Translation: from turkish

önüne çıkmak

  • 1 halkın önüne çıkmak

    v. appear before the public

    Turkish-English dictionary > halkın önüne çıkmak

  • 2 seyirci önüne çıkmak

    v. appear before the public

    Turkish-English dictionary > seyirci önüne çıkmak

  • 3 ön

    is.
    1. 前, 前面前部: evin \önü 房前 kapının \önü 门前 Önünü görmeden yürüyordu. 他什么也不看往前走了。
    2. 正面, 前面, 前部: giysimin \önü 衣服前襟 Ceketin önü iki sıra düğme ile süslenmiştir. 在女短上衣的前襟上钉有两排钮扣。
    3. 今后, 将来, 未来, 不久的将来: Önümüz bahar, hava ısınmaya başladı. 马上就是春天, 天气开始转暖了。
    s.
    1. 前, 前面 的, 前部的; 正面的; 前头的: \ön kapı 正门, 大门 \ön lop 解́ (垂体的)前部 \ön müzik 乐́ 序曲, 前奏曲 \ön sıralar 前排 müdafaa sahasının \ön kenarı 防线的前沿 trenin \ön tarafı 火车的前部
    2. 发生在…之前的; 上述的, 前面所说的: \ön emir 军́ 预先号令
    ◇ \ön plâna geçmek 居前列, 居领先地位, 居重要地位, 名列前茅: Sınıfta ön plâna geçti. 他在班里名列前茅。\ön plânda 居前列, 居领先地位, 居重要地位, 名列前茅 \ön seçim 1) 预调(频率) 2) 法́ 预选 \ön tutmak 更喜欢, 宁愿, 认为比较好 \önde 1) 在前面: \önde giden 走在前面的 Hoca önde, subay arkada içeriye girdiler. 老师在前, 军官在后, 他们鱼贯而入。 2) 以…为首, 由…领导 \önde gelmek 居前列, 居领先地位, 居重要地位, 名列前茅 \öndeki 在前面的, 位于前面的 \önden 从前面; 在前面 \önden yürümek 走在…前面 \öne 向前, 朝前面 \öne almak (或 alınmak) 提前 \öne düşmek 带领, 率领; 带路, 当向导: Ev sahibi olduğuna göre öne düşmek sana yakışır. 他是房东, 应该给你带路。Süvariler öne düştüler. 骑兵走在前面。\öne sürmek 提出 \önü alınmak 被防止, 被预防 -in \önü sıra gitmek 走在前面: Köpek sahibinin önü sıra, tin tin gidiyordu. 狗在主人的前面不声不响地走着。\önümüzdeki 将来的, 未来的, 行将到来的: \önümüzdeki günlerde 日内, 在最近几天 \önümüzdeki hafta 下周, 在下周 \önümüzdeki imtihan 即将举行的考试 -in \önünde 在前面: kanun \önünde müsavat 在法律面前平等 pencerenin \önönünde 在窗前 -in \önünde ardında dolaşmak 1) 跟随, 追随; 尾随, 追逐; 追求, 致力于 2) 顽强, 不屈不挠 -in \önünde diz çökmek 跪在面前, 恳求, 央求 \önünde perende atılmamak 不上当, 精明: Önünde perende atılmaz. 他很精明, 不会上别人的当。\önünden çekilmek 离开, 溜走, 滚开: Önümden çekil! 滚!滚开!\önüne arkasına (或 ardına) bakmak 瞻前顾后, 深思熟虑, 仔细斟酌 -in \önüne bakmak 1) 难堪, 不好意思, 害羞, 害臊: Verilecek cevap olmadığı için önüne bakmakta devam ediyordu. 他答不出来, 羞得一直不敢抬头。 2) 留神, 留心, 关心, 操心: Önüne bak! 留心自己脚下!-in \önüne bir kemik atmak 施小惠: Ali, Ahmet’in önüne bir kemik atarak istediğini yaptırdı. 阿里给艾哈迈德了点儿好处, 让他给自己办事。-in \önüne çıkmak 1) 出现在面前, 来到面前: Larp diye önümüze çıkıverdi. 