Translation: from turkish

çocuğu çok sıkıyorlar

  • 1 sıkmak

    вы́жать жать зажа́ть пожа́ть прижа́ть сжать стя́гивать
    * * *
    -i
    1) жать, сжима́ть, прижима́ть

    çizmeleri sıkıyor — сапоги́ [ему́] жмут

    elini sıkmak — пожа́ть [ему́] ру́ку

    göğüsüne sıkmak — прижа́ть к груди́

    2) выжима́ть, выда́вливать

    limon sıkmak — выжима́ть сок из лимо́на

    üzüm sıkmak — дави́ть виногра́д

    3) полива́ть из шла́нга

    yangına su sıkmak — залива́ть пожа́р

    4) вы́стрелить

    ona doğru bir kurşun sıktı — он вы́стрелил пря́мо в него́

    5) перен. нажима́ть, притесня́ть, дави́ть на кого

    çocuğu çok sıkıyorlar — они́ сли́шком притесня́ют ребёнка

    6) стесня́ть; надоеда́ть; опосты́леть

    böyle şeyler onu sıkar — подо́бные ве́щи надоеда́ют ему́

    hayat beni sıkıyor — жизнь мне опосты́лела

    Türkçe-rusça sözlük > sıkmak

  • 2 sıkmak

    - ar -i
    1. 捆紧, 束紧, 系紧; 搂紧, 抱紧: Ben onu göğsüme sıkıyorum. 我紧紧地把他抱在怀里。
    2. 压, 榨, 挤, 拧: çamaşır \sıkmak 拧干衣服 limon \sıkmak 挤柠檬汁 üzüm \sıkmak 榨葡萄汁
    3. 挤, 勒: ayakkabı ayağı \sıkmak 鞋挤脚 Kemer belimi sıktı. 我扎上了皮带。
    4. 压, 喷: flit \sıkmak 喷杀虫剂 yangına su \sıkmak 向着火点喷水
    5. 射, 射击, 发射: Üç kurşun sıktı. 他开了3枪。
    6. 使窘迫, 使困烦; 使为难, 苛求: Çocuğu çok sıkıyorlar. 他们对孩子太苛求了。
    7. 使厌倦, 使感到无聊: Böyle şeyler insanı sıkar. 这类事情使人厌烦。

