指望他?\gözü akmak 眼睛受伤致盲: O kavgada iki gözü birden akmadan önce, çok gezer, çok dolaşırmış. 在那次争斗中, 他两眼受伤一下子全瞎了。听说在此之前, 他曾到过许多地方。\gözü alışmak 1) 眼睛适应环境的光线能看清起初看不清的东西 2) 转́ 司空见惯, 屡见不鲜, 习以为常 -i \gözü almamak 没有自信心, 缺乏信心, 心虚: Bu kadar yolu yaya olarak yürümeyi gözü almıyordu. 他觉得他不可能步行走这么远的路。-in \gözü ardında kalmak 放心不下, 操心: Niçin gözü ardında kalıyor, kocası var, evlâtları var, sağlığı da yerinde, artık merak edecek birşey kalır mı? 她还有什么可操心的?有丈夫, 有儿女, 身体也不错, 难道还有什么烦心的事?Şu oğlanı yetiştirmeden ölürsem gözüm ardımda kalacak. 我要是不把这个孩子抚养成人, 我死了也不安心。-in \gözü arkada kalmak 放心不下, 操心: Evde Berna var, gözüm arkada kalmaz. 家里有了贝尔娜, 我就放心了。Gözüm arkada kalmadan bırakıp gittim. 我放心地离去了。\gözü bağlı 1) 不了解情况的, 漫不经心的 2) 粗枝大叶地, 自作聪明的 \gözü bir şey görmemek 1) 一无所知 2) 不顾一切: Gözüm bir başka şey görmeden içeri daldım. 我不顾一切地跳了进去。-in \gözü birşeyde (或 bir şey üzerinde) olmak 注意到, 目光集中到 -in \gözü bulanmak 视力模糊, 视线模糊 \gözü büyük 幻想者 -in \gözü büyükte olmak 志向远大 -in \gözü büyümek 双眼圆睁, 瞪大双眼 -in \gözü çapkınlıkta 色迷迷的: Muşmula oldun hâlâ gözün çapkınlıkta. 你这个老家伙, 还是那么色迷迷的。-in \gözü dalmak 目光呆滞: Gözleri dalıp dalıp gidiyordu. 他走的时候两眼发直。Esen, elleri çenesinde gözü dalarak cevap verdi. 艾森两手托腮, 目光呆滞地应了一声。\gözü dar 吝啬的, 小气的 -in \gözü dışarda 1) 不安分的, 拈花惹草的, 水性扬花的(已婚男女): Gözü dışarıda olan insanlar mutlu olamazlar. 拈花惹草的人不可能幸福。Kadının gözü dışarıdaydı. Bundan ötürü evini ve kocasını ihmal ediyordu. 这女人水性扬花, 根本不把家庭和丈夫放在心上。 2) 想跳槽的, 这山望着那山高的 -in \gözü doymamak 贪婪, 不知足: Kuyumcu gözü doymaz bir adammış. 金匠是一个不知足的人。Fakat bugün dediğimiz obur canavarın gözü bunlarla doymaz. 但是, 今天我们说过的那个贪得无厌的畜生对此仍不满足。-in \gözü dönmek 1) (濒临死亡的人)翻白眼 2) 无可奈何, 昏头昏脑, 实在没办法: Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti. 这天晚上, 他饿得头晕眼花, 实在没有办法, 进了一户人家的厨房。 3) 气急败坏: Gözü dönmüş hırsız, bekçiye saldırmış. 小偷气急败坏, 向看门人发动了袭击。-in \gözü dumanlanmak 气得眼前发黑, 生气, 发怒, 愤怒: Gözü dumanlanmış, artık ne söylesen kulağı işitmez. 他在气头上, 你说什么他也听不进去。-in \gözü dünyayı görmemek 1) 目空一切 2) 昏天黑地: Olur olmaz sarhoş sanma, fıçı dibi, midesinden rakı eksik olursa gözü dünyayı görmüyor. 