Translation: from turkish

çatal söz

  • 1 çatal

    ви́лка (ж)
    * * *
    1.
    1) врз. ви́лка
    2) с.-х. ви́лы
    3) разви́лка, разветвле́ние
    4) ответвле́ние; рог; зуб

    geyik çatalı — отро́сток оле́ньего ро́га

    2.
    1) разветвлённый, разви́листый; вилообра́зный

    çatal dal — разви́листая ветвь

    çatal yol — разветвлённая доро́га

    2) дву..

    çatal anahtar — двусторо́нний ключ

    çatal parmaklı — двупа́лый

    3) перен. двусмы́сленный

    çatal cevap — двусмы́сленный отве́т

    çatal söz — двусмы́слица

    ••

    Türkçe-rusça sözlük > çatal

  • 2 çatal

    is.
    1. 叉; 耙; 餐叉: Daha çatal ve bıçağı tutmasına eli yatmamıştı. 那时他还不习惯使用刀叉。
    2. 树杈; 岔路(口); 分岔点
    3. (叉状物的)齿, 股: Zıpkının üç çatalı var. 这把鱼叉有3个齿。
    s.
    1. 有叉的, 叉状的, 分岔的: \çatal dal 树叉 \çatal yol 岔路
    2. 双关的, 有双重意义的: \çatal söz 双关语
    3. 双面的: \çatal anahtar 双面钥匙
    ◇ \çatal atmak 俚́ 管闲事; 瞎搅和; 乱打听 \çatal avuç 一捧 \çatal görmek 看不清楚, 看成双影 \çatal iş 难办的事 \çatal kazık 转́ 1) 因态度不一而碍事者: Çatal kazık yere çakılmaz (或 batmaz, geçmez). 成́ 七嘴八舌事难办。 2) 结果不明的混乱状态, 难办的事: Bu konu bir çatal kazığa benziyor, buna karışmayıp bir kenara çekilsek daha iyi olur. 这件事似乎不大好办, 我们最好还是别插手, 先放一放再说。\çatal matal kaç \çatal 一种儿童游戏 \çatal ses 嘶哑的声音 \çatal yürekli 非常勇敢的, 大无畏的, 无所畏惧的

    Türkçe-Çince Sözlük > çatal

  • 3 ileri geri söz etmek

    = ileri geri söz söylemek говори́ть оби́дные слова́; говори́ть неуме́стные / неприя́тные слова́

    Türkçe-rusça sözlük > ileri geri söz etmek

  • 4 ileri geri söz söylemek

    Türkçe-rusça sözlük > ileri geri söz söylemek

  • 5 söz

    1) слово, речь, разговор

    sözü ağzında bırakmak, sözü ağzından almak — прервать, не давать договорить

    sözün ardı boşa çıkmak — все разговоры оказались / были тщетными

    sözü ağzına takımak — затыкать рот, не давать возможности говорить

    sözünü esirgememek / sakınmamak — говорить прямо, не выбирая слова, резать правду-матку

    söz etmekа) говорить о ком-чём; б) сплетничать о ком

    sözünü kesmek — а) прекратить говорить; б) прервать разговор, прервать чью-л. речь; перебивать кого

    söz sözü açar — слово за слово, и пойдёт разговор

    sözü tartmak — разговаривать, взвешивая слова

    2) слово, обещание

    söz almakа) взять слово ( для выступления); б) заручиться чьим-л. обещанием; в) получить положительный ответ семьи невесты

    3) слухи, молва
    ••

    söz gümüşse sükût altınпосл. слово - серебро, молчание - золото

    - söz aramızda
    - söz atmak
    - söz arasında
    - sözünü bilmez
    - söz bir Allah bir!
    - sözünden çıkmamak
    - söz dinlemek
    - sözü geçer
    - söz geçirmek
    - sözünü geçirmek
    - sözü geçmek
    - söz gelmek
    - sözüne gelmek
    - söz getirmek
    - söz götürmez
    - söz işitmek
    - söz kaldırmamak
    - sözde kalmak
    - söz kesmek
    - sözü kesmek
    - sözü mü olur?
    - sözü sohbeti yerinde
    - sözüm yabana dışarı
    - sözüm meclisten dışarı
    - söze yatmak
    - söz yok!