    Türkçe-Çince Sözlük > sıkmak

  • 3 baylan

    s. ve zf. 俗́ 娇惯的, 任性的, 放纵的, 放肆的, 吊儿郎当的: Komşunun çocuğu çok baylan. 邻居的孩子非常任性。

    Türkçe-Çince Sözlük > baylan

  • 4 iyi

    s. zf. ve is.
    1. 好的; 有益的: \iyi adam 好人 \iyi fikir 好主意 \iyi ilâç 良药 \iyi haber 好消息 \iyi alâmet 好兆头 Arkadaşı ile iyi bir ilişki kurdu. 他同朋友建立了良好的关系。
    2. 有利可图的, 盈利的: \iyi bir ticaret 一笔赚钱的生意 Bugün iyi bir alışveriş yaptı. 他今天做了笔划算的交易。
    3. 充足的, 足够的: İyi yağmur yağdı. 下了一场透雨。Dünkü maçta takımlar iyi çekiştiler. 在昨天的比赛中, 两个队争抢得很激烈。Ağzını bozunca bir iyi dayak yedi. 他刚一骂人, 就挨了一个大嘴巴。
    4. 合适的, 恰当的: \iyi bir cevap 恰当的答案
    5. (身体)好的, 健康的: Anan, baban iyiler mi? 你父母可好?İyi misiniz? 你好!
    6. 熟练的, 技艺高的: Çinceniz çok iyi. 您的汉语说得真好!İyi satranç oynayabilir misiniz? 您下棋下得好吗?Ata iyi biner. 他善于骑马。
    7. 顺利的: İşler iyi yürüyor. 工作进行得很顺利。
    -i \iyi etmek 1) 治愈, 使康复: O ilâç beni iyi etti. 那副药治好了我的病。Hastayı Allah iyi eder, ücreti doktor alır. 成́ 生死由天定, 收钱是医生。 2) 做得正确(得体、适当、适时): Burası çok güzel bir yer. Ne iyi ettik de geldik. 这儿是一个非常美丽的地方, 我们真来对了。Tiyatromuz bu oyunu oynamakla iyi ediyor. 我们剧院上演这出戏正是时候。Ona yardım etmekle iyi ettin. 你帮他帮对了。 3) 俗́ 抢劫, 洗劫; 偷东西 4) 俗́ 给: Varsa bana iki yüz yuan iyi et, yoluna çıkacağım. 你要有钱就给我两百块钱, 我要去接他。 5) 俗́ (赌博时)赢钱 6) 俗́ 灌醉, (以毒品)使飘飘然 7) 俗́ 奸污 8) 干掉, 吃掉: Fındığı, fıstığı, leblebiyi 10 dakikada iyi etti. 就10分钟, 他就把榛子、花生和炒鹰嘴豆全都干光了。-e \iyi geçinmek 和睦相处: O aileyle iyi geçinseydin başın ağrımazdı her hâlde. 你要是能同那一家和睦相处, 你肯定就不会伤脑筋了。-e \iyi gelmek 1) 有益于, 有效, 见效: Buranın havası ona iyi geliyor. 这里的气候对他有益。Bu ilâç iyi geldi. 这药挺见效。Güneş sağlığına iyi geliyor. 晒太阳有益你的健康。 2) 合适, 合身, 适合: Bu elbise size iyi geldi. 这件衣服你穿合身。Potin ayağıma iyi geldi. 这双统鞋我穿着合脚。Palto üstüne iyi geldi. 裤子他穿合身。\iyi gitmek 1) (事情)发展顺利: İşler iyi gidiyor. 一切进展顺利。 2) -e 适合, 合身: Bu renk size iyi gitmiyor. 这种颜色和你不配。\iyi gözle bakmamak 对某人没有好感 \iyi gün 好日子, 安逸的阳光 \iyi gün dostu 只能同安乐不能共患难的朋友, 酒肉朋友 \iyi gün görmek 过好日子 \iyi gün görmüş 曾经富有的 \iyi haber alan 消息灵通人士 \iyi hâl 良好的品行 \iyi hâl belgesi (或 kağıdı) \iyi boş (ama) 好是好, 不过(提异议时候用) \iyi hissetmemek 感到不舒服: Kendimi iyi hissetmiyorum. 我感到不舒服。\iyi kalpli 好心肠的, 心地善良的 \iyi karşılanmak 受欢迎: Toplumda, bencillik iyi karşılanmayan bir davranıştır. 在社会上, 自私自利是一种不受欢迎的行为。\iyi ki 幸好, 还好, 幸亏: İyi ki, o günkü acı ile ölmemişsiniz. 