别以为他是一个普通的酒鬼, 他是一个嗜酒如命的人, 肚子里一缺了酒, 就成天昏天黑地的。-i \gözü gibi bakmak 非常关心, 特别爱护: Çiftçi baltasını atmış elinden, artık o ağacı kutsal bilip gözü gibi bakmış. 农夫扔下斧子, 从此把树视若神明, 爱护备至。-i \gözü gibi esirgemek 非常关心, 特别爱护 -i \gözü gibi korumak 非常关心, 特别爱护: Mustafa Amca, bahçesinin semtinde kuş uçurmuyor, onu gözü koruyor. 穆斯塔法大叔像呵护自己的眼睛一样呵护自己的花园, 谁也不让进。-i \gözü gibi sakınmak 非常关心, 特别爱护: Çiçeklerini gözü gibi sakınıyor. 他对他的花呵护备至。-i \gözü gibi saklamak 非常关心, 特别爱护 -i \gözü gibi sevmek 非常爱, 特别爱 (-in, -e) \gözü gitmek 偶然看见, 不经意看见, 突然看见: Birden arkadaşımın yazılı kâğıdına gözüm gitti. 我突然发现了我的朋友给我写的纸条。-in \gözü gönlü açılmak 兴高彩烈 \gözü gönlü tok 心满意足的, 知足的: Gözü, gönlü tok biridir; kimseden yardım isteyemez. 他是一个知足的人, 不会求助于任何人。-in \gözü görmemek 1) 失明, 变成瞎子 2) 除了某件事以外对其它任何事都不感兴趣: Gözüm onu görmesin. 我不想再见到他了。Çocuğu al, ormana götür, artık gözüm görmesin. 你给我把这孩子抓到森林里去, 我不想再见到她了。O şimdi otomobil derdine düştü, gözü bir şey görmüyor. 他现在就想要一辆小汽车, 其他什么都不想。 3) 气得发疯 -i \gözü görmez olmak 不屑一顾 \gözü \göz değil 一看就不是好人 -in \gözü hiç bir şey görmemek 1) 激动不已 2) 过于依赖某人或某物, 对其它不感兴趣: Evliydi, çocuğu da vardı. Bir sokak kadınına tutulduğu günden beri gözü hiç bir şey görmez olmuştu. 他有老婆孩子, 可自从他迷上了那个婊子那天起, 他就对什么也不感兴趣了。(-in, -i) \gözü ısırmak 似乎认识某人: Lokantada, oturduğum masanın tam karşısındaki bu adamı gözüm ısırıyordu. 餐馆里坐在我对面的这个人我好像认识。(-in, -e) \gözü ilişmek 偶然看见, 不经意看见, 突然看见: Gözüm, yerde ters yüz edilmiş debelenen bir kaplaumbağaya ilişti. 我突然看到一只乌龟四脚朝天在地上挣扎。Mikrofondan ayrılırken bir ara gözüm kendisine ilişti. 我正要离开话筒, 偶然看见了他。-in \gözü kaçmak 1) 斜视, 偷看 2) 偶然看见, 不经意看见, 突然看见 -de \gözü kalmak 1) 向往, 憧憬, 渴望, 追求: Horoz ölür, gözü çöplükte kalır. 成́ 公鸡虽死, 眼不离垃圾堆; 山河易改, 秉性难移。 2) 觊觎, 垂涎, 眼红: Ne alırsan al, fakat ortada getirme, birisi görür, gözü kalır. 你要买什么你就去买, 但是不要拿出来, 有人见了会眼红。 3) 凝视 -in \gözü kan çanağına dönmek 两眼通红 -in \gözü kanlanmak 眼睛通红, 眼睛充血: Gözü kanlandı. 他的眼里带着血丝。