    Türkçe-rusça sözlük > söz

  • 6 söz birliği

    согла́сие, единоду́шие; договорённость

    söz birliği etmek — договори́ться

    Türkçe-rusça sözlük > söz birliği

  • 7 çatal

    вилка; развилка
    - yol çatalı

    İnşaat Mühendisliği ve Mimarlık Türkçe-Rusça Sözlük ve Rus-Türkçe Sözlük > çatal

  • 8 çatal

    adj. forked, bifurcated, two sided, difficult
    --------
    n. fork, prong, clevis
    --------
    çatal (ağaç)
    n. crotch
    * * *
    1. breasthook 2. fork 3. fork (n.)

    Turkish-English dictionary > çatal

  • 9 büyük çatal

    büyük çatal (gemi)
    n. tormentor

    Turkish-English dictionary > büyük çatal

  • 10 söz hakkı

    n. hearing
    --------
    söz hakkı (mahkemede)
    n. right of audience

    Turkish-English dictionary > söz hakkı

  • 11 çatal batırmak

    çatal batırmak (toprak)
    v. prong

    Turkish-English dictionary > çatal batırmak

  • 12 çatal saplamak

    çatal saplamak (toprak)
    v. prong

    Turkish-English dictionary > çatal saplamak

  • 13 catal

    [T catal, from catmaa]: fork

    A Concise Gagauz Dictionary with etymologies and Turkish, Azerbaijani and Turkmen cognates > catal

  • 14 söz

    [T söz, Az söz, Tk söz, from OT *söz]: word

    A Concise Gagauz Dictionary with etymologies and Turkish, Azerbaijani and Turkmen cognates > söz

  • 15 çatal

    çatal Gabel f; Gabelung f; (Hirsch)Geweih n; gegabelt; Doppel-; Doppelbart- (Schlüssel); Wort zweideutig; Angelegenheit heikel;
    çatal görmek schielen;
    çatal sürgüsü TECH Schalthebel m;
    çatal takımı Besteck n

    Türkçe-Almanca sözlük > çatal

  • 16 söz

    söz Wort n, a Versprechen n;
    -den söz açmak erwähnen A, zu sprechen kommen auf A;
    söz almak das Wort ergreifen; die Zusage erhalten (-eceği konusunda dass …);
    söz altında kalmamak (jemandem) nichts schuldig bleiben;
    söz aramızda unter uns gesagt;
    söz arasında übrigens, nebenbei bemerkt;
    söz atmak Anspielungen machen; Annäherungsversuche machen;
    söz ayağa düşmek Problem völlig laienhaft erörtert werden;
    söz dinlemek (oder tutmak) sich (D) raten lassen;
    söz düşürmek auf ein Thema lenken;
    -den söz etmek sprechen über A; handeln von;
    -i söz etmek zu klatschen anfangen (über A);
    söz(ünü) geçirmek sich durchsetzen;
    -e söz getirmek Anlass zur Kritik G bilden;
    söz götürmez unbestreitbar;
    söz kaldırmamak sich (D) nichts gefallen lassen;
    söz konusu betreffend;
    söz konusu olmak die Rede sein von;
    söz konusu (bile) değil es kann keine Rede sein von;
    söz olmak ins Gerede kommen;
    söz sahibi olmak mitreden können, kompetent sein;
    söz temsili zum Beispiel, nehmen wir an;
    söz varlığı Wortschatz m;
    -e söz vermek jemandem das Wort erteilen; sein Wort geben;
    söz yazarı Textdichter m;
    buna söz yok! dazu kann man nichts sagen;
    sözde kalmak unp es wird nichts daraus;
    söze atılmak (oder karışmak) sich einmischen, jemandem ins Wort fallen;
    -in sözü geçmek das Sagen haben; erörtert werden;
    sözü geçer einflussreich;
    sözü uzatmak weitschweifig sein ( oder werden);
    sözüm olsun auf Ehrenwort;
    sözüm yabana mit Verlaub zu sagen;
    sözün kısası kurz und gut;
    sözünde durmak sein Wort halten;
    sözünden çıkmamak die Bitte (eines Menschen) nicht abschlagen können;
    sözünü bilmez taktlos, unbedacht;
    -in sözünü etmek sprechen über A ( oder von);
    sözünü tutmak sein Wort halten; dem Rat (eines anderen) folgen;
    sözünün eri ein Mann des Wortes