他突然跳到了我的面前。 2) 拦阻, 阻止 -in \önüne düşerek yolunu göstermek 在前面引路 -in \önüne düşmek 带领, 率领; 走在前面: Ağabeyim önüme düştü; peribacalarını gezdik. 大哥带我们查看了他家的几个山头。\önüne geçilmez 难以克服的, 不可遏制的, 无法防止的, 不可避免的: önüne geçilmez istek 难以遏制的愿望 -in \önüne geçmek 1) 走到跟前: Pencerenin önüne geçmiş, dalgın ve hiddetli nazarlarıyla karşıki damları seyrediyordu. 他走到窗前, 目不转睛地愤怒地望着对面的屋顶。 2) 制止, 阻止, 禁止: Babası bir kaç kere bu işin önüne geçmek istedi. 他的父亲几次想制止他干这份儿工作。Hiç bir şey onun önüne geçemezdi. 什么也阻止不了他。 3) 防止; 采取防范措施 \önüne gelen 迎面碰到的人, 偶然遇到的人, 随便什么人: Akşamki olayı önüne gelene ballandırarak anlatıyordu. 他逢人便眉飞色舞地讲述那天晚上的事。Her önüne gelen kitap yayınlarsa iyi eserler ortaya konamaz. 如果是个人就能出书, 那么也不会有什么好作品。-in \önüne katmak 赶: Çoban akşam üzeri, koyun sürüsünü önüne katmış, köye dönüyor. 黄昏时分, 牧羊人赶着羊群回村。\önüne kırmızı halı serilmek 以铺红地毯的规格接待, 十分隆重地接待: Sanatkâr, devlet başkanlarına lâyık bir tarzda karşılandı, önüne kırmızı halı serildi. 艺术家受到了国家元首规格的接待, 受到了铺红地毯的迎接。-in \önünü almak 1) 制止, 阻止, 禁止: İtfaiye çabuk yetişmeseydi yangının önünü almak kolay olmazdı. 要不是消防队很快赶到, 火灾的制止就不那么容易了。Belediye, çamaşırların balkonlarda kurutulmasının öünü aldı. 市政府禁止在阳台晾晒衣物。 2) 防止; 采取防范措施: Bir an önce yangının önünü almasaydık bütün mahalle yanacaktı. 要不是我们及时采取措施防范火灾, 整个街区都要被烧毁了。Kavganın önünü almak istedikçe iş büyüdü, nihayet birbirlerinin gırtlaklarına sarıldılar. 他越是想息事宁人, 事情就越严重, 终于他们撕扯到了一起。Sağlık ekibi salgının önünü almak için sabaha kadar durmadan çalışmıştı. 医疗队为了防止疫情蔓延一直忙到天亮。-in \önünü ardını bilmek (或 düşünmek, saymak) 谨言慎行, 深思熟虑, 前思后想, 左思右想, 慎重行事: Önünü ardını bilmeden bir iş yapmaya kalkarsan aldanırsın. 你做事如果不三思而后行会一事无成。\önünü ardını bilmez (或 düşünmez, saymaz) 性急的, 急躁的, 不小心的, 不谨慎的, 卤莽的: Önünü ardını bilmezin biri de odur. 他还是一个莽撞的人。\önünü kesmek 1) 拦截, 阻挡: Dilenci önünü kesti, para istedi. 乞丐拦住了他向他讨钱。 2) 阻挠, 阻止, 妨碍
    ◆ Ön tekerlek nereye giderse art tekerlek de oraya gider. 前车轮到哪儿, 后车轮就到哪儿。Önde giden yorulur, arkada kalan soyulur. 走在前面怕累, 走在后面怕劫; 左右没是处, 来往难做人。Önü kavurga kavuruyor, arkası harman savuruyor. 他正处在水深火热之中。Önüne bakma, sonuna bak. 秋后算帐。Önüne geleni kapar, ardına geleni teper. 1) 前面的他捞一把, 后面的他不放过, 什么好处他都想要。 2) 前面的他咬一口, 后面的他踹一脚, 什么人他都敢欺负。