\gözü kanlı 杀人犯, 杀人者 \gözü kapalı 1) 不加思索地, 毫不犹豫地 2) 孤陋寡闻的 -in \gözü kapanmak 1) 去世, 过世 2) 非常困倦 3) 失明: Kazadan sonra bir gözü kapandı. 出事后, 他的一只眼睛失明了。\gözü kapıda 1) 伺机逃跑的, 想溜号的 2) 急切等待的 \gözü kara 无畏的: O, gözü kara biridir, korkmadan bu işe atılır. 他是一个胆大的人, 做这种事一点儿也不害怕。-in \gözü kararmak 1) 头晕眼花: Aç ölmez, gözü kararır; susuz ölmez, benzi sararır. 成́ 饿不死人眼发黑, 渴不死人脸蜡黄。 2) 两眼发黑: Birden gözü karardı; bayılacak gibi oldu. 他突然眼前一黑, 似乎要晕过去了。-in \gözü kaymak 1) 斜视, 偷看: Yazılı yoklama sırasında gözüm arkadaşım kağıdına kayınca, öğretmen derhal "Murat" diye bağırmıştı. 在书面摸底考试的时候, 我刚一偷看同学的卷子, 只听老师一声大喊: “穆拉特”。 2) 偶然看见, 不经意看见, 突然看见 \gözü kesin 目光敏锐的: Atmacanın gözü keskin olduğundan avını çok iyi görür. 雀鹰目光敏锐, 能非常清楚地看见它的猎物。-in \gözü kesmek 1) 认为能够胜任: Düşündüm taşındım, gözüm pek kesmedi, bu işi yapmaktan vazgeçtim. 我左思右想, 觉得我还是做不来, 就回绝了这件事。 2) 相中, 看上: Bir kere görelim, eğer gözümüz keser, hesabımıza gelirse alırız. 我们再看看, 如果中我们的意, 如果我们的钱够, 我们就买了它。-in \gözü kızmak 1) 眼红 2) 大发雷霆, 气急败坏, 恼羞成怒: Murat öyledir: Gözü kızınca kimseyi dinlemez. 穆拉特就是这样的, 他只要一生气, 谁的话也听不进去。-in \gözü korkmak 如惊弓之鸟, 被吓破胆, 害怕: Vallahi benim gözüm korktu, bir daha oraya gidemem. 吓死我了!我再也不去那个地方了。Ona artık sataşamam. Gözüm korktu ondan. 我再也不会去招惹他了, 我怕他。\gözü küllü 不知好歹的 (-in, -de) \gözü olmak 羡慕; 嫉妒; 觊觎: Oduncunun gözü omçada dilencinin gözü çömcede. 成́ 樵夫盯着的是荆条, 乞丐盯着的是木勺。-in \gözü patlamak 瞪眼, 发怒, 生气: Göle su gelinceye kadar, kurbağanın gözü patlar. 成́ 水不进湖青蛙恼; 时机不对事难成。-in \gözü pek 无畏的, 胆大包天的, 勇敢的: Sırtında bir çıkıntısı olan kuyumcu her kambur gibi oldukça gözü pek bir adammış. 金匠背上有个包, 像所有的驼背的人一样, 胆子很大。\gözü pekliği 胆量, 勇敢: O günden sonra haydutlar bir daha eve girme gözü pekliğini gösterememişler. 从那天起, 这些强盗再也没有胆量进那所房子。(-in, -e) \gözü saplı kalmak 盯着, 直勾勾地看着: Kızdan uzaklaşırken kafasını geriye çevirir, gözü kıza saplı kalırdı. 他离开这位姑娘时向后转过头, 眼睛直勾勾地看着姑娘。-in \gözü sönmek 1) 变瞎, 失明 2) 去世, 死亡 \gözü sidikli 爱哭鼻子的 \gözü sulu 爱哭鼻子的 \gözü sürmeli 骗人的 (-in, -e) \gözü takılmak 凝视: Vitrindeki kırmızı cekete gözüm takıldı. 我紧紧地盯着橱窗里的红色上衣。