    Türkçe-Almanca sözlük > söz

  • 17 söz

    belên
    --------
    gotin
    --------
    peyv
    --------
    soz
    --------
    şor

    Türk-Kürt Sözlük > söz

  • 18 ön söz

    is.
    1. 序, 序言, 绪论, 卷头语, 前言: Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ön söz yazmadığı roman yok gibidir. 侯赛因•拉赫米•居尔珀纳尔写的小说似乎没有没写前言的。

    Türkçe-Çince Sözlük > ön söz

  • 19 söz

    is.
    1. 句子, 话: \söz düellosu 辩论, 舌战 \söz yarışı 辩论, 舌战 \söz yayınları (电台、电视台)除音乐节目以外的所有广播 \söz yitimi 医́ 失语症, 无语言能力 \sözün gelişi 文́ 上下文 Söz anlayan beri gelsin. 你们谁都不理解。Söz ve hareketleri gayet derli topluydu. 他的言谈举止相当有条不紊。Sözüm söz. 我说话算数。Sözüm yok. 我没有要说的。
    2. 词, 字: \söz takımı 语́ 词组 \söz varlığı 语́ 词汇, 语汇 \söz zinciri 语́ 词链
    3. 消息, 风声, 传闻: Ortalıkta bir söz dolaşıyor. 四周正传播着一种流言。
    4. 允诺, 许诺, 约定, 诺言
    5. 歌词: \söz yazarı 词作者 Şarkının sözleri çok anlamlı. 歌词很有意义。
    - den \söz açmak 谈论, 谈起, 谈及: Aile toplantısında düğünden söz açıldı. 在家庭会议上, 讨论了婚礼的事。\söz adamı 演说家, 雄辩家 \söz ağzından dirhemle çıkmak 少言寡语, 不爱说话: Sınıfa yeni gelen çocuk âdeta dilsiz gibiyidi; söz ağzından dirhemle çıkıyordu. 班上新来的孩子不爱说话, 几乎象个哑巴似的。\söz ağzından dökülmek 不得不说, 迫不得已地说, 言不由衷地说 \söz alıp vermek 交谈 \söz almak 1) 得到许诺 2) 得到发言的许可, 得到发言权: Başkandan söz alarak, ben de bu konudaki görüşlerimi, düşüncelerimi bildirdim. 得到主席的许可, 我也就此问题发表了我的看法。 3) (求婚双方男方)得到女方的允婚 \söz altında kalmamak (言语上)针锋相对, 反唇相讥 \söz anlatmak 讲解, 解释, 说明, 阐明 \söz aramızda 1) 你知我知, 天知地知 2) 只在我们之间说, 不瞒你说 \söz arasında 附带地, 顺便地, 话语之间 \söz atmak 1) 用言语刺激, 用话语侮辱, 冷嘲热讽: Mahallenin o iki güzel kızı birbirlerini çekemezler, bir araya gelseler birbirlerine söz atmadan duramaz. 街区的这两个漂亮的姑娘互不服气, 一见面就互相讥讽, 没完没了。 2) (对妇女)用话挑逗, 喋喋不休, 调戏: Yüzünün ifadesi o kadar ciddî idi ki, hiç bir erkek ona söz atmadı. 她脸上的表情是那么的严肃, 没有一个男人敢调戏她。\söz ayağa (或 yere) düşmek 说三道四: Baktım ki söz ayağa düşmüş, şu hâlde çekilip gitmek daha muvafıktır dedim. 看来已经有人说闲话了, 既然如此, 我看还是离开的好。\söz bir etmek 约定, 约好; 统一口径, 串通 \söz çıkmak 有传闻, 有风声, 风传, 谣传: Askerlik süresi kısalacakmış, diye bir söz çıktı. 有传言说服役期要缩短。\söz dinlemek 听话 \söz düşmek 有发言权, 被允许发言: Büyükler varken küçüklere söz düşmez. 大人说话的时候小孩子们插不上嘴。O konuda size söz düşmediğini bilmeniz gerekirdi. 你们应该知道, 在这个问题上, 没你们说话的份儿。