还好, 我们那天没有疼死。İyi ki, size uymadım. 幸亏我没有听你的。\iyi kötü 不太好也不太差的, 凑合的, 勉强说得过去的, 马马虎虎的, 可怜巴巴的, 好歹: İyi kötu bir cevap verdi. 他勉强作了个答复。İyi kötü geçinip gidiyor. 他日子过得马马虎虎。Dosdoğru teyzemin evine gidecktim, iyi kötü barınacak bir yer… 本来我要直接去我姨妈家, 好歹也是个藏身的地方。\iyi niyet 善意, 好意, 诚意; 斡旋, 调停: Bu söz onun iyi niyetini gösteriyor. 这一番话表明了他的诚意。\iyi olmak 1) 康复, 痊愈: Allaha şükür çocuk iyi oldu. 谢天谢地, 孩子的病好了。Elindeki yanık iyi oldu. 他手上的烫伤好了。Hasta iyi oldu. 病人康复了。 2) 适时, 恰当: O burada iken gelmeniz iyi oldu. 他还在这儿, 你来得正好。O zamana kadar kızımız bir iş öğrenir ve başkalarına hizmet etmeye alışırsa iyi olur. 在那之前, 我们的女儿最好学点儿本事, 习惯替别人干活儿。 3) -e 合适, 合身: Palto bana iyi oldu. 这裤子我穿合身。\iyi ruhlu 善良的, 好心肠的; 善意的 \iyi saatte olsunlar (穆斯林神话中的)精灵。鬼怪; 坏人: İyi saatte olsunlara inanmam. 我不信鬼。Aman yavaş söyle, iyi saatte olsunlar duyarsa mahvoluruz. 千万可小点儿声说, 要是让坏人听了去我们可就惨了。 (Biri için) \iyi söylemek 说(某人的)好话, 夸奖, 赞扬: Onun için pek iyi söylüyorlar. 人们对他交口称赞。\iyi uyum sağlanmak 头头是道: koskoca bir \iyi uyum sağlanmış "yeni" kanıtlar 颇为头头是道的“新”论据 \iyi vardım (表示固执的语气)我偏偏, 我就: -Niçin bu işi yapmadın. -İyi vardım da yapmadım. --这件事你怎么没做? --我就不做! \iyi varmak (尽管固执但)到底还是, 总算还是, 终于: İyi vardımız da ona haber vermediniz. (还好)你总算还是没有告诉他。\iyi yapmak 作得对, 做得好: İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. 您常常骂孩子, 这样做不好。İyi yaptınız da geldiniz. 您来了, 这就对了。\iyi yürekli 好心肠的, 心地善良的 \iyiden \iyiye 完全, 实在, 彻底: Altıncı kata vardığımızda soluğu iyiden iyiye kesilmişti. 我们爬6楼的时候他已经实在是上气不接下气了。İyiden iyiye sabah oldu. 已经天光大亮了。Kaşalotzâde iyiden iyiye marizlenmiş. 那蠢货挨了一顿臭揍。\iyisi 最好, 上策是: İyisi bu işe karışmamaktır. 最好不介入此事。\iyisi mi 最好, 上策是: İyisi mi bu işten vazgeçmeli. 抛开此事才是上策。Kuru gürültüye kimse pabuç bırakmaz, iyisi mi şurada can ciğer ahbabız, alçaktan görüşüp anlaşalım. 大家都镇静!最好我们还是好朋友, 好好谈谈, 和解了吧!\iyiye çekmek 往好里想 \iyiye iyi kötüye kötü demek 是好说好, 是坏说坏; 有一说一, 有二说二; 说实话; 直言不讳 \iyiyi kötüden ayırmak 知道好歹: İyiyi kötüden ayıracak yaşa geldin. 你已经到了能知道好歹的年龄。
    ◆ İyi akşamlar! 晚上好!İyi dost kara günde belli olur. 患难见真情。İyi günler! 你好!日安!İyi iş (doğrusu) 这叫什么事?!咄咄怪事!İyi (或 temiz) iş altı ayda çıkar. 好事多磨。İyi işler! 祝事业顺利!祝生意兴隆!İyi kılık insanı gösterir. 人靠衣装, 佛靠金装。İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir. 人要走运, 不知哪块云彩会下雨。İyi yolculuklar! 一路顺风!