\gözü tok 知足的, 不贪的 -in \gözü toprağa bakmak 濒死, 行将就木: Zavallı ihtiyarın gözü toprağa bakıyordu. 可怜的老人已垂垂老矣, 行将就木。(-in, -i) \gözü tutmak 相中, 喜欢, 看中: Evi gözüm tutmuyor. 我没看中这套房子。-in \gözü uyku tutmamak 睡不着, 失眠: Gecelerce gözüm uyku tutmadı. 我整夜整夜睡不着觉。-in \gözü üstünde kalmak 看护, 保护, 守护, 照顾, 关照, 监督 -in \gözü üzerinde olmak 看护, 保护, 守护, 照顾, 关照, 监督 \gözü yaşı, burun sümüğü 忙得浑身是汗 \gözü yaşlı 爱哭鼻子的 -in \gözü yememek 不敢, 不胜任: Doğrusu yaya gitmeği gözüm yemedi. 说真的, 我不敢走着去。-in \gözü yılmak 害怕, 畏惧: Onun politikadan gözü yıldı; partiden uzak duruyor. 他害怕搞政治, 从不与政党打交道。-in \gözü yol (lar) da kalmak 焦急地等候某人, 眼巴巴等待某人, 焦急等候, 望眼欲穿 -in \gözü yüksekte (或 yükseklerde) olmak 想向上爬, 希望登上高位, 好高务远: Murat'ın gözü çok yükseklerde, ama o oranda çalışmıyor. 穆拉特好高务远, 眼高手低。\gözüm 亲爱的, 宝贝(尤指子女): Hangi rüzgâr attı ki gözüm, ayağınıza sıcak su mu soğuk su mu dökeyim? 宝贝!什么风儿把你们吹来了?真高兴你们来!\gözümün bebeği 亲爱的, 宝贝 \gözümün elifi 亲爱的, 宝贝 \gözümün nuru 亲爱的, 宝贝(尤指子女) \gözün üstünde kaşın var dememek 别人说什么就是什么, 别人说什么就信什么, 逆来顺受: İki elim yanıma gelecek; doğruyu söylememezlik edemem, gözün üstünde kaşın var bile demediler. 我对天发誓, 我说的全是实话, 他们全都信了。-in \gözünde 据某人认为, 在某人眼里, 在某人看来: Onun gözünde suçluydum ben. 在他眼里, 我曾经是个罪人。-i \gözünde büyütmek 小题大作, 过于看重: Sen bu adamı gözünde fazla büyüttüğün için çekiniyorsun. 你敬畏这个人是因为过于看重他了。\gözünde kalmak 被怀念, 被思念, 被想念, 被惦记; 死不瞑目: Yıllarca peşinde koştum; ele edemedim; o, gözümde kaldı. 我追求她已经多年了, 一直得不到她, 我死不瞑目。-in \gözünde olmamak 在某人心目中什么都不是, 被瞧不起 -in \gözünde sıfır olmak 在某人心目中什么都不是, 被瞧不起: O, benim gözümde sıfırdır. 他在我眼里狗屁不是。-in \gözünde sinek değeri kadar olmamak 在某人心目中什么都不是, 被瞧不起: Gözümde sinek kadar değeri yok. 在我眼里, 他狗屁不是。-i \gözünde taşımak 考虑到, 估计到 -in \gözünde tütmek 被非常思念, 被想念: Annem, kardeşlerim gözümde tütüyor. 我非常思念我的母亲和兄弟姐妹们。İki seneden beri görmediği oğlu gözünde tüter olmuştu. 他已经两年没有见到他的儿子了, 非常想念。\gözünden ayırmak 爱不释手, 不忍离去 -i \gözünden düşürmek 使失去某人的宠爱: Babasının bile gözünden düşürüp ocak başına attırmış onu. (这件事情)使他甚至失去了父亲的宠爱, 从天堂掉到了地狱。