\söz düşürmek 把话题引到 \söz ebeliği 唠叨, 饶舌: Söz ebeliğini bırak, uslu, terbiyeli oturacaksan otur. 你就别唠叨了, 老老实实坐会儿行不行?\söz ebesi 唠唠叨叨的人, 饶舌者: Oturduğumuz müddetçe bize bir türlü konuşmak sırası vermedi, ne kadar söz ebesi olmuş o kızacağız. 这是一个爱唠叨的女孩儿, 一坐下来就没我们说话的份儿了。\söz ehli 有口才的人, 善于辞令的人, 能言善辩的人 \söz eri 1) 有口才的人, 善于辞令的人, 能言善辩的人 2) 有影响的人, 有威信的人, 有权威的人 \söz eslemek 听话, 服从指令 - den \söz etmek 谈及, 说起, 提到, 议论: Önümde yürüyen iki kızın konuşmalarına kulak kabarttım; yeni filmden söz ediyorlardı. 我注意听了听走在我前面的两个女孩儿的谈话, 她们在议论一部新电影。-i \söz etmek 说闲话 -e \söz geçirmek 影响, (说话)起作用: Siz daha elinizin altındaki iki üç kopuğa söz geçiremiyorsunuz. 您不能再吩咐您手下的那几个游手好闲者做什么事了。-e \söz gelmek 挨批评, 受批评: Söz gelmesinden çekinenler hiç bir şey başaramazlar. 怕挨批评的人什么事情也干不成!-e \söz getirmek 使挨批评, 使受批评: Çocuk her zaman terbiyeli davranarak annesine babasına söz getirmedi. 这个孩子一向很有修养, 没让父母丢过脸。\söz götürmek 1) 捎话, 传话, 转达口信 2) 可争议, 可商榷, 挑剔: Karı, bilirsin çok söz götürmem, kolum da uzundur, elim de ağırdır. 老婆, 你会明白的, 相信我, 我什么都能干。\söz götürmez 不容置疑, 无可争辩的, 无可挑剔的 \söz işitmek 受斥责, 受遣责: İşinde hata yaptı; söz işitti. 他做错了事, 挨了批评。\söz kaldırmamak 眼里揉不下沙子, 不容别人冒犯: Ben söz kaldıramam; hemen dersini veririm. 我可容不得别人挤对我, 会马上教训他。\söz kavafı 饶舌的人, 多嘴的人; 好播弄是非的人, 好散布流言蜚语的人 \söz kesmek 缔结婚约 \söz konusu 上述的: \söz konusu olay 上述事件 \söz konusu etmek 谈及, 谈起, 谈到, 把…变为话题 \söz konusu olmak (被)谈及, (被)谈起, (被)谈到, 成为话题 \söz olmak (被)说闲话 \söz rüşveti 好听的话, 拍马屁, 阿谀奉承 \söz sahibi 有权威的人 \söz sahibi olmak 成为权威人士 \söz söylemek 说话 \söz \sözü açmak 一个话题接着一个话题地聊 \söz taşımak 1) 传话 2) 传闲话, 搬弄是非, 挑拨离间 \söz taşıyıcı 搬弄是非的, 挑拨离间的, 多嘴多舌的 \söz temsili 例如, 比如, 譬如 \söz ve saz 消遣, 娱乐, 游乐 -e \söz vermek 1) 许诺, 答应: Mehmet, gelecek hafta için bize gelmeye söz vermişti. 穆罕默德答应下周来看我们。 2) 允许发言 3) (女方)允亲, 答应婚事 \söz yok 好极了!没得挑: Bu enfes! Buna söz yok. 这太棒了!没得挑!\sözde durmak 信守诺言, 言而有信: Benim fenama giden şey onun verdiği sözde durmamasıdır. 使我恼火的是他说话不算话。\sözde kalmak 空谈 \söze atılmak 搀和进来说话, 插嘴 \söze boğmak 唠唠叨叨地说废话 \söze kapılmak 听信 \söze karışmak 插话: Doktor, Esen hanımın içinden gelenleri gözlerinden okuyarak, söze karıştığına pişman oldu. 大夫从艾森太太的眼神里看出了她在想什么, 后悔自己的多嘴。\söze son vermek 结束发言, 结束讲话 \söze yatmak 1) 服从, 听话: Kardeşim söze yatar. 