Translation: from english to turkish

from turkish to english

çifte atmak

  • 1 kick

    tekmelemek, tekme atmak; (gol) atmak; çifte atmak, tepmek; (silah) tepmek,tekme; heyecan, zevk, cosku; (alkol, uyusturucu, vb.) etki

    English to Turkish dictionary > kick

  • 2 slur kara çalmak, çamur atmak; (sarhosluktan, vb.) sözcükleri kötü telaffuz etmek

    kara çalma, iftira, leke (sürme); sözcükleri kötü telaffuz etme

    English to Turkish dictionary > slur kara çalmak, çamur atmak; (sarhosluktan, vb.) sözcükleri kötü telaffuz etmek

  • 3 venture tehlikeye atmak; tehlikeye atilmak; cüret etmek, göze almak

    tehlikeli girisim, tehlikeli is, macera; girisim, tesebbüs

    English to Turkish dictionary > venture tehlikeye atmak; tehlikeye atilmak; cüret etmek, göze almak

  • 4 kick

    n. tekme, tepme, geri tepme, enerji, heyecan, zevk, sertlik, karşı gelme, yakınma, çifte
    ————————
    v. tekmelemek, tekme atmak, tepmek, çitme atmak, tepinmek, teklemek, geri tepmek, yakınmak, sızlanmak, bırakmak, vazgeçmek
    * * *
    1. tep (v.) 2. tekme (n.)
    * * *
    [kik] 1. verb
    1) (to hit or strike out with the foot: The child kicked his brother; He kicked the ball into the next garden; He kicked at the locked door; He kicked open the gate.) tekmelemek, tekme atmak
    2) ((of a gun) to jerk or spring back violently when fired.) geri tepmek
    2. noun
    1) (a blow with the foot: The boy gave him a kick on the ankle; He was injured by a kick from a horse.) tekme, çifte
    2) (the springing back of a gun after it has been fired.) geri tepme
    3) (a pleasant thrill: She gets a kick out of making people happy.) heyecan, zevk alma
    - kick off
    - kick up

    English-Turkish dictionary > kick

  • 5 ache

    n. ağrı, sızı, sancı, acı
    ————————
    v. sancımak, ağrımak, acımak, sızlamak
    * * *
    1. ağrı (v.) 2. ağrı (n.)
    * * *
    [eik] 1. noun
    (a continuous pain: I have an ache in my stomach.) ağrı, sızı, acı
    2. verb
    1) (to be in continuous pain: My tooth aches.) ağrımak, acımak, sancımak
    2) (to have a great desire: I was aching to tell him the news.) çok istemek, can atmak

    English-Turkish dictionary > ache

  • 6 affix

    n. önek, sonek, takı
    ————————
    v. eklemek; takmak, iliştirmek; atmak (imza), basmak (damga), yapıştırmak (pul)
    * * *
    1. ekle (v.) 2. ek (n.)
    * * *
    [ə'fiks]
    (to attach (something) to an object etc: Affix the stamp to the envelope.) eklemek, iliştirmek

    English-Turkish dictionary > affix

  • 7 allude

    v. kastetmek, üstü kapalı söylemek, taş atmak
    * * *
    ima et
    * * *
    [ə'lu:d]
    ((with to) to mention: He did not allude to the remarks made by the previous speaker.) değinmek, ima etmek

    English-Turkish dictionary > allude

  • 8 amputate

    v. organını almak; budamak, kesmek (ağaç, organ)
    * * *
    1. ampute et 2. kes
    * * *
    ['æmpjuteit]
    (of a surgeon etc) to cut off (an arm or leg etc): They are going to have to amputate (his left leg). (bir uzvu) kesip atmak