-i \gözünden esirgemek 爱护, 爱惜, 呵护 -i \gözünden gönlünden silmek 完全忘记 -in \gözünden kaçmak 1) 没被看见, 没被注意到, 逃过某人的眼睛: Bu durum Bayan Wang'ın gözünden kaçmadı. 这种情景被王氏看在眼里。Yaz tatilinde iki çocuğun sık sık bahçede bulunmaları, uşakların gözünden kaçmadı. 暑假里, 有两个孩子经常出现在花园里。这一切都没逃脱仆人的眼睛。 2) 消失, 不见: Ben akşamlardan beri onu kolluyordum ya, gözümden kaçmış. 我从晚上以来就一直注意她, 可她却不见了。\gözünden sürmeyi çalmak 成为惯偷, 成为盗窃高手(老手) -in \gözünden uyku akmak 非常困 \gözünden yaş getirmek 使流泪 -in \gözüne bakmak 1) 爱护, 爱惜, 呵护 2) 看某人的眼色, 揣测某人的心思, 唯命是从: Kız annesinin gözüne bakıyor; ne dese hemen yapıyor. 女孩儿对她的母亲惟命是从, 妈妈说什么, 她就做什么。-in \gözüne batmak 扎眼, 使不快 \gözüne bit düşmüş gibi 全神贯注 -in \gözüne dizine durmak 受报应: Eğer bir şeyimi aldıysa, gözüne dizine dursun. 你要是拿了我的东西, 会遭报应的。-in \gözüne dünya görünmemek 漠不关心 -in \gözüne girmek 赢得爱情, 获得关注, 得到重视, 受到宠爱: Çok çalışırsan öğretmenin gözüne girersin. 只要你刻苦, 就能得到老师的喜欢。-in \gözüne (hiçbir şey) görünmemek 什么也顾不上: O kötü durumda malı, parası gözüne görünmedi. 他处境不妙, 什么钱啊财啊全都顾不上了。-in \gözüne ilişmek 不经意被看见, 突然被看见: Gene etrafıma, pencere ve kapı aralıklarına bakıyorum. Nihayet iskarpinlerin gözüme ilişiyor. 我又向周围、窗户和门缝看了看, 终于发现了我的那双便鞋。Kalabalığın arasında gözüme Sabit beyağabeyin yüzü ilişti. 在人群中, 我一眼就看见了萨比特先生的面孔。-in \gözüne kan oturmak 乌眼青: Ağacın dalı çarptıktan sonra gözüne kan oturmuş. 他撞到树上, 闹了个乌眼青。-in \gözüne kara su inmek 1) 眼睛因结膜炎而失明 2) 望眼欲穿 -i \gözüne kestirmek 1) 希望自己能干成某事 2) 相中: Gözünüze kestirdiğiniz birisi var sanırım babacığım; öyleyse hadi söyleyin. 爸爸, 我看您心目中已经有人了; 那末, 快点儿说出来吧。 3) 觊觎, 垂涎: Şu karşında oturan kızı gözüne kestirdi. 他在打坐在他对面的那个姑娘的主意。-i \gözüne sokmak 1) 提醒 2) 强迫看, 硬塞给看 3) 取悦于, 讨好 -in \gözüne uyku girmemek 睡不着, 失眠: Fakat hancının gözüne bir türlü uyku girmiyormuş. 但是, 店主一点儿也睡不着。Vallahi korkudan bu gece gözüme uyuku girmedi. 我的天哪!吓得我一宿没睡着觉。\gözünü açıp görmek 1) 出生 2) 醒来, 清醒 \gözünü açıp kapayıncaya kadar 一不留神: Hans gözünü açıp kapayıncaya kadar, kendini yerde, bir hendeğin içinde bulmuş. 一不留神, 汉斯发现自己摔了下来, 掉进沟里。