我兄弟很听话。 2) 遵守诺言, 守信用, 言而有信 \sözü açılmak 被谈到 \sözü ağzına tıkamak 打断某人说话, 使住嘴, 不让说话: Tam açıklayacaktım, sözü ağzıma tıkadı, konuşturmadı. 我正要说, 他打断了我的话, 不让我说。\sözü ağzında bırakmak 打断某人说话, 使住嘴, 不让说话: Sözü ağzında bıraktı, kadıncağızı konuşturmadı. 他打断了这个女人的话, 不让她说了。\sözü ağzında çiğnemek 含糊地说话, 嘟哝, 拐弯抹角地说: Sözü boğazında çiğneme, bir sonuca bağla. 你就别这那儿说车轱辘话了, 打住吧!\sözü ağzında gevelemek 含糊地说话, 嘟哝, 支支吾吾 \sözü ağzında kalmak 话没说完 \sözü ağzında gevelemek 含糊其辞地说, 嘟哝 \sözü ağzında kalmak 话到嘴边没有说出; 一言末了; 插不上嘴 \sözü ağzından almak 打断某人说话, 使住嘴, 不让说话 \sözü ağzından çıkarmak 说走嘴 \sözü ameline uymamak 说一套做一套 \sözü ayağa düşürmek 使人说三道四: Sözü ayağa düşürmektense başta saklamak evlâdır. 与其说出来让人说三道四, 还不如不说为妙。\sözü bağlamak 结束演讲, 结束发言 \sözü bal ile kesmek 有礼貌地插话 \sözü bırakmak 让发言 \sözü bir şeye getirmek 暗示, 暗喻, 拐弯抹角地说 \sözü boğazına tıkamak 打断某人说话, 使住嘴, 不让说话 \sözü bol 饶舌的, 多嘴的, 说话不谨慎的 \sözü çevirmek 转移话题, 换话题 \sözü çiğnemek 含糊地说话, 嘟哝, 拐弯抹角地说 \sözü dağıtmak 离题, 远离话题, 跑题 \sözü edilmek 值得一提 \sözü geçen 上面所提到的, 上述的 \sözü geçer 有势力的, 有威信的, 有权威的 \sözü geçmek 1) 说话管用: Onun sözü burada geçmez. 他的话在这里不管用。 2) (被)提及, (被)谈及, (被)说起 \sözü getirmek 使话题转向, 使话题转到: Döndürdü, dolaştırdı, sözü miras konusuna getirdi. 他兜了半天圈子, 把话题转到了遗产问题上。\sözü kaldırmamak 眼里揉不下沙子, 不容别人冒犯: O kadar alıngan bir huy vardı ki, en masumane söylenen sözü bile kaldırmaz, çok kez kavgalara sebebiyet verirdi. 他是那么的心胸狭窄, 别人说的哪怕是一句最无恶意的话, 他也容不下, 往往争吵起来。\sözü kapamak 结束谈话, 终止话题 \sözü kesmek 1) 停止发言, 中断发言 2) 打断发言, 使停止发言 \sözü sağlam 1) 正确的话语, 恰当的话语 2) 说话可信的 \sözü sohbeti yerinde 说话得体的, 说话有分寸的, 说话恰如其分的 \sözü tartmak 说话字斟句酌 \sözü tutmak 1) 服从, 听话 2) 遵守诺言, 守信用, 言而有信: Ali’ye, Ayşe’ye bir kardeş gibi bakacağıma söz verdim. O sözü tutuyorum. 我答应阿里要象照顾妹妹一样照顾阿伊赛, 我会遵守这个承诺的。\sözü uzatmak 说得多, 把话题扯远 \sözü yabana atmak 不在乎, 不当回事, 当耳旁风: Yok, bu sözü pek yabana atmayalım, adamın bu noktada haklı olması ihtimalı var. 不!我们不要把这句话不当回事, 在这个问题上, 此人可能是对的。\sözü yere düşmek 话落空, 说话没人听: Benim ricamı kabul etmedi, sözüm yere düştü. 他没有接受我的请求, 我的话白说了。\sözüm buradan dışarı 不要多心, 我说的不是你们 \sözüm meclisten dışarı 不要多心, 我说的不是你们 \sözüm ona 1) 所谓的, 被说成的, 被指称的 2) 不要多心, 我说的不是你们 \sözüm yabana 不要多心, 我说的不是你们: Sözüm yabana, kıskançlık bir ruh hastalığıdır. 