    English-Turkish dictionary > amputate

  • 9 anchor

    n. çapa, demir, lenger; güven kaynağı, dayanak noktası; sunucu (haber); açık oturum yöneticisi
    ————————
    v. demirlemek, demir atmak; sağlama bağlamak; sunuculuk yapmak; açık oturum yönetmek
    * * *
    1. demir at (v.) 2. çapa (n.)
    * * *
    ['æŋkə] 1. noun
    1) (something, usually a heavy piece of metal with points which dig into the sea-bed, used to hold a boat in one position.) çapa, demir, çıpa
    2) (something that holds someone or something steady.) destek
    2. verb
    (to hold (a boat etc) steady (with an anchor): They have anchored (the boat) near the shore; He used a stone to anchor his papers.) demir atmak, demirlemek
    - at anchor

    English-Turkish dictionary > anchor

  • 10 ascribe

    v. yüklemek, üstüne atmak, atfetmek
    * * *
    1. atfet 2. bağla
    * * *
    (to think of as done or caused by someone or something: He ascribed his success to the help of his friends.)...-e bağlamak

    English-Turkish dictionary > ascribe

  • 11 aspire

    v. çok istemek, can atmak, arzulamak, peşinde olmak
    * * *
    1. heveslen 2. talip ol
    * * *
    ((usually with to) to try very hard to reach (something difficult, ambitious etc): He aspired to the position of president.) çok istemek, can atmak

    English-Turkish dictionary > aspire

  • 12 axe

    n. balta; kısma, azaltma; işten kovma, kovma; enstrüman, çalgı
    ————————
    v. kısmak, azaltmak, kovmak, işten kovmak
    * * *
    1. balta 2. baltala (v.) 3. balta (n.)
    * * *
    [æks] 1. noun
    (a tool with a (long) handle and a metal blade for cutting down trees and cutting wood etc into pieces.) balta
    2. verb
    1) (to get rid of; to dismiss: They've axed 50% of their staff.) atmak, kovmak
    2) (to reduce (costs, services etc): Government spending in education has been axed.) kısıntı yapmak, kısmak

    English-Turkish dictionary > axe

  • 13 backdate

    öne al
    * * *
    1) (to put an earlier date on (a cheque etc): He should have paid his bill last month and so he has backdated the cheque.) ön günlemek, daha önceki bir tarihi atmak
    2) (to make payable from a date in the past: Our rise in pay was backdated to April.) geçmişi kapsamak, geriye dönük olmak

    English-Turkish dictionary > backdate

  • 14 ball

    n. top, küre, bilye, misket, gülle, yumak, yuvar, top oyunu, top mermisi, balo; ilaç (at)
    ————————
    v. yumak yapmak, top yapmak, fişek atmak
    * * *
    1. bilye 2. top
    * * *
    I 1. [bo:l] noun
    1) (anything roughly round in shape: a ball of wool.) top, yumak
    2) (a round object used in games: a tennis ball.) top
    3) (balls (plural) (slang) testicles.) taşak, husye
    - ballcock
    - ballpoint
    2. adjective
    a ballpoint pen.)
    - start/set, keep the ball rolling II 1. [bo:l]
    (a formal dance: a ball at the palace.) balo
    2. adjective
    ballroom dancing.) balo

    English-Turkish dictionary > ball

  • 15 balloon

    adj. balon gibi, kabarık
    ————————
    n. balon, küre
    ————————
    v. balonla uçmak, şişirmek, havadan atmak (top),abartmak, şişmek, balon gibi olmak; zam yapmak
    * * *
    balon
    * * *
    [bə'lu:n]
    (a large bag, made of light material and filled with a gas lighter than air: They decorated the dance-hall with balloons.) balon

    English-Turkish dictionary > balloon

  • 16 bandy

    v. sağa sola atmak (tenis), atışmak; yumruklaşmak
    * * *
    1. öte beriye vur (v.) 2. çarpık (adj.)
    * * *
    ['bændi]
    ((of legs) bent outwards at the knee: She wears long skirts to hide her bandy legs.) çarpık, eğri, paytak

    English-Turkish dictionary > bandy

  • 17 banish

    v. kovmak, defetmek, sürgün etmek, sürmek; kafasından atmak, aklından çıkarmak
    * * *
    1. sür 2. sürgün et
    * * *
    ['bæniʃ]
    (to send away (usually from a country), especially as a punishment: He was banished (from the country) for treason.) sürgün etmek, sürmek