\gözünü açmak 1) 睁开眼睛, 醒来, 清醒 2) 当心, 小心: Aç gözünü, bizi de maytaba almak istersen, yersin marizi. 你小心点儿!你要是连我们也想耍弄, 我让你吃不了兜着走!Gözünü aç, madara olursan bir araba dayak yersin. 你可要当心点儿, 要是出了什么差池, 你可要吃不了兜着走。Gözünü aç, paranı kaptırma! 把眼睛睁大点儿!当心别人抢你的钱! 3) 瞪大眼睛, 瞪 4) 唤醒, 使思想转过弯来, 转弯子 5) (女人)第一次和男人发生性关系, 开苞 6) 抓住时机 7) 喘口气, 歇口气, 喘息: Evlâdım büyüdü, et ekmek sahibi oldu da gözümü biraz açtım. 我的儿子长大了, 能养家了。我也可以喘口气了。Savaş bitti, tam gözümüzü açacağımız zaman ekonomik kriz çıktı. 战争结束了, 我们刚要喘口气, 又发生了经济危机。\gözünü ağartmak 直勾勾地看 - den \gözünü alamamak 目不转睛地看: Ali bey, gözünü fotograftan alamıyor. 阿里先生目不转睛地盯着那张照片。- den \gözünü ayırmamak 目不转睛地看 -in \gözünü bağlamak 蒙骗, 蒙蔽, 使盲目: Onun güzelliği senin gözünü bağlamış; başka bir şey göremez olmuşsun. 她的美色蒙蔽了你的眼睛, 其他你什么也看不清了。\gözünü başını yarmak 1) 搞糟, 办坏 2) 买东西时挑走了眼, 挑花眼 -in \gözünü boyamak 欺诈: Deminki alışverişte gözümü boyadın. 刚才买东西的时候你骗了我。\gözünü bürünmek 一叶障目 \gözünü çıkarmak 1) 搞糟, 办坏 2) 买东西时挑走了眼 -in \gözünü daldan budaktan esirgememek 奋不顾身, 舍死忘生, 勇往直前, 奋勇当先: Onun bu fedakârlığına karşı sizin de biraz gözünüzü daldan budaktan esirgememeniz lâzım gelecek. 面对他的这种牺牲精神, 你们也应该奋勇当先一些。-in \gözünü daldan budaktan sakınmamak 奋不顾身, 舍死忘生, 勇往直前, 奋勇当先: Çok cesaretli ve atılgandır, gözünü daldan budaktan sakınmaz. 他非常勇敢, 奋不顾身。\gözünü daldan çöpten esirgememek 奋不顾身, 舍死忘生, 勇往直前, 奋勇当先 -in \gözünü daldan çöpten sakınmamak 奋不顾身, 舍死忘生, 勇往直前, 奋勇当先 -e \gözünü dikmek 1) 凝视, 仔细看, 目不转睛 2) 妄想, 觊觎, 垂涎 -in \gözünü doyurmak 使满足, 使知足: Bu oğlanın ne ettim, ne yaptımsa gözünü doyuramadım. 这孩子, 无论我为他做了什么, 都无法使他满足。-in \gözünü dört açmak 瞪大眼睛, 提高警惕, 保持高度清醒: Gözünü dört açmazsan kargayı bülbül diye satarlar. 你要是不盯紧点儿, 他们就会以次充好把东西卖给你。-in \gözünü duman bürümek 气得眼前发黑, 生气, 发怒, 愤怒 \gözünü dünyaya açmak 出生, 诞生 -in \gözünü gönlünü açmak 使高兴, 使兴高彩烈 -in \gözünü \gözüne dikmek 长时间地看着某人的眼睛 -in \gözünü hırs bürümek 1) 非常希望, 极想 2) 暴怒, 大发雷霆 -in \gözünü kan bürümek 气得两眼通红: Adamın gözünü kan bürümüş; onu kimse durduramaz. 此人怒不可遏, 两眼冒火, 谁也拦不住。