    Türkçe-Çince Sözlük > iyi

  • 5 yapmak

    - ar -i
    1. 做到, 制做, 制作: ayakkabı \yapmak 做鞋, 制鞋 heykel \yapmak 雕像, 塑像 mobilya \yapmak 做家具 resim \yapmak 作画 uçurtma \yapmak 制作风筝, 糊风筝 yemek \yapmak 做饭 Ağabeyim bana, tahta parçalarını kerterek oyuncaklar yapıyor. 哥哥正在为我刻木头玩具。Güzel bir bahar resmi yapacağım. 我要作一幅美丽的春景画
    2. 制造, 生产; 建造, 建筑: ev \yapmak 建造房子 kumaş \yapmak 织布 makine \yapmak 制造机器 otomobil \yapmak 制造汽车 yapı \yapmak 建造大楼
    3. 创立, 创建, 建立; 制定: bir birlik \yapmak 建立联合会 kanunları \yapmak 制定法律
    4. 做, 进行, 完成: görev \yapmak 履行职责, 尽义务 iş \yapmak 工作, 做事 ödev \yapmak 做作业 temizlik \yapmak 做卫生, 打扫卫生 sabah jimnastiği \yapmak 做早操 Ne yapsam? 我做什么好呢?
    5. 修理, 修补: Bozulan saatimi saatçi yaptı. 钟表匠修好了我的表。Tamirci gelip bozulan televizyonu yaptı. 修理师傅来把电视机修好了。
    6. 引起, 产生, 成为…原因: Durgun sular sıtma yapar. 死水中孳生的蚊子会引起疟疾。Kirli sular kolera yapar. 脏水会引起霍乱。Mikroplar hasta yapar. 细菌会引起疾病。
    7. 使变成, 使成为: Ekmek toprağı altın yapar. 劳动使黄土变成金。Bu idman insanı çevik yapar. 这种操能使人的身体变灵活。
    8. 干, 做, 办, 搞, 行事, 做事, 处事: iyilik \yapmak 行善, 做好事 kötü \yapmak 做得不好 uygun \yapmak 做得适宜, 做得合适 istediğini \yapmak 你想做什么就做什么 gazete okur gibi yapan 装作读报样子的 Ben ona birşey yaptım mı? 难道我做了什么对不起他的事吗?Ne yapayım (或 yapsam) ? 我做什么好呢?İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. 您常常骂孩子, 这样做不好。İyi yaptınız da geldiniz. 您来了, 这就对了。Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma. 己所不欲, 勿施予人。
    9. 是: Bu kış çok soğuk yaptı. 今年冬季很冷。Bu yaz çok sıcak yaptı. 今年夏季很热。
    10. 得到, 获得, 受到; 实现: İlk ve orta öğrenimini Anadolu'da yapmıştı. 他在安那多卢获得了中小学教育。
    11. 解大便, 拉屎: Çocuk altına yapmış. 小孩子拉屎(弄脏衣服、被褥等)。
    12. 从事…职业, 做…工作; 当上: çiftçilik \yapmak 从事农业, 务农 doktor \yapmak 当医生 öğretmenlik \yapmak 从事教师职业 terzi \yapmak 当裁缝 valilik \yapmak 做省长工作
    13. 执行, 实行, 施行; 实现, 做, 履行, 完成: Dediklerimi yapsın. 让他照我说的做。Yasaların dediklerini yapmalı. 必须按法律规定办事。
    14. 把…嫁给
    ◇ yapamamak 不能, 不能不: Ben onsuz yapamam. 我不能没有他。Ben okumadan yapamam. 1) 我不能不读书。 2) 我不读书不行。Yaptığı hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek 帮倒忙
    ◆ Yapma! 噢, 这不可能!Yapacağımı ben bilirim. 那就走着瞧吧, 我会让你知道我的厉害。Yapacağını yap! 干你的肮脏勾当去吧!Yapacağını yaptı. 他尽其所能地暗中使了坏。

    Türkçe-Çince Sözlük > yapmak

  • 6 çok

    мно́го о́чень
    * * *
    1. озвонч. -ğu
    1) мно́го

    bu ev için çok para istediler — они́ запроси́ли за э́тот дом больши́е де́ньги

    2) о́чень

    çok az — о́чень ма́ло

    çok büyük — о́чень большо́й

    çok övmek — о́чень хвали́ть, расхва́ливать

    3) до́лго

    çok beklemek — до́лго ждать

    bu hasta çok varmaz ölür — э́тот больно́й до́лго не протя́нет, умрёт

    4) бо́льше, чем...

    faydadan çok zararı dokunur — от него́ бо́льше вреда́, чем по́льзы

    2. озвонч. -ğu
    с именами на...li,...lik мно́го...