不要多心, 我说的不是你们, 嫉妒是一种心理变态。Sözüm yabana şeytan ile pazarlığı var herifin. 不要多心, 我说的不是你们, 有人在和魔鬼做交易。\sözün akışını değiştirmek 转入另外一个话题 \sözün altında kalmamak (言语上)针锋相对, 反唇相讥 \sözün arkasını getirmek 结束发言 \sözün kısası 简单地说, 简而言之, 总之 \sözünde durmak 信守诺言, 言而有信: O sözünde duran bir adamdır. 他是个信守诺言的人。\sözünden (dışarı) çıkmak 1) 违背诺言, 不守信用 2) 无视规劝, 不顾教导, 不听话: O da seni seviyor, sözünden dışarı çıkmıyor. 他也是爱你的, 对你是言听计从。Annesi ve babası ne derse yapar, kesinlikle sözlerinden dışarı çıkmazdı. 父母怎么说, 他就怎么做, 绝对听话。\sözünden dönmek 违背诺言, 反悔: Adam odur ki sözünden dönmeye. 男子汉一言九鼎。\sözüne bal mumu yapıştırmak 永世不忘: Bu sözüne balmumu yapıştırıyorum. 你这句话我会永世不忘。\sözüne gelmek (最后才)同意某人说的话: Sonunda sözüme geldi. 他终于同意了我说的话。\sözüne güvenilmek …的话可信赖 \sözüne itaat etmek 服从, 顺从, 听话, 遵命: Sözünüze itaat etmezse ellerinizle şamarlayınız. 要是他不听您的话, 您就扇他的脸。\sözüne sahip 说话算话的, 守信用的, 信守诺言的 \sözünü bal ile kesmek 有礼貌地插话: Sözünü balla kesiyorum. 对不起, 我打断一下。\sözünü bilmez 说话不得体的, 不老练的, 不机智的, 不圆滑的 \sözünü değiştirmek 变卦 \sözünü dinlemek 听话: Murat annesinin sözünü dinler. 穆拉特听妈妈的话。\sözünü dirhemle satmak 寡言, 很少说话 \sözünü esirgememek 坦率地说 -in \sözünü etmek 谈到, 提到: Akşam senin sözünü ettik, kulağını çınlattık. 晚上我们谈到了你, 我们想念你。\sözünü geçirmek 使听话: Her baba, çocuklarına sözünü geçirebilmelidir. 每一位父亲都必须使孩子听话。\sözünü geri almak 1) 食言, 收回承诺 2) 收回前言: Affedersiniz, anlamadan konuştum, sözümü geri alıyorum. 对不起, 是我搞错了, 我收回我的话。Sen öyle düşünürsen ben de sözümü geri alıyorum. 如果你这么认为, 那我就收回我的话。\sözünü kesmek 1) 停止发言, 中断发言 2) 打断发言, 使停止发言 \sözünü sakınmamak 坦率地说 \sözünü tutmak 1) 服从, 听话: Benim sözümü tutsaydı, sınıfta kalmazdı. 他要是听我的话, 就不会留级了。 2) 遵守诺言, 守信用, 言而有信 \sözünü yabana atmak 不听劝, 当耳旁风: Benim sözümü yabana atarsan sonunda bu hâllere düsersin işte. 你要是把我的话当耳旁风, 你最后的结局就会是这样的。\sözünü yemek 食言, 收回承诺 \sözünün eri olmak 成为守信用的人, 成为说话算话的人
    ◆ Söz ağızdan çıkar. 君子一言, 驷马难追。Söz bir, Allah bir. 君子一言, 驷马难追: Söz bir, Allah bir; geleceğim dedi. 君子一言, 驷马难追, 他说过他要来。Söz dediğin yaş deridir, nereye çekersen oraya gider. 话是活的, 怎么理解都有理。Söz gümüşse sükut altındır. 雄辩是银, 沉默是金。Söz var dağa çıkarır, söz var dağdan indirir (或 Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir). 得体的话有助于你的事业顺发展, 不得体的话也会使你的事业功败垂成, 甚至让你丢掉脑袋。