\gözünü kapamak 1) 闭眼, 去世, 死亡 2) 入睡 3) 装看不见, 视而不见: O acı olaydan sonra herşeye gözünü kapadı. 自从那次令人伤心的事件之后, 他对任何事情都装看不见。-in \gözünü kırpmamak 1) 不睡, 没睡: Kadıncağız üzüntüsünden bütün gece gözünü kırpmadı. 那女人伤心得一宿没合眼。O gece nedense gözümü kırpmadan sabahı etmiştim. 那天夜里, 不知为什么, 我一夜没合眼, 一直熬到天亮。 2) 无畏, 勇敢, 毫不犹豫, 不加思索 -in \gözünü kin bürümek 恨得咬牙切齿; 气得怒火中烧 -in \gözünü korkutmak 吓唬, 恐吓, 威胁 -in \gözünü oymak 伤害, 对某人不客气: Burası, herkesin birbirine çamur attığı, çelme taktığı, birbirinin gözünü oyduğu bu dünyadır. 这是一个人人互相诋毁、拆台和伤害的世界。Besle kargayı, oysun gözünü. 成́ 养只乌鸦啄瞎眼; 养虎遗患。-in \gözünü patlatmak 痛打, 打伤 -in \gözünü sevda bürümek 被爱蒙住眼睛 \gözünü sevdiğim 亲爱的 \gözünü seveyim (表示请求、爱情等的语句)亲爱的; 宝贝; 请; 请求: Gözünü seveyim, benimle oynama. 求求你了, 别再耍我了。-in \gözünü yaşartmak 使伤心, 使难过, 使流泪 -in \gözünü yıldırmak 威吓, 使胆怯, 使气馁, 吓倒 \gözünü yummak 1) 闭眼, 睡着, 入睡: Hasan bütün gece gözünü yummadı; hep kardeşini düşündü. 哈桑一宿没合眼, 一直在想他的弟弟。 2) -e 原谅, 宽恕, 睁只眼闭只眼, 宽容, 装看不见 3) 俗́ 断了念头, 失望, 绝望 4) 死亡, 去世: Babaları gözünü yumunca; çocukları miras kavgasına tutuştular. 父亲刚一闭眼, 他的几个儿子就开始争夺遗产。-e \gözünün bebeği gibi bakmak 象爱护眼珠一样地爱护 \gözünün bebeği gibi sevmek 象爱眼珠一样地爱, 深爱 \gözünün bebeğine batmak 谈到问题的关键之处 \gözünün çapağı ile 眼屎还没擦就, 刚一醒来就, 刚一睁眼就: Bir kahve içmeden, böyle gözünün çapağı ile nereye gidiyorsun? 你咖啡也没喝, 眼屎还没擦, 刚一睁眼要到哪里去?\gözünün çapağını silmeden 眼屎还没擦, 刚一醒来, 刚一睁眼 \gözünün içine baka baka 大胆而又冷静地 -in \gözünün içine bakmak 1) 爱护, 爱惜, 呵护: Bir müddet evvel geçirmiş olduğu kalp krizinden sonra, çoluğu çocuğu gözünün içine bakıyor. 自打前不久犯过一次心脏病之后, 他的老婆孩子对他备加呵护。 2) 看某人的眼色, 揣测某人的心思: Hanımefendinin etrafında pervane gibi dönüyor, isteyeceği şeyleri evvelden keşf etmek için gözünün içine bakıyordu. 他围着妻子团团转, 试图从她的眼睛里先揣测出她究竟想要什么。 3) 眼巴巴地看着恳求: Berna, meraklı meraklı gözümün içine bakıyordu. 贝尔娜眼巴巴地瞅着我。Birşey istiyor mu diye gözünün içine baktın. 你眼巴巴地瞅着他, 必是有所求吧?-in \gözünün kurdunu kırmak 恐吓, 恫吓, 吓唬 \gözünün kuyruğuyla (或 ucuyla) bakmak 斜眼偷看 -in \gözünün önünde 当面: Gözünüzün önünde belirmesini istediğim en önemli nokta budur. 