    çok kişilik — многоме́стный

    çok manalı — многозначи́тельный

    çok yanlı — многосторо́нний

    çok yıllık — многоле́тний тж. бот.

    ••

    çoğu zarar, azı karar — погов. лу́чше ме́ньше, да лу́чше

    - çok gelmek - artık çok oluyorsun!
    - Allaha çok şükür!
    - az çok
    - en çok
    - çoğu gitti azı kaldı

    Türkçe-rusça sözlük > çok

  • 7 çok görmek

    1) находи́ть изли́шним
    2) пожале́ть; позави́довать кому

    bunu bile bana çok gördü — он да́же э́то пожале́л для меня́

    Türkçe-rusça sözlük > çok görmek

  • 8 çok şükür!

    а) премно́го благода́рен!; большо́е спаси́бо!
    б) сла́ва бо́гу!

    çok şükür bu günleri de gördük — сла́ва бо́гу, мы до́жи́ли до э́тих дней

    Türkçe-rusça sözlük > çok şükür!

  • 9 köprünün altından çok su aktı

    = köprünün altından çok su geçti с тех пор мно́го воды́ утекло́, мно́гое измени́лось

    Türkçe-rusça sözlük > köprünün altından çok su aktı

  • 10 köprünün altından çok su geçti

    Türkçe-rusça sözlük > köprünün altından çok su geçti

  • 11 çok para getiren

    çok para getiren (film vs.)
    n. moneymaker
    * * *
    1. money maker 2. moneymaker

    Turkish-English dictionary > çok para getiren

  • 12 çok bile olmak

    çok bile olmak (birine)
    v. rate high with smb.

    Turkish-English dictionary > çok bile olmak

  • 13 çok yağlı

    adj. oily
    --------
    çok yağlı (sabun)
    adj. superfatted

    Turkish-English dictionary > çok yağlı

  • 14 cok

    [T cok, Az cox, from OT *choq]: much, many

    A Concise Gagauz Dictionary with etymologies and Turkish, Azerbaijani and Turkmen cognates > cok

  • 15 çok

    çok <- ğu> adj viel, viele; adv viel; viel-, multi-; sehr schön usw; durchaus; lange warten, arbeiten;
    -den (daha) çok mehr als;
    daha çok var mı? ist es noch weit?;
    çok çok höchstens;
    çok defa(lar) (a çok kere, çok sefer) (sehr) oft; meistens;
    çok geçmeden kurz darauf, bald danach;
    çok gelmek zu viel sein ( oder werden); zu viel scheinen;
    çok görme Missgunst f;
    çok görmek (-i –e) etwas (A) als überflüssig für jemanden erachten; jemandem etwas missgönnen; viel durchmachen;
    çok heceli GR mehrsilbig;
    çok olmak fig zu weit gehen, keine Grenzen kennen;
    çok olmuş überreif; Tee zu stark;
    çok şey! erstaunlich!, fam ein dolles Stück;
    az çok mehr oder weniger;
    en çok höchstens; meistens;
    pek çok sehr viel;
    çoğumuz viele ( oder die meisten) von uns