    Türkçe-Çince Sözlük > ön

  • 4 çıkmak

    1. (-den) (hervor)kommen (aus D); stammen (aus D); Käfer usw kriechen (aus D); Arbeit, Stellung aufgeben, ausscheiden (aus D); Büro, Haus verlassen, kommen (aus D); Geld ausgeben müssen, verbrauchen; sich lossagen (von einer Religion); Schule, Klasse absolvieren, abschließen;
    bundan ne çıkar? was wäre schon dabei?; was ergibt sich daraus?
    2. v/i ausgehen; Ausschlag sich bilden; Bart sprießen; Befehl ergehen; Brand, Krieg ausbrechen; Buch, Zeitung erscheinen, herauskommen; Einband abgehen; Fett gewonnen werden (-den aus D); Fleck herausgehen; Flugzeug aufsteigen; Gesagtes sich bewahrheiten, sich erfüllen; Geschwür aufgehen; Gesetz herauskommen; Gestirn aufgehen; Kleid gehen (aus einem Stoff); Laub herauskommen; Preis (an)steigen; Saat sprießen; Schuh gehen (vom Fuß); Ware auf den Markt kommen; Wort entfallen (-den); Zahl abgehen (-den von D); Zeit, Monat vergehen; auf die Toilette gehen, austreten; sich erweisen als, sich herausstellen als;
    bu iş çıkmadı die Sache hat nicht geklappt;
    çocuğun kolu çıktı das Kind hat sich den Arm ausgerenkt
    3. (-e) Treppe hinaufgehen; (-den –e) ziehen (aus D in A); (-e) sich auf den Weg machen; steigen auf einen Berg, besteigen (A); fahren, gehen an den Bosporus; landen (in D; an D); sich jemandem zeigen; auftauchen ( önüne vor jemandem); erscheinen (vor D, z.B. Gericht); Geld kosten; gelangen zu einer Stellung; jemandem gleichkommen; Los jemandem zufallen; Tür, Fenster gehen (auf A); THEA eine Rolle spielen; Weg führen (nach D);
    geziye çıkmak auf Reisen gehen;
    karaya çıkmak an Land gehen;
    -e karşı çıkmak fig auftreten (gegen A);
    müdüre çıkmak sich beim Direktor melden;
    turneye çıkmak auf Tournee gehen
    4. ohne Suffix: Betrag noch dazulegen; (-i) Geld rausrücken

    Türkçe-Almanca sözlük > çıkmak

  • 5 çıkmak

    взойти́ вы́лезти высо́вываться выходи́ть вы́честь забира́ться
    * * *
    1) - den врз. выходи́ть

    evden çıkmak — вы́йти из до́ма

    savaştan çıkmak — вы́йти из войны́

    şundan pis bir koku çıkıyor — отсю́да идёт скве́рный за́пах

    2) - den уходи́ть, покида́ть, оставля́ть (пределы чего-л.)

    işinden çıkmak — бро́сить рабо́ту; уйти́ с рабо́ты

    memuriyetten çıkmak — оста́вить слу́жбу

    3) - den око́нчить уче́бное заведе́ние; быть вы́пущенным (из школы и т. п.)

    hukuktan çıkmak — око́нчить юриди́ческий факульте́т

    4) -e отправля́ться, выходи́ть, выезжа́ть (куда-л.)

    alış verişe çıkmak — отправля́ться за поку́пками

    balığa çıkmak — отправля́ться на ры́бную ло́влю

    sayfiyeye çıkmak — вы́ехать на да́чу

    yola çıkmak — пуска́ться в путь

    5) -e поднима́ться на что

    ağaca çıkmak — взобра́ться на де́рево

    üst kata çıkmak — подня́ться на ве́рхний эта́ж

    dağa çıkmak — а) поднима́ться на́ гору; б) уйти́ в го́ры

    kürsüye çıkmak — подня́ться на трибу́ну

    gemiye çıkmak — подня́ться на борт [су́дна]

    6) теря́ть цвет / окраску

    kumaşın rengi çıktı — ткань вы́цвела

    7) - den поднима́ться (по ле́стнице)

    merdivenden çıkmak — поднима́ться

    8) выступа́ть, высыпа́ть ( о сыпи)
    9) - den происходи́ть, проистека́ть, вытека́ть (из чего-л.)

    anlaşmazlık bu sebepten çıktı — недоразуме́ние произошло́ по э́той причи́не

    10) -e обходи́ться, сто́ить

    bu ev dört milyara çıktı — э́тот дом обошёлся в четы́ре миллиа́рда

    11) быть опублико́ванным

    yeni çıkmış Fransızca bir kitap — то́лько что вы́шедшая кни́га на францу́зском языке́