这就是我希望当着你们的面搞明白的最重要一点。\gözünün önünde olmak 1) 被监督, 在眼皮底下 2) 浮现在眼前, 丝毫不忘, 一直记着 \gözünün önünden geçmek 浮现在眼前, 回忆起, 记得 \gözünün önüden gitmemek 浮现在眼前, 丝毫不忘, 忘不掉: Zavallı annem! Son günleri gözümün önünden hiç gitmiyor. 我那可怜的母亲!她那最后的日子时时浮现在我的眼前。\gözünün önüne gelmek 浮现在眼前, 被想起, 被忆起: Doğduğum köydeki çocukluğum gözümün önüne geldi. 我童年的情景浮现在我的眼前, 那是在我出生的小村子里。\gözünün önüne getirmek 再次回忆起, 再次想起 -e \gözünün üstünde kaşın var dememek 宽容, 不挑毛病, 不吹毛求疵: Ben kimseyi kırmadım; kimseye gözünün üstünde kaşın var demedim. 我没有得罪过任何人, 我对任何人都很宽容。\gözünün yaşına bakmamak 不相信眼泪, 不同情, 不可怜, 不怜悯: Gözünün yaşına bakmadan gencecik ağacı kesmişler. 他们毫不怜悯地把那棵小树给砍掉了。-e \gözüyle bakmak 视某人为, 把某人看成: O sana evlât gözüyle bakıyor. 他视你为己出。Oğlan kıza nişanlısı gözüyle bakmış. 小伙子把姑娘当作自己的未婚妻。Ona düşman gözüyle bakmayın. 您不要把他当作敌人。-i \gözüyle görmek 亲眼目睹, 亲眼看见, 目击: Ben kendi gözümle gördüm; hırsız camı kırıp pencereden içeri girdi. 我亲眼看见小偷砸碎玻璃从窗户里钻了进去。Hırsızın kaçtığını gözüyle görmüştü. 他亲眼看见小偷跑了。
    ◆ Göz görmeyince gönül katlanır. 眼不见, 心不烦。Göz görür, gönül çeker (或 ister). 一见钟情。Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. 久不见面, 朋友也会生分。Göze göz, dişe diş. 以眼还眼, 以牙还牙。Göze yasak olmaz. 众人的眼睛是挡不住的。Gözlerinden öperim. 顺致问候!Gözü çıkasıca. 瞎眼的, 有眼无珠的!Gözü dönesi (ce). 该死的!Gözü kör olası (或 olasıca) 瞎了眼的!Gözü kör olsun. 1) 【狎】真倒霉!糟糕!坏了: Paranın gözü kör olsun. 糟糕, 没钱了! 2) 瞎了他的狗眼! 3) 该死的!见他妈的鬼去吧!Gözü tanede olan kuşu tuzaktan kurtulmaz. 贪嘴的鸟儿入牢笼。Gözüm çıksın (或 kör olsun) ! 我发誓!我没有撒谎!Gözün aydın! 恭喜, 恭喜!Gözünü toprak doyursun. 你这个贪得无厌的家伙!

    Türkçe-Çince Sözlük > göz

  • 8 fıkra

    "anecdote, joke; column, short feature; paragraph; clause, subsection; esk, vertebra" omur

    İngilizce Sözlük Türkçe > fıkra

  • 9 yumurcak

    "naughty child, brat, urchin esk, monkey; bubo"

    İngilizce Sözlük Türkçe > yumurcak

Look at other dictionaries:

  • EŞK-İ ŞÂDİ — Sevinçle ağlayış. Sevinçten dökülen gözyaşı …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.