    English-Turkish dictionary > banish

  • 18 beat

    adj. bitkin, çok yorgun, turşu gibi (Argo); asi
    ————————
    n. vuruş, atış, darbe, vurma sesi, çarpma; tempo, ritm, ritim, titreşim; serseri; üstünlük, devriye; sürgün avı; haberi önce yayınlama (gazete)
    ————————
    v. vurmak, dövmek, çırpmak, dayak atmak, pataklamak, volta vurmak; çalmak (davul); açmak (yol); yenmek, alt etmek (Argo); geçmek; atmak (kalp); yuvasından çıkarmak (av),
    * * *
    past tense; see beat

    English-Turkish dictionary > beat

  • 19 blow

    n. esinti, rüzgâr, üfleme; çalma, övünme, yüksekten atma; yumruk, darbe, hamle; şanssızlık, felâket, şok
    ————————
    v. esmek, körüklemek, üflemek, uçurmak, yelpazelemek; çalmak, soluk soluğa kalmak, solumak; su fışkırtmak (balina), fışkırmak, patlamak; atmak (sigorta); çarçur etmek (Argo), kaçırmak (fırsat), kaçmak; çiçek açmak, çiçeklenmek; küfretmek, kahretmek
    * * *
    1. üfle (s_h.) 2. es
    * * *
    I [bləu] noun
    1) (a stroke or knock: a blow on the head.) vuruş, yumruk, darbe
    2) (a sudden misfortune: Her husband's death was a real blow.) darbe, yıkım, felâket
    II [bləu] past tense - blew; verb
    1) ((of a current of air) to be moving: The wind blew more strongly.) esmek
    2) ((of eg wind) to cause (something) to move in a given way: The explosion blew off the lid.) uçmak, uçurmak
    3) (to be moved by the wind etc: The door must have blown shut.) uçmak, uçuşmak
    4) (to drive air (upon or into): Please blow into this tube!) üflemek, hohlamak
    5) (to make a sound by means of (a musical instrument etc): He blew the horn loudly.) üflemek, çalmak
    - blow-lamp, blow-torch
    - blowout
    - blowpipe
    - blow one's top
    - blow out
    - blow over
    - blow up

    English-Turkish dictionary > blow

  • 20 blow one's top

    tepesi atmak, öfkelenmek
    * * *
    (to become very angry: She blew her top when he arrived home late.) tepesi atmak, küplere binmek

    English-Turkish dictionary > blow one's top

Look at other dictionaries:

  • çifte atmak — 1) at, eşek arka ayakları ile vurmak 2) iki namlulu av tüfeğini patlatmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çifte — is., Far. cufte 1) At, eşek ve katırın arka ayaklarıyla vuruşu, tekme 2) İki namlulu av tüfeği Çifteler dolduruldu, horozlar çekildi, iki el silah atıldı. O. V. Kanık 3) sf. İkisi bir arada bulunan veya ikili Güzel sevme derler nasıl sevmeyim /… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kıç atmak — 1) çifte atmak 2) tkz. çok istemek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • tekme atmak (veya vurmak) — 1) ayakla bir yere sertçe vurmak Kafama bir tekme vurdular, bir şeyler söylenerek bırakıp gittiler. M. Ş. Esendal 2) çifte atmak 3) ihanet etmek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çiftelemek — i 1) Hayvan arka ayaklarıyla tepmek, çifte vurmak 2) nsz, den. Gemi havanın sertleşmesi üzerine ikinci demirini de atmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dikiş — is. 1) Dikme işi Dikişe, oyaya başladı, hanım hanımcık yaşıyordu, memnundu. R. H. Karay 2) Dikme biçimi Aralarında görüşmeye başlar başlamaz da hemen kumaş, terzi, dikiş, moda kelimeleri geçerdi. A. Ş. Hisar 3) Dikilen yer Astarın dikişi sökülmüş …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.