    12) - den прийти́ в ху́дшее состоя́ние

    ev ev olmaktan çıktı — дом переста́л быть до́мом

    13) поднима́ться, повыша́ться ( о ценах); прибавля́ть, наки́дывать к [пре́жней] цене́
    14) сбыва́ться, подтвержда́ться; осуществля́ться

    dediğin çıktı — вы́шло так, как ты говори́л

    hesaplar doğru çıktı — расчёты подтверди́лись

    15) пробива́ться, всходи́ть; прораста́ть

    ekinler çıkmağa başladı — посе́вы на́чали пробива́ться

    16) взойти́, показа́ться

    ay çıktı — луна́ вы́шла

    17) - den израсхо́довать, издержа́ть (деньги и т. п.)

    paradan çıkmak — потра́тить де́ньги

    18) -e вы́йти навстре́чу ( кому); тяга́ться с кем; выступа́ть против кого; тяга́ться си́лами с кем

    karşısına çıkmak — появи́ться перед кем, прегради́ть доро́гу кому

    19) - den получа́ться, производи́ться из чего

    sütten yağ çıkar — из молока́ получа́ется ма́сло

    20) снима́ться ( об обуви с ноги)

    bebeğin patiği çıktı — у малы́шки [с ноги́] слете́ла пине́тка

    21) повыша́ть го́лос
    22) отделя́ться, отходи́ть

    çocuğun kolu çıktı — ма́льчик вы́вихнул себе́ ру́ку

    23) внеза́пно / вдруг появи́ться
    24) -den, -e перее́хать ( в другое место)

    hemen bir apartmana çıkarım — я сра́зу переберу́сь в како́й-нибудь дом

    25) появи́ться, вы́йти

    bugünkü gazeteler daha çıkmadı — сего́дняшние газе́ты ещё не вы́шли

    gözünde arpacık çıktı — [у него́] на глазу́ вы́скочил ячме́нь

    yeni bir yasa çıktı — вы́шел но́вый зако́н

    26) возника́ть, нача́ться

    aralarında kavga çıktı — ме́жду ни́ми вспы́хнула ссо́ра

    bir skandal çıktı — вы́шел сканда́л

    fırsat çıktı — вы́пал удо́бный слу́чай

    yangın çıktı — возни́к пожа́р

    27) оказа́ться кем-чем

    akraba çıktık — мы оказа́лись ро́дственниками

    elma çürük çıktı — я́блоко оказа́лось гнилы́м

    haklı çıktı — он оказа́лся пра́вым

    28) -e явля́ться к кому, получа́ть аудие́нцию у кого

    bakana çıkmak — получи́ть аудие́нцию у мини́стра

    müdüre çıkmak — яви́ться к дире́ктору

    29) доста́ться, вы́пасть

    bize yeni gezi çıktı — нам вы́пало но́вое путеше́ствие

    ona piyango çıktı — он вы́играл в лотере́ю

    30) конча́ться; быть на исхо́де (о времени, годе и т. п.)

    kış çıktı — зима́ прошла́

    31) мат. быть вы́чтенным

    dörtten iki çıkarsa — е́сли из четырёх вы́честь два

    32) -e выступа́ть в ро́ли кого

    Oteloya çıkmak — выступа́ть в ро́ли Оте́лло, игра́ть Оте́лло

    33) -e дожи́ть, дотяну́ть

    sabaha çıkmak — дотяну́ть / дожи́ть до утра́

    Türkçe-rusça sözlük > çıkmak

  • 6 çürüğe çıkmak

    Türkçe-rusça sözlük > çürüğe çıkmak

  • 7 çürük çıkmak

    = çürüğe çıkmak а) оказа́ться нездоро́вым
    б) воен. оказа́ться неприго́дным к слу́жбе в а́рмии

    Türkçe-rusça sözlük > çürük çıkmak

  • 8 dediğinden çıkmak

    = dediğinden dışarı çıkmak не послу́шаться кого, не прислу́шиваться (к совету и т. п.)