    Türkçe-Çince Sözlük > söz

  • 20 söz birliği

    is. 约定, 约好; 统一口径, 串通
    ◇ \söz birliği etmek 约定, 约好; 统一口径, 串通 \söz birliğiyle 一致, 一致地

    Türkçe-Çince Sözlük > söz birliği

Look at other dictionaries:

  • çatal — is. 1) İki veya daha çok kola ayrılan değnek 2) Yol, ağaç gibi kollara ayrılan şeylerin ayrılma yeri 3) Dallı olan şeylerin her kolu 4) Yemek yerken kullanılan iki, üç veya dört uzun dişli çoğunlukla metal araç Çatalı elinden düştü, ağzı açık… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çatal kazık yere batmaz (veya geçmez veya çakılmaz) — birden çok kimsenin söz sahibi olduğu iş yürümez …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • fondre — (fon dr ), je fonds, tu fonds, il fond, nous fondons, vous fondez, ils fondent ; je fondais ; je fondis ; je fondrai ; je fondrais ; fonds, qu il fonde ; que je fonde, que nous fondions ; que je fondisse ; fondant, fondu, v. a. 1°   Rendre… …   Dictionnaire de la Langue Française d'Émile Littré

  • sous — (sou ; l s se lie : sou z un abri) prép. 1°   Il marque la situation d une chose à l égard d une autre qui est par dessus. Sous le toit. Passer sous les fenêtres de quelqu un. Mettre un oreiller sous sa tête. Sous le ciel. •   Vaubrun a eu quatre …   Dictionnaire de la Langue Française d'Émile Littré

  • Menschenrechte — Als Menschenrechte werden subjektive Rechte bezeichnet, die jedem Menschen gleichermaßen zustehen. Das Konzept der Menschenrechte geht davon aus, dass alle Menschen allein aufgrund ihres Menschseins mit gleichen Rechten ausgestattet und dass… …   Deutsch Wikipedia

  • lez — (lê) prép. ancienne signifiant à côté de, proche de, tout contre, qui n est plus usitée que dans quelques noms de lieux, comme : Plessis lez Tours, Saint Denis lez Paris, et autres semblables. HISTORIQUE    XIIe s. •   Lez une roche, soz l ombre… …   Dictionnaire de la Langue Française d'Émile Littré

  • taupe — (tô p ) s. f. 1°   Nom d un genre de mammifères carnassiers insectivores, dans lequel on distingue la taupe commune, dont les yeux sont très petits et tellement cachés sous les poils qu on en a longtemps nié l existence. •   Prenons la taupe pour …   Dictionnaire de la Langue Française d'Émile Littré

  • écorce — (é kor s ) s. f. 1°   Enveloppe de la tige des plantes ligneuses. L écorce du chêne.    Écorce du Pérou, le quinquina. •   Du temps de la Fontaine on disait l écorce du kin : Ce dieu, dis je, touché de l humaine misère, Produisit un remède au… …   Dictionnaire de la Langue Française d'Émile Littré

  • iğne — is. 1) Dikiş dikmeye yarayan, ince, ucu sivri, bir ucunda iplik geçecek deliği bulunan çelik araç 2) İki şeyi birbirine tutturmaya yarar ince, uzun, ucu sivri, metal araç Çengelli iğne. Toplu iğne. 3) Toplu iğnenin süs olarak kullanılan, iri… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

Wir verwenden Cookies für die beste Präsentation unserer Website. Wenn Sie diese Website weiterhin nutzen, stimmen Sie dem zu.