    Türkçe-Almanca sözlük > çok

  • 16 bir şeyin çok bulunduğunu belirten yer eki

    \bir şeyin çok bulunduğunu belirten yer eki (gulistan)
    istan

    Türk-Kürt Sözlük > bir şeyin çok bulunduğunu belirten yer eki

  • 17 çok

    - ğu
    s. 多的, 数量大的: \çok para 很多钱 Bugün işimiz çok. 今天我们很忙。Bu yıl çok ürün var. 今年收成不错。
    zf.
    1. 经常
    2. 长时间地: Çok yaşa! 万岁!Bu eseri meydana getirmek için çok uğraştım. 为了完成这个作品, 我已经费了很多心血。
    3. 很, 十分, 非常: \çok kısa dalga 超短波 \çok kolay 很容易 \çok güzel 非常漂亮 Çok çalışıyor. 他很刻苦。
    4. 大量地, 多
    5. 更加; 比…更多地: Anamı daha çok severim. 我更喜欢我的母亲。Şu anda her şeyden çok memleket gözümde tütüyordu. 眼下我最思念的是我的故乡。
    is. 多, 多数, 大部分: insanların \çoku 多数人 Yolun çoğu bitti, azı kaldı. 路大部分修完了, 还剩一小段。
    ◇ \çok bilmek 1) 知识丰富; 聪明, 聪慧 2) 精明, 狡猾 \çok \çok 至多, 最多: Bu iş çok çok iki saat sürer. 这件事至多用两个小时。\çok geçmeden 不久, 很快地, 没过多久 -e \çok gelmek 1) 过多, 太多: Bu yemek bana çok geldi. 饭太多了, 我吃不了。 2) 过分, 难以承受, 难以忍受: Bu davranışınız artık bana çok geliyor. 我觉得您的这个做法太过分了。-e \çok görmek 认为没有必要, 认为过分, 认为不相称, 认为不配: Mehmetçiğimizin köylere kadar anıtlaştırılmasını çok görmem. 我认为在各个村庄都为我们的战士树碑立像也不过分。\çok olmak 做得过分: Eh, çok oldun artık. 喂, 你太过分了。Sen çok oluyorsun artık. 你这也太过分了。\çok ortaklı 合伙人多的(公司) \çok söylemek 喋喋不休, 滔滔不绝 \çok sözlü 甜言蜜语, 健谈的, 说话和气的 \çok su götürür 不大可信的, 不大可靠的 \çok şükür ki 幸亏 \çok yanlı 1) 多面的, 多边的: \çok yönlü ilişkiler 多边关系 2) 学识渊博的, 经验丰富的; 多面手 \çok yıllık 多年生的(植物) \çok yanlı 1) 多面的, 多边的 2) 学识渊博的, 经验丰富的; 多面手 \çoka kaçmak 过分, 过度: Artık bu hareketiniz çoğa kaçtı. 您的这一行为过分了。\çoka kalmaz 不久 \çoka varmak 过分, 过度 \çoka varmaz 不久 \çoklar 大部分, 大多数: Çoklarını dinledim. 我大部分都听了。
    ◆ Çok şey! (表示惊讶)难以置信!不可思议!Çok şükür! 谢天谢地: Çok şükür bu günleri de gördük. 谢天谢地, 我们也过上了这样的好日子。Çoğu gitti, azı kaldı. 七十二拜都拜过了, 还剩一哆嗦。Çoğu zarar, azı karar. 满招损, 谦受益。

    Türkçe-Çince Sözlük > çok

  • 18 çok sesli

    s.
    1. 乐́ 复调的: \çok sesli müzik 复调音乐
    2. 语́ 多音的

    Türkçe-Çince Sözlük > çok sesli

  • 19 çok seslik

    Türkçe-Çince Sözlük > çok seslik

  • 20 çok uluslu

    s. 多国的, 由多国组成的, 跨国的: \çok uluslu güç 多国部队 \çok uluslu şirket 跨国公司

    Türkçe-Çince Sözlük > çok uluslu

Look at other dictionaries:

  • sıkmak — i, ar 1) Çevresine sarılarak veya bir şey sararak çepeçevre basınç altına almak Yalnız kalan kadın titriyor, hıçkırarak kucağındaki yavrusunu sıkıyor. Ö. Seyfettin 2) Bir şeyin suyunu, yağını, sıvı kısmını basınçla çıkarıp akıtmak Limon sıkmak.… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.