    Türkçe-rusça sözlük > dediğinden çıkmak

  • 9 dediğinden dışarı çıkmak

    Türkçe-rusça sözlük > dediğinden dışarı çıkmak

  • 10 elinden bir kaza çıkmak

    Türkçe-rusça sözlük > elinden bir kaza çıkmak

  • 11 elinden kaza çıkmak

    = elinden bir kaza çıkmak а) натвори́ть / соверши́ть что-л. ужа́сное
    б) уби́ть

    Türkçe-rusça sözlük > elinden kaza çıkmak

  • 12 fóyası çıkmak

    = fóyası meydana çıkmak быть разоблачённым

    Türkçe-rusça sözlük > fóyası çıkmak

  • 13 fóyası meydana çıkmak

    Türkçe-rusça sözlük > fóyası meydana çıkmak

  • 14 ray dan çıkmak

    = ından çıkmak разла́диться, расстро́иться ( о делах)

    Türkçe-rusça sözlük > ray dan çıkmak

  • 15 rayından çıkmak

    Türkçe-rusça sözlük > rayından çıkmak

  • 16 talibi çıkmak

    Türkçe-rusça sözlük > talibi çıkmak

  • 17 talip çıkmak

    = talibi çıkmak а) приня́ть предложе́ние ( о замужестве)
    б) претендова́ть

    bu satılık eve çok talip çıktı — на э́тот продаю́щийся дом мно́го претенде́нтов

    Türkçe-rusça sözlük > talip çıkmak

  • 18 çıkmak

    v. come out, go out, exit, break out, move out, walk out, step out, occur, go forth, break through, come up, rise, climb, step up, date, flirt, keep company with, go with, quit, ascend, come about, come off, come on, crop out, date up, detach
    --------
    çıkmak (duman vb.)
    v. puff out, puff up
    --------
    çıkmak (sahne vb.)
    v. take to
    --------
    çıkmak (topraktan)
    v. pullulate
    --------
    çıkmak (çıban vb)
    v. point
    * * *
    go out

    Turkish-English dictionary > çıkmak

  • 19 düzenli biçimde çıkmak

    düzenli biçimde çıkmak (fiyat)
    v. spiral up

    Turkish-English dictionary > düzenli biçimde çıkmak

  • 20 inip çıkmak

    v. undulate, fluctuate, balance, seesaw
    --------
    inip çıkmak (barometre)
    v. pump

    Turkish-English dictionary > inip çıkmak

Look at other dictionaries:

  • önüne çıkmak — 1) rastlaşmak, karşılaşmak, karşısına çıkmak 2) mec. ilk defa görmek, yüz yüze gelmek Kim olursa olsun önüme çıkanla yeniden evleneceğim. S. F. Abasıyanık 3) yolunu kesmek için birdenbire karşı durmak Kasabaya kömür indiren dağ köylülerinin… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • göz (veya gözünün) önüne serilmek — görülmek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmak İstanbul a bu yükseklikten bakılınca birden gözlerimizin önüne serilir. A. Ş. Hisar …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ön — is. 1) Bir şeyin esas tutulan yüzü, arka karşıtı Beş on kişi, köşkün önünde toplandık. M. Ş. Esendal 2) Bir şeyin esas tutulan yüzünün baktığı yer, karşı Altmış yaşında anamın önünde sigara içmek istemezdim. B. Felek 3) Bir kimsenin ilerisi Bir… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • tahtaya kalkmak — öğrenci sınıfta kara tahta önüne çıkmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • amedeni — birden aniden önüne çıkmak …   Beypazari ağzindan sözcükler

  • düşmek — e, er 1) Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor. R. N. Güntekin 2) den Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dam — 1. is., Fr. dame 1) Dansta kavalyenin eşi Erkeklerin kimi damlarının elinden, kimi kolundan, kimi de hafifçe omzundan tutmuş, geliyorlardı. Ç. Altan 2) İskambil kâğıtlarında kız 2. is. 1) Yapıları dış etkilerden korumak amacıyla üzerlerine… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • sürmek — i, e, er 1) Yönetip yürütmek, sevk etmek 2) Devam etmek Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer. Anayasa 3) Önüne katıp götürmek Koyunları sürmek. 4) Uzatmak, ileri doğru itmek Kahveyi ısıtıyor, suyu… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • tek — 1. sf. 1) Eşi olmayan, biricik, yegâne Hamit, biliyorsunuz edebiyatımızın tek dâhisidir. Y. Z. Ortaç 2) is. Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri Dirseği hafifçe dizime dokunuyor ve bir saçı, bir tek tel saçı kaşının… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.